
Etrüskler’i araştırmaya başladığımda büyük hayret içinde kaldım… Çünkü bugünkü tarihçilerin sadece Etrüsk veya bu adın yunancası olan Tyrrhen diye adlandırdıkları tarihi milletin eski Yunan yazarlarının pek çoğunun eserlerinde Tyrrhen-Pelasg veya veya Pelasg -Tyrrhen diye zikredildiklerini gördüm. Bu Pelasgs adı veya milleti de nereden çıkıyordu? Bu sorunun cevabını Almanların Eski çağ ile ilgli en ciddi ve önemli Ansiklopedisi olan Pauly ve Wissova’da buldum. Bu Ansiklopedide deniyor ki : “O zamanlar, büyük ölçüde, Tyrrhenlerle Pelasglar biribirleriyle karıştırılırlardı.” Başka deyimle, Eski çağ yazarlarının çoğu Tyrrhenlerle, yani Etrüsklerle Pelagsları bir tutuyor, onları aynı millet sayıyorlarmış. Ansiklopedilere göre, Pelasglardan söz eden eski Yunanlı yazarların başlıcaları şunlardır : Hezyod, Hekate, Herodot, Tüsidid, Hellanik, Kallimak, Strabon, Bzanslı Stefan Fransız ve İngiliz yazarları, nedense, Pelasglarla pek ilgilenmemişlerdir. italyanlar daha çok Pelasg diye bir kavmin tarihte bulunmadığını, bunun Yunanlıların bir uydurması olduğunu iddia etmek için Pelasglardan söz etmişlerdir. Pelasglar üzerine ciddi eserler vermiş Alman bilim adamlarının başlıcaları ise şunlardır : Beloch, Fick, Treidler, Meyer, Ehrlich. Eski Yunan tarihçilerinin ve Alman araştırmacıların eserlerinde Pelasglar hakkında bulduğumuz bilgi ve neticeler şunlardır : 1) Pelasglar kuzeyden gelip Yunanistan’da yerleşmiş bir kavim idi. Yukarıdaki beş noktaya tarihçiler tarafından işaret edilmeyen, fakat dilcilerin kesin bir şekilde isbat ettikleri şu gerçeği de ilave edelim: Etrüskçeye çok benzeyen pelasgca HİNT-AVRUPALI OLMAYAN, agglutinatif bir dil idi. Pelasgların Türklerde de bulunan yukarıdaki özelliklerini öğrendikten sonra, onlar hakkındaki incelemelerimi derinleştirmek luzumunu duydum. Derinleştirdikçe de bu kavmin Proto-Türk bir kavim olduğuna yeni deliller karşıma çıktı. Mesela, Limni adasında, Pelasglar tarafından bırakılmış, Hint-Avupalı olmayan ve etrüskçeye çok benzeyen yazıtların bulunmuş olması … Ve, mesela, Latin bilim adamı Varron’un “Pelasgların dilinde küçük dağların adı TEPAE’dir” demiş olmasıdır. Pelagslar M.Ö 3000’de Orta Asya’dan gelip Yunanistan’ı istila etmişlerdir. Nasıl ve hangi yollardan geçerek? Daha sonra dönemlerde Hunlar, Avarlar, Kumanlar, Peçenekler, Balkanlar’a gelmek için hangi yollardan geçmişlerse o yollardan geçerek.. Pelagsların Yunanistan’ın Vardar Nehri’nin kıyılarını takip ederek girmiş oldukları anlaşılıyor. Çünkü ilk yerleştikleri bölge Teselya’dır, yani bugün Selanik şehrinin bulunduğu bölgedir. Çeşitli kaynaklara göre Pelasglar, daha sonra,şu bölgeleri işgal etmişlerdir: Beotya, Argois, Attika ve Arkadya. Arkadyalıların Pelasg oldukarını Herodot da söyler. Bilindiği gibi, Yunanistan’ın hemen kuzeyinde Makedonya vardır. Makedonya’ya eski Yunanlılar Pela (s) gonya derlermiş, yani Pelasglar ülkesİ… öyle anlaşılıyor ki. Pelasgların bir kısmı Yunanistan’a girip yerleşirken, bir kısmı da Makedonya da kalmıştır. Pelasglar Yunanistan’a gelirken elbette ki, tek bir önderin, tek bir şefin kumandası altında idiler. Bunun neticesi olarak, Yunanistan’a yerleştikten sonra da, merkez! bir idareye bağlı bulunmuş olduklarını düşünmek tabiidir. Herodeot’un “Bir zamanlar Yunanistan’a PELASGIA denirdi şeklindeki ifadesi ise, Pelasglarn siyasi bakımdan Yunanistan’ın tamamına, hem de uzun yüzyıllar boyunca, hakim olmuş olduklarını göstermektedir. Bu sebeple, bir Pelasg devletinden söz edebildiğimiz gibi, bu devleti tarihteki ilk Türk Devleti olarak kabul edebileceğimiz de şüphesizdir. Bu konuda bir italyan bilim adamı, bakınız, ne diyor : “Yunanlılar bu tarihi bölgelere geldiklerinde, kendine mahsus dini olan ve DEVLET OLARAK ORGANIZE OLMUŞ, başka ırktan olanlarla (Pelasglarla) karşılaşmışlardır” Zira, M.ö. 2000 civarında, Yunanistan’a yine Kuzeyden, Helenler gelir. Hellenler Pelasgların boş bıraktıkları yerlere yerleşirler. Bu işgalin savaşsız olmuş olduğu zannedilmektedir. Hellenler medeniyet bakımından Pelasglardan çok etkilenmişlerdir. Atinalılar, üzerinde henüz kurban kesmeğe mahsus bir taştan başka birşey yokken, Akropol’ün etrafına duvar ördürmek istemişler, bunun için Pelasg müteahhitlere başvurmuşlardır. Bu duvarın bir parçası hala yerinde durmakta ve turistler tarafından görülebilmektedir. Kaynak : Adile Ayda – Türklerin İlk Ataları Dipnotlar : Pauly und WIssowa, “Realencyclopaedia der Altertums wissenschaft”, Stuttgart 1949, Cilt II A 2, s. 1909 Isaac Taylor, “Etruscan researches “, Macmillan and Co. London 1874, s. 330. “Herodotus”, translated by L. Enoch Powell, Clarendon Press”, Oxford 1949, Cilt l. s 75. |
Pelasg dilinden Hellenlerin diline pek çok kelime geçmiştir. Hint-Avrupalı olmayan bu kelimeleri bugünkü Batılı dilciler ne yapacaklarını bilemiyorlar. Başka çare bulamayınca, bu kelimelere uygulamak için, “pre-hellenique” (Hellen-öncesi ) , “mediterraneen” ( Akdenizli) ,”asianique” ( Anadolu’lu ? ) ,”egeen” (egeli) gibi acayip ve anlamsız sıfatlar icat etmişlerdir.
“Egeli” sıfatını icat eden Albert Severyns adlı Belçika’lı bilim adamıdır. Severyns, kullandığı bu anlamsız sıfata rağmen, bizim görüşümüzü doğrulayan aşağıdaki satırların sahibidir :
“Yunanlılar, kendilerinden daha kültürlü olan Egelilerden bronz, kaay, kurşun, demir ve hatta “maden” anlamındaki kelimeleri almışlardır.
Albert Severyns bu kelimelerin Hint-Avrupa’lı olmadığını söylemekten de çekinmiyor.
Ayrıca, “egeli” sıfatından arada bir vazgeçip, Paul Kretschmer’in 1925 den önceki görüşüne katılarak, “pelasgique” sıfatını kullandığı da oluyor. Ve etrüskçenin Pelasg dilinin bir lehçesi olabileceğini kabul ediyor.
Hammerström, Devoto, Charskin gibi dil bilginleri Yunan dilindeki Hint-Avrupalı olmayan kelimeleri Etrüskçe kelimelerle karşılaştırmışlar ve büyük benzerlikler bulmuşlardır. Hatta, bazı saf araştırmacılar bundan Etrüsklerin Yunanlı oldukları neticesini bile çıkarmaya kalkmışlardır.
Bazı etrüskologlar. mesela Jacques Heurgon ,Etruria’nın güneyinde Etrüsklerle kaynaşmamış bir Pelasg toplumunun yaşamış olduğunu haber verirler. Bunlar elbette Yunanistan’dan veya Ege adalarından gelip, Pelasg lehçesini konuşanlarla bir arada yaşamayı tercih edenlerdir. Kırım’dan gelen Türklerin Eskişehir’de oturmayı, Rumelin’den gelenlerin Adapazar’ına yerleşmeyi tercih etmeleri gibi..
Çünkü Pelasgca ile Etrüskçe arasında bir lehçe farkı bulunmuş olduğu şüphesizdir. Fransa fransızcası ile Kanada fransızcası, Bavyera almancası ile Hamburg almancası arasındaki fark gibi,
Toplu bir Pelasg göçünden ne tarihte, ne de efsanelerde bir kayıt bulunmaması gösteriyor ki, Pelasglar İtalya’ya aile veya aileler, hatta tek kişi halinde, tüccar gemileri ile gelmişlerdir.
İleride yine Pelasglardan söz etmek üzere, bu fasıla son vermeden önce, Batılı bilim adamlarının işine gelmeyen bir sürü şey söylediği için, hiçbir zaman adı anılmayan veya kendisine iftira atılmak için anılan, Ondokuuncu yüzyıl etrüskoIoglarından
Fransız Noel des Vergers’den bir cümle zikredeceğim
:
“Gerek İtalya, gerek Yunanistan hakkında edinebildiğimiz en eski bilgiler gösteriyor ki, bu iki ülkeyi ilk zamanlarda etkilemiş medenileştirici amil Pelasglardır”
Kaynak: Adile Ayda – Türklerin İlk Ataları
[publicize twitter]
[publicize facebook]
[category araştırma]
[tags TARİH, Pelagslar]