Nisbet Nece Tapilir

0 views
Skip to first unread message
Message has been deleted

Oleta Blaylock

unread,
Jul 8, 2024, 10:34:07 AM7/8/24
to usabenlaw

Kalbin masivadan arınarak Hakk'ın esma, sıfat ve zıll nrlarına ayna olması sonucu meydana gelen şiddetli sevgi ve aşk sebebiyle salik, akis ve glgeleri Hakk'ın kendisi zanneder. Hallac'ın "Ene'l-Hak" dediği makam burasıdır. Elini ateşe sokan kişinin yandığında can havliyle: "Yandım, ateş oldum." demesi nasıl mecazi bir hakikati ifade ediyorsa ve bu sz; syleyenin gerekten ateş olduğunu gstermiyorsa "Ene'l-Hak" sz de byle bir mecazi idraktir. Kulun kendi fiil ve davranışlarını grmez olup kendisinde olan fillerin Allah'a aid olduğunu idrak etmesidir.

nisbet nece tapilir


Download Zip - https://urlgoal.com/2yRMJ7



"Sen ekilince aradan- Kalır seni Yaradan" bu anlamda sylenmiştir. Bu anlamda sylenmiş bir sz, elbette kfr değildir. Ancak iltibasa msaid olduğundan bu tr szleri, sadece beşer sıfatlardan soyutlanıp ilah sıfatlarla muttasıf olanlar syleyebilir. "Ene'l-Hak" sznn sylendiği makam Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarıyla idrak olunduğu makamdır. "Hak" ismi, esma ve sıfat tecellsidir. Bu yzden sflerden "Ene'l-Hak" diyenler ıktığı halde "Enallah" diyenler ıkmamıştır.

Hallc-ı Mansr, "Ene'l-Hak" szn syleyince tasavvuf ilmine vkıf olmayan zhir ulem bu sze şiddetle karşı ıktı. Szn Halfe Mu'tasım'ın yanına gtrerek fesd ıkardılar. O sırada vezir olan Ali bin s'yı ona karşı kışkırtarak aleyhine evirdiler. Halfe, Hallc'ın bir sene zindana atılmasını emretti. Fakat halk yine ona gidip bzı meseleler soruyordu. Daha sonra, insanların onu ziyreti de yasaklandı. İbn-i At'nın ve Eb Abdullah bin Haff'in yaptıkları ziyretler mstesn beş ay mddetle kimse onu ziyret edemedi.

Hallc-ı Mansr'un idmına sebeb olan "Ene'l-Hak" sz, onun tasavvuf yolunda shib olduğu kendi hal ve derecesine uygun ve kendi aşk sarhoşluğu iinde sylediği doğru bir szdr. Zhiren kelime mnsı; "Ben Hakk'ım" demek olan bu szn hakki mnsı: "Ben yokum. Hak vardır." demektir. Nitekim İmm-ı Rabbn Hazretleri Mektbt kitabının 2. cild 44. mektbunda bu hussu şyle aıklamaktadır:

"O byklerin "Her şey O'dur" demeleri, hibir şey yoktur. Yalnız O vardır demektir. Mesel, Hallc-ı Mansr Enel-Hak (Ben Hakk'ım) dedi. Bylece, ben Hakk'ım, Hakk Tel ile birleştim, demek istemedi. Byle diyen kfir olur ve ldrlmesi lzım olur. Onun sznn mnsı "Ben yokum, Hakk Tel vardır." demektir. İşte sofiyye her şeyi Hakk Telnın isimlerinin ve sıfatlarının grnş, onların aynası bilir. Ztın (kendisinin) bunlarla birleştiğini, ztında değişiklik olduğunu sylemez. Mesel, bir insanın glgesi, kendinden hsıl oluyor. Glge, o kimse ile birleşmiş, onun aynıdır veya o kimse o glge şekline girmiştir, gibi şeyler sylenemez. O kimse, kendi kendinedir. Glge, onun bir grnşdr. Bu kimseyi aşırı seven, glgeyi filn grmez. Ondan başka bir şey grmez. Glge, o kimsenin aynıdır, diyebilir. Yni glge yoktur, yalnız o insan vardır, der. Bundan anlaşıldı ki, sofiyye, eşyya, Hakk Tel'dan meydana gelmiştir. Hakk Tel değildir, diyor. O halde, sofiyyenin; "Her şey O'dur." szleri; "Her şey O'ndandır." demektir ki, limler de byle sylemektedir. İki taraf arasında bir fark yoktur. Yalnız şu fark vardır ki, sofiyye, eşyya, Hakk'ın grnş diyor. limler bunu sylemekten ekiniyor. Eşy ile birleşmek, eşynın iinde bulunmak anlaşılmasın diye, bu sz sylemiyor."

Manev alemleri velilerin idare etmesi diye bir şey olmaz. nk, manev alemlerde cereyan eden hadiselerin geneli, madd alemlerde olduğu gibi, yaratmaya ihtiya duyan olaylardır. Yaratmak ise, yalnız Allah mahsustur.

Ebdallerin oluşturduğu kırk kişilik bir cemaat, kk apta manev bir organize olduğu iin, -hiyararşik bir dzen ierisinde- birbirlerini tanımaları mmkndr. Bu konuda -bu tarz bir dzende organize olmamış- sahabeye benzemez.

Bedel'in oğulu olan "bdel", sofler arasında riclullahtan yedi nemli kimsenin mşterek unvan-ı mahsusu olarak bilinmektedir. Bunlar, yerinde tayy-ı mekn eder ve yerinde de nraniyet sırrıyla bir anda farklı blgelerde bulunabilirler. Bu intikal ve bulunuşlar dublelerin ve misal vcudların aksi mi, yoksa, bizzat vcudun "tayy-ı mekn" etmesi mi, konu net değildir.

Aslında, bazen bdel, kendileri bile byle esrarlı bir intikalin farkına varamayabilirler. Ftht-ı Mekkiyye sahibi bdelyı yediler diye kaydeder ve yaklaşık olarak şu mtalada bulunur: Bdel, yedi ayrı iklimde Cenb-ı Hakk'ın icraatının nezretileridirler.

Bunlar, Cenb-ı Hakk'ın şuunt-ı Sbhaniyesini temş eder ve insan ufku itibarıyla hem o icraata perdedr grnrler hem de alkışlarlar. Bunların hepsi veysiyy'l-meşrebdir; dolayısıyla da herhangi bir prin daire-i irşadına girmeleri sz konusu değildir.

Sofyeye gre ebdl, velyet mertebesini ihraz ettiği hlde, ok defa grnp bilinmeden hayır işlerinde koşan hak erleri demektir. Ve bunlar, birbirinden farklı iki grup teşkil etmektedirler:

Birinci grup itibarıyla ebdl, btn kt hasletlerden sıyrılmış, mesvi-i ahlkını mehsin-i ahlka evirebilmiş ve her trl şekavete karşı duran sed zmresinin mdavimi olmuş hak erlerine,

İkinci grup itibarıyla da, yzler ya da kırklar, yediler gibi "evliyullah"dan muayyen bir misyonu olan belli sayıdaki kimselere denir. Bunların sayılarının, kırk, yedi ya da daha ok ve daha az olması hi de nemli değildir; nemli olan onların Hak nezdindeki yerleri, pyeleri, vazifeleri ve hususiyetleridir.

Ebdldan biri vefat edince ondan boşalan yer, hemen alt tabakadan biri ile doldurulur. Bunlardan herhangi biri, bir hizmet mnasebetiyle yerinden ayrılmak istediğinde, ya dublesiyle ayrılır ve kendi olduğu yerde kalır veya kendi gider dublesini bedl olarak orada bırakır.

Parapsikolojide, insanın perispirisi veya dublesiyle alkalı benzer şeyler nakledildiğini hatırlamakta yarar var... Konumuzun dışında olduğu iin biz şimdilik o hususa temas etmeyeceğiz.

Bazıları, evtd, iki imam ve kutbu bunlardan tamamen ayrı ve bir st tabaka kabul ettiklerinden, ebdla hl ehli, ikincilere de makam sahibi nazarıyla bakmaktadırlar. Birincileri "seyr ilallah" yolcuları olarak grmekte, ikincileri de "seyr fillah", "seyr anillah" mntehleri farz etmektedirler.

Tarikatın belli bir sistem iinde ortaya ıkması , hicri III. asra dayanır. Cneyd-i Bağdad, Bayezid-i Bistami gibi zatlar, tarkatın ilk nderlerindendir. Daha sonraki dnemlerde gelen Şah-ı Nakşibend, Abdlkadir-i Geylan, Mevlna Celaleddin-i Rmi, İmam-ı Rabbani gibi zatlar ise, tarkatın en meşhur kahramanlarıdırlar.

Adı, Eb Sid el-Hasan b. Ebi'l-Hasan Yesr el-Basrdir. Babası Yesr, Irak'ın bir kasabası olan Meysnlıdır. Yesr, Meysan'ın fethedilmesi sırasında esir dşmş ve buradan efendisinin kendisini zd ettiği, daha sonra da Hasan-ı Basr'nin annesi Hayr ile evlendiği Medine'ye gtrlmştr. İste, Hasan-ı Basr, burada Hazreti mer'in halifeliğinin son ikinci yılı olan Hicr 21 senesinde doğmuştur. (21/641).

Hasan-ı Basr, "Allah, mahlkatı ve tabiatı yarattı. Her şey yaratılışına uygun olarak hareket eder." demekle kadere inancını aıklayıp, Kaderiyye gibi dşnmediğini belirtir ve gnhkr m'minin, mnfik olmadığını syler.

İbdet hayatında btn kaide ve emirlerin sıkı sıkıya tatbik edilmesini ister. Nifak ve riyya şiddetle dşman olup, amelde ihlsın bulunması gerektiğini syler. "Biz insanın dindarlığını szleriyle değil, fiiliyatıyla anlarız." diyerek de uygulamaya nem verdiğini belirtir.

Onu da "eski"ye zlem iinde grmekteyiz. "Eskiden dnya ehli fn mallarını, ilimleri iin limlere sarfediyorlardı. Bugn limler, ilimlerini ehl-i dnyanın menfaati, onların fn malları iin kullanıyorlar. Dnya ehli mallarıyla, alimlerden yz evirdi ve onların ilimlerinden mahrum kaldı. nk alimlerin verdiği hkmlerde talihsiz sonlarını grdler." der.

Hasan-ı Basrnin zhd anlayışı, tefekkr, nefs muhasebesi, dnyadan uzaklaşma ve Allah aşkına dayanmaktadır. "Tefekkr, sana iyi ve kt fiillerini gsteren bir aynadır."; "M'min, daima nefsinin hkimidir. Onu Allah iin inceler. Dnyada nefsini murkabe edenlerin hesabı, hirette kolay olacaktır. Kendilerini murkabe ve muhsebe etmeyenlerin hesabi da zor olacaktır." dediği bilinmektedir.

O, karsısındakileri eğitmek iin sorular sorar, gerekleri bizzat kendilerinin bulmasını isterdi. nk kişilerin yalnız lp, yalnız gmleceklerini, yalnız dirilip, yalnız baslarına hesap vereceklerini beyanla herkesin kendisine dnmesinin nemine işaret ederdi. Ona gre, dşncesini hiret zerine yoğunlaştıranların, dnyadan ve fn şeylerden sevgisini kesmeleri ve her işte Hazret-i Peygamber'in (asm) yolunu izlemeleri şarttır.

Hasan-ı Basr, hznl olmayı kendine şir edinen bir sfi olarak temayz etmiştir. Dnyadan kaış, zahidane bir hayat, nefsinden hibir zaman emin olmama, iste bunların hepsi, O'ndan hkmn kaynağını teskil etmektedir. Hzn savunan bir sznde "uzun hzn, iyi amellerin kaynağıdır" demektedir. "Yaptıklarının cezası olarak, bundan byle az glsnler, ok ağlasınlar." (Tevbe, 9/82) yetinin işaret ettiği emir erevesinde fazla glmemeyi ğtler, fazla glmenin kalbi ldrdğn sylerdi. Kişi bir btn olarak Kur'n-ı Kerm'e uygun hareket ederken, en kk ktlkten ekinir, her konuda ok titiz olursa o, ver sahibi olmuş olur. Bunu, Hasan-ı Basr'de şu ifadelerle billurlaşmış gryoruz.

"Amellerine bak, onları incele. nk birbirinden kesin sınırlarla ayrılan hayır ve şer tartılacak. En kk bir hayırı değersiz bulma, hirette o sana fayda verecek. En kk bir ktlğ zararsız sayma, ahirette aleyhinde olacaktır."

59fb9ae87f
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages