Notabene Yayınları “Dışarıya Doğru” başlıklı Felsefe dizisi için yazarlara çağrı…
Notabene Yayınları Felsefe Dizisi içinde, mevcut felsefe pratiğinin kimi eğilimlerinden rahatsızlık duyan bir gurup felsefeci genç akademisyen "Dışarıya Doğru" üst-başlığı altında, derleme metinlerden oluşan bir seri için çalışıyorlar. ilk üç kitabın başlıkları "Kürt Sorunu", "Liberalizm/Neo-liberalizm" ve"Gericilik: yeniden kavramsallaştırma denemesi" olarak belirlendi. Genellikle 'içeriye doğru' literatür biriktiren bir çalışma formuna sahip mevcut felsefe pratiğinin dışına çıkmayı amaçlayan bu çaba yakıcı ve yıkıcı gerçek sorunlar karşısında felsefenin müdahalesinin hem biçimini göstermek hem de buradan hareketle felsefenin alacağı yeni biçimi Türkiye'de bir 'eğilim' ve bir gelenek yaratmak için işlevsel kılmak istiyor. Söz konusu çabayla ilgili olarak ekteki metinde gerekli açıklamaları ve editörlerin adlarını bulabilirsiniz.
metin önerilerinizi ve diziyle ilgili değerlendirmelerinizi heyecanla bekliyoruz...
saygılar...
sevgiler...
iyi çalışmalar...
Notabene Yayınları “Dışarıya Doğru” başlıklı Felsefe dizisi için yazarlara çağrı…
Felsefecilerin kendi tarihlerine karşı ilgisi bu alanda oldukça geniş bir literatürün oluşmasını sağlamıştır. Fakat söz konusu ilginin içeriden bir çabayla köklenmesi klasik felsefe pratiğinin çok zaman tıkanma anları yaşamasına neden olmuştur. Sırf kendi tarihinin yapı sökümüyle uğraşan bir düşünce faaliyeti akademik ve teknik bir meşgaleye dönüşme riskini taşır. Bu nedenle, bu iç faaliyetin yeni bileşenlere sahip olması ve üzerinde işleyebileceği sınırın genişlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Felsefe tarihi, bu içeriden dışarıya doğru hareketlerin ya da dışarıdan içeriye doğru felsefenin klasik kavramsal haznesine yapılmış müdahalelerin de bir tarihi aynı zamanda. İçeriden dışarıya doğru yönelen kaçış hamlesi de aynı güce sahiptir; söz konusu probleme kendi kavramsal üretimlerini dayatarak müdahale etmez felsefe. Verili olan kavramsal kodları başka bir perspektiften ve düşünce uzamında yeniden örgütler. Dışarıda cereyan eden olayların felsefe alanına taşınmasıyla, bir yandan felsefe içi etkilerin izi sürülürken bir yandan da felsefe içinde üretilmiş olanın, dışarıya ne türden etkilerde bulunacağı ortaya konmaya çalışılır. Konusunu sınayan ve konusu tarafından sınanan bir görüleme tarzını dile getirmenin yolunu bulmaya çalışır. Bunun en verimkar örneklerinden birini, Fransız Devrimiyle karşılaştığında, bu olay karşısında büyülenen, tedirgin olan, karşı çıkan ve aynı zamanda hem kendi konumunu hem de olayın konumunu değerlendiren Alman filozoflarının eserlerinde görürüz.
Türkiye’deki felsefe etkinliğinde tam da bu türden bir değerlendirmenin eksik olduğunu gözlemliyoruz. Sadece felsefe tarihinin argümanlarını bir araya getiren, onları karşılaştıran ya da birbirinden ayıran bir felsefe tarihçiliği etkinliğinin dışına, dışarıda cereyan eden olayları sınayan ve onlar tarafından sınanan bir yönelimle çıkılabilir. Felsefe tarihi ve felsefenin şimdiki birikimi hiçbir zaman düşüncenin kendi iç mekanizmalarından serpilmedi; felsefecilerin, sorun olarak gördüklerine her müdahalesi sadece dışarıdaki sorunun kavranışına dair değişiklikler getirmekle kalmadı aynı zamanda felsefenin rutin işleyişindeki klasik formu da değiştirdi. Türkiye felsefecilerinin dışarıya doğru müdahalelerinin olmaması hem sözün değerini zayıflattı hem de felsefenin temel etkinliği olması gereken kavramlar üretme işini neredeyse büsbütün bir yana bıraktı. Belki de bu yüzden, bu coğrafyada felsefe, bir etkiden, bir gelenekten ziyade bir figürün ve akımın ardından giden bir biçim almıştır. Bu nedenle, olaylara pür dikkat kulak kesilen bir düşünce sekansıyla işe başlamak istiyoruz: