2 Kasim 1917’de, Ingiliz dis isleri bakani Sir Arthur
Balfour’dan meshur Siyonist Lord Walter Rothschild’da Filistin’de
Filistinlilerin topraklarinda bir Yahudi devleti kurulmasi sozunu veren bir
mektup acikladi. Bu muktup, tarihe Balfour declerasyonu olarak gecti.
(Rothschild, bu mektup karsiliginda Ingilizlere, Amerika'yi harbe sokma garantisi vermisti; ve soktu da. Yoksa, Almanya maglup olmayacakti. Osmanli ise Filistin cephesi haric, buyuk bir maglubiyet yasamadi. Birinci, ikinci Sinai ve Kutt'ul Amare savaslarini kazandi; Canakkaleyi gecilmez yapti, Kafkaslarda zaferler kazandi.../Gunes)
Bir ulkenin, ikinci bir ulkenin yopraklarinda, ucuncu bir
ulkenin kurulmasi icin verdigi bir sozdu. Mektup guya Filistinlilerin hic bir
demokratik hakkinin yenilmeyecegi sartini da kosmustu. (Lakin mektubun yazilmis olmasi
bile bu sartin bastan ignenmesi demekti./Gunes)
Bugun, bu deklerasyonun 100. sene-i devriyesinde Ingiliz
basbakani Theresa May, bu sekilde Israil’in kurulmasinda onemli bir rol oynamis
olmaktan gurur duydugunu soyledi. (Babasinin maliydi sanki!/Gunes)
II Abdulhamid Han, Israil’in kurulmasina karsi canla basla
calisti ve yapilan para tekliflerini reddetti.
Fakat, Balfour’dan bir sene sonra, Birinci Dunya Savasini
bitirecek olan ateskes anlasmasindan bes-alti hafta once, Osmanli’nin
Ingilizlerin karsisindaki Filistin cephesi 7. Ordu komutani Mustafa Kemal’in
cephede savasmak yerine geri cekilin emri vermesi yuzunden cephe coktu.
Herseyden cok, Filistin cephesinin cokusu Israil’in
kurulmasinin onunu acmistir. Tabi, bu arada, Ingilizlere ve Bati’ya Arap
petrollerini gumus tepsi ile vermisizdir.
Cephenin cokusu Belgelerle Gercek Tarih Sitesinde ibret verici ciplakligi ile, soyle
anlatiliyor:/Gunes Ecer
Tag Archives: atatürk Filistin Cephesinden Kaçtı mı
Kadir Mısıroğlu “Filistin Cephesi’nde bir Hain vardı” diye
bas bas bağırıyor, fakat okullarda öğretilen yalan tarih nedeniyle birçok insan
Kadir Mısıroğlu’nun yalan söylediğini düşünüyor ve kendisine haksız olarak kin
besliyor.
***
Düşman Ordusu, 19 Eylül 1918’de Nablus güneyinde
batıdan-doğuya doğru 8, 7 ve 4. Orduların savundukları mevzilere karşı büyük
bir taarruz harekâtı başlatmıştır. M. Kemal’in başında bulunduğu 7. Ordunun
kabul edilemez bir şekilde 8. ve 4. Ordulara haber vermeden ani bir surette
geri çekilmesi, 8. ve 4. Orduların imhasına sebep olmuştur. Neticede Nablus
Meydan Muharebesi olarak tarihe geçen bu çatışmalarda; Mareşal Liman Von
Sanders’in Yıldırım Ordular Grubu bozguna uğramış, Cevat Paşanın 8. Ordusuyla
kuruluşundaki Albay Refet (Bele)’in 22.Kolordusu imha olmuş, M. Kemal’in
7.Ordusuyla kuruluşundaki Ali Fuat Paşanın (Cebesoy) 20.Kolordusu ve Albay
Ismet (Inönü)’in 3.Kolordusu ağır zayiat vermiştir.[1]
Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine
tıklayınız
(Burada cephe krokisi var)
Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918. KAYNAK:
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4,
Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.
***
M. Kemal’in Şam’a 29 Eylül 1918 akşamı ulaştığı Osmanlı
Başkomutanlık Kurmay Başkanlığına yolladığı rapordan anlaşılmaktadır.[2]
M. Kemal, 1 Ekim 1918’de Şam’ın düşmanın eline geçmesinden
sonra, Şam-Rayak (Riyak) hattında savunmanın devam edemeyeceğini
değerlendirerek, birliklerine Halep istikametinde çekilme emri verirken,
Mareşal Liman Von Sanders ise bulunulan mevzilerde savunmaya devam edilmesini
bildirir.[3] Ancak M. Kemal, Liman Von Sanders’in verdiği emrin altına:
“Gördüm. Benim emrimden başka türlü hareket etmek mümkün değildir” şeklinde not
yazmıştır.[4] Yani M. Kemal komutanın emrini dinlememiştir.
Kendi kafasına göre hareket eden M. Kemal, 5 Ekim 1918’de
Halep’e gelmiş[5], 7 Ekim 1918’de Istanbul’daki bir arkadaşına barıştan
başka yapılacak bir şey kalmadığını bildirmiştir.[6] Ekim sonuna doğru
Karargâhını tren istasyonunun iki kilometre kadar kuzeyinde bulunan tepeye almış
ve Halep şehrini boşaltmıştır.[7]
M. Kemal’in Filistin cephesinden ağır zayiat verip Şam’a
(Riyak), Şam’dan Halep’e ve nihayet Halep’ten de kaçması takriben “40 gün” gibi
kısa bir süreçte olmuştur.
(Burada cepheden cekilis krokisi var)
Şam’dan Halep’e çekilme, 30 Eylül–26 Ekim 1918. KAYNAK:
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4,
Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 62.
***
Bu süreci General Allenby’nin yazdıklarından okuyalım…
General Allenby 7. ve 8. Orduların (7. Ordu M. Kemal’in
Ordusu) çekilme yollarını süvari birlikleriyle tıkayarak her iki Orduyu da
büyük ölçüde imha veya esir ettiğini savaş raporuna yazmıştır.
Işte General Allenby’nin 19-20 Eylül günleriyle ilgili
yazdıkları:
“36 saat zarfında 8. Ordu’nun büyük kısmı mağlup edildi. 7.
Ordu kıtaları da Samariye tepelerinden geri çekilmeye zorlandı. Piyadelerimiz
geri çekilen düşmanı süratle takip ederek süvari kıtalarımızın arasına sürdü.
Bunun sonucunda 7. ve 8. Türk orduları `bütün silah ve malzemeleriyle´
elimize düştü.”
Allenby 24 Eylül’de `kalan son birliklerin de esir alınarak´
her iki ordunun varlığına son verildiğini yazıyor. Toplam `57 bin esir´
alınmış, bunların 5.500’ü subaymış. Raporda 360 top ve üç Türk ordusunun
(4., 7. ve 8. orduların) silah ve malzemelerinin ele geçirildiği de
belirtiliyor.[8]
Ingiliz Ordusu Komutanı General Allenby, Şam’a kadar olan
Türk Ordusunun harekatını da şöyle anlatmaktadır:
“Eylülün 26. günü, Şam’a doğru ileri harekete geçildiği
zaman, 45.000 Türk ve Alman Şam’da veya Şam’a doğru çekilme halinde bulunuyordu.
Bütün düşman birlikleri intizamlarını (düzgün dizilme) kaybetmekle beraber,
kendilerine vakit kazandırıldığı takdirde ileri hareketimizi geciktirecek bir
kuvvet meydana getirebilirlerdi. Fakat 4.Ordunun geri kalan kısmının imhasıyla,
20.000 kişinin esir alınması, buna imkân bırakmadı. Filistin ve Suriye’deki
Türk Ordularının, 4.000’i silahlı olmak üzere 17.000’i bulan bakiyesi (geriye
kalanı) her türlü teşkilattan, nakil (ulaştırma) vasıtalarından, hatta savunma
için bile olsa, faaliyette bulunmaya elverişli her çeşit malzemeden yoksun bir
insan kalabalığı halinde, kuzeye doğru kaçmaktaydı…” [9]
***
19 Eylül 1918’den 26 Ekim 1918 tarihine kadar geçen ve
takriben`40 gün´ devam eden geri çekilme süresince verilen zayiat
19 Eylül 1918’de başlayan Nablus Meydan Muharebesi’nden
itibaren, 26 Ekim 1918’de Halep kuzeyinde Katma’da yapılan son muharebeye kadar
geçen ve takriben `40 gün´ devam eden geri çekilme süresince, Yıldırım Ordular
Grubu Komutanlığının: `75.000 esir, 360 top, 800’den fazla makineli tüfek,
200 kamyon, 44 otomobil, 89 lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu´ zayiatı
olmuştur.[10]
Bir “geri çekilme” sürecinde bu kadar zayiat verilir mi?
Birinci Cihan Harbi’nde esir düşenlerin sayısı 202 bin
kadardır. Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, en çok esiri, 75 bin kişiyle M. Kemal
Paşa’nın kumanda ettiği Filistin cephesinde verdiğimizi yazmaktadır.[11]
Bu gelişmelere oldukça kızan Harbiye Nazırı Enver Paşa,
Fevzi Paşa’ya “M. Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış, hemen kurşuna dizilmesi
için emir vereceğim”[12] demiş ise de kısa bir süre sonra mütarekeye
(Mondros) karar verildiğinden Enver Paşa ülkeden kaçmak zorunda kalmıştı.[13]
Daha da garibi, M. Kemal bu hezimetten sonra Ingilizlerle
barış yapmak istemektedir.
11-13 Ekim 1918’de Halep’ten Sultan Vahidettin’e çektiği
“çok gizli” telgrafta şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına
gönderdiği telgrafta:
“Müttefiklerle olmadığı takdirde (Ingilizlerle) ayrı olarak
ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an
bile kalmamıştır.”[14]
Orijinali: “Müttefiken olmadığı takdirde (Ingilizlerle)
münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt
olunacak bir an dahi kalmamıştır.”
Yani, kimin hain olup olmadığına siz karar verin…
Ayrıca, kemalistlerin; “M. Kemal ne yapsın düşman çoktu” vs.
gibi savunmalarına da bir cevap verelim. O cephede sadece Ingiliz birlikleri
vardı… Hani ATA’nız 7 düveli yenmişti? Bir Ingiliz Ordusuna karşı mı galip
gelemedi? Ayrıca Liman Von Sanders Paşa Alman olduğu halde altı buçuk ay nasıl
dayanmış? M. Kemal elin Almanı kadar olamamış mı?
Enver Paşa, Alman Genelkurmay Başkanlığının komutayı
değiştirmek istemesi üzerine, 27 Eylül 1918’de Yıldırım Orduları Kurmay Başkanı
Kazım Paşaya (Diyarbakırlı), bir telgraf çekerek, Mareşal Liman Von Sanders’in
durumunu sormuş, Kazım Paşa Enver Paşaya şu cevabı vermişti:
“Son çekilmeler (ricatlar) Liman Paşayı sarsmamıştır. Fakat
çok üzgündür. Durumdan ümitsiz olmamak için elinden gelebilir her cehdi
(çalışmayı) ve kuvveti sarf ediyor ve etmektedir. Egemenliğini, özellikle
komutanları arasındaki saygılı mevkiini kaybetmemiştir. Sağlık durumu iyidir.
Liman Paşanın değiştirilmesini lütfen kabul etmeyiniz. Vaktiyle devamlı bir
ricat (geri çekilme) halinde bulunan bir ordunun emir ve komutasını verdiğiniz
bu zat, kuvvetinin her halde on kat üstünde bulunan düşmanı altı buçuk ay
önünde tutmuş ve sözü geçen orduyla düşmanın büyük küçük yirmi kadar
saldırısını püskürtmüştür…“[15]
**********
KAYNAKLAR:
[1] Nablus Meydan Muharebesi, 19-21 Eylül 1918.
Genelkurmay ATASE Başkanlığı, Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, cild 4,
Klasör 2, Sina-Filistin Cephesi, Kroki 55.
[2] Genelkurmay ATASE Başkanlığı Arşivi, Birinci
Dünya Harbi Koleksiyonu: Klasör 3705, Dosya 28, Fihrist 21;21-1.
Ayrıca bakınız; Şükrü Mahmut Nedim, Filistin Savaşı,
1914-1918, çev. Abdullah Es, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1995, sayfa 157, 158.
– Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı Tarihi, 1914-1918
Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayını,
1957, cild 3, Klasör 3, sayfa 456, 457.
[3] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Atatürk’ün Doğumundan
Ölümüne Kadar, Pozitif Yayınları, Istanbul 2004, sayfa 121.
[4] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, cild 1 , 4.
baskı, Burçak Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 29.
Ayrıca bakınız; Yusuf Hikmet Bayur, Türk Inkılabı
Tarihi, 1914-1918 Genel Savaşı, Bunların Siyasal Tepkileri, Türk Tarih Kurumu
Yayını, cild 3, Klasör 3, Ankara 1957, sayfa 461.
[5] Necati Çankaya, Atatürk’ün Hayatı, Konuşmaları ve
Yurt Gezileri, Tifduruk Matbaası, Ankara 1995, sayfa 22.
Ayrıca bakınız; Vamik D. Volkan ve Norman Itzkowitz,
Ölümsüz Atatürk, Bağlam Yayınları, Ankara 1998, sayfa 152.
[6] Murat Bardakçı, M. Kemal’in Kaleminden: Orta
Doğu’yu nasıl kaybettik?, Hürriyet gazetesi, 12 Ocak 2003, sayfa 18.
[7] Ayfer Özçelik, Ali Fuat Cebesoy Hayatı ve
Faaliyetleri, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi
Enstitüsü, 1989, sayfa 119.
Ayrıca bakınız; Güngör Cebecioğlu, Atatürk ve Güney
Cephelerimiz, Basılmamış Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Türk Inkılâp Tarihi
Enstitüsü, 1991, sayfa 56.
Ve bu hususta diğer kaynaklar: Liman Von Sanders,
Türkiye’de Beş Yıl, çev. M. Şevki Yazman, Burçak Yayınevi, 1968, sayfa 352.
– H.C. Armstrong, Bozkurt, Kemal Atatürk’ün Yaşamı, 5.
baskı, Çev. Gül Çağalı Güven, Arba Yayınları, Istanbul 1997, sayfa 75, 76.
– Ismail Hilmi Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi,
Türkiye Yayınevi, Istanbul 1955, cild 4, sayfa 449, 450.
– Kemal Arı, Birinci Dünya Savaşı Kronolojisi, Genelkurmay
Basımevi, Ankara 1997, sayfa 391.
– Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, çev.
Necdet Sander, 14. baskı, Altın Kitaplar Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 157.
[8] General Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı
Devleti. Aktaran: Mustafa Armağan.
[9] Sabahattin Selek, Ismet Inönü, Hatıralar, Bilgi
Yayınevi, Ankara 1985, cild 1, sayfa 27.
[10] Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Istanbul,
Burçak Yayınevi, 1968 cild 1, sayfa 31.
[11] Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’nın Çöküşü,
Timaş Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 76.
[12] Murat Sertoğlu, Mareşal Çakmak’ın Hatıraları,
Hürriyet Gazetesi, sayfa 3, 11 Nisan 1975.
[13] Dr. Hasan Gümüşoğlu, Intikalinden Ilgasına
Osmanlı’da Hilafet, Kayıhan Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 260.
[14] Atatürk’ün Bütün Eserleri, cild 2, Istanbul
2003, Kaynak Yayınları, sayfa 232.
[15] Karal Enver Ziya, Osmanlı Tarihi, Ikinci
Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı, 1908-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları,
Ankara 1996, cild 9, sayfa 538, 539..
**********
Kadir Çandarlıoğlu