SEN ÇİZMENİ ÇIKARMASAYDIN!

60 views
Skip to first unread message

Murat Utkucu

unread,
May 27, 2014, 10:28:46 AM5/27/14
to mmülkiye, mulkiyeistanbul, mülkiyeizmir, Mülkiye Sınıf Postası, utku...@googlegroups.com
http://www.taraf.com.tr/yazilar/murat-utkucu/sen-cizmeni-cikarmasaydin/29862/

Sen çizmeni çıkarmasaydın!

 

Sayın Murat Yalçın;

 

Biliyorum, bu satırları okuduğunda şaşıracaksın. Günlerdir gazete ve televizyonlarda hakkında yazılıp söylenenleri duyduğunda inanamamıştın ihtimal! Buna da inanamayacaksın. Ama ne tuhaf değil mi? Ne kadar asil bir duygunun insanı olduğu söylendi sana. Senin gibi adamlar oldukça bu ülkeyi beş bin yıl kimsenin yıkamayacağını yazdı biri. İnsanlık sende cisimleşmişti ve kömürlü ayaklarına yüz sürmek istiyorlardı işte. Bize hem ahlak hem devlet dersi vermiş, kamu malı nasıl kullanılır göstermiştin. Sendeki edebi, tarif etmeye sanat ve ideolojinin yetmeyeceğini söyledi bir İslamî. Yoksulluğun zarafetinden dem vurdu hızını alamayan bir şair. Sense bir türlü anlatamamıştın ilk gün, katliamdan bilmem kaç saat sonra seni kurtarıp ambulansa taşıdıklarında neden çizmeni çıkarmak istediğini? Neredeyse Hemşireye Abla mümkünse ben yerde oturayım! diyen o şaşırtan hâllerini. Hani hızını alamasan, Ben kamyon kasasında da giderim şimdi ambulansı meşgul etmeyim hasta filan vardır! diyecektin. Öylesine mahcup ve suçlu duruyordun ki madeni sen çökerttin sanırdı dışarıdan bakan biri.

 

Bir gün sonra yeterince üstünde düşünmüş olmalısın ki şöyle cevap verdin gazetecilere: “Benden sonra gelen arkadaşların üstü kirlensin istemedim.” Bu cevap da sosyal medyada yankı buldu. Hayranların bir kez daha twitledi. Ama ortada bir saçmalık vardı: Arkadaşların da tepeden tırnağa kömür karasıydı. Yani ortada ne temizlik meselesi vardı ne de kimsenin titizlendiği!. Asıl ikna edici cevap sonra geldi senden: “Devletin malına zarar gelsin istemedim. Ailemden gelen terbiye ve yetişme şeklim nedeniyle öyle davrandım!

 

Sevgili Murat; dost acı söyler. Lütfen söylediklerimi yanlış anlama. Bilmeni isterim ki aynı taraftayız seninle. Hayır empati falan yaptığım yok. Sahiden o ambulansta ne hissettiysen ben de o duyguları yaşadım vakti zamanında ve belki hâlâ devam ediyorum yaşamaya. O aile terbiyesi var ya, işte o terbiyenin aynısı bana da verildi. Ama ben senin gibi övünç duyamıyorum bununla! Çünkü biliyor musun Murat, o aile terbiyesi yüzünden beş yüz madenci can verdi ocakta. Çünkü senin iftiharla aile terbiyesi dediğin şey bizim kahrolası aczimiz ve aşağılık kompleksimizdir. O terbiye ki devletin karşısında boynumuzu büker, patronun karşısında dilimizi lal eder, karakolda ceket ilikletir, jandarmada kepimizi elimizde ezdirir. O terbiye ki haksızlıklar karşısında susmamızın sebebi, utancımızın müsebbibidir. Murat, Sevgili Kardeşim, arkadaşlarının cesetleri henüz sıcakken ve sen son anda ölümden kurtulmuşken o üç kuruşluk sedyeye uzandığında, sahiden başka şey neden gelmedi aklına hiç düşündün mü? Devletin senin canını hiç düşünmediğini, düşündün mü mesela? Bir yemek parasına fit olan müfettişlerin düzmece raporlarını düşündün mü? Ve bu nedenle boğularak ölen arkadaşların neden aklına gelmedi be Muradım! O beş yüz emekçinin hayatı sana bir sedye kadar değerli gelmedi mi? Peki, kendi hayatın? O dağın altından çıkmasaydın şimdi ağıtlar yükseliyordu evinden! Mezarından doğrulup kızına yine temizlik imandan gelir diyecek miydin be oğlum? Yok be Murat lütfen gönül koyma, biliyorum bu senin bencilliğin değil. Ama ölüm ânı bile ezikliğimize hâl çaresi olmuyorsa yazık bize be Murat. Yazık bize!

 

Sana övgüler düzen o insanlar var ya burunlarından kıl aldırsalar dünyayı ayağa kaldırırlar! Ama iş senin çizmene gelince nasıl da hisleniyorlar değil mi? İnanma onlara Murat! Madem bu kadar takdir ediyorlardı da neden senin gibi yaşamadılar bugüne kadar? Çünkü onların dünyaları bize benzemez de ondan. Onlar bizden daha değerliler. Çocukları da... Bizden çok var Murat. Ölsek yenilerimiz gelir yerimize. Onlar ise biricik! Biz o sedyede yatarken bile huzursuz oluruz kirletiriz diye. Babalarımız böyle öğretti bize. Onlar, bir sedye daha ister yedek olsun diye! Senin aile terbiyenden söz eden Ertuğrul Özkök var ya hani Ahmet Kayamızı elimizden alan o süslü gazeteci, işte o senin terbiyenin sırtına basıp yaşadı tatlı hayatını. Hani bir şair var senden bahsederken yoksulluğun zarafeti diyor. Rüzgâr Dolu Konaklar aşkına o ağa kızıdır Murat, yoksulluktan ne anlar? İkimiz de biliyoruz ki yoksulluğun zarafeti olmaz Murat! Acziyeti olur. Yoksunluğu olur. Ezikliği olur. Ama zarafeti olmaz. Yoksulu güzelleştirense tevekkül değil isyan duygusudur. Bizi yuvarlandığımız çukurdan çıkaran budur. Bu edebi güzellemelerden bize fayda gelmez dostum. Yoksulluk ne kaderdir ne arzu edilen. Bize cenneti gösterip bu dünyada cenneti yaşayan Ebu Lehep’in çocuklarını unutma!

 

Bir Ege kasabasındaydık. Büyük bir şirketin zeytin alım merkezinde çalışıyorduk. Sırayla zeytin üreticileri konteyner büroya giriyor, mahsul karşılığı düzenlenen çeklerini alıyorlardı. Kapı açıldı, yaşlıca bir adam eskimiş ceketi elinde büzülmüş kepi ile iki büklüm içeri girdi. O kadar eğilmişti ki kambur olduğundan şüphelendim önce. Ama değildi. O kadar ezilmiş duruyordu ki bakarken yüreğimin ezildiğini hissettim. Yanında beş yaşlarında kısa pantolonlu çocuk adamın elinden kurtulup kapının yanındaki boş sandalyeye umursamaz bir tavırla oturdu. Anlaşılan hâlâ “aile terbiyesi” almamıştı. Hâlâ özgürdü yani. Yaşlı adam kolundan asılarak kaldırdı çocuğu. Müesseseye saygısından bir şey diyemiyor ama gözleriyle çocuğu dövmekten beter ediyordu. Sahne o kadar feciydi ki dayanamadım. “Lütfen yapmayın,” dedim. “Siz de oturun. Sandalye ne işe yarar ki!” Üç kuruşluk sandalyeye oturmak bile yüksek izin gerektiriyordu ona göre. Hakikat şu ki, her ikisinde de kendimi bulmuştum: Çocukluğumu yetişkinliğimi. Ezilmişliğimi ama aynı anda direnişimi de... O yüzden ah be Murat beni kandıramazsın. O sedyedeki sebebi hikmeti biliyorum ben. Yüreğimi acıtan da bu...

 

Mülkiye’deyken bir kitapta okumuştuk. Alfred Adler adlı bir psikiyatr, işçi sınıfının aşağılık kompleksinden dem vuruyordu. Bozulmuş, öfkelenmiştik. Babalarımız işçiydi. Yoksulduk, fena hâlde sosyalisttik. Kapitalizm, zaten işadamı putu üzerine inşa ediyordu kendini. Onlar olmasa açtık, aşsızdık, yaşamak için onlara muhtaçtık. 24 saat kafamıza bunu işleyen bir sistemde kendimizi iyi hissetmek mümkün mü! Yani Adler’in söylediği de hakikatti işte. Ama Adler bu duygudan toplumsal olarak kurtulmanın mümkün olmadığını düşünüyordu. Ütopyası yoktu. Bizse o gün de biliyorduk ki bir işçi, sınıf bilinciyle bu kahreden kısır döngünden kendini çekip alabilir. Direnmek, işçinin aşağılık kompleksini tedavi eden tek ilaçtır. Bu hayatın, kendisine kapitalist tarafından lütfedilmediğini anlaması için bir başka dünya hayal etmek gerekir. Kendini değerli hissetmesi için mesela Bakan Taner Yıldız gibi düşünmekten kendini kurtarması gerekir. Yoksa Soma’da bizzat tokadını yediği Başbakan’dan önce özür bekleyen sonra geri basıp aslında beni korumuştu diyerek üstüne kendisi özür dileyen o İşçi’nin zindanında yaşamaya devam eder.

 

Sevgili Murat, sen belki farkında olmayabilirsin ama bizler değerliyiz. Bu hayatı biz yaratır, dönüştürür yaşanır kılarız. Cenneti de cehennemi de bu dünyada yaratabiliriz. Tersi olduğuna ikna için yedi- yirmi dört yayındadır gazeteleri, televizyonları, ilahiyat fakülteleri, imamları, dekanları tüsiadları müsiadları. Biz de önlerinde el pençe divan dururuz. Ama biz durdukça çocuklarımız da bizi görür ve öyle durmaya başlar. Biz varlığımızı değersiz hissettikçe çocuklarımız da aynı duyguyla kırılırlar. Senin çıkardığın o çizmeyi çocuğuna giydirip o sensörsüz madene sokarlar on yıl sonra ve sana “Allah muhafaza” ölüsünü verirler. İşte o zaman aile terbiyesinden bahsedemezsin mikrofonlara! O zaman anlarsın işte sedyeye canından daha fazla değer veren o “aile terbiyesi” çocuğunun katilidir Murat!

 

Taner Yıldız’ı biliyorsun, hani Muhsin Kızılkaya’nın yere göğe sığdıramadığı Enerji Bakanı, kocası ölen kadına o sakin imam tarzıyla ne diyordu biliyor musun? “Çok büyük bir acı bu, metanetli olmak lazım!” Öyle konuşuyordu ki sanki ocaktan kendi çocukları çıkarılmıştı biraz önce? Sanki madende yakınlarını kaybetmişti. O kadar içeriden konuşuyordu yani. Hâlbuki bu kazanın sorumlusu kendisiydi. O ocaklar kendisine emanetti. O açmıştı bir yıl önce madeni. Onun memurları temiz raporu vermişti onlarca kez patlamak üzere olan dağa! Bu nasıl bir oyundu ki acıyı taklit ediyordu. Aynı bakan, dört yıl önce bir işçi gerekirse on sekiz saat çalışmalı demiyor muydu? Peki, ya emeğin karşılığı? Ya iş güvenliği? Ya hayatın anlamı? Biz it gibi çalışmaya mı geldik dünyaya! Bin liraya on saat kömür sökmek ne demektir yeraltında o bakan bilir mi Murat? Kendi çocuğunu o madenin kapısından sokar mı? Onlar çocuklarımı nasıl okuturum diye hiç düşünür mü Murat? Ama bunları sen düşünecek ve kendini o sedyeden daha değerli hissedeceksin? Çocukların için! Ölen arkadaşların için! Bizim için!

 

Gözlerinden öperim! Bir umudum sende! Anlıyor musun?

 

Not: Karikatürler için Sayın Çağdaş Yılancı’ya teşekkür ederim

Nejat Utkucu

unread,
May 28, 2014, 2:50:54 AM5/28/14
to utku...@googlegroups.com
Murat'ım,
Yazın sen göndermeden önce benim okul arkadaşlarımdan geldi.
Dostlarım yazını medya ortamlarında paylaşmak için benden izin istedi.
Ben de verdim.
Eline kafana sağlık.
Bir ara işin teknik kısmını da yazarım.
Konu eksik kalmamış olur.
Selamlar
Hasan Nejat Utkucu

Not: Annemi önceki gün Ankara'da ameliyat ettirdik. Sol memesini
aldılar. Ağır bir ameliyat idi. Hala hastanede yatmakta.
Bilginiz olsun.




27 Mayıs 2014 17:28 tarihinde Murat Utkucu <utku...@gmail.com> yazdı:
> --
> Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "utkucu" grubuna abone olduğunuz için
> aldınız.
> Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için
> utkucular+...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
> Bu gruba yayın göndermek için, utku...@googlegroups.com adresine e-posta
> gönderin.
> Bu grubu http://groups.google.com/group/utkucular adresinde ziyaret
> edebilirsiniz.
> Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret
> edin.

Murat Utkucu

unread,
May 28, 2014, 3:05:17 AM5/28/14
to utku...@googlegroups.com
Hasan Abi'm

Sağolasın öncelikle.

Teknik konuda yazını bekliyorum. Hem öğrenmiş olur hem de dilersen ortamlarda paylaşırım.

Annem söz etmişti ameliyattan ama bu denli ağır olduğunu bilmiyordum Yenge'min. Şimdi arıyorum.

Sevgiler

Utkucu


28 Mayıs 2014 09:50 tarihinde Nejat Utkucu <nejat....@gmail.com> yazdı:
--
Bu e-postayı Google Grupları'ndaki "utkucu" adlı gruba abone olduğunuz için aldınız.

Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için utkucular+...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba kayıt göndermek için utku...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.

Bu grubu http://groups.google.com/group/utkucular adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için, https://groups.google.com/d/optout adresiniz ziyaret edin.

Nejat Utkucu

unread,
May 28, 2014, 4:32:47 AM5/28/14
to utku...@googlegroups.com
Sevgili Murat,



Bildiğiniz üzere Soma’da bir madeni 301 cana mezar olan bir maden
kazası yaşandı. Olaya kazadır veya bu işin fıtratında var olabilir,
deyip geçmek mümkün değildir. Çünkü iş kazalarının %98i önlenebilir
kazalardır.



Önce Soma kömür havzası ile ilgili özet bir bilgi vereyim. Soma kömür
havzası, Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ) tarafından yaklaşık bir
asırdır işletilen bir bölgedir. Havzanın kömürü iyi kalitede olup,
kendi kendine yanmaya uygundur. Buranın kömürü, ocaktaki işçiler ve
makinaların ihtiyacı olan hava yeraltına büyük fanlar ile basıldığında
oksijen ile temas eder etmez yüzeyin bazen bir metre arkasında bile
oksitlenmeye başlar, görünen zeminin altında kor haline bile
gelebilir. Zaman içerisinde oksitlenme ısısı ortaya çıkar ve bu ısı
soğutulmadığı takdirde, kızışmaya ve daha sonra da açık aleve
dönüşebilir. Kömürün yüzey alanı ne kadar fazla ise, oksitlenme ve
buna bağlı kendi kendine yanma daha hızlı olur. Yani doğada yer
katmanı içersinde bulunan kömür yanmaz ancak üretilmeye başlandığı
zaman hava ile teması başlar. Hele bir de üretimi tamamlanmış
bölgelerdeki kalan kömür (asgari %30) çok fazla yüzey alanına sahip
olduğundan daha çabuk kızışmaya uygundur. Kömürün kızıştığını ocakta
çalışanların hepsi tipik kokusundan anlar. Sensörler de zaten
kaydeder. Bu yüzden kömür madenciliğinde,üretimi tamamlanan bölgeler
havayla teması kesmek için barajlarla izole edilir. Galerilerin kömürü
kesen yerlerinin de beton püskürtme ile yalıtılması gerekir.

Yani kömür madenciliğinde kendi kendine yanma olağandır ve bunun
sonucu karbon monoksit salınımı her zaman olasıdır. Buna ilave olarak
ocakta grizu olarak da bilinen metan da bir diğer sıkıntılı gaz
olarak, madencinin dikkat etmesi gerekenlerin başında gelir. Havanın
içinde %5-15 arasında patlayıcıdır. Üzerindeki oranlarda ise sadece
yanıcıdır. Ocaklarda metan konsantrasyonunun patlayıcı seviyenin çok
daha altına kadar seyreltilecek şekilde havalandırma yapılması
gerekir. Metan evleri ısıtmakta kullandığımız doğalgazdan başka bir
şey değildir. Her maden mühendisi yer altı kömür işletmesinde
havalandırmanın önemini temel ders olarak en az iki dönem alır. Bu
derslerde ocağın ihtiyacı olan oksijeni temin ederken bir yandan da
metan ve karbon monoksit gazının seyreltilmesini gerektiğini bilir.
Ancak bu öyle kolay da bir iş değildir. Düşünün ki bir mangala hava
körükle üfleyeceksiniz ancak kömürün de yanmasını değil soğumasını
istiyorsunuz.

Gelelim olaya; Maden mühendisi olarak olayın vuku bulmasından itibaren
kafamda bir türlü oturmayan noktalar vardı. Gazete ve TV lerden gelen
bilgiler olayın aydınlanmasına yardım etmiyordu. İncelemeleri devam
eden meslektaşlarımdan veriler geldikçe olay kafamda yavaş yavaş
oturmaya başladı. Gerçek nedenler bilirkişilerin raporunda daha
netleşecek ama şu anda eldeki bilgiler ışığında Maden kazasının
oluşuna ilişkin iki ihtimal var gibi görünüyor. Birincisi ve en
kuvvetli ihtimal şöyle:

Facianın olduğu maden ocağında, yeryüzünden çalışma alanına yaklaşık 4
km lik eğimli iki paralel galeri ile ulaşılmakta. Ayrıca nefeslik adı
verilen yeryüzüne bağlı bir kuyu da bulunmakta.Eğimli galerilerden
içeriye temiz hava girmekte, nefeslik adı verilen kuyudan havalandırma
fanı ile emiş yaptırılarak dışarı atılmaktadır.Bu eğimli galerilerden
birisi belirli bir yerde kömür damarını kesmiş, tahminen etrafında
üretim yapılmış ve daha sonra kapatılarak beton ile kaplanmıştır.Olay
günü bu noktada, beton kırılıp ,yeni bir çalışma başlatıldıysa nedeni
bilinmeyen bir patlama ve takiben göçük olması nedeniyle, ocağın içine
temiz hava taşıyan bu eğimli galeri, eski üretim boşluğu ile
birleşmiş, eski üretim alanında birikmiş kütlesel zehirli gazlar bir
anda emiş yapılan temiz hava yoluyla, çalışma alanlarına hücum
etmiştir. Bu kadar büyük kütlesel gazdan korunamayan yüzlerce yaşam
sona ermiştir. Olay madenciliğin normal akışına uygun değildir

İkinci ihtimal da şöyle olabilir:

Kömür kızışması sonucunda çıkan yangın nedeniyle kömürü taşımaya
yarayan kauçuk esaslı konveyor bant, kablolar, ağaç tahkimat ve
plastik hava borusununun kızışan kömür veya başka bir nedenle yanması
sonucu basınçlı hava borusunun patlaması, zaten güçlü hava girişi olan
yerin adeta bir mangala dönmesi ve ciddi miktarda çıkan zehirli
gazların ocağın havalandırma sistemine girerek dakikalar içinde
işçilere ulaşması.

Buraya kadar kaza neden olmuş olabilir kısmı.

Yetersiz havalandırma tasarımını, kurtarma odalarının olmayışını,
çalışanlara gerekli eğitimin bilinçle verilmediğini, yapılmayan risk
analizlerini, olmayan veya uygulanmayan acil durum eylem planlarını ve
daha sayabileceğimiz bir dolu alınmamış tedbirleri saymıyorum. Hatta
depremde arama kurtarma yaptı diye iyi niyetle ancak yetersiz bilgiyle
bodozlamadan madene dalıp tahlisiyecilerin (maden yeraltı kurtarma
ekibi) işini engelleyen ve dahi işçilerden önce onları kurtarmak
zorunda kaldığı diğer arama kurtarma ekiplerine izin verenleri de
saymıyorum.

Madencilik bir kültür işidir. Eğer sen anandan babandan, çalıştığın
işyerinden, gittiğin dernekten, sevgilinden, hocandan kırmızı ışıkta
durulduğunu görürsen, sen de durursun ve bunu yargılamadan yaparsın.
Madencilik de böyledir. Kişi öğrenciyken hocasından, gittiği staj
yerinden, yeni mezunken çalıştığı işyerinden iş kazalarına karşı
modern tedbirlerin alındığını görse bu kültürü içselleştirse daha
sonra çalıştığı yerde de bu eksiği kendi giderir. İş kazalarına karşı
alınacak tedbirler, aslında toplam maliyetler içinde devede kulak
kalır. Ancak mazottan, elektrikten üretim durur diye kısamayanlar bu
tedbirlerden kısarlar. Ülkemiz için bunda bir gariplik de yoktur.
Zaten başka kimse de bu tedbirleri almamaktadır, görmesi gereken
müfettişler görmemektedir, ruhsat veren devlet farkında değildir,
evrak eksiği yakalama peşindedir. Maden kanununda işin sorumluluğu
gariban mühendise yıkılmış ve “teknik nezaretçi ne gerekirse yapar”
diye geçiştirilmiştir. Çalışma bakanlığı baret ve çelik uçlu çizme
saymakla meşguldür. İlave olarak mühendis mektepleri iş sağlığı ve
güvenliği dersleri vermemektedirler. Denetleyici kurumlar kağıt
üzerinde ve yönetmeliklere uygunluk denetimi yapmaktadırlar. Oysa ki
teknik bir gözle bakılmalı her ocağın kendine has kuralları olduğu
görülmeli ocağa has tedbirler de alınmalı, alınması sağlanmalıdır.
Yöneticiler gelen uyarılara kulaklarını tıkamamalı, bilim akıl ve
tekniğe öncelik tanımalıdır. Maden kanunu sadece ruhsat veren ve iptal
eden bir kanundan öte madenlerin iş güvenliğini diğer sanayi
dallarından ayrı tutmalı ve bu konuda da tedbirler önermeli
yaptırımlar getirmelidir. Yoksa bir bakan çıkar ve ruhsatı ben
vermedim o verdi diye diğer bakanı suçlar. Öte yandan biz mühendisler
de suçluyuz kendimizi geliştirmeli yenilikleri takip etmeliyiz.

Al sana sanık locası doldu bile.

Ama güzel ülkemde sadece madencilikte mi böyleyiz.

Ancak Devenin sadece boynu mu eğri...

Sevgilerimle

Hasan Nejat Utkucu

28 Mayıs 2014 10:05 tarihinde Murat Utkucu <utku...@gmail.com> yazdı:

Murat Utkucu

unread,
May 28, 2014, 4:48:45 AM5/28/14
to utku...@googlegroups.com
Sevgili Emmioğlum,

Öncelikle teknik meseleyi biz dışarıdaki meraklıların anlayacağı dilden kaleme aldığın için teşekkürler.

Ayrıca bütün bilgiler için.

İzninle metni sosyal medyada paylaşıyorum.

Sevgiyle 

Utkucu




28 Mayıs 2014 11:32 tarihinde Nejat Utkucu <nejat....@gmail.com> yazdı:

Murat Utkucu

unread,
May 28, 2014, 4:52:29 AM5/28/14
to utku...@googlegroups.com, mulkiyeistanbul, mülkiyeizmir, mmülkiye, Mülkiye Sınıf Postası, Mülkiye Altkantin Postası
Değerli Dostlar,

Maden Mühendisi olan ve mesleğin duayenlerinden Emmioğlum Hasan Nejat UTKUCU' nun  Soma Katliam-Kazasına ilişkin değerlendirmesini paylaşıyorum.

Metnin sınırları dahilinde yeterince aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum.

Bilgilerinize

Saygılar

Utkucu


28 Mayıs 2014 11:48 tarihinde Murat Utkucu <utku...@gmail.com> yazdı:
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages