4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI
A. DAHA EVVEL
HİÇ KİMSE BUNLARI AKIL EDEMEDİ Mİ?
Ne yazık ki ülkemizin üzerinde bulunduğu
topraklara İslam adına ilk giren, kitabımız boyunca eleştirdiğimiz mezheplerin
uydurmalarla dolu dini yapısıdır. Günümüze kadar sayısal olarak
ülkemizde
çoğunluğu temsil eden ve halife olan padişahlarca da kollanan Sunni mezhepler
olmuştur. (Özellikle Hanefilik) Bu mezhep, merkezi yönetimin politikaları sonucu
kollanmış, karşıt fikirler bastırılmıştır. Tarihsel süreçte hadislerin dinin
kaynağı ilan edilmelerine, Mutezile ve Harici gibi grupların ve de bir çok
kişinin karşı çıktığını görürüz. Fakat ülkemizin topraklarının uzun yıllar
baskıcı Sunni yönetimlerin egemenliğinde olmasının, karşıt fikirlerin
eserlerinin tahrif ve yok edilmesinin ve halkımızın tarihsel bilgisinin
zayıflığının sonucunda, bu söylediklerimizi ilk duyanların çok şaşırdığını ve
"Bunları daha evvel kimse akıl edemedi mi? İlk siz mi bunları akıl ettiniz?"
diye sorduklarını görmekteyiz. Oysa bu fikirler tarih boyunca birçok kişi
tarafından söylenmiştir. Günümüzde de birçok insan bu fikirleri
seslendirmektedir. (Kitabımızda bu fikre yakın yazarların bir kısmından
alıntılar yaptık.)
Fakat mezheplerin İslam'ının daha organize olması ve
mezhepçilerin baskısından bazılarının çekinmesi sonucu Kuran'daki İslam’ın sesi
mezhepçilerin sesi kadar gür çıkamamaktadır. Kitabımızın bu bölümünü okuyanlar,
Peygamberimiz'in vefatından hemen sonraki devirde 4 Halife'nin Kuran dışında
dini kaynak oluşmaması için nasıl çabaladıklarını kavrayacaklardır. Böylece "Bu
söylediklerinizi ilk siz mi akıl ettiniz?" diye soranlar, bu fikirleri
Peygamber'in vefatından sonraki ilk yıllarda, 4 Halife başta olmak üzere birçok
insanın seslendirdiğini anlayacaklardır. Tüm bu fikirleri tarih boyunca akıl
edenler hep vardır. Ama akıl etmek istemeyenlerin uyduracakları mazeretleri de
hep vardır.
B. 4 HALİFE TEK BİR HADİS YAZDIRMADI
Kuran'ın dışında
başka kaynakları da dinin kaynağı ilan edenlere, Kuran'ı tek başına yetersiz
görenlere, Kuran'la beraber uydurmalarla dolu hadis kitaplarından da dini
anlamaya çalışanların kabulüne göre İslam’ın en mutlu dönemi önce
Peygamberimiz'in zamanı, sonra ise 4 Halife dönemidir. Fakat ne yazık ki bu
halifelerin üstünlüğünü kabul edenlerin uygulamaları 4 Halife ile de
çelişmiştir. Daha evvel 4. Bölüm'de Peygamberimiz'in hadisleri yazdırmadığını
gördük. 4 Halife de, bırakın hadis yazdırmayı, kişilerin hadis nakletmelerini
engellemeye çalışmışlar ve Kuran dışında başka kaynak oluşmamasının mücadelesini
vermişlerdir. Üstelik bu mücadeleyi Peygamber'in vefatından sonraki ilk yıllarda
vermişlerdir. Yani uydurmaların çok daha az olduğu bir dönemde. Oysa isteselerdi
Peygamber'in en azından birkaç yüz veya birkaç bin hadisini toplayıp bir kitap
yapabilirlerdi. Hem de Peygamber'i gören ve çok yakın olan 4 Halife eminiz ki
çok az yanlışla böyle bir hadis kitabını oluşturabilirlerdi. Bu bölümde izah
etmek istediğimiz ; doğru olsa bile Kuran dışında başka dini kaynak
oluşturmamanın en güzel örneğinin, Peygamber'den sonra 4 Halife döneminde
görüldüğüdür. Onlar doğru olan hadisleri bile toplamadılar, insanların Kuran
dı¬şına taşmasını önlemeye çalıştılar. Oysa ünlü hadisçi Darekutni'nin ifadesine
göre: "Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün derisindeki tek tük
beyaz kıl kadardır." Gün gelmiş yalan hadislerin çokluğu doğru olan hadisleri
geçmiş ve siyasi, maddi, manevi men¬faatlerin baş gösterdiği devirde, bugünün en
ünlü hadis kitapları yazılmıştır. Oysa 4 Halife kendi gözetimleri de mümkünken
bırakın tek hadis yazmayı, kimseye tek hadis bile yazdırmamış, hadis naklini de
kötü görmüşlerdir. Üstelik doğruların yalanlardan fazla olduğu, kendilerinin ise
hakem olabileceği bir ortamda. Şimdi birileri kalkıyor 4 Halife aşağı, 4 Halife
yukarı onları öve öve bitiremiyor; ama Kuran'ı dinin tek kaynağı kılmak için
onların bu tavırlarını uygulamaya gelince, sanki böyle bir olay olmamış, sanki
kendi kaynakları bile bu gerçekleri kabul etmiyormuş gibi, tarihin bu olaylarını
görmezden geliyorlar. Gelin Hz. Ebubekir'den başlayarak sırasıyla 4 halifenin
hadis toplamaya ve nakline karşı tavrını geleneksel İslamcıların da kabul ettiği
kaynaklardan alıntılar yaparak görelim:
Ebubekir Peygamberimiz'in vefatından
sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: "Sizler Allah'ın elçisinden
farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler
daha büyük
anlaşmazlıklara düşecektir. Allah'ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden
hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah'ın Kitabı aramızda, onun
helalini helal kılın, haramını haram görün."
Zehebi, TezkiratulHuffaz 1/3,
Buhari l.cilt
Görüldüğü gibi ilk halife Hz. Ebubekir, Kuran dışında başka bir
kaynak ortaya çıkmamasının reçetesini şöyle yazmıştır: "Hiçbir hadis
nakletmeyin." Dikkat edin; "Şu kadar şahit olursa, şu şu haller de olursa, doğru
hadisi toplayın, yalanı şöyle atın, geriye doğrusu kalsın..." diye tarifler
yapmamış, kestirme şekilde hadis nakil edilmemesini istemiştir. Hz. Ebubekir
döneminde yaşayanların çoğunun Peygamber'i görenler olduğunu, Peygamber'in
birçok sözünün en taze dönemi olduğunu düşünürsek, Hz. Ebubekir'in bu konudaki
tavrı daha da anlamlı olur. Hz. Ömer'in bu konudaki tavrı aynı Hz. Ebubekir
gibidir, hatta diyebiliriz ki Hz. Ömer bu konuda Hz. Ebubekir'den çok daha sert
de davranmıştır.
C. HZ. ÖMER'İN UYDURUKÇULARA ATTIĞI KÖTEK
Hz. Ömer
diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan
hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve
Fazluhu 1/64-65
Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan
beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların
yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli'nin Mişna'sı gibi Müslümanların
Mişna'sıdır bunlar. İbni Sad/Tabakat 5/140
Hz. Ömer çok değerli bir tespitle;
Museviler'in dinlerini dejenere edişlerinde Tevrat dışında Mişna adlı kitapları
dini kaynak edinişlerini görmüş ve Peygamber'e fatura edilerek dinin kaynağı
kılınmak istenen hadislerin bu Mişnalar'ın fonksiyonunu kazanacağını anlamıştır.
Buna karşı hem diliyle, hem eliyle mücadele etmiş ve bu mişnaları yakmıştır. Hz.
Ömer'in yaktırdığı Mişnalar'daki doğru hadis oranı tahminimizce bugünkü en doğru
kabul edilen Buhari'den de, Müslim'den de çok daha yüksektir. Çünkü Peygamber'i
görenler o dönemde hayattadır, ayrıca ileride olacak siyasi ayrılıklar ve
kargaşalar henüz olmamıştır.
Geleneksel İslam'ı savunanlara soralım: Sizce
Hz. Ömer Peygamber'i sevmiyor muydu? Peygamber'e sizin kadar (!) saygı duymuyor
muydu? Günümüzde Kuran'ın yeterliliğini savunanlara ve hadislere gerek
olmadığını söyleyenlere bu iddialarda bulunuyorsunuz. Peki aynı tavrı gösteren,
hatta hadisleri yakan Hz. Ömer'e niye aynı eleştiriyi getirmiyorsunuz? Hiç
şüphesiz ki Hz Ömer, Peygamber'i çok seviyordu; fakat O, Kuran'ın mesajını, Hz.
Peygam¬ber'in vaaz ettiği dinin özünü iyi kavramıştı. Hadisleri yakışının
altındaki neden de Peygamber'e olan saygısızlığı değil, bilakis saygısıydı.
Çünkü daha evvel Peygamber de hadis yazımını yasaklamıştı. Çünkü Kuran detaylı
ve yeterli olduğunu, her şeyi açıkladığını söy¬lüyordu. Hz. Ömer böylece
dinimizi Mişnalardan, Peygamberimiz'i iftiralardan korumaya çalıştı. Oysa
günümüzde Hz. Ömer'e övgüler düzenler, hadislere uymayı; Peygamber'e saygı,
Peygamber'e uyma, takva olmak zannediyorlar. Böylece kraldan çok kralcı olup,
farkında olarak veya olmayarak Kuran'dan uzaklaşıyorlar. Bazı hadis
uydurucularını göreceğimiz bundan bir sonraki bölümde, en çok kendisinden hadis
nakledilen Ebu Hureyre ve Kab gibi kişilere karşı Hz. Ömer'in hadis
nakillerinden dolayı şiddetli tepki ve tehditlerini, bu konudaki tavrını ve
çabasını açıkça göreceğiz. (12. Bölümü okuyunuz)
Hz. Ömer Irak'a yolculuğa
giden arkadaşlarına şöyle demiştir: "Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı
arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını
saptırmayınız."
Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63
Hz. Ömer şöyle
der: "Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve
Allah'ın Kitabı'nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah'ın Kitabı'na hiçbir
şeyi karıştırmam." diğer bir rivayette "Allah'ın Kitabı'nı asla başka bir şeyle
değiştirmem." başka bir rivayette "Ben yemin ederim ki Allah'ın Kitabı'nı hiçbir
şeyle gölgelemem."
El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat,
3/206
Hz. Ömer'in bu tavrını 3. halife Hz. Osman da çok hadis nakleden Ebu
Hureyre ve Kab'a karşı koyarak devam ettirmiştir.
D. MEŞHUR SAHABELER
HADİS NAKLİ İLE SAVAŞTI
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu
Hureyre'yi Devş dağlarına göndermekle, Kab'ı Kırede dağlarına sürgün etmekle
tehdit etmiştir.
Tahzırul Havas 10b.
4 Halife'nin dışında Peygamberimiz'i
gören birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde, gerekse 4 Halifeden sonra
arkadaşlarının hadislere karşı takındıkları tavrı benimsemişlerdir. Bu konuda
İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhur sahabeleri görelim:
Şeddad, ibni
Abbas'a "Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da "Sadece Kuran'ın
iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.
Buhari K. Fezailul
Kuran 16; Müslim K Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud K. Fiten 1,
Tırmizi K
Fiten 43
ibni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: "Sizden önceki
ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden
olmuştur."
İbn AbdülBerr, CamiulBeyanil ilm 1/63-68
Abdullah bin Mesud
elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın
yakılmasını emretti ve şunu söyledi: "Allah kime bir hadis sayfasının yerini
bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah'a yemin ederim ki,
Hindistan'da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.
Ebu Reyye,
Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27
Eğer hadisler dinin kaynağı olsa
yazılması, korunması ve bu faaliyetlerin emredilmesi gerekirdi. Oysa görüyoruz
ki ünlü sahabeler tam tersine hadis yazımını yasaklamışlar, yazılı hadisleri
yakmışlar ve Kuran'la yetinilmesini söylemişlerdir. Sahabe sahabe diye ortalığı
inletenlerin sahabenin bu hareketi ile çelişmeleri, birçok çelişkilerine şahit
olanlar için hiç de sürpriz değildir. Kuran'ın yeterliliğine dair açık ayetlerle
çelişenler, Peygamber'in hadis yazmama emrine muhalefet edenler, sahabenin bu
tavrıyla çelişirlerken tevil veya görmemezlikten gelme gibi bir mekanizma
bulmuşlardır. Ama tüm bu mekanizmalar ve sahabelere atfedilen yalanlar 4 halife
döneminden yazılı tek bir hadis sayfasının bile bize ulaşmadığı gerçeğini yok
edemez. Gerek yukarıdaki halifelerin ve ünlü sahabelerin sözleri, gerekse bu
sözlerle uyumlu hiçbir hadis kitabı oluşturmadıkları gerçeği, Kuran dışında
uydurulan kaynaklardan bu sahabelere yapılan atıflarla söylenen hadislerin,
Peygamber'e olduğu gibi, bu kişilere de iftira olduğunu gösterir.
E. HZ.
ALİ DE HADİS SAYFALARINI YOK ETTİRDİ
Diğer 3 halife gibi 4. halife olan ve
Sunnilerin kadar, onlardan daha da fazla Şiilerin ve Alevilerin çok saydığı Hz.
Ali'nin hadislere karşı aşağıdaki sözlerde göreceğimiz tavrı; inşallah Şii,
Alevi ve Sunni kesimlerin Kuran'ın Müslüman'ı olup mezhep manasında Şiilik,
Sünnilik ve Aleviliği bırakmalarına ve sadece Kuran'dan dini anlamalarına sebep
olur.
Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: "Yanında hadis sayfaları
bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin
naklettikleri hadislere uyarak Kuran'ı terk etmeleridir."
İbn Abdülberr,
Camiul Beyanilİlm
Bir gün Hz. Ali'ye gelirler ve "Halk hadislere dalmış."
derler. Hz. Ali sorar: "Gerçekten öyle mi?" "Evet" derler. Peygamber'den işittim
ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. "O fitneden kurtuluş
nedir, nasıldır?" diye sordum. Resullullah dedi ki:
"Kurtuluş Kuran'dadır.
Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de,
aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin
bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O'nu terk eden her zorbanın Allah
boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O'ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa
düşürür.
O, Allah'ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran'dır. O en
doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp
belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından
bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır."
Sünen-i
Tırmizi/Darimi
VIII. BÖLÜM: BAZI ÖNEMLİ HADİS
UYDURUCULARI
Peygamberimiz'in hadisleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin temel
bir kaynağı ve her Müslüman'ın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı,
Peygamber'imiz kendinden sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem
yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi. Peygamberimiz'in bunu istemek bir yana,
hadislerin yazımını yasakladığını daha önceki bölümlerde gördük. Eğer
Peygamber'imiz bunların ezberlenmesini isteseydi, sahabenin Peygamber'e en yakın
olanlarının; Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Zübeyr'in, Zeyd bin
Sabit'in, Selman el Farisi'nin onbinlerce hadis nakletmesi beklenirdi. Oysa bu
sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok azdır. Örneğin birazdan
göreceğimiz hadis uydurucularından Ebu Hureyre'nin söylediği iddia edilen
hadislerin üçte, dörtte biri bile dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin
hepsinin söylediğinin toplamına birden atfedilmez. İşte bu Ebu Hureyre'yi ve
İsrailiyat adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat adındaki Hıristiyan
hikayelerini dine sokan birkaç uydurucuyu bu bölümde inceleyeceğiz. Bunu
yaparken bu hadis uydurucular çok fazla miktarda hadis naklettikleri için
naklettikleri binlerce hadisin tümünün neden güvenilir olmadığını anlayacağız.
Ayrıca hadisçilerin hadis toplarken, hadis nakleden kişileri söyledikleri kadar
iyi incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece hadisçilerin tüm
çalışmalarının da güvenilmez ve şüpheli olduğunu kavrayacağız. 4. Bölümde
hadisleri incelerken Peygamber'i her görene sahabe denildiğini ve her sahabenin
kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, her sahabeden her hadisin alındığını
gördük. (Sahabe kelimesinin bu
tanımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır.
Sahabe kelimesini, sadece Peygamberimizin yakın çevresi için kullananlar da
olmuştur.) Oysa Kuran, Peygamber'in döneminde birçok münafığın inanmadığı halde
kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış
kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen Peygamber'e zorluklar çıkardıklarını
haber vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle çelişen, dine binlerce
ilave yapan hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek tüm sahabeyi
tartışılmaz ilan etmişler, hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun
bulunacağını söylemişlerdir. Oniki İmamın masum ilan edilmesinde Şiiler'in
hatasını çok iyi tespit eden Sunniler, ne yazık ki bütün bir nesli, hem de
Kuran'ın birçok ayetiyle eleştirdiği kişilerin ve hatta münafıkların da içinde
bulunduğu belirtilen bir nesli toptan tartışılmaz ilan ederek, Şiiler'den çok
daha büyük bir hataya düşmüşler ve Şiiler'e getirdikleri doğru eleştiride bile
gülünç olmuşlardır. Gelin sahabe damgasıyla mühürlendiği için her sözüne itibar
edilmiş olan ve mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre'yi inceleyelim ve bu
zihniyetin bizi nereye, nasıl götürdüğünü anlayalım.
A. EBU HUREYRE'YE
GÜVENİLMEZSE TÜM HADİS KİTAPLARI GÜVENİLMEZ OLUR
Ebu Hureyre'nin Müslüman
olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmez.
Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashabı Suffe'den olduğu bilinir.
Müslim'in Fezailus Sahabe'deki 159. Bölüm'ünde Ebu Hureyre'nin sırf karın
tokluğuna Peygamber'le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm sırf Baki bin
Mahled'in müsnedinde Ebu Hureyre'ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari
bunlardan 446'sını kitabına almıştır.
Ebu Hureyre'nin anlattıklarından, en
çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi
hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı hadis kitaplarında
anlatılır. Ebu Hureyre: "Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında
anlatsaydım değneği ile beni döverdi." der (Ez Zehebi - Tezki-retul-Huffaz). Ebu
Hureyre'nin şöyle dediği geçer: "Ömer ölünceye kadar Allah'ın Resulü buyurdu
diyemezdik." (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34). Müslim'i eğer
görebilseydik kendisine şöyle sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm
hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin bir kitap yazdın, cerh ve tadille
kitabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu Hureyre'yi kendin de
görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer'in onu yalancılıkla
ithamını, Ebu Hureyre'nin şüpheli bir şahıs olması için neden yeterli görmedin?
Demek ki senin sahih dediğin hadisler bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne
yazık ki Müslim de tüm sahabenin yıldızlar gibi olup, hangisine olursa olsun
uyulabileceği şeklindeki asılsız inanca kanmış. Veya Ebu Hureyre ve diğerlerine
gerçekte sıkı ölçüler uygulasa elinde hiçbir hadis kalmayacağını gördüğü için ve
de özellikle Ebu Hureyre'den hatırı sayılır derecede çok hadis geldiği için, bu
açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu Hureyre'yi yalancılıkla suçlayan bir
tek Hz. Ömer değildir. Hz. Aişe'nin de onu defalarca suçladığını Ebu Hureyre'ye
sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu Hureyre'ye: "Sen
Peygamber'den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!" dediğinde ona edepsizce
bir cevap verir: "Ayna ve sürme seni Peygamber'le ilgilenmekten uzak
tuttu."(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa 435). Hz. Ali şöyle
demiştir: "Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnad eden Ebu
Hureyre'dir."(İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360). Yine
Hz.
Ali onun "Sevgili dostum bana haber verdi ki" diye Peygamber'den
bahsettiğini duyunca: "Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?" demiştir.
Ibn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun "Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest
alsın." sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle
demiştir: "Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe)
bulaşmazsınız."
B. ATIN KANDIRILMASI HZ. ÖMER'İN KÖTEĞİNDEN DAHA MI
ÖNEMLİ?
Hadisçilerin hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek
hususunda ne kadar titiz oldukları şu hikayeyle anlatılır: "Meşhur bir hadisçi,
kendisinden hadis naklettiği bir kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat
etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı
çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş. Atı kandıran insanları da
kandırabilir diye onun naklettiği hadisi almamış." Bu hikayeyi dinleyen bizlerin
"Aman hadisçiler ne titizmiş!" deyip, onların yalancı hiç kimseden söz
almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu
görmemizi umarlar. Buraya kadar birçok yerde hem sebebi, hem de sonucu ile
hadislerin nasıl uydurmalarla karıştığını gös¬terdik. İleri sürülen bu mantık
hiç şüphesiz geçersizdir. Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini
söyleyenlerin bu şundan, şu ondan, o öbüründen şeklinde giden hadislerin
nakilcilerinin önemli kısmı hadis kitapları toplandığında vefat etmişti. Geri
kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların
hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek özellikle o
dönemin ulaşım şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret mümkün olsaydı
bile, bu kısa ziyaretler bir insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için
elbette ki yetersizdir. Herhalde her hadisçi atını kandıran bir hadis
nakilcisini tespit edecek kadar şanslı değildi! Bizim örneğimiz olan Ebu
Hureyre'ye gelecek olursak; atını kandıran hadis nakilcisini kabul etmemekle
hava atan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi iki halifenin yalancılıkla itham
ve dayaklarına, Peygamber'in hanımı Hz. Aişe'nin bu şahsın izahlarını reddine
rağmen nasıl kendisini kabul ediyorlar? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Aişe'nin bu
tavırları atın kandırılmasından daha mı az önemli?
Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi
atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer
Ebu Hureyre'ye hitaben: "Seni Bahreyn'e vali yaptığımda ayağında bir çift
ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın
almışsın. Sen Bahreyn'in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve
Müslümanlar için değil de, senin için versinler diye mi geldin?" der (Zehebi,
Siyer). Ebu Hureyre'nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona
şöyle demiştir: "Ey Allah'ın ve Kitabının düşmanı! Allah'ın malını çaldın değil
mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?" (İbni Sa'd, Tabakat, 4. cilt,
sayfa 59). Ne yazık ki Ebu Hureyre Hz. Ömer'in kendisine çıkışmalarını böyle
anlatır, ama hadisçiler Hz. Ömer'in bu çıkışlarına rağmen Ebu Hureyre'yi birinci
dereceden güvenilir kabul edip, en çok hadisi ondan naklederler. Bir de cerh ve
tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini söylerler.
Hz. Ömer'in "Allah'ın ve Kitabı'nın düşmanı" ilan ettiği şahsı en güvenilirler
arasında kabul eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar
titizlikle yapıldığı görülmektedir.
C. EMEVİLER EBU HUREYRE'NİN ALTIN
ÇAĞIYDI
Hz. Ömer'in ve daha sonra Hz. Ali'nin öldürülmelerinden sonra
Emeviler dönemi Ebu Hureyre'nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre'ye el
Akik'te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara
karşılık İbni Kesir'in el Bidaye ve'n Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu
Hureyre'nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder
ki: "Allah'ın Resulü Muaviye'ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve
cennette beni onunla karşıla!"
Ebu Hureyre'den yine şu hadis rivayet
edilmiştir: "Allah'ın Resulü şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet
etti: Ben, Cebrail ve Muaviye"
Tüm bu delillere rağmen "Her sahabe doğrudur"
yanlış inancının hadisçileri sürüklediği nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki,
Peygamber'in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber'le
az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis Ebu Hureyre'den gelen
mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:
Ebu Hureyre Peygamber'in
kendisine şunu dediğini nakleder: "Ölüm meleği Musa'ya gönderildi. Musa'nın
yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: Beni
ölmek istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa'nın kör ettiği meleğe gözlerini
verdi ve şöyle dedi: "Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle.
Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!" Melek:
"Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?" Allah: "Sonra, ölüm" dedi."
Ne yazık ki Ebu
Hureyre'yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı islam'a
fatura edip zarar veriyorlar, diğer taraftan Ebu Hureyre'yi kırmamak için Hz.
Musa'yı Allah'ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan
olarak gösteriyorlar. Ebu Hureyre'ye bir çok sahabe (Peygamber'i gören Müslüman)
muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre'nin "Av ve çoban köpekleri dışındaki
köpekleri öldürün" hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine ibni Ömer, Ebu
Hureyre'nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir
(Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Ebu Hureyre'den nakledilen
hadislerin eleştirisine bu kitabı ayırsak başka bir şey yazmaya yer kalmaz. Ebu
Hureyre'nin geleneksel İslam için önemini, bu yapının en ateşli savunucularından
ve ülkemizde en çok satan gelenekçi, hadisçi İslam’ın kitaplarından Saadeti
Ebediye- Tam ilmihal kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır:
"Ebu Hureyre'yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder, çünkü hükümlerin
çıktığı hadislerin yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir." Bize göre itiraf, Hüseyin
Hilmi Işık Bey'e göre şeriata sahip çıkma olan bu söz, neden Ebu Hureyre'yi bir
alt başlık yaptığımızın sebebidir. Allah'a şükür ki dinimiz tek başına yeterli
olan Kuran'dadır ve ne Ebu Hureyre'nin, ne de başkalarının hadislerine
ihtiyacımız yoktur.
D. İSRAİLİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI
Özellikle
Yahudilikten islam'a geçenler, Yahudilikteki birçok hikayeyi, uydurmayı hadis
adı altında islam'a taşıdılar. Bunu İslam’ın saflığını bozmak için yaptıkları
görüşü hakim olsa da, eski adetlerinden, eski dinlerindeki inançlardan
kurtulamayıp, kendilerince katkı sağlamak veya dinimizi Yahudileştirmek gibi
niyetlerle de yaptıkları düşünülebilir. ibni Haldun, Mukaddime adlı eserinde
konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: "Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru,
makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap, ne de
ilim ehlinden değillerdi. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti.
Yaratılışın esrarı, kainatın durumu, v.b. konularda bir şey öğrenmek
istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu
konularda onlardan yararlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb ibni
Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişiler¬den
yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve
tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır." ibni Haldun'un dediğini
günümüzde Türkçe'ye çevrilen birçok tefsirde görebiliriz.
E. KAB EL
AHBARA DAYANDIRILAN DİN
Kab el Ahbar israiliyat'ı, Yahudi uydurmalarını
dinimize en çok sokan kişidir. Peygamberimiz'in vefatından sonra Hz. Ebubekir
veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde
islam'a girdiği söylenir. israiliyat
hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikayeleri onu, devrinde ilgi
odağı haline getirmiştir. Peygamber'e iftira ederek söylenen hadislerin birinde
"israiloğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur." denir. Bu
hadisi Abdullah bin Amr'ın naklettiği söylenir. Tırmizi, Ebu Davud, Buhari bu
hadise yer vermiştir. Birazdan göreceğimiz gibi Abdullah bin Amr, Kab el
Ahbar'ın talebelerindendir. Uyduracakları binlerce israiliyat'tan önce bu hadisi
uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar
bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakil etmekle kalmamış, daha
evvel incelediğimiz Ebu Hureyre'ye, bunun yanında Abdullah bin Amr, ibni Ömer,
ibni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir. Böylece uydurmaların yayılması için
bu şahısları da kullanmıştır. Ebu Hureyre'ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı
Kab el Ahbar'a da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz. Ömer'in
öldürülmesine kadar fikriyatını yaymakta güçlük çeken Kab Hz. Ömer'in vefatıyla
kısmen ferahlamıştır. Kab'ın tüm bu hareketlerini anlatan Mahmud Ebu Reyye,
Kab'ın Hz. Ömer'in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar:
"Hz. Ömer'in bu dahi Yahudi'yi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve
ileride de göreceğimiz üzere bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına
rağmen sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer'in uyanık ve iyi niyetli oluşuna
galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir. İş Hz. Ömer'in
katledilmesine kadar varmıştır. Elde var olan verilerin hepsi bu olayın gizli
bir cemiyetçe tertiplenmiş olduğunu göstermektedir. Büyük deha Kab'ın da
üyelerinden biri olduğu bu cemiyetin başkanı Hürmüzandı. Malum olduğu üzere
Hürmüzan Huzistan'ın kralıydı ve Medine'ye esir olarak getirilmişti. Hz. Ömer'i
katletme görevi ise Ebu Lülüe'ye verilmişti." (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi
Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 171).
Mahmud Ebu Reyye'nin İbni Kesir'den
alıntılarla anlattığı bu ihtimalin kesin olarak doğru olduğunu savunacak durumda
değiliz. Fakat Hz. Ömer'in hadisten men ettiği ve ihtimal dahi olsa Hz. Ömer'in
ölümünde parmağı olan bir kişiden ve onun ders verdiği Ebu Hureyre, Abdullah bin
Ömer, İbni Ömer ve diğer şahıslardan hadis nakli ne kadar sağlıklı olabilmiştir?
Tüm bu şahıslardan İsrailiyatı ve diğer hadisleri nakil edenlerin bu konudaki
titizliği güvenilir midir? Bu şahıslarda yanılan hadisçilerin, diğer şahıslarda
yanılıp yanılmadıklarına nasıl karar verebiliriz? Apaçık Kuran dururken ve Kuran
tek başına yeterliyken hala bu hadislerden medet ummak dine yapılan zulüm değil
midir? Bu sorulardan sonra Kab'a geri dönersek, Kab kaynaklı uydurmalar dünyanın
yaratılışı, ahiret manzaraları, Şam şehrinin önemi ve daha bir çok konuda
kendini göstermiştir.
F. KAB KAYNAKLI UYDURMALARA ÖRNEKLER:
Bir adam
Kab'la karşılaştı. Kendisine selam vererek dua etti. Kab ona "Kimlerdensin?"
diye sordu. Adam "Şamlılardanım" diye cevap verdi. O zaman Kab şöyle dedi "Belki
de sen Şamlıların arasından çıkacak ve hesaba ve azaba uğratılmayacak yetmiş bin
askerden birisin!
İbni Asakir-Tarih-1/57
Kab dedi ki: Allah yeryüzüne
baktı ve şöyle dedi; "Senin bir bölümüne dokunacağım." Dağlar O'na koşuştu. Kaya
aşındı. Allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu!
Mahmud
Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması 185
Hesap için diriltilme ve
hesap, Beytul Makdis'ten olacaktır. Beytül Maktis'te gömülü olan azaba
uğratılmayacaktır.
Mahmud Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması
185
Kab'ın uydurduğu tefsir ve diğer kitaplara giren buna benzer uydurmaların
bir kısmı kendisinden nakledilse de, talebeleri aracılığıyla nakledilenler
doğrudan kendisinden alınanlardan çoktur. Ebu Hureyre'ye destek veren Muaviye,
Kab'a da destek vermiş ve ona kıssa anlatmasını emretmiştir (İbni Hacer, İsabe
5/323).
G. VEHB İBNİ MÜNEBBİH
Kab her ne kadar İsrailiyat kaynaklı
uydurmalarda bir numaraysa da, onun hemen ardından Vehb İbni Münebbih gelir.
Kendisi birçok sahabeye atıfla hadis nakletmiş, Ebu Hureyre, İbni Ömer, İbni
Abbas da kendisinden hadis nakletmişlerdir. Ahmed Emin şöyle der: "Sıret
kitapları, en eski ve en güvenilir olanları da dahil hurafe ve İsrailiyat'tan
arınmış değildir. Tam aksine bunların kronolojik sırada en önce gelenleri
İsrailiyat'la en fazla doldurulmuş olanlarıdır. İlk ve en güvenilir kaynak
sayılan İbni İshak'a bakalım. Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten
İslam'a geçen Vehb İbni Münebbih'tir. İbni İshak'ın ayrıca Hıristiyan ve Mecusi
kaynaklardan da büyük ölçüde yararlandığı bilinmektedir." (Ahmed Emin, Duhaul
İslam, 2. cilt, sayfa 311). Ne yazık ki herkes Ahmed Emin'in tahlil ettiği gibi
Vehb'i tahlil edememiş ve bol hadis nakletmek uğruna doğrudan veya dolaylı
olarak aşağıdaki gibi uydurmaları Vehb'den nakletmişlerdir.
Arşı dört melek
omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır: Öküz yüzü, aslan yüzü,
kartal yüzü ve insan yüzü. Her birinin dört kanadı vardır. Bunların ikisi yüzünü
kaplar ve arşa bakıp yanıvermesini engeller. Onun azameti gökleri ve yerleri
kaplamıştır.
Malti-Kitab et Tenbih sayfa 99
Reşid Rıza, Kab ve Vehb
ikilisinin dine zararlarını ve uydurmalarını şöyle anlatır: "israiliyat rivayet
eden ve Müslümanları kandırıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış,
tekvin, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle
ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki
üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve
diğer Semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla
çeliştiğinden dolayı, bir çoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık.
Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar
Ehli Kitabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahudi'nin
rivayetlerinin çoğu israiliyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer
sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı
mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia
etmişlerdir." (Reşid Rıza, Mecelletül Menar).
H. MESİHHİYAT VE MEŞHUR
UYDURUCULARI
Dinimize sokulan uydurmaların kaynaklarından biri Yahudi
kaynaklı israiliyat olduğu gibi, bir diğeri de Hıristiyan kaynaklı
Mesihhiyat'tır. Mesihhiyat kaynaklı uydurucuların en önemlileri Temim ed Dari ve
ibni Cureyc'dir. Deccaliyet, şeytan, ölüm meleği, cesas, cennet ve cehenneme
dair izahlar, Hz. İsa hakkında uydurmalar Mesihhiyat'tan dinimize devşirilen en
önemli uydurmaların başında gelir. Mesihhiyat kaynaklı uydurmalara aşağıdaki
hadisleri örnek gösterebiliriz:
Allah Resulü halkı topladıktan sonra şöyle
dedi: Allah'a yemin ederim ki sizi korkutmak veya bir şeye teşvik etmek için
toplamadım. Sizi şunun için topladım. Temim ed Dari bir Hıristiyan’dı. Sonra
gelip bana biat ederek Müslüman oldu ve bana şunu anlattı: O iğrenç cüzzamlı
otuz kişiyle bir deniz gemisine binmiş, yolda bir ay dalgalarla boğuştuktan
sonra denizin ortasında bir adaya ulaşmışlar. Güneşin battığı yerde yer alan bu
adaya girdiklerinde kendileri kıldan önü arkası ayırt edilemeyen bir hayvan
karşılayıp şöyle demiş: Ben Cesase'yim. Sonra onlara manastırdaki bir adamı
görmelerini önermiş. Temim ve arkadaşları manastıra girdiklerinde yaratılışça
daha önce hiç görmedikleri kadar iri ve topuklarından boynuna kadar her yeri
demirle bağlı bir adam görmüşler. Adam, onların hikayesini ve Arap olduklarını
öğrenince kendilerine birçok soru sormuş. Temim ve arkadaşları da onu
cevaplıyorlarmış. Sonunda: "Bana ümmilerin Peygamber'inden haber verin ne
yaptı?" demiş. Bunlar da "Mekke'den çıkıp Medine'ye yerleşti." demişler. O
"Araplar onunla savaştı mı?" diye sorduğunda "Evet" demişler. O zaman o
"Peygamber onlara nasıl bir muamelede bulundu?" diye sormuş. Bunlar da
"Karşısında bulunan Arapları hezimete uğratarak, kendi¬sine itaat etmelerini
sağladı." cevabını vermişler. O zaman demiş ki: "Size kendimden bahsedeyim, ben
Mesih'im, bana izin verilme zamanı yaklaştı. Çıktığımda kırk günde yeryüzünü
dolaşıp, Mekke ve Medine dışında kırk gece içinde uğramadık köy bırakmayacağım.
O iki şehirse bana haram kılınmıştır. Onlardan birine girmek istediğimde elinde
kılıç olan bir melek beni karşılar ve bana engel olur. Bunları zikrettikten
sonra Peygamber'imiz asasını minbere vurarak şöyle dedi: işte Medine, işte
Medine, işte Medine."
Müslim-Fiten 119/Ebu Davud-K. Melahım 15 İbni Mace-K
Fiten 33
Bu hadis Müslim, Ebu Davud, ibni Mace gibi Sunni düşüncenin
tartışılmaz ilan edilmiş eserlerinde geçiyor. Okuduğunuz bu hadisi Müslim'de
geçtiği için reddeden kafir oluyor, kabul eden ise sünnete, hadise, Peygamber'e
bağlı kişi oluyor. Bir de bu hadislere inananlar; bunları inkar edenleri
Peygamber düşmanı, kabul edenleri ise Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan (!)
kişiler olarak ilan ediyorlar. Diğer bir Mesihhiyat kaynaklı uydurma hadisi daha
inceleyelim:
Şeytan her insanı doğarken yaralar. Ancak Meryem oğlu İsa’yı
yaralayamamış, yaralamak için gittiğinde onun örtüsüne vurmuştur.
Buhari-K
Bedul Halk 11- Hanbel 2/523
Yukarıdaki hadisle Hz. isa yüceltilirken,
Peygamberimiz'in de içinde olduğu diğer insanlar şeytan tarafından yaralanmış
ilan edilirler. Bu hadisten sonra Peygamberimiz'in, kalbindeki şeytanın
darbesinden kurtulmak için melekler tarafından beş defa ameliyat edilip
kalbindeki siyah pıhtının çıkarıldığına dair yakışıksız hadisler de nakledilir.
Kimin tarafından? En doğru hadis kitabı Buhari ve Hanbeli mezhebinin kurucusu
Hanbel tarafından! Yine de ısrarla savunulan şudur: Hadisleri inkar eden
Peygamber'i inkar eder. En doğru hadis kitabı ise Buhari'dir! işte en doğru
hadis kitabının hadisi! işte Kuran dışında başka hadis (söz) arayanların düştüğü
durum!
IX. BÖLÜM: DİNİ UYDURMACILIKTA EMEVİLER, ABBASİLER VE DİĞER
TARİHİ SEBEPLER
Ne yazık ki bugün İslam diye ortaya sunulan din; özellikle
Emevi döneminden başlayarak, daha sonra Abbasiler döneminde sonuca ulaşan
uydurma hareketinin ürettiği İslam'dır. Bu İs¬lam, kökenini sırf Kuran'dan alan,
Kuran'ı yeterli gören bir İslam değildir. Bu İslam Emeviler'in ve Abbasiler'in
reforma uğrattığı İslam'dır. Bizim bu kitapta yapmaya çalıştığımız kitabın 3.
bölümünde belirttiğimiz gibi dinde reform yapmak değil, bilakis en çok Emevi ve
Abbasiler'in ürünü olan reformu ortadan kaldırıp, Ku-ran'ın saf mesajını ortaya
çıkarmaktır. Kitabın ileriki bölümlerinde göreceğimiz gibi dine Emeviler ve
Abbasiler tarafından yapılan reform; dini zorlaştırma, karartma, insanla çatışır
hale getirme ve kadınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır. Bu ilaveleri
yapanlar da ne yazık ki dini savunduklarını söylemişler ve dinin kaynağı
olduğunu iddia ettikleri yüzlerce hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini dejenere
etmişlerdir. Dini dejenere eden bu tarihi sürecin en baştaki basamağı Emevi
devridir. Bu yüzden Emeviler'in kim olduğunu iyice incelersek, din diye
uydurulan mezheplere, hadislere neden güvenemeyeceğimizi daha iyi anlarız.
Bundan önceki bölümlerde Peygamberimiz'in tek kaynak olarak Kuran'ı bıraktığını,
dört halifenin de Kuran dışında bir kaynak, bir mezhep oluşturmadıklarını
gördük. Bir önceki bölümde Kab ve Ebu Hureyre gibi hadis uydurucularına 4 halife
döneminde nasıl göz açtırılmadığını inceledik.
Emevi dönemi gelince 4 Halife
döneminde hadis nakillerinden dolayı azarlanan Ebu Hureyre ve Kab gibiler bir
anda baş tacı oldular. Muaviye'nin bu şahısları manevi itibar ve maddi çıkar
sağlamak yoluyla nasıl teşvik ettiğini 12. Bölüm'de inceledik. Aynı Eme-viler
İslam'daki ilk ciddi kargaşayı çıkarmış ve Hz. Ali'ye karşı savaşmışlardır. Hz.
Ali'nin kendilerini yeneceğini anlayan Emeviler mızraklarının ucuna Kuran
geçirmiş ve Hz. Ali'nin ordusu "Biz Kuran'a karşı savaşmayız." diyerek
Emevilerin kurtulmasına imkan tanımışlardır. Hz. Ali Kuran'ın mızraklardaki
sayfalar olmadığını, kendisinin Kuran'a bağlı olduğunu söylemesine rağmen Emevi
oyunu başarılı olmuştur.
A. EMEVİLERİN PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARINI
ÖLDÜRMELERİ
Aynı Emeviler Hz. Ali'ye karşı olan düşmanca tutumlarını, Hz.
Ali'nin oğulları ve Peygamberimiz'in torunları olan Hasan ve Hüseyin'e karşı da
göstermişlerdir. Mesudi'nin anlatımlarına göre Hasan kendisini rakip gören
Muaviye tarafından zehirletilerek
öldürülmüştür. Hasan'ın karısını bu
zehirleme işinde kullanan Muaviye ise ölüm haberini alınca şarkılar söyleyerek,
kendisini ibadete verip siyaset sahnesinden çekilmiş olan Hasan'ın ölümüne çok
sevinmiştir. Hasan'ın kardeşi Hüseyin ise Kerbela olayında Muaviye'nin oğlu
Yezid tarafından öldürülmüştür. Kaynaklar Yezid'in nasıl Hüseyin'in ölüsüne bile
saygı göstermediğini ve Hüseyin'in kesik başını sopayla didikleyip alay ettiğini
anlatırlar. Hasan ile Hüseyin'in kız kardeşi Zeynep ise halkın ayaklanmasına ön
ayak olur korkusuyla yaşadığı yerden sürülmüştür. Tüm bunları yapan, Peygamber
torunlarının katilleri olan Emeviler, ne yazık ki tüm bunları yaparken din için,
dinin hayrına yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler. Burada bu olayların
teferruatına girmek ve bu savaşlardaki suçluyu göstermek şeklinde malumu ilan
etmek istemiyoruz. Yapmak istediğimiz bugün ortaya çıkan dini tablonun, Kuran'ın
dinine ilaveler yapan hadislerin, mezheplerin ilk kaynağı olan Emeviler'in ne
kadar güvenilir (!) olduğunu göstermektir. Bu dönemde uydurulan hadisler daha
sonra Abbasiler zamanında (kendi dönemlerinin uydurmalarını da ekleyerek) hadis
kitaplarına dönüştü. Bu hadisler, mezheplerin oluşturduğu islam'a temel oldular.
Bu şahıslar halifeliği babadan oğula geçen bir saltanata dönüştürdüler. Bu
halifelerin çoğunun nezaretinde mezhepler ve hadis kitapları oluştu. Peygamber
torunlarının katillerinin halife olduğu, yönetici olduğu bir yapıda oluşturulan
bu mezhepler ve bu hadisler güvenilir olabilir mi? Tabi ki hayır. Fakat Sunni
İslamcıların çoğu Sıffın savaşını bir içtihat (tercih) hatası gibi göstermekte,
Emevi saltanatını temize çıkartmaya çalışmaktadırlar. Böylece kendi inanç
sistemlerini kuran kişileri, dolayısıyla kendi inançlarını aklamaya
çalışmaktadırlar. Oysa güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Emeviler'in yanlış
uygulamaları da örtbas edilemez. Emevi dönemine kadar ne saltanata dönüştürülmüş
halifelik vardı, ne de Kuran dışında bir dini kaynak. Peygamber'imiz ve 4 Halife
dönemindeki sade yaşantının saray ihtişamlarına, debdebeye, şölenlere dönüşü,
dini liderliğin paraya ve güce çevrilmesi, halifeliğin aile içi saltanata
dönüştürülüp balığın baştan kokmaya başlaması bu devire rastlar. içki alemleri
ve yaptırdıkları saraylarla meşhur olan bir çok Emevi halifesinin yanı sıra
Velid gibi Kuran'dan hoşuna gitmeyen ayetlerin okunması üzerine Kuran'ı hedef
yapıp ok yağmuruna tutanlar da halife olmuştur.(Bakın Mesudi 3/228, isfahani
7/49, ibnul Esir 5/290)
Hadisler ilk kez işte bu dönemde yazılmaya başlandı.
Fakat bu yazım işleminde hadislerle, kıssalar ve görüşler karışıktı. Emeviler
döneminde hadislerin yazıldığı bilinse de, bu dönemden elimize geçen bir hadis
kitabı yoktur. Kütüb-i sitte (altı en meşhur hadis kitabı) daha sonra Abbasiler
döneminde yazılmıştır. Bu dönemde toplanan hadislerde Emeviler'in köprü, hatta
kaynak olduğunu düşünürsek (Abbasilerin uydurmalarını yok saysaydık bile), hadis
konusunda bu kadar vahim bir tablonun ortaya çıkış sebebini anlarız.
Şimdi
gelin karar verelim; Kuran yeterli olduğunu kendisi anlatırken, Peygamber kendi
hiçbir sözünü yazdırmamışken, dört halife döneminde de aynı şekilde Kuran
dışında bir kaynak oluşturulmamışken, Peygamber torunlarının katillerinin
saltanatları döneminde temeli atılan hadis ve mezheplere itibar edelim mi, yoksa
sadece Kuran'a mı itibar edelim? Kendi görüşünü doğru çıkartmak yerine, Kuran'ın
gerçek isteğini bulmaya çalışanların, geleneklerine kapıl- mamaları şartıyla
Kuran dışında hiçbir kaynağa itibar etmemeleri gerektiğini anlayacaklarına
inanıyoruz.
B. ELBİSEYİ TERS GİYENLER
Hz. Ali'nin Emeviler için
söylediği şu güzel vecizesi Emeviler'i çok güzel tarif etmektedir: "Bunlar da
din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar." İşin en aldatıcı yanı
işte buradadır. Din adına ortaya çıkan mezheplerin sistemi, kendilerini gerçek
din diye
yutturmuştur. Ve ne yazık ki o zamandan dine ilave edilenler bugün
de din zannediliyor. Bir deli kuyuya taş atmıştır, kırk akıllı onu çıkartmakta
zorlanmaktadır. Sorun İslam'ın kendisinde değil, İslam'ı ters giyenlerdedir. En
şık elbise bile ters giyilince nasıl sahibini maskara yapıyorsa, İslam'ı ters
giyenler de aynı şekilde kendilerini maskara yapmışlardır. Ne yazık ki bazı saf
bilgisizler ile ard niyetlilerse İslam maskara oldu sanmakta veya öyle
göstermeye ça¬lışmaktadırlar. Oysa kabahat elbisede değil, onu ters
giyendedir.
Emevi zulmünü anlatmaya bu kitap yetmez, bizimse amacımız bu
değildir. Allah istese Kuran'ı daha kalın bir kitap yapar ve şu anda
istediklerine ilave söyleyecekleri varsa ilave ederdi. Allah Kuran'ı bu
kalınlıkta yaptığına göre, eksiksiz ve fazlasız bizden istedikleri, bizi sorumlu
tuttuğu bu kadardır. Allah'a şükür ki Allah kendi dinini Kuran'da bildirdi ve
bizi Emeviler gibilerin yeniden din yazmasına, birilerinin hadis seçmesine,
falancanın mezhep oluşturmasına muhtaç bırakmadı.
-----