
Konuya geçmeden önce size bir “Haşlanmış kurbağa” hikayesi anlatmak istiyorum.
Bir kurbağayı alıp kaynar suyun içine koyarsanız, kendisini hemen dışarı atmaya çalışır. Fakat ılık suyun içine konulduğunda, kımıldamadan durur, sıcaklık yavaş yavaş arttırıldığında bir şey yapmaz, keyfi yerinde imiş gibi görünür. Sıcaklık arttıkça kurbağa daha çok keyiflenir ta ki haşlanana kadar.
Buna “Öğrenilmiş çaresizlik” denir, bir canlıyı kontrol edemediği zorluklar ile karşı karşıya bırakırsanız, bir süre sonra denemekten vazgeçer.. Hikayeyi Erol Sunat yazmış:
Kurbağayı ılık suya koymuşlar, su hafif hafif ısınmaya başlayınca:
“Oh be...”demiş “iliğim kemiğim ısındı”
Su biraz daha ısınmış, kurbağa bayılmış suya.
“Neydi
o derenin buz gibi soğuk su resmen donuyormuşuz.”
Arkadaşı
gelmiş kazanın başına:
“Bu
kaynar kazanın içinde işin ne?”
“Gel”
demiş kurbağa, “su ılık, içine yiyecek bir şeylerde atıp duruyorlar”
Atlamış kazanın içine arkadaşı, kızgın suya temas eder etmez bir çığlık atıp sıçramış kazanın kenarına:
“
Hey!..”.demiş, bu su çok sıcak, çık dışarı
haşlanacaksın.”
Kurbağa
bir müddet daha seyretmiş, arkadaşının halini, su fokurdamaya başlamış, kurbağa
haşlanmış gitmiş, haşlandığını anlamadan.
Bu hikayede iki önemli mesaj
var..
Birincisi: “Zahmetsiz kazanılan aş, ya karın ağrıtır, ya baş”
Çalışmadan,
yorulmadan, birileri bir şeyler getirip de kapımızın önüne koyup giderse bir gün
kurbağadan beter oluruz...
İkinci mesaj ise tam Ünye’yi anlatıyor olması..
Tüm Ünye’yi atmışlar bir kazanın içine su yavaş yavaş ısınıyor.
Ünyeli farkında değil, yapılan hiç
şeye tepki vermiyor, yavaş yavaş haşlanıyor..
Hikayesi olmayan şehirler ve insanların
kendisi “hikaye”dir..
Şehirlerin kasabaların ve orada yaşayan insanların hikayeleri vardır.
Ben bu hikayeleri yazmayı çok severim.
Beni çocukluğuma götürür hem de belgedir, o günleri kayıt altına almış oluruz.
Geçende bir arkadaşım aradı beni kır yıl sonra.“”Ceksın Sebahattin.”. Babası nalbat'tı.
Bu meslekte kayboldu Ünye'de.. Şimdiki gençler nalbant'ın ne yaptığını bile bilmezler.
Bazıları bana "bırak hikayeyi" diyorlar
Bu hikayelerde o dönemin önemli belge ve bilgileri gizlidir.
Bundan elli yıl sonra Ünye’yi yazacak olanlar bu hikayelere dayanacaklar..
Çok şükür şehrimizin de hikayeleri var.
"Hikayesi olmayan şehirlerin ve insanların kendisi, "hikaye”dir.
Ünye “hikaye” insanların yaşadığı “hikaye” bir şehir değildir.
Bodrum’dan İlhan yazmış,
Sevgili Yaşar,
Geçen haftaki yazını okudum, yakışıklı jön “Ceksın Sebahattin”'in aradığını yazmışın. Kırk yıldan fazla oldu kendisini görmeyeli. Bizim mahalleden Salih'le Tarık neredeler? Sen Ünye'ye gittiğinde görüyorsundur,
“Gama Salih,” Samsun’da.. Hep aynı gama, gram değişmemiş.
Tarık, ise hidayete ermiş ömrünü Osmanağa camisi ile ev arasında geçiriyor.
Bir ara Azrail yoklamış, bir kaç damar taktırarak kurtulmuş Azrail'in elinden..Geçende yakaladım onu Mustafa Kavaklı’nın yanına götürdüm.
Kavaklı şaşırdı: "Anaaaa.. yaşiimu lan bu?" dedi
Yeni bir çalışma:
Tarih boyunca Ünye ve çevresinde yaşamış kavimlerde
Mezarlar ve mezar taşları ve ölü gömme geleneği
Geçen Pazartesiden itibaren elinizdeki gazetenin ikinci sayfasında yeni bir çalışma yayınlamaya başladık. “Tarihten bu güne Ünye’de Mezar taşları ve Mezarlıklar Dosyası” Bu sayfada "YAZILI TARİH" başlığı altında Pazartesileri ben, Salı Hocam İrfan Işık ce Cuma günleri Ahmet Kabayel ve Ahmet Derya Varilci yazmaktayız.
Bu dosya geçmişten günümüze Ünye ve çevresinde yaşamış kavimler ve halkların, mezar taşı, mezar, mezarlık ve ölü gömme kültürlerini anlatmaktadır. İlki geçtiğimiz Pazartesi yayınlandı.
Gelecek hafta ki konu: “Ünye ve çevresinde yaşamış ilkel insanlar ve kavimler ölülerini nasıl ve nereye gömerlerdi?
En iyisi siz gidinmatbaadan bir gazete alın ve gelecek sayıları takip edin ve bana da görüşlerinizi yazınız lütfen.
E.posta adresim: yasar.k...@gmail.com uny...@gmail.com
Yaşar KARADUMAN
Ünyekent Gazetesi.
(NOT. Değerli araştırmacı yazar arkadaşım Ufuk Mistepe’nin yerel bir gazetede yazmaya başladığını sevinerek öğrenmiş bulunmaktayım.. Ünye için bir değer olan Ufuk Mistepe’ye başarılar dilerim. )
Kurbağa bacağı kızartması
Konu ile ilgili olmamasına rağmen kurbağa ile ilgili bir anımı çok kısa olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
Yurt dışında çalıştığım yıllarda firma beni zaman zaman diğer ülkelerdeki başka baskı tesislerine de gönderirdi. Merkez Hannover'di. Bir seferinde Paris'te ki yeni kurulumuş bir matbaaya göndermişti. Bir gün öğle yemeğinde bir yemek getirdiler, tavuk budu ve kanadına benzeyen bir şeydi, ben tavuk zannettim biraz yedikten sonra bir gariplik hissettim ve yanımdaki Alman arkadaşa sordum:"
Bu nedir?
"Frosh Schenkel " dedi.
Yani "Kurbağa bacağı kızartması"
Tabağı elimden nasıl fırlattım bilmiyorum..
O günden sonra gittiğim ülkelerde yemeklere çok dikkat ettim.
Y.KARADUMAN
.