4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI

203 views
Skip to first unread message

Grup Yönetici

unread,
Nov 15, 2013, 6:46:11 AM11/15/13
to Turkiye-i...@googlegroups.com

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: "Yılmaz ARSLAN" <y.ars...@gmail.com>
Date: Thu, 14 Nov 2013 15:27:51 +0200
Subject: 4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI


4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI
A. DAHA EVVEL HİÇ KİMSE BUNLARI AKIL EDEMEDİ Mİ?
Ne yazık ki ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklara İslam adına ilk giren, kitabımız boyunca eleştirdiğimiz mezheplerin uydurmalarla dolu dini yapısıdır. Günümüze kadar sayısal olarak
ülkemizde çoğunluğu temsil eden ve halife olan padişahlarca da kollanan Sunni mezhepler olmuştur. (Özellikle Hanefilik) Bu mezhep, merkezi yönetimin politikaları sonucu kollanmış, karşıt fikirler bastırılmıştır. Tarihsel süreçte hadislerin dinin kaynağı ilan edilmelerine, Mutezile ve Harici gibi grupların ve de bir çok kişinin karşı çıktığını görürüz. Fakat ülkemizin topraklarının uzun yıllar baskıcı Sunni yönetimlerin egemenliğinde olmasının, karşıt fikirlerin eserlerinin tahrif ve yok edilmesinin ve halkımızın tarihsel bilgisinin zayıflığının sonucunda, bu söylediklerimizi ilk duyanların çok şaşırdığını ve "Bunları daha evvel kimse akıl edemedi mi? İlk siz mi bunları akıl ettiniz?" diye sorduklarını görmekteyiz. Oysa bu fikirler tarih boyunca birçok kişi tarafından söylenmiştir. Günümüzde de birçok insan bu fikirleri seslendirmektedir. (Kitabımızda bu fikre yakın yazarların bir kısmından alıntılar yaptık.)
Fakat mezheplerin İslam'ının daha organize olması ve mezhepçilerin baskısından bazılarının çekinmesi sonucu Kuran'daki İslam’ın sesi mezhepçilerin sesi kadar gür çıkamamaktadır. Kitabımızın bu bölümünü okuyanlar, Peygamberimiz'in vefatından hemen sonraki devirde 4 Halife'nin Kuran dışında dini kaynak oluşmaması için nasıl çabaladıklarını kavrayacaklardır. Böylece "Bu söylediklerinizi ilk siz mi akıl ettiniz?" diye soranlar, bu fikirleri Peygamber'in vefatından sonraki ilk yıllarda, 4 Halife başta olmak üzere birçok insanın seslendirdiğini anlayacaklardır. Tüm bu fikirleri tarih boyunca akıl edenler hep vardır. Ama akıl etmek istemeyenlerin uyduracakları mazeretleri de hep vardır.

B. 4 HALİFE TEK BİR HADİS YAZDIRMADI
Kuran'ın dışında başka kaynakları da dinin kaynağı ilan edenlere, Kuran'ı tek başına yetersiz görenlere, Kuran'la beraber uydurmalarla dolu hadis kitaplarından da dini anlamaya çalışanların kabulüne göre İslam’ın en mutlu dönemi önce Peygamberimiz'in zamanı, sonra ise 4 Halife dönemidir. Fakat ne yazık ki bu halifelerin üstünlüğünü kabul edenlerin uygulamaları 4 Halife ile de çelişmiştir. Daha evvel 4. Bölüm'de Peygamberimiz'in hadisleri yazdırmadığını gördük. 4 Halife de, bırakın hadis yazdırmayı, kişilerin hadis nakletmelerini engellemeye çalışmışlar ve Kuran dışında başka kaynak oluşmamasının mücadelesini vermişlerdir. Üstelik bu mücadeleyi Peygamber'in vefatından sonraki ilk yıllarda vermişlerdir. Yani uydurmaların çok daha az olduğu bir dönemde. Oysa isteselerdi Peygamber'in en azından birkaç yüz veya birkaç bin hadisini toplayıp bir kitap yapabilirlerdi. Hem de Peygamber'i gören ve çok yakın olan 4 Halife eminiz ki çok az yanlışla böyle bir hadis kitabını oluşturabilirlerdi. Bu bölümde izah etmek istediğimiz ; doğru olsa bile Kuran dışında başka dini kaynak oluşturmamanın en güzel örneğinin, Peygamber'den sonra 4 Halife döneminde görüldüğüdür. Onlar doğru olan hadisleri bile toplamadılar, insanların Kuran dı¬şına taşmasını önlemeye çalıştılar. Oysa ünlü hadisçi Darekutni'nin ifadesine göre: "Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır." Gün gelmiş yalan hadislerin çokluğu doğru olan hadisleri geçmiş ve siyasi, maddi, manevi men¬faatlerin baş gösterdiği devirde, bugünün en ünlü hadis kitapları yazılmıştır. Oysa 4 Halife kendi gözetimleri de mümkünken bırakın tek hadis yazmayı, kimseye tek hadis bile yazdırmamış, hadis naklini de kötü görmüşlerdir. Üstelik doğruların yalanlardan fazla olduğu, kendilerinin ise hakem olabileceği bir ortamda. Şimdi birileri kalkıyor 4 Halife aşağı, 4 Halife yukarı onları öve öve bitiremiyor; ama Kuran'ı dinin tek kaynağı kılmak için onların bu tavırlarını uygulamaya gelince, sanki böyle bir olay olmamış, sanki kendi kaynakları bile bu gerçekleri kabul etmiyormuş gibi, tarihin bu olaylarını görmezden geliyorlar. Gelin Hz. Ebubekir'den başlayarak sırasıyla 4 halifenin hadis toplamaya ve nakline karşı tavrını geleneksel İslamcıların da kabul ettiği kaynaklardan alıntılar yaparak görelim:
Ebubekir Peygamberimiz'in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: "Sizler Allah'ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler
daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah'ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah'ın Kitabı aramızda, onun helalini helal kılın, haramını haram görün."
Zehebi, TezkiratulHuffaz 1/3, Buhari l.cilt
Görüldüğü gibi ilk halife Hz. Ebubekir, Kuran dışında başka bir kaynak ortaya çıkmamasının reçetesini şöyle yazmıştır: "Hiçbir hadis nakletmeyin." Dikkat edin; "Şu kadar şahit olursa, şu şu haller de olursa, doğru hadisi toplayın, yalanı şöyle atın, geriye doğrusu kalsın..." diye tarifler yapmamış, kestirme şekilde hadis nakil edilmemesini istemiştir. Hz. Ebubekir döneminde yaşayanların çoğunun Peygamber'i görenler olduğunu, Peygamber'in birçok sözünün en taze dönemi olduğunu düşünürsek, Hz. Ebubekir'in bu konudaki tavrı daha da anlamlı olur. Hz. Ömer'in bu konudaki tavrı aynı Hz. Ebubekir gibidir, hatta diyebiliriz ki Hz. Ömer bu konuda Hz. Ebubekir'den çok daha sert de davranmıştır.

C. HZ. ÖMER'İN UYDURUKÇULARA ATTIĞI KÖTEK
Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65
Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli'nin Mişna'sı gibi Müslümanların Mişna'sıdır bunlar. İbni Sad/Tabakat 5/140
Hz. Ömer çok değerli bir tespitle; Museviler'in dinlerini dejenere edişlerinde Tevrat dışında Mişna adlı kitapları dini kaynak edinişlerini görmüş ve Peygamber'e fatura edilerek dinin kaynağı kılınmak istenen hadislerin bu Mişnalar'ın fonksiyonunu kazanacağını anlamıştır. Buna karşı hem diliyle, hem eliyle mücadele etmiş ve bu mişnaları yakmıştır. Hz. Ömer'in yaktırdığı Mişnalar'daki doğru hadis oranı tahminimizce bugünkü en doğru kabul edilen Buhari'den de, Müslim'den de çok daha yüksektir. Çünkü Peygamber'i görenler o dönemde hayattadır, ayrıca ileride olacak siyasi ayrılıklar ve kargaşalar henüz olmamıştır.
Geleneksel İslam'ı savunanlara soralım: Sizce Hz. Ömer Peygamber'i sevmiyor muydu? Peygamber'e sizin kadar (!) saygı duymuyor muydu? Günümüzde Kuran'ın yeterliliğini savunanlara ve hadislere gerek olmadığını söyleyenlere bu iddialarda bulunuyorsunuz. Peki aynı tavrı gösteren, hatta hadisleri yakan Hz. Ömer'e niye aynı eleştiriyi getirmiyorsunuz? Hiç şüphesiz ki Hz Ömer, Peygamber'i çok seviyordu; fakat O, Kuran'ın mesajını, Hz. Peygam¬ber'in vaaz ettiği dinin özünü iyi kavramıştı. Hadisleri yakışının altındaki neden de Peygamber'e olan saygısızlığı değil, bilakis saygısıydı. Çünkü daha evvel Peygamber de hadis yazımını yasaklamıştı. Çünkü Kuran detaylı ve yeterli olduğunu, her şeyi açıkladığını söy¬lüyordu. Hz. Ömer böylece dinimizi Mişnalardan, Peygamberimiz'i iftiralardan korumaya çalıştı. Oysa günümüzde Hz. Ömer'e övgüler düzenler, hadislere uymayı; Peygamber'e saygı, Peygamber'e uyma, takva olmak zannediyorlar. Böylece kraldan çok kralcı olup, farkında olarak veya olmayarak Kuran'dan uzaklaşıyorlar. Bazı hadis uydurucularını göreceğimiz bundan bir sonraki bölümde, en çok kendisinden hadis nakledilen Ebu Hureyre ve Kab gibi kişilere karşı Hz. Ömer'in hadis nakillerinden dolayı şiddetli tepki ve tehditlerini, bu konudaki tavrını ve çabasını açıkça göreceğiz. (12. Bölümü okuyunuz)
Hz. Ömer Irak'a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: "Siz öyle bir ülkeye gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve yollarını saptırmayınız."
Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63
Hz. Ömer şöyle der: "Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar ve Allah'ın Kitabı'nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah'ın Kitabı'na hiçbir şeyi karıştırmam." diğer bir rivayette "Allah'ın Kitabı'nı asla başka bir şeyle değiştirmem." başka bir rivayette "Ben yemin ederim ki Allah'ın Kitabı'nı hiçbir şeyle gölgelemem."
El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206
Hz. Ömer'in bu tavrını 3. halife Hz. Osman da çok hadis nakleden Ebu Hureyre ve Kab'a karşı koyarak devam ettirmiştir.
D. MEŞHUR SAHABELER HADİS NAKLİ İLE SAVAŞTI
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre'yi Devş dağlarına göndermekle, Kab'ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.
Tahzırul Havas 10b.
4 Halife'nin dışında Peygamberimiz'i gören birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde, gerekse 4 Halifeden sonra arkadaşlarının hadislere karşı takındıkları tavrı benimsemişlerdir. Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhur sahabeleri görelim:
Şeddad, ibni Abbas'a "Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da "Sadece Kuran'ın iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.
Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud K. Fiten 1,
Tırmizi K Fiten 43
ibni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: "Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur."
İbn AbdülBerr, CamiulBeyanil ilm 1/63-68
Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: "Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah'a yemin ederim ki, Hindistan'da dahi olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.
Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27
Eğer hadisler dinin kaynağı olsa yazılması, korunması ve bu faaliyetlerin emredilmesi gerekirdi. Oysa görüyoruz ki ünlü sahabeler tam tersine hadis yazımını yasaklamışlar, yazılı hadisleri yakmışlar ve Kuran'la yetinilmesini söylemişlerdir. Sahabe sahabe diye ortalığı inletenlerin sahabenin bu hareketi ile çelişmeleri, birçok çelişkilerine şahit olanlar için hiç de sürpriz değildir. Kuran'ın yeterliliğine dair açık ayetlerle çelişenler, Peygamber'in hadis yazmama emrine muhalefet edenler, sahabenin bu tavrıyla çelişirlerken tevil veya görmemezlikten gelme gibi bir mekanizma bulmuşlardır. Ama tüm bu mekanizmalar ve sahabelere atfedilen yalanlar 4 halife döneminden yazılı tek bir hadis sayfasının bile bize ulaşmadığı gerçeğini yok edemez. Gerek yukarıdaki halifelerin ve ünlü sahabelerin sözleri, gerekse bu sözlerle uyumlu hiçbir hadis kitabı oluşturmadıkları gerçeği, Kuran dışında uydurulan kaynaklardan bu sahabelere yapılan atıflarla söylenen hadislerin, Peygamber'e olduğu gibi, bu kişilere de iftira olduğunu gösterir.

E. HZ. ALİ DE HADİS SAYFALARINI YOK ETTİRDİ
Diğer 3 halife gibi 4. halife olan ve Sunnilerin kadar, onlardan daha da fazla Şiilerin ve Alevilerin çok saydığı Hz. Ali'nin hadislere karşı aşağıdaki sözlerde göreceğimiz tavrı; inşallah Şii, Alevi ve Sunni kesimlerin Kuran'ın Müslüman'ı olup mezhep manasında Şiilik, Sünnilik ve Aleviliği bırakmalarına ve sadece Kuran'dan dini anlamalarına sebep olur.
Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: "Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran'ı terk etmeleridir."
İbn Abdülberr, Camiul Beyanilİlm
Bir gün Hz. Ali'ye gelirler ve "Halk hadislere dalmış." derler. Hz. Ali sorar: "Gerçekten öyle mi?" "Evet" derler. Peygamber'den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden söz ediyordu. "O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?" diye sordum. Resullullah dedi ki:
"Kurtuluş Kuran'dadır. Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O'nu terk eden her zorbanın Allah boynunu kırar. Hidayeti, doğru yolu O'ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.
O, Allah'ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran'dır. O en doğru yoldur. O, boş arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip tükenmeyen bir kitaptır."
Sünen-i Tırmizi/Darimi

VIII. BÖLÜM: BAZI ÖNEMLİ HADİS UYDURUCULARI
Peygamberimiz'in hadisleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin temel bir kaynağı ve her Müslüman'ın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı, Peygamber'imiz kendinden sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi. Peygamberimiz'in bunu istemek bir yana, hadislerin yazımını yasakladığını daha önceki bölümlerde gördük. Eğer Peygamber'imiz bunların ezberlenmesini isteseydi, sahabenin Peygamber'e en yakın olanlarının; Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Zübeyr'in, Zeyd bin Sabit'in, Selman el Farisi'nin onbinlerce hadis nakletmesi beklenirdi. Oysa bu sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok azdır. Örneğin birazdan göreceğimiz hadis uydurucularından Ebu Hureyre'nin söylediği iddia edilen hadislerin üçte, dörtte biri bile dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin hepsinin söylediğinin toplamına birden atfedilmez. İşte bu Ebu Hureyre'yi ve İsrailiyat adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat adındaki Hıristiyan hikayelerini dine sokan birkaç uydurucuyu bu bölümde inceleyeceğiz. Bunu yaparken bu hadis uydurucular çok fazla miktarda hadis naklettikleri için naklettikleri binlerce hadisin tümünün neden güvenilir olmadığını anlayacağız. Ayrıca hadisçilerin hadis toplarken, hadis nakleden kişileri söyledikleri kadar iyi incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece hadisçilerin tüm çalışmalarının da güvenilmez ve şüpheli olduğunu kavrayacağız. 4. Bölümde hadisleri incelerken Peygamber'i her görene sahabe denildiğini ve her sahabenin kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, her sahabeden her hadisin alındığını gördük. (Sahabe kelimesinin bu
tanımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır. Sahabe kelimesini, sadece Peygamberimizin yakın çevresi için kullananlar da olmuştur.) Oysa Kuran, Peygamber'in döneminde birçok münafığın inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen Peygamber'e zorluklar çıkardıklarını haber vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle çelişen, dine binlerce ilave yapan hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek tüm sahabeyi tartışılmaz ilan etmişler, hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun bulunacağını söylemişlerdir. Oniki İmamın masum ilan edilmesinde Şiiler'in hatasını çok iyi tespit eden Sunniler, ne yazık ki bütün bir nesli, hem de Kuran'ın birçok ayetiyle eleştirdiği kişilerin ve hatta münafıkların da içinde bulunduğu belirtilen bir nesli toptan tartışılmaz ilan ederek, Şiiler'den çok daha büyük bir hataya düşmüşler ve Şiiler'e getirdikleri doğru eleştiride bile gülünç olmuşlardır. Gelin sahabe damgasıyla mühürlendiği için her sözüne itibar edilmiş olan ve mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre'yi inceleyelim ve bu zihniyetin bizi nereye, nasıl götürdüğünü anlayalım.

A. EBU HUREYRE'YE GÜVENİLMEZSE TÜM HADİS KİTAPLARI GÜVENİLMEZ OLUR
Ebu Hureyre'nin Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir şey bilinmez. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashabı Suffe'den olduğu bilinir. Müslim'in Fezailus Sahabe'deki 159. Bölüm'ünde Ebu Hureyre'nin sırf karın tokluğuna Peygamber'le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm sırf Baki bin Mahled'in müsnedinde Ebu Hureyre'ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446'sını kitabına almıştır.
Ebu Hureyre'nin anlattıklarından, en çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı hadis kitaplarında anlatılır. Ebu Hureyre: "Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında anlatsaydım değneği ile beni döverdi." der (Ez Zehebi - Tezki-retul-Huffaz). Ebu Hureyre'nin şöyle dediği geçer: "Ömer ölünceye kadar Allah'ın Resulü buyurdu diyemezdik." (Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34). Müslim'i eğer görebilseydik kendisine şöyle sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin bir kitap yazdın, cerh ve tadille kitabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu Hureyre'yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer'in onu yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre'nin şüpheli bir şahıs olması için neden yeterli görmedin? Demek ki senin sahih dediğin hadisler bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne yazık ki Müslim de tüm sahabenin yıldızlar gibi olup, hangisine olursa olsun uyulabileceği şeklindeki asılsız inanca kanmış. Veya Ebu Hureyre ve diğerlerine gerçekte sıkı ölçüler uygulasa elinde hiçbir hadis kalmayacağını gördüğü için ve de özellikle Ebu Hureyre'den hatırı sayılır derecede çok hadis geldiği için, bu açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu Hureyre'yi yalancılıkla suçlayan bir tek Hz. Ömer değildir. Hz. Aişe'nin de onu defalarca suçladığını Ebu Hureyre'ye sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu Hureyre'ye: "Sen Peygamber'den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!" dediğinde ona edepsizce bir cevap verir: "Ayna ve sürme seni Peygamber'le ilgilenmekten uzak tuttu."(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa 435). Hz. Ali şöyle demiştir: "Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre'dir."(İbni Ebul Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360). Yine Hz.
Ali onun "Sevgili dostum bana haber verdi ki" diye Peygamber'den bahsettiğini duyunca: "Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?" demiştir. Ibn Mesud gibi meşhur bir sahabe ise onun "Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın." sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: "Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete (pisliğe) bulaşmazsınız."

B. ATIN KANDIRILMASI HZ. ÖMER'İN KÖTEĞİNDEN DAHA MI ÖNEMLİ?
Hadisçilerin hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz oldukları şu hikayeyle anlatılır: "Meşhur bir hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş. Atı kandıran insanları da kandırabilir diye onun naklettiği hadisi almamış." Bu hikayeyi dinleyen bizlerin "Aman hadisçiler ne titizmiş!" deyip, onların yalancı hiç kimseden söz almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu görmemizi umarlar. Buraya kadar birçok yerde hem sebebi, hem de sonucu ile hadislerin nasıl uydurmalarla karıştığını gös¬terdik. İleri sürülen bu mantık hiç şüphesiz geçersizdir. Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini söyleyenlerin bu şundan, şu ondan, o öbüründen şeklinde giden hadislerin nakilcilerinin önemli kısmı hadis kitapları toplandığında vefat etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek özellikle o dönemin ulaşım şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret mümkün olsaydı bile, bu kısa ziyaretler bir insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için elbette ki yetersizdir. Herhalde her hadisçi atını kandıran bir hadis nakilcisini tespit edecek kadar şanslı değildi! Bizim örneğimiz olan Ebu Hureyre'ye gelecek olursak; atını kandıran hadis nakilcisini kabul etmemekle hava atan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi iki halifenin yalancılıkla itham ve dayaklarına, Peygamber'in hanımı Hz. Aişe'nin bu şahsın izahlarını reddine rağmen nasıl kendisini kabul ediyorlar? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Aişe'nin bu tavırları atın kandırılmasından daha mı az önemli?
Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı anlatılır. Hz. Ömer Ebu Hureyre'ye hitaben: "Seni Bahreyn'e vali yaptığımda ayağında bir çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen Bahreyn'in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de, senin için versinler diye mi geldin?" der (Zehebi, Siyer). Ebu Hureyre'nin bizzat kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona şöyle demiştir: "Ey Allah'ın ve Kitabının düşmanı! Allah'ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?" (İbni Sa'd, Tabakat, 4. cilt, sayfa 59). Ne yazık ki Ebu Hureyre Hz. Ömer'in kendisine çıkışmalarını böyle anlatır, ama hadisçiler Hz. Ömer'in bu çıkışlarına rağmen Ebu Hureyre'yi birinci dereceden güvenilir kabul edip, en çok hadisi ondan naklederler. Bir de cerh ve tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini söylerler. Hz. Ömer'in "Allah'ın ve Kitabı'nın düşmanı" ilan ettiği şahsı en güvenilirler arasında kabul eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar titizlikle yapıldığı görülmektedir.

C. EMEVİLER EBU HUREYRE'NİN ALTIN ÇAĞIYDI
Hz. Ömer'in ve daha sonra Hz. Ali'nin öldürülmelerinden sonra Emeviler dönemi Ebu Hureyre'nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre'ye el Akik'te bir köşk inşa edip arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir'in el Bidaye ve'n Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre'nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: "Allah'ın Resulü Muaviye'ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku al ve cennette beni onunla karşıla!"
Ebu Hureyre'den yine şu hadis rivayet edilmiştir: "Allah'ın Resulü şunu derken duydum: Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye"
Tüm bu delillere rağmen "Her sahabe doğrudur" yanlış inancının hadisçileri sürüklediği nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki, Peygamber'in en yakınlarının bile nakletmediği en garip uydurmaları Peygamber'le az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis Ebu Hureyre'den gelen mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:
Ebu Hureyre Peygamber'in kendisine şunu dediğini nakleder: "Ölüm meleği Musa'ya gönderildi. Musa'nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: Beni ölmek istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa'nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: "Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!" Melek: "Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?" Allah: "Sonra, ölüm" dedi."
Ne yazık ki Ebu Hureyre'yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı islam'a fatura edip zarar veriyorlar, diğer taraftan Ebu Hureyre'yi kırmamak için Hz. Musa'yı Allah'ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan olarak gösteriyorlar. Ebu Hureyre'ye bir çok sahabe (Peygamber'i gören Müslüman) muhalefet etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre'nin "Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün" hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine ibni Ömer, Ebu Hureyre'nin tarlaları olduğu için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Ebu Hureyre'den nakledilen hadislerin eleştirisine bu kitabı ayırsak başka bir şey yazmaya yer kalmaz. Ebu Hureyre'nin geleneksel İslam için önemini, bu yapının en ateşli savunucularından ve ülkemizde en çok satan gelenekçi, hadisçi İslam’ın kitaplarından Saadeti Ebediye- Tam ilmihal kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: "Ebu Hureyre'yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder, çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir." Bize göre itiraf, Hüseyin Hilmi Işık Bey'e göre şeriata sahip çıkma olan bu söz, neden Ebu Hureyre'yi bir alt başlık yaptığımızın sebebidir. Allah'a şükür ki dinimiz tek başına yeterli olan Kuran'dadır ve ne Ebu Hureyre'nin, ne de başkalarının hadislerine ihtiyacımız yoktur.

D. İSRAİLİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI
Özellikle Yahudilikten islam'a geçenler, Yahudilikteki birçok hikayeyi, uydurmayı hadis adı altında islam'a taşıdılar. Bunu İslam’ın saflığını bozmak için yaptıkları görüşü hakim olsa da, eski adetlerinden, eski dinlerindeki inançlardan kurtulamayıp, kendilerince katkı sağlamak veya dinimizi Yahudileştirmek gibi niyetlerle de yaptıkları düşünülebilir. ibni Haldun, Mukaddime adlı eserinde konuyla ilgili şu açıklamaları yapar: "Hadis nakil tefsirleri yanlış doğru, makbul merdud her şeyi içeriyordu. Bunun sebebi şuydu; Araplar ne kitap, ne de ilim ehlinden değillerdi. Onlara hakim olan yaşam tarzı bedevilik ve cahillikti. Yaratılışın esrarı, kainatın durumu, v.b. konularda bir şey öğrenmek istediklerinde bunu kendilerinden önce Kitap verilenlere sorarlar ve bu konularda onlardan yararlanırlardı. Bunların aralarında Kab el Ahbar, Vehb ibni Münebbih, Abdullah bin Selam vardı. Hadis nakilli tefsirler bu tür kişiler¬den yapılan nakillerle dolmuştur. Tefsirciler bu hususta gevşek davranmış ve tefsirlerini bunların nakilleriyle doldurmuşlardır." ibni Haldun'un dediğini günümüzde Türkçe'ye çevrilen birçok tefsirde görebiliriz.

E. KAB EL AHBARA DAYANDIRILAN DİN
Kab el Ahbar israiliyat'ı, Yahudi uydurmalarını dinimize en çok sokan kişidir. Peygamberimiz'in vefatından sonra Hz. Ebubekir veya Hz. Ömer dönemlerinden birinde
islam'a girdiği söylenir. israiliyat hakkındaki bilgisi ve bitmek tükenmek bilmeyen hikayeleri onu, devrinde ilgi odağı haline getirmiştir. Peygamber'e iftira ederek söylenen hadislerin birinde "israiloğullarından hadis naklinde bulunun, bunda zarar yoktur." denir. Bu hadisi Abdullah bin Amr'ın naklettiği söylenir. Tırmizi, Ebu Davud, Buhari bu hadise yer vermiştir. Birazdan göreceğimiz gibi Abdullah bin Amr, Kab el Ahbar'ın talebelerindendir. Uyduracakları binlerce israiliyat'tan önce bu hadisi uyduranlar, daha sonraki uydurmalarını buna bina etmişlerdir. Kab el Ahbar bunların en önde gelenidir. Kendisi yalnız hadis nakil etmekle kalmamış, daha evvel incelediğimiz Ebu Hureyre'ye, bunun yanında Abdullah bin Amr, ibni Ömer, ibni Abbas gibi şahıslara da ders vermiştir. Böylece uydurmaların yayılması için bu şahısları da kullanmıştır. Ebu Hureyre'ye karşı çıkan Hz. Ömer, aynı tavrı Kab el Ahbar'a da göstermiş ve onu sürgünle tehdit etmiştir. Hz. Ömer'in öldürülmesine kadar fikriyatını yaymakta güçlük çeken Kab Hz. Ömer'in vefatıyla kısmen ferahlamıştır. Kab'ın tüm bu hareketlerini anlatan Mahmud Ebu Reyye, Kab'ın Hz. Ömer'in öldürülmesinde parmağı olduğunu söyleyerek şu izahları yapar: "Hz. Ömer'in bu dahi Yahudi'yi akıllıca ve ısrarlı bir şekilde izlemesi ve ileride de göreceğimiz üzere bir takım çirkin emellerinin farkına varmasına rağmen sonunda o dehasının gücüyle Hz. Ömer'in uyanık ve iyi niyetli oluşuna galebe çalmış, gizli ve açık tuzağını kurmaya devam etmiştir. İş Hz. Ömer'in katledilmesine kadar varmıştır. Elde var olan verilerin hepsi bu olayın gizli bir cemiyetçe tertiplenmiş olduğunu göstermektedir. Büyük deha Kab'ın da üyelerinden biri olduğu bu cemiyetin başkanı Hürmüzandı. Malum olduğu üzere Hürmüzan Huzistan'ın kralıydı ve Medine'ye esir olarak getirilmişti. Hz. Ömer'i katletme görevi ise Ebu Lülüe'ye verilmişti." (Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 171).
Mahmud Ebu Reyye'nin İbni Kesir'den alıntılarla anlattığı bu ihtimalin kesin olarak doğru olduğunu savunacak durumda değiliz. Fakat Hz. Ömer'in hadisten men ettiği ve ihtimal dahi olsa Hz. Ömer'in ölümünde parmağı olan bir kişiden ve onun ders verdiği Ebu Hureyre, Abdullah bin Ömer, İbni Ömer ve diğer şahıslardan hadis nakli ne kadar sağlıklı olabilmiştir? Tüm bu şahıslardan İsrailiyatı ve diğer hadisleri nakil edenlerin bu konudaki titizliği güvenilir midir? Bu şahıslarda yanılan hadisçilerin, diğer şahıslarda yanılıp yanılmadıklarına nasıl karar verebiliriz? Apaçık Kuran dururken ve Kuran tek başına yeterliyken hala bu hadislerden medet ummak dine yapılan zulüm değil midir? Bu sorulardan sonra Kab'a geri dönersek, Kab kaynaklı uydurmalar dünyanın yaratılışı, ahiret manzaraları, Şam şehrinin önemi ve daha bir çok konuda kendini göstermiştir.

F. KAB KAYNAKLI UYDURMALARA ÖRNEKLER:
Bir adam Kab'la karşılaştı. Kendisine selam vererek dua etti. Kab ona "Kimlerdensin?" diye sordu. Adam "Şamlılardanım" diye cevap verdi. O zaman Kab şöyle dedi "Belki de sen Şamlıların arasından çıkacak ve hesaba ve azaba uğratılmayacak yetmiş bin askerden birisin!
İbni Asakir-Tarih-1/57
Kab dedi ki: Allah yeryüzüne baktı ve şöyle dedi; "Senin bir bölümüne dokunacağım." Dağlar O'na koşuştu. Kaya aşındı. Allah bu yüzden onlara teşekkür edip ayağını üzerlerine koydu!
Mahmud Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması 185
Hesap için diriltilme ve hesap, Beytul Makdis'ten olacaktır. Beytül Maktis'te gömülü olan azaba uğratılmayacaktır.
Mahmud Ebu Reyye Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması 185
Kab'ın uydurduğu tefsir ve diğer kitaplara giren buna benzer uydurmaların bir kısmı kendisinden nakledilse de, talebeleri aracılığıyla nakledilenler doğrudan kendisinden alınanlardan çoktur. Ebu Hureyre'ye destek veren Muaviye, Kab'a da destek vermiş ve ona kıssa anlatmasını emretmiştir (İbni Hacer, İsabe 5/323).

G. VEHB İBNİ MÜNEBBİH
Kab her ne kadar İsrailiyat kaynaklı uydurmalarda bir numaraysa da, onun hemen ardından Vehb İbni Münebbih gelir. Kendisi birçok sahabeye atıfla hadis nakletmiş, Ebu Hureyre, İbni Ömer, İbni Abbas da kendisinden hadis nakletmişlerdir. Ahmed Emin şöyle der: "Sıret kitapları, en eski ve en güvenilir olanları da dahil hurafe ve İsrailiyat'tan arınmış değildir. Tam aksine bunların kronolojik sırada en önce gelenleri İsrailiyat'la en fazla doldurulmuş olanlarıdır. İlk ve en güvenilir kaynak sayılan İbni İshak'a bakalım. Bu zatın esas kaynaklarından biri de Yahudilikten İslam'a geçen Vehb İbni Münebbih'tir. İbni İshak'ın ayrıca Hıristiyan ve Mecusi kaynaklardan da büyük ölçüde yararlandığı bilinmektedir." (Ahmed Emin, Duhaul İslam, 2. cilt, sayfa 311). Ne yazık ki herkes Ahmed Emin'in tahlil ettiği gibi Vehb'i tahlil edememiş ve bol hadis nakletmek uğruna doğrudan veya dolaylı olarak aşağıdaki gibi uydurmaları Vehb'den nakletmişlerdir.
Arşı dört melek omuzları üzerinde taşırlar. Her birinin dört yüzü vardır: Öküz yüzü, aslan yüzü, kartal yüzü ve insan yüzü. Her birinin dört kanadı vardır. Bunların ikisi yüzünü kaplar ve arşa bakıp yanıvermesini engeller. Onun azameti gökleri ve yerleri kaplamıştır.
Malti-Kitab et Tenbih sayfa 99
Reşid Rıza, Kab ve Vehb ikilisinin dine zararlarını ve uydurmalarını şöyle anlatır: "israiliyat rivayet eden ve Müslümanları kandırıp aldatanların en şerlileri bu ikisidir. Yaratılış, tekvin, Peygamberler, geçmiş ümmetler, fitneler, kıyamet ve ahiret meseleleriyle ilgili olarak tefsir ve tarih kitaplarında yer almayan hiçbir hurafe yoktur ki üzerinde bu ikisinin imzası olmasın. Bu kişilerin rivayetleri arasında Tevrat ve diğer Semavi kitaplara dayandırdıklarını iddia ettikleri nakiller bu kitaplarla çeliştiğinden dolayı, bir çoklarının yalan oluşu hususunda kesin hükme vardık. Kuşkusuz önceki alimlerin bunların farkına varması mümkün değildi. Zira onlar Ehli Kitabın kitaplarına muttali olamamışlardır. Kuşkusuz bu iki Yahudi'nin rivayetlerinin çoğu israiliyat kaynaklı hurafeler olup, tefsir ve diğer sahalarda yazılmış kitapları bulandırmışlardır. Bunlar sayesinde İslam düşmanı mülhidler, İslam’ın da diğer dinler gibi hurafeler ve evham dini olduğunu iddia etmişlerdir." (Reşid Rıza, Mecelletül Menar).

H. MESİHHİYAT VE MEŞHUR UYDURUCULARI
Dinimize sokulan uydurmaların kaynaklarından biri Yahudi kaynaklı israiliyat olduğu gibi, bir diğeri de Hıristiyan kaynaklı Mesihhiyat'tır. Mesihhiyat kaynaklı uydurucuların en önemlileri Temim ed Dari ve ibni Cureyc'dir. Deccaliyet, şeytan, ölüm meleği, cesas, cennet ve cehenneme dair izahlar, Hz. İsa hakkında uydurmalar Mesihhiyat'tan dinimize devşirilen en önemli uydurmaların başında gelir. Mesihhiyat kaynaklı uydurmalara aşağıdaki hadisleri örnek gösterebiliriz:
Allah Resulü halkı topladıktan sonra şöyle dedi: Allah'a yemin ederim ki sizi korkutmak veya bir şeye teşvik etmek için toplamadım. Sizi şunun için topladım. Temim ed Dari bir Hıristiyan’dı. Sonra gelip bana biat ederek Müslüman oldu ve bana şunu anlattı: O iğrenç cüzzamlı otuz kişiyle bir deniz gemisine binmiş, yolda bir ay dalgalarla boğuştuktan sonra denizin ortasında bir adaya ulaşmışlar. Güneşin battığı yerde yer alan bu adaya girdiklerinde kendileri kıldan önü arkası ayırt edilemeyen bir hayvan karşılayıp şöyle demiş: Ben Cesase'yim. Sonra onlara manastırdaki bir adamı görmelerini önermiş. Temim ve arkadaşları manastıra girdiklerinde yaratılışça daha önce hiç görmedikleri kadar iri ve topuklarından boynuna kadar her yeri demirle bağlı bir adam görmüşler. Adam, onların hikayesini ve Arap olduklarını öğrenince kendilerine birçok soru sormuş. Temim ve arkadaşları da onu cevaplıyorlarmış. Sonunda: "Bana ümmilerin Peygamber'inden haber verin ne yaptı?" demiş. Bunlar da "Mekke'den çıkıp Medine'ye yerleşti." demişler. O "Araplar onunla savaştı mı?" diye sorduğunda "Evet" demişler. O zaman o "Peygamber onlara nasıl bir muamelede bulundu?" diye sormuş. Bunlar da "Karşısında bulunan Arapları hezimete uğratarak, kendi¬sine itaat etmelerini sağladı." cevabını vermişler. O zaman demiş ki: "Size kendimden bahsedeyim, ben Mesih'im, bana izin verilme zamanı yaklaştı. Çıktığımda kırk günde yeryüzünü dolaşıp, Mekke ve Medine dışında kırk gece içinde uğramadık köy bırakmayacağım. O iki şehirse bana haram kılınmıştır. Onlardan birine girmek istediğimde elinde kılıç olan bir melek beni karşılar ve bana engel olur. Bunları zikrettikten sonra Peygamber'imiz asasını minbere vurarak şöyle dedi: işte Medine, işte Medine, işte Medine."
Müslim-Fiten 119/Ebu Davud-K. Melahım 15 İbni Mace-K Fiten 33
Bu hadis Müslim, Ebu Davud, ibni Mace gibi Sunni düşüncenin tartışılmaz ilan edilmiş eserlerinde geçiyor. Okuduğunuz bu hadisi Müslim'de geçtiği için reddeden kafir oluyor, kabul eden ise sünnete, hadise, Peygamber'e bağlı kişi oluyor. Bir de bu hadislere inananlar; bunları inkar edenleri Peygamber düşmanı, kabul edenleri ise Peygamber aşkıyla yanıp tutuşan (!) kişiler olarak ilan ediyorlar. Diğer bir Mesihhiyat kaynaklı uydurma hadisi daha inceleyelim:
Şeytan her insanı doğarken yaralar. Ancak Meryem oğlu İsa’yı yaralayamamış, yaralamak için gittiğinde onun örtüsüne vurmuştur.
Buhari-K Bedul Halk 11- Hanbel 2/523
Yukarıdaki hadisle Hz. isa yüceltilirken, Peygamberimiz'in de içinde olduğu diğer insanlar şeytan tarafından yaralanmış ilan edilirler. Bu hadisten sonra Peygamberimiz'in, kalbindeki şeytanın darbesinden kurtulmak için melekler tarafından beş defa ameliyat edilip kalbindeki siyah pıhtının çıkarıldığına dair yakışıksız hadisler de nakledilir. Kimin tarafından? En doğru hadis kitabı Buhari ve Hanbeli mezhebinin kurucusu Hanbel tarafından! Yine de ısrarla savunulan şudur: Hadisleri inkar eden Peygamber'i inkar eder. En doğru hadis kitabı ise Buhari'dir! işte en doğru hadis kitabının hadisi! işte Kuran dışında başka hadis (söz) arayanların düştüğü durum!

IX. BÖLÜM: DİNİ UYDURMACILIKTA EMEVİLER, ABBASİLER VE DİĞER TARİHİ SEBEPLER
Ne yazık ki bugün İslam diye ortaya sunulan din; özellikle Emevi döneminden başlayarak, daha sonra Abbasiler döneminde sonuca ulaşan uydurma hareketinin ürettiği İslam'dır. Bu İs¬lam, kökenini sırf Kuran'dan alan, Kuran'ı yeterli gören bir İslam değildir. Bu İslam Emeviler'in ve Abbasiler'in reforma uğrattığı İslam'dır. Bizim bu kitapta yapmaya çalıştığımız kitabın 3. bölümünde belirttiğimiz gibi dinde reform yapmak değil, bilakis en çok Emevi ve Abbasiler'in ürünü olan reformu ortadan kaldırıp, Ku-ran'ın saf mesajını ortaya çıkarmaktır. Kitabın ileriki bölümlerinde göreceğimiz gibi dine Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan reform; dini zorlaştırma, karartma, insanla çatışır hale getirme ve kadınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır. Bu ilaveleri yapanlar da ne yazık ki dini savunduklarını söylemişler ve dinin kaynağı olduğunu iddia ettikleri yüzlerce hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini dejenere etmişlerdir. Dini dejenere eden bu tarihi sürecin en baştaki basamağı Emevi devridir. Bu yüzden Emeviler'in kim olduğunu iyice incelersek, din diye uydurulan mezheplere, hadislere neden güvenemeyeceğimizi daha iyi anlarız. Bundan önceki bölümlerde Peygamberimiz'in tek kaynak olarak Kuran'ı bıraktığını, dört halifenin de Kuran dışında bir kaynak, bir mezhep oluşturmadıklarını gördük. Bir önceki bölümde Kab ve Ebu Hureyre gibi hadis uydurucularına 4 halife döneminde nasıl göz açtırılmadığını inceledik.
Emevi dönemi gelince 4 Halife döneminde hadis nakillerinden dolayı azarlanan Ebu Hureyre ve Kab gibiler bir anda baş tacı oldular. Muaviye'nin bu şahısları manevi itibar ve maddi çıkar sağlamak yoluyla nasıl teşvik ettiğini 12. Bölüm'de inceledik. Aynı Eme-viler İslam'daki ilk ciddi kargaşayı çıkarmış ve Hz. Ali'ye karşı savaşmışlardır. Hz. Ali'nin kendilerini yeneceğini anlayan Emeviler mızraklarının ucuna Kuran geçirmiş ve Hz. Ali'nin ordusu "Biz Kuran'a karşı savaşmayız." diyerek Emevilerin kurtulmasına imkan tanımışlardır. Hz. Ali Kuran'ın mızraklardaki sayfalar olmadığını, kendisinin Kuran'a bağlı olduğunu söylemesine rağmen Emevi oyunu başarılı olmuştur.

A. EMEVİLERİN PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARINI ÖLDÜRMELERİ
Aynı Emeviler Hz. Ali'ye karşı olan düşmanca tutumlarını, Hz. Ali'nin oğulları ve Peygamberimiz'in torunları olan Hasan ve Hüseyin'e karşı da göstermişlerdir. Mesudi'nin anlatımlarına göre Hasan kendisini rakip gören Muaviye tarafından zehirletilerek
öldürülmüştür. Hasan'ın karısını bu zehirleme işinde kullanan Muaviye ise ölüm haberini alınca şarkılar söyleyerek, kendisini ibadete verip siyaset sahnesinden çekilmiş olan Hasan'ın ölümüne çok sevinmiştir. Hasan'ın kardeşi Hüseyin ise Kerbela olayında Muaviye'nin oğlu Yezid tarafından öldürülmüştür. Kaynaklar Yezid'in nasıl Hüseyin'in ölüsüne bile saygı göstermediğini ve Hüseyin'in kesik başını sopayla didikleyip alay ettiğini anlatırlar. Hasan ile Hüseyin'in kız kardeşi Zeynep ise halkın ayaklanmasına ön ayak olur korkusuyla yaşadığı yerden sürülmüştür. Tüm bunları yapan, Peygamber torunlarının katilleri olan Emeviler, ne yazık ki tüm bunları yaparken din için, dinin hayrına yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler. Burada bu olayların teferruatına girmek ve bu savaşlardaki suçluyu göstermek şeklinde malumu ilan etmek istemiyoruz. Yapmak istediğimiz bugün ortaya çıkan dini tablonun, Kuran'ın dinine ilaveler yapan hadislerin, mezheplerin ilk kaynağı olan Emeviler'in ne kadar güvenilir (!) olduğunu göstermektir. Bu dönemde uydurulan hadisler daha sonra Abbasiler zamanında (kendi dönemlerinin uydurmalarını da ekleyerek) hadis kitaplarına dönüştü. Bu hadisler, mezheplerin oluşturduğu islam'a temel oldular. Bu şahıslar halifeliği babadan oğula geçen bir saltanata dönüştürdüler. Bu halifelerin çoğunun nezaretinde mezhepler ve hadis kitapları oluştu. Peygamber torunlarının katillerinin halife olduğu, yönetici olduğu bir yapıda oluşturulan bu mezhepler ve bu hadisler güvenilir olabilir mi? Tabi ki hayır. Fakat Sunni İslamcıların çoğu Sıffın savaşını bir içtihat (tercih) hatası gibi göstermekte, Emevi saltanatını temize çıkartmaya çalışmaktadırlar. Böylece kendi inanç sistemlerini kuran kişileri, dolayısıyla kendi inançlarını aklamaya çalışmaktadırlar. Oysa güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Emeviler'in yanlış uygulamaları da örtbas edilemez. Emevi dönemine kadar ne saltanata dönüştürülmüş halifelik vardı, ne de Kuran dışında bir dini kaynak. Peygamber'imiz ve 4 Halife dönemindeki sade yaşantının saray ihtişamlarına, debdebeye, şölenlere dönüşü, dini liderliğin paraya ve güce çevrilmesi, halifeliğin aile içi saltanata dönüştürülüp balığın baştan kokmaya başlaması bu devire rastlar. içki alemleri ve yaptırdıkları saraylarla meşhur olan bir çok Emevi halifesinin yanı sıra Velid gibi Kuran'dan hoşuna gitmeyen ayetlerin okunması üzerine Kuran'ı hedef yapıp ok yağmuruna tutanlar da halife olmuştur.(Bakın Mesudi 3/228, isfahani 7/49, ibnul Esir 5/290)
Hadisler ilk kez işte bu dönemde yazılmaya başlandı. Fakat bu yazım işleminde hadislerle, kıssalar ve görüşler karışıktı. Emeviler döneminde hadislerin yazıldığı bilinse de, bu dönemden elimize geçen bir hadis kitabı yoktur. Kütüb-i sitte (altı en meşhur hadis kitabı) daha sonra Abbasiler döneminde yazılmıştır. Bu dönemde toplanan hadislerde Emeviler'in köprü, hatta kaynak olduğunu düşünürsek (Abbasilerin uydurmalarını yok saysaydık bile), hadis konusunda bu kadar vahim bir tablonun ortaya çıkış sebebini anlarız.
Şimdi gelin karar verelim; Kuran yeterli olduğunu kendisi anlatırken, Peygamber kendi hiçbir sözünü yazdırmamışken, dört halife döneminde de aynı şekilde Kuran dışında bir kaynak oluşturulmamışken, Peygamber torunlarının katillerinin saltanatları döneminde temeli atılan hadis ve mezheplere itibar edelim mi, yoksa sadece Kuran'a mı itibar edelim? Kendi görüşünü doğru çıkartmak yerine, Kuran'ın gerçek isteğini bulmaya çalışanların, geleneklerine kapıl- mamaları şartıyla Kuran dışında hiçbir kaynağa itibar etmemeleri gerektiğini anlayacaklarına inanıyoruz.

B. ELBİSEYİ TERS GİYENLER
Hz. Ali'nin Emeviler için söylediği şu güzel vecizesi Emeviler'i çok güzel tarif etmektedir: "Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar." İşin en aldatıcı yanı işte buradadır. Din adına ortaya çıkan mezheplerin sistemi, kendilerini gerçek din diye
yutturmuştur. Ve ne yazık ki o zamandan dine ilave edilenler bugün de din zannediliyor. Bir deli kuyuya taş atmıştır, kırk akıllı onu çıkartmakta zorlanmaktadır. Sorun İslam'ın kendisinde değil, İslam'ı ters giyenlerdedir. En şık elbise bile ters giyilince nasıl sahibini maskara yapıyorsa, İslam'ı ters giyenler de aynı şekilde kendilerini maskara yapmışlardır. Ne yazık ki bazı saf bilgisizler ile ard niyetlilerse İslam maskara oldu sanmakta veya öyle göstermeye ça¬lışmaktadırlar. Oysa kabahat elbisede değil, onu ters giyendedir.
Emevi zulmünü anlatmaya bu kitap yetmez, bizimse amacımız bu değildir. Allah istese Kuran'ı daha kalın bir kitap yapar ve şu anda istediklerine ilave söyleyecekleri varsa ilave ederdi. Allah Kuran'ı bu kalınlıkta yaptığına göre, eksiksiz ve fazlasız bizden istedikleri, bizi sorumlu tuttuğu bu kadardır. Allah'a şükür ki Allah kendi dinini Kuran'da bildirdi ve bizi Emeviler gibilerin yeniden din yazmasına, birilerinin hadis seçmesine, falancanın mezhep oluşturmasına muhtaç bırakmadı.
-----

--
Türkiye için el ele mail grubumuz  https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele   

Gruba e-posta gönderme adresi   turkiye-i...@googlegroups.com   
 
Erzincan Kemaliye Egin Grubum 

Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com 

Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362  erzinca...@gmail.com 
 
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi
 
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
 
4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI.txt
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages