Nato Kıskacında Türkiye Cepheye mi SürülüyorKüresel güçlerin ülkemiz üzerinde kurguladığı sinsi statü değişiklikleri tehlikeli süreçler barındırıyor...
Küresel güçlerin ülkemiz üzerinde kurguladığı sinsi statü değişiklikleri tehlikeli süreçler barındırıyor. Kanat pozisyonundan çıkıp doğrudan savaşa yönelmek ciddi riskler taşıyor. NATO içinde alınan kararlar topraklarımızı açık hedef haline getirebilir. Geçmişte yapılan benzer hatalar bugün tekrarlanarak ağır bedeller ödetebilir. Batı dünyası, kendi konforu uğruna Anadolu insanını siper yapma niyetini gizlemiyor. Egemen güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillenen karanlık planlar milli menfaatlerimizle çelişebilir. Sınır komşularıyla kurulacak sıcak temaslar coğrafyamızı ateş çemberine alarak geri dönülmez yıkımlar yaratabilir. Karar vericilerin denge siyasetinden vazgeçip tek taraflı bağımlılığa yönelmesi halkın geleceğini riske atabilir. Bu gidişat durdurulmazsa toplumsal yapının temelleri sarsılarak vatanın bütünlüğü tehlikeye düşebilir. Statü Değişiminin Gizli Askeri KodlarıTürkiye’nin askeri rolünü yeniden tanımlamak sadece kâğıt üzerinde kalan bir düzenleme değildir. Rusya ve Çin ile yaşanabilecek olası gerilimlerde en ön safta yer almak büyük trajedilere yol açabilir. Uluslararası basında çıkan haberler, ülkemizin Ukrayna benzeri bir sürece sürüklenmek istendiğini fısıldıyor. Olası görünmese bile nükleer tehditlerin gölgesinde yaşamak toplumsal hafızada derin izler bırakabilir. Belirsiz denklemler içinde savrulmak ise milli güvenliği ne yazık ki zayıflatır. Savunma hattını dış müdahalelere açık hale getiren stratejik hamleler, bekaya ciddi zarar verebilir. Savunma sanayisindeki parçalara erişim karşılığında verilen tavizler, devletin temel yapısını sarsabilir. Cephe statüsü, her an patlamaya hazır topyekûn bir savaşın içine itilmek demektir. Milli iradenin devre dışı bırakıldığı gizli pazarlıklar ise toplumsal sözleşmeye ağır darbeler vururken yönetim kademelerini de doğrudan sorumlu hale getirir. Halkın Onayından Kaçırılan Kapalı KapılarVatan evlatlarının kaderini belirleyen hayati konuların kapalı kapılar ardında konuşulması asla kabul edilemez. Devlet geleneğimizdeki istişare kültürü, kritik dönemeçlerde mutlaka gereklidir. Halkın onayı olmadan girilen maceraların bedelini hep Anadolu’nun yoksulları öder. Gelecek nesillere bırakılacak mirasın savaş yıkıntısı olma ihtimali zihinleri meşgul ediyor. Sessiz sedasız imzalanan protokoller, milletin egemenlik hakkını doğrudan gasp etmektedir. Yıllardır süren yanlış politikaların sonuçları bugün vatandaşın omuzlarına ağır yükler bindiriyor. Seçim meydanlarında verilen vaatlerin, küresel güçlerin emirleriyle yer değiştirmesi derin hayal kırıklığına yol açar. Sandıktan çıkan iradenin savaş meydanlarında tüketilmesi, demokratik meşruiyeti sorgulatabilir. Karar mekanizmalarının yalnızca belli elitlere hizmet etmesi, vatanın ortak geleceğini karanlığa gömerken adalet duygusunu zedeleyip toplumu kutuplaştırır. Anadolu Topraklarında Kararan Belirsiz YarınlarÇevredeki gerilimlerin tam ortasında yer almak, Türkiye için huzurlu sabahların sonu anlamına geliyor. Sınırlarımızda yankılanan savaş davulları, huzurun yerini derin kaygılara ve temkinli korkulara bırakıyor. Ekonomik krizle boğuşan halkın üzerine çöken kara bulutlar, yarınların karanlık manzarasını daha da belirginleştiriyor. Gelecekten umudunu kesen insanların içinde bulunduğu puslu havada, yalnızca güçlülerin planları sorunsuz ilerliyor. Çocuklarımızı bekleyen karanlık gelecek ise her geçen gün daha da ürkütücü bir hâl alıyor. HACER KAYALAR |