Usta romancı ve aktivist Adalet Ağaoğlu, 12 Eylül referandumunu destekleyen sosyalistler arasında yer almış ve o dönem "Yetmez Ama Evet" diyen grupla birlikte il il dolaşıp neden referanduma 'Evet' denilmesi gerektiğini anlatmıştı. Hatta o dönem Anayasa Mahkemesi eski raportörü Osman Can ile birlikte İstanbul'da bir otelde neden anayasa referandumuna 'evet' oyu verilmesi gerektiğini anlattığı bir etkinlikte yumurtalı protestonun hedefi olmuştu. O protestoya hedef olan Osman Can şimdi AKP MYK üyesi, Adalet Ağaoğlu ise AKP'den ümidine kesmiş sosyalist bir yazar olarak yoluna devam ediyor.
Ağaoğlu, yaşadığı hayal kırıklığını, Türkiye'nin demokratikleşememe tarihini ve gündemdeki açlık grevleri ile ilgili görüşlerini Hürriye muhabiri Cansu Çamlıbel'e anlattı.
Türkiye’nin sorunu tek adam arayışı
Ölüm oruçlarını...ölmeye yatanları, yıllar önce ölmeye yatmanın romanını yazan Adalet Ağaoğlu ile konuşalım diye yola çıktık.
Adalet Hanım’la edebiyatına can veren siyasal olaylar arasında zamanda
yolculuğuna çıktık. Bugüne geri dönerken anlattıkları yolda biriktirdiği
fotoğraflardan bir Türkiye albümü aslında. Eleştiriye, küfre aldırmadan
hep inandığını yazan ve söyleyen Adalet Ağaoğlu, yazarlığının 65.
yılında yine birilerini kızdaracak şeyler söylemeye devam ediyor. Kendi
kütüphanesini bağışladığı Boğaziçi Üniversitesi Vakfı, Perşembe günü
Ağaoğlu’nun 65. yılı için bir tören düzenliyor. Biz Adalet Hanım’la
önceden mini bir kutlama yapmış olduk.
CUMHURİYET’İ AMELİYAT MASASINA YATIRDIM
İlk romanlarınızdan itibaren ördüğünüz hikayelerin arka planında olan siyasi motivasyon nasıl başlamıştı?
27 Mayıs’ta devrimci kesildik ama onu yaşadıktan sonra bu sefer de onun
anayasasına karşı yürümeye başladık. 68 başladı Fransa’da, bize akmaya
başladı. Batı’da ne başlasa bize akar biliyorsunuz. 68 yürüyüşlerindeki
gözlemlerimle zaten ‘Ölmeye Yatmak’ı yazmaya karar vermiştim. Beni buna
iten Cumhuriyet’in kültür ikileminin bizi ne kadar bölmek olduğunu
görmekti. Biz üniversiteliler Ankara’da Mithatpaşa Caddesi’nde
yürüyoruz. Yolun iki kenarında da kasketli adamlar bizi izliyor. Belli
ki köyden gelmişler. İçimden dedim ki; ‘onlardan bir kişi bile olsa inip
kaldırımdan bize katılsa’. Öyle de masum bakıyorlardı ki. Benim bu
kültür ikilemini, Cumhuriyet’i ameliyat masasına yatırmam lazım dedim.
Bu ihtiyacı şiddetle hissettim.
Kendi hayatınızın ikilemleri de var mıydı o ameliyat masasının üzerinde?
Senin söylediğin de doğru. Kendi hayatımın ikilemi de var. Ben bir ilçe
çocuğuyum. İlkokulu Ankara’nın bir ilçesinde okudum. Onu da müsamere
olarak romana koydum, o yeter. Dikkat edersen ‘Ölmeye Yatmak’daki o
müsamerede bütün tabakaların çocukları var. Bürokratın da, askerin de,
esnafın da, köylünün de...Eh Cumhuriyet ilkokulu herkes orada. Kızların
müsamereye çıkışı da ayrı bir dram.
Ortalama bir Türkiye insanı hep mi muhafazakardı gerçekten, yoksa bazılarının iddia ettiği gibi son dönemde mi muhafazakarlaştı?
Bu toplumu yaratan insanlar, insanları böyle yapan o toplumun
ideolojisi. İnsanlara da o açıdan bakmaya çalışıyorum. Hep başına ve
sonuna birlikte bakıyorum. ‘Mesela Fikrimin İnce Gülü’nün Bayram’ı neden
o kadar bencil oldu.
İKİ KESİM ARASINDA KARŞILIKLI İNAT VAR; ONLAR ÖRTÜNDÜKÇE BATILILAR AÇILIYOR
Laik bir ülke mi Türkiye gerçekten?
Laik devlet olduğumuza hiç inanmadım çünkü devletin maaş bağladığı bir
kurumla laik olunmaz. Bugün bütçemizden en büyük pay askere, ikinci de
Diyanet’e ayrılıyor. Eğitim, sağlık, kültür için küçük küçük paylar. Bir
de Diyanet Müslümanlığın belli bir inancı üzerine kuruluyor. Diyanet
Almanya’ya giden hocaların da maaşını ödüyor. Her mahalle Müslümanmış
gibi kalem gibi bir camii dikiliyor.
Siz hep dindar kesimlere bakışınızda dramatik bir değişim olduğunu anlatırsınız. Dindar kesimler de kendi içinde değişmedi mi?
Babamın bir hafız olduğunu öğrenmekte bile geç kaldım. Bunu öğrenince
de itiraf etmekte çekindim. İlkokuldan aşılanmama bakın yani.
Batılılaşma adı altında muhafazakarları küçük görme bende de vardı. Eli
tesbihli kimi görsem başımı çevirirdim, itiraf ediyorum size. İki kesim
arasında karşılılı inat var. Onlar örtündükçe, Batılılar açılıyor. Ona
çok dikkat ettim. Fakat sonuçta muhafazakarların modası bizim Batılılara
çaldı. Geçen gün televizyonda gördüm Ala diye bir dergi çıkıyormuş.
Dergideki kıyafetler nasıl şık. Belki Muhteşem Yüzyıl dizisi de bir moda
yarattı ayrıca. Şimdi herkes birbirine özeniyor.
SANATÇI TOPLU BİRŞEYE ÜYE OLMAZ
Eşitlik Demokrasi Partisi ve Yeşiller bu ay yeni bir partide birleşecek. Bu partiye ilk destek verenlerden oldunuz.
Ben Yeşiller’le EDP’nin birleşmesine ‘evet’ dedim. Fakat şunu da
söylemem gerekir; ben dayanışırım ama asla üye olmam. Benim hiçbir
partide imzamı bulamazsınız. TİP’in büyük sempatizanıydım. Memurluğuma
rağmen TİP için yapmadığım kalmadı ama asla üye değildim. ÖDP kuruldu,
ona şefkat duydum bütün daha önce kapatılan partilerin uzantısı olarak.
Ama ona da üye olmadım. Bugün kurulacak partiye de üye olmam. Çünkü bir
sanatçının toplu birşeye üye olmasını yaratıcılığa aykırı buluyorum.
Tarafsız olmayı bilebilmek lazım. Demokrat olma gayreti daha iyi.
Ölüm oruçları kilidi nasıl açılır?
O kadar basit ki bu iş. Açlık grevleri duygusal bir baskıdır, bizim
vicdanımıza sesleniyor. Vicdan ikilemlerle doludur. Bu açlık grevleri de
vicdanın kabul etmeyeceği bir durum. Yaşatmak için var olması gereken
devletin yerinde öldürmek için bir devlet duruyor burada. Adı Cumhuriyet
olan bu devletin ve iktidar partisinin yapacağı tek şey onların
isteklerini kabul etmektir.
Duygu sömürüsü dediniz ama.
Duygu sömürüsü diye yapmıyor bunlar ama bu böyledir. Çocuk ağlaması da öyledir.
ÖLMEYE YATMAK İNTİHAR DEĞİLDİR
Bir siyasi hedefin gerçekleşmesi için gençlerin ölmeye yatmalarının
desteklenmesi reva mı? Bu işi örgütleyenlerin eleştirecek tarafı yok mu
hiç?
Zaten onu söylemek istemiştim. Ben çoktandır bu değişen dünyada
kavramların da yeniden anlamlandırılması gerektiğini düşünüyorum. ‘Barış
barış’ diye inleyip durmak çok naif geliyor bana.
Ölmeye Yatmak’ta Aysel’in bireysel dünyasındaki ikilemleri o
noktaya götürüyor. Bugün kollektif bir ruhla siyasal ve toplumsal
hedefler için ölmeye yatanlardan bahsediyoruz. Benzer bir tarafı var mı?
‘Ölmeye Yatmak’ta Aysel intihar edecek sandı herkes. İntiharla ölmeye
yatmak aynı şey sanıldı. Bugün de açlık grevi intihar sanılıyor. Oysa
intihar çok kişisel birşeydir. Toplu intihar yapıldığı zaman protesto
değil de inanç tezahürü olabiliyor. Bugün bizimkiler de haklarını
savunuyor. İsteklerinin hepsi de haklı istekler. Öcalan’ın tecritinin
kaldırılması, kendi diliyle mahkemede savunma yapabilmesi ve kendi
dilinde eğitim.
HA İNCE MEMED HA PKK
Kürt sorunu böyle mi çözülecek?
Ben Kürt sorununun çözümünü de eski anayasanın tamamen çöpe atılmasına
bağlıyorum. Eski anayasanın şurasını burasını düzeltme taraftarı hiç
olmadım. Darbe anayasası zaten yoktur, yok sayacağız. Göçmüş bir çatının
altında yağmur sularının altında oturup duruyoruz. O ev yıkılıp yeniden
yapılacak. Bu da o kadar güç birşey değil. Kırmızı çizgiler zaten
atarsan herşey düzelecek. Dokunulmaz hiçbir şey olamaz. Bu ırka dayalı
anayasa kaldıkça bu sorun da devam eder. Kürt sorunu ancak ırka dayalı
bir anayasa olmadığı zaman çözülür. Başka türlü de çözülmez diyorum.
PKK’yı bugün nerede görüyorsunuz?
Şunu düşünmeli miydim Allah aşkına. Ha Yaşar Kemal’in İnce Memed’i ha
PKK. Eşitliyorum. O kadar benziyor ki. Yaşar Kemal gibi kimse iyi
anlatamaz bunu, o bölgenin havasını suyunu. Ağadan dolayı zulme uğramış
olan, ailesinin öcünü almaya çıkan eşkıya. Bunlar da geçmişin öcünü
almaya, ‘ben varım’ demeye çalışıyorlar. Eşkıyalık da o kadar ezbere
birşey değil yani. PKK da ezbere birşey değil.
Ne zaman Kürt sorununda rol oynayabilecek akil insanlar listeleri yapılsa adınız ilk sıralara yazılır.
Ben bir birey olarak adıma yakıştırılan sıfatları kendime layık
görmüyorum. Benin adım Adalet. Ben Adalet Bakanlığı değilim. Herşeyi
bilen bir kiş değilim ben. Hiçbir zaman böyle bir iddiam olmadı. İyi bir
öğrenciyim, yaşadıkça öğrenirim. Bana büyük bir ödül verildiği zaman
benim aklıma onun sorumluluğu gelir hemen.
AKP’Yİ DESTEKLEDİM AMA UMUDUM KESİLDİ
Cumhuriyet’i ameliyat masasına yatırdınız. İçinden ne çıktı?
Üçlemenin adı dar zamanlardı. Dar zamanlardan bir türlü kurtulamadık
ki. Kendini aşmak, kendini ameliyat etmek aslında. Biliyorsun kadın
kendisiyle hesaplaşıyor. En sonunda öğrencisiyle yatıyor. Onu bile çok
simgesel yaptım ben. Gençlik ayağa kalkmadan muhafazakarlara
oturuyorlardı hep, profesörler dahil. Altına yatar, üstüne yatar kadın
erkek ilişkisinde. Onu tersine çevirdim ben. Ölmeye yatmak heseplaşma,
Aysel’in kendi ile hesaplaşma çabasıdır. Hatta Aysel’in sabah saksısı
çatlar, öyle çıkar dışarı. Dar gömlektir Cumhuriyet toplumun üstünde.
Darbe anayasaları dar gömlektir. Yırtmak istiyorsun. Dar zamanlar
diyorum ben buna. Beden büyüyor, üzerinde hala aynı gömlek. Onun için
ben ‘evet’ dedim referandumda.