Terörsüz Türkiye Masalıyla Devlet Mezara mı Gömülmek İsteniyor?1912 Balkan Harbi Dehşeti Tekerrür mü Ediyor?
Tarih, tozlu raflarda unutulmuş hikâyeler değil; tekrarlama olasılığı yüksek risklerin toplamıdır. 1912’de Balkan Harbi öncesinde Osmanlı’nın Balkanlar’daki ordusunu terhis etmesi, geniş coğrafyanın kaybına yol açmıştı. Bugün benzer rehavetle güvenlik noktalarının boşaltılması, o felaketin modern versiyonuna dönüşme tehlikesi barındırıyor. Kurumsal belleğin uyarılarını görmezden gelen siyasal pragmatizm, yarın ülkeyi beka krizleriyle karşı karşıya bırakabilir. Geçici siyasi kazanımlar uğruna iç güvenlik reflekslerini askıya almak, Türkiye’nin bölgesel gücünü zayıflatır. Geçmişte asker çekilmesiyle oluşan boşluk nasıl felakete davetiye çıkardıysa, bugün azaltılan güvenlik noktaları da terör tehdidini Ankara’nın kalbine kadar taşıyabilir. Mutlak caydırıcılık olmadan barışın korunması mümkün değildir. Brüksel Masalarında Çizilen Küresel Güvenlik TezgâhıTürkiye’nin güvenliğini şekillendiren kararların merkezinde Brüksel ve Washington’daki NATO karargâhları yer alıyor. Milli egemenlik tartışmalarının zirveye çıkması ve NATO zirvesi sonrası belirginleşen küresel ajanda, Türkiye’yi iç cephede esnetiyor. Suriye’nin kuzeyindeki YPG varlığına karşı sessiz kabullenme ortamı oluşuyor. Enerji ve lojistik koridorlarının paylaşıldığı günümüzde Ankara, güvenlik noktalarını azaltma yoluna gidiyor. Küresel müttefiklerin çıkarlarına hizmet eden uyum politikası hızla biçimlenirken, egemenlik haklarımız uluslararası pazarlıklarda denge unsuru hâline geliyor. Türkiye, kendi topraklarında stratejik kuşatma altına alınmak istenirken, Batı düzeni ülkemizi güney kanadın koruyucusu rolüne sıkıştırıyor. Milli çıkarlar, okyanus ötesi planların dişlileri arasında ezilirken halkın menfaatleri masalarda dipnota dönüşüyor. Küresel aktörler ise yeni düzeni empoze ediyor. Sınır Hattında Kontrol Noktaları Neden Tırpanlandı?İçişleri Bakanlığı’nın gece yarısı aldığı ani kararla 2.763 stratejik kontrol noktasının kaldırılması, milli güvenlik yapısında geçmişte olduğu gibi derin yaralar açarak savunmayı zayıflattı. Terörsüz Türkiye hedefiyle atılan adım, devlet otoritesinin sahadan çekilmesi anlamını taşıyor. Şırnak’tan Edirne’ye, Hatay’dan İstanbul girişlerine kadar denetimler asgari seviyeye indirildi. Boşaltılan her nokta, terör örgütleri ve suç şebekeleri için potansiyel serbest geçiş koridoruna dönüşebilir. Vatandaşın can güvenliğinin, etkinliği kanıtlanmamış teknolojik izleme sistemlerine emanet edilmesi ise arka kapı sızıntılarına açık yapısal zafiyetleri gözler önüne serdi. Otoritenin zayıfladığı bölgelerde, paralel asayiş yapılanmalarının yeniden ortaya çıkma riski artıyor. Karanlık odakların lojistik ağlarını besleyecek kaos zemini hazırlanırken, devletin caydırıcı gücünün çekildiği gri alanların bedelini Anadolu insanı ödeyecek. Münfesih Örgüt Yasasıyla Adalet Raydan ÇıkıyorYargı paketleriyle hukuk literatürüne giren “münfesih örgüt” kavramı, adalet sisteminde ciddi kumpas riskleri doğuruyor. Örgütlerin “dağıldığını” ilan ederek üyelerine cezai muafiyet sağlaması, hukukun eşitlik ilkesini zedeliyor. Reform görüntüsü altında siyasi aklama operasyonlarının zemini hazırlanırken, katiller için çıkış yolları aranırken, “iltisak” gibi muğlak kavramlarla hayatları karartılan on binlerce KHK mağduru görmezden geliniyor. Toplumsal vicdanda geri dönüşü olmayan kırılmalar yaşanırken, yargıya müdahaleler suçun şahsiliği ilkesini aşındırıyor, adalet ise siyasi pazarlık aracına dönüşüyor. Meşruiyeti barut fıçısına dönmüş adalet beklentisiyle yüzleşen hükümet, toplumsal güven zeminini tamamen kaybedebilir. Adaletin belirli odaklar için koruma kalkanına dönüşmesi, hukuki bypass kumpasının kurulmasına zemin hazırlıyor. Toplumsal Sabır Taşıyor Adalet Yangını BaşladıAdalet arayışı, seçici uygulamalar yüzünden toplumsal depreme dönüşebilir. Ayrıcalıklı kesimlere yasal esneklik tanınırken, 422 bin mahkûm ve ailelerinin dışarıda bırakılması toplumun sigortasını heran patlatabilir. Vatandaşa karşı katı hukuk uygulanıp, stratejik çıkarlar uğruna gerçek suçlulara kapılar açıldığında toplumsal cinnet tetiklenebilir. İnfazda eşitlik talebi, devlet ile millet arasındaki sadakat sözleşmesidir. Toplumsal sözleşmenin bozulması bağı tamamen koparır. Esnafın, adli mahkûmların ve hakkını arayan KHK mağdurlarının dedikodularla bastırılan feryadı duyulmalıdır. İç cepheyi güçlendirme söylemi yalnızca propaganda süsüne dönüşür. Adaletin yalnızca güçlüler için zırh gibi kullanılması kutuplaşmayı derinleştirir. Geniş kitleler devlete olan sadakatini sorgulamaya başlar. Yangın sönmeden huzur gelmez. Güvenlik ve Adalet İçin Somut Stratejik Eylem ÖnerileriTürkiye, hem toplumsal rızayı sağlamalı hem de egemenlik alanını kararlılıkla korumalıdır. Kritik eşik hızla aşılmak üzereyken, güvenlik noktaları modern personel yapısıyla vakit kaybetmeden yeniden yapılandırılmalıdır. Fiziksel caydırıcılık, teknolojik hayallere feda edilmemelidir. Yargıda geçersiz tanımlar kaldırılmalı; gerçek suçlulara af yerine, KHK mağdurları ve adli mahkûmları kapsayan onarıcı adalet sistemi uygulanmalıdır. Dış politikada NATO baskıları, Suriye’nin kuzeyinde kalıcı güvenlik kuşağı statüsü elde etmek için avantaja çevrilmelidir. Devletin bekası, siyasi ajandaların önünde tutulmalı; liyakat odaklı milli güvenlik doktrini güçlendirilmelidir. Ya hukuk devleti yeniden inşa edilecek ya da stratejik belirsizlikler içinde bölgesel geri çekilme kaçınılmaz olacaktır. Nihai hedef, sınır ötesinde Türkiye’ye özgü derinlik yaratmaktır. Çıkış yolu kesinlikle liyakattir. SADİ ÖZGÜL |