TARİH : Saabilik nedir ?

40 views
Skip to first unread message

Özel Büro (Digi.Security.Isnet)

unread,
Feb 1, 2016, 2:18:24 AM2/1/16
to MAIL GRUBU - ADD AKDENİZ, MAIL GRUBU - ADD ANADOLU HAREKETİ, MAIL GRUBU - AY YILDIZ, MAIL GRUBU - CAN DOSTUM, MAIL GRUBU - DİP DALGASI (270 ÜYELİ), MAIL GRUBU - KUVVA-I MİLLİYE, MAIL GRUBU - MİLLİYETÇİ TEPKİ, MAIL GRUBU - ÖZGÜR GÜNDEM, ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (DÜŞÜNCE FIRTINASI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (GOOGLEGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TURAN ÇATLI), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (VATAN VE EMEK), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YAHOOGROUPS), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YİSRATÜRK MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YNE MUTLU TÜRKÜM MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (YTÜRKİYE İÇİN ELELE MAIL GRUBU), ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU WORDPRESS (STRATEJİ BLOGU)

Mezopotamya ve Anadolu’nun, bilinen en eski uygarlığı olarak kabul edilen. Sümer uygarlığının nasıl ortaya çıktığı, tıpkı Maya ve Mısır uygarlıkları gibi bir muammadır. Daha önce belirtildiği gibi, çivi yazısıyla yazılan en önemli belgelerden olan Sümer Kraliyet Listesi’nde, tufan öncesi en az on krallığın yaşadığı ve her birinin 10 bin yıl ile 60 bin yıl arasında varlığını sürdürdüğünün ifade edildiği görülmektedir.  Sümer ve onun ardılı olan Babil uygarlıklarında, Ezoterik inisiasyona ve sırlar öğretisinin rahipler örgütünce ve yöneticiler tarafından korunması olgusuna sürekli rastlanmaktadır.

Müzik, yazıcılık, marangozluk, demir işçiliği, duvarcılık gibi bilgelikler, tanrılar tarafından insanlığa armağan edilmiş ve bu bilgeliklerin korunmasından, “Göğün Hizmetkârları” adı verilen rahipler örgütü sorumlu tutulmuştur. Bu örgüt, ileriki tarihlerde, Babil ve Kaide okullarına dönüşmüştür. Ünlü Zigguratların yapımında ön ayak olan bu okullarla ilgili bulunan bir yazıtta, “İster prens, ister köle olsun, kapı herkese açıktı. Doğudan, mabede geçerlerdi. Göksel babanın, herkesin babasının önünde eşittiler. Burada gerçekten, kardeştiler” ifadelerinin bulunduğu görülmektedir. Babil Kralı Hammurabi, M.Ö. 1750’de, ünlü kanunlarını Güneş Tanrısı Şamas’tan almış ve insanlara duyurmuştur. Tıpkı, Musa’nın On Emri gibi. Hammurabi’nin Yasalarında, mimarlara, dülgerlere, taş yontuculara ve duvarcı ustalarına tanınan imtiyazlardan söz edilmektedir. Asur’un başkenti Ninova’da bulunan ve Kral Asurbanipal’e atfedilen bir tablette şu ifadeler yer almaktadır:
“Kâtiplerin Tanrısı, bana sanatının bilgisini lütfedip, hediye etti. Yazının gizlerine inisiye edildim. Sümerce yazılmış olan tabletleri bile okuyabilirim. Tufandan önceki günlerin muammalı sözlerini anlıyorum.”

Babil Okulu’nun adını aldığı Babil kelimesi, “Tanrıların Kapısı”, Kaide Okulu’nun admı aldığı Kaldi kelimesi de “Yıldızları gözleyenler” anlamına gelmektedir. Babil ve Kaide ekollerinin tanıtıcı sembolü olan kozmik diyagramlarında, her iki ekolün de “üçgen içerisinde göz” sembolünü seçtikleri görülmektedir.

babil-kozmik-diyagram

Babil ve Kalde Kozmik Diyagramı

Astrolojiye büyük önem verilen Sümer’de, merkezdeki büyük ışık olan güneş ile birlikte, toplam 7 gezegenin kutsallığına, gökyüzünün 12 burca bölünmesine, dünyanın ve etrafını çevreleyen evrenin küresel olduğuna inanılıyordu. Yer, Gök, Hava ve Su Tanrıları yaratıcı, diğerleri yönetici ve koruyucu tanrılardı. Daire ve düzine gibi kavramlar, tufan sonrası ilk kez Sümer’de kullanıldı. Yine çift başlı kartal ve bugün Templier Haçı olarak tanımlanan haç sembollerine, ay, güneş ve yıldız sembollerinin üçlü kullanımına Sümer tabletlerinde rastlanmaktadır. Dünya üzerindeki bütün güneş kültlerinde görüldüğü gibi, Sümer inançları da zamanla değişmiş ve Güneş tapınımından yola çıkılarak, giderek tanrı sayısının arttığı çoktanrılı bir dine dönüşmüştür. Ancak, Sümer uygarlığının bir parçası olduğu bilinen Harran’da, ilk inanç biçimine çok daha yakın olan Saabi inancı varlığını sürdürmüş ve uzun bir süreç sonrasında, yeryüzünde Tek tanrılı düzene dönüşte etkin bir rol oynamıştır. İslamiyet’in yayılma yıllarında, Anadolu’da ve Mezopotamya’da, Batmi doktrinden kaynaklanan Saabilik inancı hüküm sürmekteydi.5 Anadolu’nun, Bizans yönetimindeki topraklarında Hıristiyanlık ön plandaysa da, özellikle Doğu Anadolu’da, Fırat çevresinde Saabiler çoğunluktaydı. Hıristiyanlık döneminde Harranlılar,  Hıristiyanlaşmadıkları   ve çok tanrılı dinlerinde direndikleriiçin Harran Kilise yetkililerince Helenopolis diye adlandırılmıştır. Saabi bilim adamı Sabit Bin Kura, “Bu şehir asla Hıristiyanlıkla kirlenmemiştir” diye belirtmiştir. Buna karşın Urfa, Kral Abgar’ın MS 1. yüzyılda Hıristiyanlığı kabul etmesiyle önemli bir güç merkezi haline gelmiş ve Harran paganizmi ile savaşmaya başlamıştır.
Bu süreçte Harran’ın dinsel önemi süratle kaybolmuş, Urfa ön plana çıkmıştır. Harranlılar, İslami dönemde de pagan özelliklerini sürdürme konusunda kararlı davranmışlardır. Saabiler, akarsuda vaftiz olmaya hayati derecede önem verirler. Fırat ve Dicle nehirleri onlar için Tanrılar alemi ile dünyayı bağlayan kutsal vaftiz mekanlarıdır.

Saabilik, çok eskilere, kadim Uygur İmparatorluğu’na kadar dayanan Babil Okulu öğretisinin halka mal olmuş şekliydi. Tüm Tek Tanrılı semavi dinlere, şu ya da bu şekilde kaynaklık etmiş olan Saabilik, Büyük İskender’in bu toprakları fethi sırasında Pisagorculukla tanışmış ve Saabi öğretisi yeni bir ivme kazanmıştı. MÖ. 4. yüzyılda Büyük İskender’in bölgeyi işgali ile Harran ve yöresi Yunan kültürünün etkisi altına girdi. Helenizmin etkisi ile, eski Yunan geleneğine ait çok sayıda tarihsel veya mitolojik şahsiyet de Harran inancı çerçevesinde yorumlandı. Hermes, Solon, Platon, Pisagor gibi düşünür ve
tanrılar, Harran ekolünün birer peygamberine dönüştü. Bunlara ait düşünceler, Saabi inancı ile yoğrularak yeniden yorumlandı ve bu yolla doğu kültürüne aktarılmış oldu. Özellikle MS. 10. yüzyıldan itibaren bu çeviriler, yorumlar ve sentezler yeni bir felsefi geleneğin zeminini
de hazırlamış oldu.7 Pisagoryen öğreti, Saabiler arasında, zaten varolan Batıni inançların yenilenmesinde ve her iki akımın birleşerek, sonradan İsmaililik denilen müessesesinin oluşmasında rol oynamıştır. Büyük İskender’in, bölgeyi işgali sırasında çok sayıda Yunanlı bölgeye yerleşmiştir. Yunan işgali ile birlikte, Yunan düşünce akımları da bölgeye ulaşmış ve başta Stoacılık ve Pisagoryen öğreti olmak üzere, pek çok felsefi akım, Saabi dini üzerinde etkili olmaya başlamıştır.

Saabilik, ileride inceleyeceğimiz Şamanizm gibi, ilk Tek Tanrılı din olan Mu dininin, Yüce Tanrı’nın Sembolü olarak kabul ettiği Güneşi Tanrı’nın kendisi yerine koymuş bir Güneş Kültüdür. Saabiler, başta Güneş olmak üzere, Yedi Yıldız’a tapınırlardı. Bunlar, en yüce tanrı olan Güneş Tanrısı “Şamaş”, onun eşi olarak kabul edilen Ay Tanrıçası “Sin” ile, Merkür Tanrısı “Nabu”, Venüs Tanrıçası “İştar”, Mars Tanrısı “Nergal”, Jüpiter Tanrısı “Marduk” ve Satürn Tanrıçası “Ninutra” idi. Bu tanrıların tamamı Babil tanrılarıdır. Saabiler, bu tanrı ve tanrıçaların yanı sıra Hermes’i, Pisagor’u, Orfe’yi de birer yarı tanrı olarak görüyorlardı.8 Saabilik’te Sin, Şamas ve diğer yıldızların cisimlerine değil, ruhlarına tapılırdı. Saabilerin günümüzdeki ardılları olan Yezidilerde, bu inancın izlerinin halen sürdüğü görülmektedir. Saabi inancında en önemli tanrı, Ay Tanrısı Sin’dir. Genellikle Harran’ın Rabbi, Efendisi olarak adlandırılmaktadır. Sin’e, Tanrıların Efendisi ya da Tanrıların Kralı gibi unvanlar da verilmiştir. Tanrıların efendisi ifadesinin Harran dilindeki söylenişi “Mar Alahe” biçimindedir ki, bu söyleniş biçimi daha sonra İslamiyet’e “Allah” olarak geçmiştir. Sin’in diğer adları, “İlahül Aliheh” ve “Rabbül Aliheh”dir. Sin, bir hilal ile sembolize edilmektedir. Sin ile birlikte, Sin’in oğlu Güneş tanrısı Şamas ve kızı Venüs Tanrıçası İştar, ilahi bir üçlü oluşturmaktadırlar. Şamas, ışınlar saçan bir daire ile, İştar da bir daire içerisindeki yıldız figürü ile sembolize edilmiştir. Her üç sembol halen Masonlukta aynen kullanılmaktadır. Sin’in eşi Nigal, ateş tanrısı Nusku, yazı ve hikmet tanrısı Nabu ve diğer pek çok tanrı, ikincil derecede önemli tanrılardır. Harran’a ait paralarda, ucu yukarı dönük hilal ve önünde bir veya iki yıldız sembolünün sıkça kullanıldığı görülmektedir.

Yemen Sabalarının inancı nedeniyle Hilal’in İslamiyet’in sembolü olarak Müslümanlığa girdiği, yine eski Türk ve Asya kavimlerinden günümüze kadar, başta hilal ve yıldızın birlikte kullanımı olmak üzere çok sayıda gök cisminin ulusal semboller olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir.9

Ay Tanrısının oğlu Şamas, Rabbül Azim (YüceRab) olarak adlandırılmaktadır. Kızı İştar’ın bir diğer adı da Uzuz’dur ve bu isim Yemen Sabaları panteonuna Uzza olarak geçmiştir. Güneşe günde üç defa, sabah gün doğarken, öğlen vakti ve akşam gün batarken ibadet etmek zorunludur. Bu dualar öncesi su ile arınma töreni uygulanır ve dua sırasında güneye dönülmektedir. Ayrıca gecenin üç vaktinde, isteğe bağlı yapılan üç dua töreni daha vardır.10
Yöre halkı arasında dolaşan rivayetlere göre Harran şehri, tufandan sonra yeryüzünde kurulan ilk yerleşim merkezidir. Nuh peygamberin torunu Kaynan tarafından inşa edilmiştir.11

Harran’dan, tarihi kaynaklarda ilk kez Kültepe’de ve Mari’de bulunan Hitit tabletlerinde bahsedilmektedir. M.Ö. 6 bin yıllarına dayanan Harran’da bulunan Ay Tanrısı Sin Mabedi’nde bir anlaşmanın imzalandığı, bu tabletlerde yer almaktadır. Sin, Harran’ın koruyucu Tanrısıdır. Yine M.Ö. 2. binin ortalarında, Hititliler ile Mittaniler arasmda, Harran’da imzalanan barış anlaşmasına Ay ve Güneş Tanrılarının şahit tutulmuş olduğu, Hitit kil tabletlerinden anlaşılmaktadır. Saabi inançlarının ilk kaynaklarından birisinin Luviler olduğu görülmektedir. Hititlilerin yönetimi sırasında Luvi inançları, kadim Babil öğretisiyle karışarak, Saabi kültünü yaratmıştır. Nitekim Saabi öğretisinin adını aldığı “Saba” kelimesi, Mandancede, “Vaftiz Olmak” (Boy Abdesti Almak) anlamına gelmektedir ki tamamıyla Luvi kökenlidir.12 Saabilerin, semavi yıldızların şekilleri adma yaptıkları mabetler vardır. Bunların en büyüğü, İlk Sebep Mabedi’dir. Güneş Mabedi de denir. Bundan sonra sırasıyla Akıl Mabedi, Siyaset Mabedi, Suret Mabedi ve Nefs Mabetleri bulunur. Bunların hepsi, daire biçimindedir. Satürn Mabedi kare; Çoban Yıldızı (Venüs) Mabedi karenin ortasında üçgen; Merkür Mabedi dikdörtgen içinde üçgen; Ay Mabedi sekizgen şeklindedir. Pazar günü Güneş’e, Pazartesi Ay’a, Salı Mars’a, Çarşamba Merkür’e, Perşembe Jüpiter’e, Cuma Venüs’e, Cumartesi Satürn’e tapınılmaktadır. Bu gezegenlere hasredilen tapmaklar kare, daire, dikdörtgen, üçgen gibi geometrik şekillerde inşa edilmişlerdir. Mesudi, Şehristani, Dımişki gibi ortaçağ yazarlarının anlatımı ile tapınaklar şu şekildedir:

“Güneş tapmağı kare şeklindeydi. Binanın rengi sarıydı. Tapmağın ortasmda, altı basamaklı bir taht üzerinde bulunan taç ve mücevherlerle süslü bir heykel bulunmaktaydı.”;

“Ay tapınağı beşgen şeklinde inşa edilmiş bir yapıydı. Rengi beyazdı. Bu tapınağın içinde çeşitli kitabeler ve üç basamaklı bir taht üzerinde oturan gümüş bir heykel vardı.”;

“Mars tapınağı dikdörtgen şeklinde bir yapıydı. Bu tapınağın ortasında, yedi basamaklı bir taht üzerinde oturan ve bir elinde kanlı bir kılıç, diğer elinde saçlarından asılı duran bir kesik kafa tutan demirden bir heykel vardı.”;

“Merkür tapınağı, kare bir zemin üzerine üçgen biçimli inşa edilmiş bir yapıydı. İçerisinde dört basamaklı bir taht üzerinde, pişmiş kilden yapılmış bir heykel bulunuyordu.”;

“Jüpiter tapınağı, üçgen şeklinde inşa edilmiş yeşil renkli bir yapıydı. Tapınak içinde kalaydan bir heykel bulunuyordu.”;

“Venüs tapınağı, dikdörtgen bir zemin üzerine inşa edilmiş üçgen bir yapıydı. Bina kırmızı renkteydi ve içerisinde bakırdan yapılmış bir heykel bulunuyordu. Venüs’e yapılan tapınım sırasında çeşitli enstrümanlar ile müzik çalınıyordu.”;

“Satürn tapmağı altıgendi ve siyah taşlardan inşa edilmişti. Tapınağı içinde dört heykel bulunuyordu. Bu heykeller, etrafında sığırlar bulunan bir fil üzerine oturmuş bir adam, elinde balta tutan bir adam, dokuz basamaklı taht üzerinde oturan bir adam ve siyah taştan yapılmış bir adam heykelleriydi. Tüm gezegenlere tapınımlar beyaz elbiseler ile gerçekleştirilirken,

Satürn tapınımı siyah elbise ile yapılırdı.”13

1950 ile 1959 yılları arasında, Arkeolog W.C. Briçe tarafından, camiye çevrilmiş olan Ay Mabedi’nde kazılar yapılmıştır.14 Mabedin üç girişi bulunmaktadır. Her üç girişin üzerinde, M.Ö. 5. yüzyıldan kalma, Babil döneminde yapıldığı sanılan taş rölyefler olduğu görülmüştür. Bunlar, Ay Tanrısı Sin; Güneş Tanrısı Şamas ve Üçgen İçinde Göz sembolleridir. Mabetlerde minarenin ilk kullanımının da Saabilere ait olduğu görülmektedir. Saabi literatüründe, “Hauran” kelimesi, ruhların mükemmelliğe ulaştığı yüce ve ilahi ülkeyi ifade etmektedir. Saabiler, eski Mısırlıların Saabi dininden olduklarını iddia ederler. Hermes’i peygamber kabul etmelerinin altında bu inanç yatmaktadır. Harranlılara, Hermetikler de denir.

Kaynak :  Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

Saabilik-2 – İslam İbadetlerinin Kökeni

Sümer-Asur-Babil geleneğinde Ay yani Sin, bilgininefendisi ve tanrıların yazıcısı Nebo’nun, ilahi buyrukları üzerine yazdığı tablettir. Nebo aynı zamanda yazının bulucusu ve tüm sanatların koruyucu tanrısıdır. Hermes/Toth figürünün Sümerli karşıtıdır. Büyük İskender fethi ile Mezopotamya’ya ulaşan Hermes kimliği bu nedenle Harranlılarca derhal benimsenmiş ve yüceltilmiştir. 15

Saabilik’te, her gezegen için, her gün namaz kılınmasının yanı sıra haftanın günlerinin her biri, bir gezegene özel ayinler düzenlenmesi için ayrılmıştır. Pazar günleri Güneş ayinlerine, pazartesi Ay ayinlerine, salı Mars, çarşamba Merkür, perşembe Jüpiter, cuma Venüs ve cumartesileri de Satürn ayinlerine ayrılmıştır. Latince kaynaklı batı dillerinde günlerin isimleri, bu güneş kültünün günümüze yansımasından başka bir şey değildir. Örneğin pazar “sunday” Güneş günü; pazartesi “monday” Ay günü ve cumartesi “saturday” de Satürn günüdür.

Bu tapınım şekli, İskender işgali döneminde Pisagoryen öğreti ile karşılaşılınca bir nebze değişmiş ve Saabilik, bir Yüce Varlık ve onun yönetimi altındaki altı yardımcısına inanmak şekline dönüşmüştür. Aynı dönemde hava, su, toprak, ateş gibi dört temel elemana, cansız varlıkların, bitkilerin ve hayvanların da ruhları bulunduğuna, Yüce Varlığa yalnız sevgi ile ulaşılabileceğine inanmak gibi Batıni inanç biçimleri de Saabiliğe yerleşmiştir. Saabiler için artık; Azimun, Hermes, Orfeus ve Pisagor, Ulu Tanrı ile bir olmayı başarmış yüce ruhlar, yarı tanrılardır.

Saabilik’te de, diğer Batıni ekollerde olduğu gibi sır  saklamak esastır. Saabiler, kendilerinden olmayanlara sırlarını kesinlikle vermezler. Saabiliğin yozlaşmış bir devamı niteliğinde olan günümüz Yezidiliğinde, aynı sır saklama prensibi olduğu gibi korunmakta ve yabancılar, topluluk içine kesinlikle alınmamaktadır. Saabilerin sır ayinleri, gezegenlere ithaf edilmiş mabetlerin altındaki salonlarda yapılırdı. Bu salonlar, önce aslına tapınılan, Pisagoryen etkileşimden sonra birer sembol haline dönüşmüş olan gezegenlerin heykelleri ile doluydu. Saabiliğin bir kolu da Arap Yarımadası’ndaydı. Mısır’a göç eden Saabilerin bir kolu Yemen’e gitmişti. Yahudi Kralı Süleyman’m karşılaştığı ve âşık olduğu Saba Melikesi Belkıs, bu Yemen Saabilerinin kraliçelerinden birisiydi.16 Kuran’da da, bu Yemen inanışına değinilmekte ve onlardan Tek Tanrıcı “Hanif Din” inanırları olarak bahsedilmektedir. İslamiyet üzerinde, öğretileriyle etkili olan da Saabiliğin bu koludur. İslami, Vefayat el Ayan ve Kutr el Muhit tesfır kitaplarında, Saabi kelimesinin Hanif kelimesiyle aynı anlama geldiği ifade edilmektedir.17 Kitaplarda, Kureyş kabilesi mensuplarının, Muhammed için Saabi dedikleri, İbrahim’in de bir Saabi olduğu ifade edilmektedir. İbrahim’in, Harran’ı terk etmesi sırasında, bazı yakınları Harran’da kalmıştır. Nitekim İbrahim’in oğlu İshak, büyüyünce evlenmesi için Harran’a gönderilmiştir. Yine İshak’ın oğlu Yakub da Harran’a gelerek dayısına hizmet etmiş ve onun kızları ile evlenmiştir. M.S. 1327’de ölen El Dımışki, gerçek Saabilerin aslında Güney Arabistan’da yaşayan bir topluluk olduğunu, bunların Harranlılarla bir ilgisi olmadığını yazmaktadır. Ona göre, Arabistan’da yaşayan Sıiabiler, Tek Tanrı inanırı Hanif iken, Harranlılar putperesttir.”18
Harran Saabileri İbrahim’e, kendi inanç sistemlerinde olumlu bir yer vermezler. İbrahim onlar için bir sapkın ve heretiktir(din dışı). Harranlılara göre, aslen bir Saabi olan İbrahim, cinsel organında ortaya çıkan bir hastalıktan kurtulmak için sünnet olmuş ve bu nedenle bir uzvunda eksiklik olduğu için dinen kirli kabul edilmiştir. Toplumdan uzaklaştırılan İbrahim, bu manevi kirlilik nedeniyle tapınaklardan da kovulmuştur. Bunun üzerine İbrahim, bir tapınaktaki tanrı heykellerini parçalamış ve Saabileri terk etmiştir. İbrahim’in daha sonra yaptıklarına pişman olduğuna ve geri dönebilmek için oğlunu Satürn’e kurban etmeye kalktığına inanılmaktadır. Bu istek, Saabi din adamlarınca reddedilmiştir.19

Kuran’da, Tek Tanrılı diriler arasında Saabilik de sayılmaktadır.20 Bunun nedeni, İslamiyet’in birçok söyleminin ve tapınım tarzının Saabilikten geliyor olmasıdır. Namaz kılma, oruç tutma, kurban kesme ve kutsal yerleri ziyaret etme, yani hac gibi ibadet tarzlarının yanı sıra, her namaz öncesi abdest alma gibi âdetler, hep Saabi kökenlidir.

Saabilik’te, yedi gezegenin her biri için, günde yedi kez namaz kılınırken, bu sayı İslamiyet’te beşe indirilmiştir. Ay görününce oruca başlanması ve izleyen ayın başında bitmesi geleneği, İslamiyet’ten önce Saabiler arasında görülmektedir.

Kaynak : Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

Halife Memun döneminde Müslüman işgalciler,Harran’da Saabilerle karşılaşmışlar; ancak diğer güneş kültü inanırlarının hepsini putperest diye nitelendirerek İslamiyet’i kabule zorlamışlarken, Saabilere, Hıristiyan ve Yahudilere tanındığı gibi belli bir miktar para vermeleri karşılığında, kendi inanç sistemleri içinde kalmaları hakkı verilmiştir. Harran, M.S. 640 yılında Müslümanlar tarafından fethedilmiş ve Sin Mabedi camiye dönüştürülmüştür. Saabi ve Hanif deyimleri, Harran’da yaşayan ve Magan halkına akraba olan topluluğu tanımlamak için kullanılmıştır. 21 Hıristiyanların kendilerine yaptıkları baskılar nedeniyle Harranlılar bölgeyi işgal eden İyad İbn-i Ganam komutasındaki İslam ordularına hiç zorluk çıkarmadan teslim olmuşlardır. İslami tarih kaynaklarında, Hıristiyanlığı terk ederek Mitra dinine dönen Bizans İmparatoru Julian’a gizli Saabi ve Hanifi tanımlaması yakıştırılmıştır.

Tek Tanrı inanırı olarak kabul edilen Saabilere, mabetlerinin yeniden inşası için başka bir yer gösterilmiş, yapılan bu yeni mabet 11. yüzyıl sonlarına kadar ayakta kalmıştır. 1081 yılında bu son mabet, Numeyriler tarafından yıkılmış, kentteki Saabiler sürülmüştür.22

İbni Nedimi, Saabilerin iki önemli din kitapları bulunduğunu söylemiştir: “Malakatu Hermes (Hermes’inDeyişleri)” ve “Safvet el Ukala.”23 El Kindi, Saabilerin kutsal kitabı Malakatu Hermes’i gördüğünü, bu kitabın Tek Tanrı inancına tam anlamıyla uygun olduğunu ve hiçbir düşünürün bu kitapta bir eksik bulamayacağını yazmaktadır.

El Kındi’nin talebesi Tayyib el Serahsi’nin, Saabiler hakkında verdiği bilgiler şöyledir: “Işık küresi olan ilahi kata ulaşmak için, başlangıçtan kemale doğru, bireyin ruhunu temizlemek üzere çalışması esastır. İlahi Varlık, her şeyin hakimidir. Canlı, cansız her şeyin bir ruhu vardır. Güneş, Ay ve diğer beş gezegenin ruhları, Tanrı huzurunda şefaatçidir. İnsanlar, kendi ruhlarını tekâmül ettirmek için, bu şefaatçi ruhlarla, onlara adanan mabetlerde ilişkide olmalı, ibadet yoluyla ruhlarını temizlemelidir. Cansızdan canlıya, canlıdan da kemale doğru, bu şefaatçi ruhlar vasıtasıyla ilahi ışığa ulaşılmalıdır. Ateş, su, hava ve toprak kutsal olarak kabul edilir. Gök katındaki şefaatçi ruhlara “Yüksek Babalar”, dört temel elemana ise “Aşağıdaki Anneler” denilir. Yüksek Babalar, Aşağıdaki Annelere etki ederek, Üç Doğmuşlar denen Cansızlar, Bitkiler ve Hayvanları meydana getirmiştir. İnsanların davranışlarını etkileyen; fırtınaları, depremleri, her türlü dünya olayını yaratan Yüksek Babalardır. Onun için insanlar, göksel kuvvetler olan 7 gezegene ve diğer göksel unsurlara ibadet etmelidir.” Bu nedenle Astroloji, Saabi kültüründe önemli bir yer tutar. Astroloji ve fizik kanunları üzerinde çalışmalar yapılmış, Aristo’nun fizik kuralları benimsenmiştir.

Güneş doğarken, tam tepedeyken ve batarken olmak üzere üçer rekatlık, üç namaz kılınır. Kadınlar, düzenlenen sır törenlerine hiçbir şekilde katılamazlar. Kıble, kutup yıldızıdır. İbadet için kullanılan dil Süryanicedir. Her namaz öncesi abdest alınır. Sünnet yasaktır. Saabiler, vücudun doğal yapısını bozması nedeniyle sünnet uygulamasına şiddetle karşıdır. Kadınların adet halini ve cinsel ilişkiyi birer kirlenme sebebi görürler ve kirlilikten arınmak için su ile boy abdestini mecburi tutarlar. Cinsel temastan sonra ya da bir ölüye dokunmaları halinde mutlaka yıkanılır. Âdet gören kadın ile cinsel ilişki yasak tır. Kadın ve erkek eşittir. Tek eşle evlilik zorunludur. Akraba evliliği yapılmaz. Boşanmaya, ancak rahip kararı ile izin verilir. Boşanılan eş ile tekrar evlenilemez. Kadın erkek eşit miras alır. Her yıl, 30 gün oruç tutulur. Yüce Babalara kurban kesilir. Kurbanın mutlaka şah damarı kesilmelidir. Sığır, koyun ve keçi kurban edilebilir. Kesilmeyen hayvanın eti yenmez. Domuz, köpek, yırtıcı kuşlar ve güvercin eti de yenmez.”24

El Bruni, Saabiler için, “Bunlara Harranlılar da denir. Allah’ın birliğine, noksan sıfatlardan münehhez olduğuna inanırlar. Allah, iyi ve kötüyü ayırdetme yeteneği verdiği insanlara, Tanrılığını kabul ettirmek için, rehber olarak peygamberler göndermiştir. Bu peygamberleri aracılığıyla, iyilik yapmaları, kötülükten uzak durmaları emredilmiştir. Saabi peygamberleri, Allah’a itaat edenlere nimetler verileceğini, asi olanların ise cezalandıracağını söylemişlerdir.

Bu inançlar, Allah ve Haniflik yolunda olanlara hastır. Peygamberleri, Arani, Agathedemon ve Hermes’tir” demektedir.25 Nedimi, bazı Saabilerin, Platon’un ana tarafından dedesi olarak kabul edilen Solon’u da peygamber olarak gördüklerini söyler. Şehristani, Saabilikte yeniden doğuşa inanıldığını söylemektedir. Şehristani, “El Milel Vel Nihal” adlı eserinde Saabilik’le ilgili şu bilgileri verir:

“Saabiler üçe ayrılır; Ruhaniler, Mabetçiler ve Harraniler. Saabiler arasında bazı fikir ayrılıkları meydana gelmiştir. Bu fikir ayrılıklarından Saabiliğin çeşitli kolları kurulmuştur. Yaratıcı Tanrı birdir ve çoktur. Varlığı, ezeli ve ebedi olması, zatı itibarıyla birdir. Diğer taraftan çoktur; zira insanlarda çoğalır. İnsanlar, tüm canlılar içinde en değerliler, bilenler ve faziletlilerdir. Tanrı, bunlarda görünür. Onların varlıklarında, şahıs haline gelir. Bununla, varlığındaki birlik bozulmaz.

Harran teolojisinde, bütün tanrısal varlıkların önünde Üstün bir Güç fikrine önem verildiği görülmektedir. Onlara göre bu üstün varlık, her şeyin ilk nedenidir. İnsanlar tarafından tam olarak anlaşılamaz ve kavranamaz. her şeyi yaratan ve düzenleyen odur. İşini bitirdikten sonra kendi köşesine çekilmiş ve insanlardan uzak kalmayı tercih etmiştir. Onun köşesine çekilmesinden sonra diğer işleri, ikincil dereceden tanrısal varlıklar yürütmeye başlamışlardır. Bu tanrısal varlıklar, Üstün Güçten südur ile ortaya çıkmışlardır. Ondan südur eden ilk beş varlık akıl, nefs -ya da ruh, düzen, şekil ve zaruret’dir. Görüleceği üzere bu tanım, yüzyıllar sonra Deizm olarak adlandırılacak felsefenin erken bir anlatımıdır. Deizm’de de Tanrı her şeyi yaratmış ve işi bittikten sonra köşesine çekilmiştir.26

Allah, kötülükleri, çirkinlikleri yaratmaktan uzaktır. Bütün bunlar, yıldızların uğursuz ilişkilerinin, bulanık birleşmelerin sonucudur. Yaradılışın gayesi hayır ve saflıktır. Allah, gökyüzünü, orada olan cisimleri ve yıldızları yaratmıştır ve bunlan âlemin yöneticileri yapmıştır. Gökteki varlıklara Babalar denir. Yerdeki unsurlar ateş, su, hava ve toprak ise Analardır. Babalar ile Anaların birleşmesinden meydana gelen cansızlar, bitkiler ve hayvanlara Doğmuşlar denir. Bu Doğmuşlardan, tam saf ve mürekkep bir şahıs oluşunca, bu şahısın yüksek kabiliyetli bir mizacı meydana gelir. Bu Kâmil İnsanın varlığında Allah, bu dünyada ortaya çıkar.

Dünyanın her devri 36 bin 425 yıldır. Her devrin sonunda, kıyamet kopar ve yeni bir devir başlar. (Bu inanışın Stoacılar tarafından da benimsenmiş olduğu, daha önce ifade edilmiştir.)

Saabiler, dine girmeye hak kazanan gençleri aralarına, çeşitli mabetlerde düzenlenen bir inisiasyon töreni ile alırlardı. Bu inisiasyon töreninin anlatıldığı “Beş Sır Kitabı”, günümüze kadar ulaşmamıştır. Ancak Arap Felsefeci İbnun Nedim’in kaleme aldığı eserde, Harranilerin dine giriş törenlerine ve bazı Sır Ritüellerine atıflarda bulunulduğu görülmektedir. Bu kaynağa göre inisiasyon töreni, Sırlar Tapınağının yer altı odalarında gerçekleştirilmektedir.
Tören sadece erkek çocukları için düzenlenir ve yedi gün sürer. Çocuklar bu süre içinde kesinlikle tapınaktan çıkmazlar. Bu süre içinde kadınların onları görmesi de yasaktır. Adaylar yedi kaptan, “Yusur” adıverilen bir içecek içerler ve gözlerini bu içecek ile meshederler.

Yusur’un içeriği bilinmemektedir. Aynı kaplardan, rahiplerin hazırladığı tavuk, ekmek ve tuz yerler. Son günde kutsal bir şarap töreni yapılır. Bu yedi günlük süreç içerisinde adaylarla beş aşama halinde Sırlar öğretilir.27
Saabiler için ruh bir cisim değil cevherdir. Beden ölür. Ölen bedenin dirilmesi veya canlanması düşünülemez. Ancak cevher, bir bedenden bir diğerine geçer ve yeniden doğar. Ruh, İlahi Işığa ulaşmak için yeni bedenlerde defalarca doğar ve ölür. Hulul, bir başka varlıkta cevherin vücut bulmasıdır.

Ceza ve ödül bu dünyadadır, başka bir dünyada değil. Bizim yaşadıklarımız, bizden önce gelenlerin, geçmişte yaptıklarının karşılığıdır. Bu hayatta yaşadığımız rahat, sevinç ve bolluk; geçmiş devirlerde bizim elimizden çıkan iyi şeylerin karşılığıdır. Gam, keder, sıkmtı ve güçlükler ise daha önceki devirlerde işlediğimiz kötülüklerin cezasıdır. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacak.”28

Birer Saabi olan Sabit bin Kurra, Cabir bin Hayyan, İbni Vahşiyye, Ebu Cafer el Hazin gibi filozof ve âlimler, matematik, astronomi, tıp, felsefe ve doğa bilimlerinin, Yunancadan Arapçaya tercümesinde ve gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. İslam kaynaklarında, bu felsefe okuluna ve yandaşlarına Deysaniye adı verilmiştir. Kadim Harran Okulu’nun devamı niteliğinde olan bu ekol, M.S. 4. yüzyılın başlarında, Urfa Mektebi adı altında Hıristiyan Okulu haline gelmiş, M.S. 640’da, İslamiyet’in bölgeye gelmesinden sonra Hıristiyanların, Saabilerin, Mani yandaşlarının ve Müslümanların düşüncelerinin bir arada harmanlandıkları, yorumlandıkları bir okula dönüşmüştür.

Bizans İmparatorunun MS. 6 yüzyılda, Resmi din kabul edilen Hıristiyanlık karşısında bir pagan inanç merkezi ı ılarak gördüğü Atina Akademisini kapatma emri vermesi üzerine, burada faaliyet gösteren çok sayıda Neo Platon akımına bağlı düşünür ve filozof Harran’a yerleşmiş ve buradaki akademide görev almışlardır. Neo Platoncu düşünce böylece Harran üzerinden tüm doğu ülkelerini ı‘ikileyen güçlü bir rüzgar estirmiştir.29 Daha sonra İslam kuvvetlerinin Mısır’ı işgali sırasında İskenderiye Okulu’nun yıkılması üzerine, bazı filozofların Harran’a geçtikleri ve Harran Okulu’nda ders vermeyi sürdürdükleri bilinmektedir. İskenderiyeli filozofların katılımı ile okul güçlenmiş ve Harran’dan Bağdat ve Basra’ya geçen filozoflar sayesinde Saabi düşünce sistemi, İslamiyet içerisinde etkin bir yere sahip olmuştur.30 Basra, Bağdat, Küfe, Semerkant, Horasan, Kahire ve Kurtuba gibi İslami merkezlerde yeni okulların doğmasma, Sufı düşünürlerin, İhvan-ı Safa adı altında, bu kentlerde ortaya çıkmasına Harran kökenli düşünürler önayak olmuştur. Bir diğer söyleme göre “Hanif”, Harran Sabi inancında, en büyük Tanrılardan biri olan ay tanrısı Sin’in karısının adıdır. Hıristiyanlar da, pagan Harranlıları Hanif olarak tanımlamışlardır. En ünlü Harranlı bilim adamı ve Grekçe eserleri Arapçaya çeviren kişi olan Sabit bin Kurra, inancıyla ilgili olarak şunları söylemektedir: “Bizler dünyaya muzafferane yayılmış olan Hanif dinin çocukları ve mirasçılarıyız. Sabilik uğruna yükünü yorulmadan taşıyan kişi, ne mutlu kişidir. Dünyayı uygarlaştıran ve’ kentleri inşa eden Saabi şefleri ve kralları değil midir? Limanları kim yaptı? Kanalları kim kazdı? Tüm bunları muzaffer Saabiler kurdu. Ruhları arındırmanın sanatını bulanlar, bedeni sağaltmanın sanatını tanıtanlar ve dünyayı uygar kuramlarla ve hayırların en büyüğü olan hikmetlerle donatanlar onlardır. Hanif din olmasaydı, dünya bomboş ve yoksulluk içinde olurdu.” Sabit bin Kurra’nın oğlu Ebu Sait Sinan’ın 932 yılında Horasan’a gittiği ve İsmaili Horasan tekkesinde ders verdiği bilinmektedir.31

Süreç içerisinde Harran inancı ile Yemen inancı arasındaki kimi farkları tespit eden Müslüman tarihçiler, Saabi kelimesini yıldızlara tapan Harranlılar için, Hanif kelimesini ise Tek Tanrıya inanan İbrahim soyundan Yemenli Sabahlar için kullanmışlardır.32 Hermes/İdris inancı her iki ekolde de son derece önemlidir. Hermes Saabiler tarafmdan hem bir tanrısal varlık hem de hikmet öğreticisi bir peygamber olarak düşünülürdü. Harranlılar dinlerinin kendilerine Hermes tarafından öğretildiğine inanmaktaydılar. Kuran’da Adem’in oğlu Şit’ten sonra peygamber olan oğlu İdris’e (Hermes) otuz kitap indiği, kendisine göklerin esrarının açıldığı ve henüz diri iken Allah tarafmdan göğe alındığı söylenmektedir.

Ethiopya dilindeki yazılımı günümüze ulaşan Hanok kitabında da, Hanok’un (Hermes) henüz ölmemişken cennet ve cehennemi gördüğü ve ruhunu teslim etmeden cennette kalmasına Tanrının izin verdiği yazmaktadır. Aynı kaynakta Hanok, astrolojinin kurucusu olarak bölünmektedir. Kimi Arap kaynaklarına göre, İdris Şit’in değil, Kabil’in oğludur. Fransız yazar Gerar De Nerval,( Osmanlı İmparatorluğu’nu ziyaretinde yazdığı “Doğuya Seyahat” adlı eserinde Hiram Menkıbesinin Sabiler aracılığıyla gelen anlatımını kaleme almıştır. Bu anlatıma göre Hiram’a atası Enoch (Hanok)/Hermes tarafından Masonluk sırları verilir. Bu sırların Adem’in oğlu Kabil’den ve onun oğlu ilk demirci Tubal Kain’den öğrenildiği anlatılır.

İdris kelimesinin etimolojisi, bu isimin bilgi ve teknikIerin aktarımına gönderme yapan Arapça DSR kökenine bağlı ortaya çıktığı sonucunu vermektedir. Örneğin “Ders” sözcüğü Arapçada inceleme ve tefekkür anlamları taşımaktadır. Dilimize de öğreti olarak yerleşmiştir. İdris kelimesi, dini yasaların incelenmesi, derinleştirilmesi şeklinde de anlatılabilir.33

Hermes geleneğinin İslamiyet’e ulaşmasındaki ilk kaynaklardan birisi, Mısır’da Lonca faaliyetlerini sürdüren, Hermetik geleneğe bağlı Hristiyan gnostik “Koptlar”dır. Bugünkü Kıpti inancının öncülleri olan Koptlar aracılığıyla İslamiyet’e geçen lonca sistemi, fütüvve adını alarak uzun yıllar varlığını sürdürmüştür.34

Hermes/İdris öğretilerinin İslam dünyasındaki aktarımı, tıpkı öncülleri gibi mesleki örgütlenmeler (loncalar) ve sufi tarikatlar aracılığıyla olmuştur. Batıni sufî tarikatlarının kimi zaman meslek birliklerini de bünyesinde barındırdıkları ya da kentli esnaf-zanaatkârların bir araya geldikleri meslek birliklerinin bizatihi sufi tarikatlar oldukları görülmektedir. Taberi’ye göre, İdris’e yakıştırılan zanaatkarların piri rolü, bizzat onun zanaatkâr kimliğinden kaynaklanmaktadır. İdris’in, loncaların kabul ettiği yedi pirden birisi olduğunu ifade eden Sohraverdi, şunları söylemektedir: “İdris peygamber olarak da bilinen Mısırlı Hermes’in çağından Platon’un zamanına dek tüm bilgelerin gizemli deneyimleri olmuştur. Bunların arasında yaşayan başlıca bilgeler Empedocles, tilmizi Pythagoras, onun öğrencisi Socrates ve nihayet bunun öğrencisi ve bilgelerin nihai mührü Platon’dur. İdris’e baba denmektedir çünkü Hikmet Külliyatını ve olağandışı pek çok bilgiyi ilk örgütleyen o olmuştur. Hikmetini öğrencilerine geçirmiş ve bunlar aracılığıyla, yukarıda admı andığımız ustalara ulaşmıştır. Tüm yapı ve çatı, onun kurduğu sütunlar üzerinde durur. Onun öğretileri, tüm Hikmet Yapısının desteğidir. Bu desteklere ‘Hikmet Sütunları’ denmesinin sebebi budur.

Kaynak :  Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

Müslüman tarihçi El Nedim ünlü eseri “Fihrist” te, Hermes’in aslen Babilli olduğunu, çeşitli nedenlerle Mısır’a yerleştiğini ve oranın kralı olduğunu, öldüğünde Abu Hermes olarak bilinen binaya gömüldüğünü yazmaktadır. 36 Bu bölge daha sonra El Harameyn (çifte piramitler- Keops ve Kefren) olarak tanınır. Bu piramitlerden birinde Hermes, diğerinde karısı ile oğlu yatmaktadır. Yemen Sabaları kaynaklarına göre piramitte gömülü olan Hermes’in oğlu olan firavunun adı Sab’dır (Sab ibn-i Hermes) ve kendileri de onun soyundan gelmektedirler. Mısır Kraliçesi Haçepsut döneminde Yemen Sabalarının piramitlere haç ziyareti yaptıkları ve her iki piramidin etrafını tavaf ettikleri kaydedilmiştir. Saabi kelimesinin firavun Sab’dan gelmiş olması muhtemeldir. İslamiyet tarafmdan Kâbe olarak anılan kutsal mekâna hac ziyareti geleneği bugün de devam etmektedir. El Kindi, Saabilerin de Harran’dan haç için piramitlere gittiklerini, El Makrazi ise Saabilerin piramitlerden birinde Hermes, diğerinde oğlu Agathodaimon’un gömülü olduğuna inandıklarını yazmaktadır. Markizi Saabiler’in Büyük Sfenks’e “Ebul Hul” adını verdiğini ve adaklar adadıklarını yazmıştır. Hermes’in ve bir diğer tanrı-peygamber kabul edilen Agathodaimon’un, gerçek ve hikmet öğreticisi öğretmenler olduklarına inanılıyordu. Agathodaimon, Hermes’in de öğretmeni olduğuna inanılan tanrısal bir varlıktı.
Harranlılar Hermes gibi onu da Mısır’lı olarak kabul ediyorlardı.37

Ünlü İslam coğrafyacısı İdrisi (M.S. 1100) Hermesle ilgili şunları aktarmaktadır: “Tufandan önce şanlı Hermes’in inşa ettiği El-Berba denen bir yapı vardı. Sanatları sayesinde dünyanın bir felaket ile yok olacağını öngörmüştü. Ancak bunun suyla mı, ateşle mi olacağını bilmiyordu. Bu nedenle duvarları yanmayan toprak ile çevrili bir tapınak yaptı ve bunları resimlerle, ilmi sembollerle doldurdu. Dünya ateşle kavrulsa dahi, bu bilgiler kalacaktı. Daha sonra da, taşlarla tamamen su geçirmez bir bina yaptı ve içine insanlar için yararlı tüm bilgileri koydu. Eğer felaket sudan gelirse toprak bina çökecek ancak taş bina sağlam kalarak bilimleri yıkımdan koruyacaktı. Her şey Hermes’in öngördüğü gibi oldu.”

Kaidelilerin Hermes için kullandıkları unvan, “Büyük Üstat”tır. Araplar da Hermes’e, “Hermes ül Ekber (Büyük Hermes) ve El Müselles (Üç defa büyük)” demektedir.38

Arapça yazılı, Hermes’in gizli sözlerini içeren “Esrar Kelam Hermes” adlı bir kitap bulunmaktadır. İbn ül Arabi, Hermes’i, “Filozofların Peygamberi” diye niteler. O aynı zamanda zanaatkar loncalarının ve fütüvvenin koruyucu şeyhidir. Arabi, Hermes’in ünlü Zümrüt Levhasından, “Tabula Stigmata’dan da eserinde bahsetmektedir. Özgün biçiminin Hermes Trimegistus’un bir mağarada ölüsünün elinde bulunduğu ve Fenike dilinde yazılı olduğu söylenen Zümrüt Levha’daki deyişler önce Süryaniceye, buradan da Grekçeye çevrilmiştir. Grekçe’den Arapçaya çevrilerek Cabir Külliyatı içerisinde günümüze ulaşan Zümrüt Levhada şunlar yer almaktadır:

“Hakikattir. Yanlışsızdır. Kesin ve doğrudur. Yukarıda olan aşağıda gibidir ve aşağıda olan yukarıda gibidir ve bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler. Ve her şeyin Bir’in temaşasından olduğu gibi her şey tek bir uygulama ile bu bir şeyden türemiştir. Onun babası güneş, anası aydır. Rüzgâr onu rahminde taşımış, toprak da emzirmiştir. Dünyadaki tüm harikaların babasıdır. Kudreti yetkindir. Yeryüzüne atılacak olsa, toprağı Ateşinkinden, inceyi kabadan ayırır. Büyük bir bilgelikle yeryüzünden, gökyüzüne doğru süzülür. Yeniden yeryüzüne iner ve kendinde yüksek şeylerin ve alçak şeylerin kuvvetini birleştirir. Böylece tüm dünyanın parlaklığına sahip olursun ve bütün karanlıklar senden kaçar.”39

Sabit bin Kurra, İslam matematiğine Pisagorcu sayı ve aritmetik anlayışını soktu ve sayı mistisizminin yerleşmesini sağladı. Sayı mistisizmi, daha sonra İhvan-ı Safa tarafından geliştirildi. Sabit bin Kurra’nın oğlu Sinan bin Sabit ise Saabiliğin temel kitabı olan Kitabül Hermes’i, Arapçaya çevirdi.40

Harranlı bilim adamı Teymiye El Harrani (M.S. 1261-1327), Saabilerin yurdu olan Harran’da, “İlk Neden”; “İlkAkıl”; “Tümel Nefs”; Zühal; Müşteri; Merih; Güneş ve Ay’a ithaf edilmiş mabet ve heykeller bulunduğunu, Saabilerin, Hanif Saabiler ve Müşrik Saabiler olarak ikiye ayrıldığını, Hanif Saabilerin imamının İbrahim Peygamber olduğunu yazmaktadır. Müşrik Saabilerin inançları işe Hint müşriklerinin inançlarına çok benzemektedir. Teymiye, Türk filozofu Ebu-nasır el Farabi’nin (870-950), Harranlı bir Saabi olan, Yuanona bin Haylan’dan ders aldığını da bildirmektedir. Farabi, Harran ekolünün Bağdat’a yerleşmesine önayak olanlar arasındadır. Bağdat Okulu’nu meydana getiren bilgin, filozof ve tercümanların önemli bir kısmı Bağdat’a Harran’dan gelmiştir.

Kaynak : Ezoterik Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

ÖZEL BÜRO GRUBU LOGO-4

[publicize twitter]

[publicize facebook]

[category araştırma]

[tags TARİH, Saabilik]

image001.jpg
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages