Serdar bilge
unread,Jun 19, 2021, 1:50:41 AM6/19/21Sign in to reply to author
Sign in to forward
You do not have permission to delete messages in this group
Either email addresses are anonymous for this group or you need the view member email addresses permission to view the original message
to
Prof. Dr. Hamdi Döndüren Hoca ile…
Ahkâmü’l Kur’an Tefsiri Hüküm Ayetlerine Doyurucu İzahlar
Erkam ve Altınoluk dostlarının yakından tanıdığı, İslam İlmihali ve Aile İlmihali kitaplarının müellifi Prof. Dr. Hamdi Döndüren hocamızın yeni kitabı Ahkâmü’l Kur’an Tefsiri Erkam Yayınları tarafından yayınlandı. Hocamızla elli yıllık ilmî birikiminin neticesi olarak görülebilecek bu eseri hakkında Erkam Yayınları Editörümüz Salih Zeki Meriç konuştu.
• Muhterem Hocam kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
HAMDİ DÖNDÜREN: 1943 Balıkesir doğumluyuz. İlkokuldan sonra, Balıkesir Yıldırım Camii Kur’an Kursu’nda hafızlık nasip oldu. Balıkesir İmam Hatip Lisesi açılınca hafızlığı tamamlayan arkadaşlar genel olarak oraya geçerlerdi. Biz de ikinci öğrencisi olduk. O dönemlerde İmam Hatip hocaları çok azimli ve kararlı hocalarımızdı. Arapça hocamız Konya’lı rahmetli Ahmet Gürtaş emsile, binâ, avâmil denen kitap bilgilerini, fiil çekimlerini çok daha pratik olarak ezberletmişti. İmam Hatip’ten mezun olunca, Balıkesir Muharrem Hasbi Lisesi’nin de bütün son sınıf derslerini verip, genel lise diploması aldık. İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’ne girince, ikinci yıl da üniversite sınavlarına girerek, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırdık. Enstitü’de sabahçı, Hukuk Fakültesi’nde öğlenci olmak üzere beş yılda ikisini de bitirmek nasip olmuştu.
Bizim dönemimizde, yaşlı ve tecrübeli seçkin hocalar derslerimize giriyordu. Fıkıh hocamız Ahmet Davudoğlu, Tasavvuf hocamız Mahir İz, Arapça hocamız Ali Özek ve diğer hocalarımızdan, Allah Teâlâ hepsinden razı olsun, bazen ömür boyu unutamayacağımız mesajları alıyorduk. Bir iki örnek vermek gerekirse; Mahir İz hocamız bir gün şöyle demişti: “Siz buradan mezun olunca vâiz, müftü olursunuz, din dersi öğretmeni olursunuz, maaşınızla evlenirsiniz, ev sahibi olursunuz, belki arabanız da olur, ama ömür boyu, üzerinden bir yıl geçmiş, birikmiş paranız olup da zekâtın size farz olmadığını düşünebilirsiniz. Başkalarına kürsülerden zekâtı anlatıp da ömür boyu zekât vermemek hiç uygun değil. Size tavsiyem, maaşınızı alınca cebinize koymadan, kırkta birini ayırıp bir fakire verin, cebinize temiz para girsin.” demişti. Gerçekten bin liranın zekâtı 25 lira, 10 bin lira aylık geliriniz olsa, 250 liracık fakir hakkı verilse ne kaybedilir? Bu hatırayı, görev yaptığım Bursa İlahiyat Fakültesi Vakıf genel kurulunda anlatınca, öğretim üyesi bütün arkadaşlar doğru niçin olmasın, dediler ve mûtemede talimat verilerek hepimizin maaşlarından %2,5 kesilerek Fakülte vakfına aktarılmaya başlamıştı. Halen pek çok meslektaşımız bu yardımı sürdürüyor.
Balıkesir Merkez Vâizliği, ardından avukatlık stajı ve kısa bir avukatlık yaptıktan sonra, askerliği Malazgirt’te, disiplin subayı olarak yaparken, asker arkadaşımız eski Zonguldak ve İzmir Müftülüğü yapan asker arkadaşım Yusuf Altaş’la, iyi bir medrese eğitimi görmüş Malazgirt Merkez Camii İmamı Ahmed hocadan istifade edelim dedik, “Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı”nı Arapça’sından boş kaldıkça okumaya devam ettik. Daha sonra Riyad İmam Muhammed Üniversitesi’nde de Ma’hed’in derslerini izleyerek, günümüz Arapça’sına uyum sağlamaya çalıştık.
Askerlikten sonra Bozcaada Müftülüğü görevi, ardından da Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün teklifi ile 1975’te Konya Yüksek İslâm Enstitüsü’ne öğretim görevlisi olarak atanmıştık. 4 yıl orada kaldıktan sonra Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü ve 1982’de Enstitüler İlahiyat Fakültesine dönüşünce de, Bursa İlahiyatta resmi meslek hayatımızı tamamladık. Orada iken önce Ankara İlahiyatta “İslam Hukukuna Göre Alım Satımda Kâr Hadleri” konusunda doktora yaptık. Daha sonra diğer akademik merhalelerde ticari ve iktisadi konular öne çıktı, çünkü o alanda çok boşluk vardı.
• Kıymetli Hocam, sizin asıl alanınız İslam Hukuku. Ve sizi daha çok İlmihal çalışmalarınızdan tanıyoruz. Tefsir yazma fikri nasıl hâsıl oldu? Bu süreci kısaca anlatır mısınız?
H. DÖNDÜREN: Bizim asıl alanımız İslâm hukuku ve ilmihal bilgileriyle başladı. Ancak konuları araştırıp bilgiler biriktikçe, bütün bu bilgilerin temel kaynağı Kur’an ve sünnet olduğu için, sürekli olarak Kur’an ayetleri ve bunlarla ilgili hadis-i şerifleri tespit etmek zamanla bu bilgileri tefsir üzerinde yoğunlaştırdı. Özellikle hükümle ilgili ayetleri değerlendirirken, mezhep imamlarının, müctehidlerin ve günümüz âlimlerinin bu konularda söylediklerini gözden geçirirken, konuyu güncele getirmek için, bir takım değerlendirmeler yapmak da gerekiyordu. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman, bir konu bütünlüğü meydana geliyor. Buna iman esaslarını ve önceki peygamberin kendi toplumlarına verdikleri mesajları ve kıssaları eklediğiniz zaman tefsir ilmi ortaya çıkıyor. Özellikle peygamber kıssalarının günümüze verdiği mesajlar önemli. Çünkü bunlar bir hikâye bir masal olsun diye anlatılmaz.
• Telif ettiğiniz Tefsirin diğer tefsirlerden en önemli ayırıcı özelliği nedir? İnsanlar bu tefsiri neden okumalılar?
H. DÖNDÜREN: Kur’an-ı Kerim’de 550-600 kadar hüküm ayetleri denen ibadetler, muameleler ve ceza hukuku ile ilgili ayetlerin, günümüz ihtiyaçlarına göre, anlaşılır bir dille anlatılması gerekiyordu. Bunların mezhep imamları, müçtehit ve fakihler tarafından nasıl anlaşıldığı ve günümüzde, uygulama zorluğu olan durumlarda tercih yapılıp yapılmadığının ortaya konulması gerekiyordu. Buna iki namazın cem edilmesi örnek verilebilir: Bir namazın farz olması için, “Şüphesiz namaz mü’minlere belli vakitlerde farz kılındı.” ayetine göre (Nisâ, 4/103) vaktin girmesi gerekir. Ancak Hz. Peygamber, Veda Haccı sırasında, Arefe günü Arafat’ta, öğle namazı vakti girince, öğle ve ikindi namazını birlikte kıldırdığı gibi, güneş batınca Arafat’tan Müzdelife’ye hareket etmiş, yatsı namazı vaktinde akşamla yatsıyı birlikte kıldırmıştır. Bu uygulamada sünnet namazlar kılınmamıştır.1 Diğer yandan Allah elçisinin 18 gün kadar süren Tebük seferi yolculuğu sırasında da öğle ile ikindiyi ve akşamla yatsıyı birleştirerek kıldığı rivayet edilmiştir. Hanefiler bunu öğleyi geciktirip son vaktinde, ikindiyi ilk vaktinde, akşam namazını geciktirip son vaktinde, yatsıyı ise ilk vaktinde kıldırarak cem (sûrî cem) yaptığını söylemişlerse de, İmam Şafii bu birleştirmede zorlukların etkili olduğunu dikkate alarak, “yolculuk, yağmur ve hastalık” gibi özürler bulununca, öğle ile ikindinin akşamla yatsı namazının birlikte kılınabileceğini söylemiştir. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığınca da, alışkanlık haline getirmemek şartıyla, dinen geçerli bir özrü bulunan kimsenin bu kolaylıktan yararlanmasının caiz olacağı belirtilmiştir.2
• Kaleme aldığınız bu hacimli eseri okuyucularınız nasıl bir usûl takip ederek okumalılar bu konuda bilgi verir misiniz?
H. DÖNDÜREN: Tefsirin son cildine, konularına göre fihristler eklendi, sadece belli konularla ilgili konuları incelemek isteyen okuyucu, bu fihristten sure ve ayet numaralarını not ederek, sırasıyla okuyabilir. Bir konu bütünlüğü içinde konu incelenmiş olur. Vakti olan kardeşlerimiz, baştan başlayarak bütün olarak okurlarsa, birbirini tamamlayan konu ve bilgilerle daha geniş bilgi sahibi olabilirler.
• Son olarak İslami ilimlerde kendisini geliştirmek isteyen okuyucularınıza neler tavsiye edersiniz?
H. DÖNDÜREN: Bilgi sahibi olmak istediğiniz alanla ilgili olarak, güvenilir kaynaklardan başlayarak okumak gerekir. Akide konusu, ibadetler, aile, ticaret ve benzeri alanlarla ilgili günümüzde güzel araştırma eserleri meydana geldi. Bizim İslâm İlmihali, Aile İlmihali ve Ticaret İlmihali, konuların arka planda dayandığı delil ve kaynaklar da verilerek hazırlanmaya çalışıldı. Diyanetin 44 ciltlik İslâm Ansiklopedisi google’e bile yüklendi. Kısaca oturduğumuz yerden, kütüphaneye gitmeden pek çok esere ve bilgilere ulaşılabiliyor. Siyer ve İslâm tarihine merak eden için Muhammed Hamidullah’ın İslâm’a Giriş, İslâm Peygamber’i gibi kitapları okunabilir. Diğer yandan kitaplarımızın sonunda yararlanılan eserlerin yazar ve kitap isimleri tam olarak yer aldığı için, o bibliyografyalardan, güvenilir yazar ve kitap isimlerini izlemek kolaylık sağlayabilir.
Her şeyin en doğrusunu Allah Teâlâ bilir. Eserin hayra ve güzel amellere vesile olmasını Yüce Allah’tan dilerim.
Dipnotlar: 1) Buhârî, Hac, 97; Müslim, Müsâfirîn, 52, 53; Ebû Dâvûd, I, 285. 2) Bilgi için bk. H. Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, s. 256-259. 3)Yûsuf, 12/ 55. 4)Avusturyalı bir ekonomi profesörü olup, bir ara İ.Ü. İktisat Fak. de hocalık yapmıştır. 5)Ergin, İktisat, İstanbul 1964, s.569; Döndüren, Ticaret Rehberi, Erkam Yayınları, İstanbul 2004, s. 25, 26.
Tefakkuh İlimde Derinleşmektir
Tefakkuh, fıkıh kökünden türemiş bir kelimedir. Fıkıh ilmi, Ebu Hanife tarafından, “Kişinin dinde lehine ve aleyhine olan şeyleri, yani hak ve görevlerini bilmesidir.” şeklinde tarif edilmiştir. Daha sonra buna “amel yönüyle, amel bakımından” ilavesi yapılmıştır. Mecelle’nin ilk maddesinde de, “Fıkıh ilmi, amelle ilgili şeri meseleleri bilmektir.” tanımı dikkat çekicidir.
Tefakkuh ise sözlükte, bu ilmi daha ileri götürmek, ilimde derinleşmek, fıkıh öğrenmek, fakih olmak, anlamak, kavramak, akıl ve zekânın gelişmesi anlamlarına gelir. Hz. Peygamber, Tebük seferine çıkarken bir grup sahabeyi tebliğ için sahraya göndermişti. Onların bu savaştan geri kaldıkları için üzülmeleri üzerine inen ayette, dini ilimlerde derinleşmeden şöyle söz edilir: “Mü’minlerin hepsinin topluca savaşa katılmaları gerekmez. Onların her kesiminden bir grup geride kalıp, din ilimlerinde derinleşsin ve kavimleri savaştan dönüp gelince onları uyarsın! Umulur ki sakınırlar.” (Tevbe, 9/122). Genel savaş seferberliği sırasında bile, ilimde derinleşerek topuma yön verecek, bir grubun geride kalmasının bildirilmesi dikkat çekicidir.
Hz. Peygamber, “Ensar kadınlarının hayaları, dini soru sormalarına, bunu anlamalarına ve ve fıkhi konuda derinleşmelerine engel olmadı.” buyurmuştur. (Buhârî, İlm, 50; Müslim, Hayz, 61; Ebû Dâvud, Tahâre, 120).
Hz. Ömer şöyle demiştir: “Evlenmeden önce, fıkhi ilimde derinleşiniz. Çünkü Rasûlullah’ın ashabı ileri yaşlarda bile ilim öğrendiler.” (Buhârî, İlm, 15). Yine Hz. Ömer, Mısır, Suriye ve Irak tarafları fethedilince valilere gönderdiği bir genelgede şu talimatı vermiştir: “Şehir ve kasabalarınızda esnaf ve tüccarı toplayarak ilan edin; yaptıkları iş ve meslekle ilgili, fıkhi hükümleri, helal ve haramı öğrenmeden, bizim çarşı ve pazarlarımızda alış veriş yapmasınlar.” (Tirmizi, Vitr, 21).
Sonuç olarak, her mü’minin her şeyi bilmesi gerekmese de, günlük yapmakta olduğu ibadetlerin fıkhi hükümleri yanında, hangi iş ve meslekle meşgul oluyorsa, o mesleğin gerektirdiği temel bilgileri, helal ve haram sınırlarını bilmesi gerekir. Bu bilgilenme “tefakkuh” bilgilenmesidir.
Yüce Allah’tan, ümmeti Muhammed’e ilim ve irfan sahibi olmayı ve bildiği ile amel etmeyi nasib etmesini dilerim.
Ahkâmü’l Kur’an Tefsiri’nden…
Yusuf Suresi’nden Sukuk Uygulamasına
8-10 yıl kadar hapiste kalan Yusuf (a.s)’a isabetli rüya yorumu yapma yeteneği verilmişti. Zindan arkadaşlarının yorumladığı rüyaları aynen çıkıyordu. Bu arada Mısır Kralı’nın gördüğü, “7 çok zayıf hayvan, 7 tane çok besili hayvan, 7 çok zayıf buğday başağı, yine 7 tane çok dolgun başak” rüyasını kralın adamları yorumlayamamıştı. Bu arada Yusuf’un sarayda bulunan zindan arkadaşı, bunu Yusuf’un yorumlayabileceğini söylemesi üzerine, kral, “onun için özel af çıkardım, gidin Yusuf’u getirin” diye adamlarını zindanın bulunduğu yere göndermiş, Yusuf’a, kendisi için özel af çıktığı, saraya gelip rüyayı yorumlaması gerektiği söylenmiş. Hz. Yusuf, rüyayı yorumlarım, ama affı kabul etmiyorum. Ben iftiraya uğradım, haksız yere zindana düştüm, yeniden muhakeme olmak istiyorum, demiş. Krala bu durum iletilince, Yusuf haklı, yeniden mahkeme kurulsun demiş, kurulan mahkemede Züleyha ve elini kesen kadın arkadaşları gerçeği söylemiş ve Yusuf (a.s) temize çıkmıştı. Günümüzde “iadede-i muhakeme yani davanın yeniden görülmesi” bütün dünya hukuklarında vardır. İftiraya, haksızlığa uğrayan kişi, yeni bir delil ortaya çıkmışsa, 10 yıl da hapiste yatsa, yeniden mahkeme olmayı isteme hakkı vardır. Bu temelde Hz. Yusuf kıssasına dayanır.
Kısaca, Yusuf (a.s) rüyayı şöyle yorumlamış: “Önümüzdeki 7 yılda tarım ve hayvancılık kesiminde büyük bolluk olacak, ama ondan sonraki 7 yılda çok büyük kıtlıklar ve ekonomik kriz yaşanacak.” Kral, peki ne yapmak gerekir, nasıl tedbir almalıyız, diye sorunca; böyle büyük bir ekonomik kriz için alınacak tedbirlerin, kralın o günkü yönetici kadrosu ile başarıya ulaşamayacağını krala açıkça ifade eden Hz. Yusuf şu sözlerle görev istedi: “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Çünkü ben, iyi muhafaza eden ve iyi bilen birisiyim.”3 Gerçekten Yusuf peygamber halkı tasarrufa teşvik ederek, herkes sadece ihtiyacı kadar tüketsin, bütün tasarruflarını getirsin, demiş, bir kısmını para karşılığı, bir kısmını da emanet olarak depolamış. Emanete alınan dayanıklı tarım ürünleri, altın ve gümüş gibi değerli eşyanın miktar ve niteliğinin yazıldığı onaylı belgeler sahiplerine verilmiş. Bunlar isimsiz hamiline yazıldığı için, daha sonra alış verişlerde kullanılmaya başlamıştır.
Hatta bazı iktisat tarihçileri, arkasında standart değerler bulunan ilk kâğıt para (temsili para) uygulamasını Mısır yöresindeki bazı tecrübelere dayandırırlar. Bu ise Yusuf peygamberin dönemine rastlar. Nitekim iktisat tarihçisi J. Dobretsberger,4 Mısır’da M.Ö. 1600 yıllarında banknot tedavül ettiğini söyler. Bu ülkede devlet hazine ve depolarının emanet kabul etmesi usuldendi. Halk, elindeki altın, mücevherat ve hububatı saklanmak üzere buralara tevdi eder ve kendilerine emanet bıraktıkları şeyin değerini belirten bir makbuz verilirdi. Elinde böyle bir makbuz olan kimse, belge üzerinde yazılı cins ve miktardaki malı dilediği zaman çekebilirdi. Ticaretle uğraşanlar bu makbuzları mal veya para yerine kabul ediyorlardı. Hatta bu belgeler Fenike ve Mezopotamya’da da tedavül ediyordu.5
Günümüzde elektronik ürün senedi (ELÜS) diye ifade edilen ve Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) gibi sertifikalı depolarda emanet veya işletilmek üzere emanete alınan ürünleri temsil eden belgelerle, varlığa dayalı olarak ihraç edilen kira sertifikası ve sukuk uygulamasının, ikincil piyasalarda işlem görebildiği dikkate alınarak, Kur’an’da Yusuf Suresi’nde anlatılan uygulamaya benzediği söylenebilir. Çünkü Kur’an’da bu gibi kıssalar ibret alınması ve üzerinde düşünülmesi için anlatılır.
(Ahkâmü’l-Kur’an Tefsiri, Yusuf, 12/47-49).
Kaynak: Altınoluk Dergisi Haziran 2021, Sayı:424, Sayfa:12
HASEBİ
Av. Hasan Serdar Bilge