


Aşağıdaki Resimde Sağ Tarafda Ferid Ahmedov Sol Tarafda Mübarız İbrahimov un Mezarlarıdır

Ferid Ahmedov hakkında yazacağımı öğrenince çok heyecanlandım. Aslında, bu sevinç biraz üzüntü, biraz gurur ve şeref dolu bir duygu idi. Sağlığında varlığı, öldükten sonra şerefli adı ile Azerbaycan'ın kahramanlık tarihini yazan bir yiğit hakkında yazmak çok sorumlu bir iştir.
İnsanı en iyi tanıyan, elbette ki, onun her eziyetini çeken annelerdir. Ona göre de Ferid gibi kahraman oğul dünyaya getiren Nergiz ana ile görüşmek istedim. Benim için çok zor oldu. Çünkü iyileşmeyen, zaten hep sızıldayan bir yarayı yeniden qanatmalı olacaktım. Nasıl başlayacağım, neden başlayacağım, ne soracağım? Yüreğimde bu soruları evirip ede ede Nergiz ana ile görüşe gittim.
«Ana! O ismin önünde bir qultek hep secdede olmak, bize fexaretdir! »- Deyib büyük senetkarımız Cafer Cabbarlı.
İşte, Ferid gibi yiğit oğul dünyaya getiren bir kahraman anne ile yüz yüze oturmuşam. Gözyaşları dinmiyor annenin ... Nasıl, ne ile ovudum onu, bilmiyorum, söz bulamıyorum. Şu anda düşündüm ki, böyle kahraman anneler her tarife hakediyorlar!
Nergiz ana oğlu Feridin ona yazdığı bir şiiri bana gösteriyor.
Hayatta şerefim, kalpte onurum,
Qollarımda gücüm, gözümde nurum,
Güvencim, qeyretim, kalbim, ruhum,
Qiblegahım anam, Kebem babamdır.
Dört mısralık bu şiiri Ferid doğum gününde annesine gönderdiği şeklinin arkasına yazmıştı. Sanki olacakları önceden duyan oğul anne için en güzel hediyenin öyle işte evlat resmi olduğunu biliyordu. Bu eşsiz hediyeyi alan anne ise olacaqlardan habersiz, sevinçle oğlunun doğum gününü kutladı. Dört senedir, babasını kaybeden Ferid için Nergiz ana hem anne, hem de baba. Nergiz Ehmedova 1999 yılında «Yılın öğretmeni" adını almıştır.
... Ferid 1986 19 Ocak'ta Celilabad ilçesinde doğdu. 1992 yılında N.Gencevi adına Celilabad rayon 1 saylı orta okulunun birinci sınıfına gidip. 2003 yılında okulu bitiren Ferid Haydar Aliyev Yüksek Askeri Akademi'ye kabul olup. 2007 yılında oranı mükemmel fiyatlarla bitiren müdavim Ferid Ahmedov rütbe almak için Eğitim-Öğretim Merkezine gönderilir. Kursu başarıyla başa vurarak teğmen rütbesi alır ve Gence şehrinde bulunan «N» sayılı askeri bölümde tağım komutanı görevine atanıyor. Hizmete başladıktan sonra Türkiye'ye gönderilir. Orada 6 ay yüksek eğitim kurslarını başa vurur ve onur nişanı ve sertifika ödüllendirilir. Sonra Gencedeki «N» sayılı askeri bölüme hizmete döner. 2009'da Gencedeki hizmetini tamamlayan Ferid kendi dilekçesi ile Terter ilçesindeki «N» sayılı askeri bölümde hizmete başlıyor. Kısa süre içinde askeri bölümde saygı ve güven kazanan Ferid Ahmedov istihbarat bölüyünün komutanı tayin edilir.
2010 yılı Eylül 3'ten 4-ne geçen gece Terterin Çilebürt köyü yakınlarında Ermeni qesbkarlarından karşı çarpışan Ferid kahramanca şehit olur.
Doğrudan savaş hattında ölen olduğu için Ferid Ehmedovun meyidi düşman tarafta kalıp ve sadece 6 Kasım'da Ermenistan ve Azerbaycan taraflarının anlaşmaları sonucunda qaytarılıb.
2010 yılı 7 Kasım Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Üsteğmen Ferid Güloğlan oğlu Ehmedovun "İgidliye göre" madalyası ile taltif edilmesi (ölümünden sonra) hakkında talimat imzaladı. Serencama esasen, şehid Ferid Ahmedov bu madalyaya askeri borcunu hayatı tehlike altında yerine getirirken yiğitlik gösterdiğine göre verildi.
Ferid Ahmedov Azerbaycan'ın kahramanlık tarihine ebedi imzayı atmış oldu.
Annesi Nergiz hanımın dedikleri:
«Ferid çocukluktan gayretli, namuslu idi. Çok yetenekli, olağanüstü çocuktu. Çocuk zamanlarında güzel fotoğraflar çekerdi. Aynı şekillerde de vatanseverlik duyguları vardı. Henüz altıncı sınıfta okurken rahmetli Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in şeklini çekmişti. Resimlerinde şövalyelik sahnelerini tasvir etmeyi xoşlayırdı. Bir kez de şirle pelengin savaş sahnesini canlandırmıştı. Hep bana derdi ki, bunları bir şekilde çekiyorum. Bir kez oturarsan, senin şeklini de çekerim. Yas meclisine gelen kurs arkadaşı bana konuştu ki, bir kez derste öğretmen konuştukça Ferid de resim çekiyormuş. Birden öğretmen sorar ki, sen orda neyleyirsen? Ferid şekli öğretmene gösterir. Öğretmen hayranlığını saklayamayıp der: «Ferid, senin ki böyle yeteneğin vardı, askere neden gelirdin, gerek ressam olaydın». Dediğim gibi, Ferid hem de güzel şiirler yazardı. Çocukluktan mert, sözübütöv idi. Okul yıllarında arkadaşlarını savunurdu. Her işini kendisi halleder, rahatsız olmayayım diye, çok şeyleri bana demezdi. Askeri Akademide okuduğu sürede iki kez ameliyat geçirmişti. Bir kez qrıcadan, bir kez de elinden. Ama bana 3-4 ay geçtikten sonra bildirmemişdi. Askeri okulda çavuş idi. İki kursiyer dalaşanda onları ayıran zaman elinden zedelenmişdi. Bu nedenle ameliyat etmişlerdi. Istemiyordu ki, ben rahatsız olayım.
Hatırlıyorum, Feridin 8 yaşı vardı, evimiz dikilen zaman vardı, bir kez oynarken demir kolunu kesti. Hekim dikiş koymalı oldu. Aynı tikişin izleri kalmıştı. Hep şakayla bana derdi ki, itsem beni bu çapıqla bulursunuz. Sanki her şeyi biliyordu. Onun bu çocuk esprisi üzücü gerçek oldu. Sonradan hastanede biz Feridi elinde ve kolundaki o çapıqla tanıdık. Ferid hakkında konuşmak bana çok ağırdır.
Askeri okulda okuduğu 4 yıl içinde de herkesten seçildi. 9'uncu sınıftan askeri okula hazırlanırken. Hem kendisinin ilgisi vardı, hem de babası onun asker olmasını istiyordu. Toplam iki çocuk idiler ailede, bir bacı, bir kardeş. 5 ay önce, Nisan ayında kız kardeşini gelin aktardı. Diyordu ki, Gülü, ne zorluğun varsa, bana de. Ferid benim arkam, dayanağım oldu. İster okulda, gerekse askeri okulda iyi okuyordu. Askeri okula kabul edildikten sonra bana teşekkürnameler gelmeye başladı. Yazıyorlardı ki, böyle evlat büyütdüyünüze için çok teşekkür ederim. Tabii ki, ben bir anne olarak bu sözlerden gurur geçiriyordum. Ve onu da biliyordum ki, Feridin askeri işe ilgisi çok güçlüdür. Tesadüfi değil ki, sonraları Türkiye'de eğitim alanda ona sertifika veren Türk general Feridin elini sıkarak demişti: "Sen asıl herbiçisin!».
Şunu da söyleyeyim ki, Ferid Türkiye'den döndükten sonra kendisi dilekçe yazıp savaş bölgesine - Terter bölgesine hizmete gidip. Istemiyordu ki, fikir çekim, ona göre çok şeyi bana bildirmirdi. Her kez çağrı edince diyordu ki, Gence'de işlerim iyi gidiyor, rahatsız olma. Sonradan bilmişem ki, Ferid Gence'de yok, tam bir yıl iki ay imiş Terterde bakım yapıyormuş. Dediğim gibi, gönüllü gitmişti oraya. Sonradan askeri bölümün başkanı, subaylar bildirdiler ki, Ferid nasıl işleyip, askeri bölümde herkesin saygısını kazanıp, bir komutan gibi orda nasıl disiplin yaratmıştır. Onun yetenekli olduğunu dikkatten kaçmıyor. Feride teğmen rütbesi verilir ve genelkurmay başkanı onu bölük komutanı belirler. O zaman Ferid çok gençti, toplam 23 yaşındaydı. General bizzat kendisi Feride demişti ki, sen tek zabitsin 23 yaşında bu rütbeni qazanmısan. Bana söylememişti, ama sonradan bildim ki, Ferid istihbarat bölümünün de reisi olubmuş.
Temmuz ayında tatil alıp Bakü'ye bacımlara gitmiştim. Ferid aradı ki, ana, gelmek istiyorum, üçgünlük tatil alacağım. Ben de dedim o Bakü'ye gel. Cevabında Ferid bildirdi ki, anne, sen kal dinlenme öyle, ben gideyim bölgeye, Celilabada gitmek istiyorum. Balam yılda iki-üç kez benim aziz misafirim olurdu. Kalbim nasıl dözerdi? Böylece, ben de gittim bölgeye. Temmuz 14-15-i olurdu. Morali bana hoş gelmedi Feridimin. Rahatsız oldum. «Oğul, sana ne oluyor ki?» - Diye sorunca: «Merak etme, ana, havalar sıcak geçiyor, yemek olmuyor. onun için böyleyim ».
Halen bilmiyorum ki, o ne üçgünlük tatil oldu? Sanki vidalaşmağa gelmişti. Gelen gibi ablasını görmeye gitti. Çok fikirli, mahzun görünüyordu. Sanki benden kaçmaya çalışıyordu. Gittiğimde de benimle pillekende buluştu, onu kapıya kadar geçirmeye koymadı. Ben evde olmayanda cep telefonunda Mübariz İbrahimov'un şekillerini nenesine gösterip, dedi ki, gör nasıl oğuldur? Zaman gelecek, ben de şehit olacağım.
Mübarizin cesedinin düşman tarafında kalması onu çok üzüyordu, bu yüzden çok rahatsız oldu. Bana söylenenlere göre, Ferid Mübarizin meyiti ile değiştirilmesi için Ermeni subayı ele geçirmek istiyormuş. Bu nedenle sık sık istihbarata gidiyormuş. Hep asker ve subaylara diyormuş ki, görürsünüz, bu oğul (kendini gösterip) gidip Mübarizi getirecek! Mübarizle iftihar ediyordu. Hep de diyormuş ki, biz nasıl asker ki, onun cesedini iade bilmiyoruz. Telefonunda Mübarizin resimlerinin üstünden yazıbmış ki, biz seninle gurur duyuyoruz. Bunu arkadaşları da görmüş.
Birinci sınıfta okurken Ramil Seferov Feride ders demişti. Sonradan Ramil Macaristan'da hapis olunanda Ferid kendine yer bulamıyordu. Ferid benim ona ihtiyacım olan zamanda, vatana gereken zamanda gitti. Ama bir şeyle teselli buluyorum ki, Vatan için, toprak uğrunda canını kurban verdi. Eylül'ün 3'te kaptan Ahmet Abdullayevle birlikte (o da bizim bölgeden idi) istihbarata gitti. Ahmet yaralandığında Ferid rabiteçi ve askerlere emredip ki, Ahmedi alıp geri çekilsinler. Kendini Ermenilerin sengerine atarak Ahmet'e deyib ki, "Sen Ailelisin, yavruların var, ben ise bekarım, seni koruyacağım!».
Feridin istihbarattan qayıtmadığını duyunca arkadaşları da sınırı geçmek istediler ...
Şimdi de rüyalarımda benden helallik istiyor ... Onun telefonunu özümde yadigar saklıyorum ».
Dayısı Aslan hocanın dedikleri:
«Biz din adamlarıyıq, yani namaz kılan, oruç tutanıq. Ferid de namaz kılıyordu. Onu çocukluktan küçük dayısı öğretmişti. Askeri okula gidene kadar her zaman namazını kılardı. Ama sanatı ile ilgili sonradan vaktin azlığına göre kılabilir bilmedi. Bununla birlikte, qehremanlıqla helak olduğu gün ramazan ayına denk geldiği için Ferid oruç idi.
Biz sadece dayı-bacıoğlu yok, sanki yakın dost idik. Hep ne ise olanda «dayı canı» derdi. Konuşuyordu ki, bir kez Genceden otobüsle geldiğinde yanında bir kız oturubmuş. Arkada oturan iki oğlan kıza söz atmışlar. Ferid de dayanamayıp birine bir kafatası vurur. Diyordu, "Dayı canı, öbür korkusundan kendini uykuya vurdu». Yani sözüm odur ki, Ferid gayret, namus çeken idi. O, hakkın taraftarı idi. Bir dayı gibi, Feridin kahramanlığı benim için hem ferehli, gurur verici, hem de üzücü bir iştir. Burda sevinç, üzüntü, vatanseverlik hepsi birleşip. Biz hem de seviniyoruz ki, o, şehadete ulaştı. Şehitlik çok şerefli bir işdi ve bu şeref herkese nasip olmuyor. Allah da şehitliği takdir.
«Uzak kıyılarda» Feridin en çok sevdiği film idi. Nitekim Mehdi Hüseyinzade fotoğraflar çekiyordu, o da öyle olmak istedim. Nitekim Mehdi Hüseyinzade «Mixaylo» lakabı ile tanınıyordu, Ferid de düşman tarafında herhangi bir leqeble tanınırmış. Hatta onu vuran Ermeni'yi general bizzat kendisi sengerde mükafatlandırmışdı. Bu konuda Ermeni televizyonlarında bilgi verilmiştir. O, lap çocukluktan güzel resimler çekiyordu. Kendisi de sıradan kalem, yani hiçbir boyadan kullanmadan. Çizdiklerini bakınca hiç düşünmek olmaz ki, bu, çocuk texeyyülünün ürünüdür ».
Teyzesi Kemale Hesenovanın dedikleri:
«Askeri okula sınav vermeye geldiğinde Ferid bizde kalıyordu. Bir kez eve geç geldi. Çok rahatsız oldum. Dedi ki, bana göre rahatsız olma, misin, bana hiçbir şey olan değil? Çocukluktan korkusuz Ferid ... Hiçtin çekinmezdi ».
Evet, Ferid Ahmedov ömrünün bahar çağında sadece Nergiz annenin, tüm neslin umutlarının ona köklendiyi bir anda hayattan taşındı. Onun zamansız, fakat kahraman gibi hayattan yürüyüşü sadece bir ailenin, bir neslin, bir bölgenin, genelde, tamamen halkımızın - kahramanlariyla her zaman övünen Azerbaycanımızın kederidir. Hem de gururudur! O kendi kahramanlığı ile Vatanımız Azerbaycanın adını daha da yükseklere kaldırdı.
Aşağıdaki Videoda Ferid Ahmedovun Cesedine Yapılan İşgence Videosudur Videoda Mübariz İbrahimovun İsmini Yazmışlar Yalnışlıkla Ama O Ferid Ahmedovdur
https://www.youtube.com/watch?v=C2_gAMTeT-0
Yazılarda Kusurlar Olduysa Özür Dilerim Azeri Olduğum İçin Daha İyi Çeviri Yapamadım Teşekkürler Türk Kardeşlerimiz Hep Yanımızda Olduğunuz İçin