Not: Aşağıdaki metinde, yıllar önce siyasi tutsak olarak cezaevinde 5 yıl yatmış bir Gürcü dostumuzun dışarıda bırakmış olduğu
mini minnacık biricik kızı Tamar'a olan hasretliğini ve sevgisini ifade eden mektubunu sizlerle paylaşmak istedik.Bu ve benzeri Gürcüler ile ilgili tüm görüşlerinizi,öykülerinizi vs.bizlerle paylaşırsanız bunları yayınlamak isteriz.Ekte ise bu mektubun orijinalinin fotokopisi mevcuttur.Bizimle bu sıcak ve içten mektubu paylaşan,ancak isminin yayınlanmasını istemeyen dostumuza teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Saygılarımızla.
Türkiyeli Gürcüler
============================================================
Güzel kızım Tamar ;
Şimdiye kadar sana yazamadım , beni bağışla. Bu yıl okula başlayacaksın. Artık sonbaharda yazarsın da diyemiyorum. O zaman kollarında olacağım zaten…Ama seni hep andım,sürekli beynimde ve gönlümde benimle oldun…
Dile kolay, seni bırakalı daha yeni yürüyordun. Yeni yeni ”baba” demeye başlamıştın.Artık nice yeni kelimeler ve cümleler öğrendin,biliyorum.Bunların içerisinde en az kullandığın belki de baba kelimesi olmuştur ,değil mi? Ama içinde ve rüyalarında en çok da özlediğin ve de “dillendirdiğin” bu kelime ve onun aslı olmuştur,sanırım…
Ara sıra için depreşince,hasretlik büyük dalgalar gibi yüreğine çarptıkça annene ne de zor anlar yaşattın,değil mi? Abin …..’ı ne de çok sıkıştırdın değil mi? “Babamı özledim,babaya gidelim “diye …
Canım kızım, artık gelmene gerek kalmadı, yakında ben sana, ben size geliyorum.
Bu uzunca ayrılığa bir anlam veremiyorsun, değil mi?
Bu yaşınla haklısın tabii ki…Ben bile bir anlam veremiyorum.Beni sizden neden ayırdılar.Ne kadar çalıp hortumlamıştım? Halkıma mı, ülkeme mi ihanet etmiştim? Yoksa insanlığa ve halklara düşmanlık mı etmiştim? Vergi mi kaçırmıştım, tarihi eser mi yağmalamıştım?
Bunların tek birine bile evet demek mümkün değil kızım…
Belki de tek suçum bunlara karşı olmam kızım…Beni ve benim gibileri kendilerine benzetemeyenler sadece çamur atarlar kızım.Ama hangi altın çamura düşmekle değerinden bir şey kaybeder, değil mi kızım?Sadece bir kişi kendi canını kurtarmak için benim canımı yaktı… O kurtuldu ben ise sizlerle birlikte sahra çölünde kavruldum kızım..Sadece ben mi, nice insanlar bu adaletsiz dünyada kavrulmuyor mu canım kızım…Tamaram benim…Ama unutma ki güzel kızım bu ateş herkesi yakar…Tıpkı bumerang gibi döner dolaşır ,gelir,onları da yakar….
Sevgili kızım,canım Tamaram, kimse ateşte yanmamalı…Sadece ve sadece insanca,barış dolu,gönençli bir dünyada hep birlikte yaşamalıyız…Ateş bile yaşama hizmet etmeli..En güzel besinlerimizi onda pişirmeliyiz.Bizler de “insanlık ateşinde” pişmeli,olgunlaşmalıyız.Tüm güzel değerleri,tüm güzel gıdaları paylaşmalıyız. Ki o zaman ilkel insandan, barbar insandan sıyrılmış, bu günün uygar, toplumcu insanına varmış olalım…
….abinle aran nasıl diye bile sormuyorum.Bu sorunun cevabı çok net bende…O ağabeylerin ve oğulların en iyisi ve en güzeli.Sevgi dolu ve yaşam dolu.Onun sana çok büyük bir katkısının olacağından eminim.O paylaşımcı,o insancıl yanıyla sana ağabilerin en güzel örneği olacaktır. Senin de onu çok sevdiğini ve onu üzmediğini biliyorum.
Tamar’am,güzel kızım..,
Şu ismin konusunda annenle çok tartıştık. Biliyorsun bizim ailemiz hem Gürcü hem de Türk kültürel değerlerini barındırıyor. Annen Türk kültürünü bizler ise Gürcü kültürünü temsil ediyoruz. Ama inan ki her iki kültürün de ileri ve insanlıktan yana tüm değerlerini sahipleniyoruz.
Annen okulda “yabancı ismin” nedeniyle senin zor durumda kalacağını – ki haksız da sayılmaz- söylüyordu.Sonunda sen benim Tamar’am, annenin de Selen Özge’si oldun.Aslında bizler her iki ismi de sevdik.Çünkü seni çok seviyoruz.
Sevgili Selen Özgem, Sevgili Tamaram;
Sen bir anlamda Türk ve Gürcü kültürünün ortak bir sentezi olacaksın. Hepsinden güzel şeyler alarak. Zaten yaşamda güzel şeylerin paylaşılarak toplumda mutlu olma sanatı değil mi? Ki buna “Sanatların sanatı ”da derler. Yaşama sanatı bizi mutlu olma sanatına götürür. Senin ve abinin beni götürdüğü gibi…Bir de anneniz.Hiç onu unutabilir miyiz? O olmasaydı ne sen ne de abin olur muydu? Hele de benim için nasıl ısınırdı onsuz…
Güzel Tamar’am,çemi lamazi Tamar’a.
Ben”şeni tavi bevri mikvars”( me şSeni Tavi bevri mikvars.) D
Diyorum ki “ben seni çok seviyorum” Sakın ihmal etme,hem Gürcüceni hem de Türkçeni iyi kavra..Daha sonra da İngilizce,Almanca yada Fransızca öğrenip tüm dünyayı farklı dillerde farklı kültürlerde algılamanın tadına varacaksın.Ben de eylülde çıkınca birbirimize kavuşmanın, birbirimize sarılmanın o eşsiz tadına varacağım. Abin çocukken nerede balların dediğimde yanaklarına kavanozdan bal alıp bolca sürerdi ve bana ballarından tattırırdı. Senin balların nasıl, bana hazırlıyor musun?
Duyduğuma göre abin sana Gitar da öğretmeye başlamış. Annene güzel melodiler dinletiyormuşsunuz. Bana hangi melodiyi hazırlıyorsun? Sakın unutma “pencerenin perdesini havalandıran rüzgar” cümlesinin geçtiği sanırım “bana sevmeyi anlat” eserini öğrenir, bana çalarsın sanırım. Dört duvarların, dört koskoca yılın soğuttuğu yüreğimin ısınması, sizlerin sevgisine,ilgisine ve sıcaklığına ihtiyacı var.
Ne dersin burada satırlarımıza ufak bir virgül koyalım mı? Yüreğimizi açık tutarak, beynimizi diri tutarak…
Şimdilik hoşça kal. Şimdilik mutlu kal. Şimdilik sevgimle kal.En kısa zamanda,okula başlamadan yazmasını-okumasını öğrenip bana bal damlayan satırlar göndereceğinden eminim.Ballarından ve en güzel gözlerinden öpüyorum.Bir daha ki mektubum daha uzun olacak,unutma!
Canım, güzelim,benim bir tanem,Tamaram,Selen Özgem…
Sevgili baban….
H Tipi Hapishanesi / Erzurum 20.02.2004