--
- - - - - - - - - - - - - - - -
DOĞA YASALARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -3-
~Böylece geldik felsefenin en büyük ustalarından birine: Rene
Descartes. (1596-1650) Yöntem üzerine konuşmalar felsefeyi seven
herkesin kitaplığında olması gereken bir eserdir. Bu çalışmada
Descartes, önce hınzırca bir biçimde insanları iğneleyerek işe
başlar: Sağduyu bu dünyada en adil şekilde dağıtılmış şeydir;
çünkü herkes kendi aklının ve sağduyusunun doğruluğundan emindir!
İnsanların kendi varlıklarından (ve içinde bulundukları varoluşsal
konumdan) çok emin olmalarına karşılık Descartes alabildiğine
şüpheci bir insandır. Öyle ki bir sobanın karşısında oturup
dinlendiğinden bile emin değildir. Rüya veya hayal görüyor da
olabilir. İçinde bulunduğu varoluş durumu aslında gelip geçici bir
yanılsama da olabilir. Ama emin olduğu tek şey, kendi varlığı
üzerinde düşünüyor olduğudur. Böylece meşhur sözünü söyler:
Düşünüyorum; o halde varım. Descartes’in bu düşünce tarzı
yüzyıllar sonra varoluşçuluk (egzistansiyalizm) felsefesinde başka
bir şekilde dile getirilecektir: Varoluş özden önce gelir. Bu
düşüncede öz olarak kabul ettiğimiz varlığımız bile aslında
seçimlerimiz ile oluşturduğumuz bir formdur. Aslolan ise
varoluşumuzun farkına varmamızdır ve bu anlamda insan ile bir ağaç
kurdunun arasında fark yoktur. Fakat, ilerleyen yıllarda buna da
karşı çıkılacak ve bilinç problemi anlaşılması en zor sorunlardan
biri olarak fenomenal bilimlerin karşısına dikilecektir. Descartes
ile devam edelim. Daha önce, doğadaki şeylerin sanki bir tür
zihinleri olduğu gibi algılanmasına Descartes karşı çıktı.
Alıntılıyorum:
Descartes, bütün fiziksel fenomenlerin -Newton’un ünlü hareket
yasalarının öncüleri olan- üç yasanın yönettiği devinen kütlelerin
çarpışmalarına dayanarak açıklanması gerektiğine inanıyordu. Bu
doğa yasalarının her yerde ve her zaman geçerli olduklarını öne
sürdü ve bu yasalara uyulmasının devinen kütlelerin zihinleri
olduğu anlamına gelmediğini açıkça belirtti. Ayrıca Descartes
günümüzde başlangıç koşulları dediğimiz konunun önemini de
anlamıştı. Başlangıç koşulları; bir sistemin, hakkında öngörüde
bulunulan herhangi bir zaman aralığının başlangıcındaki durumunu
tanımlar. Doğa yasaları, verili bir dizi başlangıç koşuluyla bir
sistemin zaman içerisinde nasıl gelişeceğini tayin eder, ancak
belirli bir başlangıç koşulları dizisi olmaksızın gelişim
tamamlanamaz. Örneğin sıfır zamanda tam üstümüzdeki bir güvercin
pislemiş olsun, o düşen nesnenin yolu Newton yasalarınca
belirlenir. Ancak güvercinin sıfır zamanda bir telefon teli
üzerinde kımıldamadan duruyor ya da saatte yirmi mil hızla uçuyor
oluşuna bağlı olarak, ortaya çıkan sonuçlar çok farklı olacaktır.
Fizik yasalarını uygulayabilmek için, bir sistemin nasıl başladığı
veya en azından belirli durumu bilinmelidir. (Bu yasalar bir
sistemi zaman içinde geriye doğru izlemek için de kullanılabilir.)
Hawking’in değindiği bu konu bazılarınca başlangıç durumuna bağlı
hassasiyet olarak ifade edilmiştir. Bir sistemin başlangıcındaki
durumlarda en ufak bir sapma olduğunda, uzun bir N zaman içinde
sistemin ilerleyişinde çok büyük sapmalar gerçekleşecektir. Bunu
örneklemek için bir bilardo masası gösterilir. Diyelim ki 10 top
bulunan bir masada beyaz topa hep aynı şekilde, aynı hızla, aynı
kuvvetle vursak dahi asla aynı hareket kombinasyonunu elde
edemeyiz. Topa vuruş esnasındaki en ufak bir değişiklik, diğer
toplara çarpıldığında zincirleme olarak ufak sapmalar doğuracak bu
da rotayı değiştirecektir. Bilardo topunun sıfır sürtünme
katsayısına sahip olduğunu ve sonsuza kadar hareket edeceğini
varsayarsak, zaman ilerledikçe sapmanın ne kadar çok artacağını
tahmin edebiliriz. Bu fenomen aynı zamanda evrenimizdeki minik
şeytandır ve düzenli sistemleri beklenmedik sapmalara sürükleyen
türbülans etkisi olarak bilinir. Musluktan akan suyun aniden
yalpalamaya başlaması, bir uçağın hava boşluğuna girmesi ve benzer
fenomenlere doğada sıklıkla rastlanabilir ve bunların önceden
öngörülmesi nerdeyse imkansızdır.
Doğa yasalarının varlığına duyulan inancın tazelenmesiyle, bu
yasaları Tanrı kavramıyla uzlaştırmaya yönelik yeni girişimler de
başgösterdi. Descartes’e göre Tanrı isterse etik önermelerin veya
matematiksel kuramların doğruluğunu veya yanlışlığını
değiştirebilir ama doğayı değiştiremezdi. Doğa yasalarını Tanrı’ın
emrettiğine inanıyordu, ancak Tanrı’nın bu yasalardan başka
seçeneği yoktu; onları seçmişti, çünkü sadece bu yasalar mümkündü.
Bu anlayış Tanrı’nın otoritesini çiğnemek olarak görülebilirdi
ancak Descartes bu yasaların Tanrı’nın kendi öz doğasının
yansımaları olduğunu, bu yüzden değiştirilemez olduğunu söyleyerek
bundan kurtulmanın yolunu bulmuştu. Bu doğruysa, Tanrı’nın her
biri farklı başlangıç koşullarına karşılık gelen birbirinden çok
farklı dünyalar yaratma şansına sahip olduğu düşünülebilir. Ancak
Descartes bunu da yadsır. Ona göre, evrenin başlangıcında nasıl
bir düzenleme olursa olsun, zaman içerisinde tıpkı bizimkine
benzeyen bir dünya (alem) ortaya çıkacaktır. Dahası, Descartes’e
göre Tanrı dünyayı bir kez yaratıp düzene soktuktan sonra tamamen
kendi başına bırakmıştır.
Descartes’in bu düşünceleri ile, aslında ateizme geniş bir yol
açılmıştı. Madem ki doğa yasaları Tanrı’nın özünün yansımaları
olarak görülüyordu, o zaman bir Tanrı’dan bahsetmenin anlamı
neydi? Tıpkı fizikte bir dönem yer alan esir fikri gibi, bu
düşünce de tamamen devre dışı bırakılıp geriye sadece doğa
yasaları kalamaz mıydı? Açıkçası, bu, dinsizce bir fikirdi ve
fikrin olgunlaşması için sanayi devriminin ardından gelen
modernizm dönemine kadar beklemek gerekecekti. Ortaçağ ve yeni
çağdan günümüze kadar uzanan felsefe süreci içinde, doğa yasaları
ile Tanrı inancını uzlaştırma çabaları yoğun olarak
gözlemlenmektedir. Benzer sıkıntılar İslam düşüncesi içinde de
yaşanmış ve geleneksel kanadın aşkın ve mutlak hakim Allah fikrine
karşılık, Allah’ın neyi seçerse onun doğru olduğu veya Allah’ın
doğru ve iyi olan şeyleri seçtiği gibi düşünceler birbiri ile
çarpışmıştır. Bunların bir kısmına kısaca değinirsem. Allah
cüziyatı bilir mi? sorusu, açıkça tüm partiküllerin olası tüm
hareketlerinin Allah tarafından bilinip bilinemiyeceğine dair bir
tartışmaydı. Gelenekçiler, Allah’ın ilmini inkar gibi görünen bu
fikre karşı çıktılar. Buna karşılık, Antik Yunan filozoflarından
etkilenen Müslüman düşünürler, Allah’ı her an her şeye müdahale
eden bir ilah gibi düşünmek yerine, onun temel yasaları koyduğunu
ve ilminin alemlerde yansıdığını iddia ediyorlardı. Bir başka
mesele ise alemin ezeli ve ebedi olup olmadığına dair
tartışmalarda ortaya çıkmaktaydı. Alem eğer ezeli ve ebedi ise o
zaman kendisi de ezeli ve ebedi olan Allah ile doğa arasında ne
fark vardı?
Farabî, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi filozoflar akılla vahyi
uzlaştırma çabaları sarfederken, gelenekçi kanadın büyük
temsilcisi İmam Gazzali (1058-1111) Makasıd el-Felasife
(Filozofların maksatları) ve Tehafüt el-Felasife (Filozofların
tutarsızlıkları) isimli eserlerinde filozofları küfre düşmekle
veya bidat (dine sonradan eklenen yenilikler) icat etmekle
suçlamıştır. İslam alemi genelde bu ekol üzerinde yürümüş ve zaman
içinde doğal bilimlerden ciddi şekilde kopmuştur. Ne yazık ki
eleştirel ve araştırmaya dayalı düşüncenin yerini, kopyacı ve
taklitçi gelenek almıştır. Buna karşılık doğa bilimleri ise, salt
zihinsel tartışmalar yerine gözleme, deneye, modellemeye,
yanlışlamaya dayalı metodları benimsemiştir. Alıntılamaya devam
ediyorum.
Doğa yasası kavramına ilişkin çağdaş anlayışımız filozofların uzun
uzadıya tartıştığı bir konudur ve ilk bakışta zannedildiğinden
daha incelikli bir meseledir. Örneğin, filozof John W. Carroll tüm
altın kürelerin çapı bir milden daha azdır ifadesiyle tüm
uranyum-235 kürelerinin çapı bir milden azdır ifadelerini
karşılaştırır. Gözlemlerimiz Dünya’da çapı bir milden daha büyük
bir altın küre bulunmadığını söyler ve gayet güven içinde hiçbir
zaman olmayacağını savunabiliriz. Yine de olmayacağına inanmamız
için herhangi bir neden yoktur ve bu nedenle bu ifade bir doğa
yasası olarak kabul edilemez. Öte yandan, tüm uranyum-235
kürelerinin çapı bir milden daha azdır ifadesini bir doğa yasası
olarak düşünebiliriz. Çünkü nükleer fizik hakkında bildiklerimize
göre, bir uranyum-235 küresinin çapı yaklaşık 16 santimetreden
daha fazla büyürse bir nükleer patlamayla kendi kendini yok eder.
Dolayısıyla böyle bir kürenin olmayacağını biliriz. Bu önemli bir
ayrımdır, çünkü gözlemlediğimiz her genellemenin doğa yasası
olarak düşünülemiyeceğini ve çoğu doğa yasasının çok daha büyük,
birbirine bağlı yasa sistemlerinin bir parçası olduğunu gösterir.
Çağdaş bilimde doğa yasaları genellikle matematiksel olarak ifade
edilir. Kesin ya da yaklaşık olabilirler; ama istisnasız hepsinin
-evrensel olarak değilse de en azından tam olarak belirlenmiş
koşullar altında- gözlemlenmiş olması gereklidir. Örneğin, devinen
nesnelerin hızı ışık hızına yakınsa Newton yasalarının
değiştirilmesi gerektiğini artık biliyoruz. Yine de,
karşılaştığımız hızların ışık hızının çok altında olduğu günlük
yaşam koşullarında, en azından çok iyi tahminlerde bulunmamızı
sağladıkları için Newton yasalarını yasa olarak kabul ediyoruz.
Yukardaki ifadeler çok önemlidir. Bu ifadelerle artık görelilik
kuramlarına geçiş yapılmakta. Bir doğa yasası, belli ve dar bir
alan içinde, kendi uzay-zaman gerçekliği içinde doğru ve geçerli
olabilir. Tıpkı kütle çekim kanunlarını izah eden Newton çekim
yasaları gibi. Hiçbirimiz bu yasaların geçersiz olduğunu öne
süremeyiz. İki-üç metre yüksekten, bir balkondan aşağı düşerseniz
veya arabanızla saatte 120 km hızla giderken bir ağaca
toslarsanız; çekim, kuvvet, ivme, momentum gibi kavramları içeren
bu yasaların doğru olduğunu çok acı verici bir biçimde
anlayabilirsiniz. Diğer yandan, inanılmaz derecede büyük
mesafeleri içeren galaktik ölçülerde ve işin içine saniyede
yaklaşık 299 bin kilometrelik ışık hızı girdiğinde Newton fiziği
doğru sonuçlar vermeyecektir. Bu durumda genel ve özel görelilik
kuramlarının matematiği devreye girer. Işık hızı C sembolü ile
ifade edilir ve genelde bir vakum (boşluk) ortamında iken hızı tam
olarak 299,792,458 m/saniyedir. Ama vakum dışındaki bir ortamda,
örneğin suyun veya camın içinden geçerken hızı C değerinden düşük
olacaktır.
Yukarda ele alınan bir başka konu ise, gözlemin önemli olmasına
karşılık, bir şeyin davranış biçimini matematiksel olarak ifade
ettiğimizde artık tek tek gözlem yapmaya ihtiyacımız olmadığı
gerçeğidir. Eğer bir uranyum-235 izotopu 16 santimetreden daha
fazla büyüdüğünde nükleer bir patlama ile kendini yok ediyorsa, o
zaman doğayı gözlemleyip çapı 16 santimden büyük uranyum-235
izotopu aramamızın bir anlamı yoktur, çünkü doğası gereği böyle
bir şey varolmayacaktır. Uranyum-235 zincirleme bir nükleer fisyon
oluşturacak kadar güçlü bir izotoptur ve nükleer silah yapımında
kullanılmıştır.
-devam edecek-
Levent ERTÜRK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ömer Hayyam Bütün Dörtlükler [ 202. - 389 ]
~Gökleri yarıp darma dağın ettiğin gün,
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün,
Sen sorguya çekmeden ben soracağım sana:
Ey Tanrı, hangi günahım için beni öldürdün?
ŞARAB: Arapça, içecek şey, anlamında bir kelime. Aşk ve mahabbet
anlamına kullanılır. Coşkun aşk halleri ki, bu durumdaki kişi
aşkta sadakat imtihanından geçer. Kemale erenlerin hali budur. Bu
kelimeyle ilgili bazı deyimler şunlardır:
Şaraphane : Melekût âlemi, kâmil arifin iç dünyası.
Şarab-ı Puhte: Yıllanmış, kıvamını bulmuş şarap. Her türlü
kayıttan, sınırlamadan kurtulmuş saf ve mücerred zevk.
Şarab-ı ham : Çiğ şarap. Dünyevî zevk ile karışık hayat.
Şarap-ı Tevhîd : Allahın zâtında mahvolup, her türlü maddî bağdan
kurtulma.
İki türlü şarap vardır: Biri maddî, dünyevi, alkol ihtiva eden
içilmesi haram olan içki, ki bu insanı içince sarhoş eder. Diğer
şarap ise, aşk şarabıdır. Allahı sevmekten kaynaklanan zevkin
sonucu olarak ortaya çıkan bir tür mestlik, melankoli hâli.
Sûfîler bu bakımdan, içmeden sarhoş olanlardır, diye tanımlanır.
Marifet, içmeden, manâ sarhoşu olmaktadır. Her iki sarhoşta ortak
bazı özellikler vardır. Bunlardan biri, her ikisi için dış âlemin
bir anlamı yoktur; sarhoşluk, her iki grubu dış dünya ile alakalı
bir takım ilgilerden kesmiştir, ikisi arasındaki pek çok farktan
bir diğeri de, şudur: : Mânâ sarhoşunda, karaciğerden
kaynaklandığı söylenen bir tür iç hararet, maddî şarab içende
bulunmaz.~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Bu dünya başlangıcı ve sonu olmayan güçten bir canavardır.
Büyüklüğün, güç büyüklüğünün çelikten sabit bir toplamıdır.
O, ne daha büyür ne de daha küçülür.
Kendini tüketmez.
Tersine sadece değişir, ama bütün olarak değişmez derecede
büyüktür.
~Friedrich Wilhelm Nietzsche
(d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900)
Ahlâk ve değerler sisteminin kuruluşuna yönelik bir temel
çerçevesinde
çağının kültür, din ve felsefe görüşlerini eleştiren nihilist
Alman düşünür, filolog.~
- - - - - - - - - - - - - - - -
TELE 1 KAPATILMAMIŞ…
https://www.youtube.com/watch?v=1g1EUXueQQo
- - - - - - - - - - - - - - - -
GİTMEK
Bu günlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle yanına almak istediği üç şey falan yok.
Bir kendisi…
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
Öteki de olmuyor;
Yani herşeyi yüzsütü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız kalk gidelim,
Öbür yanımız otur diyor.
Otur diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık…
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?…
Sırtında yumurta küfesi taşımak diye bir deyim vardır.
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler…
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira…
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif denk olsa…
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün?…
Sabah 9 akşam 18…
Sonra başka mecburiyetler…
Sıkışıp kaldık…
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani…
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?…
Galiba..
Ben her bahar aşık olmam
Ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç, ama olsun…
İstemek de güzel.
~Can Yücel~
- - - - - - - - - - - - - - - -
GERÇEK RÜYA KABUS…
https://www.youtube.com/watch?v=1itPGSPK6uM
- - - - - - - - - - - - - - - -
Insanin vucudunda yerlesmis olan sirlar, gun gectikce aciga cikar.
~Hz.Ali~
- - - - - - - - - - - - - - - -
MEKTUPLAR
KaGltlara dOkU1mU5tU ateSbOcekleri
ve kUCUk birer OpUcUktU pullar
oysaartik an1Iyorum
hep yanllS adrese ulaStl mektuplar
Bir flUt sesiydi
gecenin iCinden zartlara dolan
yildizlar durmuStu satir sonlarlnda
dolunay bir CiCekti alnimda
0 adres neresiydi?…
neresiydi sevgitimin evi?…
iCimin slzilanni kim duyardi en iyi?…
-YUzUnU kendime tapinak bildim
ve ben yarattim seni
seni baSlma tann kilip
as1Inda bendeki seni sevdim
sendeki aksimde kendimi sevdim-
Artik anllyorum
mektuplanm hep ıan1I5 adrese ulaStiIar
ve aslinda hiC okunnladilar
Onlar benim kUCUk gizlerimi anlattllar
ve en Cok sevmleye sevdallydilar
-ICimdeydi o Cilgnn aSk
ve yoktu bu dUnyada bir karSillGl-
Sevgili ben,
Seni seviyorum
CUnkU aSbm
yalnlzca gO'lde yanslmasldir
kendi gUzelliGimin
Not: Mektup1arImI geri ver/yanllS adrese gittiler
. - . - . - . - . - . -
215.590 kb
Orhan_Pamuk-Beyaz_Kale.epub
27.207 kb
FRANSIZCA.docx
331.546 kb
R._A._Salvatore-Unutulmus_Diyarlar-16-Avcinin_Kiliclari_Serisi-2-Yalniz_Drow.epub
64.150 kb
oegc_adv_teachersnotes_17.pdf
1.301.916 kb
Erich_Segal-Doktorlar.epub
217.524 kb
Carl_Gustav_Jung-Dort_Arketip.epub
3.623.012 kb
Linoel_Tiger_Michael_McGuire-Tanri_Beyni-Beyin_Neden_Inanc_Uretir.pdf
552.295 kb
Dennis_Feltham_Jones-Super_Komputer_Colossus.epub
479.864 kb
Eleanor_H.Porter-Pollyanna.epub
1.306.467 kb
Yabanci_Dilim_Turkce_3.pdf
144.001 kb
Murathan_Mungan-Cador.epub
1.480.307 kb
Mehmet_Baydur-LIMON.pdf
3.262.604 kb
Sevda_Sener-_Insani_Gecitlerde_Sinayan_Sanat_Dram_Sanati.pdf
432.333 kb
Kostebek-Necip_Hablemitoglu.mobi
405.313 kb
M._SIDDIK_GUMUS-INGILIZ_CASUSUNUN_ITIRAFLARI.epub
95.982 kb
Vus_at_O._Bener-Kapan.epub
24.165 kb
Ney_Hakkinda_Genel_Bilgilendirme_bolumleri_tutusu_vs._.docx
6.067.817 kb
HINT_SANATI_VE_UYGARLIGINDA_MITLER_VE_SIMGELER-HEINRICH_ZIMMER.pdf
86.118 kb
Ring_Of_Thieves-Richard_Prescott.epub
124.928 kb
Mario_FRATTI-DONUS.doc
Your browser does not support the video tag.
Melih Balu konuşuyor.
Torpil ne kadar kötü birşeymiş.
Onu anlatıyor.
Yerseniz..
15
Your browser does not support the video tag.
İşte bu kadar önemli kadınlar.
Bunların derdi günü kadınlar.
Konya'da bilim adamları çabalıyormuş.
Erkek erkeğe kadın olmadan üremenin yolunu bulacaklarmış.
İşte onu başardıklarında Müslüman erkekler birbirini ederek
yaşayacaklar.
Kadınlar olmadan.
Düşünün gelin, damat, aileye girmiş bütün yasal akrabalar kaç göç
yaşayacak.
O derece ki, görüşmeyecekler.
Yahu gerçek İslam bu değil teranesi de sıktı.
46
Your browser does not support the video tag.
59
Your browser does not support the video tag.
Kanıt isteyenlere....
Bu dünya herşeyi kaydediyor... ·
Akit'ten referandumda evet diyen Sedat Peker için tatlı sözler,
eleştirenlere hakaretler...
(Ben sözleri yazamıyorum ama siz izleyin)
Haydi Akit, şimdi de konuş böyle bakalım yapabilirsen!
37
Your browser does not support the video tag.
82
- - - - -
- - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -