Mustafa Aslan AKSUNGUR Eğitimci- Araştırmacı-
Yazar. Memurevler Mah Tonguç Cad 205 Sok No 2/44
ANTALYA
Tel: 0535 445 55 11 maslana...@gmil.com
17
ŞUNDAN + BUNDAN: I
DALKAVUKLUK:
“-Söz, özü dışa yansıtan bir dış-bükey aynadır!” Diye başlarsam söze ve de:
“Bilimin dalkavuğu olamaz! Gel bil ki insanlık için Bilgenin dalkavuğu, cehlin (Bilmezin) dalkavuğundan bin bir-iki kez daha yıkıcıdır; bin-yüz üç kez daha tehlikeli olur!” diye sürdürürsem sözlerimi; acab’ola ki, sizler ne buyurursunuz benim bu yadsınamaz “doğrularıma…”
Sizlerin ne buyuracağınızı pek bilemem kuşkusuz ben... Ama sizlere şunu arz edeyim ki:
“Tek başına da kalsan, doğru bildiğin yolda yürü ya Mustafa!” Diyor beyin kıvrımlarıma sığamayan aklım bana...
Düşünüverin biyol, bir ülkede normal yargı kurumları varken, bunlar görevlerini hiç bir etki altında kalmadan, düpedüz, onurluca yapıp dururlarken, onlarla yetinmeyen, o ülkeye “Özel Mahkemeler” kurulmasına ve bu Mahkemelere: “Özel Yargıçlar + Özel Savcılar” atanmasına “Parmak Olur”u vermek ne demektir..?
Ben buna: “Halk Düşmanlığıdır + Diktatör Dalkavukluğudur!” diyorum. Yanılmışsam eğer, adını sizler koyunuz lütfen de, ben de öğreneyim. Yanlış bulursam yanlışımdan döneyim.
“Yanlışlarından dönmek gibi yüce erdem olamaz..!” Demiş büyüklerimiz.
Bu: “Özel Yasaları” öneren kişilere, kurumlara, bu istemi yasalaştıran Meclise, yürürlüğe koyan yetkili makamlara, hele hele bu yetkili katlara DALKAVUKLUK yapan, onay veren, parmakçı kaldıraçlara…
“Kavakta nar biter mi?” diyen her üst görevlisinin önünde eğmeç gibi eğilerek:
“Hem de kafam gibi gibi biteeer Âmirim, Bakanım.. Başbakanım..Cumhurbaşkanım..!” Diyen yetki ve oy sahibi sözde “Bilge”lerin yıkımını, hangi “Bilmez”in kazması, küreği, beyni, yüreği, gücü, teri... hatta, hatta, o kutsal denilen “Oyu” ve onun arkadan gelecek olan “Soyu” düzeltebilir acaba..?
Bunun doğru yanıtı için şu bizim: 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri çalışmalarına bir bakıvermemiz yeter de artar bile...
Bir ülkeye en büyük kötülüğü yapan, o ülkenin “Diktatörü” değildir Dostlarım; o diktatöre diktatörlük yolunu açan, çevresinde kümelenmiş olan kişiliği paçavralaşmış “Çıkar Dalkavuklarıdır. Çıkar Güruhlarıdırlar! Bunlar Milletin vekilleri değil, ÇIKARLARININ Tutsak vekilleridirler!”
Düşünün biyol: Çevresindeki dalkavukları olmasa, 17 ve 25 Aralık olayları, böylesine sessizce örtülebilir miydi şu Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, ve de dışında? Örtülmek şöyle dursun, “Cumhurbaşkanlığı makamı ile Ödüllendirilebilirler miydi? Onu isteyen kişiler?
“Akıl için yol birdir!” demiş atalarımız; aklımızı başımızdan hiç bir RÜŞVET ayıramasın lütfen...
Yaptığı her yolsuzluğa, her kanunsuzluğa:
“Pek güzel yapıyorsunuz Başkanım, Başbakanım, Yan bakanım, Dik çakanım!” diyen dalkavukları olmasa, yasaları çiğneye çiğneye kim, nasıl Cumhurbaşkanlığı Makamına, tereyağından kıl çeker gibi bu denli kolaylıkla çemrenip çıkabilirdi ki?
Ben, onu-bunu bilmem; bildiğim bir şey varsa, o da: Her Ulusun, yok olmamak için yok etmesi gereken en başta gelen baş “DÜŞMANI”: O Ulusun başına çöreklenen “Diktatörü” değildir. O Diktatöre o makamı açan, çevresinde dört dolanan Çıkar Dalkavukları Güruhudur. Halkımızın ve ülkemizin selameti için en başta gelen görevimiz bu güruhları yok etmek DALKAVUKLUĞU ortadan kaldırmaktır.
Yüce Türk Halkları adına, her Halk severin, her İnsan severin “Birincil Görevi”: DİKTATÖRÜNÜ yok etmek değildir! O diktatöre cesaret veren, destek olan, DALKAVUKLUK yapan Dalkavuklar sürüsünü, Derintilerini yok etmek kutsal görevidir...
Eyy Yüce Türk Halkı: Buyurun Kutsal Görev için iş-başına..!
İşimiz, Diktatörlerimizi yok etme savaşımı değildir. Diktatörlere Cür’et, Cesaret ve Yetki veren DALKAVUKLAR kümesini yok etme savaşımıdır..!
Şu son on yıl içinde öylesine de çoğaldılar ki bu dalkavuk deriltileri, affedersiniz: Halkımızın o dopra deyimiyle:
“*ikimizi sallasak, kesinkes bir dalkavuğumuzun kıçına dokunur!” Oldu bu son yıllarda. İşte bu kesimine çoğaldı bu çıkar dalkavukları şu sahipsiz Ülkemizde...
Bu Dalkavuklarımızı yok etmediğimiz sürece, Ulusçak, tümden “Yok Olma” sorunuyla karşı- karşıya kalacağımızı bilmemiz ve gerekenleri yapmak için bu hususu bilincimizden hiç çıkarmamamız gerekir..!
Benden söylemesi. Ötesini Yüce Türk Halkının beyni, vicdanı ve “OY!”ları bilecek artık... m.a. a.
|
|
Merhabalar,
Biraz önce ÖZEL ÇIKARCILAR DIŞINDAKİ 74 MİLYON HALK İNSANI: ÇIKARCI
DALKAVUKLARI YOK EDELİM! kampanyasını başlattım ve sen de adını ekleyerek
destek olmak ister misin diye sormak istedim.
Hedefim 1000 imzaya ulaşmak ve bunun için daha çok desteğe ihtiyaçım var.
Kampanyamı daha destaylı okumak ve imzalamak için aşağıdaki linke tıklaman
yeterli:
https://www.change.org/p/%C3%B6zel-%C3%A7ikarcilar-di%C5%9Findaki-74-milyon-halk-insani-%C3%A7ikarci-dalkavuklari-yok-edelim?recruiter=454323562&utm_source=share_petition&utm_medium=email&utm_campaign=share_email_responsive
Teşekkürler!
Mustafa Aslan AKSUNGUR
- ÖNDER'den velilere 'seçmeli ders' hatırlatması - 1 Güncelleme
- Torpil-Rüşvet; KUR'AN Ne Diyor?! - 1 Güncelleme
- Türkiyede Kaya(shale) gazı ya da, kayaç gazı rezervi; Ekonomik ve siyasi önemi - 1 Güncelleme
- 12 adalar gercegi - 1 Güncelleme
- KAPİTALİZM’İN ‘İZM’İ - 1 Güncelleme
- Sancak grubundan Kanal 7′ye Deniz Feneri hamlesi.. - 1 Güncelleme
- Geleceğimize bir el de siz verin... - 1 Güncelleme
- الوصول الى التميز في خدمة العملاء والسرعة في الأداء 6 - 10 مارس 2016 دبي ، تنظيم مركز أرض المعرفة - 1 Güncelleme
- WG: HOCALI'YA ADALET MITINGI'NE DAVET - 1 Güncelleme
- TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO OLARAK ŞEHİT UZMAN ÇAVUŞUMUZA VE TEĞMENİMİZE RAHMET, TSK, EMNİYET VE YAKINLARINA SABIR DİLERİZ. - 1 Güncelleme
- WG: SİNİRLERİNİZİ BOŞA ALACAK BİR YAZI!.. - 1 Güncelleme
- KİMLİK VE KİŞİLİK DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME STRATEJİSİ - 1 Güncelleme
- CHP, ATATÜRK’LE NE KADAR BARIŞIK, GÖ-RE-CE-ĞİZ! | Bedri Baykam | 02.02.2016 - 1 Güncelleme
- Mümtazer TÜRKÖNE; İktidar nasıl yozlaştırıyor? - 1 Güncelleme
- 5 Şubat 1937.Laikliğin Anayasamıza Girdiği Gün. Orhan Çekiç anlatıyor... - 1 Güncelleme
- BİR ÖZGÜRLÜK MASALI.. - 1 Güncelleme
- WG: Erol Evgin - Mustafa Kemal'i Gördüm Düşümde - 1 Güncelleme
- PARAPSİKOLOJİ DOSYASI : Psişik Silahlar ve Psişik Silahlanma - 1 Güncelleme
- BİLİM DOSYASI : Dondurulan İnsanlar Cryonics Projesi - 1 Güncelleme
- Bilinmeyen Bir Geçmişi Anlatan “Aztek Şarkıları” - 1 Güncelleme
- Kırım Türkiye’yi Tehdit Etmek İçin Ruslaştırıldı! - 1 Güncelleme
- GÜZEL İNSANLAR GÜZEL ATLARINA BİNİP GİTTİLER - 1 Güncelleme
- Benim neyim eksik? - 1 Güncelleme
- PARAYA İHTİYACIN YOKSA ARAMA - 1 Güncelleme
- İMAN VE NASİP - 1 Güncelleme
Bekir Aktas <bekirak...@gmail.com>: Feb 09 01:31PM +0200
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Eğitim Komisyonu, din eğitiminin tüm
öğrencilerimiz tarafından asgari düzeyde alınmasının faydalı olacağından
hareketle ülkemizdeki tüm velilere çağrıda bulundu:
Muhterem Velimiz,
Geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın milletin emanetine sahip
çıkabilmek ve güvenli bir şekilde geleceğe taşımak için sahip olmaları
gereken medeniyet tasavvuruna ihtiyaç vardır. Çocuklarımızın bu tasavvura
sahip olmalarının yolu da temel dini bilgilerden geçmektedir. Tercihini
hangi meslekten yana yaparsa yapsın her bir gencimizin manevi dinamiklerden
yoksun olmaması gerektiğine inanıyoruz.
Bu vesileyle 4. ve 8. Sınıflarda eğitim gören çocuklarımız, gelecek yıl
okuyacakları dersleri şimdiden seçecekleri için sizleri Kur’an-ı Kerim, Hz.
Muhammed’in Hayatı, Arapça ve Temel Dini Bilgiler derslerini seçme
konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz.
Okul yöneticileri, öğretmenler, Okul Aile Birlikleri, okul dernekleri ve
ilgili sivil toplum kuruluşlarından da destek alarak etkili ve yaygın
çalışma yapmanızı istirham eder, saygılar sunarız.
Son tercih tarihi: 19/02/2016
Raif Nas
ÖNDER Eğitim Komisyonu Başkanı
http://www.yeniakit.com.tr/haber/onderden-velilere-secmeli-ders-hatirlatmasi-131038.html
--
gönüllümüz olurmusun
https://www.youtube.com/user/beyazayizmir/playlists
http://www.mynet.com/video/kanal/beyazayizmir
http://www.dailymotion.com/beyazayizmir1995
http://www.youtube.com/user/beyazayizmir
msn: buyuk-...@hotmail.com
mail grubu <grubu%3Abeyaz...@googlegroups.com>na katılmak icin
beyazayizmirbilgi...@googlegroups.com
<beyazayizmir%2Bsub...@googlegroups.com>
http://beyazayizmir1995.blogcu.com/
0506 514 96 93
Adres:Pazaryeri Mah.943 SK No 65 Basmane İZMİR
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 09 01:23PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: yasemin <yasem...@hotmail.com>
Tarih: 8 Şubat 2016 16:23
Konu: Torpil-Rüşvet; KUR'AN Ne Diyor?!
Alıcı: "erzinca...@gmail.com" <erzinca...@gmail.com>
*Torpil-Rüşvet; KUR'AN Ne Diyor?!*
Torpil-rüşvet; bu memleketin başına belâ olmaya devam edecek gibi
duruyor. Herkes işini sonuçlandırabilmek için bir torpil peşinde. "Ben bu
işi nasıl hak yoluyla çözerim?" çabası yerini, "Kim bu işi çözer?"
aramasına bırakmış! Bu konuda en büyük zararı gençlerimiz görüyor;
-gerçekte hakkım mı?- sorusunu sorma bilincine erme erdemini
öğretemediğimiz için! İşe girmek isteyen gençlerin çoğunluğu(istisnalar
mutlaka var); kendilerini geliştirip, o işi hakedebilmek için bilgilerle
donanmak yerine, tüm enerjilerini ve zamanlarını torpil aramaya
harcıyorlar. Diyelim ki, torpille işe girdiler, kimin hakkını elinden
alarak girdiklerini hiç düşünmüyorlar? Bu günü kurtarıyorlar ama sonra,
başkalarının hakkını yemenin sonuçlarının çok acı verdiğini zaman onlara
öğretince; "Nerede hata yaptım?" sorgusu mutsuz, umutsuz yapacak.
Bilinçsizce başkalarının hakkına tecavüzler sonucu, sistem yerinden
oynamaktadır. Çünkü Yüce Yaratıcı Güç, sistemi hâk üzere kurduğunu Kitabı
*Kur'an*'da ilân ediyor:
"Allah, gökleri ve yeri HÂK ile oluşturdu."*(Teğâbün,3)*
Ve işlere sahip olmada, haketme / liyakât esasını öneriyor.
“Hiç kuşkusuz Allah, sorumluluğu, her işin uzmanına verilmesini diler. Ve
sorumluluklarınızı yürütürken, insanlara karşı adil davranmanızı öğütler.”
*(Nisâ,58) *
Yasal yoldan olmayacak işini, rüşvet ödeyerek çözenler de hakları
olmayanları, ahlâki olmayan yollarla elde etmektedirler.
"Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara başvurarak yemeyin. Halkın
parasını, haksız yere yemek amacıyla, bile bile memurlara / yöneticilere
rüşvet vermeyin."*(Bakara,188)*
“Acaba, insan her umduğuna ve canının her istediğine kavuşacak
mıdır?”*(Necm,24)
*
Hakkı olmayanı, zorla elde etmenin acı sonuçları onları da bir gün
yakalayacaktır. Yine Kitabı *Kur'an*'da Yüce Yaratıcı uyarır:
“Ey inananlar! Birbirinizin malını haksız yollarla alıp yemeyin. Karşılıklı
rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Haram yiyerek kendinizi
mahvetmeyin.”*(Nisâ,29)*
“Kim emanete hıyanet eder, kamu malından çalarsa, kıyamet günü çaldığı şey
boynunda asılı olarak gelir. Sonra herkese kazandığının karşılığı tam
olarak ödenir ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaz.”*(Âli İmran161)*
“Kalpleri katılaşmış olanların bir kısmı, Allah’ın Kelâmını dinleyip
kavradıktan / anladıktan sonra, bile bile onu çarpıtırlar / tahrif ederler.”
*(Bakara,75)*
“İnananlar, uyarılara rağmen sorumluluğu paylaşmaz, herkesin yararına
birliği sağlamazsanız, geldiği zaman, sadece inkârcı zalimlere değil, tüm
herkesi kapsayıp perişan edecek bir fitneden / felâketten sakının.”
*(Enfâl,25)*
“İnsanları, bilgisizce yanlış yollara yönlendirmek için, yalan uydurup,
iftiralarını Allah’a yakıştırandan daha zalim kim olabilir? Allah şirk
koşarak yanlış; kendi zararına iş yapan / zalim toplumu doğru yola iletmez.”
*(En’âm,144)*
Sonuçta; ürperten bir* Kur'an* uyarısı daha:
"Biz, bir ülkeyi değişime / yıkıma uğratmak istediğimiz zaman / bir ülke
kendisini yok olma aşamasına getirdiğinde; adil olmayan kişilerini / varlık
ve güç sahibi önde gelenlerini / zevkine düşkün zenginlerini söz sahibi
yaparız / o ülkenin yönetimine gelmesine izin veririz de, onlar, orada kötü
işler yaparak hak yoldan çıkarlar / onlar eliyle oranın altını üstüne
getirerek, verdiğimiz sözü gerçekleştiririz."*(İsrâ,16)*
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 09 01:20PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Mon, 8 Feb 2016 18:12:51 +0200
Türkiyede Kaya (shale) gazı ya da, kayaç gazı rezervi; Ekonomik ve siyasi
önemi
Kaya(shale) gazı ya da kayaç gazı, şeyl gazı, Devonik şeyl doğal gaz ,
organik madde yönünden zengin kil ile kuvars ve kalsit minerallerinden
oluşan tortul kayacın (İng. shale) küçük gözeneklerinde bulunan ve yatay
sondaj ile hidrolik kırma yöntemleriyle yer yüzüne taşınabilen,
konvansiyonel olmayan enerji kaynakları arasında yer alan doğal gaza
alternatif gaz.
Her shale kayacında kaya gazı bulunmayabilir, zira bunların belirli oranda
organik madde içermesi ve yeterli olgunluğa ulaşması gerekir.
Petrol ve doğal gaz, ana kayayı terk ederek farklı kayaçlar içine
yerleşirken, kaya gazı bu ana kayayı terk etmeyip kalan gazdır.
Türkiye’de Kaya(shale) gazı ya da kayaç gazı rezervi;
[image: Satır içi resim 1]
Haritada dünya kaya gazı rezervi görülmektedir.
Türkiye’de kaya gazı rezervi güneydoğu ve Trakya bölgesinde bulunmaktadır.
Güneydoğu (Hatay-Hakkari arası) 2.9 trilyon metreküp kaya gazı ve 87
milyar varil kaya petrolü bulunmaktadır.
Türkiye’de Kaya(shale) gazı ya da kayaç gazı rezervi ve siyasi önemi;
Türkiye Suriye-Irak sınır bölgesince uzanan rezerv bölgesi yıllardır savaş
ve ihtilaf bölgesi olarak ülkenin sorunlu bölgesidir..
http://turkbilimi.com/
GENİŞ BİLGİ İÇİN:
“Son Gelişmeler Işığında Türkiye’de Kaya Gazı” başlıklı yazı dosya (pdf)
halinde sunulmuştur:
http://www.yenidenergenekon.com/830-turkiyede-kaya-gazi-rezervi-ekonomik-ve-siyasi-onemi/
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
gti...@aol.com: Feb 09 05:11AM -0500
12 adayi nasil kaybettik asagidaki iki makale anlatiyor.
Bu makaleler, ayrica, Sn Alihsan Hasircioglu'nun alttaki yazisindaki itirazlari gecersiz kiliyor.
12 ADA NASIL KAYBEDILDI
http://www.dunyabulteni.net/haberler/196669/12-ada-nasil-kaybedildi-
Ömer Aymalı / Tarih Dosyası / Dünya Bülteni
(Makaleden secmeler)
12 Ada yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı idaresinde kalmıştı. Çoğunlukta gayri müslimlerin yaşadığı adalarda önemli oranda Müslüman nüfus da yaşamaktaydı. 12 Ada ismi ise Osmanlı Devletinin bölgede uyguladığı bir idariyönetim şeklinden geliyordu; 12 adanin var oldugu kastedilmiyor. 14 buyuk ada küçükleri de dahil edilirse 20’den fazla ada ve adacık bulunmaktadır.
12 adanın kaderi İtalyanlar Trablusgarp’ın işgalinde başarılı olamayınca yapilan anlasma ile degisti. 12 adalar gecici olarak Italya'ya birakildi. Böylece Balkan Savaşı sırasında muhtemel Yunan işgalinin önüne geçilecekti.
Ancak her şey planlandığı gibi gitmedi. I.Dünya savaşının patlak vermesiyle Osmanlı Devleti ile İtalya ayrı ittifak grupları içinde birbiri ile savaşa girdi. 4 yıllık savaşın sonucunda Osmanlı Devleti savaştan mağlup olarak ayrılınca
1923 yılında Lozan antlaşması ile TBMM bu adaları İtalya’ya bıraktı. Böylece Yunan işgaline karşı geçici olarak İtalya’ya bırakılmış olan bu adalar İtalya’nın egemenliğinde kaldı.
II.Dünya savaşının sonunda, 1946 yılında Paris’te yapılan Barış görüşmelerinde 12 Ada’nın İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verilmesi gündeme geldi. Gerekçesi ise adalarda yaşayan nüfusun çoğunluğunun Rum olmasıydı.
12 Ada ile ilgili kararın verildiği Paris Barış Konferansına aslında Türkiye de resmen davet edilmişti. Ancak İsmet İnönü’nün başkanlığında toplanan hükümet konferansa katılmama yönünde bir karar aldı. İnönü savaşa girmeyen Türkiye'nin savaş sonunda herhangi bir çıkar peşinde koşmayacağını ifade ediyordu. Bu durum 12 Ada ile ilgili alınan kararların tam da Yunanistan’ın istediği şekilde çıkmasına sebep oldu. Halbuki konferansa bir Türk heyeti katılmış olsa idi en azından Ege kıyılarına çok yakın adalardan bazılarının alınma şansı doğabilirdi.
Çünkü yalnızca nüfus dengesine göre karar vermek Türkiye’ye karşı bir hukuksuzluktu ve bu durum konferansta dile getirilebilirdi. Türkiye bu konuda hakkını arayabilirdi.
Örnek olarak Batı Trakya’daki nüfusun yüzde 80’ine yakın Türk ve Müslüman’dı ancak Lozan antlaşmasında Batı Trakya bölgesi Yunanistan’a bırakılmıştı. Bu da nüfus dengesinin tek başına yeterli bir gerekçe olmadığını göstermekteydi.
Ancak Türkiye’nin konferansa katılmaması bu ihtimalleri en başından ortadan kaldırdı. 10 Şubat 1947’de İtalya Paris Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmayla 12 Ada silahsızlandırılmak şartıyla Yunanistan’a bırakıldı.
KAYNAKLAR:
Rifat Uçarol Siyasi Tarih 1789- 2010
Feridun Cemal Erkin, Dışişlerinde 34 Yıl
IKINCI DUNYA HARBI SONLARINDA FIRSATI KACIRMAMIZLA ILGILI IKINCI MAKALE
Ataturk Arastirma Merkezi yayinlarindan, YRD. DOÇ. DR. NECDET HAYTA, tarafindan yazilmis "Ikinci Dunya Savasi yillarinda Ege adalari sorunu" baslikli uzun ve detayli bir makalede, 12-adalar konusunda Yunanistan, Paris konferansina katilan ABD, Ingitere gibi devler nezdinde adalari kendisine katmak icin cok caba sarfederken, Turkiye'nin ne davet edildigi konferansa katilmak ne de adalari Turkiye'ye katmak icin hic bir faaliyette bulunmadigi butun detaylariyla anlatilmaktadir.
Ayrica, 1944'te Almanya, isgali altindaki adalari Turkiye'ye devretmeyi teklif ettiginde de Inonu hukumeti olumlu cevap vermemistir.
Kaynagindan her seyi okuyabilirsiniz:
http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-36/ikinci-dunya-savasi-yillarinda-ege-adalari-sorunu
Makalenin sonuc kismindaki su paragraf konuyu ozetliyor:
"Sonuç olarak, savaş sırasındaki mağduriyetini en iyi şekilde kullanan Yunanistan, bu konudaki arzularını yerine getirme konusunda her türlü çabayı harcayan Amerika ve İngiltere'nin bu tutumlarında kendilerine destek yaptıkları en önemli nokta, halkın çoğunluğunun Rum olmasıdır. Bu konuda en fazla söz hakkı bulunması gereken ülkelerden biri olan Türkiye ise bütün savaş boyunca en önemli fırsatı, 1944 yılında Almanların devretme teklifi ile yakalamış fakat, İngilizlerin karşı çıkması üzerine o dönemdeki şartların da etkisiyle, (Turkiye Dis isleri bakanligindan, Feridun Cemal) Erkin'in de dediği gibi müzakere teşebbüsüne girmeye bile lüzum görmeden bundan vazgeçmiştir."
Yani, gecici olarak Italya'ya devredilmis olan adalari resmen Lozan'da kaybettik
Ikinci Dunya savasi sonuna dogru 1944'te Almanya isgal ettigi bu adalari Turkiye'ye vermeyi teklif ettiginde, teklife ilgi dahi gostermedik.
Gunes Ecer
----
12 ADALAR GERÇEĞİ Ali ihsan Hasircioglu <aliihsan.h...@gmail.com>: Feb 08 06:46PM +0100
Sn. Güneş Ecer, 7.2.2016 tarihli yazısında,
Ege Denizi’nde Yunanistan tarafından işgal edildiği ifade edilen 16
adamızla ilgili olarak, adaların aidiyetleri ve hukuki durumları hakkında
kesin verilerin bulunmadığından bahisle:
1- 12 Adalar’ın Yunanistan’a Lozan’da bizim vermiş olduğumuzu,
2- İkinci dünya savaşından sonra 12 Adalar’ın bize teklif edildiği halde
İnö-nü tarafından reddedildiğini, ifade etmektedir.
12 Adalar 1912 yılında Uşi Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmıştır. İkinci
Dünya Savaşı’ından sonra da savaşta Naziler tarafından ezilmiş olan
Yunanistan’a verilmiş olup, savaşa katılmamış olan Türkiye’ye teklif
edilmesi sözkonusu değildir. Yunanistan tarafından işgal edildiği iddia
edilen 16 Türk adası ve bir kayalık hakkında 26.3.2015 tarihinde TBMM’de
açıklama yapan Milli Savunma Bakanı Yılmaz,:“Antlaşmalarla Yunanistan’a
bırakılmış ada yoktur.“ demek suretiyle fiili durumun kabullenildiğini
göstermitir. Yani Hükumet, „Böyle bir durum kesinlikle sözkonusu değildir.“
diyememiştir.
Sayın Ecer’in: “Türkiye'nin, ciddi, tarafsız, ve güvenilir araştırmacılara
ihtiyacı var. Taraf tutan kötü niyetli, hizipcilere değil.“ Görüşüne aynen
katılıyorum.
Bilginin nerede yer aldığı değil, gerçeği yansıtıp yansıtmadığı önemlidir.
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 09 12:26PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Habip Hamza ERDEM <habip...@gmail.com>
Date: Tue, 9 Feb 2016 00:14:37 +0100
*KAPİTALİZM’İN ‘İZM’İ*
‘*Kapital*’ sözcüğünün 17nci yüzyıldan itibaren kullanılmaya
başladığını söylemiştik. Daha önce Fransa’da ‘*principal*’, İngilizce’de ‘
*invested*’ sözcükleriyle dile getiriliyordu.
Çok doğru bir biçimde, Türkçe karşılığı da ‘*ana para*’dır.
Kapitalizmizmi Türkçe’de ‘*Anamalcılık*’ olarak adlandıranlar
çok yerinde bir tutum takınmaktadırlar.
Ayrıntısına girmeden, bu ‘ana para’ düzeninin öğretisi, dogması
ve ya da ideolojisine de ‘kapitalizm’ denildiğini belirtelim.
18nci yüzyıldan itibaren, bu ‘üretim sistemi’nin bilimi olarak
‘ekonomi politik’ icad oldu.
Daha doğrusu Adam Smith, David Ricardo ve Thomas Malthus gibi
düşünürlerin ‘*İngiliz Ekonomi Politiği*’ni kurdukları ileri sürüldü.
Onların yaptıkları, özde Fransız Fizyokratlarının görüşlerinin
‘ingilizce’sini yapmaktı.
Onlara ‘Klasik’ sıfatını yakıştıran da, yine bir İngiliz olan
John Maynard Keynes olmuştur.
Burada ‘Ekonomi Kuramlarının Tarihi’ni özetlemek değil niyetim.
Ki, bu özeti de en anlaşılır biçimde yapamaz değilim.
Kaldi ki bu özet ‘anlaşılır’ bir biçimde yapıldığında, dünyada
ve özellikle Türkiye’de ‘Ekonomi Bilimi’ adına yazılmış ne kadar kitap,
gazete ve dergi varsa tümünü kağıt fabrikalarına götürmek gerekebilir.
Ne kadar ‘akademik ünvan’ varsa, askerlikteki ‘yıldız sökmek’
gibi yaldızları dökülebilir.
Bu işlemi, yazı yazarak ya da ‘saygıdeğer hoca’ları eleştirerek
yapmak yerine, ‘ekonominin doğal yasaları’nın yapmasını beklemek yetip de
artacak gibi görünüyor.
Nitekim daha 2009 yılı G20 toplantısında, zamanın Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy « *kapitalizmi yeniden kurmak gerekiyor* »
dememiş miydi ?
Ve eklemişti: “*spekülasyonun boynunu kırmak gerekir*” (*Il
faut tordre le cou à la spéculation*).
Bizim ‘yerli’ işadamlarımızdan biri de tüm kötülüklerin kaynağı
‘kapitalizm’ mi ne dedi diye, ‘yerli’ solcularımızın ‘*çitirik çalıp*’
oynamadıkları kaldı.
Bütün bu ‘illüzyon’ların kaynağı, ‘ekonomi politik’i bir
‘bilim’ olarak görmekten geliyor.
O nedenle, her sabah, itler çalıyı dolanmadan, ‘borsa
haberleri’ verilmekte.
‘Dolar düştü mü acaba? Ne kadar düştü’? Düşme eğilimi ne kadar?’
‘Altın kalktı mı acaba? Ne kadar kalktı?’ Kalkma eğilimini
biraz daha açıklayabilir misiniz?’ falan...
Oysa bütün dünya, ‘piyasa’nın öldüğünü biliyor.
Biliyor bilmesine de, güya ‘piyasa oyuncuları’nın psikolojik,
psikyatrik, patalojik eğilimlerine bakılıyor.
Sanki ‘arz/talep yasası’ var.
Petrolün barili 150 $’da 25 $’a düşmüş, arzı mı artmış talebi
mi düşmüş acaba?
Efendim, o başka.. imiş.
Oysa hepsi aynı, hepsi aynıdır efendim.
Marx’ın ‘Kapital’i ise ‘kapitalist üretim biçimi’nin
‘eleştirisi’ne dayanıyor.
Burada ‘üretim ekonomisi’ diyen ‘ekonomist’lerimize de gönderme
yapabilirim.
‘Hangi üretim biçimi’ içinde üretim?
Hangi ‘vakıf’la nasıl ‘üretim’? diye sormak isterim ama yanıt
alamayacağımı da adım gibi bilirim.
Althusser, Marx’ın Kapital’ini okumanın iki zorluğuna dikkat
çekiyor: biri *ideolojik* ve son çözümlemede *politik*; diğeri, uyaklı
olsun diye kuramsal demiyorum, *teorik*.
Teorik olması nereden kaynaklanıyor denirse, onca somut örnek
ve rakamları ‘İngiliz ekonomisi’nden almasına karşın, tüm çözümlemesi
‘kapitalist üretim biçimi’ni kanıtlamaya yönelik olmasındandır da ondan.
Burada, Hikmet Gökalp’in Praxioloji çalışmasına ve benim onu
kabaca özetlediğim ‘toplumsal eylembilim’ yazıma bakılmasını önerebilirim
(1).
Orada ideoloji, kuram ve bilim ilişkilerinin özeti bulunabilir.
Ancak kapitalist üretim biçiminin günümüzdeki işleyişine
ilişkin güncel çalışmalara örnek olarak Thom Thomas’ın *Bunalım? Ama
hangisi? Ve Sonrası?* (La crise? Laquelle? Et Après) başta olmak üzere
kapitalizmin gizeminin çözülmesine yönelik çalışmalarını şiddetle öneririm.
Efendim Marx zamanında ‘finans’ da bugünkü gibi değildi, ‘kamu
borçları’ da diyen aklı uzunlar çıkabilir.
Sen Ricardo’nun ‘rant’ıyla, Walras’ın ‘piyasa’sını bugün
utanmadan kullanabiliyorsun ama.
Şimdi çeneni kapatıp, Marx’ın şu satırlarını anlamaya çalış o
zaman: « *L’accumulation du capital de la dette publique ne signifie rien
d’autre [...] que le développement d’une classe de créanciers de l’Etat qui
sont autorisés à prélever pour eux certaines sommes sur le montant des
impôts [...].* » Karl Marx, *Le Capital*, Livre III, Tome II, p.138-139,
Editions sociales, 1959.
« Kamu borçlarıyla sermaye birikimi..diyor Marx, Devlet’ten
alacaklı olan bir sınıfın, toplanacak vergiler üzerinden belli bir
bölümünün önceden alınmasına dayanarak geliştirilmesinden başka bir şey
değildir »
Yalın Türkçesi şöyle : Özel sektör istediği biçimde
borçlanabilir ve aldığı borçları istediği yerde kullanabilir. Çünkü eninde
sonunda Devlet o borçları üstlenecek ve halktan topladığı vergilerle o
açığı kapatacaktır. Bu da kapitaslist sermeye birikiminin en bilinen
yöntemidir.
Demeki ki, kapitalist üretim biçimi, bu ve benzeri yöntemlerle
‘birikim’e dayanmaktadır.
O her sabah dinlediğimiz ‘büyüme’ öyküleri, bu ‘birikim’ ya da
‘kapitalin değerleme süreci’nin ta kendisidir.
2007 yılında dünyanın ortalama ekonomik büyümesi % 5,2 iken
çalışanların sayısındaki artış % 1,6’yı geçmiyordu. Bunu salt ‘verimilik
artışı’na bağlamak ise doğrudan ‘ideolojik’ bir yaklaşımdır.
Yani kapitalist üretim biçimi içinde büyüme hiçbir koşulda
‘herkese iş ve herkese aş’ demek değildir. Öncelikle bu konunun altının
çizilmesi gerekiyor.
Benzer biçimde 1994 ile 2004 yılları arasında sanayi üretimi
AB’de %25 ve ABD’de %40 oranında artmış olmasına karşın, ABD ve Almanya’da
iş kayıpları % 15’lere Fransa’da ise % 7,5’lara varmıştı.
Bu da, o büyülü kavram ‘büyüme’nin sadece ve yalnız ‘sermaye
birikim’ ve ‘sömürü’ oranlarının artmasından başka bir şey olmadığını çok
açık olarak ortaya koymaktadır.
Bir de ‘bunalım’ dönemleri vardır ki, artık ‘büyüme sırasında’
çarçur edilen paraların ‘kemer sıkma’ politikalarıyla yoksul kesimlerden
‘çıkarılması’ sürecinden başka birşey değildir. Artık, ‘bunalımdan çıkış
için’ hangi ‘ekonomi hocası’nın ‘nasıl üfüreceği’ne bakma dönemi başlayacak
demektir.
2008’den buyana ise her türlü ‘üfürük’ boşa çıktığı için, yoksa
suçlu kapitalizm mi denilmeye başlanmıştır.
Nitekim ‘yerli’ ve ‘yabancı’ önden-gidenler bunu dillendirmeye
başlamışlardır bile.
Oysa, daha kapitalizm doğarken bu yolun yol olmadığını
söyleyenler de çıkmıştı.
Onlara hâla, öğreti, dogma ya da ideoloji diyenlerin asıl
kendilerinin buz gibi ‘ideolojik’ tutum içinde olduklarını söyleyebilecek
bir babayiğit de mi yok ?
Habip Hamza Erdem
(1)
http://dunya48.com/habip-hamza-erdem/8140-habip-hamza-erdem-toplumsal-eylembilim
(2) http://www.demystification.fr
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 08 03:54PM +0100
Yav bu “Deniz Feneri” “hikayesi”Almanların uydurması değil miydi?
a.k.
* * * *
<http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/sancak-grubundan-kanal-7ye-deniz-feneri-hamlesi-1080244/> http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/sancak-grubundan-kanal-7ye-deniz-feneri-hamlesi-1080244/
<http://www.sozcu.com.tr/kategori/gundem> Gündem
Sancak grubundan Kanal 7′ye Deniz Feneri hamlesi..
Şubat 8, 2016
Sancak grubundan Kanal 7′ye Deniz Feneri hamlesi
dayas
http://i.sozcu.com.tr/Sozcu_V2/assets/images/sozcu_logo251x59.jpg
<http://www.sozcu.com.tr/>
Küçült
Büyüt
Sancak grubundan Kanal 7′ye Deniz Feneri hamlesi
Ethem Sancak grubu: Zekeriya Karaman'ın hangi dosyaları cemaatin elinde?
Cumhurbaşkanı Erdoğan için “Sana anam,babam,çocuklarım feda olsun” diye seslenen medya patronu Ethem Sancak’ın medya grubu ile Kanal 7 grubu arasındaki “Digiturk sıralaması” yüzünden başlayan kavga sürüyor.
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2016/02/08/ethem-sancak-671.jpg
Kanal 7 grubu, Ethem Sancak’ın DigiTürk yönetimine baskı yaptığını iddia etmişti.
Önceki gün Kanal 7′nin <http://www.sozcu.com.tr/> haber sitesinde çıkan bir haberde Ethem Sancak açıkca hedef gösterilmiş ve Kanal 7′nin hakkını yemekle suçlanmıştı. Kanal 7′nin bu açıklamasına yanıt gecikmedi. Sancak grubunun <http://www.sozcu.com.tr/> gazetesi Star’da yazan Cem Küçük patronunun talimatıyla kaleme aldığı her halinden belli olan yazısında Kanal 7 grubu başkanı Zekeriya Karaman’a sert sözlerle yüklendi.
Kanal 7 için “Orası o şahısların kendi ekonomik birikimleriyle elde ettikleri mülk değildir” diyen Cem Küçük “O grup bu milletin dindar çoğunluğunun mülküdür. Yok Ethem Sancak TMSF’yi tehdit etmiş, bilmem ne kanalının yerini almış. Yok Ethem Sancak yine tehditle bazı kamu ve özel şirketlerin bazı kanallara giden reklamlarını kesmiş. Bunlar külliyen yalan ve iftiradır” dedi.
“GÜLEN CEMAATİNİNİN ELİNDEKİ DOSYA…”
Kanal 7’nin Gülen cemaati ile ilişkilerine de değinen Cem Küçük, “Ethem Sancak’a iftira atan bu grup her şeyden önce 17-25 Aralık sürecinde demokrasinin yanında dik durmamasının hesabını vermek zorundadır. Bu yayın grubu o süreçte kesinlikle sağlam durmadı. Çünkü her gün Fethullah kanalları Recep Tayyip Erdoğan ve ailesine alçakça iftiralar atarken bu grubun resmi temsilcisi Mehmet Acet nerdeyse sürekli Bugün TV denen ihanet kanalına çıkıyordu” iddiasında bulundu.
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2016/02/08/cem-kucuk.jpg
Kanal 7 grubuna yanıtı Star yazarı Cem Küçük verdi…
DENİZ FENERİ GÖNDERMESİ
“Mehmet Acet sonrasında hakkında tutuklama kararı çıktığı için yurtdışına kaçan Fethullahçı militan Adem Yavuz Arslan ile kanka muhabbetini hiç bırakmadı” diyen Küçük, “Bizim camiadan niye böyle bir rezaleti yaptığını soranlara ise Zekeriya Karaman’ın kendisine böyle bir talimat verdiğini, çünkü Deniz Feneri dosyasının cemaatin elinde olduğunu söylüyordu Acet. Özürü kabahatinden büyük bir gerekçe bu” diye yazdı.
KAVGANIN NEDENİ DIGITURK SIRALAMASI
Şu anda yönetimi TMSF’de bulunan Digitürk yayın platformunda TV8’den boşalan 29. sıraya Kanal 7 yerine Sancak’a ait 360 TV’nin taşınması iki grup arasındaki kavganın fitilini ateşlemişti.
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2016/02/08/zekeriya-karaman.jpg
Kanal 7 Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Ethem Sancak ile aynı toplantıda buluştu.
SAATLER ÖNCE BİRLİKTEYDİLER!
Cem Küçük’ün yazısının Dolmabahçe ofisindeki medya temsilcileri toplantısının ertesi gününde çıkması dikkat çekti. Cem Küçük’ün yazısını kaleme aldığı dakikalarda Ethem Sancak ile Zekeriya Karaman Davutoğlu’nun davetlisi olarak aynı toplantıda bulunuyorlardı.
Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisinde gerçekleştirilen ve yaklaşık 2.5 saat süren toplantıya Doğan Yayın Grubu’nu temsilen Mehmet Ali Yalçındağ ile Doğan TV Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ve Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Vuslat Doğan Sabancı, Doğuş Yayın Grubu’nu temsilen Erman Yerdelen, Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Kalyoncu, Ciner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Ciner, Ciner Medya Grup Başkanı Kenan Tekdağ, İhlas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Mücahit Ören, İhlas Medya Ankara Grup Başkanı Nuri Elibol Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Kanal 7 Genel Yayın Yönetmeni Zahit Akman, Esmedya Yönetim Kurulu Başkanı Ethem Sancak, Star Medya Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sancak, Dünya Veb Ofset Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent, Milliyet Gazetesi’ni temsilen Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Erdoğan Demirören ile Yıldırım Demirören, Yeni Şafak Gazetesi’ni temsilen Albayrak Grubu adına Ahmet ve Nuri Albayrak, Yeni Akit Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Mustafa Karahasanoğlu, Milli Gazete Genel Müdürü Ömer Yüksek Özek, Milat Gazetesi’nden Ali Adakoğlu ve AA Genel Müdürü Şenol Kazancı katılmıştı.
dila aynar <dila...@hotmail.com>: Feb 08 07:28PM +0200
Sayın İlgili
Model Birleşmiş Milletler (MBM) konsepti
çeşitli ülkelerde lise ve
üniversite düzeyindeki öğrencilerin,
yaşadıkları ülkelerin dışındaki ülkeleri de araştırarak, dünya
sorunlarını tartıştıkları, çözüm önerileri
ürettikleri konferanslardır. Bu konferanslarda üç gün boyunca gençler toplum
önünde konuşabilme, düşüncelerini özgürce
seslendirebilme, tartışma
kültürü becerilerini geliştirme,
başkalarının düşüncelerine saygı duymayı
öğrenme, pragmatik düşünebilmeyi, iletişim yeteneklerini ve takım
olarak hareket edebilme becerilerini geliştirme
ortamı oluştururlar.
Bu bağlamda, yedi lise öğrencisi bir kaç yıl önce
bir araya gelerek Genç Öngörü Derneğini
kurdular. Amaçları; Türkiye'deki yaşıtlarının,
içlerinde zaten var olan potansiyellerini dışarı çıkarıp, kendilerini geliştirebilecekleri fırsatları sunmalarıydı. Vizyonları, “Yarının,
özgüveni yüksek, açık fikirli, iletişim becerileri gelişmiş ve farkına
vardıkları potansiyelleri doğrultusunda ilerleyen; girişimci ve önder toplumunu
oluşturmak” olmakla
beraber dernek tüzüğünde
belirtildiği doğrultuda, hiç bir politik
amaç, veya kâr amacı gütmeksizin sosyal amaçlarla faaliyet göstermeleriydi.
Biz, GENÇ TÜRK ÖNGÖRÜ
DERNEĞİ
üyeleri, Türkiye’nin dört bir yanından, olanakları kısıtlı
gençlere, özellikle de potansiyelleri çeşitli sebeplerle açığa çıkarılamayan
devlet okulu öğrencilerine ulaşabilmek amacıyla, dünyanın
ilk ve tek Türkçe Model Birleşmiş Milletler Konferansını, 2011 yılının Ekim ayında Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Temasını
“Globalleşen Dünyada Gençlerin
Durumu” olarak belirlediğimiz
konferansımızda her biri farklı ülkelerin delegelerini temsil eden öğrenci grupları, sekiz
farklı komitede konferansın temasıyla bağlantılı
dünya sorunlarını tartışıp,
çözüm önerileri getirdi. Öğrenciler
tarafından Genel Kurul’dan geçirilen tüm Çözüm Önerisi Protokolleri konferansın
hemen sonrasında Birleşmiş Milletler’e gençlerin
çözüm önerileri olarak gönderildi.
Konferansımız, Birleşmiş
Milletler ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan ilk ve tek Model
Birleşmiş Milletler Konferansı olmakla beraber, Türkiye’nin yedi bölgesinden çoğunluğu maddi imkanları kısıtlı
devlet okulu öğrencilerinin oluşturduğu 450’den fazla
lise öğrencisi tarafından katılım
sağlandı; 300’den
fazlasının, ulaşım, konaklama, yeme-içme ve konferans katılımı olmak üzere tüm
masrafları hayırsever sponsor ve bağışçılarımız sayesinde
tarafımızdan karşılandı. Aralarında Adıyaman,
Bodrum, Bursa, Diyarbakır, Düzce, Mardin, Muş ve Siirt dahil olmak
üzere 25 ildeki 35 okuldan gelen, içlerinde o güne kadar İstanbul'u hiç görmemiş olan öğrenci ve öğretmenlerin de bulunuyor
olması ve bizlerin de bu vesile ile onlara bunu yaşatabilmemiz, ayrıca
anlatılamaz bir haz yaşamamıza
vesile oldu.
Ardından, Model Birleşmiş Milletler Türkiye Konferansı Organizasyon
Ekibi olarak bizler, konferansı büyütüp, MBM konseptini Türkiye çapında Türkçe
yaygınlaştırmak ve sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla 26-28 Nisan 2013
tarihlerinde, Türkiye’nin dört bir yanından, çoğunluğu devlet okulu olmak üzere 50
okuldan, 1000 öğrencinin katılımı ile temasının, “Uluslararası Düzeyde
Sürdürülebilir Kalkınma” olduğu konferansımızı düzenledik.
Konferansımızın ikinci oturumunu Kadir Has Üniversitesi’nde Dışişleri Bakanlığı onayı, Milli Eğitim Bakanlığı desteği ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın ana sponsorluğu ile gerçekleştirdik.
MBM Türkiye’nin üçüncü oturumu ise 2014 yılının Eylül ayında 1000
katılımcıyla gerçekleşti ve başarıyla sonuçlandı.
Bu projemiz Vehbi
Koç Vakfı, Açık Toplum Vakfı, Coca-Cola, Ülker, Nestle, Danone, Metro Turizm,
Deniz Bank, Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası, Borusan Holding, Eczacıbaşı, Palmali Group, Emaar Group, Fiba
Faktoring, Kredi Finans Faktoring, Ulusal Faktoring, Kadir Has Üniversitesi, Doğan Haber Ajansı, Habertürk Gazetesi,
Hürriyet Gazetesi, Radikal, Hürriyet Daily News, Medya Takip Merkezi, Power
Group, Koton, MNG Kargo, Lenovo, Liv Hospital, Inter Turizm, EAE Elektrik,
Sensormatic ve Yeşil GYO gibi prestijli kurum ve kuruluşlar tarafından desteklendi.
Ülkemizin
yakın geleceği ile doğrudan
ilgili olan bu çalışmalara sizler de katkıda
bulunmak istemez misiniz?
Bilmelisiniz
ki ülkemizin kuytu bir köşesinde bir Aziz Sancar
olabilecek o kadar fazla sayıda genç var ki...Yalnızca sizin katkılarınızı
bekleyen...
İletişiminizi
beklediğimizi unutmayınız.
Sevgiler,
saygılarla
Dila
Aynar
İcra Kurulu Üyesi
IV. Model Birleşmiş Milletler Türkiye
judy hassanen <judyknow...@gmail.com>: Feb 08 05:21PM +0400
*السادة / إدارة التدريــــب المحترمـــــون*
السلام عليكم ورحمة الله وبركاته ،،،
يهديكم مركز "أرض المعرفـــة" تحياته متمنياً لكم دوام التوفيق والتقدم
والنجاح في أعمالكــم.
يسرنا أن نرفق لسيادتكم العرض الخاص لبرنامج:
*الوصول الى التميز في خدمة العملاء والسرعة في الآداء*
* 06 - 10 مارس 2016 / دبي*
* آملين أن نتلقى ترشيحاتكم الكريمة في أقرب وقت.*
لمزيد من المعلومات نرجو أن لا تترددوا في الاتصال بنـــــــــــــــــــا:
محمــد جــاد – قسم التدريـــب
*00971505859048موبيل: *
*الهاتف: 0097143513999*
*الفاكس: 0097142557615*
*وتفضلوا بقبول **فائق الاحتــــــــــــــرام والتقديــــــــــــــــر...*
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 08 06:47PM +0100
Von: Rehan Gündogmus [mailto:gund...@gmx.de]
Gesendet: Montag, 8. Februar 2016 17:22
An: dog.k...@t-online.de
Betreff: HOCALI'YA ADALET MITINGI'NE DAVET
-----Ursprüngliche Nachricht-----
Von: Azerbaycan-Belcika Dostluk Cemiyeti
[mailto:az.bel.d...@hotmail.com]
Gesendet: Sonntag, 7. Februar 2016 15:00
Betreff: HOCALI'YA ADALET MITINGI'NE DAVET
HOCALI'YA ADALET MITINGI'NE DAVET
Azerbaycan Belçika Dostluk Cemiyeti ve (DAK) Dünya Azerbaycanlilar Kongresi
ile birlikte yapacagimiz,
INSANLIK AYIBI HOCALI'YA ADELET MITING'INE CAGRI.
BRÜKSEL 'SQUARE DE MEEUS PLEIN'DE BULUSALIM,(Avrupa Parlementosu önüne 500
Metre)
26 Şubat 1992 yılında Azerbaycan'ın Hocalı şehrinde Ermenilerin yapmış
olduğu soykırımı telin etmek, şehitlerimizi anmak ve bütün dünyanın bu
vahşeti, soykırımı tanımasını sağlamak amacıyla 26 Şubat 2016 tarihinde saat
14 ila 16 arası hepimiz ´´Hocalılıyız, Hepimiz Türk'üz´´ diye haykırmak için
Brüksel SQUARE DE MEEUS PLEIN (Avrupa Parlementosu önüne 500 Metre)
yapacağımız miting'de bir araya geliyoruz.
26 Şubat 1992 yılında Azerbaycan'ın Karabağ Bölgesi ile Hocalı şehrinde
Ermeni silahlı kuvvetlerince katledilmiş kardeşlerimizin yıl dönümü
nedeniyle anılmaları için yapılacak olan "İNSANLIK AYIBI HOCALIYA ADELET
MİTİNGİ" ile tüm Dünya'ya bu İnsanlık tarihinin yüz karası olan katliamın
tanınması ve Ermenilerin gerçek yüzünün gösterilmesi için "Beşikte öldürülen
bebekler adına, Tecavüze uğramış gözü kapıda olup ta bir kurtarıcı bekleyen
analar adına, Çocuklarının gözü önünde canlı canlı ağaca bağlanıp gazyağı
dökülüp, çocuklarının gözünün içine baka, baka yanan babalar adına ve
Ermeniler tarafından vahşice katledilen bütün aziz şehitlerimizin, Vatan
için canlarını feda eden aziz kardeşlerimizin sesi olmak için" tüm
Halkımızı, Siyasi Parti, Vakıf, Cemiyet ve Dernekleri insanlık adına,Türk
halkının uğradığı vahşet ve haksızlıkları haykırmak için anma Mitingine
katılmaya davet ediyoruz. Hocalı Katliamını Anma Gönüllüleri Komitesi
olarak, "Hepimiz Hocalıyız", "Hepimiz Türk'üz", "Hepimiz Mehmet'iz",
"Hepimiz Karabağ'ız" diyenler'ile 26,Subat 2016 saat 14-16 arasi SQUARE DE
MEEUS PLEIN (Avrupa Parlementosu önüne 500 Metre) bulusuyoruz.
Adres: )
SQUARE DE MEEUS PLEIN (Avrupa Parlementosu önüne 500 Metre)
RUE de LUXSEMBURK 1000 Brüssel.
DOSTLARINIZA'DA PAYLASIRSANIZ MEMNUN OLURUZ.
Ayhan Demirci
Azerbaycan - Belcika Dostluk Cemiyeti.
Voorzitter Limburgse vereniging voor vriendschapsbanden tussen Azerbeidzjan
en België
0032 (0) 484/ 645 376
<mailto:az.bel.d...@hotmail.com> az.bel.d...@hotmail.com
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 08 08:36PM +0200
DAĞITIM :
* GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
* KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
* DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
* HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
* JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
* POLİS ÖZEL HAREKAT DAİRE BAŞKANLIĞI (PÖH)
* ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU
Sayın Komutanım, Sayın Amirim,
PKK'lılarla güvenlik güçlerimiz arasında çıkan çatışmada Teğmenimiz
Abdülselam Özatak ve Uzman Çavuşumuz Köksal Cin Şehit oldu.
Şehitlerimize Allah'tan rahmet, kederli ailelerine ve Büyük Türk Milletine
başsağlığı ve sabırlar dileriz. Yaralı 3 askerimize acil şifalar dileriz.
ÖZEL BÜRO GRUBU
[publicize twitter]
[publicize facebook]
[category duyuru]
[tags TAZİYE MESAJI, ÖZEL BÜRO, ŞEHİT, ASKER, POLİS]
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 08 07:26PM +0100
Von: ne_mutlu_t...@googlegroups.com [mailto:ne_mutlu_t...@googlegroups.com] Im Auftrag von e.aka...@gmail.com
Gesendet: Montag, 8. Februar 2016 14:06
An: Undisclosed-Recipient:;
Betreff: [ÖNCE VATAN] SİNİRLERİNİZİ BOŞA ALACAK BİR YAZI!..
Hepsi güzel ama en üsttekini çok tuttum.
Yazanların beynine sağlık.
Bir tane de ben ekleyeyim: Önceki günü Alman polisi sığınmacı bir Arap genci bilmem kaçıncı kez tutuklamış.. Sebep “cep telefonu” çalmak.. Tabii inkar ediyor, nerdeyse “Bunu da cebime kim koydu yaa” diyecek gibisinden masum ayaklarında. Gazeteci genç kız herhalde evet demesini, ya da bir sayı vermesini bekliyor ki Polislerin yanında saf saf soruyor:
- “Daha önce de hiç cep telefonu çaldınız mı?”
- .......
* * *
Allahım sen aklıma mukayyet ol..
Aydoğan
* * *
Von: ne_mutlu_t...@googlegroups.com [mailto:ne_mutlu_t...@googlegroups.com] Im Auftrag von e.aka...@gmail.com
Gesendet: Montag, 8. Februar 2016 14:06
An: Undisclosed-Recipient:;
Betreff: [ÖNCE VATAN] SİNİRLERİNİZİ BOŞA ALACAK BİR YAZI!..
Ortaya Karışık (Bugün Böyle, Okursanız!)!.
<http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum?soc_src=mail&soc_trk=ma> -Annemin damatları için yorumu: "Bütün öküzler de bizi buluyor, nasıl ot yetiştirdiysem artık."
-Merdivenlerden düştüğümü gören ve buna rağmen "düştün mü" diye soran mal. "Yok düşmedim benim iniş tarzım bu".
-Millet ruh ikizini buluyor, ben 15 dakikadır çorabımın diğer tekini bulamadım. Nerede bir yanlış yapıyorum acaba?
-İzdivaç programları çok ilginç; 70 yaşındaki adam "elektrik alamadım ben" diyebiliyor. Bence sen nefes aldığına dua et.
-Ben hiç anlamıyorum ya, mademki okumanın yaşı yok, bırakın gençliğimizi yaşayalım, ilerde okuruz.
-Anne ben niye kimseyi sevemiyorum, bu şanssızlık genetik mi? dedim. “O senin bireysel mallığın bizi karıştırma” dedi. Hemen sustum.
-El-âlemin çocukları birinci oluyor diyen anneme, bak analar neler doğuruyor, sende iş yok dedim, ardından terliği yedim.
-Beş tane onluk verecekmiş gibi para sayma sesi çıkartıp, şovunu yapıyorsun sonra lap diye tek ellilik veriyorsun ya, yatacak yerin yok senin, bankamatik.
-Arap kanalında maç izliyorum. Spiker ne derse babaannem "amin" diyor.
-‘Hadi çal giderken kapımı’ diyen Serdaç Ortaç'a seslenmek istiyorum. Kapı giderken değil, gelirken çalınır. Saygılar...
-Doktor 3 ay ömrünüz kaldı deyince "Başhekimin yakınıyım" dedim. 6 ay daha uzattı. İşi bilecen abi.
-Bazen susmak en iyi cevaptır ama laf sokmak varken neden susayım ki
-50 kadına eski sevgililerini sorduk; 20 yeni hayvan adı öğrendik.
-Eşofman takımı almaya gittim. Param yetmedi sadece altını aldım, üstü kalsın dedim. Havam oldu.
-Baba: "Oğlum yeter artık facebook dışında bir dünya daha var" ."Vallah mı? Linki yollasana!"
-Biz de yanlış olmaz, olmuşsa yanlışlıkla olmuştur.
-Eczaneden çıkarken "Tekrar bekleriz" lafı beddua değil de nedir abi?
-Bir erkeğin ne kadar tehlike olduğunu görmek için, maç izlerken kanalı değiştirmek yeterlidir.
-Bir kızla baş başa film izlerken erkeklerin kafasında dönen diğer filmler 6 dalda Oscar alır.
-Otobüste arkaya doğru yürüyelim diyen adama "yürümek isteseydik otobüse binmezdik" diyen genci tebrik ediyorum.
-Bazı insanları ALLAH'a havale etmek yerine; ağzını burnunu dağıtıp havale geçirmesini istiyorum.
-"Alo oğlum nerdesin?’’ ‘’Otobüsteyim anne geliyorum.’’ "Çıktın mı okuldan?" ‘’Yok anne otobüsü okula soktum içinde bekliyorum.’’
-Hap yazma yutamam, şuruptan midem bulanır, iğneden de korkarım... diyen ergene, "Muska mı yazayım "diyen doktora saygılar.
-"Derste hep aynı parmakları görüyorum" diyen hocama; değişiklik olsun diye orta parmağımı kaldırdım. Dersten attı, mağdurum.
***
İç siyaset dünyamızın hal ve gidişi nasıl bozuk ise, ülkemizin dış politikası ise karmakarışık görünüyor. Bugün iç politikaya karışsam bir türlü, dış siyaset ile ilgili bir şeyler yazsam başka türlü olacak diye düşünerek karamsarlığa kapıldım.
Üstüne üstlük, Sayın Cumhurbaşkanı’nın Güney Amerika gezisi sırasında Ekvador ‘da yaşanan diplomatik nezaketsizlikten söz edecek olsaydım, hani Sayın Erdoğan’ın korumalarının bazı kadınları ve bir Ekvador Milletvekilini hırpaladıklarını yani, halim nice olurdu Silivri soğuğunda diye düşünerek internetten bilgisayarıma düşen bu gülümsemelik alıntı ile günü idare etmek yolunu seçtim.
Sizler de bugünlük beni idare edin artık!..
Erdal Akalın (08.02.2016)
--
"Ömer AKBIYIK" <tur...@gmail.com>: Feb 08 10:46PM +1000
ubject: RE: KİMLİK VE KİŞİLİK DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME STRATEJİSİ
To:
*Nurullah AYDIN*
*2 Şubat 2016-ANKARA *
*KİMLİK VE KİŞİLİK DEĞİŞTİRME VE DÖNÜŞTÜRME STRATEJİSİ*
İnsanların fizyolojik yapıları, biyolojik yapıları farklı olduğu psişik
yapıları da farklıdır. Konuşmaları, davranışları, sevinçleri, üzüntüleri,
tepkileri, heyecanları da farklıdır.
Birçok insan yetiştirildikleri karanlık düşünce atmosferlerinde insanımsı
robot olmanın gereğine göre konuşuyor, yazıyor, hareket ediyor.
*Kin, nefret, öfke içinde, *düşünce ve yaşam biçimine davet haykırışlarını
izlerken, insan, dünya’da yeni bir canlı türü mü şekillendi, şekilleniyor
sorusunu sormadan edemiyor.
Silahla işgal edilemeyecek, edilse bile sonuç alınamayacak toplumlara
yönelik, biraz uzun bir süreçte farklı yöntemler uygulanıyor. Çocukluktan
başlayan ve ustalıkla yerleştirilen *simge, sembol ve imaj*la oluşturulan
zihinsel işgal, toplumları değerlerinden birikimlerinden vazgeçiriyor.
Kabul ettirilen *düşünce ve yaşam tarzı*, birçok sosyal hastalık üretiyor.
*İnsan;* karanlık bir düşünce içinde, insani değerler dışı savaşla karşı
karşıyadır. Niçin karanlık? Çünkü bu savaş gözleri kör ediyor, gerçekleri
göstermiyor. Gösterilen boş hayallerle insan, zaman tüketiyor. Düşmanın *kim
olduğunu, nerede olduğunu* göremiyor. Hangi silahla, nasıl ve nereden
saldırıldığını da bilemiyor. Doğrudan beynine saldırıyorlar. Beş duyusunu
ve zihnini gizlice ele geçiriyorlar. *Algı’yı oluşturan iletişim kaynakları*
elden gidiyor, öylece bakıyorlar. Sonuçta *algı* giderek değişiyor.
İnsanı insan yapan değerler elden giderken, beyne ve algıya bunun *özgürlük,
demokrasi, zenginlik* olduğu yazılıyor. Özgürlük maskesiyle bütün yaşam
kaynakları ve özgürlük alanları elden giderken, beyni uyuşturulmuş
seyrediyor. Akıl tutulması işte bu! Her çeşit göz boyama ve aldatma
sonucu *dostu
düşman, düşmanı da dost görme*ye başlıyor. Bu karanlık savaş, insanı
kendisinden bile şüpheye düşürüyor. Toplumsal paranoya ve şizofreni olmaya
zorlanıyor. Bundan daha karanlık savaş olur mu?
*Bu karanlık savaşın hedefi;* derin aklı ve beyni önce dağıtmak, sonra
kendi gayesine uygun olarak yeniden oluşturmak. Bunun için de öncelikle
aydın, sanatçı, toplum önderleri ve bilim adamlarının beynine küresel
şifreler koyarak yeni beyinler devşiriyor.
*Bu yüzyılda bu sistem;* fabrika gibi çalışıyor ve geleceğin karar
vericilerini yetiştiriyor. Stratejik yerlerin bu beyinlerle sessiz ve
derinden ele geçirilmesi, her çeşit işgalden daha kolay ve etkili bir
yöntem. Bu karanlık akıl oyunuyla belirlenen ise yaşam tarzı oluyor.
*Bilinçaltına gönderilen sinyallerle* beyinler yıkanıyor, geleceğin küresel
robotları hazırlanıyor. İnsan ve toplumun yaşam tarzını kurgulamanın en
kestirme yolu budur.
Medya’da *zihinsel işgal*in her çeşidi kolayca görülebilir. Bu yöntemin en
etkili olduğu dönem ise gençlik dönemidir. Siyasi partiler, AVM’ler,
dernekler, vakıflar ise yeni mabedlerdir.
*Algılanması istenen nesneler;* sevgi ve güven sözcükleri içine gizlenerek
reklamlar ve değişik programlarla sunulur. İnsanın zihinsel bariyerleri
kolayca geçilerek telefondan, kolalı içkilere kadar yaşam tarzına girmesi
istenen her şey, zihinlere kök hücre nakli gibi ekilir.
Beyinlere binlerce kere aşılanan sözcüklerle ilişkilendirilen *görüntü ve
kurgular*, insanı hayata bağlayan vazgeçilmez *nesne*ler olur. Onlarsız
hayat artık mümkün değildir. Tek yönlü eğitilmiş insanlar, bu nesnelerin
zararlı olabileceğini idrak edemez.
Bu nesnelerin zararlı olduğu idrak edilse bile iş işten geçer ve bu
alışkanlıklar hayatın parçası olur. Artık insanı yaşadığı dünyaya bağlayan
bu *nesne*lerdir ve bunlar olmadan yaşamak anlamsızdır. Bunların yan etki
ve zararları bile unutulur, bağımlılık benliği esir alır.
Beyinlerin bu şekilde programlanması, özgürlükler açısından endişe
vericidir. Beyinlere sürekli aşılanan bu tehlikeden, *selocanları*mızı
yani, küresel robotlara dönüştürülmeye çalışılan canları, nasıl
koruyabiliriz, ne şekilde uyandırabiliriz?
Yaşananları bir de bu açıdan değerlendirsek, ne yapılması gerektiği, daha
iyi anlaşılmaz mı?
*Günün Sözü:* Haksızlık yapan bedelini ödemek zorunda kalır.
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>: Feb 08 01:05PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: Tuncay Erciyes
Tarih: 8 Şubat 2016 05:08
Konu: Re: CHP, ATATÜRK’LE NE KADAR BARIŞIK, GÖ-RE-CE-ĞİZ! | Bedri Baykam |
02.02.2016
Alıcı: Tülay Özüerman <tulay.o...@gmail.com>
Cc: Kemal Kılıçdaroğlu <kemal.kil...@tbmm.gov.tr>, "CHP Gn. Sek.
Kamil Okyay SINDIR" <ksi...@gmail.com>, Yılmaz Özdil Sözcü <
yoz...@sozcu.com.tr>
*ATATÜRK’Ü TARTIŞMAYA AÇARAK MİLLİ REFLEKSİ KIRMAYA **ÇALIŞIYORLAR*
Sayın Özüerman,
*Haklısınız. KILIÇDAROĞLU'NUN y**aptığı, "ATATÜRK'Ü **TARTIŞMA MASASINA
TAŞIMAKTIR"*
*Bir günde çözülecek sorunu kasten 2 aydır sürüncemede bıraktılar. İleri
geri konuşulmasına, makaleler yazılmasına bilerek yol açtılar. *
*Mailinizin altına eklediğim Psikiyatri Profesörü Mehmet Kerem Doksat'ın
iki yazısından alıntılar uygulanan yöntemi çok güzel deşifre ediyor.*
Saygılarımla.
Tuncay Erciyes
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: *Tülay Özüerman*
Tarih: 7 Şubat 2016 11:16
Konu: *Re: CHP, ATATÜRK’LE NE KADAR BARIŞIK, GÖ-RE-CE-ĞİZ! | Bedri Baykam *
*Sayın Baykam'ın aşağıdaki özeti bile KİMİ KİME ŞİKAYET EDECEKSİN durumunun
özeti... *
*Ya da göstermelik disiplin toplantısı mı demeli? *
*Aslında örtmek istenmiyor, örtüyü bu yöntemle kaldırıyorlar... Malum
TARTIŞMA MASASINA TAŞIMAK ÖNEMLİ... AMELİYAT MASASINA YATIRILAN, *hasta
olmasa da, *operasyon geçirince hasta olmaz mı?!... PARTİDE OPERASYON
SÜRÜYOR.*..
"Yani *CHP, yıllardır -özellikle de Kılıçdaroğlu döneminde- hem Atatürk’le,
hem Atatürkçülerle arasına bir mesafe koymuş durumda.*
*KILIÇDAROĞLU’NUN,* göreve gelir gelmez, *27 Mayıs’a açıkça saldırması,
İNÖNÜ DÖNEMİ HAKKINDA SARF ETTİĞİ KABUL EDİLEMEZ *SÖZLER, *“Yeni-CHP”*
şeklinde bir kavramı *öne çıkarması, CHP’nin ünlü oklarının sürekli olarak
“ehemmiyeti kendinden menkul” sivri zekalar tarafından sorgulanması,
partinin kendi köklerinden vazgeçtiği şeklinde algılanabilecek bir söyleme
girişmesi, **“LAİKLİK TEHLİKEDE DEĞİLDİR”** gibi şaka olarak bile kabul
edilemeyecek bir cümle sarf edebilmesi, **GEÇMİŞİ ATATÜRK CUMHURİYETİ’NE
LAF GİYDİRMEKLE YÜKLÜ İNSANLARI YÖNETİME ALMASI, **toplumda ulusalcılık
kavramını alakasız bir şekilde, hatta sahtekarca “ırkçı bir aşırı
milliyetçilik” olarak göstermek isteyenlere karşı sessiz *kalarak *“SÜKUT
ONAYI”* *VERMESİ, *her fırsatta *İsmet İnönü dönemini savunmasız bırakması,
12 Mart üzerinden yine İnönü’ye açık tavır alması **ve buna eklenebilecek
sayısız madde, ortaya SORUNUN bir VEKİLİN odasından İNDİRDİĞİ POSTERİN ÇOK
ÖTESİNDE BİR BOYUT KATIYOR."*
*http://www.ilk-kursun.com/haber/216192/prof-dr-tulay-ozuerman-bekarogluna-acik-mektup/*
<http://www.ilk-kursun.com/haber/216192/prof-dr-tulay-ozuerman-bekarogluna-acik-mektup/>
“*ATATÜRK’Ü ELEŞTİRMEK MİLLİ REFLEKSİ KIRMAKTIR...” *
“*PAVLOV’DAN SONRA SELIGMAN’IN DA KÖPEKLERİ” başlıklı makalesinde *Psikiyatri
Profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle diyor:
“Kanları yerde kalmayacak” deyip, *KÜRT AÇILIMI* diye dayatılırken arka
arkaya şehit haberlerinin gelmesi bizlere verilen elektrik şoklarıdır ve
ekserimiz *ÖĞRENİLMİŞ BİÇARELİK *içine, bir kısmımız da* ÖĞRENİLMİŞ
İYİMSERLİK *içerisinde atalet ve umutsuzluğa yahut “nasıl olsa büyüklerimiz
doğruyu bilir” nevinden ahmakça bir tevekküle düşürülmekteyiz! Hatta
*PAVLOVİYEN
ŞARTLANMAYLA* da bu pekişerek, *“ACILARIN FARESİ” haline getiriliyoruz!*
Bu açıkça bir *BEYİN YIKAMA YÖNTEMİ olarak, ASİMETRİK PSİKOLOJİK HARPTE
gayet plânlı olarak uygulanmaktadır*. Bakınız:
http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/
*millet-olmak-ne-demektir-tekrar-ve-gozden-gecirerek*
<http://www.keremdoksat.com/index.php/entry/millet-olmak-ne-demektir-tekrar-ve-gozden-gecirerek>
Kerem Doksat: *“ATATÜRK’Ü ELEŞTİRMEK MİLLİ REFLEKSİ KIRMAKTIR...”*
*Can Dündar’ın belgeseli Atatürk’ün kişiliğine ve onun kişiliğinde var
olmuş TÜRK MİLLETİNE KARŞI GİRİŞİLEN EN KAPSAMLI PSİKOLOJİK SALDIRI
örneğidir. Bu nedenle belgeselin yarattığı asıl tahribatın da bu psikolojik
cepheden geleceğini görmemiz gerekiyor. Ama nasıl? *
*Can’ın psikoloji referansı Vamık Volkan adlı bir psikiyatrist. *
Nitekim Can Dündar, Hürriyet’ten Ayşe Arman’a verdiği röportajda Vamık
Volkan’dan etkilendiğini itiraf ediyor.
İtiraf ettiği etkilenmenin kaynağı bir kitap.
Adı: ‘*Ölümsüz Atatürk’ *
Kitap 1984’te ABD’de ‘*Immortal Atatürk’* adıyla yayınlanıyor.
*On yıl sonra Türkiye’de yayınlanıyor ve yasaklanıyor. *
*Fakat 1998’de serbestçe satılmaya başlanıyor. *
Kitabın temel tezi *ATATÜRK’ÜN NE KADAR SIRADAN BİR İNSAN OLDUĞUNU
GÖSTERMEK. *
*Yani tıpkı Can Dündar gibi *Atatürk’ün ‘insani’ yanlarını vurgulamak. Ve
onun ‘büyüklüğünü’ böyle göstermek!
“*PAVLOV’UN KÖPEKLERİ VE MİLLİ REFLEKSİN KIRILMASI”*
Psikiyatri Profesörü Mehmet Kerem Doksat şöyle açıklıyor:
Bilirsiniz, ünlü *Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken bir yandan
zil çalınca ve bunu defalarca yapınca, bir süre sonra eti görmeden de zil
sesini işitince hayvanın salyası akmaya başlar. Bu, şartlı reflekstir:
Hayvanın tabiatında olmayan bir uyaran (zil sesi), onu tabiatında olan eti
görmüş gibi heyecanlandırmaktadır.*
*Hiçbirimiz dünyaya TÜRK, MEKSİKALI, SÜNNÎ veya KATOLİK olarak gelmeyiz;
bunlar bize öğretilen değerler, yani ŞARTLI REFLEKSLERDİR. Eğer
pekiştirilmezlerse, zamanla sönerler. *
*Bir gün Pavlov’un enstitüsünü su basar. Köpeklerin bir kısmı boğulur bir
kısmı da günlerce terörize olur çünkü ölümden zor kurtulmuşlardır.
Kurtarılabilenler tekrar enstitüye toplanır. *
*PAVLOV ZİL ÇALAR, KÖPEKLERDE TIK YOK!*
Şu müthiş sonuca varır: *Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan
kaldırır. İnsanı veya hayvanı en doğal, en ilkel haline geri döndürür. *
Her gün 15-20 şehit, ‘kanları yerde kalmayacak’ denip sürekli kanlarının
yerde kalması, bir yandan orada burada araba yakarak, polise taş atarak
etnik kalkışmalar...
Hepsini toplarsanız, *TEMEL GÜVENLİK DUYGUSU ORTADAN KALKIYOR. *
*Pavlov’un köpeklerindeki gibi, bu kadar ağır travmalarla şartlı
reflekslerimiz *(*MİLLÎ DUYGULARIMIZ *ve *TEPKİLERİMİZ) KIRILIYOR. *
***
Volkan’a göre Atatürk babasını küçük yaşta kaybedip ilk bunalıma giriyor.
Ondan sonra annesi başka bir adamla evleniyor ve eve gelen bu adamla
birlikte bunalım kökleşiyor.
Bunun temelinde ise Mustafa’nın annesine olan ‘odipal bağlılığı’ var!
Aslında Can’ın belgeselindeki temel ve örtük mesaj da bu.
Atatürk denilen adam sözde bizim atamız, yani bir anlamda hepimizin babası
ama aslında onun babası yok!
Ve yine Mustafa’nın annesine darılması anlatılıyor belgeselde, çünkü
Atatürk’ün anası, yani bizim o başörtülü gülümseyen fotoğrafından
hatırladığımız Zübeyde Hanım, ‘eve başka bir erkek getiriyor’!
*Evet, belgeselde anlatılan dil aynen böyle, ortada Zübeyde Hanım’ın
‘yeniden evlenmesi’ne değil ‘eve yeni bir erkek getirmesi’ne vurgu var!
Farkındaysanız tez Vamık Volkan’dan aktarılma olduğu gibi. *
***
*Nitekim belgesel boyunca ATATÜRK, MUTSUZ, YALNIZ, BUNALIMLI BİR TİP OLARAK
ÇİZİLMİŞ. *
Ancak bunlar anlık ya da dönemsel melankolilikler değil.
Atatürk çocukluğundan ölümüne derin bir melankoli içinde gösteriliyor.
*Atatürk’ün
sürekli içki ve sigaraya olan düşkünlüğü de örtük başka bir mesajı veriyor:
*
Mustafa sadece annesine karşı odipal bir bağlılık içinde değildir, aynı
zamanda oral bir kişiliğe sahiptir!
Şimdi bu iki kavrama bakalım.
Birincisi Freud’un ‘odipus kompleksi’ olarak bilinen ve çocuğun anneye olan
bağlılığını cinsel bağlılıkla açıklayan teori.
İkincisi ise yine Freud’un çocukluk evrelerini ayırdığı ilk evre olan ‘oral
evre’, yani ağız bağlılığı.
Her iki kavram da Vamık Volkan’ın kitabında Atatürk’ün kişiliği olarak
konuluyor.
*Şöyle ki: *
*Atatürk annesine olan aşkının yerine vatanı koyuyor. *
Nitekim ‘büyük validemiz’ diye söz ettiği vatana olan aşkı aslında anasına
olan aşkıdır!
*Yine ana memesine olan hasretini de rakı kadehi ve sigara ile
gidermektedir! *
***
*Bir ULUSUN ULUSAL BİLİNCİNİ, ULUSAL DUYGUSUNU ve REFLEKSİNİ NASIL YOK
EDERSİNİZ? *
Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır, *O ULUSUN TARİHSEL VARLIĞINI
SORGULAMAYA AÇARSINIZ. *
Yani *O ULUSUN TARİHİNİ YENİDEN TARTIŞIRSINIZ. *
Mesela Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar?
O zaman onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek
gerekmektedir!
Ya da *Türkler atalarını, yani Atatürk’ü çok mu yüceltiyorlar? *
*O zaman onlara Atatürk’ün ne kadar sıradan biri olduğunu gösterin. *
Farkındaysanız *SON ON YILDIR TAM DA BÖYLESİ BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ. *
Sözde demokratlık, *TARTIŞMA KÜLTÜRÜ* adına neyi tartışıyoruz ve bizden
neyi kabul etmemiz isteniyor?
Sıra Atatürk’e geldi.
Çünkü *ÖNEMLİ OLAN ULUSAL ÖNDERİ YOK ETMEKTİR*. O halde tüm önderlere
yapılanı Atatürk’e de yapalım. Onun ne kadar zalim bir diktatör olduğunu
tartışalım.
Onun aslında zaafları olduğunu tartışalım. *Hatta onun anasını bile
tartışalım. *
Evet, *EMPERYALİSTLERİN GÜNDEMİNDE BU VARDIR.* Tartışın diyorlar, biz sizin
atanızın anasını tartışmak istiyoruz!
*Ondan sonra Can Dündar çıkıyor ağlamaklı, diyor ki tamam tartışın benim
belgeselimi ama biraz insaflı olun, ÖNCE İZLEYİN SONRA ELEŞTİRİN! *
Acıyacaksınız neredeyse adama.
*Sonra dört bir koldan saldırıyorlar; KORKACAK NE VAR Kİ, İZLEYİN ÖNCE,
İNANMAZSANIZ İNANMAZSINIZ! *
*İSTERSENİZ ELEŞTİRİN! *
*İŞTE ASIL PSİKOLOJİK HARP CEPHESİ DE BURADA KURULUYOR! *
Mesela *Atatürk’ü sevmek, bayrağı sevmek, İstiklal Marşı’nda duygulanmak,
ŞARTLI REFLEKSLERDİR ve bunlar TARTIŞMA KONUSU DEĞİLDİR. *
*Çocukluktan öğrenilir ve ölene kadar da korunur. *
*Ama bazı haller vardır ki o şartlı refleksleri kaybedersiniz. *
*İşte Can’ın belgeseli tam da bu iş için yapılmış.*
Prof. Mehmet Kerem”
7 Şubat 2016 03:31 tarihinde Tuncay Erciyes <*tuncay...@gmail.com*
<tuncay...@gmail.com>> yazdı:
*CHP, ATATÜRK’LE NE KADAR BARIŞIK, GÖ-RE-CE-ĞİZ! *
Bedri Baykam
02.02.2016
*- TEK SORUN İNDİRİLEN O RESİM Mİ!? *
*- BU DUMAN, GÜNDEM DEĞİŞMESİYLE DAĞILMAZ!*
- *ATATÜRK DÜŞMANLARI İŞ BAŞINDAYKEN, CHP “ATATÜRK SİLİCİLERLE” MÜCADELEYE
HAZIR MI? KARARLI MI?*
*CHP’DE ATATÜRK’ÜN RESMİNİN İNMESİ, BUZDAĞININ GÖRÜNEN KISMI*
Geçtiğimiz hafta, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, medyanın ve durumu
içine sindiremeyen bazı CHP milletvekillerinin veryansınını, halkın
feryatlarını nihayet dikkate aldı ve Yüksek Disiplin Kurulu’ndan, Atatürk
resminin çöpe atılması olayının araştırılmasını talep etti. Tabii öncelikle
söyleyelim, bu gecikmiş de olsa çok doğru bir karar. *Cumhuriyeti kuran
partinin kurucusunun fotoğrafını, o partinin bir milletvekili elbette çöpe
atamaz. Atarsa, olsa olsa kendi istifasını kaleme almış olur. Yalnız bizim
açımızdan işin ilginç tarafı, bu konunun sanki tekil bir vakaymış gibi ele
alınıyor olması... Nerede o günler? Keşke! *Parti içinde de, ülkede de, bu
konuda yapılan ihanetler çoktan küpü doldurdu-taşırdı!
*YÜKSEK DİSİPLİN KURULU BU İŞİ ÇÖZMEYE MECBUR!*
İşin insanı acı acı gülümseten noktalarından biri, Aydınlık’ta ve sanal
dünyada bu ismin Zeynep Altıok olduğu ısrarla söyleniyor, Yurt’ta *“o vekil
bulunacak” *başlığıyla olayın farklı isimlere yönelebileceği yazıyor, Sözcü
ise Zeynep Altıok iddialarını bir söyleşiyle toptan reddediyor. Bakalım
Aylin Nazlıaka’nın aktarımlarından işe girişecek olan Yüksek Disiplin
Kurulu hangi sonuca ulaşacak... Bizler bu konuda ne dedikodu yapmak
isteriz, ne de masum insanları suçlamak. Yalnız gerçeğin ortaya çıkması
amacımız. Yüksek Disiplin Kurulu, topu kesinlikle taca atmadan,
hafiyeliğini başarıyla tamamlayıp konuyu çözmek zorunda. Çünkü ateş olmayan
yerden duman çıkmaz. Aylin Nazlıaka da bu sözleri ve olayı rüyasında görmüş
olamayacağına göre, bu olayı çözmek çok da zor değil. Şayet partinin yüksek
tepelerindeki kimi insanlar,* “bu ülkede en uzun gündem bir haftadan fazla
sürmez, merak etme sen” *diye işin failini sakinleştiriyorlarsa, o zaman
ciddi bir sorunumuz var demektir. *Çünkü bilmeliler ki, bu duman, kolay
kolay dağılacağa hiç benzemiyor ve zaten dağılmamalı da! Tabii bir de
soruyu gerçek eksenine oturtabiliriz: CHP’de Atatürk çizgisini için için
kabul edemeyen başka kaç milletvekili var, sorunun yanıtını tam bilen var
mı?*
*PEKİ, TEK SORUN BU MU!*
Tek sorun bu olsaydı derdik ki, “Koskoca CHP! Nasıl olsa bu olayı çözer, o
bahtsız isim her kimse onu deşifre eder, toplum böylece rahatlar ve herkes
sen sağ ben selamet yoluna devam eder”. Ama ne yazık ki o noktada
değiliz... İster salt CHP’den, ister ülkenin genel sol penceresinden içeri
bakalım, ister Türkiye penceresinden... Karşımıza çıkan tablo hep aynı.
CHP, yıllardır ülkenin sevilen, güvenilen, tanınan, halkıyla bütünleşmiş
Atatürkçülerine çok ender olarak statü veriyor. Necla Arat -ki Baykal
kendisine Yurtsever Hareket olarak yaptığımız bir ziyaret sonrası bu
teklifi iletmişti, Tuncay Özkan, Uluç Gürkan, Emine Ülker Tarhan gibi
isimler geliyor ilk olarak insanın aklına. Maşallah zaten öyle bir ülkeyiz
ki, bu isimlerin her biri hakkında da bir ton laf etmeye hazır, sayısız
“solcu” vardır. Yani CHP, yıllardır -özellikle de Kılıçdaroğlu döneminde-
hem Atatürk’le, hem Atatürkçülerle arasına bir mesafe koymuş durumda.
Kılıçdaroğlu’nun, göreve gelir gelmez 27 Mayıs’a açıkça saldırması, İnönü
dönemi hakkında sarf ettiği kabul edilemez sözler, *“Yeni-CHP”* şeklinde
bir kavramı öne çıkarması, CHP’nin ünlü oklarının sürekli olarak
“ehemmiyeti kendinden menkul” sivri zekalar tarafından sorgulanması,
partinin kendi köklerinden vazgeçtiği şeklinde algılanabilecek bir söyleme
girişmesi, *“laiklik tehlikede değildir”* gibi şaka olarak bile kabul
edilemeyecek bir cümle sarf edebilmesi, geçmişi Atatürk Cumhuriyeti’ne laf
giydirmekle yüklü insanları yönetime alması, toplumda ulusalcılık kavramını
alakasız bir şekilde, hatta sahtekarca “ırkçı bir aşırı milliyetçilik”
olarak göstermek isteyenlere karşı sessiz kalarak *“sükut onayı”* vermesi,
her fırsatta İsmet İnönü dönemini savunmasız bırakması, 12 Mart üzerinden
yine İnönü’ye açık tavır alması ve buna eklenebilecek sayısız madde, ortaya
sorunun bir vekilin odasından indirdiği posterin çok ötesinde bir boyut
katıyor. Ne yazık ki CHP, köklerinden uzaklaşan ve her geçen gün,
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 08 03:44PM +0100
http://www.postmedya.com/gazete/mumtaz-er-turkone-iktidar-nasil-yozlastiriyo
r-h122133.html
Mümtaz'er Türköne:
İktidar nasıl yozlaştırıyor?
Zaman yazarı Mümtaz'er Türköne, AKP iktidarının nasıl yozlaştırdığını yazdı.
07 Şubat 2016 Pazar 14:14
Mümtaz'er Türköne: İktidar nasıl yozlaştırıyor?
Türköne, iktidar yozlaşmasının, sosyal medyadaki iktidar destekçilerine ve
yandaş kalemlere bakılırsa çürümenin en son safhasına varmış durumda
olduğunu belirtti. Yazar, bu kadar yozlaşmış ve çürümüş payandalarla
kimsenin uzun süre saltanat süremeyeceğini vurguladı.
Mümtaz'er Türköne'nin 'İktidar Nasıl Yozlaştırıyor' başlıklı yazısı şöyle;
Söylediğim sadece şuydu: Çözüm Süreci'nde PKK'nın şehirlere silah yığmasına
göz yumanlar eskilerin tabiriyle "idamlık suç" (bugünün ağırlaştırılmış
müebbeti) işlediler.
Dolmabahçe mutabakatı ise bu süreçten 7 Haziran seçimleri başta olmak üzere,
siyaset esnafı mantığıyla siyasî çıkar elde etmek için yapıldı. Geniş sanık
kadrosunun yer aldığı bir dava gelecek. Gelmesi gerekir. Bu hesap sorulmazsa
ne terörle baş etmek ne de bu ülkenin birliğini sürdürmek mümkün olur. O
kadar.
Bu değerlendirmeden "idam istedi" sonucuna varmak için, "yağmur yağacak"
lafından "bana ördek dedin" alınganlığı çıkartmak yetmez; iktidar yozlaşması
yüzünden akıl ve vicdan ölçülerini büsbütün kaybetmiş olmak icap eder.
İktidarı kaybetme korkusunun ve telaşının olduğu yerde insaf da, akıl da pek
dikiş tutmuyor. Sosyal medyada ve gazete köşelerinde Saray destekçilerinin
pespayeliği, bu insaf ve akıl eksikliğinin belirtisi sadece. İktidar
yozlaştırıyor; hukuktan, adaletten uzaklaştıkça daha fazla yozlaştırıyor.
Sadece sahiplerini değil, yandaşlarını, destekçilerini de yozlaştırıyor. Her
Allah'ın günü bu yozlaşmanın iki farklı tezahürü ile karşılaşıyoruz:
Birincisi en yakası açılmadık küfürler, hakaretler; ikincisi ise dininiz
imanınız hakkında keskin hükümler. Birincisinin marifeti sadece ağzını
açtığında küfür etmekten ibaret. İkincisi ise -hâşâ- Tanrılık iddiasında,
günahları affeden, tövbeye çağıran ve cehennemle korkutan ilahî gücü
kullanıyor. İkisi de iktidar sahibi olmanın kibrini, şımarıklığını,
görgüsüzlüğünü, ölçüsüzlüğünü ve dizginlenemeyen şehvetini yansıtıyor.
"Nasıl olsa iktidar arkamda, öyleyse önüme gelene hakaret ve küfür etmemi
kim engelleyecek?" Bu mantık durumu açıklamaya yetmiyor. Stadyumları
küfrederek deşarj olmak için dolduranlar gibi, sırf güven içinde
küfredebilmek için Saray'ın etrafındaki mevzilere atlayanlar, "Reise lâf
söyleyenin." diye söze başlayıp galiz küfürler sıralayanlar, bu iktidar
yozlaşmasının ezik ve zavallı stereotipini temsil ediyorlar. Adam Saray'ı
desteklediği için küfretmiyor, rahat küfredebilmek için Saray'ın yanında
görünmeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı çıkıp "alçaklar", "hainler", "çirkefler",
"yalancılar", "haşhaşîler" dediği zaman, işte bu ezilmişliklerini koca
iktidar yamasıyla kapatmaya çalışanlar sin kaflı galiz küfürlerle bu
sıfatları daha veciz hale getirme yarışına giriyorlar. Devlet iktidarına
sırtını dayayıp önlerine çıkana dümdüz gitmenin ayrıcalığını ve keyfini
yaşamış oluyorlar. Baksanıza Saray tetikçilerine, küfür ve hakaret etmeden,
üst perdeden ayar vermeden yazı bile yazamıyorlar. Küfreden adamın zekâya,
dilin inceliklerini kullanmaya ihtiyacı olur mu? Bu tetikçilerin muhaliflere
karşı kullandıkları "loser" veya "kaybedenlerdensin" hitabı, tam da bu
ezilmiş adam psikolojisini yansıtıyor. Öyle ya, onlar "kazanan" taraftalar
ve "kazanmak" doğru yerde durmanın onlara göre yegane ölçüsü.
Münker-nekir melekleri gibi sorgulama yapmak sadece hadsizlikten ibaret;
cehenneme gidecekler listesi hazırlamak, tövbe makamı olmak, iman derecesini
ölçmek iktidar yozlaşmasının insanı dinden eden raddeye vardığının işareti.
Bülent Arınç'ın CNN Türk'teki sözleri için "tövbe etsin" diyenlere verdiği
"Allah'a inanan insanların kendilerini tövbe ve af makamında görmelerini
hayretle karşılarım" cevabı, tam olarak kendini Yaradan yerine koyanların
sapkınlığını dile getiriyor. İktidarın sahibi veya destekçisi olunca ilahî
bir güçle donanmış oluyorsunuz. Tabii iktidar da bu talebi besliyor, kendi
ilahiyatını oluşturuyor. İktidarın sahibi "rahmetim gazabımı geçti" deyince,
çevresinde yer alanlara terör yani gazab rüzgârları estirip, rahmetin
kadrini kıymetini artırmak düşüyor. Koskoca iktidar, her şeye kadir değil
mi? Ne olacak TOKİ de, Diyanet de iktidarın emrinde; birincisinden dünyadaki
mekânınızı, ikincisinden de Cennet'tekini fazla bedel ödemeden temin
ediyorsunuz. Reise destek verince, sadece öbür dünyayı garantilemiş
olmuyorsunuz, aynı zamanda müsvedde tanrıcıklar sıfatıyla herkesi yargılama,
cennetinizden kovma, cehennem acılarına mahkum etme yetkisine
kavuşuyorsunuz.
İktidar yozlaşması, sosyal medyadaki iktidar destekçilerine ve yandaş
kalemlere bakılırsa çürümenin en son safhasına varmış durumda. Bu kadar
yozlaşmış ve çürümüş payandalarla kimse uzun süre saltanat süremez.
gti...@aol.com: Feb 08 04:47AM -0500
Cumhuriyet donemi icin soylenen en buyuk yalanlardan birisidir Laik devlet oldugumuz.
Laik (artik sekuler deniliyor) olmamizin kriterleri sunlar:
Inanc ozgurlugunun olmasi
Dinle devlet islerinin karistirilmamasi
Devletin butun dinlerden esit mesafede bulunmasi
Politik liderligin, dini inancina bakilmaksizin, iktidar olabilmesi
INANC OZGURLUGU
Kemalist tek-parti doneminde, inanc ozgurlugu yoktu; ve butun dinler baski altindaydi; bilhassa Islamiyet.
Hatta, din adamlari ketledildi, camiler yikildi, Diger dinlerin mal varliklarina el konuldu.
Ainlerini ve ibadetlerini kapali yerlerde (camiler, evler, kliseler...) gozden uzak yapabiliyorlardi.
AK Parti gelene kadar, Turkiye'de inanc ozgurlugu yoktu; cunku, inanca bagli olarak giyinilemiyordu, devlet burokrasisinde calisilamiyordu, ve TBMM'de o giysilerle oturulamiyordu. Okula sokmuyorlardi.
DIN-DEVLET ISLERININ AYRILMASI
Bu da yoktu; cunku, devlet dini siki kontrol altinda tutmak, etkisizlestirmek istiyordu. Bunun icin Diyanet isleri Reisligi kuruldu. Tevhid-i tedrisat kanunu cikarildi. Turbeler, tekkeler, zaviyeler, tarikatlar kanun ile yasaklandi. Harf devrimi yapildi. Camilerdeki vaizleri devlet verir oldu; imam maaslarini devlet oduyordu. Ezan Turkcelestirildi.
Dini egitimi sadece devletin yapmasina musade ediliyordu. Bu da imam yetistirmek icindi. Genel halkin dini egitim gormesine musade edilmiyordu. Arapca'ya, harflerine, Araplara karsi tutum sergileniyordu. Dupeduz, nesilleri dinden uzaklastirma politikasi guduluyordu. Dinle iliskili her sey kotuleniyordu: din adamlari, alimleri, Arapca, Araplar, Osmanli, vb. Bu politikalar Komunist/dinsiz ulkelerdekinin benzeri idi.
Yani, din devlete hic karisamiyor, ama devlet dinin ve dindarlarin her isine karisiyor, hatta katliamlar bile yapabiliyor, dindar halkin, secilseler dahi, iktidar olmamalari icin darbeler yapiliyordu.
Kismen de olsa, bu durum simdi bile devam ediyor, Devlet dini parasal yonde destekliyor. Dindar iktidarlara karsi darbe ihtimali hala mevcut. Dini dergahlar, tarikatlar, tekkeler hala yasak. Halbuki bunlar din ozgurlugu kapsamindadir.
Dinin baski altinda tutulmasi dinsiz Kemalizm'in dinsiz Komunizm'den etkilenmesi sonucudur diye dusunuyorum. Oyle ki, CHP kodamanlarinin bir ara Islamiyet'i Turkiye'de 30 senede bitirebileceklerini konustuklari TBMM zabitlarinda mevcut. Sonucta, Kemalizm de, Komunizm de kulturel devrimlerdi. Cok buyuk katliamlar yapildi, bilhassa Komunizm adina, lakin ikisi de kalici olmadi.
DEVLETIN BUTUN DINLERE ESIT MESAFEDE BULUNMASI
Bu prensip te Turkiye'de yakin zamana kadar gerceklesemedi. Cunku, irkcilik yuzunden son senelerde acilan, korunan kliselerin onarimina, bazi mallarinin iade edilmesi gibi kararlara cok itirazlar oldu. Devlet, imam maaslarini veriyorken, kliselerdeki papaz maaslarini odemiyor.
POLITIK LIDERLIGIN INANCLARINA BAKILMAKSIZIN IKTIDAR OLABILMESI
Gayr-i Muslimlerin sayilari artik o kadar az ki (%18'den %0.2'nin altina dustu)) ne bir siyasi parti kurabilirler ne de iktidar olmayi dusunebilirler. Vekil secilenler var. Osmanli'nin son doneminde 33 siyasi parti mevcuttu ve bircoklari gayri muslimlerin partisiydi. Kemalist rejim hepsini yasakladi.
Velhasil, Cumhuriyet doneminin en buyuk sirlarindan birisi laik/sekuler olmamizdir. Cunku degildik.
Bilakis, Kemalist rejim, din dusmani nesiller yetistimek icin cok caba sarfetti. Lakin, halkin ancak kucuk bir kesimini ikna edebildi.
Gunes Ecer
Dr. Y. Muh.
-----Original Message-----
From: Aydogan Kekevi <dog.k...@t-online.de>
To: Aydogan Kekevi <dog.k...@t-online.de>
Sent: Sat, Feb 6, 2016 11:49 am
Subject: WG: 5 Şubat 1937.Laikliğin Anayasamıza Girdiği Gün. Orhan Çekiç anlatıyor...
Von: Lale Gurman [mailto:lale....@gmail.com]
Gesendet: Samstag, 6. Februar 2016 19:22
An: …………..
Betreff: Fwd: 5 Şubat 1937.Laikliğin Anayasamıza Girdiği Gün. Orhan Çekiç anlatıyor...
Değerli Dostlar,
5 Şubat 1937.
Bu tarih, laiklik ilkesinin anayasamıza girdiği gün. Yani hepimizin aydınlığa doğduğumuz gün.
Ne var ki laikliğe saldırılar, hiç durmadan sürmekte.
Ocak 2013’te Akit gazetesi Orhan Çekiç’in derslerinde başörtüsü karşıtlığı yaptığını günlerce manşetlerine taşımış, yalan yanlış ifadelerle Orhan Çekiç’i suçlamış, cezalandırılması için kampanyalar açmıştı. Maltepe Üniversitesi Rektörlüğü de bu baskılar karşısında Orhan Çekiç için soruşturma dosyası açmıştı…
Soruşturma sonuçlanmış, Orhan hocanın bahsedildiği gibi bir başörtüsü
karşıtlığı, vs. yapmadığı açıklığa kavuşmuştu.
Laiklik tartışmalarının had safhalara çıktığı günler içindeyken, yakın geçmişte yaşananları alttaki bağlantıyı açarak yeniden anımsamakta yarar var…
Dostlukla,
Lâle Gürman
http://www.dailymotion.com/video/x14wwmc_laiklige-sorusturma-yrd-doc-orhan-cekic-canli-yayinda_news
--
--
“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde de savaşmayı sürdürür.”
Seneca
--
“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde de savaşmayı sürdürür.”
Seneca
"Serendip Altındal" <serendip...@gmail.com>: Feb 09 12:02PM +0200
*09.02.2016***
*
*
*Rüyaların tarifsiz özgürlüğünde en azından uyurken özgür ve bağımsız
olabilmek de nefis için bir yerde çözümdür. Her ne kadar niçin, neden
soruları sorulduğunda cevabı verilemiyor olsa da, aslında bu kendinden,
daha doğrusu da kendi güncelinden kaçışın. *
**
*Yaşadığımız kahreden çözümsüzlükte biz hep kaçıyoruz da, yoksa
rüyalarımız mı bizi kovalıyor? Ne zaman bitecek bu kovalamaca. Gözümüzü
ebediyen kapattığımızda mı? Yoksa o zaman da sonu gelmez bir başka kaçış
mı bekliyor olacak bizleri acaba? Bakın bunların cevabını bile, en
tarafsız halimizle dahi kendimize veremiyoruz. Ve tarihler içinde bir
şeyler söylemeye çalışmış olanları okumakla yetiniyoruz sadece.*
**
*Ne ki şimdi bunları, karamsarlık anaforunda dönüp durduğum ve
çaresizliğimi ortaya dökme nedenim olduğu için söylemiyorum. Bilakis ana
fikri, her anaforun spiralinin ucunda, taşıdıklarını bırakacağı bir
başka delta olduğunu iyi bilen bir bilgiçlikte savunuyorum. Aslında bu
da benim çıkış yolumdur; ama aynı bağlamda senin de dostum bilesin.*
**
*O halde mevcut olan ve olabilen tüm tezleri üst üste koyup nihai
senteze varalım istersen birlikte. Önce ne olacak bu CHP’nin hali
demekle de başlayabiliriz mesela, eğer istersen tabi. Çünkü çok iyi
biliyoruz ki; geleceğin Türkiye’sinin altın anahtarı, tüm günah ve
sevaplarıyla sadece CHP’nin parmakları arasında olacaktır yine de. Hoş
bu anahtarı şimdilik kullanamıyor olsa da. Eninde sonunda usta bir
çilingir bulup açamadıkları bütün kilitleri açabileceklerine olan
inancımızı yine birlikte yaşatalım istiyorum özetle de.*
**
*Yeni Dünyanın görünen yüzünü değil; ama görünmeyen yüzünü hedefe
koymakla belki CHP ye daha fazla yardımcı olunabilinir. Çünkü görünen
yüzün, o da sadece Atatürk’ümüzden bu yana olanları tenzih etmek
kaydıyla, bugüne kadar bize bir faydası olduğunu ve bundan sonra da
olabileceğini söylemek mümkün değildir. Bu durumda da, içimizde ki
Atatürk’ü devreye sokup acaba o olsaydı ne yapardı demekten başka da bir
çare kalmıyor bizlere.*
**
*O halde aradığımız ve ihtiyacımız olan çözümün ısrarla bizden
gizlenmeye çalışılan arka yüzünde olduğunu herhalde artık fark etmiş
olmalıyız. Yani dertler çoğaldıkça, çareler de çoğalır ve bu ikisi de
sonsuzdur aslında. Buna göre de, bizi tekrar huzura kavuşturmak üzere,
bir değil; ama birden çok fazla yol da mevcut olmalıdır yakın doğamızda.
Yeter ki, tespiti doğru yapalım.*
**
*Demek ki vizyon sahibi yeni kanaat önderlerine acilen gereksinim var
demektir. Bütün mesele de bu mu yani. İşte şimdi son soruyu da kendimize
sorabiliriz artık. _Kanaat önderim mutlaka tanınmış bir siyasa kökenli
mi olmalıdır???_*
**
**
*Güneydoğumuzun Kabristana döndüğü bu günlerde şehitlere peş peşe
ağıtlar yakılırken, sebep olan leş kargalarının telef edilen sürülerine
bir bakış dahi atmak gelmiyor insanın içinden. En azından kendi
hissiyatım bu, sizinkini bilemem. *
**
*Amerikalı çakalların gözümüzün içine baka baka utanmadan söyledikleri
“PKK bizim için de bir terör örgütüdür. Türklerle dostluğumuz bakidir.”
Şarlatanlığının siz de yarattığı algıyı bilemem; benimkini lütfen
sormayın bana. O zaman şah damarı çatlamış eski İstanbul beylik
argosunun bütün zarafetinin, nasıl bu satırlara çıkartma yapacağını,
inanınki yaşamak istemezsiniz. *
**
*Ailelerinin küçük yaşlarda sokaklara terk ettiği, itilen, kakılan,
yaşayabilmek için bulduğu yenebilir her çöpün üstüne atılan, tinerci
çocukların bile midelerini isyan ettirecek Amerikan mamalarını, hala
yemekte ısrarcı olan içimizde ki midesizleri ise artık yorumlarınıza
havale ediyorum…*
**
**
*Avrasya’dan bir tutam, Rusya’nın akraba kanadından iki tutam,Çin’den,
Uzak Asya’dan, Japon’dan gönlünüzce miktarlarda alarak ve Güney
Afrika’yı da içine katan BRİCS den bir buket ile de harmanlayarak,
mikserden geçirelim, bakalım ne çıkacak ortaya. Belki de bize daha önce
neden yapmadık dedirtecek müstesna bir hayat iksirimiz olur, kim bilir.
Nasıl denemeye değmez mi Emmioğullarım.*
**
*Yoksa bu kadar itilip kakıldıktan sonra, kanımızı emen sülük ABD ve AB
kuyruğunda, bir deri, bir kemik tıynette yaşam sürdürmekte hala
kararlımısınız? Ne zaman adam olacağız. Yedi düvele “i_şte budur Atatürk
Cumhuriyeti Türkiye’si_” dedirterek, şanlı bayrağımızı düştüğü yerden
kaldırtıp, saygı ile yeniden gönderlerine çektireceğiz…*
**
**
*Günlerdir Erdoğanların Başkanlık Anayasasına destek vermeyin, onlarla
aynı masaya oturmayın diye feryat eden Perinçek’i duymamak veya ciddiye
almamak, CHP ve MHP ye sonuçta bühtan karası çalacaktır. Ve bundan
arınmaları da çok zor olacaktır. *
**
**
*Ne yaptılar, ettiler küçük Ekvator da bile aziz devletimizin şerefini
iki paralık etmeyi becerdiler. Oradan bile NOTA yiyip paketlendiler.
Yazık oluyor şerefli, şanlı tarihiyle bu güzel vatanımıza, layık değiliz
bu adamlara. Adamı uçurttular ve topun ağzına sürdüler. Muhtemelen de
kendisini top mermisi gibi görmeye başladı artık. Geriye dönüşü de
kalmadı garı. İlle de Başkanlık moduna girdi. Hep yanında taşıdığı
birbirleriyle kıvırma yarışında ki dansözleri ise, nasıl olsa onunla da
onsuz da parsayı toplayacaklarını düşünüyor olsalar gerektir.*
**
*Öyle ya kazanırsa, nasılsa birlikte kazanacaklar, düşerse de “biz
devirdik” havasına gireceklerdir nasıl olsa hemen. Bekleyelim ve
görelim. Gerçi ülkemin başında bir Devlet yok; ama olan çakma Devlete de
6 ay vade biçen bir çakma Başkan adayı var. Yoksa bu zat devleti tek
başına filan mı devirmeyi planlıyor. Veya IŞİD in başına filan geçme
niyetinde mi acep? Artık Katarlıları ve Suudları falan da alacaktır
arkasına muhtemelen. Yani nereden baksan falan, filan, yapılan tüm
masrafların gerçek mağduru bizlere ise kalan, sapla, saman. Sana kolay
gelsin, haydi artık yat uzan.*
**
*Demek ki yakın bir vade sonunda, bir yanda Erdoğan komutasında Ehli
Salip ordusu, diğer yanda Türkiye Cumhuriyetini Sevenler Derneği karşı
karşıya gelecek demektir. İyi de, TSK veya Atatürk’ün Ordusu, bütün bu
işlere sessiz ve derinden ne diyecektir acaba, hem de çevrede birileri
kimseyi adam yerine koymadan, kendi kendilerine böyle gelin güvey olup
duruyorlarken.*
**
**
*Pekiyi sen ne diyorsun bütün bu işlere ey Türk Milleti! Temiz şehit
kanlarıyla yıkanmış o sokaklarda hangi suratla dolaşabiliyorsun
hala.Alo! Ses ver hala hayatta mısın? Tutunmuşsun mal bulmuş gibi
besleme partilerin kuyruklarına, gözün başka da bir şey görmüyor. Bir o
yana, bir bu yana savrulup duran ot gibisin. Ne olacak senin bu halin
arkadaş. Sahiden sen yaşıyor musun, onu söyle bari…*
**
***Serendip Altındal*
*Özün Kişiliğinin Aynasıdır...* <http://serendipaltindal.blogspot.com/>**
*serendipaltindal.blogspot.com* <http://serendipaltindal.blogspot.com/>
** <mailto:serendip...@gmail.com>*serendip...@gmail.com*
*Video Kanalım* <https://www.youtube.com/user/MrSer0609>
**
"Ömer AKBIYIK" <tur...@gmail.com>: Feb 08 05:32PM +1000
aahttps://www.youtube.com/watch?v=75vomuLtXnY
*Von:* M.Kemal Adal [mailto:adalk...@gmail.com]
*Gesendet:* Sonntag, 7. Februar 2016 13:31
*An:* undisclosed-recipients:
*Betreff:* *Erol Evgin - Mustafa Kemal'i Gördüm Düşümde*
[image: Satır içi resim 1]
*https://www.youtube.com/watch?v=75vomuLtXnY&feature=youtu.be&list=RD75vomuLtXnY
<https://www.youtube.com/watch?v=75vomuLtXnY&feature=youtu.be&list=RD75vomuLtXnY>*
--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
http://kemaladal.blogspot.com.tr/
--
E-Turkiyeyiz Biz dagitim listesi Turkish Forum - Dunya Turkleri Birliginin
yayin organidir ve web sitesi http//www.turkishnews.com ile birlikde
calisir.. facebook siteleri ise https://www.facebook.com/TurkishForumPage
ve https://www.facebook.com/turkishnewspage olarak secilmisdir
--
Genel UYARI!
Sayin Uyelerimiz,
Obekte cikan yazilarin sorumlulugu, ILGILI YAZININ SAHIBINE aittir. Obek
kurucusu, moderatorler ve diger uyeler sorumlu tutulamazlar. Obege uye
olanlar, uye olduklarinda yazilarindan sadece kendilerinin sorumlu
olduklarini kabul etmislerdir.Bu ifadeler her iletinin altinda yer
almaktadir, bu nedenle uyeler bu kosullarin varligindan haberdar
olmadiklarini iddia edemezler.
Gelisen sartlara ve gonderilen postalara gore; yukaridaki uyarilara, ilave
uyarilar yapma hakkimizi da sakli tutuyoruz.
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Türkiyeyiz Biz" grubuna abone olduğunuz
için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için
eTurkiyeyizBi...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, eTurkiy...@googlegroups.com adresine
e-posta gönderin.
Bu grubu https://groups.google.com/group/eTurkiyeyizBiz adresinde ziyaret
edebilirsiniz.
Bu tartışmayı web'de görüntülemek için
https://groups.google.com/d/msgid/eTurkiyeyizBiz/56b7b3c2.881e1c0a.da46c.ffffa052SMTPIN_ADDED_BROKEN%40gmr-mx.google.com
<https://groups.google.com/d/msgid/eTurkiyeyizBiz/56b7b3c2.881e1c0a.da46c.ffffa052SMTPIN_ADDED_BROKEN%40gmr-mx.google.com?utm_medium=email&utm_source=footer>
adresini ziyaret edin.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret
edin.
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 09 03:06AM +0200
Psişik Silahlar ve Psişik Silahlanma
Ölüm ışınlarını ve nükleer bombaları unutun. Psişik güçler, geleceğin silah olacaktır. İnsandaki beş duyu ötesindeki güçlerin veya algıların genel adı olan Pşisik olma hali ya da doğuştan olan Pşisik insanlar uzun zamandan beri ABD´de, eski SSCB´de ve şimdi Rusya´da özel güçlerini askeri alanda kullanıyorlar mı? Bu geniş araştırmada, yaşananlardan söz ediliyor.Dükkanın önündeki yazı şöyleydi: “Madam Zodiac, psişik güçler-geleceğin falı ve burçların okunması” Madam Zodiac’ın Washington’daki dükkanı saat 11:00’de açılıyor ve düzenli müşteriler, öğle tatillerinde geliyorlar. Vizite 10 dolar. 1979-1980 arasında her ayın üçüncü Salı’sında Madam’ın dükkanı özel bir müşteri için saat 09:00’dan biraz sonra özel olarak erken açılırdı.
Müşteri bir donanma komutanıydı, genelde sivil giyinirdi ve bir çanta taşırdı. Madam, kristal küresini, tarot kartlarını ve fotoğrafları bir kenara ittikten sonra ona çay yapardı. Komutan sigaradan kurtulamıyordu, Haziran’dan sonra günde yarım pakete düşürmüştü ama tamamen bırakamıyordu. Ama Madam Zodiac, onun yıl sonuna kadar sigaradan vazgeçeceğini söyledi. (Bu kehanet kanıtlandı. Komutan şimdi hergün 6 mil koşuyor ve Deniz Piyadeleri maratonuna katılmayı hedefliyor.) Fakat Komutan, her ziyaretinde içinde 400 dolar olan zarfı, sigaradan kurtulmak için Madam´a vermiyordu. Para, Deniz Kuvvetleri´den geliyordu. Masaya konan resimler ve fotoğraflar, Sovyet denizaltılarının Doğu Amerika sularına yakın bölgedeki rotalarını gösteriyorlardı.
Madam Zodiac’ın işi; psişik güçlerini kullanarak Deniz Kuvvetleri’ne ait gemi ve uçakların yapamadığını yaparak Sovyet misil ve denizaltılarının rotalarını bilmekti. Kısacası Madam Zodiac, Pentegon’un “Medyum Teknolojik-Risk Projesi” olarak işlemlendirdiği kişiydi. Aralık, 1980’de Ordu Teftiş Gazetesi, “Yeni Ruhsal Savaş Meydanı: Beam Me Up Spock” başlığıyla bir makale yayınlandı.
Makalenin yazarı, üsteğmen John B. Alexander idi. “Avrupa’ya 2. yayılma dönemi” ve “Savaşa hazırlanmak: Lojistik destek programı” gibi makaleleri de yazan Alexander’ın bu yazısı bazı şöyle başlıyordu:
* Beyin gücünü etkileyen bazı silah sistemleri vardır ve öldürme kapasiteleri çok önceden incelenmiştir.* Çok uzak mesafelerden bile hasta etme ve öldürme gibi yetiler vardır. Hiçbir fiziksel neden olmadan ölüme veya hastalığa yol açabilirler. Bu tip silah sistemleri, böcek ve kurbağalarda denenmiştir fakat insanlara olan ölümcül etkisi tartışılmaktadır.* Telapatik hipnozun kullanımı ise, ordu içinde yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu yetenek bazı ajanların çaba sarfetmeden, önemli bilgileri ele geçirmesini sağlayabilir.* Açıkça psikotronik silahlar vardır ama kapasiteleri bilinmemektedir.
Milyarlarca dolarlık bütçe; Alexander ciddi miydi? Pentagon, gerçekten bazı falcıların denizaltıları durdurabileceğine inanıyor muydu? Alexander’in yazdığı bu makaleden haberdar olan birçok kişinin bunu saçma bulduklarını söylüyor. Neden ise şu: “Bu durum, kendi gerçekçilik kapasitelerini aşıyor. Dünyanın tepsi gibi olduğuna inananlar bile varken…”.
Bir çok araştırma gizli proje olarak saku dışılanıyor, tanımlanamayan programlar gizli tutulmak isteniyor. Örneğin; 1978’de CIA’nın Sovyet Duyu Dışı Algılama çalışmaları ile ilgili istihbaratına şöyle bir başlık konulmuştu. “Biyolojik Transfer Sistemleri’nin Öyküsü”.
Eleştirmenler, parapsikolojinin, dünyevi problemler için kullanılması projesine karşı çıktılar. Örneğin, psişik güçlerin bir denizaltıyı yok etmesi gibi. Onlara göre, bilimi, teorik bulgular yine aynı bilim tarafından kabul edilmedikçe kullanamayız. Peki ama ya Madam Zodiac gerçekten Sovyet denizaltılarının yerini keşfedebiliyorsa? Michigan Üniversitesi Sosyal Bilimler profesörü olan Marcello Truzi, psişik güçlerin askeri ve politik olarak çok önemli olabilecekleri ve önemli ulusal güvenlik programlarına girebilecekleri için tehlikeli oldukları konusunda uyarıda bulunuyor. Bu tür güçlerin varolma ihtimali çok yüksek değil ama olasılık küçük de olsa, yadsınamayacak kadar önemli. 70’li yıllarda donanma Uluslararası SRI’nın beyin takımıyla 50703 dolarlık bir anlaşma imzaladı. Görevleri, psişik güçlerin elektromanyetik kaynakları yok etmelerini önlemekti. Eğer psişikler bir başka odadaki parlayan ışığı hissedebiliyorlarsa, belki de denizaltıların çok zayıf elektromanyetik dalgalarını da farkedebilirlerdi.
Medyumların pazar değeri artıyor; Yine de Donanma Halkla İlişkiler Bölümü kurumun psişik güçlerin denizaltıları bulmak için kullanıldığını inkar eden resmi bir belge yayınladı. Belgede psişik-anti-denizaltı projesi şöyle tanımlanıyordu: “Bazı insanların farkedilemeyecek kadar büyük elektromanyetik dalgaları hissedebilme yetisini araştırmak.” Aslında bazı insanlar derken, medyumları; düşük seviyedeki elektromanyetik dalgalar derken de, denizaltıların elektromanyetik titreşimlerini; hissedebilmek derken de psişik güçleri kastediyorlardı. Uzun proje raporlarında “psişik” kelimesi hiç kullanılmamıştı. Oysa SRI’nın en önemli araştırmacıları olan Harold Puthoff ve Russel Targ, dünyanın en bilinen medyumları olarak tanınıyorlar. Yapılan kontrat sonucunda SRI, son raporunu 1978’de yazdı. Raporda birçok psişikle önemli başarılar elde edildiğini iddia ediliyordu. Ama Donanma yetinmedi hatta donanma sözcüsü 1982’de yaptığı açıklamada, bu çalışmayı psişik olarak tanımlamayı reddetti. Bu inkarların tersine, donanma en azından psişik güçleri olan 34 kişiyi denizaltıları saptaması için almıştı ve Madam Zodiac da bunlardan biriydi kod adı “Pseudonim” idi. Kontratında gizlilik ve susma koşulu bulunuyordu. Ama bir diğer medyum olan Shown Robbins, National Enquirer dergisinde, isminin “Donanmanın medyumu” olarak geçmesine ses çıkarmadı. 1973’te New York’da Mainmondies Tıp Merkezi’nde Robbins, psişik-araştırma projesinde kullanıldı. Tipik bir deneyde, duygusal tahrik ölçüldü. Hatta başkalarına erotik filmler izletilip, Robbins’in telapatik algı yeteneği ölçüldü. Filmlerden sonra denekler, uykuya yatırıldı ve rüyaları ya da seri göz hareketleri (REM) monitörlere yansıtıldı. Daha sonra denekler uyandırılarak rüyalarını anlatmaları istendi. Robbins’in rüyaları, filmin içeriğiyle paralel oluyordu ve filmi seyreden diğerlerinin rüyalarına uyuyordu. Araştırma ekibine göre; Robbins’in olağan dışı psişik güçleri vardı. Testler bittikten hemen sonra, çalışmalara para sağlayan fonun yöneticilerinden birisi Robbins´i çağırarak kendisinin araştırmacı deniz subayı olduğunu söyledi. Adamın söylediğine göre donanma, düşman hedeflerine karşı Robbins’in psişik güçleriyle ilgileniyordu. Ve Robbins, anlaşmayı kabul etti. Madam Zodiac gibi ona da Sovyet gemi resimlerini ve çizelgeleri vererek, gemilerin yerini ve durumunu belirlemesini istediler. Robbins üzerinde daha çok test yapmak istiyorlardı ama o bunu reddetti. Çünkü ondan Yunanistan’da gizli bir hazineyi bulmasını istenmişti. Yedi yıl sonra, aynı donanma komutanı, ondan Madam Zodiac projesine katılmasını ve testlere girmesini istedi. Fakat bu gerçekleşemedi, Robbins işini iyi yapıyordu ama Reagan’ın bütçe kesintisi kararıyla programdan çıkarıldı.
“Atom bombasını durdurabiliriz…” II. Dünya Savaşı sırasında başlatılan ve geleceğin en önemli parapsikolojik araştırmaları olarak tanımlanan projelerin bütçesi Donanma tarafından karşılanıyordu. O dönemde, hayvanların psişik güçleri üzerinde yapılan bazı deneylerde martılar kullanıldı. Martılar psişik güçleri sayesinde Alman denizaltılarının periskoplarını tahrip edeceklerdi. Bütün bunlardan daha ciddi bir çalışma ise Duke Üniversitesi öğretim görevlilerinden J. Gaither Pratt’ın başkanlığında gerçekleşti. Projenin amacı güvercinlerde psişik bir mekanizması bulmaktı. Bu tür bir buluş denizaltıların su yüzüne çıkmadan daha kolay ve uzun sefer yapabilmelerini sağlayacak, ayrıca geceleyin bombardıman yapılacaktı. Donanma bu tür çalışmalara 60’lara kadar devam etti. Fakat en önemli psişik proje, Donanma yerine Hükümet tarafından gerçekleştirildi. Donanma, 1977’de Virginia’da bir psişik mesajcı olan Dr. Charles Whitehouse’u “Hayali Görüntü Analiz İstasyonu”na aldı. Whitehouse artık, içinde psişik enerjileri çoğaltan elektronik aletler üreten USPA adlı bir organizasyonu da içeren Birleşik Devletler Psikotronik Topluluğu´nun bir üyesiydi. Whitehouse, Donanma Araştırma ve Geliştirme Departmanı Başkanı olan Robert Skillen’e, eğer makinaya Sovyet denizaltıların bir resmi konursa yerlerini hemen tespit edebileceğini söylemişti. Skillen; “Bu yolla denizaltıların yeri bulunabilir” diyerek onay verdi. Whitehouse, CIA ve Donanmadan birçok kişiye makinayı kullanmayı öğretti ve Donanma bu küçük siyah kutuya 5.111 dolar ödedi, Skillen, Whitehouse’un yaptığı çalışmanın övgüye değer olduğunu sürekli yineliyordu. Whitehouse, aldığı parayı yeni bir hayali görüntü analiz makinası için harcadı. Daha sonra bu makinayı kanser hastalığının tedavisi için kullandı. Kliniğinde auralarında boşluklar yada dengesizlikler olan hastalara değişik renk kombinasyonları yönelterek onları tedavi ediyordu. Ayrıca başka hastalıklar da auraya çeşitli renklerde ışık kombinasyonları doğrultarak tedavi ediliyordu. Whitehouse, ayrıca bu makinanın teknik kılavuzunda bazı bombaları etkisiz hale getireceğini de iddia ediyordu (Hidrojen ve Atom bombaları). Diğer hükümet ajanları, sivil yetkililer ve Hava Kuvvetleri, makinanın Atom bombasını imha edilebilmesiyle ilgilenmediler. Ama tıp dünyası ilgilendi ve doktoru, hastaları dolandırmakla itham ettiler. Sonunda Whitehouse, Tayland’a yerleşti, hayatının daha sakin olacağını düşünüyordu.
“Hiper-uzay nükleer havan topu” Donanmanın 1972’de yaptığı bu araştırma “çok gizli” bilgiler arasına girdi ve ancak 1978’de gün ışığına çıktı. Şöyle deniyordu: “Psişik araştırmalar yapan Sovyet güçlerinin er ya da geç aşağıdakileri gerçekleştirmesini bu yolla engelleyeceğiz.
A) Amerika’nın çok gizli dosya içeriklerini, gemilerimizin rotasını ve yerini, ordunun yerleşme düzenini bulmalarınıB) Kilit noktalardaki Amerika liderlerinin ve sivil örgütlerinin düşüncelerini okumalarınıC) Amerikalı subay ve yetkililerin ani ölümlerini sağlamalarınıD) Amerikan uçaklarını ve uzay araçlarını uzaktan tespit etmelerini, önleyeceğiz”Bu vahiysel tahminler, göründükleri gibi inanılmazdır. Ayrıca entellektüel gruplar tarafından da tellaffuz ediliyorlardı. 1978’deki bir diğer donanma raporunda Sovyet Psikotronik silahlarının yani ruhsal yetilerin savunma ve saldırı fonksiyonlarını durdurmak için kullanılıyordu. Ayrıca raporda telapatik hipnozun Amerikan nükleer silahlarını etkisiz hale getirebileceğini belirten bir uyarı da vardı. Böylece 1981’de Hava kuvvetlerinin ordu adına savunma amaçlı psişik kalkanlar alması gündeme geldi. Bu kalkanlar, USPA tarafından üretiliyorlardı. Çalışması için biraz kan veya karşı taraftan gerekli kişinin saçı yeterliydi. İnanılmazdı ama sanki ABD Ordusu büyücülüğe başlamıştı, Alexander’in makalesinde telapatik hipnozun büyük bir potansiyele sahip olduğu yazıyordu. Bu yetenek, karşı tarafın ajanlarını programlar hakkında bilgi almaktan alıkoyabilirdi. Üstelik Amerikan ajanları da bu metodla herşeyi bilebilirlerdi. Söylendiği gibi: “Mançuryalılar, yaşamlarını bir tek telefon konuşmasına gerek duymadan sürdürürler” Emekli teğmen Thomas Beardan, ordunun iletişim analizcisi olarak çalışmıştı ve Sovyetlerin, bütün bunlardan daha öte silahları olduğunu söylüyordu; “Hiper-uzay nükleer havan topu” gibi… Bu psişik silahlar, stratejik noktaları tek bir atışla çöl haline getirebilirdi. Metod şuydu; tek bir nükleer patlama sınırsız şekilde evrenin her yerine naklediliyordu. 7 dönemdir senatör olan Charlie Rose bu saçma görünen iddiayı ciddi buluyor. O’na göre; Ruslar bu işin üstüne çok düşüyorlar ve Amerika bunun gerisinde kalmamalı.
Ruhsal hidrojen bombaları; Rose, hukukçu ve tütün lobisinin liderlerinden, üstelik kendisi bilgisayarlar konusunda uzman ve Geleceğin Teknolojisi Komisyonu´nun da kurucusu. Bu aslında resmi olmayan, özel finanse edilen bir kurumdur. Rose ileri teknoloji ile ilgili birimi; füturist ve “Gelecek Şoku” adlı kitabın yazarı olan Alvin Toffler’den sonra gündeme getirdi ve Kongre´nin bu konuyla ciddi bir şekilde ilgilenmesi gerektiğini ortaya attı, gazetelerde bir çok makale yayınlandı. Uzay kolonilerinden, gen düzenlemelerinden, yumuşak enerjiden ve diğer New Age konularından söz edildi. Rose, Amerikan hükümetinin psişik silahlar için çok fazla para harcaması gerektiğini düşünmüyor. Çünkü ona göre ilk önce bu silahların nasıl bir teknoloji ile yapılması gerektiğini öğrenmek gerekiyor. Ama eğer teknolojik yapıyı anlayabilirsek, işte o zaman “Psişik Manhattan Projesi”ne ihtiyacımız olacak. (Manhattan Projesi, 1945´de atom bombası deneylerine verilen isimdir.) Senatör, bu teknolojik bilginin ufukta olduğunu söylüyor. Rose, daha öncelerde uzak yerleri görmeyi sağlayan uzak görüş yeteneği ile ilgili olarak CIA dosyalarına girmişti. Bunu şöyle anlatıyor; “Uzak görüş yeteneğiyle ilgili inanılmaz örnekler gördüm. Bana kalırsa bu alandaki gelişmelere yakınlık göstermeliyiz, özellikle de Rusların yaptıklarına. Eğer gizli bulgulara erişebilecek psişik silahlarla donatılmış insanlar yaratırlarsa, hiç bir sırrımız kalmayacaktır.” Rose, CIA ve Pentagon’daki şüphecilerin Amerika’nın uzak görüşle ilgili araştırmalarını engelledikleri düşüncesinde, şüphecilerin, araştırmaları engellediklerini çünkü uydu fotoğrafları kadar kesin olmadığını düşündüklerini belirtiyor ve şöyle devam ediyor; “Bana kalırsa bu ucuz bir radar sisteminden başka birşey değil. Ayrıca Ruslar böyle önemli bir projeye sahiplerse, gerçekten başımız belada. Bu ülke garip psişik gereçlere, lazerler arkasından bakmaya korkmuyorlarsa bizim de korkmamamız gerekir. Daha da kötüsü, yarın Ruslar bu tekniği ve bilgilerini Orta Doğu terörünün eline de verebilirler.”
Bu tür insanlar çok tehlikeli olabilirler… California Üniversitesi psikologlarından Charles T. Tart’ın incelemesine göre; ciddi hükümet dışı araştırmacılar olası bir psikolojik askeri uygulamayı önemli buluyorlar. Amerika’daki en ünlü 14 parapsikoloji laboratuarının onüçü Tart’ın anketine cevap verdi. Hiçbirisi bu tür psişik güçlerin casusluk alanında kullanılabileceğini reddetmedi. Üstelik bu konuda çok para harcandığını ve bilimsel insan gücü kullanıldığını söylediler. Dördü casusluk için “olabilir”, beşi “belki”, geri kalan dördü ise “kesin” nitelemesini kullandı. Aynı oranda incelemeci ise; psişik güçlerin, fiziksel zarara, hastalığa ve hatta ölüme yol açabileceğini ya da bilgisayar türü gereçleri bozabileceğini söylüyorlar. Tart’ın araştırmasına katılan 5 laboratuar, Amerikan Hükümeti´nin kendilerine resmi
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 09 01:36AM +0200
<http://1.bp.blogspot.com/-N1KmIgDX_YI/VqdFj-N-vLI/AAAAAAAAESI/In-CBYhCkxE/s1600/Cryonics-on-humans-1000x580.jpg>
Cryonics projesi tıbben ölen insanların dondurularak yıllar sonra tıbbın ilerlemesiyle hastalıkların çözümleneceği bir zamanda diriltmesini amaçlayan bir programdır.
Bilim kurgu filmlerinden sıkça gördüğümüz (özellikle Vanilla Sky) insanların kendini dondurması fikri gerçekten şu an uygulanmakta ve Bu proje satışa sunulmaktadır. En ünlü Yeniden dirilme projesi Alcor şirketi tarafından yapılan Bu işlem maliyetli bir iş olmasına karşın yeniden dirileceğine inanan insan sayısı bu programda 200 ün üzerindedir.
Cryonics projesi ilk kez fikir olarak Benjamin Franklin mektupları gösterilmektedir. Franklin dönemin bilim adamlarını bedenin dondurulması fikrini öne süren bir mektup yazdığı bilinmektedir. Ardından ilk kez Jones isimli yazarın 1930 tarihli romanında insanların doldurulmasından bahsetmektedir. Ardından 1960larda fizikçi Robert Ettingar ölümsüzlük ile ilgili yazdığı kitabında Cryonics terimini ortaya çıkarmıştır.
Bu terimin ortaya çıkmasının ardından bilim adamları çalışmalara başlamış ve 1965 te ilk kez akciğer kanserinden ölen Amerikalı ünlü psikolog James Bedford Bu proje dahilinde dondurulmuştur.
Öldükten sonra dondurulmuştur çünkü yasa gereği bir insanın klinikte öldürülmesi yasak olduğu için işin muhakkak ölümden sonra yapılması gerek mektedir. Bu işlemle ilgili yok 15 dakikada öldükten sonra ruhta bedenle beraber donar şeklinde uçuk varsayımlar olsa da kesinliği kanıtlanmaktadır.
Cryonics projesi 1970 lerde oldukça popüler olmuş, Ancak altı sene sonra dondurulan ilk insanların cesetlerinin çürüdüğü ortaya çıkmıştır. Sadece James Bedford'un cesedi kurtulabilmiştir.
Bunun üzerine bilim insanları daha geniş çaplı araştırmalar yapmış ve sıvı nitrojen uygulanması tekniği kullanılmıştır. Ardından gliserin enjekte edilmesi, kanın çekilmesi gibi yöntemler geliştirilmiş, Günümüzde ise organ nakillerinde kullanmadan camlaştırma teknolojisinin uygulandığı söylenmektedir.
Şu an Bu proje dahilinde İki yüzün üzerinde insanın dondurulduğu bilinmektedir. Ancak firmanın konsepti gereği isimlerin açıklanması istemediğinden dolayı net bir bilgi bulunmamaktadır. Buna karşın Binin üzerinde kişinin öldükten sonra dondurma üzere anlaşma imzaladı söylenmektedir.
Türkiye'de ise Çerkez Ethem'in yeğeni Güner Kurbanın Bu projede yer aldığı kendi açıklaması ile ortaya çıkmıştır.
Cryonics projesi temel olarak kişi öldükten sonra dondurulur ve sonraki yüzyıllarda teknoloji ilerlediğinde tekrar hafızası kaybolmadan çözülür ve yaşamına devam edebilir hatta istediği yaşta bile döneceği söylenmektedir. Tabii resmi olarak kanıtlanmasa da bunun böyle olabileceği bir varsayımdır. Cryonics projesinin başarısının en önemli terzi ise 1992 de Amerikalı bir bilim adamının köpek Miles'i yaşarken öldürüp dondurması ve 70 dakika sonra tekrar canlandırması ve köpeğin hiçbir özelliğinin bozulmamasına dayanmaktadır.
Pek çok ismi açıklanmayan zengin ve ünlünün Bu projede kendine dondurduğu, Walt Disney ile Mareşal Tito'nun Bu proje ile ilgili bilgi ve belge istedi söylenmektedir.
Yeniden kendini dondurma işlemi kendini donduran ve donmuş ortamlarda yaşayabilen canlılardan, özellikle kurbağalardan esinlenilmiş, kış uykusuna yatan hayvanlar taklit edilmeye çalışılmış ve bu anlamda Cryonics projesinin ileri zamanda uzay yolculuklarında dahil kullanılabilecek bir proje olduğunu ve bu bağlamda çalışmalarını hızlandırdığı söylenmektedir.
<http://2.bp.blogspot.com/-YstmhSC_t-k/VqdFpyriCUI/AAAAAAAAESQ/FMeEoksBHlk/s1600/56814ebd85d5b.jpg>
Bu proje teknik açıdan oldukça karmaşık olup ilk başlarda dolapta et dondurur gibi insan bedeni dondurulmuş, ancak yukarıda da belirttiğim gibi ilk deneklerin vücutları bozulmuştur. Ardından pek çok bilimsel teknik geliştirilmiş ve bu konuda uzman olmadığım için yine girmeyeceğim ancak kanın damardan çekilmesi, vücudun buz kalıplarında dondurulması ve sıvı nitrojen tüplerinde bekletme gibi bir dizi bilimsel fonksiyon ile işlem Bu projeye katılan kişiler de uygulanmaktadır.
Günümüzde Cryonics çalışmalarının bir umut tacirliği, bilimsel bir kandırma yöntemi olduğu iddia edilmektedir. Ölmek istemeyen! bir kısım zengin bu yolla kandırıldığı, insanlığın Bu şekil bir yöntemi uygulayamayacağı pek çok kişi tarafından dile getirilmektedir.
Işin dini boyutu konusuna çok uzman olmadığım için girmeyeceğim ama gerçek insan Doğar ve ölür. Ölüm Allah'ın emridir ve beden dondurulsa da ruhu nasıl dondurup muhafaza edecekleri büyük bir muamma. Yani bu işin baştan yanlış olduğu mantıken söylenebilir. Ancak bu projeye inanan insanlar oldukça fazla olup sayıları Günden güne artmaktadır.
[publicize twitter]
[publicize facebook]
[category teknoloji]
[tags BİLİM DOSYASI, Dondurulan İnsanlar, Cryonics Projesi]
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 09 11:42AM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Tue, 9 Feb 2016 02:52:38 +0200
Bilinmeyen Bir Geçmişi Anlatan “Aztek Şarkıları”
[image: Satır içi resim 1]
Az bilinen kaynaklar, günümüzün bilgi çağında artık birer birer ortaya
çıkıyorlar. Şimdi de, dünyanın uzak geçmişte dünyadışı canlılar veya antik
astronotlar tarafından ziyaret edildiğini anlatan antik şiirler bulunduğu
açıklandı. Bu şiirler bir ziyaretten çok bir yerlerden sürülmüş veya kaçmış
ya da terkedilmiş bir insanlığın dramını daha çok anlatıyor gibiler.
Alttaki şiir, “Canti Aztechi-Aztek Şarkıları” ndan alınma; çeviren ve
derleyenler
Ugo Liberatore ve Jorge Hernandez-Campos (Guanda, Perma, 1966).
Birisi gerçekten dünyada yaşadı mı?
Tüm zamanlarda değil, sadece bir an için,
Biz sadece uyku için geldik,
Sadece rüya görmek için,
Bu gerçek değil, gerçek değil,
Biz dünyaya yaşamak için geldik,
Fakat, kalbim ne yapabilir? Eğer nafileyse,
Biz dünyaya yaşamak için geldik,
Boş yere mi çiçekler?
Nerede kalbim? Yaşamın merkezi?
Nerede benim gerçek evim? Nerede benim gerçek yaşadığım yer?
Dünyada yaşamaya tahammül ediyorum,
Burada gösterişli ölüm doğmuş,
Tlapalla´dan alınan,
Atalarımız, dünyada ulaştılar,
Hangi sarkıyı söyleyeceğiz, dostlar?
Ve neye sevineceğiz?
Burada yanlız, şarkılarımızda yaşıyoruz,
Atalarımız orada doğdu, dünyada yaşadılar,
Ben dünyada yaşamaya tahammül ediyorum,
O, yaşamı gizledi,
Küçük bir sandıkta ve değerli bir kutuda,
Ama ben onları görecek miyim? Gözlerim görecek mi?
Babamın ve annemin yüzleri,
Bana şarkılarını sunabilirler,
Onların sözleri, neyi arayacağım?
Burada kimse yok;
Bizi dünyada bir yetim gibi terkettiler,
Nereye gideceğim dostlar, nereye?
Korkular tüm ağırlığı ile üzerimde,
Belki, Tanrı´nın evine,
Hangi yerden indik, göğün merkezindeki?
Ya da, dünyanın kalbindeki o torunlar?
Işığın yeşil yılanı,
Sen göksel kuşsun, ateşin renginde,
Ovaları baştanbaşa uçuyorsun,
Ölümün krallığında,
Savaşçı Huitzilopochtli,
Onun işi yükseklerdeydi,
Onun yolunu izleyenler,
Bulutların arasındaki görkemli yer,
Dondurucu rüzgarlar yerindeki o yer,
O, ateş duvarlarını yıktı,
Tüyleri topladığı yerde savaştı,
Fethettiği halklarla,
Savaşa istekli, Alevlenen geldi,
Kızgındı, dönen tozların arasından yükseldi,
Bize yardıma geldi, bu bir savaş, yakıcı,
Düşmanımız Pipitlan´da,
Dostlar bu iş, bizi dünyaya sürdü.
Bu bir gerçek, biz dost olacağız,
Bu bir gerçek, biz dünyada yaşayacağız,
Fakat zaman geldiğinde,
Siz dostluğumuzdan bıkacaksınız,
Ölümden nefret ediyor ve katlanıyorum,
Önemli değil, kıymetli taşlar gibi,
Yıpranmış birlikte olduğu gibi,
Önemli değil, biz bütünüz,
Bir gerdanlıktaki yanyana taşlar gibi,
Dostum, benim gerçek dostum,
Birbirimizi sevelim, Tanrı´nın aşkı için,
Bildiğin gibi, bu yüzden bende biliyorum,
Biz bir zamanlarda yaşadık,
Bir gün, buradan gideceğiz,
Buraya sadece birbirimizi tanımaya geldik,
Dünyaya geldik ama biz ödünç geldik,
Burada, kederli ve mahzunuz hala,
Burada, uzaklarda görülmeyi gözlüyor ve bekliyoruz.
https://insanveevren.wordpress.com/
http://www.yenidenergenekon.com/40-2/
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 09 11:34AM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
From: Yilmaz Karahan <karahan...@gmail.com>
Date: Tue, 9 Feb 2016 11:19:02 +0200
Kırım Türkiye’yi Tehdit Etmek İçin Ruslaştırıldı!
[image: Satır içi resim 1]
Dünyaca ünlü Türk tarihçi Halil İnalcık, Kırım’ın Rusya için Anadolu’yu,
Boğazları, İstanbul’u tehdit etme noktasında bir atlama eşiği olduğunu
belirterek, “Kırım, Türkiye’yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün
Sivastopol‘da, Ukrayna’ya bağlı olmasına rağmen Rus hakimiyeti vardır. Bu
neye yöneliktir? Türkiye’ye, Boğazlara ve İstanbul’a yönelik bir tehdittir”
dedi.
Aslen Kırım Türk’ü olan İnalcık, Ukrayna’da ortaya çıkan krizin ardından
Rusya’nın Kırım Özerk Cumhuriyeti‘nde etkisini iyice artırması ve Kırım’da
parlamentonun Rusya’ya bağlanma kararı almasına uzanan gelişmelerin
tarihsel arka planını AA muhabirine değerlendirdi.
Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyada sosyal bilimler
alanında sayılı 2 bin bilim adamı arasında gösterilen Prof. Dr. Halil
İnalcık, Kırım’ın tarih sahnesindeki önemine işaret etti.
Kırım’ın 1475’te Fatih Sultan Mehmet döneminde Gedik Ahmet Paşa tarafından
fethedildiğini hatırlatan İnalcık, Kırım Hanlığının Osmanlı Devleti ile
birleşmesinin, Osmanlı İmparatorluğunun Doğu Avrupa’daki gelişmeleri
kontrol etmesini temin ettiğini belirtti. İnalcık, Evliya Çelebi’nin de
Kırım Hanlığını, kuzeyden gelen tehlikelere karşı bir “sedd-i sedid”
(sağlam bir duvar) olarak gördüğünü söyledi.
Tatar Yanlış Bir Terim, Asıl Söylenmesi Gereken Kıpçak Türküdür
Rusya İmparatorluğu’nun, Osmanlı denetimindeki Kırım Türklerini tarih
boyunca değişik dönemlerde istila etme ve topraklarına katma girişimlerinde
bulunduğuna vurgu yapan İnalcık, Kırım’daki Türkler için Tatar ifadesinin
kullanılmasına tepki gösterdi. “Bir yanlışı düzeltmek istiyorum” diyen
İnalcık, şöyle devam etti:
“Tatar ismi Moğolcadır. Doğu Avrupa’ya 1240’larda gelen Moğol ordularında
Tatarlar vardı. Buradaki Kırım Hanlığını Osmanlı aldıktan sonra, diğer
bölgeler Altınordu Moğol Hanlığına tabiydiler. Moğol devletinin tebası
olarak bunlara Tatar denildi. Tatar yanlış bir terimdir, asıl söylenmesi
gereken Kıpçak Türkü’dür. Kıpçak Türkü’nün lugatı neşredilmiştir, Kıpçak
lehçesi vardır. Tatarlık iddiasında bulunmak Moğolluk iddiasında
bulunmaktır. Rusya bunu bildiği için kendi nüfuzunu kurmak istediği bütün
Türk illerinde Tatar unvanını kullanır. Bugün Azerilere bile Tatar der,
oysa ki Azeriler Anadolu Türkü’dür.”
Son Moskova knezi ve ilk Rus çarı “korkunç” lakaplı 4. İvan‘ın, Kazan’ı ve
bugünkü Polonya’nın bir kısmını alarak Doğu Avrupa’ya hakim olduğunu
belirten İnalcık, “Rus İmparatorluğunun bundan sonra bütün hedefi Kırım
Hanlığını da alıp Karadeniz’e girmekti. Kırım Hanlığı, güçlenen Moskova
İmparatorluğuna karşı Osmanlı’yı koruyan bir setti. Buna karşın Rus
Çarlığı, Kazak denilen grupları Astrahan’dan, Kafkasya’dan, Terek
Irmağından gelen, Don Kazaklarını, Terek Kazaklarını, kendi ön
kuvvetlerinde kullanarak Osmanlı’nın nüfuz ettiği bölgelere karşı seferlere
başladı. Türkiye ile Rusya arasındaki Kırım mücadelesi böyle başlamıştır”
diye konuştu.
İnalcık, 1774’te sonuçlanan Osmanlı-Rus Savaşı‘ndan sonra Rusların Kırım’ı
tekrarlanan akınlarla istila etme girişimlerinin olduğunu ve Küçük Kaynarca
Anlaşması ile Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmek için bağımsız hale getirdiğini,
1783’te nüfusunun çoğunluğunun Kıpçak Türklerinin oluşturduğu Kırım’ı işgal
ettiğini anlattı.
Ünlü tarih profesörü İnalcık, “Kafkasya dahil olmak üzere bütün Karadeniz
sahili Rusya’nın hakimiyeti altına girdi. Rusya, bütün Karadeniz’i
hakimiyeti altına alınca eski Bizans’ın varisi olmak iddiası ile İstanbul
üzerinde hak iddia etmeye başladı. Böylelikle Karadeniz kuzeyinde de
Rusları yerleştirmek, Kırım’ı Rus vilayeti haline getirmek için nüfus
politikası güttüler” değerlendirmesini yaptı.
Sovyetler Birliği zamanında Stalin döneminde de bu uygulamanın devam
ettiğini belirten İnalcık, “Stalin, bir gece Rus kuvvetlerini gönderip,
bölgedeki 300 bin Kırım Türkünü, Türk nüfusunu bertaraf etmek için hayvan
vagonlarına doldurup Orta Asya’ya, Urallara sürdü” dedi.
Kırım, Türkiye’yi Tehdit Etmek İçin Ruslaştırıldı
Kırım’ın Rusya için Anadolu’yu, Boğazları, İstanbul’u tehdit etme
noktasında bir atlama eşiği olduğunu ifade eden İnalcık,
Kırım, Türkiye’yi tehdit etmek için bir merkezdir. Bugün Sivastopol’da,
Ukrayna’ya bağlı olmasına rağmen, Rus hakimiyeti vardır. Bu neye
yöneliktir? Türkiye’ye, Boğazlara ve İstanbul’a yönelik bir tehdittir dedi.
Halil İnalcık, Türkiye’nin bu durumu önlemek için Batı ülkeleri ile ve
üyesi olduğu NATO gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliğini devam
ettirmesi gerektiğini belirtti.
Rusların Kırım’da toplam nüfusun yaklaşık yüzde 60’ını teşkil ettiğine
dikkati çeken İnalcık, şunları kaydetti:
“Kırım, Türkiye’yi tehdit etmek için Ruslaştırılmıştır. Bu hakikati
bilmemiz lazım. Sürgünden kaçıp gelen zavallı Kırım Türkleri nispeten çok
daha az durumdadırlar. Bizim vatanımızı zorla elimizden alıp Türkiye’yi
tehdit etmek için Kırım’ı Ruslaştırmıştır. Bu hakikati bilmemiz lazım.
Putin bugün askerini Kırım’a getiriyor ve diyor ki ‘Kırım Rus’tur, bizim
tebaamızdır’. Bütün hikaye bundan ibarettir.”
Neo-Avrasyacılık Türkiye İçin Tehlikedir
İnalcık, “Neo-Avrasyacılık” diye tanımladığı Rusya’nın bugünkü amacına,
Kırım’ı kendi kontrolü altına alarak ulaşmaya çalıştığına vurgu yaptı.
“Putin’in tekrar bir Çarlık imparatorluğu kurma teorisi var” diyen İnalcık,
şunları söyledi:
“Rus politikasının bugünkü temeli, Avrasyacılık’tır. Bunu
‘Neo-Avrasyacılık’ diye daha yumuşak hale getirmiştir. Rusya, ‘Polonya’dan,
Orta Asya’ya kadar olan milletlerin bulunduğu bölge, kültür bakımından
Ruslara bağlı idi asırlarca, bunu ihya etmek lazımdır’ düşüncesindedir.
Avrasyacılık anlayışı, biz kardeşiz, sizi Rusya olarak Avrupa’da ve Asya’da
sizi koruyoruz, kültürümüzü yayıyoruz anlayışı Gorbaçov döneminde bitti.
Kırgızistan, Türkmenistan, Ukrayna gibi milletler bağımsızlıklarına
kavuştu. Putin’in bütün gayreti Avrasyacılık teorisiyle, Rusya hakimiyetini
yine bu bölgelerde ihya etmektir. Rus boyunduruğu altında bu milletleri
toplamaktır. Neo-Avrasyacılığın neticesi Türkiye için tehlikedir. Putin’in
bugün Kırım’a ordularını gönderme sebebi Çarlık Rusya’sını ihya etmektir”.
Kaynak: trthaber.com
http://www.genelturktarihi.net/
http://www.yenidenergenekon.com/831-2/
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
mehmetsukrubas <mehmet_s...@mynet.com>: Feb 09 09:52AM +0200
To view this email message, open it in a program that understands HTML!
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: Feb 09 09:49AM +0200
Benim neyim eksik?
<http://celal1973sevdikleri.blogspot.com.tr/2016/02/benim-neyim-eksik.html>
Benim neyim eksik?
[image: Aslıhan Erkişi]
*Aslıhan Erkişi*
a.er...@meydangazetesi.com.tr
05 Şubat 2016, 08:00
Hani şu artık illallah dedirten izdivaç programları var ya, işte onlardan
birinde bekar olduğu iddia edilen hanım şöyle diyordu:
*Benim neyim eksik?*
İddia edilen diyorum çünkü artık böyle programlarda neyin gerçek, neyin
kurgu, neyin tiyatro olduğunu bilemez olduk. Mesela; genç, edepli, oturup
kalkmasını bilen genç bir kızın reyting yapmadığını bilen yapımcının daha
aşırı, orijinal adaylara ihtiyacı var. 72 yaşında bir teyze, 68 yaşında bir
hacı amca, hatta iyi de dans ediyorsa ne âlâ!
İşte reyting budur. İyi de, çok izlenmesi doğru olduğu manasına gelir mi?
Elbette HAYIR...
*KURGU OLMALI DİYORUM*
‘Etiler’de ev, Bebek’te yat, Beykoz’da kat isterim’ diyen mi ararsın, ‘2500
lira benzin parama yetmez’ diyeni mi ararsın? Daha önce 2 kadını öldürmüş
bir adamın oraya çıkarılmasına mı yanarsın, yoksa insan onurunun ayaklar
altına alınmasına mı yanarsın? Bir yerde bunların kurgu olduğuna inanmak
istiyorum. Çünkü bizim insanımız bu kadar olamaz düşüncesine sığınıyorum.
Kurgudur, öyle olmalı...
Kurgu her yerde. Değirmen gibi senaryo ve kadro öğüten dizi ve medya
sektörüne bakınca; aşk, nefret, gıybet, kıskançlık, yaralama, sebil gibi
cinayet... Melanet adına ne ararsan var. Niye? Biz izliyoruz, alıcısı var,
yanlış olana da tepki göstermiyoruz diye. Tepki göstermediğimiz için adam
kız arkadaşının başına silahı dayıyor, hatırlayamadığım bir sürü tehdit
cümlesi kuruyor, tetiğe basması an meselesiyken, karşısındaki genç kız
kafasında silah, patolojik bir vaka gibi “Haklısın, vur öldür” saçmalaması
yapıyor. Ondan sonra sosyal medyadan #kadınaşiddetehayır de sokaklara çık!
*SÜT BANYOSU MU YAPIYORUZ!*
Sizce de bu dizilerdeki lüks, şatafat, o havuzlu, kat kat villalar, etrafta
fır dönen hizmetçiler, korumalar vs. bu kadarı da aşırı değil mi? Dışarıda
böyle bir hayat mı var? Ama çoğu dizide ortam bu. Gören de ülkenin yüzde
90’ının aylık geliri 50 bin TL ve üzeri, parayı nereye harcayacağını
bilemeyen, sütle banyo yapan, her gün havyar tüketen, yalı ve dağ evleri
dışında bir yerleşimi olmayan, sokaklarında en düşüğü BMW dolaşan bir yer
zanneder.
Dizilerde de o güzel eve ihtirasla bakıp alenen “Benim neyim eksik”, “Benim
de olmalı” diyen ve o eve sahip olmak için türlü dolaplar, şeytanlıklar
yapanlar var. Dizileri çoğunlukla gençler seyrediyor. Direkt olmasa da
bilinçaltına minik minik o mesajlar ve değer yargıları yazılıyor. Bir nevi
görsel ve işitsel davranış ve karakter eğitimi.
Şöyle diyenler çıkabilir: “Bize kanaatkarlığı tavsiye ederek, halihazırda
zengin olan, iyi yaşayanların hayatına devam etmesini, bizim de fakirliğe
talimimizi istiyorsunuz!” Yok öyle bir şey. “En makbul insan, zengin,
etrafına ve yoksullara faydalı olandır” düsturunu biliyorum çünkü. Servet
düşmanlığının faydası yok. Mevzum; imkan yokken gençleri lükse, şatafata
özendirenler. Dolayısıyla çoğunun mutsuzluğuna sebep olanlar.
İşte böyle… Hayaller Iphone 6 Plus, gerçekler Ericsson 688.
Çalışırsın, gayret edersin, eğitimini eksiksiz alırsın. Başarı
kendiliğinden gelir.
Ülkemde böyle değil ama “Hayaldi gerçek oldu” dileğiyle...
http://www.meydangazetesi.com.tr/benim-neyim-eksik-makale,2557.html
"Erdal İZGİ" <erda...@hotmail.com>: Feb 09 09:36AM +0200
PARAYA İHTİYACIN YOKSA ARAMA! / Erdal İZGİ /
Yokluğunu çekmiyorsanız…
Merak etmiyorsanız…
“ Cebimdeki bana yeter, uğraşamam” diyorsanız…
Parmağınızı oynatıp, sormak istemiyorsanız…
Kısaca…
Para olarak tuzunuz kuruysa…
Kalsın, devlete katkı olsun.
***
Zaman kısıtlı.
Zaman aşımına uğrayabilir.
Bir tarihte, bir bankaya adınıza para yatırmış, yatırılmış veya emanete alınmış, alacağınız olarak yazılmış hakkınız varsa sorgulayın.
Süre başladı.
Mayıs ayı sonunda bitecek.
“ Benim hesabımda üç kuruş yoktur” demeyin.
Tespitlere göre…
Çeşitli özellikle devlet bankalarında onbinlerce kişi adına 10 yıldır bekleyen, aranmayan para var.
345 milyon, eski rakamla 345 trilyon TL.
***
Kendimi araştırdım.
Maalesef, bankada tek kuruşum yokmuş.
Banka mevduat hesabım, emanetim, alacağım gelir hiç kayda girmemiş.
Yapacağınız iş basit.
İnternete girecek…
www.zamanasimi.org yazacak…
İsim, soyadınızı ekleyecek…
Aynı anda tüm bankaları tarayacaksınız.
Özel şifreli yazışmanızla…
Varsa unuttuğunuz alacağınız karşınıza gelir.
Sevinmek isteyene…
Piyango ikramiyesi zevkini verir.
***
Mazlum memleketimizde yokluk, yoksulluk çeken çok.
Ne ilginçtir ki, parasını unutanlar da.
Bankalar Birliği listesinde hepsi yazılı
Vakıflar, holdingler, belediyeler bile var.
İsimleri ünlü, bağışçıları güçlü.
***
Uyarımız; 3-5 kuruş hesabıyla geçim derdindeki sabit gelirli ve özellikle emeklilere.
Bu konu, “ Züğürt kalan eski hesap karıştırırmış” muhabbeti değil.
Varsa geçmişte hak ettiğiniz, yatak altı yerine bankaya yatırıp unuttuğunuz ve/veya bir yakınınızın kıyak çekip adınıza yolladığı paraya sahip çıkmanızdır.
***
Alırsanız cebinizde…
Almazsanız atılacak devletin kesesine!
*******
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Feb 09 06:48AM +0200
8 Şubat 2016 Pazartesi
İMAN VE NASİP <http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/iman-ve-nasip.html>
*“**Bu (Kur’an), bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru,
bir yol edinir**.”* 73. sure (MÜZZEMMİL) 19. ayet
*İMAN, KİŞİSEL SEÇİM VE TERCİHİNE BAĞLI OLARAK DİLEYENLERİN NASİBİDİR.*
http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/iman-ve-nasip.html
<http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/iman-ve-nasip.html>
--
Selam...
T.C. / M. Kemal Adal
http://kemaladal.blogspot.com.tr/
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz.
Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için Turkiye-icin-el...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
|
"M.Kemal Adal" <adalk...@gmail.com>: Feb 14 10:53PM +0200
14 Şubat 2016 Pazar KUR'AN'DA İÇKİ KONUSUNDA BİR YORUM ve BİR CEVAP <http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuranda-icki-konusunda-bir-yorum-ve-bir.html> *BU YAZI RESUL KUR'AN'IN KUR'AN TEFSİRİ E - KİTAP (MKA) 16. NAHL SURESİ, 67. AYET DİP NOTUNDAN ALINTILANMIŞTIR. MKA* *16 / Nahl / 67* *http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuranda-icki-konusunda-bir-yorum-ve-bir.html <http://kemaladal.blogspot.com.tr/2016/02/kuranda-icki-konusunda-bir-yorum-ve-bir.html>* |
-- Selam... T.C. / M. Kemal Adal http://kemaladal.blogspot.com.tr/ -- |
|
Selam... T.C. / M. Kemal Adal http://kemaladal.blogspot.com.tr/ |
|
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com>: Feb 14 10:41PM +0200
*MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI'NDA UKRAYNA * ABD ajandasında ilk sırayı, Rusya'nın Suriye müdahalesini dış politikası açısından bir dönüm noktası olarak kabul edişi alıyor. Son 15 yılda Rusya'nın, iç ve dış politika hedeflerine ulaşmak için askeri güç kullanımını arttırdığına, 1999'da Çeçenistan, 2008 Gürcistan, 2014'te Ukrayna'nın işgaline dikkat çekiliyor. Suriye hamlesi ise Rusya'nın gittikçe agresifleşen dış politikasının bir sonraki mantıklı adımı olarak kabul ediliyor. * Ancak Rusya'nın Suriye'ye yönelik müdahalesinin öncekilerden farklı olduğunun altı çiziliyor. Buna göre Rusya; Çeçenistan, Gürcistan ve Ukrayna'daki askeri harekâtlarının çoğu ülke tarafından kınanacağını hesaplamıştır. Şimdiyse Suriye'de radikal terörle mücadele etmesi perspektifinde uluslararası toplumdan destek gördüğüne işaret ediliyor. O yüzden Suriye krizinde faydalı bir ortak olabilmek için Rusya'nın Ukrayna konusunda ABD'den ödün beklemeyi bırakmasının şart olduğu, Suriye ve Ukrayna arasında bir bağlantı kurmanın işe yaramayacağı ileri sürülüyor... * Tam bir yıl önce Almanya Başbakanı A.Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı F.Hollande, Ukrayna krizinin giderilmesi için Kiev ve Moskova ziyaretlerinde Minsk Anlaşmasını canlandırmış ve 51. Münih Güvenlik Konferansı'na katılmıştı. Konferans'ta Avrupa'da korkuları körükleyen Ukrayna ve Rusya arasında bir mutabakatın sağlanarak kalıcı bir ateşkese yol açılması konusu en önemli gündemi oluşturmuştu. * 1963'den beri düzenlenen ve 11 Eylül saldırılarından sonra önemli konuma yükselen 52. Münih Güvenlik Konferansı'na bu yıl da çok sayıda hükümet ve devlet başkanı ile bakan ve uzman katıldı. Konferans, dünya güvenliğiyle ilgili çağrıları ya da çözüm önerilerini değerlendiriyor ve sonuçlandırılmasını hizmet ediyor. 52. Münih Konferansı öncesi Avrupa Parlamentosu aldığı bir kararla, Rusya'ya yaptırımların kaldırılmasının Minsk Antlaşması koşullarının tamamen yerine getirilmesine bağlı olduğuna yapılan vurgu, Yaptırımların kaldırılmasının şartlarından birinin Kırım yarımadasının Ukrayna'ya iade edilmesi olduğu açıklaması dikkat çekiyor. * BM Güvenlik Konseyi'nin de kabul ettiği, Ukrayna'daki çatışmaların durdurulması için Şubat 2015'te kabul edilen Minsk Antlaşması'nda Ukrayna'nın toprak bütünlüğü, bağımsızlık ve egemenliğine işaretle, Rusya'dan güçlerini Ukrayna'dan geri çekmesi, ayrılıkçı paramiliter güçlere desteğini kaldırması, içişlerine karışmamasını öngörülüyordu. Bunların ötesinde Rusya'nın bu saldırgan politikaya Gürcistan, Moldova ve tüm ülkelerde son vermesini teminen ekonomik, siyasi ve askeri baskıya alınması, enerji ihracaatının ve ticaretinin engellenmesi, Rusya'dan uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanılmasını yasaklayan BM Antlaşmasına ve 1994'te Budapeşte Memorandumu ile yükümlendiği Ukrayna'nın bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğüne karşı sorumlulukları, Kırım'ın yasadışı ilhakına son verilmesi ve Karadeniz'deki üslerle ilgili Ukrayna ile imzaladığı 1997 Karadeniz Filosu ve Karakolları Antlaşmasına uyması beklentisi oluşturulmuştu. * Bugün Almanya Başbakanı A. Merkel, halâ Ukrayna Krizinin kontrolden çıkması halinin Avrupa'nın yararına olmayacağı öngörüsünde ve Almanya'nın ekonomik çıkarları pahasına fakat jeopolitik gerçekler çerçevesinde Avrupa Birliği adına üstlendiği sorumlulukladır. Kiev ve Moskova görüşmelerinde, "Ukrayna krizi askeri olarak kazanılacak bir şey değil " düşüncesini geliştirmiş, Ukrayna ve Rusya arasında ABD'nin de desteğiyle bir mutabakatın sağlanması, Minsk anlaşmasının yürürlüğe girmesine yol açmıştır. Merkel, V.Putin'in Devlet Başkanı olmasıyla birlikte Rusya'nın Avrupalılaşmasına ilişkin tükenen umutlara karşılık olarak, Almanya'da Sovyetler Birliği ile doğrudan ilişki kurulması, Varşova Paktı ülkeleri ile ilişkilerin normalleştirilmesine dayanan Ostpolitik'i terketmiş, yerine jeopolitik çıkarların ve ahlaki prensiplerin yönlendirdiği yeni bir siyaseti koymuş bir başbakan profilini çiziyor. * Rusya Devlet Başkanı V.Putin ise Batı ile ekonomik fayda getirebilecek ilişkiler isteğindedir. Ama asıl önceliği Batı'nın Rusya'yı dikkate alması, Rusya'nın nüfuz alanlarını tanıması ve eski Sovyet ülkelerine karışmamasını sağlamaktır. Kırım ve Ukrayna krizinde bu bölgenin Avrasya Birliği Projesi'nin Avrupa ayağı ve Karadeniz Havzası'na açılan bir kapı olması niteliğini esas alıyor. Kırım'ın özgür iradesini açıklamasında ise Kosova'nın Sırbistan'dan ayrılması ve bağımsızlığının tanınmasının emsal alındığını ileri sürüyor. * Ama Kırım'ın Rusya'ya katılma kararı ve Ukrayna krizi; ABD'nin ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Rusya arasında çözülmesi taraflar arasında oldukça zor karmaşık sorunlar yaratmayı başarmıştır. Yaptırımlar ve Devlet Başkanı Putin'in sert hamleleri Rusya'yı ekonomik olarak zayıflatıyor, Fakat Rusya uluslararası sistemi oluşturan Avrupa-Atlantik odaklı işleyişe karşı, Soğuk Savaş döneminde sahip olduğu güce erişebilmenin yolunu sistemsel işleyiş ve rekabet çerçevesinde arıyor. Avrupa-Atlantik hegemonyasını sorguluyor, söyleminde SSCB dönemine öykünüyor ve o yolda uygulamalar yapıyor. Yakın çevre politikası ve Avrasyacı dış politika kalıpları doğrultusunda çok kutupluluk söylemini meşrulaştıracak yeni bir bölgesel yapılanma oluşturma çabası gösteriyor. Öte yanda Rusya'nın ekonomik krizi Avrupa Birliği ülkelerine de işliyor... * Bu durumda Kiev ve Moskova; Amerika ile Avrupa'nın ikili bir tutum izleme odağına dönüşmüştür. Bütün bunlar Almanya'nın Rusya ile ya da Rusya'nın Almanya ile tam bir cepheleşmesi anlamına gelmiyor ama süren işbirlikleri ve zıtlaşmalar, Ya da karşılıklı sürdürülen diyalog ve Rusya'ya karşı uygulanan yaptırımlar iki ülke arasındaki ilişkileri çok önemli bir noktaya yükseltmiş bulunuyor. * O yüzden bir yıl önce Almanya Başbakanı A.Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı F.Hollande, Ukrayna ve Rusya Federasyonu'nun devlet başkanları P.Poroşenko ve V.Putin'in, barış için öngördükleri 13 maddelik Normandy formatı halâ işlemiyor. Minsk anlaşması Ukrayna ihtilafının sona erdirilmesine yaramıyor... * Halâ Ukrayna'nın doğusunda, Rusya yanlısı ayrılıkçıların bulundukları bölgelerde silahlar susmuyor. Can kayıpları yaşanırken, her iki taraf Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gözlemcilerini bölgeye almıyor. Rusya sınırından ayrılıkçıların bulunduğu bölgelere her türlü lojistik sağlanıyor. Ukrayna'nın da Donetsk ve Luhansk'ta uyguladığı ekonomik ve malî ablukayı kaldırıp ademî merkeziyetçilik çerçevesinde bölgeye özel haklar tanıması gerekiyor. Ancak Ukrayna parlamentosu bir türlü böyle bir yasayı onaylamıyor. Minsk anlaşması ve Normandy formatı işlemiyor ama Minsk sürecinden de vazgeçilmiyor. Çünkü Minsk, bir yıl önce tarafların üzerinde anlaşabildikleri tek ortak siyasi paydadır. * Bu çerçevede Ukrayna krizinin ve Donbas'ta şiddetin sona erdirilebilmesinde, Askeri operasyonlar ve uluslararası hukuk açısından terörizmin ne olduğu ve terörizmin önlenmesi konusunda savaş ve terörle mücadelede uluslararası hukuk alanında tüm devletleri bağlayıcı genel nitelikli bir hukuk metni olmayışının eksikliği hissediliyor. Oysa Suriye İç Savaşının siyasi çözümü bu sonucu sağlayacaktır... 15.2.2016 Ahmet Kılıçaslan AYTAR ahmetkilic...@gmail.com |
|
"Slaytyerim ." <slayty...@gmail.com>: Feb 14 09:25PM +0200
*BU AYIN EN GÜNCEL HİT VİDEOLARI* - <https://www.youtube.com/watch?v=BrrIPqzNCmw> 10:52 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Batı Trakyada Evde Şenlik Var <https://www.youtube.com/watch?v=BrrIPqzNCmw>- Süre: 10 dakika. - 78 görüntüleme - 1 gün önce - <https://www.youtube.com/watch?v=5X2w8T5xK_g> 3:05 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Elektrik kaçağı olan kız <https://www.youtube.com/watch?v=5X2w8T5xK_g>- Süre: 3 dakika, 5 saniye. - 212 görüntüleme - 3 gün önce - <https://www.youtube.com/watch?v=wBC35nnrOaw> 2:21 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Denizde Çılgın Çiftetelli <https://www.youtube.com/watch?v=wBC35nnrOaw>- Süre: 2 dakika, 21 saniye. - 368 görüntüleme - 5 gün önce - <https://www.youtube.com/watch?v=AWom77nhaSY> 2:23 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Evde Roman Eğlencesi <https://www.youtube.com/watch?v=AWom77nhaSY>- Süre: 2 dakika, 23 saniye. - 242 görüntüleme - 1 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=g-S6UmDv9qg> 1:35 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sevgililer Günü Slayt Video <https://www.youtube.com/watch?v=g-S6UmDv9qg>- Süre: 95 saniye. - 677 görüntüleme - 1 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=6RZkh7R57hA> 1:27 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Arap Kızı Göbek Dansı <https://www.youtube.com/watch?v=6RZkh7R57hA>- Süre: 87 saniye. - 1.328 görüntüleme - 1 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=jbvJUW6UP2g> 11:00 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Oryantal Ustası Türk Kızı <https://www.youtube.com/watch?v=jbvJUW6UP2g>- Süre: 11 dakika. - 703 görüntüleme - 2 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=x16KuKasFK0> 1:07 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Rusların Don Oyunu <https://www.youtube.com/watch?v=x16KuKasFK0>- Süre: 67 saniye. - 406 görüntüleme - 2 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=Nh7uqvO_jUY> 1:15 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Helga ve Rus Çiftetellisi <https://www.youtube.com/watch?v=Nh7uqvO_jUY>- Süre: 75 saniye. - 511 görüntüleme - 2 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=3hITCJoXEqc> 3:25 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Emineler Finalleri Kutluyorlar <https://www.youtube.com/watch?v=3hITCJoXEqc>- Süre: 3 dakika, 25 saniye. - 902 görüntüleme - 2 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=nhP7sa_Lrh4> 2:23 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Pelin den Tatil Çiftetellisi <https://www.youtube.com/watch?v=nhP7sa_Lrh4>- Süre: 2 dakika, 23 saniye. - 587 görüntüleme - 3 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=k4mizjj3KfM> 1:34 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sarışın aniden fırlıyor <https://www.youtube.com/watch?v=k4mizjj3KfM>- Süre: 94 saniye. - 294 görüntüleme - 3 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=nFq4CkVoVEc> 1:42 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Düğünün En Güzel Oynayan Çifti <https://www.youtube.com/watch?v=nFq4CkVoVEc>- Süre: 102 saniye. - 436 görüntüleme - 3 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=zAM4NlPKA58> 1:41 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Gecenin Neşeli Kızları <https://www.youtube.com/watch?v=zAM4NlPKA58>- Süre: 101 saniye. - 518 görüntüleme - 3 hafta önce - <https://www.youtube.com/watch?v=y6ohds_lj9E> 2:39 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Kaval havasına oynayan <https://www.youtube.com/watch?v=y6ohds_lj9E>- Süre: 2 dakika, 39 saniye. - 1.417 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=iPozqJYfhV8> 3:16 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Pompei Halkı <https://www.youtube.com/watch?v=iPozqJYfhV8>- Süre: 3 dakika, 16 saniye. - 667 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=ouICoeefczs> 11:05 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sarışın Selda Döktürmeler de <https://www.youtube.com/watch?v=ouICoeefczs>- Süre: 11 dakika. - 1.514 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=LZDru4O0Ldw> 3:19 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sümbül Zehra Çiftetellide <https://www.youtube.com/watch?v=LZDru4O0Ldw>- Süre: 3 dakika, 19 saniye. - 5.318 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=hyvJv2efm5o> 1:06 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Yol İşte Böyle Tarif Edilir <https://www.youtube.com/watch?v=hyvJv2efm5o>- Süre: 66 saniye. - 7.741 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=JqnNWx3lM6s> 2:34 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sahilde Türk Çiftetellisi ve Yine O Kız <https://www.youtube.com/watch?v=JqnNWx3lM6s>- Süre: 2 dakika, 34 saniye. - 1.584 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=VQxLx99D-kA> 3:18 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Necla Çiftetelli Kıvırıyor <https://www.youtube.com/watch?v=VQxLx99D-kA>- Süre: 3 dakika, 18 saniye. - 1.040 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=e4xo04_93o0> 2:01 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Atım Arap Oynayan Funda <https://www.youtube.com/watch?v=e4xo04_93o0>- Süre: 2 dakika, 1 saniye. - 878 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=26lGZKh7QuY> 3:39 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Gülten Titrek Şov 03 <https://www.youtube.com/watch?v=26lGZKh7QuY>- Süre: 3 dakika, 39 saniye. - 1.277 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=Py6VlDa6wfo> 1:25 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Türk havasına oynayan isveçli kız <https://www.youtube.com/watch?v=Py6VlDa6wfo>- Süre: 85 saniye. - 1.821 görüntüleme - 1 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=8JOd-4YWqCI> 3:23 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Uykusu kaçan Mehtap <https://www.youtube.com/watch?v=8JOd-4YWqCI>- Süre: 3 dakika, 23 saniye. - 4.043 görüntüleme - 2 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=y9vxhnoEtb4> 1:33 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Suzan ağır hava oynuyor <https://www.youtube.com/watch?v=y9vxhnoEtb4>- Süre: 93 saniye. - 1.901 görüntüleme - 2 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=2LJsMpmDw70> 1:02 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Altına aldı mı öldürür <https://www.youtube.com/watch?v=2LJsMpmDw70>- Süre: 62 saniye. - 675 görüntüleme - 2 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=yg1KE8VvzFs> 1:19 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Sincap ve Fındık Sevgisi <https://www.youtube.com/watch?v=yg1KE8VvzFs>- Süre: 79 saniye. - 238 görüntüleme - 2 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=6P353GRq2HA> 3:41 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Kemana Hayat Veren Adam <https://www.youtube.com/watch?v=6P353GRq2HA>- Süre: 3 dakika, 41 saniye. - 128 görüntüleme - 2 ay önce - <https://www.youtube.com/watch?v=O2d-aAGj4P4> 3:10 - Şimdikinden sonra oynat - Şimdi oynat Cümbüşcü kız döktürmelerde <https://www.youtube.com/watch?v=O2d-aAGj4P4>- Süre: 3 dakika, 10 saniye. - 3.100 görüntüleme - 2 ay önce Yükleniyor... Daha fazla yükleyin Diğer Tüm İçerikler için Burayı Tıklayınız <http://slaytyerim.com/ikon/logo.png> |
|
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: Feb 14 07:36PM +0200
Bugün Hangi İyiliği Yapsak? Geçenki yazımda sevgili Hayat Nur Artıran hocamızın kitabından alıntı yapmıştım: *Ebu’l-Hasan Harakani Hazretlerinin halini Feridüddin **Attâr hazretleri şöyle tarif ediyor: * “Âbid sabahleyin kalkar, ibadetini artırmaya çalışır; Zâhit de zühdünü artırma peşine düşer; Bu *Ebu'l Hasan da bir kulun gönlünü mutlu etme derdindedir…” * *Nur hocamız bu tespiti anlattıktan sonra diyordu ki; * *“Kulluk budur, bir kulun gönlünü hoş etmeye çalışmak... Ne ibadetini artırmak, ne zühdünü artırmak, ne de zühd ve takvasıyla mağrur olmak... * *Asıl ibadet, her sabah uyanıldığında, “Ya Rab, acaba bugün hangi kuluna hizmet edebilirim? Hangi kulunun gönlünü hoş edebilirim? diyebilmektir. ”* <http://1.bp.blogspot.com/-P4dDd46ePiw/VHWxcKmBc9I/AAAAAAAAZhQ/hFAgUmr8c_0/s1600/iyilikimages.jpg> Evet acizane bunu yıllardır uygulamaya çalışıyorum. Bu hafta bu konuda yazacağım. Yazacaklarımın bazısını uyguluyorum, fakat bazılarını fakir yapamasa bile, inşallah sizlere örnek teşkil etmesi açısından yazmak istiyorum. Çünkü sağlıklı olsaydım ben de yapardım... **** **Cuma sabahları sevdiklerimize Hayırlı Cumalar SMS’i göndererek sevindirebiliriz. * **** **Otobüs veya metroda yaşlı ve bayanlara yerimizi verebiliriz. * **** **Haftasonları mahallemizde veya başka bir mahallede fakir bir aileye erzak paketi yaptırarak **(zeytin, peynir, çay, şeker, pirinç, yağ, ... vs.)** ve gidip o aileyi sevindirebiliriz. Mahalle muhtarlarına sorulabilir. * * <http://3.bp.blogspot.com/-ZOiQWPZj5zU/VHTLqNE2AcI/AAAAAAAAZgg/ljD3t_M2U1A/s1600/imagesLB2GAHJC.jpg>* **** **Sokakta veya bir mekanda karşılaştıklarımıza gülümseyerek selam verebiliriz. * **** **Kaldırımda yürürken bir görme engelli burdan geçerken ayağı takılıp düşebilir diyerek kaldırım ve yollardaki engelleri kaldırabiliriz. * **** **Önümüzde yürüyen teyze yükünü taşımakta zorlanıyorsa, dur teyze bende aynı yere gidiyorum ver ben taşıyayım, diyebiliriz. * * <http://2.bp.blogspot.com/-NGaMs-LL7ws/VHTI1j0-4XI/AAAAAAAAZgI/10GFA2TGwlE/s1600/images9269LHQ4.jpg>* **** **Ramazanlarda otobüs, metrodakilere su ve kumanya verebiliriz veya karlı günlerde arabamıza termosla çay alıp sıkışan trafikte ilerleyemeyen araçlardaki üşüyen yaşlılara çay ikram edebiliriz. * **** **Bayram öncesi veya okulların açılmasından önce fakirlerin genelde gittiği mağazalara gidip kulak misafiri olabiliriz. Mesela, çocuk bir ayakkabı beğenir ve babası mahcup bir edayla, ama kızım paramız yok, der. Bunu duyunca o ayakkabıyı alsak ve onlara yetişip hediye etsek ne güzel olur... Hem onlar sevinir, hem de içimiz huzurla dolar... * **** **Cebimizde sürekli şeker bulundursak, işten dönüşte sokakta oynayan çocuklara verebiliriz, babam gibi... * **** **Akşam yemeğinden sonra yemek için pastaneden aldığımız tatlıdan, yarım kilo fazla alarak komşumuza tabakla yollayabiliriz. * <http://4.bp.blogspot.com/-cyukuOmXSMY/VHWx2obX3jI/AAAAAAAAZhY/70LEpog5k5g/s1600/iyilkimages.jpg> **** **Mahallemizdeki hasta komşu ve engellileri ziyaret edip sohbet ederek moral verebiliriz. * **** **Facebooktan dostlarımıza mesaj yazıp hal hatır sorabiliriz. * **** **Havalar soğuyunca aç kalan kuşlar için penceremizin önüne veya balkonumuza ekmek kırıntıları koyabiliriz. * <http://2.bp.blogspot.com/-6kcYw6PrUCo/VH3lrkl2DpI/AAAAAAAAZm4/2nz1zaD89l4/s1600/1450847_717597578253379_1926202199_n.png> **** **Kendimizin uyguladığı ve mutlu olduğu şeyleri Facebooktan paylaşalım ki, arkadaşlarımızda mutlu olsun. Namaz, kek tarifi, bir engelliye selam verdim öyle sıcak gülümsedi ki, gibi... * **** **Cuma namazı çıkışı Kuran kursu için yardım toplayan kadına bozuklukları değil, 10-20 tl verebiliriz. * **** **Aç bir kediye süt içirebiliriz. * <http://4.bp.blogspot.com/-lzlvxNc4MKY/VHTI1nFxMLI/AAAAAAAAZgM/fqENwm_BlNE/s1600/imagesWFGSHB3T.jpg> **** **Özellikle engelli simitçilerden 5-6 fazla simit alarak hem onu sevindiririz, hem kendimiz yeriz, hem işyeri arkadaşlarımızla paylaşır, hem de akşam çayın yanında çocuklarımız için çok güzel bir ikram olur. * Bütün bu ve benzer iyilikler ile, hem muhataplarımızın gönlünü hoş etmiş oluruz, hem de müthiş sevaplar kazanırız. *Çünkü sayılan konularla ilgili pekçok ayet ve hadis vardır... * *Hergün küçükte olsa birkaç iyilik yapalım. * *Çünkü Allah zerre miktar iyiliği bile zayi etmez. * *“**Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlemişse, onun mükâfatını alacaktır. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapmışsa, onun cezasını görecektir. ”* *(Zilzal suresi 7,8. ayet)* *Celalin Penceresinden* http://celal1973.blogspot.com.tr/2014/12/bugun-hangi-iyiligi-yapsak.html Sevgilerimle... Celal Çelik |
|
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Feb 14 06:08PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: Mehmet Harmanci <hmhar...@gmail.com> Tarih: 13 Şubat 2016 16:23 Konu: KANSERİN ÖLÜMÜ Alıcı: MH *SelamlarımlaMehmet HARMANCI* |
-- Türkiye için el ele mail grubumuz *https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> * Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com <turkiye-i...@googlegroups.com> * Erzincan Kemaliye Egin Grubum http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
|
Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Feb 13 08:13PM +0200
*http://www.guncelmeydan.com/pano/kral-ciplak-12-subat-2016-t41388.html <http://www.guncelmeydan.com/pano/kral-ciplak-12-subat-2016-t41388.html>* Değerli Dostlar, Dün gece Ulusal Kanal'da Mustafa Mutlu'nun konuğu, Murat Karayalçın idi. Öyle söylemlerde bulundu ki, CHP'nin bugün neden, nasıl bu kadar pejmürde, zavallı durumda olduğu bir kere daha belli oldu. Karayalçın bu ülkede yıllardır parti başkanlığı, başbakan yardımcılığı, belediye başkanlığı, ilçe başkanlığı yapmış bir isim. Hatta, Türkiye'nin Gümrük Birliği'ne girmesinde büyük rolü olan bir kişi. Fakat gel gör ki bugün bile ne olup bittiğinin ayırdında değil?! Sıklıkla kullandığı, "Kürt sorunu" ifadesine her seferinde karşı çıkan Mutlu, "Bakın. Bu ülkede Kürt sorunu yok, Kürtlerin ne sorunu varsa, benim de, bizlerin de aynı sorunu var. Böyle tanımlamalar kullanmayın. Siz böyle dedikçe, etnik ayrımcılık yapıyorsunuz. Bunu yapmayın" dedi. Fakat anlatamadı. Bu sefer Mutlu, "Ayrıntılandırın. Somutlandırın. Ne sorunları var?" diye sorunca, her zaman soyut konuşmalara alışmış olan Karayalçın, yanıtlayamadı. Bir ay kadar önce de Halil Nebiler'in programında, yeni anayasa çalışmaları hakkında konuşurken, "Tartışalım. İlk dört maddeyi de tartışalım." dediğinde, Nebiler, "Niçin tartışacağım? Benim adım, Halil Nebiler. Bunun neresini tartışırım ben?" diye dobra dobra sorduğunda, afallamış, kalmıştı. Sonra zorla gülmeye çalışarak, "peki, siz tartışmayın" diye abuk bir yanıt vermişti. Karayalçın Ata'nın resminin duvardan indirilmesi olayında da dün gece, "Necati beyi tanırım... Ona kefilim... Böyle bir şeyi yapmadığına inanıyorum...Yapmaz. Zaten böyle bir olay da olmadı" dedi. Mutlu, "Ama siz Aylin hanımı yalancılıkla itham etmiş oluyorsunuz" dediğinde, yine şaşırdı, doğru dürüst bir yanıt veremedi. Değerli Dostlar, Kırk yıldır Türk siyasetinin içinde yer almış, en önemli görevlere getirilmiş birini bugün bu zavallılık içinde görünce, insanın nutku tutuluyor, ülkesi için çok üzülüyor. Dostlukla, Lâle Gürman *http://www.cagdasulusalcizgi.com/haber/siyaset-71463/karayalcin-istanbulda-solu-hdp-ile-birlestirme-misyonua-devam-edecek-mi/434.html <http://www.cagdasulusalcizgi.com/haber/siyaset-71463/karayalcin-istanbulda-solu-hdp-ile-birlestirme-misyonua-devam-edecek-mi/434.html>* -- *“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde de savaşmayı sürdürür.”* *Seneca* |
|
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 13 05:32PM +0100
Von: cumhuriye...@yahoogroups.com [mailto:cumhuriye...@yahoogroups.com] Gesendet: Samstag, 13. Februar 2016 17:15 An: hekimgucbirligi Betreff: [cumhuriyetimizicin] UMUDUMUZ SAHAFLAR Bu kadar iç parçalayıcı bir haber paylaştığım için üzüntüm büyük! Ceyhun BALCI https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2016/02/13/umudumuz-sahaflar/ UMUDUMUZ SAHAFLAR izmir_milli_kutuphane BİTAP Antalya’daki “İltem Sahaf”ın sahibi İlhami Dilek Körfez gazetesine ilginç açıklamalar yapıyor: “Son zamanlarda Türkiye genelinde yaygınlaşan bir durum var; devlet kütüphaneleri tasfiye ediliyor. Ankara’da Milli Kütüphane’nin kitapları ihale usulüyle kilosu 20 kuruştan kitapçılara satıldı. Sadece devlet ya da halk kütüphaneleri değil, okul kütüphaneleri de tasfiye ediliyor. Adını vermeyeyim ama bir okulun tasfiye edilen kitapları arasında eski Rumlara ait kitaplar elime geçti. Ortodoks Rum Kilisesi’nin Antalya’da basılan 1911 yılına ait nizamnameleri var bende.” Kitaplar neye göre tasfiye ediliyor? Nasıl bir süzgeçten geçiyor? Kararı kimler veriyor? Melih AŞIK, Milliyet, 13 Şubat 2016 İlkellik gerilerde kaldı diyenleredir bu paylaşım! Uygarlık da ilkellik de zamana bağımlı olgular değil! Galile ya da Bruno 17. yüzyılda uygarlık gösterisi yapabildikleri gibi Milli Kütüphane’yi talan edenler 21. yüzyılda vandallık sergileyebiliyorlar! Okumayı, yazmaya çalışmayı kısacası kitapları önemseyen biri olarak bu paylaşımı yapmak istemezdim! Ama, sorumluluk duygum hepsinin önüne geçti! Türkiye ve dolayısı ile de insanlık, tarihin gördüğü, görebileceği sıradışı bir vahşetle karşı karşıyadır! Egemen olma, her şeyi hiçe sayma özgüveni bir başka boyut kazanmıştır anlaşıldığı kadarı ile! İnsanlık ve aydınlanmacılık gereğince savunulamamıştır bu örnekten de anlaşıldığınca! Kültürü ve uygarlığı savunmakla ödevli Kültür Bakanlığı bu durum karşısında sorumluluk duyar mı? Buna yanıt vermek zor ama, insanlığın vereceği yanıt belirleyici olacaktır! Tersi durumda “umudumuz sahaflar” demekten başka seçenek yok! Ceyhun Balcı __._,_.___ _____ Posted by: =?UTF-8?Q?Ceyhun_Balc=C4=B1?= <ceyhu...@gmail.com> _____ Grubumuzla paylam olduz ��n yazlarnz,haberler ve g��l temalarn i祲i𩮤en iletiyi g��ren ye hukuken doan sorumludur. <http://geo.yahoo.com/serv?s=97476590/grpId=18804466/grpspId=1705083764/msgId=115466/stime=1455380147> <https://groups.yahoo.com/neo/groups/cumhuriyetimizicin/info;_ylc=X3oDMTJmYmo5ZHZmBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzE4ODA0NDY2BGdycHNwSWQDMTcwNTA4Mzc2NARzZWMDdnRsBHNsawN2Z2hwBHN0aW1lAzE0NTUzODAxNDc-> Visit Your Group <https://groups.yahoo.com/neo;_ylc=X3oDMTJlbjdqcTY4BF9TAzk3NDc2NTkwBGdycElkAzE4ODA0NDY2BGdycHNwSWQDMTcwNTA4Mzc2NARzZWMDZnRyBHNsawNnZnAEc3RpbWUDMTQ1NTM4MDE0Nw--> Yahoo! Groups • <https://info.yahoo.com/privacy/us/yahoo/groups/details.html> Privacy • <mailto:cumhuriyetimizi...@yahoogroups.com?subject=Unsubscribe> Unsubscribe • <https://info.yahoo.com/legal/us/yahoo/utos/terms/> Terms of Use __,_._,___ |
|
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 13 07:19PM +0100
<http://helalporno.tumblr.com/image/110814929940> http://41.media.tumblr.com/37a8615072f2c3017a8cd6643b6dd895/tumblr_njo1arH1nv1u8zmooo1_1280.jpg „PEMBE TAKSİ" de yeterli olmazsa ne olacak?" sorusuna öneriler.. Vatandaşlarımızdan gelen „PEMBE TAKSİ‘ de „taciz ve saldırıların“ önüne geçemez, yeterli olmazsa ne olacak? Mor taksi mi gelecek“ soruları üzerine düşündüğüm çözümler: Bu taciz ve saldırı sorunu öyle taksi maksi gibi yarım önlemlerle bitmez; üzerine daha köklü önlemlerle ve genel olarak gidilmelidir: mesela daha „Pembe otobüs, pembe tren, pembe uçak, pembe bakkal, pembe tuvalet kağıdı, mor AVM“ falan da olmalı; bunların personeli, sürücüleri pilotları, kullananları çalışanları da „ne olur ne olmaz müsterilere saldırıverir“ diyerek erkek olmamalı, kadın veya hadım olmalıdır. Hatta buralarda hizmet veren tüm kadın personel „çekap“ yapılarak alınmalı ve kadın personelin de kadınlara sarkıntılık yapma olasılığını ortadan kaldırmak için „kadın düşkünü“ olmayan kadınlardan seçilmelidir. Bence daha güvenli bir çözüm ise; kadın erkek ne olursa olsun iş sağlama alınmalı personelin tümünün „Hadım edilmesinde milli yarar vardır“ diyerek tümü hadım edilmeli, bunlara „mağduriyet“ zammı verilmelidir.. Bu da olmazsa: Eskiden bu işleri sağlama alan „Bekaret kemeri“ mi „Bekaret donu“ mu ne varmış, ne yazık ki artık onlar yok ama duyduğuma göre „şey“ biraz kıpırdadığında hemen „cızz“ yapan „Elektronik kelepçe“ler varmış, onlardan tedarik edilerek mahalle muhtarlarına veya cami imamlarına, Karakollara teslim edilmeli; bu personeli çalıştıran kuruluşlara şirketlere de bunlardan bulundurma ya da tüm personele takma mecburiyeti getirilmelidir. * * * Ayrıca bu „kösnül“ azgınları frenlemek için de ek önlemler alınmalı; öyle herkese „muta nikahı“ gibi zor ve zaman isteyen işlemler yerine „Helal Abanoz“ „Helal seks şop“ „Helal porno“ vs. gibi yardımcı önlemlere ve takım taklavata da başvurulmalı, bunlar yaygınlaştırılarak ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunulmalıdır.. Bütün bunlar da yetmez veya „mevzuat“a ters düşerse, ya da „meşrep“e uygun bulunmazsa o zaman sondan bir önceki çare olarak Suudi „tarihçi“nin yukarıdaki çözüm önerisine kulak verilmeli; „Yurtdışından kadın personal getirilmeli“ „dir. * * * Fakat bence nihai çözüm yani „son çare“ olarak eski Maarif Nazırlarından Emrullah Efendi’nin şaka niyetine söylediği “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözünü İçişleri Bakanlığı kendisine şiar edinmeli; “Şu kadınlar sokağa çıkmasaydı asayiş ne güzel berkemal olurdu” veya “Evlerinde otursalardı başımıza bu kadar iş çıkmazdı” diyerek gereken yasaları bir an önce çıkararak yaşama geçirmelidir. Aydoğan Kekevi 13.2.16 Von: ne_mutlu_t...@googlegroups.com [mailto:ne_mutlu_t...@googlegroups.com] Im Auftrag von erdem akyuz Gesendet: Samstag, 13. Februar 2016 13:19 An: ne_mutlu_t...@googlegroups.com Betreff: Re: [ÖNCE VATAN] PEMBE TAKSİ Sayın Özüerman, Katkılarınıza teşekkür ederiz. Aynen katılıyoruz ve başvurularımıza hemen ekliyoruz. Saygılarımla. Av.A.Erdem Akyüz 13 Şubat 2016 14:13 tarihinde Tülay Özüerman <tulay.o...@gmail.com> yazdı: Sayın Akyüz; Söz konusu uygulama, sadece taksicileri tacizci göstermekle kalınmıyor, cinsiyet ayrımcılığını pekiştiriyor ve kadını koruyor gibi dışlıyor. Kadın, ancak kadının kullandığı araca binerek "tacizden korunacak" gibi, ama aslında "kadına taciz" olağan bir olgu gibi kabul edilmiş oluyor. Başka bakış açısı ile de, pembe araca binmeyen kadın tacizi davet mi etmiş oluyor?(!)... Kadın bir yere gitmek istediğinde pembe aracı bekleyerek de mağdur edilmiş oluyor... Bu çarpıklığa, sadece esnaf yönü ile değil, kadına yönelik cinsiyet ayrımcılığını pekiştirdiği ve kadını tacizcilere potansiyel olarak işaret ettiği için de karşı durmak gerekir. Koruyor gibi hedef göstermek buna denir. Her geçen gün sayısı artan kadın cinayetleri ve tacizler, bu yöntemlerle durdurulamaz. Duyumuma göre, ancak akşam 20.00'ye kadar çalışacakmış "pembe" taksiler... Buradan çıkan sonuç: Saat 20.00'den sonra kadın sokağa çıkmayacak (kadına dışarı çıkmada kısıt getirmiş oluyor); çıkarsa ve tacize uğrarsa ne olacak? Bu pilot uygulamanın giderek toplu taşım araçlarına da yansıtılabileceğini de göz ardı etmeyelim... Olayın toplumsal boyutu çok daha vahim. Pembe kadının, mavi erkeğin rengi dediğimizde başlatıyoruz cinsiyet ayrımcılığını... Ayrımcılıkların giderek hepimizi kuşattığı ülkemizde, ayrımcılığın " koruma" adı altında uygulamalarla yaygınlaştığı ve kalıcılaştığı da bir gerçek. Kadınların bu türlü korunma adı altında dışlama duvarlarına gereksinimi yok; gasp edilmiş haklarının geri verilmesi, eşitlik talepleri var. Kadınla erkek arasında, erkeğin lehine yıllar içinde örülmüş duvarlar yıkılsın yeter. Koruma, tacize uğrama ihtimali olan, özelikle ayrıldıkları eşlerince rahatsız edilen kadınların talepleri üzerine kolluk kuvvetlerince sağlanması gereken bir hizmettir. Talep ettiği halde korun(a)madığı için cinayete kurban verdiğimiz kadınlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Lütfen sadece taşımacılık yapanların onuru açısından değil, pembe taksi olayına ayrımcılığa uğrayan kadının onuru açısından da bakınız. Cinsiyet ayrımcılığı kalksın diye verdiğimiz mücadelede, bu olay daha kat etmemiz gereken çok mesafe olduğunu gösteriyor... Önceki birikmişleri gidermeye çalışırken, yeni ayrımcılıkların icadı ile karşılaşıyoruz. Bu uygulama tam anlamı ile bir cinsiyet ayrımcılığıdır ve insan hakkı ihlalidir. Sebebin "koruma" gibi olumlu bir edime dayandırılması, bu garip uygulamanın olumsuz edim olduğu ve kadına fayda yerine zarar getireceği gerçeğini değiştirmediği gibi, zaten dayandırılan neden de sakattır. Dilekçenize bu hususu özellikle eklemeniz ricası ile girişiminize teşekkürler... Saygılarımla. Prof. Dr. Tülay ÖZÜERMAN 13 Şubat 2016 13:47 tarihinde erdem akyuz <erd...@gmail.com> yazdı: *TÜRKİYE ŞOFÖRLER VE OTOMOBİLCİLER FEDERASYONU *ANKARA UMUM OTOMOBİLCİLER VE ŞOFÖRLER ESNAF ODASI ANKARA ŞOFÖRLER ODASI *TÜRKİYE ESNAF VE SANATKARLAR KONFEDERASYONU Bildiğiniz üzere bir İl’imizde (Sivas) “pembe taksi” adı altında bir uygulama yapılarak, yalnızca kadınları taşımak üzere uygulama başlatılmıştır. Bu uygulama kapsamında resmi kayıtlara işlenerek bu taksi taşımacılığı “pembe” renk ile kayıt edilmek suretyle “ruhsatlarına” işlenmiştir. Oysa yasal mevzuat gereğince bütün Türkiye’de taksi rengi “sarı” renk olarak belirlenmiştir. Araç camlarına güneşi önlemek için filigran çektiren taksi ve araçlar dahi trafikten men edilerek ceza yazılmıştır. Bu durum;bir başka renk ve isim altında taksi taşımacılığı yapılamayacağını göstermektedir. Ticari araçların bir kısım halkı alıp almayacağı şeklindeki ve cinsiyetine dayalı uygulama ise ulusal ve uluslararası kurallara da aykırıdır Ayrıca “kadınları tacizden korumak için” özel arabalara binmeleri yolundaki uygulama, diğer bütün taksici esnafını ve şoförleri; sanki tacizci elemanlar gibi gösterici, suçlayıcı ve aşağılayıcı mahiyettedir. Bu durum kapsamında; söz konusu uygulama ile ilgili idari ve yasal sürece başvurmanızı ve bu konu hakkındaki görüş ve çalışmalarınızı halkımıza açıklamanızı, Bilgi Edinme Kanunu uyarınca başvurumuza yasal içinde cevap vermenizi rica ederiz.13.2.2016 Saygılarımla. Av.A.Erdem Akyüz -- "BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA, KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE BİR ÖBEKTİR.." .........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007 --- Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız. Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu grubu https://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz. Bu tartışmayı web'de görüntülemek için https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CA%2B2X94Oq5uhedwzmV2xkJOfC26XFXYwJEfRnpTC6z5SFTrbQsw%40mail.gmail.com <https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CA%2B2X94Oq5uhedwzmV2xkJOfC26XFXYwJEfRnpTC6z5SFTrbQsw%40mail.gmail.com?utm_medium=email&utm_source=footer> adresini ziyaret edin. |
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin. |
|
-- "BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA, KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE BİR ÖBEKTİR.." .........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007 --- Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız. Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu grubu https://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz. Bu tartışmayı web'de görüntülemek için https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CAHUHY_RFzm4FXjL0BbL3tFi1Cw_tafJGKiGDCp-TE82-h0RjNQ%40mail.gmail.com <https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CAHUHY_RFzm4FXjL0BbL3tFi1Cw_tafJGKiGDCp-TE82-h0RjNQ%40mail.gmail.com?utm_medium=email&utm_source=footer> adresini ziyaret edin. |
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin. |
|
-- "BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA, KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE BİR ÖBEKTİR.." .........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007 --- Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız. Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu grubu https://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz. Bu tartışmayı web'de görüntülemek için https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CA%2B2X94Pr6EoFpyUzLZVmTDvY5SWj4a8zroPMs502tLTGOy4AXA%40mail.gmail.com <https://groups.google.com/d/msgid/ne_mutlu_turkum_dyene/CA%2B2X94Pr6EoFpyUzLZVmTDvY5SWj4a8zroPMs502tLTGOy4AXA%40mail.gmail.com?utm_medium=email&utm_source=footer> adresini ziyaret edin. |
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin. |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 10:43PM +0200
[category güvenlik] [tags IRAK TÜRKLERİ DOSYASI, SADUN KÖPRÜLÜ, IRAK TÜRKLERİ, OYMAKLAR, BOYLAR, AİLELER] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 10:00PM +0200
<https://1.bp.blogspot.com/-0vVVu8SgqVk/Vr4Xd9eJQqI/AAAAAAAACDg/VJtYyM4m8as/s1600/%25C5%259EEYH%2BSA%25C4%25B0T%2BAYAKLANMASI.JPG> Hınıs’lı aşiret reisi Nakşibendi Şeyh Sait, 13 Şubat 1925 günü ayaklandı. Ayaklanma, 62 gün içinde 15 Nisan’da bastırıldı; yargılamalar ise 74 günde 28 Haziran’da tamamlandı. Doğu İstiklal Mahkemesi, Şeyh Sait başta olmak üzere 48 kişiyi idama mahkum etti. Cezalar, birgün sonra 29 Haziran’da infaz edildi. Cumhuriyet, henüz 1,5 yaşındayken ve olanaksızlıklar içindeyken, dış kaynaklı kalkışmayı yalnızca 137 günde; bastırdı, yargıladı ve cezalandırdı. Bu başarı, ilkeli ve kararlı bir yönetimin neler yapabileceğini gösteren tarihi bir örnektir. Yazıyı, 91 yıl önce meydana gelen bu olaydan ders çıkarılması dileğiyle yayınlıyoruz. Hakkâri’de yaşayan Nasturi papazlardan Nastoristarafından kurulan Nastur tarikatına bağlı Hıristiyanlar, 7 Ağustos 1924’de ayaklandı. Ayaklanma, İngiltere’nin Musul sorununun ele alınması için Milletler Cemiyeti ’ne başvurmasından bir gün önce başlamıştı. İngiliz subaylar Nastur halkını örgütleniş, İngiliz uçakları ayaklanmacıları desteklemişti. Şeyh Saitayaklanması, İngiliz işgal güçlerinin Kuzey Irak’ta sıkıyönetim ilan ettiği, subay izinlerinin kaldırıldığı, birliklerini Musul’a taşıdığı günlerde ortaya çıktı. O günlerde Büyük Britanya Sömürgeler Bakanı, Musul’a gelerek denetlemelerde bulunmuş, güçlü bir İngiliz donanması Basra’ya hareket etmişti. Toprak Ağası Şeyh Sait Bir Jandarma birliği, altı asker kaçağını yakalamak için, 13 Şubat 1925’te Bingöl’ün Eğil Bucağı’na bağlı bir köy olan Piran’a geldi. Birlik komutanları Teğmen Mustafa ve Teğmen Hasan Hüsnü, her zaman yaptıkları işin Piran’da, Cumhuriyet tarihinin önemli olaylarından birini başlatacağını kuşkusuz bilmiyorlardı. Piran, Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdurrahman’ın köyüydü ve ayaklanma hazırlığı içindeki Şeyh Sait, üç yüz atlısıyla birlikte o gün oradaydı.1Şeyh Sait, kaçakları vermek istememiş, teğmenler görevlerini yapmak zorunda olduklarını bildirince, subay ve askerler üzerine ateş açılarak, iki teğmen esir edilmişti. 2 “Birkaç ay sonra başlatılması”düşünülen ayaklanma, bir rastlantı sonucu 13 Şubat’ta başlatılmıştı. 3 Şeyh Sait, bölgedeki Nakşibendi Tarikatı’nabağlı Sünni müridlerin önderi, okuma yazma bilmez “ilginç görünüşlü” bir toprak ağasıydı. 4 Koyun sürülerini, aşiretine bağlı köylerin arazilerinde otlatır, köylülere ücretsiz çobanlık yaptırırdı. Dinsel konumunu kullanarak, onların sırtından büyük bir servet kazanmıştı. “Ankara’nın Türkleşmiş yeni hükümeti” 5onu rahatsız ediyor, Osmanlı döneminden alıştığı ayrıcalık haklarını yitirerek “derebeyliğinin” zarar göreceğine inanıyordu. Bu “tehlikeyi” önlemek için, dini etkisini kullanarak, Kürt aşiretlerini “Kemalist hükümetin kafirce siyasetine karşı” ayaklanmaya çağırdı; “Allah’ın emriyle cihat ilan etti”. 6 Ayaklanma, Şeyh Sait’in “kız alıp vermelerle genişlettiği etki alanıyla” sınırlı kaldı ancak o bölgeler içinde hızla yayıldı. Aşiretlerin büyük bölümü, özellikle Varto ve Dersim’in (Tunceli) Alevi aşiretleri ayaklamaya katılmadılar, hatta karşı koydular. Savaşçılığıyla ünlü, Vartolu HormekAşireti’nin reisi Alevi Veli Ağa, kendilerini ayaklanmaya çağıran Cıbranlı Kürt Miralay Halil Bey’e şöyle söylemişti: “Halil Bey, erkekçe konuşalım. Biz Kürt değiliz. Nemrut’la akrabalığımız yoktur. Siz Hamidiye alayları oldunuz, yıllarca birbirimizi kırdık. Bu kez sultan olmak isterseniz, biz size kul olmayız. Biz beylik istemiyoruz. Bırakın kardeş gibi yaşayalım”. 7 Nakşi Ayaklanma Şeyh Sait’in adamları, “ellerinde yeşil sancak, göğüslerinin üzerinde Kur’an-ı Kerim; bankaları, evleri, dükkanları basıp soyarak” 8 ilerlediler. Kürdistan’ın geçici başkenti yapmayı düşündükleri Bingöl ve Elazığ’ı ele geçirdiler; Lice’yi, Ergani’yi ve birçok köyü işgal ettiler. 9 Çatışmalar Diyarbakır’da “gerçek bir savaş”durumunu aldı.10 24 saat süren sokak çarpışmalarında, “silahlı Kürtler, cami şerefelerinden Türklerin üzerine ateş açtı”. 11 Nakşi hocalar, Şeyh Sait’in yanında savaşanlara, “Cennet’te ödüller vaadediyordu”. Kent ve köylerde, bildiriler dağıtılıyor, bu bildirilerde “hilafetsiz Müslümanlık olmaz; saltanat ve hilafet geri getirilmeli; okullarda dinsizlik öğreten, kadınları yarı çıplak gezdiren Kemalist hükümetin başı ezilmelidir”deniyordu. 12 “Bağımsız Kürdistan” Şırnak Aşireti ReisiAbdurrahmanAğa, Bağdat’taki İngiltere Başkomiserliğine gönderdiği mektupta; “Kürt milletinin hukukunu elde edip hükümetini kurmasına kadar, savaş mühimmatı konusundaki eksikliklerimizi, yapacağınız gizli yardımlarla giderebiliriz” 13 diyordu. Ayaklanma sanıklarından Kemal Feyzi, yakalandıktan sonra mahkemede “Ben bağımsız bir Kürdistan kurulması için çok çalıştım. Bu çaba için yıllarca aşiretler içinde yaşadım... Şimdi, birçok kimse gibi, önceden var saydığım ve uğruna mücadele ettiğim şeyin bir hayal olduğunu anlamış bulunuyorum. Ortada millet denilecek bir Kürt topluluğu yokmuş”dedi. 14 Şeyh Sait ve İngilizler Şeyh Sait’in başlattığı ayaklanma, tüm Kürt ayaklanmalarında olduğu gibi dışarıyla bağlantılıydı. İngilizler, zengin petrol yatakları nedeniyle Musul ve Kerkük’ten çıkmak istemiyor; Kürtleri, kurulmakta olan yeni Türk devleti üzerinde baskı oluşturacak bir araç olarak kullanıyordu. Mustafa Kemal, 1919’da Sivas Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “İngilizlerin amacının, parayla ülkemizde propaganda yapmak ve Kürtlere Kürdistan kurma sözü vererek, bize karşı suikast düzenlemek olduğu anlaşılmış ve gerekli önlemler alınmıştır”demişti. 15 Zafer’den sonra 14 Ocak 1923’te Eskişehir’de yaptığı konuşmada, Musul-Kerkük sorununa değinirken, bu soruna bağlı olarak Kürt devleti konusunu da ele almış ve şunları söylemişti: “Musul-Kerkük kadar önemli olan ikinci konu, Kürtlük sorunudur. İngilizler orada (Kuzey Irak’ta y.n.) bir Kürt devleti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Bunu engellemek için sınırı güneyden geçirmek gerekir”. 16 Mutki Aşireti Reisi Muşlu Hacı Musa, “Kürt Azadi (İstiklal) Cemiyeti”adlı gizli örgütün ilk başkanıydı. Bu örgüt 1923’te, Erzurum’da kurulmuş, ilk kongresini 1924 yılında yapmıştı. Şeyh Sait, “1925 Mayısı'na dek ayaklanma düzenlenmesine, gerekli dış yardımın İngiltereve Fransa'danalınmasına”karar verilen bu kongrede, örgüte üye olmuştu. 17 İngiliz Politikası İngiltere’nin İstanbul Büyükelçilik görevlisi Kidston, 28 Kasım 1919’da Londra’ya gönderdiği yazanakta (raporda), “Kürtlere ne kadar güvenmesek de, onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” diyordu. 18 İngiltere Başbakanı Lloyd George ise, 19 Mayıs 1920’de San Remo’da yapılan Konferans’ta “Kürtlerin arkalarında büyük bir devlet olmadıkça varlıklarını sürdüremezler” diyor, bölgeye yönelik İngiliz politikası için şunları söylüyordu: “Türk yönetimine alışmış olan Kürtlerin tümüne yeni bir koruyucu kabul ettirilmesi güç olacaktır... İngiliz çıkarlarını, dağlık kesimlerinde Kürtlerin yaşadığı Musul ve içinde bulunduğu Güney Kürdistan ilgilendirmektedir. Musul bölgesinin, öteki bölümlerinden ayrılarak yeni bağımsız bir Kürdistan Devleti’ne bağlanabileceği düşünülmektedir... Ancak bu konuyu anlaşma yoluyla çözmek çok güç olacaktır”. 19 İngiliz Hükümeti, “anlaşma yoluyla çözmenin güç olduğu”bu sorunu aşmak için, doğal olarak silahlı çatışma yolunu seçti.Bu iş için, para ve siyasi koruma önererek kimi Kürt aşiretlerini kullandı. Musul ve Kerkük bölgesini, Misakı Milli sınırları içinde gören yeni Türk Devleti’ni güç durumda bırakmak için, Doğu ve Güneydoğu’da karışıklıklar çıkarmaya yöneldi. 6 Mart 1921’de başlayan KoçgiriAyaklanması, Yunanlıların Bursa’dan saldırıya geçmelerinden iki hafta önce ortaya çıktı. 7 Ağustos 1924’te başlayan NasturiAyaklanması, İngiltere’nin Musul sorununun ele alınması için, Milletler Cemiyeti’nebaşvurmasından bir gün önce başladı. 20 Şeyh Saitayaklanması, İngiliz işgal güçlerinin Kuzey Irak’ta sıkıyönetim ilan ettiği, subay izinlerini kaldırdığı, birliklerini Musul’a taşıdıkları günlerde ortaya çıktı. O günlerde, Sömürgeler Bakanı Musul’a dek giderek denetlemelerde bulunuyor ve güçlü bir İngiliz donanması Basra’ya hareket ediyordu. 21 Ayaklanmaya verilen İngiliz desteği için, Fransız tarihçi Benoit Méchin şu yorumu yapmıştı: “Şeyh Sait ayaklanması yeni devletin tekil (üniter) yapısına ve yasaların ülkenin tümünde uygulanabilirliğine bir meydan okumaydı... Kemalist rejimin güçlenmesini önleyeceği düşüncesiyle, İngiltere, olayları kışkırtmak için Kürt başkaldırısını körüklüyordu. Bu cerahatlı yarayı, ayaklanmacılara yiyecek ve silah yardımı yaparak, Türkiye’nin ensesinde tutuyordu”. 22 Fransız Yazanağı Ayaklanmanın başladığı günlerde, Bağdat’taki Fransız Komiserliği Paris’e 40 sayfalık bir yazanak gönderdi. Ortadoğu’da, birbiriyle çelişen Fransız-İngiliz çıkarlarını ve buna bağlı olarak Kürt-İngiliz ilişkilerini irdeleyen yazanakta, Şeyh Sait’ten de söz ediliyor, şunlar söyleniyordu: “Şeyh Sait, 1918 yılından beri amacı İngiliz Mandası altında bir Kürt devleti kurmak olan İstanbul Kürt Komitesi’ne bağlı olarak çalışmaktadır. Şeyh Sait, 1918’de, Kürdistan Bağımsızlığı Türkiye Komitesi lideri Abdullah Bey tarafından, İngilizlerin Kürt politikasındaki temel unsurlardan olan Binbaşı Noel’le ilişkiye geçirildi...” 23 Şeyh Saitayaklanması sürdüğü günlerde Bağdat’taki Fransız Yüksek Komiserliği, Paris’e gönderdiği bir başka yazanakta şunları söylüyordu: “Kürt ayaklanması, birdenbire kendiliğinden ortaya çıkmadı. Kürdistan dağları yabancıların kışkırtması ve desteğiyle ayaklandı. Bölgede çıkan olaylar, İngilizlerin uğradıkları yenilgiden sonra hiç affetmedikleri Mustafa Kemal’e ve Ankara’daki Meclis’e karşı yürüttükleri siyasetin bir parçasıdır... Kürt ayaklanması bundan daha iyi koşullarda patlak veremezdi. Ayaklanma, Türklerin Musul üzerindeki iddialarını araştıran Komisyon’da, Türklerin kendi topraklarındaki Kürtler arasında bile huzuru sağlamayacağını gösterecekti”. 24 Şeyh Saitayaklanmasını İngilizlerle birlikte, devrik Padişah Vahdettin de destekledi. San Remo’daki villasında, Kürt Teali Cemiyeti üyesi ve Serbesti Gazetesi sahibi Mevlanazade Rıfat’tan “Kürdistan olayları”hakkında sürekli bilgi alıyor ve aldığı bilgiyi Bükreş’te kurulmuş olan Hilafet Komitesi'ne iletiyordu. Bu komite, Damat Ferit ve eski İçişleri Nazırı Mehmet Ali önderliğinde, Türkiye’de hilafetçi bir darbe hazırlanıyordu. 25 Atatürk ve Ayaklanma Atatürk, ayaklanma haberi geldiğinde, Aşar vergisinin kaldırılması ve Türk Teyyare Cemiyeti’nin kurulması gibi önem verdiği iki konu üzerinde çalışıyordu. Doğu ve Güneydoğu’da, dış desteğe dayalı bir kalkışma onun için beklenmeyen bir durum değildi. İngiltere Musul’u ve petrolünü istiyordu, o ise Musul’un Misaki Milli Sınırları içinde olduğunu dünyaya duyurmuştu. İngiltere, “gizli faaliyetlerle Türkiye’yi Musul’dan vazgeçirmeye” çalışacak26, bunun için kimi Kürt aşiretlerini kullanacaktı. Elli yıl sonra açıklanan İngiliz gizli belgelerinde yazılı olan bu durumu, Mustafa Kemal o günlerde sanki belgeleri okumuş gibi açıkça görmüştü. İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde görevli Kidston, 1919’da “Kürtleri kullanmamız çıkarlarımız gereğidir” derken, Elçilik Müsteşarı Hohler, “Kürt sorununa verdiğimiz önem Kuzey Mezopotamya (Kuzey Irak y.n.) bakımındandır. Kürtlerin ya da Ermenilerin durumu beni hiç ilgilendirmiyor” diyordu. 27 Hükümet Olayın Boyutunu Göremiyor Meclis ve Fethi (Okyar)Bey’in başbakanlığını yaptığı hükümet, olayın önemini kavrayamamış ve yerel bir eşkiyalık hareketi gibi görmüştü. Birkaç ilde ilan edilecek sıkıyönetim ve küçük boyutlu bir askeri eylemcenin (harekatın), ayaklanmayı bastırmak için yeterli olacağı düşünülüyor, “bastırılacak olan, birkaç cahil Kürt çetesinden başka bir şey değildir” deniyordu. 28 Oysa, ayaklanmanın boyut ve niteliği, birkaç ilde sıkıyönetim ilan etmekle çözülebilecek türden değildi. Ona yakın devrimci milletvekileri; ayaklanmanın dış kaynaklı karşıdevrim girişimi olduğunu, başka bölgelere de sıçrayabileceği niye, bu nedenle sıkıyönetimin yalnızca Doğu’yu değil, ülkenin her yerini kapsamasını ve etkili yeni yasaların çıkarılmasını istedi. Onlara göre, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, yürüttüğü politika nedeniyle sorumluydu.“Alevlendirici bir dini propagandayla, ayaklanmanın patlamasına yol açmıştı”. 29 Başbakan Fethi Bey, bu görüşlere katılmıyor, önerileri kabul etmiyordu. Mustafa Kemal, önlemlerin sertleşeceğini sezdiği için, Kazım ve Ali Fuat Paşa’larla Rauf Bey’i çağırdı ve “kan dökülmeye dek varabilecek” 30 olayların önemini anlatarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kapatmalarını istedi. Ali Fuat Paşa’nın gelmeyip yerine Adnan (Adıvar) Bey’i gönderdiği toplantıda Fethi Bey, Terakkiperver Fırka’ya tepkinin giderek genişlediğini, “güç kullanımına her zaman karşı olan bir kişi olarak”gelişmelerden kaygı duyduğunu ve bu anlayışıyla “azınlıkta kalmaktan korktuğunu” söyledi. 31 Önlemler Sertleşiyor Terakkiperver yöneticileri öneriyi kabul etmediler, Fethi Bey’in de “ılımlı politikası uzun sürmedi”. Ayaklanma yayılıyor, sonuç getirecek etkili önlemlerin alınması gerekiyordu. Dış destekli etnik ve dinsel ayaklanma kısa sürede bastırılmazsa, “yer altında pusuya yatmış” eski düzen yanlılarını yüreklendirebilir, henüz tam olarak yerleşmemiş olan genç Cumhuriyet için tehlike oluşturabilirdi. Sorun, bölgesel değil, uluslararası boyutu olan ulusalbir sorundu. Alınacak önlemler, sorunun niteliğine uygun, yani ülkenin tümünü kapsayacak biçimde olmalıydı. Ayaklanmaya, niteliğine uygun tanı koyamayan Fethi Bey, 3 Mart 1925’te Başbakanlıktan çekildi ve İsmet Paşa yeni hükümeti kurmakla görevlendirildi. Meclis’te ve Cumhuriyet Halk Fırkası kümesinde, “silah çekmeye varan öfkeli tartışmalar” 32 oldu. Sonunda, parti ve devlet başkanı olarak onun toplantıya çağrılmasına ve görüşünün alınmasına karar verildi. Ayaklanmanın, kapsam ve niteliğini ortaya koyan, aydınlatıcı bir konuşma yaptı. Ayaklanmanın, ulus varlığına ve onun devlet örgütüne yönelen bir hareket olduğunu, bu nedenle “milletin elinden tutulması gerektiği”nisöyledi ve konuşmasını şu ünlü sözüyle bitirdi: “Devrimi başlatan tamamlayacaktır”. 33 İsmet Paşa Hükümeti, |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 09:48PM +0200
Armağan KULOĞLU oaku...@gmail.com <mailto:oaku...@gmail.com> Güvenlik sorunlarının çözümü için sıklet merkezi yapılması gereken bir ortamda, toplumun dikkatinin yeni anayasa ve başkanlık tartışmalarına çekilmesi son derece gereksiz ve içeriği itibariyle de sakıncalı bir yaklaşımdır. Yeni anayasa ve başkanlık inandırıcı değil... Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin iki başlılık yaratabileceği, bu nedenle rejimin parlamenter sistemden, başkanlık sistemine dönüştürülmesi gerektiği, bunun da yeni bir anayasayla gerçekleştirilebileceği söylenmektedir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, 2007'de düşüncesizce verilen tepkiden dolayı yapılan bir anayasa değişikliğiyle gerçekleştirilmiştir. Şimdi de bunun sorun yaratacağı söylenmektedir. Hâlbuki sorunun, yeni anayasa, rejim değişimi ve başkanlık sistemine geçiş yerine, cumhurbaşkanının yeniden meclis tarafından seçilmesini sağlayacak bir anayasa değişikliğiyle daha kolay çözümlenmesi mümkündür. Böyle bir yaklaşım, 2007'deki değişikliğin, rejimi değiştirmek ve başkanlık arzusuna zemin hazırlamak için bilerek ve maksatlı olarak yapıldığı intibaını da ortadan kaldırır. Yapılmak istenenler tehlikeli Mevcut meclis ve milletvekillerinin yeni anayasa girişimi anayasal suçtur. Yeni bir anayasa, ülkenin yıkıcı tabii afet, savaş veya sistemi yerinden sarsacak bir durumla karşı karşıya kalması, devletin yeniden yapılanmasının kaçınılmaz hale gelmesiyle mümkündür. Bunun için de bir kurucu meclis oluşturulması gerekir. Darbe zamanındaki şartların değişmesinden veya ortaya çıkan yeni ihtiyaçlardan dolayı, anayasanın 175. maddesine göre değişiklik yapılabilir. Ancak yapılmak istenen, rejimin ve sistemin değiştirilmesi olduğu için, yetki olmasa da, varmış gibi gösterilerek, değişmez maddeleri de içine alan yeni bir anayasadır. Yeni anayasa çalışmalarında değişmez maddelerin akıbeti belli değildir. İktidarın bu konuda net konuşmadığı, Türk Milletini, Türklüğü ve kuruluş felsefesini dikkate almadığı görülmektedir. "Başkanlığı tartışmaya açtık" diyerek, tamamen başkanlığın her derde deva olacağı, bütün sorunların üstesinden geleceği algısı yaratılmakta, beyin yıkama operasyonu uygulanmaktadır. Muhalefetin bunu karşı propagandayla önlemesi, propaganda için araç ve konum bakımından zayıf olan durumuna çare bulması gerekmektedir. Ancak muhalefetin, darbe hukukunu değiştirme hevesiyle yeni bir anayasa yapmak üzere masaya oturması onun akıntıya kapıldığını göstermektedir. TBMM'nin kendisini feshettiğini, rejimin yıkıldığını, fiilen sona erdirilen bir dönemin resmen sona erdirildiğini ve durumun vahametini anlayamayacak kadar hassasiyetini kaybettiğini göstermektedir. Rehabilitasyon programı ve çözüm süreci Açıklanan restorasyon/rehabilitasyon programında, ayrıştırıcı ulus anlayışından, birleştirici millet anlayışına geçileceği söylenmiştir. Bu yaklaşım, yeni anayasa anlayışında da vardır. Anayasanın 3. maddesi, "Türkiye Cumhuriyeti ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür"demektedir. Ülkesiyle bölünmezlik "üniter devleti", milletiyle bölünmezlik de "ulus devleti" ifade eder. Ulus ayrıştırıcı değil, Türk Ulusu olarak birleştiricidir. Kastedilen birleştirici milletin ise ne olduğu belli değildir. Çözüm sürecinin hâlâ buzdolabında olduğunun söylenmesi de, yaşananlardan ders alınmadığını göstermektedir. Bu yaklaşımlar, başarıyla yürütülen terörle mücadeleyi de olumsuz etkileyebilir. Güvenlik güçlerinin, sivillere zarar vermemek için hassasiyet gösterdiği ve bu nedenle şehit olduğu, yaralandığı, ancak kahramanca mücadelesine de devam ettiği dikkate alınmalıdır. Çözüm otoritededir. Psikolojik rehabilitasyondadır. Halkın tümünün, teröristlere bir daha sempati duymayacak, desteklemeyecek duruma getirilmesindedir. Yönetim 7/24 konuşarak, yanlışlarının üstünü örtme, sürekli doğru ve haklı olduğu algısı yaratma peşindedir. Yeni anayasa, başkanlık, rehabilitasyon ve çözüm süreci konularında toplum kandırılmaktadır. Muhalefetin ise silkinerek, "tam saha pres" uygulamayla, heyecanlı, enerji dolu ve dinamik olması gerekmektedir. 13 Şubat 2016 [category araştırma] [tags ARAŞTIRMA DOSYASI, E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 11:38PM +0200
İşte özgürleşen Irak'tan kareler Irak'ta akıttığın kanın haddi hesabı yok.. Kalkıp Türkiye'ye ders veriyorsun. Irak'ta taş üstüne taş koymadın.. Yüzbinlerce insan öldü.. 2 milyon Iraklı mülteci.. Medeniyetin başkenti Bağdat'ı Berlin duvarı gibi ikiye ayırıyorlar. İşkence keyfi insan öldürmelerin haddi hesabı yok.. Şimdi kalkıp 90 yıl önceki olayların hesabını soruyorlar.. Üstelik Ermeni lobisinin sözüne bakarak.. [category güvenlik] [tags IRAK DOSYASI, DEMOKRASİ, DERS, AMERİKA, IRAK, KATLİAM] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 10:56PM +0200
3 yıl aralıksız PKK'ya karşı operasyonlarda görev alan Hakkari Dağ Komando Tugayı 4. Tabur Komutanı Emekli Binbaşı Serhat Karadeniz, Kuzey Irak'ta ABD'li bir Yarbay ile yaptığı görüşmeyi ilk kez ÖZEL BÜRO'ya açıkladı. 1993-95 arası Kuzey Irak'a düzenlenen 15 operasyonun başında bulunan Binbaşı Karadeniz, bir operasyon sırasında ABD İrtibat Subayı Yarbay North ile görüştüğünü ve North'un Kuzey Irak'ta Kürdistan'ı kurmak amacıyla bulunduklarını açıkça söylediğini anlattı. E. Binbaşı Serhat Karadeniz ÖZEL BÜRO'ya Açıkladı : "Abd Yarbayı Kürdistan'ı Kurmak İçin Buradayız Dedi" 3 yıl aralıksız PKK'ya karşı operasyonlarda görev alan Hakkari Dağ Komando Tugayı 4. Tabur Komutanı E. Binbaşı Karadeniz, K. Irak'a düzenledikleri bir operasyon sırasında ABD İrtibat Subayı Yarbay North ile görüştüklerini ve North'un K. Irak'ta Kürdistan'ı kurmak amacıyla bulunduklarını açıkça söylediğini ÖZEL BÜRO'ya açıkladı. İngiliz Daily Telegraph gazetesinin, ABD'li subayların, PKK'lılarla düzenli toplantılar yaptığını yazması ABD-PKK ilişkilerini tekrar gündeme getirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri, 1993, 1994 ve 1995 yıllarında Kuzey Irak'a pek çok operasyon yaptı. O yıllarda Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanlığı'nda görevli 4. Tabur Komutanı Emekli (E.) Binbaşı Serhat Karadeniz, Kuzey Irak'ta görevli ABD'li Yarbay ile yaptı görüşmeyi ilk kez ÖZEL BÜRO'ya anlattı. ÖZEL BÜRO : 1993-94-95 yıllarında Hakkari'de Dağ Komando Tabur Komutanlığı yaptınız ve PKK'ya karşı savaş verdiniz. O yıllara dönersek neler yaşadınız? E. Binbaşı Serhat Karadeniz- Terör olayları 92 ve 93 yıllarında en üst seviyeye çıkmıştı. O dönemde Güneydoğu Anadolu'da görev yapmanın mutluluğunu duyan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personellerinden biri de benim. O yıllarda PKK ile mücadele etmek daha zordu. Hakkari'de görev yaptığım yıllarda hiçbir zaman bina içerisinde kalmadık. 4. Dağ Komando Taburu olarak devamlı üs bölgelerinde çadırlarda kaldık. Bu dönem zarfında da 15 kez irili ufaklı, bir haftadan iki aya kadar Kuzey Irak'a operasyon düzenledik. Yol olmadığı için oraları adım adım biliyorum. Anılarım bir kez daha gözümün önüne geldi. Oradaki mücadelemiz ve birçok olay. "ABD STRATEJİK HASIM" ÖZEL BÜRO : Türkiye'nin gündeminde de ağırlıklı olarak. ABD-PKK ilişkisi bulunuyor. ABD'li Komutanların PKK'lılarla Irak'ın Kuzeyi'nde ve Kandil Dağı'nda bir araya geldikleri ortaya çıktı. Siz Kuzey Irak'a düzenlenen operasyonlarda bu durumla karşılaştınız mı? Karadeniz- Bu konuya "ABD bizim stratejik müttefikimiz mi, yoksa stratejik hasmımız mı?" değerlendirmesini yaparak girmek gerek. Önce buna karar vermemiz lazım. Doğru teşhis koymadan tedaviyi yanlış uygularız. Bence bugüne kadar doğru teşhis koyamadık ve tedaviyi de yanlış uyguladık. ABD ile Türkiye'nin menfaatleri Ortadoğu ve Türkiye toprakları üzerinde çatışmaktadır. Bu yüzden ABD bizim müttefikimiz olamaz. ABD hasmımız. "TSK'da M-16 Yokken PKK'dan M-16 Piyade Tüfeği Yakalıyorduk" Hakkari'de görev yaptığım dönemde bunun örneklerini yaşadık. O yıllarda basında bu kadar yer almayan ABD'nin faaliyetleri artık ayyuka çıkmış durumda. Artık kendileri de kabul ediyor PKK'nın elindeki silahların ABD menşeli olduğunu. İkiyaka Dağları'nda bir operasyonda PKK'lılardan M-16 piyade tüfekleri ele geçirdik. Bu tüfekler o yıllarında ABD askerinin piyade tüfeğiydi. Henüz bu tüfekler TSK da bulunmuyordu. O zaman bunun bir rastlantı olmadığını düşünüyorduk. "İncirlik'ten Kalkan Çekiç Güç Helikopterlerinin Pkk'ya Malzeme Attığını Gözlerimle Gördüm" Kuzey Irak'a yaptığımız bir operasyon sırasında da bir ABD helikopterinin bizim çatışma içerisinde olduğumuz bölgedeki PKK'lılara malzeme attıklarını teşhis ettik, gözlerimizle gördük. İncirlik'ten kalkan Çekiç Güç uçakları PKK'ya havadan malzeme desteğinde bulunuyorlardı. Çekiç Güç de yanlış bir teşhisti. Türkiye o dönemde üslerinde denetimini sağlayamıyordu. Bu olay diplomatik yolla protesto edildi ancak gelen cevap çok komikti: "Biz onu peşmergelere atıyorduk yanlışlıkla oraya gitmiş" "Genelkurmay Gece Uçan Helikopteri Vur Emri Yayınladı" ÖZEL BÜRO : ABD'nin PKK'ya başka yollardan da destek verdi mi? Karadeniz- Bu konuyla ilgili aslında başımızdan çok olay geçti. O yıllarda TSK helikopterlerinin gece görüş imkanı olmadığından gece görevlerine çıkamıyorduk. İlk kez 1993'te TSK'nın çok eleştirilen ve terörle mücadelede yüksek başarıları olan tamamen astsubay ve subaylardan oluşan özel harekattan arkadaşlarımıza Cudi Dağı'na gece operasyon düzenleme emri geldi. Bu operasyon için pilotlarımız sadece gece görüş gözlüğü takarak helikopteri kaldırabildi. Helikopter Cudi'ye inerken bir PKK mensubu bizim helikopteri yönlendiriyor. Sanki helikopter yönlendirme kursu görmüş bir uzman gibi. Bizim tim şaşırıyor görev yerlerine iniyor ve mevziye giriyor. PKK'lı o zaman anlıyor ve bunlar Türkiye Cumhuriyeti askeri deyince çatışma çıkıyor. Bu da oldukça enteresan bir durum. PKK'lı Cudi Dağı'na gece inen helikopteri Türkiye Cumhuriyeti helikopteri değil de başka bir ülkenin helikopteri olarak karşılıyor ve yönlendirmede bulunuyor. Bu "dört ayaklıdır, damlarda dolaşır, miyav miyav der" bilin bakalım bu kimdir bilmecesine benziyor. Cudi'ye inen helikopter TSK helikopteri değilse kimin helikopteri. Tabiî ki İncirlik üssünden kalkan ABD helikopteri. Bu olayın ardından Genelkurmay Başkanlığı yazılı bir emir yayınladı ve geceleri uçan helikopterlerin düşürülmesi emri verildi. Abd'li Yarbay: Burada Kürdistan Kurulacak ÖZEL BÜRO : O dönemde Çekiç Güç subaylarıyla da görüşmeleriniz oldu mu? Karadeniz- 1994 yılının Haziran ya da Temmuz ayında Kuzey Irak'ta bir ABD'li Yarbay ve peşmergelerle karşılaştık. ABD askeri Yarbay North'un burada ne işi olduğunu sorduk? Oda bizim Kuzey Irak'ta ne işimiz olduğunu sordu. Bende PKK'lıları kovaladığımızı söyledim. Yarbay North da "burası PKK'lıların değil gördüğünüz gibi Kuzey Iraklıların" dedi. Kendisinin resmi olarak askeri irtibat subayı olduğunu söylemişti. Bizim Süleymaniye'deki özel kuvvetlerden oluşan irtibat subaylarımız gibi. Ve sonra Yarbay North ile aramızda şu diyalog geçti: Yarbay North- "Kürdistan için Kuzey Irak'tayız. Burada Kürdistan kurulacak." Binbaşı Karadeniz- "Bizim çıkarlarımıza aykırı, kurdurmayız." Yarbay North- "Kürdistan'ı kabul etmezseniz o zaman savaşırsınız." Binbaşı Karadeniz- "Biz zaten Kuzey Irak'a çiçek toplamaya girmedik, bir mücadeleyi zaten yürütüyoruz." Yarbay North- "O zaman ABD ile savaşırsınız." ÖZEL BÜRO : Nisan ayından bu yana bir sınır ötesi harekat gündemde. Ancak şu ana kadar bu operasyon yapılmadı. Siz bunu neye bağlıyorsunuz? Karadeniz- TSK, kendisine verilen emirleri uygular. Asker planlamasını yapar, emri alır ve uygular. Genelkurmay Başkanımız bu soruya "Kuzey Irak'a operasyon yapmamızın faydası var, TSK hazırdır. Siyasi irade gerek" diyerek yanıt verdi. Operasyon kararını iktidar verir. "TÜRKİYE'NİN ABD İLE ÇATIŞMASI KAÇINILMAZDIR" ÖZEL BÜRO : Türkiye PKK'dan nasıl kurtulur? Karadeniz- Stratejik müttefikimiz ABD'yi hasım ilan ederse. Tezkerede olduğu gibi düşman ordusunu topraklarına bastırmazsa. ÖZEL BÜRO : ABD'nin Kuzey Irak'a çekilmesi söz konusu. Bu TSK ile sıcak bir çatışmayı gündeme getirebilir mi? Karadeniz- TSK ile ABD arasında bir savaş çıkacağı bir kehanet değil. Eğer bu gidişat değişmezse bu kavga sıcak çatışmaya dönüşecektir. Türkiye'nin ABD ile çatışması kaçınılmazdır. ÖZEL BÜRO : Türkiye'ye içerden ve dışarıdan federasyon dayatılıyor. Karadeniz- Ben Doğu ve Güneydoğu'ya 2 yaşımda ayak bastım. Oradaki insanla kaynaştım ve Doğu'nun insanını da araziyi de çok iyi tanırım. Oradaki yurttaşlarımızın federasyon veya ayrılık diye bir düşüncesi yok. Doğu'daki vatandaşlarımız "ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım" diyor. Biz de ayrılık hareketi yok kandırılmış kişiler var. ÖZEL BÜRO : Son sözünüz. Karadeniz- TSK'dan emekli olunur ancak vatan sevgisinden emekli olunmaz. [category istihbarat] [tags PENTAGON DOSYASI, ABD, SUBAY, TÜRK KOMUTAN, İTİRAF, KÜRDİSTAN] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 11:13PM +0200
Seccadem yerdeydi Daha okunmamıştı akşam ezanı Birden bir tarraka sardı her yanı Biz Türkmen'iz, sahipsiziz, silahsızız üstelik Aman dedim yine mi bize ölüm fermanı? Baktım her köşede bir kanlı tuzak Tutulmuş Erbil' de bütün geçitler. Yavuz Bülent BAKİLER Irak Türkmenleri 1. Körfez Savaşı esnasında maruz kaldıkları katliamların bir yenisi de, 31 Ağustos 1996'da 36. paralelin içinde yaşandı. Güvenlik bölgesi olan Kuzey Irak Erbil şehri Talabani kontrolünde iken, Barzani güçleri Saddam'la gizli iş birliği yapıp anlaşarak Talabani'yi Erbil'den çıkarma planına sinsice uyguladılar. Bu arada Erbil'de bulunan Irak Türkmen Cephesi'nin önde gelen mücadeleci insanlarını, olay esnasında Barzani'nin işbirlikçisi Irak muhaberatı tarafından, sığındıkları büro ve evlerden alınarak daha sonra Bağdat'a götürüp, vahşice katledilerek katliamlar zincirinin bir yeni halkasını Barzani ve Saddam bu şekilde işlemiş oldular. 31 Ağustos 1996 sabahı Irak ordusu ve Irak muhaberat birlikleri ile 36. paraleli aşarak Barzani'nin isteği üzerine Irak'a bağlı büyük bir askeri operasyonunu Erbil'e giderek gerçekleştirdiler. Irak Başbakan Yardımcısı Tarık Aziz, 31 Ağustos 1996 tarihinde yaptığı açıklamada "22 Ağustos 1996 tarihinde KDP Lideri Mesut Barzani, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'e bir mektup gönderdi. 17 Ağustos 1996 tarihinden beri Celal Talabani güçleri ile İran tarafından Çoman ve Sidekan bölgeleri ciddi bir saldırılara maruz kalmışlardır. Bu nedenle onlarca şehit ve sivil insanlarını yaralanmasına neden olmuştur. Ayrıca oradaki masum insanların mülkleri tahribata maruz kalmıştır. Yine Mesut Barzani mektubunda; bu olay çok büyük bir planın başlangıcıdır. Bu hususta zat'ı âlinizden Irak ordusuna emir verip tehlike saçtıran yabancı güçlerle, işbirlikçi Celal Talabani'nin ihanetine de son vererek Irak ordusunun Erbil'e girmesini rica ederiz." Bu açıklamayı, Tarık Aziz Irak Haber Ajansına 31 Ağustos 1996 da yapmıştır. Aynı gün KDP Başkanı adına konuşan sözcü; "31 Ağustos 1996'da Irak hükümeti çağrımıza olumlu cevap vererek, Peşmergelerinin gücüne güvenerek, Erbil şehrini çeşitli yönlerden kuşatma altına alındı. Daha sonra bu şehri ele geçirdik. Bu bildiri KDP radyosu tarafından 31 Ağustos 1996'da sunuldu. Ayrıca, KDP adını taşıyan bir bildiri mahiyetinde de her yere dağıtıldı. Irak rejimi bu operasyonda yaklaşık 45 bin civarında asker ve T52, T62, T72 model 400 tank, çeşitli askeri araçlar, uzun mesafeli ağır toplar ve havadan (Huyuz 530) tarzlı helikopterleri operasyonda kullanıldı. Bu helikopterler, Azadi, Göran ve yeni Arap mahallesi, ayrıca KYB ve Irak Muhalifinin Erbil'de bulunan bütün bürolarını bombardıman altına aldılar. Erbil şehrine saldırı operasyonda, 155 M., 130 M. ve 122 M. Nemsavi yapımı meydan savunma mermileri, özel timler, uçaksavar (katşiyo) mermileri ve destek amacıyla da, Irak'ın 4., 7. ve 8. Tümenleri operasyona katıldı. Askeri uzmanlara göre Irak ordusunun % 40'ı bu operasyona katıldı. Erbil'in üstüne saniyede 12 mermi atıldı. Operasyona katılan sivil araçların sayısı yaklaşık 40 landgrozer, jeep, Irak muhaberat elamanlarının ulaşımında ve operasyonu sırasında kullanıldı. Ordu önce Erbil'in Ankava bölgesini ihtilal etti. Daha sonra 40 tankın eşliğinde, şehrin giriş çıkış noktalarına yönlendi. Ardından Irak muhaliflerini şehrin her köşesinde aramaya başladılar. İlk etapta 20 muhalif aileyi tutuklayarak, lider muhaliflerin yerlerini ellerindeki dosya ve adreslerle birlikte satılmış bazı Kürt ve taşeronların eşliğinde tek tek aradılar. Irak muhaberatı önce, sözde Kürt Parlamento binasına yerleşerek karargâhını kurdu. KDP güçleri ise, KYB'nin Sekreterlik bürosunu karargâh olarak kullandı. KDP, oluşturdukları ekiplerle KYB'nin Bakanlık vs. kuruluşlarını yağmalama operasyonunu başlattı. INC, KTB, ITC ve IMTP gibi 9 siyasi muhalif karargâhı ile birçok örgüt ve kuruluşların binaları yağmalandı, tahrip edilerek önemli evraklarına el konuldu. Şehrin dört bir yanı yoğun bomba sesleriyle tam bir kaos havası yaratıldı. Birçok sivil hedefler ve yerleşim merkezleri bombalandı. Çok sayıda ölü ve yaralananlar oldu. Bu nedenle şehir sakinleri Erbil'i terk etmeye başladılar. BM'nin raporlarına göre 100 bin göçmen İran topraklarına girmiş bulundular. İran hükümeti ise, bu rakamın üstünde olduğunu iddia etti. 139 binin üstünde Irak vatandaşının İran topraklarına girdiğini vurguladı. Bu göçmenler sadece KYB güçleri değildi. Onlarla birlikte sivil Kürt, Arap ve Türkmenlerin de bulunduğu kaydedildi. Olaylarda insan hakları ihlallerinin olduğunu itiraf eden KDP; İtirafını 11.09.1996 tarihinde Avrupa'da dağıttığı bir bildiriyle Dünya Kamuoyuna duyurdu. Bazı görgü tanıklarının (S.K, E.H, R.S. vs.) ifadelerine göre toplu idam olayları Müşterek güçler (KDP ve Irak Ordusu) tarafından Rızgari Hastanesi karşısında bulunan mezarlıkta gerçekleşti. Kimlikleri tespit edilemeyen 12 kişinin infazı, gerçekleşen olaylar sırasında yaklaşık 190 civarında sivil Türkmen'in şehit edildiği tespit edilmiştir. 01.09.1996 tarihinde KDP ile Irak Muhaberatı güçleri 220 kişiden oluşan bir güçle, Irak Milli Türkmen Partisi binasını kuşatmaya başlarken büyük bir çatışma gerçekleşmişti. Parti akıncılarıyla Müşterek güçlerin arasında çıkan çatışmada, 30 Türkmen akıncının sağ kurtularak, birçok parti mensubunun da olayda idam edildikleri saptanmıştı. Görgü tanıklarınca tespit edilen olaylarda Irak Muhaberatı ile KDP'liler çevredeki bütün insanların evlerini arayarak, bulunan silahlardan barut kokusu kokup kokmadığını kontrol ederek, saldırılara karşılık verenlerin infazını, sözde Kürdistan hükümetinin Başbakanı Kosret Resulu'un evi önünde gerçekleştirdiler. Irak Muhaberatı mensupları dikkat çekmemek için Kürt kıyafetleri giydikleri, Arapça konuşmalarından görgü tanıkları ve bir kısım tutuklu, daha sonra serbest bırakılan sivil insanlarca belirlendi. 12.09.1996'da Muhalif Irak Kraliyet Hareketi'nin bildirisine dayanarak; saldırgan güçleri Sittini yolu-Goran Kavşağı üzerinde bulunan Kraliyet radyosunu abluka altın aldılar ve stüdyoları tahrip edip, çevreye korku yayıp, 18 hareket mensubunu da katlettiler. 23.09.1996'da KDP güçleri KYB'nin bir takım mensupların ailelerinin gözleri önünde Süleymaniye'nin güney doğusuna düşen Tancaru bölgesinde gerçekleştirdi. Öte yandan Irak İslami İşçi Örgütünün büroları basıldı. 19 çalışanı ile 5 misafir tutuklandı. Yine İslami Devrim Yüksek Konseyi'ne bağlı büro, saldırganlar tarafından tahrip edilerek 3 üyesini tutukladılar. Demokrat Asurî Hareketi, Kürdistan İşçiler Örgütü, Irak Şii Partisi büroları çok sayıda zarar gördü ve onlarca mensupları tutuklanarak meçhule götürüldü. Görgü tanıklarına göre, bazı okullar hapishane olarak KDP tarafından kullanıldı. Erbil'de bulunan Kızılay heyeti tarafından tespit edilen bu olay Salahattin-Erebil yolu üzerinde bulunan Bestora sitesinde bir okulda, yaklaşık 400 civarında tutukluya rastlanmış. Ayrıca Irak Türkmen Cephesi ve şemsiyesi altında siyasi mücadele veren bazı Türkmen Liderlerinin tutuklayarak, önce Musul hapishanelerine daha sonra Bağdat'ta gönderildi. Olaylarda tahrip edilen Türkmen kurum ve kuruluşları arasında, Irak Milli Türkmen Partisi'nin bütün daireleri, enformasyon, siyasi, yardım, radyo ve televizyon, matbaa ve Türkmeneli gazetesi büroları, ayrıca 22 Türkmen okulu yağmalanarak tahrip edildi. Bu saldırılarda Türkmenleri ileri gelen insanları tutuklandı. Kimi evlerinden, kimi de Türkmen Cephesine bağlı kuruluşlardan alınarak tutuklandılar. Bir kısmının idam edildiklerine dair bazı ipuçlarına ulaşıldı. Bazılarından da bugüne kadar hiçbir haber alınamadı. Tutuklanan daha sonra şehit edilen bazı Türkmenlerin adları: 1. Aydın Şakir Iraklı. 2. Ferhat Kasım Kerküklü. 3. Eyat Vahit Sadullah. 4. Ali Hasan Hüseyin (Acemoğlu). 5. Abdurrahman Ömer Kadır Bakkal. 6. Ali Yaycılı. 7. Ahmet Nurettin Kayacı. 8. Mehmet Reşit Mehdi Tuzlu. Daha sonra birer birer infaz edilerek, bir kısmını durumları belirlendi. Bir kısmının de henüz durumları belirsizliğini koruyor. BM İnsan Hakları Komisyonu'nun (A/51/496/add.18 November 1996) raporunda tescil edilmiştir: * Ahmad Nuriddeen Kayachi /1976 Kirkuk / Turkman Front membership/ Arrested in Arbil on 31.8.1996/ Executed in Baghdad on 24.7.1997 * Ali Yaychili (Afthal Abdollah) 1971 Kirkuk/ Turkman Front membership/ Arrested in Arbil on 31.8.1996/ Excuted in Baghdad on 24.7.1997 * Fu'ad Ramadhan Kareem/ Kirkuk/ Turkman Front membership/ Excuted in Baghdad on 18.2.1997 * Sami Abdul Wahab Albayaty/ Turkman Front membership/Excuted in Baghdad in December 1997 * Ali Hassan Hussain (Ajamoğlu ) 1965 Kirkuk/ Turkman Front membership/ Arrested in Arbil on 31.8.1996/ Excuted in Baghdad on 24.7.1997 * Murad Salih Mohammed/Kirkuk/Turkman Front mem bership/Excuted in Baghdad on 9.3.1997 * Jamal Mohammed Kareem/ Shaterloo-Kirkuk/Turkman Front membership/ Excuted in Baghdad on 9.3.1997 * Saifuldin Ali Hashim/Kirkuk / Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 9.3.1997 * Jawdat Kamal Dai Ali/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 12.6.1997 * Jarjes Mohammed Nuruldin/Kirkuk/Turkman Front membership/ Excuted in Baghdad on 12.6.1997 * Nasrullah Hadi Mohammed/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 12.6.1997 * Farhad Nasruldin Ali/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 12.6.1997 * Jihal Fakhruldin Mohammed/Taza-Kirkuk/Supreme Council (SCIRI) membership/Excuted in Baghdad in December 1997 * Ramadhan Jamal Kareem/Kirkuk/Turkman Front membership/ Arrested in Arbil on 31.8.1996 in Baghdad in December 1997 * Fu'ad Kadhem Nadem/Kirkuk/Turkman Front membership/Arrested in Arbil on 31.8.1996 /Excuted in Baghdad in December 1997 * Amir Kareem Ali/Kirkuk/Turkman Front membership Arrested in Arbil on 31.8.1996/Excuted in Baghdad in December 1997 * Hashım Mohammed Albayati/Kirkuk/Islamic activist/Excuted in Baghdad in December 1997 * Arjan Yawoz Mohammed/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 1.6.1997 * Burhan Tawfiq Ali/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 1.7.1997 * Fadhil Mohammed Rahim/Kirkuk/Turkman Front membership * Imad Mohammed Mardan/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 1.7.1997 * Fu'at Izzat Jalil/Kirkuk/Turkman Front membership/Excuted in Baghdad on 5.8.1997 * Jangiz Qahraman Waly/Khanaqin/Islamic activist/Excuted in Baghdad in December 1997 * Faisal Mohammad Hussain/Jalawla/Dawa Party membership/Excuted in Baghdad in December 1997 * Labib Salih Noruldin Albayaty/Kirkuk/Participating in a coup attempt/Excuted in Baghdad in December 1997 * Sudad Ali Nasih/Kirkuk/Participating in a coup attempt/ Excuted in Baghdad in December 1997 * Taha Nu'man Muslim/Kirkuk/ Participating ,n a coup attempt / Excuted in Baghdad in December 1997/Excuted in Baghdad in December 1997 * Akram Sultan Mahdi/Kirkuk/Participating in a coup attempt/ Excuted in Baghdad in December 1997 * Naf'e Yasin Doghramaji/Baghdad/Dealing in the dollar black market/Excuted in Baghdad in December 1997 * Hassan Nasroldin Kareem/Turkman Front membership/ Excuted in Baghdad in December 1997 * Ahmad Hassan Mohammad / 1963 Kirkuk/ Turkman activisit/ Excuted in Baghdad on 26.02.1997 Bugün bu olayın üzerine 11 yıl geçti. Artık Saddam rejimi de yok. Ancak KDP ile KYB güçleri birisi Irak'ın başında birisi de Erbil'de kurulan hayal ettikleri sözde Kürdistan(Irak'ın Kuzeyi) bölgesinin Hükümet başkanı. Önceki olaylar hala devam ediyor. Daha ötesinde bile, ABD' nin gölgesine sığınan KDP ile KYB Türkmeneli bölgesindeki Türkmenleri eskisinden fazla yok etmeye var güçleriyle çalışmaktadırlar. 11 yıl önce Erbil'de Türkmenlere saldıranlar bugün 2 sahta seçim bir şüpheli referandum ile ve Aralık 2007 'de yapılacak olan Kerkük referandumu ile de Kerkük'ü dışarıdan ithal edilen Kürtlerle yok etmeye gayret gösteriyorlar. Çeşitli uygulamalarla ve İsrail ile ABD'nin onlara çizdikleri planı uygulayarak Türkmen kardeşlerini Kerkük'ten göçe zorluyorlar.Bu vesileyle şehitlerimizi saygıyla anıyoruz mekanları cenet olsun [category güvenlik] [tags IRAK DOSYASI, mesut Barzani, Saddam hüseyin, gizli anlaşma] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 11:27PM +0200
Jeff Riedel 27 Kasım 2006 Deniz kuvvetlerinde 12 yıl süreyle görev yapmış olan eski üst çavuş Jimmy Massey, Kuzey Carolina, Ashville'in hemen dışında yer alan Smoky Mountains'da küçük bir kasaba olan Waynesville'de yaşıyor. Massey,Dünya Sosyalist Web Sitesi'ne düşüncelerini yaşamını sürdürdüğü bu küçük kasabada anlattı. Jimmy Massey, Irak'tan döndükten sonra savaşa karşı açıkça tavır alan ve sayıları giderek artmakta olan Amerikan askerlerinden biri. Massey, Irak'a 2003 yılının Mart ayında ilk ABD saldırısı sırasında girmiş. Masum sivillerin öldürüldüğüne tanık olmuş - ve bazı durumlarda buna kendisi de katılmış. Massey anayollar üzerinde kurulan denetim noktalarında, 48 saatlik bir zaman dilimi içinde 30 sivilin ABD ateşi ile öldürüldüğüne tanık olduğunu söylüyor. ABD ordusunun Irak halkının artmakta olan direnişine karşı giriştiği misillemenin vahşiliği, işgalle ilgili görüşünü ve yaşamanın akışını bütünüyle değiştirmiş. Dehşete kapılan ve olanları bir türlü içine sindiremeyen Massey, üstlerine düşüncelerini açık bir dille ifade etmeye başlamış. Nihayet ambulansa konularak Irak'tan çıkarılmış ve kendisine depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu teşhisi konmuş. Komutanları tarafından vicdani retçi [savaşa karşı olduğu için askerlik yapmayı reddeden kişi-ç.n.] olarak sınıflandırılan Massey, buna karşı dava açmış ve mahkeme 2003 yılının Aralık ayında ordudan çıkarılmasının bir kusura dayanmayıp tamamen mutat yasa hükümleri gereğince olduğuna karar vermiş. Massey, Kuzey Carolina'nın batısındaki dağlarda büyüdü. Babası, Massey henüz ergenlik çağının ilk yıllarındayken Florida Eyalet Polisi ile girdiği bir çatışma sırasında vurularak öldürülmüş olan bir kamyon şoförüydü. Daha sonra Teksas İslah Evinde bir iş bulan annesiyle birlikte Teksas'a taşındı. Zaman zaman çok az paralarının ve yiyeceklerinin olduğu bir ev ortamında yetişti. Sonrasında deniz kuvvetlerine katıldı ve 1990'ların sonlarında kendisi asker toplamakla görevlendirildi. 2002 yılının Aralık ayında Irak'a yapılacak saldırının hazırlıkları çerçevesinde Kuveyt'e gönderildi. Massey orduyla ilgili ilk hayal kırıklığını askere adam toplama görevi yaparken, deniz askerlerinin ekonomik sıkıntı içindeki bölgelerden gençleri ikna etmek için kullandıkları yöntemleri sorgulamaya başladığı zaman yaşadı. Kısa bir süre içinde Irak'ta yaşadığı deneyim ile bu hayal kırıklığı daha da derinleşecekti. Massey, "Neler olup bittiğini gerçekten sorgulamaya, başkalarını asker olmaları için ikna etmeye çalışırken başladım," diyor. "Deniz kuvvetleri askerlerinin tamamı bu insanlara açıkça yalan söylüyor demiyorum, ancak insanları askere alırken izlediğimiz yol çok yanıltıcı. Orduya katılan çocukların birçoğu 'yoksul mahallelerden' ve 'gecekonudulardan' ya da şu anda oturmakta olduğumuz Appalachia Dağlarının yoksul kesimlerinden geliyorlar. Appalachia ülkedeki en yoksul yerleşim yerlerinden biri -bu şekilde burada gençlerin büyük bölümünü toplayabiliyorlar. "Biliyorsunuz, bu çocuklar sırf bir miktar sağlık hizmeti görecekleri için seviniyorlar -birçoğu, bir dişçiye bile hayatlarında ilk kez orduya katıldıkları zaman gidiyorlar. Ardından bu insanlara yurtseverlik ve diğer maddi olmayan değerleri -özgüven ve işte bunun gibi şeyleri- pompalıyorsunuz ve şimdi artık genç bir insanın beynini bir ideoloji ile yıkıyorsunuz. "Acemi birlikleri, insanları canavarlaştırmak ve şiddete karşı duyarsızlaştırmak üzere tasarlanmıştır. Deniz kuvvetlerinin acemi birliğinde iki buçuk yıl eğitim çavuşluğu yaptım ve burasının seni yıkıp yeni baştan inşa etmek üzere tasarlanmış bir yer olduğunu biliyorum. Deniz askerlerinin tek amacı düşmanı savaş alanında karşılamak ve yok etmektir." Massey, ABD'nin bugün içinde bulunduğu ekonomik koşullar altında, genç Amerikalıların sonuç olarak bir tür ekonomik zorunlu askerlik yaptıklarını öne sürüyor. Massey şunları söyledi, "Amerika'da sorun şu; içinde yaşadığımız toplum, yoksul halkın ön saflarda savaşmaya teşvik edildiği, giderek daha fazla militaristleşen bir toplum haline geliyor." "Bu ülkedeki sözde büyümenin büyük bir bölümü ordu ile bağlantılı. Sonuç olarak mesele şuna gelip dayanıyor; savaş Halliburtonlar ve Enronlar için iyi bir şey, ancak yoksullar ve evlerine dönen askerler, özellikle de yaralı olarak dönenler için fazla bir gelecek yok. Ama liseden mezun olmaya hazırlanan bir çok çocuk için ordu çekici görünüyor, çünkü ailelerinin onları üniversiteye gönderecek paraları yok." Massey'in asker toplama görevi, komutanlarına asker toplama alanında yaşanan sorunlar konusunda kişisel endişelerini özetleyen bir görev raporu yazmasının ardından sona ermiş. Massey düşüncelerini açıkça ifade etme noktasına gelişinin kolay bir süreç olmadığını anımsıyor. "Sizinle açık konuşacağım, orduda yer aldığınız zaman bu bir mafya ailesinde olmaya çok benziyor. Sen ailenin dışına çıkmazsan bu çok korunaklı bir ortamdır. Yani sana bakarlar. Bir deniz kuvvetleri üssünde yaşarken ayın 1'inde ve 15'inde maaş çekin garantidir; bu bir parça ütopya gibi bir şey. Ancak bu ütopya ile birlikte, ütopyanın sürmesini sağlayan ideolojiye uyum sağlama gelir. Eğer aileden kaçarsan, seni susturmak için ellerinden geleni yapacaklardır. "Bundan kopmak çok zor -kafana takılmaya başlayan soruları cevaplandırabilmek için ruhunun derinliklerine inmek zorundasın. Ve bana olan ise şuydu: askere toplama görevini yaparken Savaş Karşıtları Birliği gibi gruplarla karşılaşıyordum. Bunlar insanların orduya yazılmamaları için uğraşıyorlardı. Bunların liselerde dağıttıkları broşürlerin bazılarını okumaya başladım. Konu merakımı cezp etti ve kendim araştırma yapmaya başladım ve Amerika'nın diğer ülkelerde yaptığı müdahalelerle ilgili belirli şeyler buldum." Massey, Irak'ta bu müdahale ile yüz yüze geldi. Bir yanda teknolojik olarak en gelişmiş silahlarla donanmış dünyanın en güçlü ordusu ve diğer yanda on yıllık yaptırımlar sonucu zaten harap olmuş bir ülkenin silahsızlandırılmış ve neredeyse savunmasız haldeki ordusunu karşı karşıya getiren istilanın ilk aşamaları, tek yanlı bir katliam niteliğini aldı. "Verilen görevin bir bütün olarak ne amaç taşıdığına bakmanız gerekir. Deniz askerleri daha Kuveyt'e gitmeden sekiz ay önce Ar Rumaylah petrol sahalarını kapatma ve ele geçirme konusunda eğitildiklerinden, amacın ne olduğu oldukça açıktı. Basra'nın eteklerindeki bütün petrol yataklarının detaylı şemaları ve mıntıka örneklerine sahiptik ve bir kez bunları ele geçirdikten sonra geriye bir tek Bağdat'a doğru bir gezinti yapmak kalıyordu. "Şehre girerken sağa sola ateş eden bir kovboy sürüsü gibiydik. Askeri araç olmadıkları açıkça belli olan araçların içinde yanmış cesetler gördüm. Yolun kenarında sivil kıyafetler içinde ölmüş insanlar gördüm. Aslına bakarsanız, bütün bu süre içinde üzerinde askeri üniforma bulunan sadece bir kaç ceset gördüğümü hatırlıyorum. "Öyle sözü edilecek türden çok sayıda doğrudan çatışma yoktu. Tarafların karşılıklı olarak ateş açtıkları durumlar vardı -yani şunu demek istiyorum Hummerımın [Yüksek Hareket Kabiliyetine Sahip Olan Çok Amaçlı Tekerlekli Vasıta] yan tarafında kurşun delikleri açıldı- ancak bu öyle önemli bir çarpışma değildi. Bağdat'a varıncaya kadar anayolu kullandık. Topları yoktu; hava destekleri yoktu. Bütün o yaptırımlar nedeniyle bu derece zayıf düşmüşlerdi. Bütün teçhizatları çok kötü durumdaydı. Silahlarının çoğu İran savaşından geriye kalmıştı. İlk Körfez Savaşı onları tam anlamıyla harap etmişti. Savaşmaya isteklerinin ya da olanaklarının olduğunu sanmıyorum." Massey, orada bulunduğu süre içinde Irak halkının ABD ordusunun varlığına karşı düşmanlığının, Amerikan birliklerinin Irak halkının tamamına karşı uyguladıkları vahşi yöntemlere verilen doğrudan bir tepki olarak katlanarak arttığını söyledi. "Bana kalırsa onlar, bizim masum sivilleri öldürdüğümüzü görene kadar gerçek savaş başlamadı. Yani, sevdiklerinin ABD'li deniz askerleri tarafından öldürüldüğüne tanık oluyorlardı. Az önce çocuğunun vurulduğunu görmüş veya kocasını ya da büyükannesini kaybetmiş birine özgürlüğüne kavuşturulduğunu söylemek zor bir şey." Massey işgali izleyen aylarda ABD ordusunun bir dizi kontrol noktasında görev yapmış. Kontrol noktalarına gelen araçların kafa karışıklığı ya da başka bir nedenden dolayı durmadıkları zaman kendilerine nasıl 'onları kalbura çevirmek' ya da ateş açmak emrinin verildiğini anlattı. Massey'in savaşa karşı tutumu bu kontrol noktalarının birinde dönüm noktasına ulaştı. "Bir araca durmasını işaret ettik ve durmayınca ateş açtık. Aracın içindekiler masum sivillerdi. Ne silah, ne de patlayıcı madde; hiçbir şey bulamadık. Her nasıl olduysa ve adamın bunu nasıl yapabildiği konusunda hiçbir fikrim yok; ama bir adam aracın içinden çıktı ve çok kötü yaralanmamıştı. Aracın içinde kanlar içindeki, ölmek üzere olan adamlardan birinin kardeşiydi. Bana baktı ve 'Kardeşimi neden öldürdün? O sana ne yaptı?' diye sordu. Bu denetleme noktalarında iki gün içersinde 30'dan fazla sivil öldürüldü." Massey yol kenarlarında kurulan kontrol noktalarının karmakarışık ve pervasız halini ve ordunun üst kademesinin güya yardımcı oldukları insanların kültürlerine karşı kayıtsızlıklarını anlattı. "Yumruğunuzu havaya kaldırdığınız zaman, bu denizciler arasında karşı tarafın durmasını istediğiniz anlamına gelir," dedi. "Ancak, daha sonra öğrendik ki bu uluslararası işaret dilinde dayanışma anlamına geliyormuş. Iraklılara ise tamamen başka bir anlam ifade ediyormuş - onlara göre bu merhaba demek gibi bir şeymiş. Ve bu bizimle onlar arasındaki kültürel farkı doğru düzgün anlayabilmemiz için gerektiği gibi eğitilmediğimize ilişkin yalnızca bir örnek. "Sonuç olarak onlar [ordu komutası], tek amacı öldürmek olan adamlara kültür ve insanlık öğretme ihtiyacı duymuyorlar. Ve bu kültür konusundaki ıskalamalarından yalnızca biriydi. Bu konuda Başkandan, Tommy Franks'a [ABD işgal güçlerinin eski komutanı] ve General [James] Mattis'e [Birinci Ordu Komutanı] varıncaya emir komuta zincirinin en tepesinde yer alan herkesi suçluyorum. Hepsi ordunun Müslüman kültürü ve yabancı bir ülkede bulunmanın gerekleri konusunda gerektiği gibi eğitilmediğini biliyorlardı. Ancak bizim orada bulunmamızın nedeni bu değildi." Massey, sivillerin yaygın bir biçimde öldürüldükleri bir ortamda, ordu komutasının duyarsızlığı ve Irak halkına gerekli insani yardımı yapmamaları karşısında şaşkınlığa düşmüştü. Bu durum onun savaşın gerçek amacı konusundaki şüphelerini daha da derinleştirmişti. "Gerçekte bizler insani yardım için hazırlanmış olan bütün HY'leri [Hazır Yemekler] Kuveyt'te bıraktık. Bunarı yardım amacıyla dağıtmamız gerekiyordu ve biz onları Kuveyt'te bıraktık. Bunlar film ekipleri kamplara geldiklerinde yalnızca göz boyamak amacıyla oradaydılar. Aynı zamanda tıbbi malzemelerle Irak'lı yaralılar için hazırladığımız büyük bir gösterimiz daha vardı. Güya oraya gidip, onlara tıbbi yardım sağlayacaktık. "Size gerçekte ne yaptığımız konusunda bir örnek vereceğim. İçinde siviller olan arabaya ateş açtıktan sonra sıhhiyelerden sedye getirmelerini istedim. Geldiler ve iki adamı sedyelere koydular. Beş dakika sonra onları geri getirdiler ve yolun kenarına attılar. Bu insanlar o sırada henüz sağdılar. Kurşunlarla delik deşik olmuşlardı -bir tanesi yolun kenarında büyük bir ıstırap içinde kıvranıyordu." O sırada istihbarat raporları direnişçilerin ve isyancıların ambulans ve sivil araçları kullandıklarına dair bilgilerle dolup taşıyordu. Artmakta olan bir korku atmosferi içinde ABD askerleri şimdi artık bütün Irak halkı düşman olarak görmeye başlamışlardı. Massey, "Herkesin bir terörist olduğunu düşünüyorduk," diye anımsıyor. "İşte burada uykusuz bir haldeyiz ve sağdan soldan intihar saldırıları ve Cumhuriyet Muhafızları ve diğer konularda istihbarat raporları geliyor -Amerikan güçlerine karşı saldırılar düzenleniyor. Bu şekilde kontrol noktalarımızdan arabalar geçiyor ve bize verilen emir onları kalbura çevirmek. İşin en şaşırtıcı yanı Iraklılara bunun tam tersini söylüyor olmamızdı. Onlara okullarını açık tutmalarını, hastanelerini açık tutmalarını, normal yaşamlarına devam etmelerini söylüyorduk -'biz burada sizin canınızı yakmak için bulunmuyoruz, sadece Saddam'ı devirmek için buradayız.' Bu şekilde o insanlar da yalnızca gündelik yaşamlarını sürdürüyorlardı ve bunu yaptıkları için de çok ağır bir bedel ödüyorlardı." Yeni bir araştırmaya göre savaşın başladığı 2003 yılının Mart ayından bu yana yaşamını kaybeden Iraklı sayısının 100.000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu sayının doğru olup olmadığını sorunca Massey şu yanıtı verdi: "Evet, ancak elbette tıbbi malzeme, temiz su veya gerekli sağlık önlemlerinin yokluğundan dolayı ortaya çıkan hastalıklardan ölecek olan binlerce insanı kapsamıyor. Savaş henüz başlamamışken, Irak'ta yaptırımlardan dolayı ölen yüz binlerce insanı kapsamıyor. Irak'ta soykırım yapıyoruz ve niyet de bu zaten." Şu anda Irak'a karşı herhangi bir kışkırtma olmadan bu savaşı başlatmak için kullanılan bahanelerin tamamının çarpıtılmış istihbarat ve yalanları temel aldığı açıkça ortaya çıkmış durumda. Bush yönetimi savaşı başlatmak için 11 Eylül saldırılarını ülkenin her yanında korku ve panik yaymak için hilekârca sömürdü ve bu, Massey'nin belirttiği gibi, onun geldiği Güney'de çok etkili oldu. "Bütün bunlar Nixon'la başladı. Güney her zaman için Demokrat ağırlıklıydı ancak Nixon Güneyin zihniyetini Cumhuriyetçi zihniyete dönüştürme kampanyasını başlattı ve bunu güneyli halkın dini yönelişinden -Güneyli Baptislerden ve diğerlerinden- faydalanarak çok başarılı bir biçimde gerçekleştirdi. Ve Bush, söylediği her şeyin Tanrının sözü olarak kabul edildiği Hıristiyanlığı kullanarak, buradaki dini tabana sızmayı ve Güneylilerin kafalarına girmeyi başardı "Bush sahip olduğu bu etkiyi, kısmen, korku temelinde, Irak savaşını satmak için kullandı. Ancak işler tersine dönüyor. Sanırım bir çok Güneyli 'artık yeter - Irak'tan çıkma zamanı geldi,' diyor. Az önce, burada yayınlanan küçük bir yerel gazete olanMountaineer'in editörüne gönderilmiş bir mektubu okudum. Gazetenin baş sayfasında yer alan baş makale liseler arası bir futbol maçı hakkında -şunu demek istiyorum; bu bir küçük kasaba gazetesi. Mektup 'Irak'tan çıkmamız gerekiyor' başlığını taşıyor ve mektupta şöyle deniliyor: "'Bu, iki kere iki dört durumudur ve bu savaş hiç başlamamalıydı. Donanmada 20 yıldan fazla |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 11:21PM +0200
Em. Albay Abdullah ABDURRAHMAN KİMDİR ? Abdullah Abdurrahman, 1913 tarihinde Kerkük'te doğmuştur. Öğrenimini burada tamamladıktan sonra Bağdat'a gitmiştir. Burada Bağdat Harb Okulu'na girdi. Harb Okulu'nu başarı ile tamamladıktan sonra 1941 yılında İngilizlere karşı olan milli harekette yer aldı. Daha sonra 1948 yılında büyük Türk Generali Mustafa Ragıp ve Ömer Ali Paşalarla birlikte başarılı bir şekilde Filistin'i kurtarma harekatına katılmıştır. 1958 yılında Irak'ta Krallığa karşı yapılan ihtilalden sonra Kerkük 2. Tümen Komutan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. 19 Temmuz 1959 yılında yapılan Kerkük Katliamından şans eseri kurtulmuş ve Bağdat'a giderek, burada Irak'ta o zamanki devrimi yapan devrim komuta konseyi başkanı General Abdulkerim Kasım ile görüşerek, kendilerine Kerkük'teki olayları haber vermiştir. Bunun üzerine General Kasım Kerkük'e olayları bastırmak ve ortamı sakinleştirmek için bir ordu göndermiştir. Böylece Albay Abdullah Abdurrahman bu davranışıyla Kerkük'ü daha büyük bir katliamdan ve felaketten kurtarmıştır. Bu davranışı ile Albay Abdullah Abdurrahman Türkmenlerin büyük bir minnettarlığını ve sevgisini kazanmıştır. Emekli olan Albay Abdullah Abdurrahman, 1960 yılında kurulan Türkmen Kardaşlık Ocağı'nın 1964-73, 1973-76 tarihleri arasında aralıksız olarak tam 12 yıl başkanlığını yürütmüştür. Başkanlık yaptığı zaman zarfı içerisinde diğer arkadaşları ile birlikte Türkmen köy, kasaba ve şehirleri dolaşmış, buralardaki Türkmenlerin meseleleri ile yakından ilgilenmiştir. İnsanları için elinden gelen her türlü çalışmayı yapmıştır. Türkmen halkı için başkanı olduğu Kardaşlık Ocağı vasıtası ile her türlü manevi, maddi; gerek kültürel gerekse sosyal yardımı yaparak, insanların bilinçlendirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Türkmen milli davasını insanlara anlatarak insanların yarınlarına daha iyi bakmalarını sağlamlaşmıştır. Böyle yapılan davranışlarla Türkmen halkı içindeki haklı yerini almıştır. Albay Abdullah Abdurrahman milliyetçi, mert, cesur ve vatanını, milli davasını, toprağını ve milletini seven birisiydi. Baas Partisi'nin Irak Türkleri'ne karşı güttüğü yok etme ve sindirme politikası sebebiyle Albay, 1976 yılında, Türkmen Kardaşlık Ocağı başkanı iken, rejim tarafından usulsüz bir şekilde Ocak'tan uzaklaştırılmıştır. 1979 yılında tutuklanmıştır. Çeşitli işkencelere tabi tutulduktan sonra diğer dava arkadaşları ile birlikte 16 Ocak 1980 tarihinde 65 yaşını geçmiş olmasına rağmen idam edilerek şehadet mertebesine ulaşmıştır. ÖZEL BÜRO OLARAK TÜRKMEN KARDEŞLERİMİZE TEKRAR TAZİYELERİMİZİ SUNAR, ŞEHDİMİZE RAHMET DİLERİZ. TOPRAĞI BOL, KABRİ NUR OLSUN. [category güvenlik] [tags IRAK TÜRKLERİ DOSYASI, KAHRAMAN, ABDULLAH ABDURRAHMAN] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 10:48PM +0200
Geçtiğimiz haftalarda kaleme aldığım, 'Barzani'nin şirketleri' başlıklı yazımda Barzani aşiretine yakın isimlerin Türkiye'deki serveti-şirketleri hakkında internet ortamından toparladığım bilgileri aktarmıştım sizlere... Güncellenelim ve tekrar soralım; 'Terör örgütünü-PKK'yı besleyen Barzani'nin yakın halkasında oldukları iddia edilen bazı isimlerin cebine biz Türkiye olarak neden hâlâ para koymaya devam ediyoruz? Türkiye'de BARZANİCİ bir BURJUVA yaratılmasına neden geçit veriyoruz? Sizce bu nasıl bir oyun efendim? Evet, cevap vermenizi kolaylaştırmak için 'Barzani ailesine yakın oldukları öne sürülenlerin Türkiye'deki şirketleri hakkında arşivlerde bulduğum haberleri' sizlere sunacağım şimdi; 'Kısa adı AIE olan American Institution Enterprise'ın ünlü danışmanlarından Michael Rubin, Daily Star gazetesindeki bir yazısında; Barzani'nin şahsi servetinin iki milyar dolara ulaştığını söyledi... Özel kaynaklara göre, bu servetin bir bölümü de Türkiye'deki yakınlarına ait gözüken PARAVAN oldukları iddia edilen şirketlerin geliriyle oluşturulmakta. Mesela... Bir zamanlar İstanbul çocuklarının 'hayal dünyası' olan İstanbul'daki Tatilya'yı Barzani aşiretinden Malaşin Barzani (DARİN ŞİRKETLER GRUBU) 1.1 milyon dolara satın aldı. Türkiye'nin ilk 'Mini Disneyland'i Barzani ailesinin oldu. Bitmedi... Dış Ticaret Müsteşarlığı'ndan alınan bilgilere göre, Kuzey Irak'taki ithal içki ve sigara pazarı Kürt Bölgesi Başkanı Mesud Barzani ve ailesine ait şirketlerin elinde... Barzani'nin yakın halkasında bulunanların Mersin Serbest Bölgesi'nde de şirketleri var... Evet, burada; Mersin Serbest Bölgesi'nde duralım. Bugün. Bir adım ileri gidip, konunun bir uzmanının bendenize aktardığı çoook özel iddiaları sizlere sunacağım, ilk defa bu sütunda okuyacağınız iddialara geçmeden, hemen bir ara notu paylaşmalıyız, bir üniversitede araştırma görevlisi olan uzman kaynağım diyor ki, 'Güler Hanım takdir edersiniz ki Mesud Barzani'nin kendi adıyla Türkiye'de şirket kurması veya hisse sahibi olması beklenemez. Araştırmalarımıza göre Mersin Serbest Bölgesi'nde faaliyet gösteren 4 büyük şirket Barzani aşiretine-aile çevresine çok yakın isimlere aittir. İşte Barzani'nin yakınlarına ait olduğu iddia edilen Mersin Serbest Bölgesi'ndeki şirketler ve şirketlere ait Mersin Ticaret Odası kayıtlarındaki bilgiler; Şirket ismi; AL-BARZANJİ.... Şirketin Ticaret Odası kaydında gözüken sahipleri; Yusuf Baba Muhittin ve Yaseen Huseyin Omar... Şirket ismi: HÜDA Dış Ticaret Ltd... Şirketin Ticaret Odası kaydında gözüken sahipleri; Mehmet Masum Bilen... Şirket ismi: HARDİ Ltd... Şirketin Ticaret Odası kaydında gözüken sahipleri; Salih Mustafa Kader Sultan... Şirket ismi: DİLSHAT Dış Ticaret... Şirketin Ticaret Odası kaydında gözüken sahipleri; Farzende ALTAN... Şimdi de bir başka özel nota bakalım; Mesud Barzani'nin oğlu Neçirvan Barzani'nin resmen ortaklığının bulunduğu bir de şirket var; Gaziantep merkezli EMİN DIŞ TİCARET PETROL VE TARIM ÜRÜNLERİ TİCARET LTD... Neçirvan Barzani'nin şirketleri Irak'taki içki sigara, çay, şeker ve pirinç ihtiyacının neredeyse tümünü tek başına karşılıyor. İddialara göre sigaralar Kıbrıs Rum kesimi ya da Mersin'deki serbest bölgeden alınıyor. Türkiye'nin kasasına bir kuruş bile girmeden özel koruma eşliğinde doğrudan Irak'a gidiyor. Neçirvan Barzani ve SAİT Barzani'nin ortak olduğu; taşımacılık, bankacılık, inşaat, taahhüt, otelcilik, kağıt ve plastik sanayi, çeşitli tanınmış içki ve sigaranın yanı sıra ünlü markalarının lisanslı üretimi gibi alanlarda faaliyet gösteren 'NASRİ Şirketler Grubu' ise ERBİL merkezli... Ve... İstanbul merkezli Barzani ailesi-yakınlarına ait bir firma daha; ZAGROS İnşaat ve Dış Ticaret Şirketi. Durum bu ey uzman okur; Barzani'ye yakın halkanın şirketleri (Tamamının 150 civarında olduğu öne sürülüyor. Bugün size bunlardan sadece birkaçını sundum) Türkiye sayesinde ihya edilmeye devam ediyor. İddialar böyle işte efendim. Diğer yanda ise Türkiye Kuzey Irak'a operasyona hazırlanıyor... Ötesi yorum artık sizlerin efendim. Ne dediniz?! [category güvenlik] [tags IRAK DOSYASI, mesut Barzani, Şirket] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 10:46PM +0200
Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için, kişi başına düşen yıllık su miktarı en az 8000 - 10.000 m3 arasında olmalıdır ve Türkiye su zengini bir ülke değildir!!! Türkiye'deki Su Yeterli Değil! Ülke - Kıta Kişi Başına Düşen Ortalaması Kullanılabilir Su Miktarı (yıllık) SURİYE 1.200 m3 LÜBNAN 1.300 m3 TÜRKİYE 1.430 m3 IRAK 2.020 m3 ASYA ORTALAMASI 3.000 m3 BATI AVRUPA ORT. 5.000 m3 AFRİKA ORT. 7.000 m3 GÜNEY AMERİKA ORT. 23.000 m3 DÜNYA ORT. 7.600 m3 Türkiye'de toplam uzunluğu 170 bin km olan akarsu ve 120'den fazla doğal göl bulunmaktadır. Türkiye yüzölçümünün yaklaşık %11'i göl ve sazlıklarla kaplıdır. En büyük ve en derin göl olan ve yükseltisi 1.646 m olan Van Gölü'nün alanı 3.712 km2'dir. Devlet Su İşleri (DSİ)'nin 2005 yılı verilerine göre, ülkemizin tüketilebilir tüm yüzey ve yeraltı suyu potansiyeli miktarı; 98 milyar m³ yerüstü ve 14 milyar m³ yeraltı suyu olmak üzere toplam yıllık 112 milyardır. Türkiye'nin yağış rejimi mevsimlere ve bölgelere göre çok büyük farklılık göstermekte olup, yıllık ortalama yağış 643 mm'dir. 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çeken bir ülke durumuna gelecektir. (www.dsi.gov.tr <http://www.dsi.gov.tr> ) Türkiye'deki Su Tüketiminin Endüstriyel Dağılımı Türkiye'de suyun %72'si tarım, %18'i evsel kullanımlarda ve %10'u endüstride kullanılmaktadır. 2030'a kadar etkili arazilerin %75, evsel kullanımların %260 artacağı öngörülmektedir. Endüstriyel Su Tüketimi 2003 yılı itibariyle sanayide 4,3 milyar m3 su kullanıldığı hesaplanmıştır. 2030 yılında sanayide kullanılan su miktarının 22 milyar m3 olacağı tahmin edilmektedir. (Sanayi sektörü, tarımdan sonraki en fazla su kullanan sektördür) * Endüstriyel işletmelerde arıtma tesisine sahip işletmeler sadece %9'dur. * Arıtma tesisi bulunmayan kuruluşlardan; özel sektörün oranı %16 iken, kamu sektörünün oranı ise %84'tür. * Ülkemizde faaliyette bulunan organize sanayi bölgelerinden sadece %14'ünde arıtma tesisi bulunmaktadır. * Ülkemizdeki turistik tesislerin %81'inde arıtma tesisi bulunmamaktadır. * 3215 belediyenin bulunduğu ülkemizde 141 belediyede kanalizasyon sistemi vardır, bunun da sadece 43 tanesinde arıtma tesisi bulunmaktadır. Bir başka ifade ile kanalizasyon sularının %98.67'si hiç arıtılmadan ırmaklara, göllere ve denizlere bırakılmaktadır. Endüstrinin ürettiği zehirli ve ağır metaller ihtiva eden atık suların sadece %22'si arıtılmakta, %78'i ise arıtılmaksızın doğrudan göl, ırmak ve denizlere verilmektedir. Su tüketiminizi azaltmak için siz neler yapabilirsiniz * Musluklarınızı, sifonlarınız, daima bakımlı tutun. Bozuk olanları hemen onarın. Çünkü saniyede bir damla akan su, yılda 3 metreküplük yani 3 tonluk bir tüketime tekabül eder. * Çamaşır ve bulaşık makineleri bir defada ortalama 40 litre su tüketmektedir. Makinelerinizi tam doldurmadan çalıştırmayın ve kısa programları tercih edin. * Banyo yerine duşu tercih edin. Bir duşta ortalama 50 litre su, bir banyoda 150 litre su tüketilir. * Tek bir kişi yılda ortalama 49.140 litre suyu tuvaletlerde tüketir. Sifonun bir kez çekilmesi ile 10 lt su harcanır. Yeni teknolojiler sayesinde standart modellere göre % 60 daha az su tüketen klozetler bulunmaktadır. Rezervuarların boyutunu küçültün. 12-20 litrelik yerine 6-7 litrelik ve kademeli rezervuarları tercih edin. * Sifon çekildiğinde suyu renklendirsin ve temizlesin diye tuvalete asılan maddeleri kullanmayın. Bunlar kanalizasyona karışarak kirliliğe sebep olur. * Traş olurken, ellerinizi yıkarken, dişlerinizi fırçalarken, bulaşıkları sabunlarken açık bırakılan musluk, dakikada yaklaşık 15-20 litre suyun boşa akmasına sebep olur. Bu işleri yaparken musluğu ihtiyacınız olduğu kadar açın. * İçme suyu dışındaki suları birkaç kez kullanmaya çalışın. Sebze ve meyve yıkadığınız suyla çiçekleri ve bahçeleri sulayabilir, temizlik yapabilirsiniz. * Evde kullanılan temizlik malzemeleri, atık sularla birlikte nehirlere karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve suda ayrışabilen temizlik ürünlerini kullanın. Temizlikte sıvı sabun, toz sabun gibi doğal esaslı olanları tercih edin. (Hem doğaya zarar vermez hem de daha az suyla durulanabilir.) Diğer kimyasal deterjanların (petrol türevi temizleyiciler) doğal ortam için sakıncılarının yanı sıra bol suyla durulanmaları gerekir. * Otomobilinizi ve balkonlarınızı hortumla yıkamak yerine silerek veya kova ve sünger kullanarak temizleyin. Hortumla yıkama, yaklaşık 550 litre su kullanımı demektir. * Su basmasını engellemek için evden çıkarken ana vanayı kapatmayı unutmayın. * Çamaşır suyu, atık maddelerin ayrılıp çözülmesini sağlayan yararlı bakterileri öldürür. Çamaşır suyunu olabildiğince az kullanın. * Kapı önü, balkon, teras gibi yerlerin temizliğinde hortumla su tutmak yerine süpürge kullanın. * Bahçenizi sulamak için, buharlaşmanın az olduğu sabah ya da akşamüstü saatlerini tercih edin. * Suyu kireç ve bakterilerden arındıran filtreler kullanın. [category istihbarat] [tags SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI, Türkiye, Su] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 13 11:06PM +0200
KAYNAK : http://www.etikhaber.com/content/view/41294/77/ Siyasilerin fellik fellik kactIgI Irak meselesine yedi duvelle savaşan Ataturk bakIn nasIl bir cozum uretmiş. Ve yanda gordugunuz bayragI da Irak bayragI olarak duşunmuş... 4 Haziran 1920 de Irak'ta (Telafer) da başlayan kurtuluş hareketinin başkanI Mustafa Kemal'in arkadaşI Muhammet Cemil eli Halil efendi idi. Kurtuluş hareketi 27 Haziranda Felluce' ye ve 30 Haziranda Ramisa'ya sIcradI. Akabinde diger Irak illerine sIcradI. Resmini gordugunuz uzerinde ayyIldIz ve "lailahe illallah" lafIzlarI olan bayrak o gunlerde Telafer, Felluce ve Ramisa'da direnen insanlarIn ellerinde mevcuttu. Bayrak hakkInda bir diger onemli iddia bayragIn tasarImInIn Anadolu'da ve Ataturk'un katkIlarIyla oluşturuldugu. O donemde Irak'taki en onemli isim sayIlan Ahmet idris el Sunusi'nin Anadolu'da bulunmasI ve Irak topraklarIndaki askeri komutan Muhammet Cemil eli Halil efendi'nin Teşkilat-I Mahsusa'dan direk Mustafa Kemal Paşa'ya baglI oldugu iddialarI bu tezi guclendiriyor. Irak Demokrat Turkmen Partisi sozcusu KasIm Omer'in araştIrmalarIna gore Mustafa Kemal Paşa, 15 Nisan 1920 anlaşmasI ile idrisi Sunusi'yi Irak'a kral yapacaktI, anlaşmaya gore halifelik Turkiye'de kalacak, herkes kendi milli kurtuluş mucadelesini verecek ve kurtuluştan sonra konfederasyona gidilecekti. Ancak Irak'ta ingilizler hakim olunca bu plan gercekleşmedi. OsmanlI'nIn Ortadogu stratejisi, Nusaybin, Deyrezur ve Telafer ucgenini kontrol altIna almaya dayanIyordu. Bu ucgene hakim olan devletin Ortadogu'ya hakim olacagI ongoruluyordu. Ataturk'te bu stratejiyi benimsiyordu. Ataturk'un savaşIn ortasIndaki bir ulkenin "askeri lideri" olarak Ortadogu meselesine kendi politikasInI geliştirme cabasI ile "ileri, mureffeh, AB'ye uye olmak uzere" Turkiye'nin kukla politikalarInI karşIlaştIrIrsak Irak'ta nelerin yapIlmadIgInI daha kolay anlamIş oluruz. [category güvenlik] [tags IRAK DOSYASI, Atatürk, Türk, Irak] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 14 01:32AM +0200
[category güvenlik] [tags İRAN DOSYASI, İRAN, AKILLI FÜZE, KASSİD, TÜRKİYE, HEDEF] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 14 02:10AM +0200
Emin GÜRSES eming...@toplumsalhaber.com <mailto:eming...@toplumsalhaber.com> Uluslararası iliskilerde hegemonya, bir devletin kendi faaliyet alanını kontrol ettiği, diğer devletleri ise kendi taleplerine boyun eğdirdiği durumu ifade eder. Soğuk Savaş sonrasının hegemon devleti olmak çabasını sürdüren ABD'nin bu amacına bölgesel hegemonyalar kurarak ve bunu global düzeye taşıyarak ulaşma çabasında olduğu görülüyor. ABD global hegemonyasını bölgesel hegemonyalar üzerinden kurmaya çalışırken, bir kaç bölgede aynı anda ortaya çıkan direnişler işini zora sokuyor. 93 milyar varil kanıtlanmış petrol ve önemli oranda doğal gaz rezervlerine sahip olan İran, global hegemonyasını pekiştirmeye çalışan Washington'un bölgesel hegemonya sisteminin önünde engel olarak durmaktadır. İran gibi ülkelerin bölgesel hegemonya çabasına ise global hegemona tabi olduğu sürece göz yumulmaktadır. Irak'tan sonra sıranın kendisine geleceğini düşünen Tahran yönetimi Irak'ta işgale karşı direnişin güçlenmesi için elinden gelen çabayı göstermektedir. Burada ABD-İngiltere-İsrail ittifakının başarısızlığa uğramasını isteyen başka ülkelerin de benzer bir çaba içerisinde olduğu biliniyor. Güvenlik arayışı, İran'ı caydırıcı bir savunma sistemi kurma çabasını yoğunlaştırmaya itmiştir. Iran'da 2002 yılının yazında uranyum zenginleştirmek için bir merkezin tesbit edildiği biliniyordu. Fakat nedense bugünlerde Irak'ta sıkışan ve bunda İran ve bazı destekçilerinin rolü olduğunu gören Washington ve stratejik ortakları Tahran'ın askeri güçle de olsa boyun eğdirilmesine öncelik vermeye başladı. ABD'deki İsrail lobisinin buradaki rolü Amerikan basınında da yer bulmaktadır. 2002 tarihli Bush doktrininde ABD'nin bölgedeki hayati çıkarları arasında İsrail'in güvenliği de eklenmiştir. İran konusunda İsrail lobisinin Washington yönetimini saldırgan tutum almaya zorladığı da ifade edilmektedir. 2003 Kasımında İsrail parlamentosu dış ilişkiler ve savunma komitesi önünde Mossad şefi Meir Dogan İran'ın 2004 ortasında nükleer silah üretme sürecini tamamlayacağını belirterek İsrail'in güvenliğine yönelecek tehdit nedeniyle uyarıyordu. Bağdat'a saldırı Tahran'ın coğrafi olarak çevrelenme korkusunu artırmıştı. Afganistan'la doğudan, Kafkasya'da kuzeyden bu çevreleme tamamlanmaya çalışılıyordu. Rusya ve Çin ile olan ilişkisi ABD ve müttefiklerinin şimdilik Körfez hattını kontrol etmesini engelliyordu. Tahran bu çevrelenme hareketine karşı batı cephesinde Suriye ile şubat 2004'te bir savunma antlaşması imzalamıştı olası ABD-İsrail saldırısına karşı. İran dışişleri bakanı Karzai bölgesel işbirliği için komşu ülkelere ziyaretlerde de bulundu. Ekim 2003'te Tahran yönetimi Azerbaycan sınırında büyük bir askeri tatbikat yaptı. Bakü'nün ABD ile askeri işbirliğine karşı bir mesaj vermek amaçlanıyordu. Washington'un İran Azerbaycan'ında Tahran karşıtı faaliyetlerin örgütlenmesine katkı sağladığı da bilinmektedir. Washington, İran'ı çevreleme politikasını sürdürürken içeride kışkırtıcı-yıkıcı faaliyetleri de sürdürüyor. Amerika'nın Sesi Farsça yayınlara başladı geçen yıl. Bunun için 16.4 milyon dolar kaynak ayrıldı. Bush yönetimi ayrıca Kongre'den 75 milyon dolarlık bir fon talep etti İran'daki faaliyetler için. AB ise İran'la ticaretini geliştirirken Washington'un baskısına göre tutumunu biçimlendiriyor. Brüksel, Tahran'la eleştirel diyaloğunu sürdürüyor. Hatemi'nin 1997 sonrası uygarlıklar diyaloğu çabası ise bir sonuç doğurmadı. İran'ın nükleer silah üretimi durdurulamazsa ABD'nin bölgedeki müttefiklerinin Washington'un güvenlik şemsiyesine olan güvenin sarsılacağı açıktır. Mart 2006 tarihli ABD'nin ulusal güvenlik stratejisi'nde "düşmanlarımızın dostlarımızı kitle imha silahlarıyla tehdit etmelerini engellemeliyiz" deniyordu. Suudi Arabistan ve Kuveyt füze savunma sistemini geliştiriyor. Washington, Ankara'yı İran konusunda sıkıştırıyor. PKK'nın tasfiyesinin K.Irak nedeniyle ABD'nin elinde olduğu biliniyor. Özellikle global hegemonya için elzem olan enerji kaynaklarının Washington tarafından kontrolü ve başka güçlerin kontrolüne girmesinin engellenmesi çabası sürerken, İran ve Venezuella gibi ülkelerin direnmesi ve yeni taktikler geliştirmesi Washington'un işini daha da zora sokmaktadır. ABD süper güç olarak yanlızlaştıkça serseri emperyalizme kaymaktadır. ABD eski başkanı Carter'ın güvenlik başdanışmanı Zbigniew Brzezinski ABD'nin global askeri gücünün hiç bu kadar yüksek olmadığını fakat siyasi güvenilirliğinin hiç bu kadar düşük olmadığını belirtiyor. Özellikle Almanya ve Fransa'nın katılımıyla Ortadoğu'da bir sonuca ulaşılabileceğini ifade eden Brzezinski NATO'nun Ortadoğu'da olması gerektiğini de vurgulamaktadır. Eski CIA başkanı R. James Woolsey ise Soğuk Savaş döneminde de kullanılan farklı etkileme yöntemlerinin kullanılmasını öneriyor. Serseri emperyalizm İran'a saldırı alternatifini ifade etmekten kaçınmıyor. Fakat saldırı sonrası gelişmelerin nasıl kontrol edileceği konusunda sorun yaşıyor. Global hegemonya yarışında emperyal güçler aralarında ganimet paylaşımı sorunu yaşanırken, fatura gelişmekte olan çevre ülklere çıkarılmaya çalışılıyor. [category güvenlik] [tags İRAN DOSYASI, EMİN GÜRSES, İşgalciler, Ganimet, Kavga, İran] |
|
gti...@aol.com: Feb 13 06:31PM -0500
Gurbuz bey: "Fakat TC'ye dusman olmadim" diyorsun. Ben de degilim. Ben katliamlar yapan, ozgurlukleri sifirlayan, talan yapan, irkci ve din dusmani bir diktatorlugun dusunce tarzina karsiyim. Sen? Asagidaki yazinizda adim basi yalan-yanlis var. Onlara buyuk harflerle isaret ettim. Hosca kalin. Gunes -----Original Message----- From: Grbuz Guvendag <gurbu...@yahoo.com> To: gtiecer <gti...@aol.com> Sent: Sat, Feb 13, 2016 10:56 am Subject: Re: Kemalist dusunce sistemi yerine insani degerler sistemi Sayın Günes Bey, Yasım itibari ile 1950 yi hatırlıyorum.Cumhuriyet kurulalı 27 sene olmuş. Para yok AMA CUMHURBASKANI BUGUNUN PARASIYLA 1.5 MILYON LIRA MAAS BAGLATMIS KENDISINE. VEKILLER 350-400 BIN TL MAAS ALIYOR. DEVLET IRKCI PROJELER ICIN OLUK OLUK PARA HARCIYOR. AVRUPA KLASIK SANATLARI ICIN PARA HARCANIYOR. IRKCI CALISMALAR ICIN MUESSESELER KURULUYOR. Egitimli insan yok NEDEN? HANI CUMHURIYET'LE CAGDASLASMISTIK? NEDEN TEK BIR YENI UNIVERSITE ACILMADI? Sanatkar yok.Yüzbinlerce ,RUM,Ermeni ve Davudi ülkeyi terketmis. TERKETMIS DEGIL - ZORLA TERKEDILMIS VE/VEYA KATLEDILMIS. TAHMIN ET BAKALIM KIMLER TARAFINDAN! IRKCILAR MI DEDIN? Ve TC yapısı ,1929 dünya krizinle ve sonra II.dünya savasının getirdiği sorunlarla boğuşuyor. SAVASA GIRMEDIK KI BOGUSALIM. EKONOMI ZATEN DIS TICARET EKONOMISI DEGILDI. ICE DONUK, DEVLETCI BIR EKONOMI IDI. BU SENIN DEDIKLERIN BASARISIZLIGA MAZERETLERDIR; O KADAR. 1938 de G.M.Kemal hasta olmasına ragmen Hatayı alıyor. HATAY'I MUSTAFA KEMAL ALMADI KI? MUSTAFA KEMAL HATAY'IN FRANSIZ MANDASI ALTINDA OLMASINA RAZI BILE OLMUSTU. FRANSIZLAR, HATAYLILARA REFERANDUMA MUSADE ETTI. ONLAR DA TURKIYE'YI SECTI. BIRAZ ARASTIR ISTERSEN. Daha önce ic Isyanlarla bogusmus. IC ISYANLAR, KEMALIST IRKCILIGI DESTEKLEMEK ICIN MASUM VE SILAHSIZ INSANLARA YAPILAN KATLIAMLARA BAHANE IDI. ISTINASIZ, ISYAN EDEN AZ SAYIDA INSANLAR YANINDA KAT KAT DAHA FAZLA MASUM HALK OLDURULDU HEP. YILDIRMA OPERASYONLARI IDI. INSANLIGA KARSI ISLENMIS SUCLARDI. Insan ve toplumlar put değildir yanlış yapıldı.ben de bunu yasadım. YANLIS DEGIL; KATLIAMLAR, DIN DUSMANLIGI VE IRKCILIK YUZUNDEN YAPILAN KATLIAMLAR. INSANLIK SUCLARINA YANLIS DIYIP GECISTIREMEZSIN. YANLISI KELEK KARPUZ SECERKEN YAPARSIN. Fakat TC ye düşman olmadım BEN DE TC'YE DUSMAN DEGILIM. KEMALISM'E KARSIYIM. TURKIYE'NIN BUGUNKU PROBLEMLERININ MIMARI OLDUGU ICIN. BUNCA SUCLAR ISLEYEN KEMALIST REJIMI SEVIYOR MUSUN PEKI? SEN ONA KARAR VER. SEVIYORSAN, MILLETIMIZ ZULMEDENIN YANINDASIN; O ZAMAN SUCA SEN DE ORTAKSIN. Ülkede Türk e düşman ,TC ye düşman Lawrens ceteleri bu güzel ülkeyi yıkmaya calıstı ve hala çalışıyorlar. TURK IRKCILIGINA KARSIYIM; AK PARTI DE KARSI; ISLAMIYET TE KARSI. SEN NIYE DEGILSIN? CUMHURIYET DEMOKRASI DEGILSE 9YANI, HALKI DEVRE DISI BIRAKMISSA) NERESI TAKDIRE SAYANDIR? MUSTAFA KEMAL, FILISTIN CEPHESINDE ORDUSUNA GERI CEKILIN DEDIKTEN SONRA, ORDUSUNU GERIDE BIRAKARAK SURIYE'YE DOGRU KACARKEN ARAPLARA ESIR OLDU. LAWRENCE'E MILLIYETCILERIN ARAP ULKELERINDE GOZU OLMAYACAGI SOZUNU VERDI (WILSON-LAWRENCE OF ARABIA). ISTANBULA GELDIGINDE, INGILIZ ISGAL GUCU KOMUTANLIGINE GIDIP IS ISTEDI (LORD KINROSS) NITEKIM, LOZAN'DA INGILIZLERIN HER ISTEDIGINI HIC ITIRAZ ETMEDEN VERDI. LAWRENCE CETELERI, KEMALIZM'DEN DOGDU HEP. KEMALIST DARBECILERDI. Su and TC yi yıkmak istiyenler iki yanlış fikir üzerine dayanarak yıkıcılık yapıyor. TURKIYE'YI YIKACAK DUSUNCE TARZI, IRKCILIK VE DIN DUSMANLIGIDIR. BU YOLDA, ICIMIZDEKI LAWRENCE'CILER, DUSMANLARIMIZLA HER AN BIRLIK KURABILECEK SEVIYEDE TURK HALKININ IRADESINE KARSILAR. i)Osmanlı yı canlandıracağız.Osmanlı ,Karlofca anlaşması ile gerilemeye başlamış,1830 Ada krallığı ile yapılan Kapitülasyonlarla ekonomisi cökmüs. Tanzimatın ilanı,Kürtler ve Arabları Osmanlıya düsman etmiş OSMANLIYI CANLANDIRACAGIZ IDDIALARI FENA BIR SEY DEGIL. TARTISILABILIR. BU IDDIALAR, KEMALIST CUMHURIYET'IN DEGERSIZLIGI ANLASILDIKTAN SONRA ORTAYA ATILAN ALTERNATIFLERDIR. OSMANLI DUSMANLIGI YAPILMASAYDI, BELKI BU KADAR OSMANLI MERAKI OLMAZDI. BEN SAHSEN ISIM DEGISIKLIGI YAPARAK OSMANLI CUMHURIYETI OLMAMIZ TARAFTARIYIM; DEMOKRASI OLMAK SARTIYLA. OSMANLI AILESINE TAZMINAT VERILMESI, OZUR DILENMESINDEN YANAYIM. BAKIYORUM HEP TC DIYEREK, CUMHURIYET ISMI KULLANILARAK, KEMALIST DIKTATORLUGU IYI GOSTERMEK GAYRETI ICINDESIN. TEK BIR LAF ETMIYORSUN. KENDI MILLETINE YAPILAN MEZALIMI TASVIP EDIYORSUN 'YANLIS' DIYIP GECMEYI TERCIH EDIYORSUN. OSMANLI'DA INSAN HAKLARINA SAYGI VARDI; SERBEST SECIMLER OLUYORDU; 33 PARTI VARDI; BIRCOKLARI AZINLIKLARIN PARTILERI IDI; INANC OZGURLUGU VARDI; TURKLERIN KURDUGU EN SANLI-EN UZUN YASAYAN IMPARATORLUKTU. ASKERI VE SIVIL, BUTUN SISTEMLERINI, YIYECEKLERINI, MUZIGINI, DANSLARINI, SIIRINI, EDEBIYATINI KENDI OZUNDEN CIKARMISTI. BIRCOK ILIM MADAMI VE ALIM YETISTIRMISTI. HER SEYINI KENDISI ICAT ETMISTI. KENDISI IMAL EDIYORDU. KEMALIST CUMHURIYET ICIN BUNLARIN HIC BIRISINI SOYLEYEMEZSIN. OSMANLI EN ZAYIF ANINDA CANAKKALE SAVASINI KAZANDI. HARPTEN SONRA BILE BIR LIRASI BES DOLARDI. ASIL COKUS KEMALIZM ILE GELDI. TAMAMIYLE YANLIS GORUSLER ZORLA DAYATILIYORDU. YUZ BINLER HAYATINI KAYBETTI. PARA BIRKAC SENE ICINDE 4-5 MISLI DEGER KAYBETTI. BASTAKILER DEVLET PARASIYLA ZENGIN OLDU. 400 Milyar dolar dıs ve 400 milyar TL ic borcumuzla Osmanlı yımı dirilteceğiz? HAYIR. SATIN ALMA GUCU BAZINDA ADAM BASINA DUSEN $19,000 DOLARLIK GELIRIMIZLE. DEMOKRASIMIZLE, INSAN HAKLARINA SAYGIMIZLA. OZGURLUKLERIMIZLE. INANCIMIZLA. SAVASTAN KACARAK DEGIL. AYRICA, DEVLETIN BORCU GSMH'MIZIN %40'ININ ALTINDA. BIRCOK AVRUPA ULKELERININKI VE ABD'NIN BORCLARI. %100'LERDE. OSMANLI IMPARATORLUGUNU DIRILTEMEYIZ; TARIHTE KALDI. LAKIN, ECDADIMIZA SAYGI ISTERIZ VE BUNU YENI BIR CUMHURIYET VE DUSUNCE TARZI LE SAGLARIZ INSALLAH. ii)Ikinci yanlış ümmet olursak birlik sağlanır yalanı. Ülkede ,tek bir Islam inancı yokki. Kuran-ı Kerimi anlıyabilen ;Hz.Muhammedin yaşantısını anlıyan yasayan kac kişi var? Bakın ,Alemleri ve insanı ve yaratan Yüce Allah ,insanı da ,Atomu da,toplumları da ,cok ince matematik,Fizik,Kimya Biyoloji kanunlarına göre yaratmıştır. Bunu anlıyan kaça kişi var? O DUSUNCELER GERCEKLESTIRILEBILIR. BUNUN ADI DEMOKRASIDIR. TURKIYE'NIN EZICI COGUNLUGU MUSLUMAN. BU BIRLESTIRICI BIR ZAMKTIR. AYRICA, HER TURLU SAPKIN DUSUNCEYI HERKESE MAL ETMEN DOGRU MU? SAPKIN DUSUNCE ISE TURK HALKI SALAK MI DA KABUL ETSIN? SALAK DIYORSAN, NEREDE KALDI SENIN TURK'TEN YANA OLMAN? KENDI MILLETINE GUVENEMEYEN BIRISINE GUVENILIR MI? Cevrem de konuşuyorum. Bugün birisi bana ,Batıdan korkmıyalım dik duralım diyor. Rusya ,Karadenizde Kırk Gemi,200 uçak,50 helikopter ve onlarca uzun menzilli füze atan denizaltıları ile tatbikat yaptı. TC nin bir tane uzun menzilli füze atan bir denizaltısı yok. Rus uçaklarına denk ucagı yok ve Yeni Rus tanklarına denk gelen Tankı yok. Davudistan ın Uzun menzilli füze atabilen 5 adet Denizaltısı var. Radar a yakanmıyan füze ve uçakları var. Savas bir hesap isidir. Hesap yoksa,ne kadar bagırısan bağır.Kimse sanden kormaz. Biz korkmıyalım fakat düşman da bizden korkmaz. KEMALIST DUSUNCENIN HAKIM MOLDUGU YAKLAN-DOLAN-DARBE DONEMININ ESERLERIDIR BUNLAR. SIMDIKI HUKUMET SAVUNMA SANAYISINDE COK BUYUK GELISMELERE IMZA ATTI. VE GELISMELER SURUYOR. Kendimize gelelim. BU TAVSIYENE UYMANI ISTERIM GURBUZ Gur-Buz On Saturday, February 13, 2016 2:26 AM, "gti...@aol.com" <gti...@aol.com> wrote: Cumhuriyet doneminin Kemalist icraatlari, istisnasiz kotu idi. Cogu insanliga karsi islenen suclardi. Lakin, gunumuuzde bile bu kotu dusunce sistemi, anayasaya konularak, okullarda ogretilerek dayatiliyor. Bircok (daha ziyade yasli) profesorlerimiz inatla mutlak diktatorlugun, diktatorlerinin, ve getirdikleri despotizmin, isledikleri insanlik suclarinin gunumuzde de devamini istiyorlar. Mesela: asagidaki yaziya bir bakin: Ne diyor?Treni 1946'da kacirdik diyor: yani, cok partili sisteme girilerek halkin devreye sokulmasi yanlisti diyor. Bu yuzden, "dini, kimlikleri, adaleti, hukuku, yönetimleri, insani ilişkileri, yönetimi, hukuku,adaleti, partileri, eğitimi, dini uygulamaları" bozuldu diyor. Yazan, Ataturkcu yetismis bir profesor. Surekli, eskinin sakat rejiminin ozlemi icinde yazilar yaziyor. Halbuki, Turkiye aslinda yeni yeni kendi degerlerine dondu. Ve bu donusle, Bati'nin ve eski Komunist ulkelerin "para hirsina dayali, katliamci, somurucu, soyguncu" duzenine bazan ters duser oldu. Kemalist din dusmanligini ve irkciligini silip, yeni bir Turkiye yaratmakla mesgul. Yaradilani, yaradandan oturu severek, insan haklarina saygili, irkciliga karsi tutum sergiler olduk Hepimizin Adem ile Havva'nin torunlari oldugumuzu hatirlayarak, gecmisimizdeki (kemalist) irkcilgin getirdigi yasaklari bir bir kaldirdik; Kurtlerle kardesligimizi ilan ettik Kemalist Turkiye'nin yasakladigi ozgurlukleri halkimiza geri verdik; basta, insanlik suclari olan dini ve kimlik yasaklar ve katliamlar Komsumuz acken yataga gitmiyoruz artik. Butun bir sozde medeni dunya sinirlarini kapatirken, biz sinirlarimizi actik mutlak olumden kacan masum insanlari bagrimiza bastik Zulmedenlerin yaninda degil, mazlumlarin yaninda duruyoruz artik. Mesela, Suriye'de, Misir'da, Almanya'da, ve Turkiye'de Icimizde, dindar halka, azinliklara ve Kurtlere zulmedenler Kemalistlerdi; izlerinden gitmiyoruz artik. PKK ile savas, hukuk cercevesinde, sivil halka zarar verdirilmeden surduruluyor. Cumhuriyet doneminde, aha onceki butun isyanlarda ve PKK ile savasta boyle degildi, Daha ziyade masum siviller oldurulerek masum halk hedef aliniyordu Yalan soylemiyoruz artik. Turkiye, kendi halkini yalanlarla kandirmiyor artik (Hakimiyetin kayitsiz sartsiz millette oldugu gibi; liderler baskalarina ait veciz sozlerin altinda imzalarini atmiyorlar. vs Hz. Ali'nin "En Hakiki Mursit ilimdir" sozu bize klavuzdur. Bu sefer gercekten klavuz. Cumhuriyet'in ilk 30 senesinde tek bir yeni universite acilmamisken, son 13 senede 110'dan fazla universite Turkiye'nin her yoresinde halkin hizmetine acildi Alinan tedbirlerle, insan omru 8-9 sene uzadi Yollar, hava alanlari, kopruler, parklar, ormanliklar, stadyumlar, bir milyonun ustunde isletme...vs insa edildi; Refah, butun vatan sathina yayildi; problemlerimiz artik daha ziyade, refahin getirdigi problemler Cumhurbaskanina, basbakana en agir elestirilerin, hakaretlerin yapildigi bir ulkeyiz; bunlari yapanlarin hic birisinin gece yarisi kapilari calinip kasaba girisinde asildigi yok. Yapilan hakaret dolayisiyle bazan tazminat davalari aciliyor. Davayi acan da bazan kaybediyor Insan haklarini toptan cigneyen darbeler, muhtiralar bitirildi (insallah) Dunyanin dort bir yoresi biraz daha zenginleseyim diyen ulkelerin savaslari, isgalleri, haksizliklari ile dolu iken, boyle bir Turkiye ile gurur duyulur ancak; cunku, dunyada bir benzeri olmayan bir ozveri, adalet, ve iyilik sergileniyor. |
Gunes Ecer Dr. Y. Muh. |
|
* * * * Demirsoy <demi...@hacettepe.edu.tr>: Feb 12 05:56PM +0200 Değerli Kardeşim Bu coğrafyanın dini, kimlikleri, adaleti, hukuku, yönetimleri, insani ilişkileri çağımızın beklentisine cevap vermediği gibi, yönetimi, hukuku, adaleti, partileri, eğitimi, dini uygulamaları hem içeride hem dışarıda tartışılmaktadır. İş, tartışmadan çıkmış, kanlı eylemlere dönüşmüştür. Rahat hiç kimse kalmamıştır; umutlar ve beklentiler rafa kaldırılmıştır. Halk "Allah beterinden korusun" diyecek duruma gelmiştir. Aslında Türkiye treni 1946 yılında kaçırmıştı. Bugüne kadar öğündüğümüz aile ilişkileri de bu anaforun içine çekilerek, her gün onlarca yüz kızartıcı olayın işlenmesine dönüşmüştür. Bu coğrafya buraya boşuna gelmedi; aslında hep öyleydi; şimdi yarayı kaşıyanlar arttığı; ufku değil ufkun ötesini görebilecek yöneticilere sahip olmadığı için belaya saplandı. Aileden bu coğrafyaya kadar tüm kurumlarda görülen didişmelerin nedenini bir de benim gözümle okumak isterseniz buyurun... Bundan böyle yazı almak istemeyenler lütfen "sadece istemiyorum" diye geri bildirim yapsınlar. Saygılarımla Prof. Dr. Ali Demirsoy |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 14 01:47AM +0200
Batı Asya'da bir devlet olan İran'ı kuzeyinde Ermenistan,Azerbaycan,Hazar Denizi ve Türkmenistan,doğusunda Afganistan ve Pakistan,batısında Irak ve Türkiye,güneyinde Basra Körfezi ve Umman Denizi vardır.Yüzölçümü 1.648.000 km² olan İran'ın başkenti Tahran,resmi dili Farsça'dır. Ülkede Türkler,Araplar,Kürtler,Yahudiler,Ermeniler'den oluşan önemli bir azınlık vardır. TARİHÇESİ : Çok eski bir medeniyet olan İran'a 18.yy'dan sonra Zend,Kaçar ve Pehlevi hanedanları gelmiştir.1770'lerde Türkmen soylu Kaçar hanedanı iktidardadır.Aşirat yapılı bu hanedan devlet yönetimini bilmemektedir.Bu yüzden Mollalardan yardım almışlardır.Molla-Sultan-Toprak üçgeni bu dönemde ortaya çıkmıştır.Batı ise bu dönemde Molla-Toprak Ağası-Tüccarlarla ilişki kurdu ve modernleşme politikası sonucu İran'a girdi.Fakat bu modernleşme tıpkı Osmanlıdaki gibi tepeden inme idi.Batının bu politikaları 1906'da meşrutiyetle sonuçlanmıştır.Fakat devrim Azerbaycan'da uygulanmamış,bunun üzerine halk ayaklanmış ve ayaklanma on gün sürmüştür.Bunun üzerine meşrutiyet fermanı burada da yürürlüğe girmiştir. Tahran'da meclisin bombalanmasına kadar meşrutiyet sürebilmiştir.Azerbaycan ise tekrar ilanını istemiştir.Bunun üzerine durumdan korkan Mehmet Ali Şah meşrutiyeti tekrar ilan etmiştir.Bu olay Kaçar Hanedanının tasfiyesini de kolaylaştırmıştır. İngilizlerin desteği ile göreve gelen Fars hanedanı olan Pehleviler,Türk hanedanlığına son verdiler.Batı Türk +İran birleşmesinden çok korkmaktadır.1921'de başa geçen Rıza Han 1925'te kral ilan edildi ve 25 Nisan 1926'da Rıza Şah Pehlevi adıyla tahta çıktı.1933'te hükümet Oil Company ile İran çıkarlarına daha uygun bir petrol anlaşması yaptı ve İngiliz,Rus,Fransız etkilerinden kurtulmak için Almanya'ya yöneldi.1941'de SSCB ve Büyük Britanya buna karşı İran'ı işgal ettiler.Bunun üzerine Rıza Şah tahtı oğlu Muhammed Rıza Şah'a bıraktı.Yabancı müdaheleler İran'da yeni bir milliyetçi hareketi doğurdu.Musaddık Ulusal Cepha Partisini kurdu.1951'de başbakan Razmara'nın öldürülmesinden sonra Musaddık iktidara geldi.İran petrollerinin millileştirilmesi yönünde bir karar çıkarttı.Şah bunun üzerine Musaddıkı görevden aldı fakat halk ayaklanması sonucu Şah ülkeden kaçtı.Musaddık CIA tarafından düşürüldükten sonra dönebildi. 1960'larda AK Devrim yapıldı.Özü toprak reformudur.Toprak din adamlarındaydı ve 1961'den itibaren köylülere dağıtıldı.Üretimi pazara açmayı amaçlamıştır.Bu devrim farklı tepkiler almıştır fakat mollalarca eleştirilmiştir.Bu devrimden sonra Ayetullah Humeyni siyasete girmiştir. Ekim 1973'te İran petrol fiyatını artırmaya yönelik bir politika benimsedi.Petrol patlaması yeni sınıflar ortaya çıkardı.Burjuvazi geleneksel ticaret burjuvazisi ile rekabete girdi.Fakat siyasal anlamda ise demokratikleşme girişimi reddedildi.Ordu-Jandarma ve Savak her türlü muhalefet girişimini eziyordu.İran hem liberal hem de ilerici ve dini muhalefetinden kaynaklanan bir karmaşaya girdi.Sonunda Muhalefet Pehlevi yönetimine Tahran'da 1978 Eylülünde saldırdı ve 500.000'den fazla gösterici yönetimi protesto etti.8 Eylül'de(Kara Cuma) 75.000 protestocu Jaleh kavşağına oturdu.Göstecilere Amerika'dan verilen silahlarla ateş açıldı.Ocak 1979'da muhalefet temsilcilerinden Şahpur Bahtiyar başbakanlığı kabul etti fakat 16 Ocak 1979'da Rıza Şah ülkeyi terketti.1 Şubatta ise Humeyni ülkeye döndü ve Mehdi Bozargan'ı başbakanlığa atadı. Muhalefet lideri olan Humeyni'ye yönelik Şah tarafından,ölüm kararı alınmıştı.Fakat Şah Mehmet Humeyni'yi Ayetullah ilan etmiştir;Ayetullahların öldürülmesi yasaktır.Humeyni sürgün edilir.Dini okullarda Şah'a karşı muhalefet başlar,Marksistler ve muhalifler Humeyniyi desteklemiştir.Humeynini diğer başarı sebepleri zeki oluşu ve olaylara objektif yaklaşmasıdır. 1 Nisan 1979'da refarandumla Cumhuriyet kuruldu.Aralıkta ise %95 oyla İran Anayasası kabul eedildi.Anayasa 177 maddeden oluşuyordu.4 Kasım 1979'da Tahran ABD büyükelçiliğindeki 52 görevli humeyni yanlısı gençlerce rehin alındı.Olayın nedeni ABD Büyükelçiliğindeki İran'a ait gizli belgeleri ele geçirmektir.Başbakan Bazergan istifa etmiştir.Ocak 1980'de ise Humeyni desteğini alan Abdülhasan Beni Sedr cumhurbaşkanı olmuştur.52 rehine ise 444 gün sonra serbest kalmıştır. 1981'de Beni Sadr'ın azlinden sonra Muhammed Ali Recai oyların %80'ini alarak cumhurbaşkanı oldu.Recai 30 Ağustos 1981'de Halkın Mücahitleri Örgütünün düzenlediği suikast sonrası öldürüldü.Bunudan sonra Hamoney cumhurbaşkanı seçilmiştir.1980'de başlayıp 1988'de biten İran-Irak Savaşının ardından 3 Haziran 1989'da Humeyni ölmuş ve 2 dönem görevde kalan Hamoney rehber seçilmiştir.Ardından meclis başkanlığı yapmış olan Rafsancani cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.1997 Mayısında ise bağımsız aday Hatemi cumhurbaşkanı seçilmiştir(%89 oyla) İRAN SİYASAL SİSTEMİ İran siyasal sistemi totaliter sistemdir.İslam dinine hem kamusal hemde özel alanı belirleme gücü verilmiştir.İran siyasal sisteminin bütün erklerinin içeriği,işlevi,yetkisi ve kalıcılığı İslam dini tarafından belirlendiği yasallaştırılmıştır.İran siyasal sisteminin kurucuları,bu sistemi İslam dinini yürürlüğe sokmak için yapılandırdıklarını söylemektedirler.İran siyasal sisteminin bir diğer özelliği,İslamı sadece kamusal alanda egemen kılmak değil,hayatın bütün alanında yürürlüğe sokmaktır.Halkı sürekli bu ideoloji çerçevesinde motive etmeye çalışmışlardır. İRAN ANAYASASIN'DA BELİRLENEN SİYASAL SİSTEM İran Anayasası'nın İslam devriminden sonra 15 Kasım 1979'da çalışmaları bitmiş ve Anayasa aynı yılın Aralık ayında kamuoyuna sunulmuştur.Oylama sonucu %99,5 oranda "evet" çıkmıştır.1989'da Humeyni'nin ölümünden sonra İran Anayasası yeniden gözden geçirilmiştir.Anayasa 177 maddeden oluşmaktadır. 1 - Velayete Fakih Velayete Fakih kuramı 1960'larda Humeyni tarafından ortaya atıldı.Kuram Şia mezhebinin ideolojik temelleri üzerine kurulmuştur.Humeyni Velayete Fakih kuramı vasıtasıyla Şia mezhebinin siyasal sistem örneğini gerçekleştirmiştir.Bu kuram Şia mezhebinin "imamet" kuramının devamı olarak belirtilmiştir.Şiaya göre İmamet kurumu Kur'an'da belirtilmiştir.Peygamberin ölümünden sonra müslümanları yönetmek İmamların hakkı ve sorumluluğundadır.Yönetim İmamların iktidarda olması veya onların onayı ile meşruiyet kazanmaktadır. Velayete Fakih kuramını 1960 yıllarında Irak'ın önemli kentlerinden Necef kentinde Humeyni,din derslerinde ortaya koymuştur.Peygamberler ve imamlara özgü "velayet" (Mutlak otorite) fakihler için de geçerlidir.1979'da İran devrimi gerçekleştiğinde Humeyni Velayete Fakihi İran Anayasası'na aldırdı. İran Anayasasının 5. Maddesine göre "12. İmam gaybeti nedeniyle iktidar ve imamet adil,takva sahibi,zamanın icaplarını bilen, gözüpek, becerikli, tedbirli fakihin ühdesindedir."İran siyasal sisteminde Velayete Fakih lider konumundadır ve bu lider halk tarafından seçilmelidir.57. maddeye göre "İran İslam Cumhuriyeti'nde egemenlik güçleri:yasama gücü,yürütme gücü,yargı gücü Velayete Fakih denetimindedir. Velayete Fakih Kurumunun görev ve yetkileri: * İslam Cumhuriyeti'nin genel politikalarını belirlemek,bu Maslahat Konseyi de danışmadan sonra yapılır. * Alınan genel kararların sağlam yürürlüğe girmesini denetlemek. * Referandum ilan etmek. * Silahlı kuvvetlerin genel komutanı. * Savaş ve barış ilan etmek ve güçlerin seferberliği. * Gözetici Konsey'in Fakih üyelerini atamak. * Ülkenin en yüksek yargı makamını atamak. * Genelkurmay başkanın atanması ve azli. * Devrim Muhafızları Genel Komutanını ataması ve azli. * Milli Savunma Yüksek Konsey kurulması. * Silahlı Kuvvetlerin en üst düzey komutanlarını belirlemek. * Milli Savunma Yüksek Konseyi önerisi * Seçilmiş ve henüz göreve başlamamış cumhurbaşkanının onaylanması. * Meclisin siyasi yetersizlik vermesindeen sonra cumhurbaşkanını azletmek. * Radyo-Televizyon kurumu Velayete Fakih'e bağlıdır. * Yasama,yürütme ve yargı güçleri arasındaki sorunları çözmek. * Maslahat Konsey üyelerini belirlemek. Cuma Namazı İmamı kurumu da Velayete Fakih'e bağlıdır.Cuma Namazı İmamları kentin idari ve siyasi sorumluluklarından fazla güce sahiptir. Velayete Fakih'e bağlı olan kurumlar: 1 - Yoksullar ve Gaziler Vakfı(Bonyade Canbazan ve Mostezefin) 2 - Şehitler Vakfı(BonaydE Şehid) 3 - İmdad Komitesi(Komiteye Emdad) 4 - 15 Hurdad Vakfı(Bonyade Panezdehe Gordad Devrimden sonra 1989'a kadar Humeyni Velayete Fakih görevini üstlenmiştir. 2 - Cumhurbaşkanı Saltanat sistemi ile yönetilen İran'da 1979 İslam devriminden sonra cumhuriyet sistemine geçildi.Anayasaya göre rehberlik makamından sonra cumhurbaşkanı ülkenin en yüksek resmi makamıdır.Anayasayı yürütme,üç gücün ilişkilerini düzenleme,yürütme gücüne başkanlık etme (doğrudan doğruya rehberlik makamına bağlı konular dışında) onundur.Cumhurbaşkanlığı süresi 4 yıldır,ardı ardına seçilebilme vardır. Cumhurbaşkanı halkın oyuyla seçilir.Anayasaya göre cumhurbaşkanı "İran asıllı,İran vatandaşı,tedbirli,iradeci,güvenilir,takva sahibi,İran İslam Cumhuriyeti'nin ve ülkenin temel ilkelerine inançlı" olmalıdır.Cumhurbaşkanını Gözetici Konsey ve dini lider onaylamaktadır.Seçilmek yeterli değildir,azledilebilirler.1981 yılında yaşanmıştır.Cumhurbaşkanı 3 erk arasında dengeyi sağlar ve yürütme görevini yapar.Yargı sorumluluğu dini lidere aittir.Bakanlar kurulu cumhurbaşkanına bağlı olmasına rağmen gerçekte sorumlulukları dini lidere karşıdır. 1979 İran İslam Devrimi'nden sonra Abdullah Benisadr cumhurbaşkanı olmuştur.Tahranda ilahiyat,Pariste iktisat okumuş,Humeyni'ye yakın olmuştur.Babası molladır.Cumhuri İslam partisi ve Devrim Konseyi ile sorun yaşayan Benisadr 1981'de görevden azledilmiştir.Fransa'ya kaçmış ve İslam Devrimi gazetesini çıkarmaya başlamıştır. 1981'de Benisadrdan sonra göreve Muhammed Ali Recaiy gelmiştir.Gençliğinde işportacılık yapan yoksul bir kişidir.Halkın Mücahitleri örgütü ile ilgisi olduğu söylenmektedir.1981'de başbakanlık bürosuna Halkın Mücahitleri tarafından atılan bomba ile öldürülmüştür. 1981'de Recaiy'in ölümünden sonra,günümüzde Velayet Fakih olan Seyid Ali Hamaney cumhurbaşkanı seçilmiştir.Humeyni'nin öğrencisidir. İran'da yasama gücü meclise aittir.Bakanlar ve cumhurbaşkanı meclise karşı sorumludur.Meclisin 290 üyesi vardır.Bu nüfusa göre artabilir.Meclis üyeleri 4 yılda bir seçilir. Başbakanlık sistemi 1988 yılında kaldırılır ve başkanlık sistemi getirilmiştir.Humayni ölmüş,Hamaney dini lider olmuş,Rafsancani cumhurbaşkanı olmuş ve başbakanlık kaldırılmıştır.Cumhurbaşkanının yetkileri artmıştır.Velayete Fakih güçlenmiştir. 3 - Gözetici Konsey Bir denetleme kurumu olarak anayasada belirtilmiştir.Görevi mecliste alınan kararların dine uygun olup olmadığını belirlemektir.12 kişiden oluşur.Şu şekilde kurulur: 1- Zamanın icaplarına ve günün sorunlarına vakıf ve adil fakihlerden altı kişi (bunların seçimirehber ve rehberlik şurasına aittir.) 2- Diğer altı kişi ise hukukun çeşitli alanlarından olup Yüksek Yargı Konseyi tarafından meclisin onayına sunulur,sonra konsey üyeliğine dahil edilirler.Meclis tüm kararları Gözetici Konseye göndermelidir.Konsey kararını 10 gün içerisinde verir,aksi halde karar kabul edilmiş sayılır.İslama aykırılık kararı için fakihlerin çoğunluğu,anayasaya aykırı bulunması için ise tüm üyelerin çoğunluğu gerekir.Gözetici Konsey Cumhurbaşkanı seçimini,meclis seçimlerini,halkın oyuna ve görüşüne başvurmayı denetleme yetkisine sahiptir.Yani Cumhurbaşkanı ve milletvekili adaylarının seçimlere katılıp katılmayacağına karar verir. 4 - Maslahat Konseyi 1997 'de Humeyni'nin fermanı ile kuruldu.Amacı siyasal güçler arasındaki anlaşmazlığı ortadan kaldırmaktır.Maslahat Konseyi meclis ile Gözetici Konsey arasındaki anlaşmazlıkta karar verir.Yasaya göre Maslahat Konseyi başkanı cumhurbaşkanı olmalıdır,ancak 1997'de Hatemi cumhurbaşkanı olunca Rafsancani görevi ona bırakmadı ve Maslahat Konseyini kendisi yapmaktadır.Üye sayısı değişmekte ve dini lider tarafından atanmaktadır. 5 - Milli Güvenlik Konseyi Amacı İslam devrimini korumak,milli menfaatleri temin etmek,ülkenin toprak bütünlüğünü ve milli egemenliğini sağlamaktır.Görevleri 1- Dini lider tarafından belirlenmiş genel politikalar çerçevesinde ülkenin güvenlik ve savunma politikasını belirlemek, 2- Siyasi, istihbarati,toplumsal,kültürel ve iktisadi çalışmaları ülke güvenlik politikalarına uydurmak 3- Dış ve iç tehditlere karşı ülkenin maddi ve manevi olanaklarından yararlanmak. İRAN YARGI SİSTEMİ Yargı sistemi İslam üzerine kurulmuştur.Yargının başı dini lider tarafından atanmakta ve denetiminde çalışmaktadır.Yargı Erki Başkanın görevi mahkeme teşkilatları kurmak,İslama uygun yasa tasarıları hazırlamak ve hakimler görevlendirmektir.5 yıl için seçilir.İran'da yargı yürütmeden bağımsız ve dini lider denetimindedir. Diğer bir yargı kurumu Ülke Yüksek Divanıdır.Mahkemelerde kanunların sağlıklı uygulanması,yargıda birlik sağlanması ve Yüksek Yargı Konseyinin verdiği görevleri yerine getirmekle görevlidir.Ayrıca İran'da Halk mahkemeleri,devrim mahkemeleri,özel dini mahkemeler ve basın mahkemeleri vardır. İRAN'DA SİYASAL PARTİLER Anayasaya göre şu şartlarda parti kurulabilir: 1- Ülkenin bağımsızlığını zedelemeyecek, 2- Ülke menfaatlerine aykırı davranışlar yapmayacak ve yabancılarla,elçiliklerle ilişkileri olmayacak 3- Yabancılardan maddi destek almayacak, 4- Diğerlerinin meşru özgürlüğünü engellemeyecek, 5- İslam ilkelerini ihlal etmeyecek, 6- Silah taşımayacak Bütün oluşumlar İçişleri Bakanlığından onay almak zorundadır. Şubat 2000 itibariyle 112 parti vardır. En önemlileri: Mücadeleci Mollalar Topluluğu, Birleşik İslami Topluluğu, İran İslami Katılım Cephesi, İslam Devrimi Mücahitleri Örgütü. [category güvenlik] [tags İRAN DOSYASI, İRAN, DEVLET SİSTEMİ] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 14 01:52AM +0200
GÖNDEREN : Kaman [C....@gmx.net] Onlar da demokrasiye inanmislardi, ak gunlerin nurlu ufuklarin gelecegini saniyorlardi. İmam Humeyni oyle demisti ya, koskoca imam yalan soyler miydi? Sah gidecekti ve her sey guzel olacakti. O ulkenin de inanmis SOL'culari vardi ve her sey demokrasi icindi. O demokrasi Komunist Parti iktidarina 'bile' yol verecek, yon cizecekti. Bugunku Iran'a bakip ta sakin bunlar her zaman orumcek kafaliydi diye dusunmeyin, Iran entellektueli gercek anlamda okur(du), yazar(di) ve okudugunu anlar(di). Tek anlayamadiklari 'Imam Efendi' oldu, onu da hayatlariyla odediler, tipki bir gecede katledilen 5000 hava subayi gibi.. Seneler evvel bir rastlanti eseri, gercek Sehinsahin'in torunuyla tanistim. Hani su Riza Pehlevi'nin devirip yerine gectigi, gercek SAH. O aile ki, Sah Riza Pehlevi tarafindan ihanete ugramis, tahtindan edilip surgune gonderilmis. O 'bile' Pehlevi'nin devrildigine sevinememis, bir an bile Imam Humeyni'nin sozlerine KANMAMIS. Evinin baskosesini MUSTAFA KEMAL'IN dedesiyle beraber cekilmis, siyah beyaz, cok guzel cercevelenmis iki buyuk fotografi susluyordu. Eve her girene 'once' o resmi gosteriyordu gururla. Ondaki kadar MUSTAFA KEMAL'I anlatan kitap az TURK evinde vardir. Diyordu ki "Biz MUSTAFA KEMAL gibi bir lidere sahip olabilseydik, ne SAH'i ne de HUMEYNİ'yi yasardik..." Iran Islam devriminden once Iranlı kadın, yıl 1979... (1979 evvel iki guzellik kralicesi biri Bahar guzeli, digeri Iran) Humeyni, er gec SOLCULARLA anlasmazlik cikacagini biliyordu ve buna hazirlikliydi. 22 Subat'ta ilk saldiriya gecti. halkin fedaileri devrim onderinin konutunun onunde bir resmi gecit duzenlemisti. Humeyni radyo ve televizyon araciligi ile komunistleri ve ALLAHSIZLARI huzuruna kabul etmeyecegini duyurmustu. Humeyni'nin Paris'te (surgundeyken) soyledikleri daha unutulmamıstı; SAH'IN DEVRILMESINDEN SONRA MUHALEFET ORGUTLERININ DE TOPLUMDA BIR YERI OLACAGINI, KOMUNISTLERIN 'BILE' DUSUNDUGUNU SOYLEME VE ORGUTLEME HAKKININ OLACAGINI SOYLEYELI UC AYI BILE GECMEMISTI. (1) (1979 oncesi bir konserden) ..."Her sey Islam dini ile ahenk icinde olmalidir. KAPAYIN KULAKLARINIZI. 'Halimiz ne olacak?' diye soranlara kulak asmayin. Bunu soranlar, bizi yipratmak devleti yipratmak, ISLAM DININI yipratmak istiyorlar. Butun devlet daireleri, butun makamlar temizlenmeli..." Ardindan sozu nasil bir devlet kurulacagina ve yapilmasi tasarlanan halk oylamasina getiriyor: "Halkimiz, bir ISLAM CUMHURIYETI istiyor, herhangi bir cumhuriyet degil, demokratik cumhuriyet degil, demokratik islam cumhuriyeti de degil, SADECE VE SADECE ISLAM CUMHURIYETI istiyor..." (2) (1979 oncesi bir kadin dergisi) Kitlelerin icgudusunu yonlendirmeyi, yillardir imtiyazli tabakalara ve aydinlara karsi birikmis ofkeyi ve cinsel arzulari dizginlerinden boşandırıp hasimlarinin uzerine yoneltmeyi cok iyi biliyorlar. Kitleleri cok iyi taniyorlar, onlarin nefret ve ofkelerini, tum ciplak ayaklilar, ezilmisler, yoksullar ve de ozellikle KADINLAR kendilerinden gecene kadar korukluyorlar... Ozellikle gecekondu halki ideolojik asilanmalara cok yatkin. Devrimden 4 ay sonra mollalarin gucunun temelini bunlar olusturuyor. Fundamentalist rejimin basariya ulasmasi icin gereken tum ozellikler var bunlarda. Koklerinden koparilmis, ne koye ne kente uyan, basi bos, vahsi, cahil ve egitim gormemis, lumpen bir yasam surmek zorunda birakilmis, kendi kaderine terk edilmis, Allah'a inanan, mideleri bos, ici ofke dolu, kendine guvensiz, toplumun disina itilmis bu insanlar her onderin, her otoritenin, her ideolojinin pesinden gitmeye hazir... (3) (1979 oncesi) 2500 yillik Iran monarsisi bu aksam sona eriyor. Sah rejimi, derme catma bir klube gibi yikiliyor. Mutlu bir gelecege bakiyoruz. Halkin kendine guveni artiyor. Kivanc duyuyor utkusundan....(4) (Iran ve Iranli Kadin..BUGUN) "Halkimizin, pek her seyi bildigine inanasim gelmiyor" diyorum biraz sakinarak. Gecen ay bir yuruyuste 'Allah bir, Parti bir, Onder bir!' diye bagirarak bicak ve zincirlerle uzerimize yuruyen delikanlilari unuttun mu? Ozgurluk ve adalet icin yasamini tehlikeye sokan bir insanin (Yazar: Humeyni'yi kastediyor), yasalarin cignenmeyecegini ve bu yasalarin herkes icin gecerli oldugunu bilmesi gerekir. Sucluluk, sucsuzluk kavramlari herkesin oznel yargi gucune birakilamaz...(5) (Iranli kadin BUGUN, bir recm toreni esnasinda kaydedilmis) Yuruyuslere katilan carsafli, feraceli kadinlar kadinlar icin degisen fazla bir sey olmadi. Bunlar devrimden once de baski altindaydilar..Simdi ise sokaklara dokulup yuruyusler yapiyor, ulkenin kaderini cizdiklerini SANARAK degisIk bir duyguyu tadiyorlar....Identite arasyisi mutlaka, burada daha guncel, Berlin'deki basortulu Turk kadinlarini gordukce Iran'da olanlari daha iyi kavriyorum. NAMUS, IFFET SORUNU, CINSEL SAKINIM DEGIL BU, apacik IDENTITE SORUNU...(6) (Iran BUGUN, bu da ibret olsun diye) Yil 2016 Turkiye... "Demokratik tercihini bizden yana kullanan vatandaslarima sesleniyorum..Sizin sandikta verdiginiz mesaji anliyorum. Lutfen musterih olun. Hepimiz birleserek demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti daha yukseklere tasiyacagiz. Cumhuriyetin temel niteliklerinden taviz vermeyecegiz..." (R.T.Erdogan) Peki IMAM HUMEYNI NE DEMISTI..?? VE TURKIYE CUMHURIYETI 22 Temmuz 2015 'Zekanin sinirları vardir, ama aptallik sonsuzdur..' TURKIYE'MIN CICEKLERININ SOLMAMASI UMUDUYLA, Caglayan (1 - 6 'ya resim alti, BAHMAN NIRUMAND, IRAN'DA SOLUYOR CICEKLER PARMAKLIKLAR ARDINDA). [category güvenlik] [tags İRAN DOSYASI, İRAN, TÜRKİYE, ANALİZ] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 14 01:25AM +0200
Aşırı Taassuba Karşı Duruşun Adı : Cemaleddin Afganî Gerçek anlamda İran'da siyasi düşüncenin ve aydınlanmanın en büyük temsilcisi Türklerden Seyid Cemaleddin Esedabadî (Afganî) olmuştur. İttihat-i İslam (Panislamizm) akımının kurucusu olarak bilinen Cemaleddin Afganî İran ve Yakın Doğu İslam ülkelerini yakından tanımakta ve Avrupa aydınlanma görüşlerine vakıf biriydi. Özellikle, Mısırlıların İngiliz sömürüsüne karşı Arabî Paşa liderliğindeki milli mücadelesinde ve İngilizlerin Hindistan'daki müstemleke zulmüne karşı çıkan ayaklanmalarda Afganî'nin görüşleri belirleyici olmuştur. Afganî, İslam lehinde bir sentezden yanaydı. Mülküm Han ve Sipehsalar gibi, tümden Batı merkezli bir aydınlanmayı kabul etmiyor, özellikle İslam'ın manevî değerlerine büyük atıflarda bulunuyordu. Cemaleddin Afganî Şemsi kameri 1210 (m. 1820) yılında Hemedan'ın Türk köyünde doğmuştur. Kazvin ve Necef'te dini eğitim almış, Bâb dini-siyasi akımının düşüncelerinden etkilenmiş, Avrupa bilimiyle tanışmak amacıyla İngiliz sömürüsü olan Hindistan'a gitmiştir. 1846 yılında Bombey'e giderek burada çıkan bir isyandan etkilendi. İslam'ın siyasal gücünü bu isyanla fark eden Afganî öğretisini bu temeller üzerine bina etti. Afganî görüşlerini kısaca şu esaslar üzerine oturtmaktaydı: 1. Emperyalizm Ortadoğu'yu tehdit eden en büyük tehlikedir. 2. Doğu ve Ortadoğu Batının yeni teknolojisini elde etmekle Avrupa'ya karşı koyabilir. 3. İslam gelenekçi yapısına rağmen emperyalizme karşı Müslüman halkların birliği için tek çıkış yoludur. Anlaşılan, Afganî Avrupa'ya karşı duyduğu ilgisini Hindistan'daki sömürü rejiminin tutumunu gördükten sonra yitirmiş ve Batı aleyhinde bir tavır takınmaya başlamıştır. Ancak, Afganî Batı bilimine ve öğretisine karşı değil, siyasetine karşı çıkmıştır. Ardından Arabistan ve Afganistan'da bulunan Afganî, Afgan şahını Rusya ve İngilizlere karşı tahrik etmiş, görüş ve düşüncelerini yaymak için Hilafetin merkezi İstanbul'a gelmişti. İlk kez burada kendisini 'Afganî' olarak tanıtan Cemaleddin Astarabadî, aldığı mahlasından dolayı Afganlı olarak anılmıştır. Bundaki amacı İstanbul çevresinde Şii inançtan geldiğinin anlaşılmasının önüne geçmektir. Bab eğilimlerinden dolayı yargılanmamak için ısrarla 'Afgan' kimliğini öne sürmüştür. İstanbul'da 'Müslümanların beşeri bilimleri elde etmek yoluyla dünyayı tekrar ele geçirebileceğini' savundu. Bu görüşlerinden dolayı Mısır'a sürülen Afganî, burada Hidiv hanedanına ıslahatlar yapılması yolunda tekliflerde bulundu. 1868-1875 yılları arasında Mısır'la Hindistan arasında geziler yapan Afganî, özellikle Hint'te Mezheb-i İslam ve Mezheb-i Anti-İslamcılarla tartışmalar yapar. Birincileri, Hint'teki diğer dini gruplarla işbirliği yapmadıkları için, ikincilerini ise İngilizlerle işbirliği yaptıkları için şiddetle eleştirir. Afganî, Avrupa'daki tartışmalarında 'Müslümanların bilimde geri kalmasının nedenini aşırı taassup' olarak göstermiştir. Ona göre, bütün dinler birbirlerine benzerler. Din ile felsefe arasında hiçbir uyum ve anlaşma söz konusu olamaz. Din iman ve itikadı insana dayatmaktadır. Felsefe ise insanı büsbütün bundan kurtarmaya çalışır. 1875 yılında Avrupa gezilerini tamamlayarak tekrar İran'a dönen Cemaleddin Afganî burada dört yıl geçirdi. İran'da da çalışmalarını sürdüren Afganî, Kaçar şahı Nasireddin'e İngilizlere karşı koyması yolunda öğütlere bulunduysa dinletemedi. İran'daki toplantılarıyla din adamlarına 'Kafir Batıya' karşı koymak için çağrılarda bulundu. Bunun üzerine Türkiye'ye sürgün edildi. Türkiye'de yaşadığı altı yıl boyunca çalışmalarını hiç aksatmadı. Görüşleri özellikle Darülfünun öğrencileri tarafından benimsendi. Sultana, Ruslara karşı koyması için İslam'da reformun şart olduğunu anlattı. Ona göre, Kur'an beşeri bilimlere sıcak bakmaktadır ve Batı biliminin tamamlanmasında büyük katkıda bulunabilir. 1897 yılında İstanbul'da öldüğünde çevresindekiler sevincini ve üzüntüsünü şöyle açıklamıştır: Sevinci, Batıdan akan bilimsel düşünceler Doğudaki taassup zincirlerini kırıp yok edecektir; üzüntüsü, değerli düşünceleri sarayın duvarları arasında çürüme korkusuydu. Afganî'nin görüşleri sadece İran'da değil, bütün İslam dünyasında geniş yangı bulmuştu. İran'da onun görüşlerini benimseyen gruplar İttihat-i İslam adlı gizli bir örgüt kurarak, gerektiğinde terör eylemlerine de baş vurarak varlıklarını uzun süre devam ettirdiler. İran ve İslam dünyasında meydana gelen bütün radikal İslam örgütlenmelerinde bu grubun büyük etkisi olmuştur. 'Batı beşeri bilimlerine evet, manevi ve siyasi baskılarına hayır' sloganıyla hareket eden grup ilk ciddi eylemini İran'ı yarı sömürge konumuna düşüren ve bir anda Avrupa ülkeleriyle 83 anlaşma imzalayarak büyük tepki toplayan Kaçar şahı Nasireddin'e karşı 1 Mayıs 1898 yılında düzenlediği suikastla gerçekleştirdi. [category güvenlik] [tags İRAN TÜRKLERİ DOSYASI, Cemaleddin Afganî] |
|
Lale Gurman <lale....@gmail.com>: Feb 26 06:46PM +0200
Değerli Dostlar, 19 Şubat 2016 gününde Uğur Dündar'ın konukları İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal, CHP Grup Başkanı Levent Gök ve sanatçı Atilla Taş idi. Yeni anayasa konusu enine boyuna işlendi. *https://www.youtube.com/watch?v=jYyq2o-_EGo <https://www.youtube.com/watch?v=jYyq2o-_EGo> * Programda Gök, darbe anayasasından kurtulmanın, Kürt sorunun un mecliste çözülmesi gereğinden, Başkanlık sistemine izin vermeyeceklerin den , Anayasamızın ilk dört maddesini tartışma konusu yaptırmayacakların dan ı, daha demokratik, özgürlüklerin önünü açan bir anayasa yapılacağın dan , AKP’nin son dönemde getirdiği makûl şüpheden dolayı göz altına alınmak, tutuklanmak konulu yasaları kaldırtacakların dan bahsetti. “Nasıl olsa AKP 14 satılık vekil bulamaz. Kimse AKP’nin cüzdanına sıkışmaz” dedi. “Yapıcı eleştirilere açığız” diyerek sözlerini sonlandırdı. Bu söylemlere Kocasakal’ın yanıtları, “ Darbe Anayasası denen Anayasanın büyük bölümünün değiştirilmiş olduğunu, geriye yalnızca 50 madde n in kaldığını, bu maddelerin beğenilmeyen yanlarını tartışmaya açmak istediklerini ama yanıt gelmediğini anlatarak, Kürt sorunu denen meselenin mecliste çözülemeyeceğini çünkü “Türkiye Partisi” denen Partinin ağzına feodaliteyi, toprak ağalarını almadığını, emperyalizmle ilgili tek kelime etmediğini, “*ABD Ortadoğu’dan Defol*” diyeceğine, “*Biji Serok Obama*” dediğini anlatarak sordu, “Bunlarla mı çözeceksiniz Kürt meselesini?! Geçelim” dedi. " Daha demokratik bir anayasa deniyor ama niçin en önemli olan ”*Seçim Yasalarına*”, “*Siyasi Partiler Yasasına*”, “ *Baraj”a *dokunmuyorlar, “*YÖK’ü Kaldırmayı” düşünmüyorlar*?! " diye sordu. Kocasakal uyarmalarına devamla, “Sorun yalnızca ilk dört maddenin kaldırılmaması değildir. 6. Maddede, “*Egemenlik Kayıtsız Şartsız, Meclisindir “denmiyor. “Milletindir” d* *en* *iyor*. *Millet, egemenliği devretmiyor. Sadece şartlı kullanımını veriyor*. Bana yeni bir anayasa yapabilmenin hukuki dayanağını göster. Madde 175, “değiştirebilirsin” diyor, “Y eni bir anayasa yapabilirsin” demiyor. *Bu uzlaşma komisyonu, Anayasa dışıdır*. Ve bu, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirir. Makûl şüphe üzerine tutuklamalardan bahsediyorsunuz. Bu maddeler yasa değişikliği ile kaldırılır, Anayasa değişikliği ile değil! Sözlerimi çarpıtıyorsunuz. Yapmayın! Yeni anayasa demeyin, “*2011’den sonra getirilen bazı anti-demokratik yasaların değiştirilmesi gerekir*” deyin”…dedi. Değerli Dostlar, Levent Gök, yapıcı eleştirilere açık olduklarını söylediğinde kendisine bir e-posta yollamış, “Kısa sorumuza kısa yanıt rica ediyoruz” demiş, Selina Doğan’ın seçilip Meclis’e gelebilmesi ve gelir gelmez de Meclis’te, “Türkiye soykırımı kabullenmelidir” demesini niçin oluşturdunuz diye sorsak, bu yıkıcı bir eleştiri mi olur?” diye sormuş ama yanıt alamamıştık… (ekte) Programı izleyememiş olanların, şimdi Ümit Kocasakal’ın bir ders içeriğindeki irdelemelerini izlemelerini dilerim. Dostlukla, Lâle Gürman -- |
|
-- *“Yüreği yılmadan düşen, dizleri üstünde de savaşmayı sürdürür.”* *Seneca* |
|
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 26 11:37PM +0100
Von: ne_mutlu_t...@googlegroups.com [mailto:ne_mutlu_t...@googlegroups.com] Im Auftrag von Türker Ertürk Gesendet: Freitag, 26. Februar 2016 22:58 An: undisclosed-recipients: Betreff: [ÖNCE VATAN] Türkiye'nin Balkanizasyonu Türkiye'nin Balkanizasyonu Şehit haberleri, ardı arkası kesilmeden gelmeye devam ediyor. Güneydoğu’yu Suriyeleştirmeye çalışıyorlar. Sur, Silopi, Cizre ve şimdi de Bismil. Yarın belki başka bir ilçe! Bölgeden dışarıya göç manzaraları var. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde ise canlı bomba ve terör beklentisi mevcut! Bunlar; Türkiye’yi rezonansa (salınım) getirerek ve genliğini artırarak, kalkışmayı ve iç savaşı tetiklemek istiyorlar. Sakın ola ki; “Biz etle tırnak gibi olmuşuz, böyle bir şey olmaz” demeyin. Boşnaklarla Arnavutları ayrı tutarsanız, yediye bölünen Yugoslavya; aynı etnik kökenden geliyordu, aynı dili konuşuyordu, farklı mezhep de olsa aynı dine inanıyorlardı. Fakat; baba Hırvat, anne Sırp, ertesi günü birbirlerini boğazladılar. Türker Ertürk |
-- "BU ÖBEK;TÜRK-TÜRKÇE-ATATÜRKÇE,DÜŞÜNEN,EBEDİ BAŞKOMUTAN ATATÜRK DEVRİMİ VE İLKELERİNE RUHUYLA BAĞLI,HER ŞEY VATAN İÇİN DİYENLER VE KAHRAMAN TÜRK ORDULARINA, KANIYLA CANIYLA BAĞLI"NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-DÜNYA DURDUKCA ÜLKÜSÜNDE BİR ÖBEKTİR.." .........................KURULUŞ TARİHİ 28.12.2007 --- Bu iletiyi Google Grupları'ndaki ""NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE"" grubuna abone olduğunuz için aldınız. Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ne_mutlu_turkum_...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu gruba yayın göndermek için, ne_mutlu_t...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. Bu grubu https://groups.google.com/group/ne_mutlu_turkum_dyene adresinde ziyaret edebilirsiniz. |
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin. |
|
Sili Ozerdim <silio...@gmail.com>: Feb 26 01:03PM +0200
---------- Yönlendirilmiş ileti ---------- Gönderen: Suay Karaman Tarih: 26 Şubat 2016 10:50 Konu: BU DA BENİM AÇIKLAMAM Alıcı: BU DA BENİM AÇIKLAMAM Ülkemizde düşüncelerini açıkladığı ve gazetecilik mesleğini yaptığı için tutuklananların olması, hüküm giymesi çok yanlıştır. 92 gün sonra özgürlüklerine kavuşan Can Dünüdar ile Erdemsiz Gül, belki haksızlığa uğramanın ne anlama geldiğini anlamışlardır. Dünüdar, belki yıllarca haksız yere hapis yatanlara “HAYDİ BAŞKA KAPIYA” dememeyi öğrenmiştir. Can Dünüdar'ın baş vurusundan önce AYM önünde başka gazetecilerin de hak ihlali nedeniyle baş vurusu var. Onlar hiç gündeme alınmadan, kişiye ya da emperyalizmin baskısına göre adalet dağıtılmamalıdır. Cumhuriyet Gazetesini açık açık Fethullah'ın gazetesi yapan Can Dünüdar ve benzerlerine AYM'nin verdiği karar hayırlı olsun. Dünüdar hapisteyken, Silivri'ye giderek, oturma eylemi yaparak poz veren entel insan taklitlerine de bir sorum var. Neden yıllarca orada akademisyenler, gazeteciler, siyasiler, subaylar yatarken bir kere bile Silivri'ye gitmediler, poz poz fotoğraf çektirmediler? Ulusalcılardan, yurtseverlerden saklanan bu ilginin, emperyalizmin emriyle hak etmeyenlere gösterilmesi de ayrıca ilginç. Yeni Mütareke basınının yeni Ali Kemal'lerini tanımamız gerekir artık. Dilerim herkes yaşananlardan gerekli dersleri çıkartır ve DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENİR.. Suay Karaman -- *TC Sili* [image: http://sphotos-a.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc6/215290_10200934840280643_385814596_n.jpg]E-Posta ile gönderdiğim tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının; *MADDE 25:* "*Düşünce ve Kanaat Hürriyeti*"; *MADDE 26:* "*Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti*" kapsamında tarafımdan yapılmıştır. Demokratik düşünce ve kanaatlerimin engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle "*hakkımda olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi*", TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarım saklı kalmak üzere, peşinen reddederim. * ek* — Tüm ekleri indir <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=zip&zfe=cp857> (sıkıştırma hedefi: Türkçe [image: Dosya adı kodlama menüsü] ) Tüm resimleri görüntüle <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&disp=imgs> [image: ata ve bayrak.jpeg] <https://mail.google.com/mail/u/0/?ui=2&ik=63f172f7c2&view=att&th=13a97a5993d1e823&attid=0.1&disp=inline&realattid=f_h8pql53l0&safe=1&zw> *ata ve bayrak.jpeg* 31 . YURTTA SULH CİHANDA SULH PEACE AT HOME PEACE ON EARTH K. ATATURK |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 09:11PM +0200
VİDEO LİNKİ : https://www.youtube.com/watch?v=v7WzyZARTX8 Hatice Karahan dünya petrol üretimi, petrol devleri arasındaki güvensizlik, petrol fiyatlarındaki düşüş ve fiyatlardaki dalgalı seyrin üretime etkisi üzerine ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu. SETA Ekonomi Araştırmacısı Hatice Karahan, Kanal 24 ekranlarına konuk oldu. Karahan, dünya petrol üretimi, petrol devleri arasındaki güvensizlik, petrol fiyatlarındaki düşüş ve fiyatlardaki dalgalı seyrin üretime etkisi üzerine ayrıntılı değerlendirmelerde bulundu. Karahan, konuşmasının devamında sarsıntı da olan Rusya ekonomisine de değindi. [category araştırma] [tags SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI, Dünya, Petrol Üretimi, Petrol] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 09:07PM +0200
Turizm Eylem Planı'yla, turizmin ekonomik büyümeye yaptığı katkıyı artırmanın yanı sıra, Türkiye'de negatif algı oluşturma ve istikrarsızlığı hâkim kılma amacına da karşılık verilmiş oluyor. Ülkelerin fiziksel, tarihsel, coğrafi gibi özellikleri turistlerin hangi ülkelere gideceğini belirleyen önemli faktörler. Ancak, yalnızca bu özelliklere sahip olmak yeterli değil. Turist çekebilmek için küresel bir rekabet yaşanırken, sahip olunan güzellik ve zenginliklere güvenmenin yanı sıra, turistlere cazip gelecek şartların da hazırlanması gerekiyor. Türkiye'nin bulunduğu coğrafyanın köklü bir geçmişinin olması, farklı kültürlere ve kimliklere ev sahipliği yapması, zengin tarihiyle bu çeşitliliği yansıtması ve tabi ki iklimsel özellikleri, turistler için Türkiye tercihinin başlıca sebepleri. Bunların yanı sıra, doğu ve batı olarak bölünmüş bir sistemde, bu iki dünyanın da kendisini yakın hissettikleri tek ülke. Bu yakınlık, rakamlara da yansıyor. Dünya Turizm Örgütü verilerine göre, Türkiye'nin 2015 yılında ev sahipliği yaptığı turist sayısı yaklaşık 40 milyon. Türkiye dünyada en fazla turist ağırlayan ülke sıralamasında 6. sırada, Avrupa ülkeleri arasında ise 4. sırada yer alıyor. Turizm geliri ise 2015'te 31 milyar dolar. Turizmde ciddi bir başarıyı gösteriyor bu rakamlar, üstelikTürkiye'nin etrafında süren çatışmanın ve ülkenin siyasi istikrarını, toplumsal huzurunu bozma girişimlerinin hızını artırarak sürdüğü bir dönemde. TURİZMDE TEŞVİK, TALEPTE GÜVENLİK Aslında jeopolitik risklerin ve kaos çıkarma çabasının negatif olarak etkilediği sektörlerin başında geliyor turizm. Bu risklerin yanı sıra, Rusya'yla yaşanan anlaşmazlık da var. Antalya'yı ikinci evi gibi gören Rus turistlerin Türkiye tercihlerinin değişimini ise konjonktürel görmek lazım. Çünkü Rusya'dan diğer ülkelere gidenlerin sayısına ve gidilen yerlere bakıldığında, Türkiye seçeneği diğerlerine göre çok daha cazip geliyor. 2015 yılında Rusların en fazla tercih ettiği ülkelerin başında Türkiye var. Rusya'dan Türkiye'ye gelen turist sayısı 3.5 milyon. Türkiye'yi sırasıyla Çin, Mısır, Ukrayna ve Azerbaycan izliyor. Bu sıralamaya göre Türkiye'nin alternatifi olabilecek bir ülke yok Ruslar için. Yine de, Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal'ın koordinesinde hazırlanan 2016 yılı Turizm Eylem Planı, olası risklere karşı hazırlanmış bir önlem paketi. İçeriğinin yanı sıra ortaya çıkabilecek riskleri bertaraf etme ve muhtemel olumsuz senaryolara anında cevap verme esnekliği göstermesi açısından önemli. Turizm Eylem Planı'yla, Türkiye ekonomisini besleyen önemli bir sektör olan turizmin ekonomik büyümeye yaptığı katkıyı artırmanın yanı sıra, son dönemde Türkiye'de negatif algı oluşturma ve istikrarsızlığı hakim kılma amacına da karşılık verilmiş oluyor. İçeriğine bakıldığında, turist getiren A grubu firmaların her bir uçuşuna 6 bin dolar verilmesi ciddi bir teşvik. A grubu firmalar, tüm seyahat acenteliği hizmetlerini üstlenen firmalar. Üstelik destek 2015'de olduğu gibi Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle sınırlandırılmadan, tüm dünya ülkelerini kapsıyor. Ayrıca, turist sayısına göre seyahat acentelerine 100 bin TL'ye kadar bir kredi hakkı oluşturuldu. En az 400 bin turist getiren acente, bu kredi hakkından faydalanacak. Bu maddede de kapsam genişletilerek daha önce 13 ülkenin yararlandığı bu krediden şimdi Kazakistan'dan Almanya'ya, Romanya'dan İsviçre'ye, Ukrayna'dan İtalya'ya kadar 26 ülke faydalanabilecek. 9 maddelik eylem planında, yalnızca turist getiren firmalar için bir teşvik yok, aynı zamanda sektörü sırtlayan aktörlerden olan turist ağırlayan firmalara da destek ve kolaylıklar tanındı. Bu firmaların borçlarının ertelenmesi, yapılandırılması veya taksitle ödeme seçeneği, bu kolaylıklardan bazıları. Önceki yıl 750.000 Amerikan Doları döviz geliri getiren deniz turizmi tesisleri işletenlerinin ihracatçı kapsamına alınması ve Ekonomi Bakanlığı'nca sağlanan teşviklerden faydalandırılması da öne çıkan önemli maddelerdendir. TURİZM SEKTÖRÜ ÇEŞİTLENMELİ Eylem Planı, kısa vadede uygulamaya geçilecek ve olası zararları telafi edici tedbirleri içeren bir plan. Ancak, bölgedeki jeopolitik riskler ve Rus turistlerin azalması ihtimaline karşı bir karşı hamle gibi görünse de, içerdiği maddeler orta-uzun vadede Türkiye turizmini ekonomik büyümenin dinamo sektörlerinden birisi haline getirebilir. Ayrıca, orta ve uzun vadede turizm sektöründe kırılganlığı azaltmak için ülke çeşitliliğini sağlamak kadar, deniz turizmiyle birlikte, sağlık, kış, kongre, yayla ve gençlik turizmi alanlarında da Türkiye'nin turizm kodları kullanılmalı. Bunun yanı sıra, kentlerin markalaşması kapsamında "marka kentler", "tanıtım" "tematik alanlar" aracılığıyla Türkiye'nin tüm potansiyelini kullanabildiği bir turizm yapısına ihtiyaç var. Bu hamlelerle, Türkiye turizmde talep güvenliğini garanti altına alabilecektir. [Yeni Şafak, 25 Şubat 2016] [category istihbarat] [tags TURİZM DOSYASI, Turizm, Talep Güvenliği] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 09:21PM +0200
İnsanoğlunun temel iletişim aracı olan dil, aynı zamanda insan topluluklarını millet yapan, onları sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel vb. noktalarda buluşturarak toplum hâline getiren temel araçlardan biridir. Tarihte bütün insan topluluklarının kendilerine ait dilleri olmuştur. Bunların bir bölümü zaman içinde unutulup gitmesine rağmen bugün dünyada 3000'den fazla dil konuşulmakta, fakat bunların büyük bir bölümü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bir kısım diller de uygarlık ve kültür dilleri olarak günümüze kadar gelmişlerdir. Çince, Arapça, Hintçe, Farsça, İngilizce, Almanca, İspanyolca, Rusça ve Türkçe bu dillerden birkaçıdır. Bu yazıda, Türk dilinin tarih sahnesinde var olmaya başladığı zamandan itibaren dönemleri genel çizgileriyle ele alınıp değerlendirilecektir. TARİHİN KARANLIK ÇAĞLARI Bir dilin tarihini incelerken karşılaşılan en büyük güçlük sözlü dönemdir. Elde yazılı belge ve metinlerin bulunmadığı dönemler birtakım varsayımlarla ilişkili olarak ele alınır. Bu yöntem, dil araştırmalarında belirli koşullar altında olumlu sonuçlar verse de daima varsayımsallık gölgesi altında kalmaktan kurtulamamaktadır. Altay dönemi Türk dilinin karanlık ve varsayımsal dönemidir. Bu dönem, Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguzca, Japonca ve Korecenin binlerce yıl önce aynı atadile sahip oldukları dönemdir. Buna dünya dil tasniflerinde "Ural-Altay Dilleri Teorisi" adı verilir. Bu teori, esasen 18. yüzyılda İsveçli Subay Philipp Johann von Strahlenberg (1676-1747)'in meşhur Das nord und östliche Theil von Europa und Asia Stockholm 1730) [=Avrupa ve Asya'nın Kuzeyi ve Doğusu] adlı eserinde sözünü ettiği ortaklıklara dayanır. 19. yüzyıla gelince teoriye önemli eleştiriler yapılmış ve böylece bu grup "Ural Dilleri" ve "Altay Dilleri" olarak ikiye ayrılmış ve Türk, Moğol, Mançu-Tunguz dilleri Altay grubunu oluşturmuştur. 1940'lardan sonra yapılan araştırmalarda Kore dilinde de bir Altay dili tabakası olduğu tespit edilmiştir. 1970'li yıllarda da Japoncanın Aynu lehçesi bu aileye dahil edilmiştir. Altay dilleri teorisi ile ilgili günümüzde hâlâ çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu diller arasındaki akrabalıklarla ilgili çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bunların başında, ortak kelimelerin Ana Altay çağından olmayıp söz konusu gruba giren dillerin gelişmelerini tamamladıktan sonra birbirlerinden yapılmış alıntılar olduğu yönündeki görüş gelmektedir. Bunun aksini savunanların iddiası ise, ortaklıklarda düzenli ses denklikleri bulunduğu yönündedir. Bunlara göre, Altay dillerindeki ortak kelimelerin az bulunuşunun sebebi, bu dillerin yüzyıllar boyunca sözlü kültürle gelişmeleri ile ilgilidir. Her ne olursa olsun, bugün Altay dilleri adı verilen ailenin üyeleri arasında ortak kelimeler, ses denklikleri ve ortak dilbilgisi kuralları bulunması sebebiyle bu teori, hâlâ güncel, canlı bir dilbilim alanı olarak bilim dünyasında varlığını devam ettirmektedir. Altay dillerinin ortak özellikleri: * Zaman içinde kimi dillerde bozulmuş olmasına rağmen Altay dillerinde ses uyumu bulunmaktadır. * Altay dillerinin hepsi bitişkendir. Kelimeler, kök ya da gövdeye belirli ekler getirilerek yapılır. * Altay dillerinde yalnızca son ekler vardır. Kelime önüne ya da içine ek getirilemez. * Cümle unsurları, özne+tümleç+yüklem sırasıyla dizilir. * Tamlamalarda tamlayan tamlanandan önce gelir. TÜRK BOYLARININ TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI: EN ESKİ TÜRKÇE ÇAĞI Altay teorisine göre, Türk dili Ana Altay ata dilinden ayrıldıktan sonra bağımsız bir Türk-Çuvaş dil birliği dönemi yaşamıştır. Bu dönemin tarihlendirilmesi konusunda çeşitli zorluklar bulunmasına rağmen, ortalama M.Ö. 3000-4000 yılları olduğu tahmin edilmektedir. Yazılı kültür o çağlarda henüz oluşmadığı için, dil ilişkileri de ancak günümüzde yaşayan dillerdeki ortak sözlerden çıkarılabilmektedir. Modern dilbilim, kelimelerin tarih boyunca yaşadığı gelişmeleri dikkate alarak karşılaştırmalı dil çalışmaları ile ilgili çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Nostratik ve Avrasyatikdil teorilerinde Türkçenin bu dönemleri ile ilgili bilgilere ulaşabilmek mümkün görünmektedir. Nostratik teori, Rus dilbilimci Slavist Vladislav İlliç-Svitıç tarafından ortaya atılmıştır. Svitıç, Hint-Avrupa, Ural, Altay, Hamî-Samî ve Kartvel dil ailelerini bu grupta toplamıştır. Daha sonra bu gruba Th. Burrow ve M. Emeneau tarafından Dravid dilleri de eklenmiştir. Avrasyatik teoriyi ise Greenberg ileri sürmüştür. Buna göre, Etrüsk, Hint-Avrupa, Ural-Yukagir, Altay, Kore-Japon-Aynu, Gilyak, Çukçi, Eskimo-Aleut dilleri aynı dil ailesine mensuptur ve bu dillerdeki 437 kelime ortaktır. Günümüzde dil bilimciler tarafından bu teorileri destekleyen etimoloji sözlükleri, gramerler ve monografik araştırmalar yayımlanmaktadır. Nostratik ve Avrasyatik teoriler dışında Türk dilinin en eski çağları hakkında bilgi veren kaynaklardan biri de Sümer metinleridir. 20. yüzyılın başında keşfedilen ve çözülen Sümer çiviyazılı metinleri üzerinde yapılan çalışmalarda Türkçe ile ortak kelimeler tespit edilmiştir. Benno Landsberger (1890-1968) ve Osman Nedim Tuna (1923-2001) tarafından yapılan ses denkliklerine dayanan karşılaştırmalı sözlüksel çalışmada 160 civarında sözcüğün ortak olduğu ortaya konmuştur. Bu bulgulara göre, Türkçe ve Sümerce M.Ö. 3000'lerde birer canlı dildi ve bu dilleri konuşan halklar birbirleriyle ortak bir coğrafyayı paylaşmışlardı. Türk yazılı ve görsel kültürünün izlerine son zamanda yapılan araştırmalarla ortaya çıkan petrogliflerde (kaya resimleri) de rastlamaktayız. Kazakistan ve Kırgızistan'daki kayalarda bulunan ve tarihlendirilmeleri M.Ö. 25 binlere giden petroglifler bu dönemdeki Asyalı göçebelerin kültür hayatı hakkında önemli ipuçları vermektedir. Geniş Asya bozkırlarında avcı göçebeler olarak yaşayan bu topluluklar aynı zamanda çeşitli inanç ritüellerine sahiplerdi. Onlar, gök tasavvurları, yaratılış, Tanrı, yaşam, av, ölüm gibi birtakım evrensel değerleri kayalara resmetmişlerdi. Yazılı kültürün henüz gelişmediği çağlarda konuşulan dillerle ilgili bilimsel veriler elde etmek son derece güçtür. Söze dayalı olan dilin zamanda kalıcı olabilmesi için mutlaka yazılması gerekir. Yazılı kültürün geç geliştiği Türk topluluklarının yazı öncesi dönemlerdeki dil kullanımları ile ilgili bilgilere ancak yazılı kültürü gelişmiş komşu topluluklara ait belgelerde rastlanmaktadır. Bu yüzden, Türk dilinin en eski çağları ile ilgili bilgileri Sümer, Çin, Bizans ve Soğd kaynaklarında aramak gerekir. BELLEKTEN BİTİGE GEÇİŞ: ESKİ TÜRKÇE ÇAĞI Türk dilinin ilk yazılı belgelerin bulunduğu döneme Türkoloji literatüründe "Eski Türkçe Çağı" adı verilir. Bu dönem, II. Göktürk İmparatorluğu (682-744) döneminde ilk Türkçe metinlerinin oluşturduğu dönemden başlayarak Karahanlılara kadar devam eder. Eski Türkçe çağı, dilimizin ilk yazılı metinleri olan Kül Tigin (732), Bilge Kağan (735) ve Tunyukuk yazıtları ile başlatılır. Bu yazıtların dikildiği zaman Orhun-Yenisey vadisinde bunlardan başka daha yüzlerce irili ufaklı yazıt bulunmaktadır. Bunlardan, Türkler arasında yazı kültürünün 8. yüzyılda yayılmaya başladığı anlaşılmaktadır. Moğolistan'da başlayan bu yazılı kültür sürecinin değişik parametreleri bulunmaktadır. Bunların başında yazı ve yazı teknolojinin oluşturulması gelmektedir. Eski Türk yazıtları, taşa oyularak sağdan sola istiflenen bir "taş alfabesi"yle yazılmıştır. Bu dönem metinlerinde 60 civarında değişik "runik" işaret kullanılmıştır. Bu işaretlerin benzerleri hemen hemen bütün kuzey Avrasya'da görülmektedir. Bu alfabede yer alan yazı karakterleri, İsveç, Norveç ve Finlandiya'da görülen runik işaretlerle benzerlik gösterdiğinden bu alfabe batı bilim dünyasında "Runic Inscription" olarak adlandırılmaktadır. Alfabenin kökeni ile ilgili çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bunların içinde Türk tarafından "millileştirilmiş" Arami asıllı olma ihtimali olan görüş daha ön plana çıkmıştır. Zira Türk dilinde anlam ayırt edici kapalı e (e), damak n'si (q) gibi "millî" sesler için müstakil işaretlerin bulunması bunun en büyük delili sayılmalıdır. Ayrıca ünsüz bakımdan Türk dilinin fonetik sistemine uygun olarak ön ve art sıradan ünsüzlerin bulunması alfabe üzerinde Türklerin "çalıştıklarını" göstermektedir. Anlaşılan odur ki bu alfabe Türk orijinli olmasa da Türkler tarafından zenginleştirildikten sonra Türk göçleri ile Kuzey Avrupa, Kafkasya ve Balkanlar başta olmak üzere bütün Avrasya'ya yayılmıştır. Bu dönemde taşlara oyularak yazılan bu yazıtlarda Türk dilinin o dönemdeki yapısı ile ilgili önemli ipuçlarını görmekteyiz. Buna göre, bu yazıtlarda kullanılan dil, ileri öğeler adı verilen kavramlara sahiptir. Yani bu dilde soyut adlar, atasözleri, deyimler, zıt anlamlılar, eş anlamlılar, özgün sayı sistemi, oturmuş gramer kalıpları vardır. Bunun başlıca dil göstergelerinin başında üslup mükemmelliği gelir. Yazıtlarda, olaylar sade, açık, samimi ve abartısız bir dille anlatılmakta; bütün duygu, düşünce ve kavramlar ifade edilebilmektedir. Bu "ifade edilebilirlik", dilin çok eski zamanlardan beri kullanılarak işlendiğinin delili olarak anlaşılmalıdır. Çünkü dil, zaman içinde işlendikçe gelişen, geliştikçe kavram alanları genişleyen bir yapıya sahiptir. Yazıtlarda, bu üslup zenginliği yanında yer yer sözlü kültür döneminin izlerini yansıtan secili (düz yazı kafiyesi) anlatımlara başvurulur. Göçebe bir hayat tarzına sahip olan Köktürklerin dilinde de doğa ve hayvanlar dünyasına ait gözlemlere keskin benzetme ve iğretilemelere rastlanır. Bu da anlatımı güçlendiren bir başka özellik olarak karşımıza çıkar. Köktürk yazıtları, dilin anlatım gücünü ve ifade zenginliğini gösteren atasözleri, deyimler ve kalıplaşmış yapıların sıklıkla kullanılmasıyla da dikkati çekmektedir. türük bodun tok arkuk sen açsık tosık ömez sen bir todsar açsık ömez sen (Költigin Yazıtı, Güney yüzü, 8. satır) "(Ey) Türk halkı, (sen) tok (gözlü ve) aksisin: Açlığı tokluğu düşünmezsin; bir (de) doyarsan açlığı (hiç) düşünmezsin". Türk milletinin tok gözlüğüne, açlığı ve tokluğu fazla önemsemeyen bir karaktere sahip olduğuna dair bir gözlemin dile getirildiği bu ifadenin açıkça atasözü olduğu anlaşılmaktadır. Yazıtların dil bakımından önemli bir özelliği de soyut sözcüklerin fazlalığıdır. Dil, önce somut olan nesne ve fiilleri adlandırır, sonra geliştikçe soyut kavram alanı oluşturmaya başlar. Bu bakımdan soyut söz varlığı, dillerin gelişmişlik ölçütlerinden biri olarak kullanılır. Köktürk yazıtlarında çok sayıda soyut durum ve kavramı karşılayan sözcük yer almaktadır. Doğan Aksan'ın, "ileri ögeler" olarak saydığı bu sözlerden birkaçı şunlardır: anyıg "kötü", armakçı "hilekar, aldatıcı", başlıg "gururlu", bun "dert, sıkıntı", könül "gönül", kut "talih, baht açıklığı", öd "zaman", ötüg "rica", törü "töre, yasa", tüz "doğru, uyumlu", yablak "kötü, fena", yazuk "hata, günah" . Bunlar, ancak dilin yüzyıllarca kullanımıyla oluşan yapılardır. Orhun vadisinde yazılan bu metinlerin dili, bu coğrafyanın sakinleri ve sahipleri olan Hun, Göktürk ve Avarların yaşam tarzını göstermektedir. Bu dil, yalın, heybetli, fiil ağırlıklı, kısa ve yalın cümleli işlenmiş, kristalize olmuş bir bozkır üslubudur. Aynı zamanda birer tarih metni olan Orhun yazıtları, bu yönüyle yalnızca Türk dilinin değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en önemli kültür miraslarından biridir. BOZKIRDAN VADİYE İNİŞ: UYGUR RÖNASANSI Eski Türkçenin ikinci evresini Uygur dönemi metinlerinin dili oluşturur. 744'de Basmıllarla ittifak yaparak Göktürklerin Açina hanedanını yıkıp Türk devletinin başına geçen Uygur Yaglakar hanedanı, ilk yıllarında Göktürklerin taşa yazma geleneğini devam ettirmiştir. Onlar da tıpkı selefleri gibi taşlara anıt metinler yazmışlardır. Ötüken Uygur devletinin meşhur kağanı Moyun Çor adına dikilen Taryat, Tes ve Şine Usu yazıtları bunlardan ilk akla gelenlerdir. 762'de Çin'de meydana gelen bir kargaşayı bastırmak üzere Çin'e sefer yapan Bögü Kağan, Mani rahipleri tarafından ikna edilerek Maniheizm'i kabul etmiştir. Türklerin Maniheizm'e davet edilmesi yeni değildi. Daha önce Bilge Kağan'ın bu dine davet edildiği ve Tunyukuk tarafından bu talebin kabul ettirilmediğine dair bilgiler vardır. Türk tarihinde bir dönem noktası olan Manihaizm'in kabulü aynı zamanda Türk dilinde de büyük değişim ve dönüşümlerin başlangıcı olmuştur. Uygarlık değiştirmenin temel gereçlerinden olan alfabe değişikliği bu dönemin en önemli olaylarından biridir. Bozkırda taşa küçük metinler yazılan Köktürkçe dönemi sona ermiş, artık kâğıda işlek bir el yazısı ile metinlerin yazıldığı Uygur çağı başlamıştır. Bu yönüyle birine taş uygarlığı diğerine de kağıt uygarlığı demek pek aykırı bir tabir olmasa gerekir. Uygurlar, Soğdlardan aldıkları sağdan sola ve bitiştirilerek yazılan bu kâğıt alfabesini hızla benimsemişlerdir. Kitleler hâlinde Turfan Tarım havzasına göç eden Uygurlar, burada yavaş yavaş yerleşik hayata geçip tarım ve ticaretle uğraşırken bir taraftan da yeni kabul ettikleri dinin gereğini yerine getirmek için Toharca, Çince, Sangritçe ve Soğdçadan Maniheist - Budist literatürü bu yeni alfabe ile tercüme etmeye başlamışlardır. Yoğun tercüme faaliyeti Türk diline Çin, Hint ve İran dilleri ile aynı coğrafyada bir medeniyet dili olma imkân ve fırsatını sağlamıştır. Bu tercümelerle Türk dili kavram alanını genişletmiş, Budizm'de kullanılan geniş kavram dünyası Türk diliyle ifade edilir olmuştur. Bu yönüyle Uygur dönemi Türkler için ilk büyük aydınlanma dönemi sayılmalıdır. Zira Türkler, bir yandan yerleşik hayata geçerken, diğer taraftan büyük Asya uygarlıklarını Türk diline tercüme etmişlerdir. Bundan sonra benimseyecekleri İslamiyet'i de kendi dilleri ile idrak edeceklerdir. Uygur tecrübesinin yaşanması, Türklerin, Fars ve Arap uygarlığına kendi milli dil ve kimlikleri ile adapte olmalarını kolaylaştırmış, bu dönemde oluşturulan yazılı kültür geleneği sonraki dönemlerin şekillenmesinde temel belirleyici olmuştur. İlk Türk Rönesans'ı sayılabilecek Uygur çağında Türk dili her bakımdan gelişmiştir. Köktürkler döneminde sınırlı sayıda söz ve kavram alanına sahipken, bu dönemde yapılan çeviriler sayesinde gerek gramer yapısında gerekse söz varlığı sahasında önemli gelişme ve değişmeler olmuştur. Bu arada analitik dillerin cümle yapıları Türkçeyi etkilemiş; birleşik, bağlı cümle yapısına ilk olarak bu dönem metinlerinde rastlanmıştır. Ayrıca bu dillerden çok sayıda dinî kavram ve kelime dile girmiş, bunların önemli bir bölümü Türkçe köklerle yeni kelimeler yapılarak karşılanmıştır. |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 09:24PM +0200
Türk tarihinde önemli bir yere sahip olan Bengü (Mengü) Kağan konusunda, maalesef Çin kaynaklarının verdiği bilgilerin dışında herhangi bir malûmata sahip değiliz. Bu büyük Türk hükümdarının adı, Çince belgelerde Chü-ch'ü Meng-hsün diye geçmektedir, ancak biz bu adın "Türk Bengü Kağan" diye okunabileceğini tahmin etmekteyiz. Asya ve Avrupa'daki büyük Türk-Hun Devleti uzun süren haşmetli günlerden sonra zayıflayıp, parçalandılar. Tabi ki Hunlar, tarih sahnesinden hemen çekilmediler. Avrupa'daki Türkler, Avarlar ve Bulgarlar gibi siyasi birlikler etrafında kümelenirken; Asya coğrafyasında da, Kuzey Çin ve Moğolistan'da yeni yeni Türk-Hun sülaleleri ortaya çıktı. Eski güçlerine hiçbir zaman sahip olamasalar da, Çin'i belirli bir müddet titretmeyi sürdürdüler. Ancak bunların arasında siyasi beraberliği sağlayarak, Türkleri idaresinde barındıranlar ile doğrudan doğruya Hunların takipçisi durumundaki Liu Yüan'ın (maalesef Türkçe adı belli değil) beyliği (Han Sülalesi) ve onun devamı Chü- ch'ü (Türk) Bengü Kağan tarafından kurulan devlet (Çin yıllıklarında, belki de tesis olundukları mevkiden dolayı Kuzey Liang diye anılmıştır) ile Çince kayıtlarda ismi Ho-lien P'o-po diye geçen Türk asilzadesinin Ordos'un güneyinde yükselttiği siyasi teşekkül (Çin tarihlerinde Hsia Sülalesi) ve Ak Hunların Türkistan'daki hâkimiyeti gösterilebilir. Bununla birlikte 6. asrın ikinci yarısına kadar Çin'in kuzeyinde Tabgaç sülalesince meydana getirilmiş olan siyasi teşekkül üzerinde de durmak gerekir. Fakat bunların bir süre sonra Çinlileşmeleri ve Ötüken'deki yeni Türk hanedanlığına belki de direk katkı yapmamaları sebebiyle pek Türk tarihi içine alınmıyorlarsa da, esasında araştırmalarda onlar da göz-ardı edilmemelidir. Tarihte Türk topluluklarının bir teşkilata girmedikleri vakit genellikle Tölös diye adlandırıldıkları bilinen bir gerçektir. Türkçe belgelerdeki bu Tölös adı, Çin kaynaklarında zaman zaman T'ie-le, bazan Ting-ling şeklinde görülmektedir. Yine, Orta Asya Türk tarihinin en mühim vesikalarından sayılan bu Çin yıllıklarında Hunların bir Chü-c'hü boyundan bahis vardır ki, esasında onlar da başlangıçta bir Tölös idiler. Bu ismin eski bir Hun unvanı olması ve Türk adına karşılık gelmesi muhtemeldir. M. Önceki çağlarda adlarına rastladığımız beş soylu Hun boyunun ileri gelenlerince ve herhalde yargıçlık yapanlar tarafından kullanılan bir unvan idi. Daha sonra kabile ismi olmuş ve Attila da dâhil, Hun hükümdarları hep bu aileden çıkmıştır. Yani bu Chü-c'hü (Türk) kabilesi büyük Hun yabgusu Mo-tun'un (Börü Tonga) urugu olduğu gibi, ondan sonra gelen Türk Kağanlarının da ailesidir. Üçüncü yüzyılın ikinci yarısından sonra Hunların başında bulunan yabgu Yü-fu Alp ölünce, onun kardeşi ve Çin imparatorunun girişimiyle Hunlar beş parçaya ayrıldılar. Sol ve sağ kol şeklinde teşkilatlanan bu Türk boylarının sol tarafının lideri Liu Pao ismiyle anılan bir beydi ki; işte Liu Yüan da onun oğluydu. Milattan sonra 3. yüzyılın bitimine doğru, Tabgaç Devletinin temelleri atıldığı sırada bunların güneyinde, Mo-tun'un (Börü Tonga) torunlarından biri olduğu söylenen Liu Yüan'ın idaresinde Hunların ondokuz kabilesi yer alıyordu. Çin kaynakları bu ondokuz ailenin ayrı ayrı yaşadığını ve en asillerinin Chü- ch'üler (Türk) olduğunu söylerler. Bunlar Kansu bölgesinde hayat süren yabancı kavimler arasında sayıca da fazla ve kuvvetli olduklarından, büyük bir itibara da sahiptiler. Gençliğinde Çin'i gören ve Çin hayat tarzının Türklere son derece ters olduğunu bilen bu bey, halkının Çin ülkesine gitmesini istemiyordu. Çünkü orada yozlaşıp, erimekten korkuyordu. Liu Yüan'ın hanedanlığı şöyle veya böyle 4. asrın başlarına kadar Han ve Chao sülalesi isimleriyle devam etti. Bunların hakimiyeti yitirmeleriyle beraber Sarı Nehrin kuzey-batı taraflarında, Türkler bu kez de Chü-ch'ü (Türk) kabilesinin içerisinden çıkan başka bir ailenin etrafında toplandılar. Esasında tamamı Çin'in fetih hareketlerinde bulunmayan bu Türk boyları, Tabgaç hanedanlığının kuruluşu sırasında onlarla da akrabalık münasebeti tesis etmişlerdi. 4. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle iki amcazade Türk beyinin yönetimindeydiler. Tabgaç devletinin içindeki taht mücadelelerine de bulaştılar. Ama bu sülalenin bir süre sonra tekrar kuvvetlenmesi onlar için bir tehlikeydi. Batıdaki Türk beyi Tabgaçlara saldırdı, fakat yenilince halkı tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Türk kabileleri biraz daha batıya kaydılar ve akrabaları Bengü'nün yanına sığındılar. İşte bu Chü-ch'ü (Türk) adı, 5. asrın başlarından itibaren, meşhur beyleri Bengü'nün faaliyetleri ve kahramanlıkları sayesinde etrafa yayılarak, biraz daha ünlenmiştir. Bengü Kağan'ın halk içinde itibarlı bir yere sahip, çok çalışkan ve bilgili, gök olaylarıyla yakından ilgilenen, cesur, alçak gönüllü, planlı hareket eden, çevresine kolayca uyum sağlayan bir kişi olduğu söylenmektedir. Çok zekice politikalar yürüten bu Türk, Çin'in kuzeyinde yaşayan pek çok yabancının da gelip kendisine sığınmasını sağlıyordu. Unutulan Türk adını yeniden canlandırmayı ve Hun Devletini eski görkemli günlerine çıkarmayı hedeflemişti. Onunla birlikte Türk ismi geniş bir insan kitlesini ifade ediyor olmaya başladı ve kendisine Türk Bengü Kağan diyordu. Bengü'nün soyadı aynı zamanda Börü (Aşina) olmalıdır. Çünkü onlar kendilerinin kurttan türediğine inanıyorlardı. Bengü Kağan özellikle bölgenin diğer hanedanlıkları ile de kıyasıya bir mücadeleye girdi. Tabgaç, Batı Liang, Güney Liang, Batı Ch'in gibi bölgesel hanlıklar karşısında tutunmaya çalıştı. Neredeyse Ordos'un batısındaki bütün topraklara hâkim olarak, buralarda adaletli bir yönetim kurdu. O ilk başlarda yıldızı parlayan Tabgaçlarla iyi geçinmeye çalıştı. Birbirleriyle kız alıp-verdiler. Ama bir süre sonra araları açıldı ve iki sülale kanlı-bıçaklı hale geldiler. Hunlardan sonra Türk devletinin başına geçecek olan Kök Türklerin temelini meydana getiren bu Börülüler ailesinin kahraman beyi Bengü, muhtemelen 433'lerde ağır bir hastalığa yakalanarak, öldü. Ondan sonra devletin idaresini üstlenecek olan veliahttın yaşının küçük olmasından dolayı, devlet meclisi, hanlığa Bengü'nün büyük çocuklarından biri olan Börü'yü (Mo- chien) atadı. Chü-ch'üler ile Tabgaçlar arasında akrabalık olmasına rağmen, Juan-juan seferine çıkan Tabgaç ordusunun bir bölümüne saldırdıkları için 439 senesinde bozguna uğratıldılar. Türk prens ele geçirildiyse de, kardeşleri direnişi sürdürdüler. Ancak 441'de güçlü Tabgaç ordusuna karşı koyamadılar. Bu mağlubiyetten sonra kabilenin bir kısmını oluşturan Börülülerin (Aşinalar) 500 ailelik bir kitlesinin Altay Dağları mıntıkasına geldiği söylenmektedir. İşte Altaylara gelen bu Türk topluluğunun, Kök Türklerin ilk tohumlarını teşkil ettiğini sanıyoruz. Bunlar 442 yılında Turfan bölgesinde üstünlük sağlamışlar, fakat 460'da Juan-juanların himayesine girmekten kurtulamamışlardı. 470 senesinde Juan-juanlar Hotan'ı da yağmaladılar, ancak güçlenmekte olan Ak Hunlar, Juan-juan işgaline son verdi ve sınır Tanrı Dağları oldu. Nihayet bu olayların ardından, Börülüler (Aşina) ve Juan-juanların kapışmaları neticesinde Bengü Kağan'ın torunlarından olan Bumin, 552 tarihinde büyük Kök Türk Devleti'ni kuracaktır. <http://www.ergenekun.net> Prof. Dr. Saadettin GÖMEÇ TÜRK BÜYÜKLERİ V - BENGÜ KAĞAN [category araştırma] [tags TARİH, BENGÜ KAĞAN] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 09:13PM +0200
Sevgili Türkçem; Sevgili, biricik dilim: Düşüncelerim, duyarlılığım, sevgilim, bir tanem. Uzunca bir süredir seninle yakından yakına, derinden derine, içten içe, sarmaş dolaş görüşemez olduk. Ayrılmış değil de ayrı düşmüş gibiyiz. Uzaklaşmış sayılmayız ama aramıza sokulmuş birtakım engellerle uzaklaştırılmış gibiyiz birbirimizden. Sana bu nedenle mektup yazmak istedim. Açıkçası senin varlığın/ "var" oluşun konusundaki duygusal inancımın saf ve dürüst içtenliğine, kalemimin aracılığıyla ulaşmayı diledim. Ben bu içtenliğe öylesine gereksinim duymaktayım ki: senin varlığını, hiç bugünkü gibi yüreğimin sonsuzluklarından çağırmamış, özlememiştim. Bil ki, artık benliğimin bütün gücüyle özlemekteyim seni: çünkü gereksinmekteyim. Varlığım, varlığına gereksinmekte. Dahası, sanırım senin de bildiğin gibi, mektup duygu ve düşünceler arası iletişim kurmanın en kestirme yolu. Ayrıca, bu iletişimin en büyük girişimi olan yazmak? Yazı edimi ya da yazında, mektup ölçüsünde hiçbir tür duygusallığın ve düşünselliğin birebir ve olağandışı sıcaklığını, erişebilirliğini bugüne dek sağlayamadı. Ne bunca şiir, ne öykü/roman/deneme ve günlüklerle, duyguların ve düşüncelerin sana olan özlemleri dindiremedi, açıklanamadı. Sana yani dile getirilemedi. İşte bu açıdan mektup, çok değerli bir aracı. Bir de mektubun, bana göre alıcısı için olduğu ölçüde, vericisi açısından da bir başka önemi var: Şöyle ki, yazdıklarıyla gönderme yapan, bu arada kendi duygu ve düşüncelerini de tartmak sınamak olanağı bulur. Mektup da, bu iş için biçilmiş kaftandır neredeyse; sevginin ve nefretin en dolaysız, en belirgin dışavurumsal yazın türüdür. Sanırım şimdilerde mektubun, bilgisayar aracılığıyla yeniden gözde olmasının açıklaması da bu olsa gerek: Yalnız bu noktada yanıltıcı olan, mektubu gönderenin, onu 'salt kendine dönük' bir iletişim aracı olarak kullanması, bu arada senin tepkilerini de gözardı edebilmesi. Oysa benim sana mektup yazmak istememin nedeni, doğrudan seninle ilgili. Amacım bütünüyle sana yönelik; derdim, sıkıntım seninle, nedenimin kaynağı sende. Bu konuyu ilerde, başka mektuplarımda daha geniş biçimde deşmeyi deneyeceğim ya; şimdilik izin verirsen ilkin senden ne beklediğime, gerçekte beklentimin ne olduğuna kısaca değinmekle yetineyim. Başka türlü söylersem, sana duyduğum gereksinimimi ve özlemimi belirttim ama seni neden özlediğimi sanırım açıklamam gerekiyor. Bir kez, ben doğdum doğalı hiç bugünkü gibi 'dışımda' bulmamıştım, duyumsamamıştım seni. Senin 'sen', yani benden ayrı gayrı ve neredeyse bir yabancı olduğunu bilmezdim. Benim için sen, 'ben'din sevgili dilim: Ben'i doğuran da, yoğuran da, sendin. Benliğimi işleyen, aklımı eğiten, bilgimi damıtan ve çoğaltan, dışımdaki dünyayla ilgiler kurmamı sağlayan, bütün dışsal ilişkilerimi geliştiren ve sağaltarak düzelten sendin. Öyle ki, sen benim gerçek annemsin, yaşamım seninle başladı, diyebilirim. Sen, elli yıl önce yaşamımın alacalı denizinde çıktığım yolculuğun pusulası, beden-gemimin yol göstericisi oldun. Gemimin, yani belleğimin açıldığı yaşam denizinin tarihini ve coğrafyasını, geçmişini ve geleceğini yazan güneşler, aylar, yıldızlar, bulutlar, çevrenler, akyeller, karayeller, yeni karalardı senin bütün şiirlerin, destanların, romanların, öykülerin, denemelerin. İzleklerini, yani izlediği akıntıların yol yanlışlarını / haritalarını belirmeyen şarkılarını, duygularını haykıran, seslendiren sirenlerini, senin karasularında dolaşırken duydum ben: Sirenlerinin beni çağıran seslerinin tınısı baştan çıkarıcıydı ama aldatıcı değildi. O seslerin, kimi zaman gemimi yeni bir karaya çağıran kuştan, "Çalıkuşun"ndan, kimi zamansa bir başka teknenin, "Medarı Maişet Motoru"nun güvertesinden çığlıklarını duyar, kiminde "Aganta Burina Burinata!" diyerek kükreyen bir denizaslanından gümbürdediğini işitip irkilir, kimi de, "Memleketimi seviyorum!", "Anlatamıyorum", "ASU" diye diye, "Sen Beni Sev! Boğaziçi Şıngır Mıngır! Sevdim Seni Ey İnsan! " diye diye, "Güneşle! Güneşle!" diye diye, yolumu yordamımı aydınlattığını görür, düşerdim artlarına. "Haritada Bir Nokta"ydım, senin noktan: Ey benim saydam perim, göz alıcı, gönül çelen renk renk kanatlarınla capcanlı, dipdiri uçuşan deniz kızım! Doğruluğuna, yalınlığına, içtenliğine öylesine tam inanır, beni kandıramadığını bilir, hiç mi hiç yabancılamazdım ki seni. Benimsin ve 'Ben'sin derdim bütün gücümle. Sevgili anadilim! Şimdi karalamakta olduğum şu satırlara bakıp da, seni artık sevmediğimi düşünme sakın, ne olur. Bunca yıldır tek denizim saydığım senden başkası var oldu mu sanki benim için? Ama nasıl desem bilmem ki, sen benim gemime yol veren tek güzel denizim: Bil ki sen artık benim için, geçmiş günlerimizdeki tanışım, saflığına, temizliğine vurulduğum o sevgili değilsin. Yabancısın bana, gitgide yabancılaşmaktasın. Artık gitgide puslanıp bulanıklaşan sislerle, fırtınalarla çalkalanıp boğuşan sen, şimdi bir süredir kararan bir düş gibisin. Belleğim karanlık, paslı bir düşün yıkıntısal sularının boğuntusu altında bulunmakta sanki. Odysseus'un umutsuzluğundan başka sarılacağı günü, sığınacağı evi, tutacağı yolu teknesi gibi tıpkı, beden-gemim yalnızca ıssızlaşıp çoraklaşan, "gurbet"leşen dalgaların itici, ürkünç sığlığına bırakılmış, umarsızca sallanarak sürüklenmekte. Şimdi, gemimin yoluna açılan her çevren birer sanal gökyüzü perdesi. Gemimin, bu çevrenlerdeki uğradığı her kıyı, uydurma ve yapay sözden-kalelerin, sözde kulelerin, söz-kavaflarının, sürüsüne bereket özensiz ve şişirme "Kavafi"nin sömürge valilikleri. Sen: Benim her bir dalgasının köpüğü inci tanesi gibi öpülesi denizim! Şimdi bu ürkünç ve yaban elleri ve maskeleriyle kuşatılmış kıyılarda tutsak, acınası, boynu bükük bir deniz tanrıçası gibisin. Benim tanrıçam: yoluma çıkan her kıyıda zincirlere vurulmuş bir köle tanrıça gibisin. Ellerine kollarına nasıl zincirler bağlamaktalar, güzelim kanatlarına hangi boyunduruklar, ne kilitler vurmaktalar böyle? Seni o kıyıdan bu kıyıya o göz boyayıcı, görkemli, baştan çıkaran sirenleriyle çekerek sözden - yabancı kalelerin burçlarına bayrak yapan, zindanlarına kapatan gücün gizemi ne? Gerçekte, bu sirenler seni neden, nerelere çağırmakta, sürüklemekte? Neden ille de baştan çıkarıcılıklarını ve seni o yabancı "el"lere uyarlama araçlarını, benim hiç anlayamadığım, alışamayacağım bir takım "adaptasyon"; "aksiyon", "avantaj" ve bunun gibi pek çok "el"in işi maskelerin ardını gizlemekteler? Nedir bu senin güzel yüzünün anlamlarına, kavramlarına takılan çeşit çeşit maskeler, kim bunlar? Neden gemimin uğrağı kıyılarda karşıma artık sen; bu değişik, yabancı maskelerle süslenmiş, süslendirilmiş olarak çıkmakta, çıkarılmaktasın? Neden bir elin "capitol"da ise, öbürünün göbeğinde "center" yazıyor? Neden, sürekli Türkçesine uydurduğun "deklarasyon"larla uğraştırmaktasın beni, dilinin has şiiri yerine? Kulaklarımı tırmalamaktasın? "Deşifre"lerinle, "assimilasyon"larınla daha çok ilgimi çekeceğini mi ummaktasın? Neden tanıtımını yaptığın her aracıda, bir yabancı "el"in damgası var? "Ajanda"ların, "bellona"ların, "becel"lerin, "puffy"lerin, "retig"lerinle güzelliklerine yepyeni güzellikler kattığını mı düşünüyorsun? Uzattığın parmak uçlarında yazgını değil, "destinasyon"unu okumanın anlamı nedir? Seninle yakınlaşmak, bütünleşmek istediğimde önce "entegrasyon" diye tutturuyorsun, ardından, ben artık böyle, çağdaşça koşuyorum seninle, diye diretiyorsun bana! Yakınlaşmamızı istiyorsam, "referans"larımı göstermeliyim, "performans"ımı sergilemeliyim, "radikal"lığımı kanıt-baskı yapıyorsun, ayrıca "konjoktür"ünü açıklamam için ter ter tepiniyorsun. Denizkkızım, tanrıçam! Benim güzeller güzeli anadilim, sevgili Türkçem! Sana neler oldu böyle, kim ne yaptı, niçin yaptılar? Nedir bu halin, sıkıntın ne, kim çıldırttı seni? İnan ki seni tanıyabilmem bile artık çok güç, çok geç. Bir zamanlar dalgalar boyu estirdiğin püfür püfür esintilerinle ayaklanan kıyılarda, asıl ve neden böylesi değiştiler, değiştirebildiler seni? O akpak, tertemiz denizkızı şarkıların, nasıl oldu da ölümcül sirenlerin seslerine dönüştü? Ölüyorsun tanrıçam, bil ki seni öldürüyorlar! Çağdaşlık, küresellik diye diye, sana binbir yüz yakıştıran, bundan da utanmaz bir övünç duyan korkunç "kolleksiyon"culara kurban gidiyorsun. Bense dayanamıyorum: Beden - gemim hâlâ senin peşinde bir o yana bir bu yana, kıyılardan kıyılara. Senin ölümünle, bende günden güne yok oluşa doğru çekile çekile, ben de öle öle. Odysseus'un, gerçek evinden, yuvasından -annesinden- uzakta, yoluna yeni yaşam umutlarını saça saça onu ölüme sürükleyen yabancıların, yabancı ve ölümcül seslerin çağrısına kapılmış teknesi gibi, beden-gemim sürükleniyor. Belleğim seni, önüne çıkan her çevrende düştüğün tutsaklıklar içinde umarsızca izleye izleye çürüyor. İşte sana bu mektubu, bu düşüncelerle yazmaya giriştim. Seninle ancak, doğrudan iletişim kurmamı sağlayabilecek tek aracı olduğunu düşündüğüm mektubumla ulaşabileceğimi düşlediğim için. Yeniden senin o yalın, süssüz, sana hiç yakışmayan yabancı takılardan arınmış, salt benim olan beden-diline kavuşmak özlemiyle yana yana. Seni, kendi öz benliğinle kazanana dek de seninle mektuplaşmayı sürdüreceğime and içerek; benim eşsiz dilim. <http://www.ergenekun.net> Tansu BELE Kaynak: http://www.turkdilidergisi.com <http://www.turkdilidergisi.com/86/42_turkceye_mektuplar.htm> [category araştırma] [tags TÜRKÇE DOSYASI, TÜRKÇE, MEKTUP] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 10:45PM +0200
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC), "PYD'nin PKK'nın Suriye'deki kolu" olduğuna dair ifadeye yer veren internet sitesinin ilgili sayfalarını kapattı. ABD'nin tüm istihbaratını analiz eden Ulusal Terörle Mücadele Merkezi'nin (NCTC) internet sitesinin terör örgütleriyle ilgili bilgilerin verildiği bölümünde PKK <http://www.milliyet.com.tr/pkk/> hakkında "Kongra-Gel (KGK)" başlığında bir sayfa bulunuyordu. "PYD'nin PKK'nın Suriye <http://www.milliyet.com.tr/suriye/> 'deki kolu" olduğuna dair ifadenin yer aldığı bu sayfaya bir süredir erişilemiyor. http://www.nctc.gov/site/groups/kgk.html adresindeki sayfada bulunan yazının bir bölümünde "KGK'nın Suriye kolu olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırı boyunca Kürt bölgelerinde kontrol sağlayarak varlığını artırdı" ifadesi geçiyordu. - Hata 404 mesajı İnternet sitesinin bu sayfasına girmeye çalışanlar bugün erişim sağlayamadı. Sayfayı açmaya çalışan kullanıcıların karşısına şu mesaj çıktı: "Talep ettiğiniz URL, sunucu üzerinde bulunmuyor. Referans sayfa üzerindeki bağlantı güncel değil. Lütfen referans sayfa'nın yazarını konuyla ilgili bilgilendirin. Bunun bir sunucu hatası olduğunu düşünüyorsanız, lütfen site yöneticisi ile iletişime geçin." - Diğer belgelere de ulaşılamıyor "PYD'nin PKK'nın kolu" olduğuna ilişkin aynı metin ve ifade NCTC'nin "Terörle Mücadele Yıllığı" adlı 2013 ve 2014 tarihli belgelerinde de bulunuyordu. NCTC'nin internet sitesinde bu belgelerin yer aldığı sayfalara da bugün erişim sağlanamadı. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC), hükümetin terörle ilgili merkezi "bilgi bankası" olarak tanımlanıyor. Merkez, ülkenin diğer tüm istihbarat kuruluşlarıyla çalışarak istihbaratı analiz ediyor. NCTC, diğer hükümet kurumlarına istihbarat desteği sağlıyor ve her yıl tüm dünyada faaliyet gösteren terör grupları hakkında bilgileri içeren "Terörle Mücadele Yıllığı" yayımlıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı <http://www.milliyet.com.tr/disisleri-bakanligi/> , NCTC'nin "PYD'nin PKK'nın kolu" olduğuna ilişkin ifadeye yer vermesi hakkında yorum yapmak istememişti. Bakanlık Sözcüsü Mark Toner, AA'nın verdiği konuyla ilgili haberleri gördüğünü belirterek, "Bu internet sitesini kontrol etmedim ya da belgeleri görmedim. Bizim için, Dışişleri Bakanlığı'nda resmi olarak 'yabancı terör grubu' tanımlaması için bir süreç vardır. Bu, bizim bir grubu nasıl yabancı terör örgütü olarak tanımlamamız için altın standardımızdır. Bu internet sitesi ya da kurumun PYD'yi nasıl sınıflandırdığı konusunda konuşamam" demişti. [category terör] [tags PKK DOSYASI, ABD, PYD, PKK, internet sayfaları] |
|
"Aydogan Kekevi" <dog.k...@t-online.de>: Feb 26 09:25PM +0100
Von: Amerikada...@yahoogroups.com [mailto:Amerikada...@yahoogroups.com] Gesendet: Freitag, 26. Februar 2016 17:25 Betreff: [AmerikadakiAyYildiz] BODRUM’DAN CERATTEPE’YE YAĞMA !.. BODRUM’DAN CERATTEPE’YE YAĞMA !.. İngiliz arkeolog Charles Newton, Sultan II. Abdülmecid’in fermanı sayesinde, Bodrum’daki dünyanın yedi harikasından biri olan “Mausoleum”u ve Didim’deki Knidos aslanı heykelini ve daha nicelerini yerlerinden söküp İngiltere’ye götürmüş. Tabii ki, Anadolu’daki uygarlık hazinesi eserleri yağmalayan tek isim Charles Newton değildi. Newton, ne yaptıysa, diğerleri gibi hep örgütlü bir talanın uygulayıcısı olarak çalıştı ve bu talanı 1865’te yayınladığı “Travel & Discoveries in the Levant” adlı iki ciltlik eserinde de övgüyle anlattı. Türkiye’nin bu şekilde yağması üzerine, o dönem Amiral Francis Beaufort isimli bir zat, bakın bizi nasıl uyarıyor: “Türk devlet yetkilileri, kendilerine emanet edilmiş ve kendi topraklarındaki bu muhteşem eserleri koruma altına almalarının, milli bir görev olduğu konusunda ikna edilmelidir.” Gelişmelerden anlıyoruz ki, bir yabancı tarafından yapılan bu uyarı, bugün bile anlaşılamamış ve gereği yerine getirilememiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda görgülü ve eğitimli Avrupalı gezginler ve bilim adamları Türkiye’de geziler yaparak, ülkenin yerüstü ve yeraltı kaynaklarını belirlediler. Böylece Anadolu’nun üzerinde bulunan “Uygarlık Hazineleri”ni keşfettiler. Hatta Amiral Francis Beaufort, komutanlığını yaptığı “Frederickössteen” fırkateyni ile 1811’de, Ege ve de Akdeniz ile buralarda bulunan adaları gözlemledi ve suların derinliklerini çıkardı. Yabancılar tarafından Türkiye toprakları üzerinde yapılan bu keşif ve yağma, hepimizin gözü önünde, dün olduğu gibi bugünde sürüp gidiyor. Bu zenginliklerin yağmasına, ekonomik değerlerin yağması da eklenince devletin sömürgeleşmesi ve milletin esirleşmesi ile koskoca bir medeniyet tesis etmiş olan Osmanlı – Türk Devleti yıkılıp gitti. Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin, ilk yaptığı işlerden biri, ülkenin her alanda yağmasına “dur” demek ve ortak zenginliklerin “milli” olduğunu ilan etmek oldu. Ancak günümüze kadar gelen süreçte, devleti yöneten siyasetçiler eliyle, büyük tavizler verilerek adeta “yağma devam ediyor” denilecek bir duruma, yeniden geçildi. Bu anlamda, ülkenin her türlü değerinin yabancılara ve onların yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmesi her türlü izahtan varestedir. Artvin Cerattepe’de meydana gelen altın madeni meselesi, anlatmaya çalıştığımız bu yağmanın son örneğidir. Burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir nokta vardır. O da; Türk Milletinin içinde yağmayı anlama ve buna “dur” deme yetisi, halen Atatürk döneminde olduğu gibi sürmektedir. Biz bunu Artvinlilerin, yağmaya karşı gösterdikleri dirençle, bir kez daha gördük. Türkiye’nin değerlerinin tümünün yağma edilmesi, bu toprakların asli sahibi olan Türk Milletinin kaderi değildir. Değerlerin ortaya çıkardığı zenginlik, hepimizin ortak malıdır. Bu sebeple herkesi, yağmayı önlemeye ve toplumsal zenginliğimizi korumaya çağırmamız lazımdır. Cerattepe’nin yağmasına ve Artvin’in zenginliklerinin yok edilmesine karşı çıkan Artvinlileri kutluyor ve onların bu direncinin hepimize örnek olmasını diliyorum. Bunları derken de, ülkemizdeki “yağma tarihi”nin ve aktörlerinin, hepimizce mutlaka bilinmesi gerektiği konusunda da, uyarıda bulunuyorum. Unutmayın, yağma kaderimiz değildir. Özcan PEHLİVANOĞLU ozcanpeh...@yahoo.com https://twitter.com/O_PEHLIVANOGLU _____ Posted by: =?UTF-8?Q?=C3=96zcan_PEHL=C4=B0VANO=C4=9ELU?= <ozcanpeh...@yahoo.com> _____ <https://groups.yahoo.com/neo/groups/AmerikadakiAyYildiz/conversations/messages/159902;_ylc=X3oDMTJzZTU5N2U4BF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzE0MTQwMzQxBGdycHNwSWQDMTcwNTA0MzQ1MQRtc2dJZAMxNTk5MDIEc2VjA2Z0cgRzbGsDcnBseQRzdGltZQMxNDU2NTAzODg5?act=reply&messageNum=159902> Reply via web post • <mailto:ozcanpeh...@yahoo.com?subject=Re%3A%20BODRUM%E2%80%99DAN%20CERATTEPE%E2%80%99YE%20YA%C4%9EMA%20%21%2E%2E>; Reply to sender • <mailto:Amerikada...@yahoogroups.com?subject=Re%3A%20BODRUM%E2%80%99DAN%20CERATTEPE%E2%80%99YE%20YA%C4%9EMA%20%21%2E%2E>; Reply to group • <https://groups.yahoo.com/neo/groups/AmerikadakiAyYildiz/conversations/newtopic;_ylc=X3oDMTJmazMwZGJ2BF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzE0MTQwMzQxBGdycHNwSWQDMTcwNTA0MzQ1MQRzZWMDZnRyBHNsawNudHBjBHN0aW1lAzE0NTY1MDM4ODk-> Start a New Topic • <https://groups.yahoo.com/neo/groups/AmerikadakiAyYildiz/conversations/topics/159902;_ylc=X3oDMTM5MTMzNmk2BF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzE0MTQwMzQxBGdycHNwSWQDMTcwNTA0MzQ1MQRtc2dJZAMxNTk5MDIEc2VjA2Z0cgRzbGsDdnRwYwRzdGltZQMxNDU2NTAzODg5BHRwY0lkAzE1OTkwMg--> Messages in this topic (1) AmerikadakiAyYildiz'da paylasilan karsilikli tartisma mesajlari, IZIN ALINMADAN baska yerlere TASINAMAZLAR.. aksi taktirde gruptan ihrac nedeni olacaktir. Paylasilan makale ya da diger yazilar buna dahil degildir. http://radyo.kotuvepis.com <https://groups.yahoo.com/neo/groups/AmerikadakiAyYildiz/info;_ylc=X3oDMTJmMTc1N2FzBF9TAzk3MzU5NzE0BGdycElkAzE0MTQwMzQxBGdycHNwSWQDMTcwNTA0MzQ1MQRzZWMDdnRsBHNsawN2Z2hwBHN0aW1lAzE0NTY1MDM4ODk-> Visit Your Group <https://groups.yahoo.com/neo;_ylc=X3oDMTJlYjRhNDYyBF9TAzk3NDc2NTkwBGdycElkAzE0MTQwMzQxBGdycHNwSWQDMTcwNTA0MzQ1MQRzZWMDZnRyBHNsawNnZnAEc3RpbWUDMTQ1NjUwMzg4OQ--> Yahoo! Groups • <https://info.yahoo.com/privacy/us/yahoo/groups/details.html> Privacy • <mailto:AmerikadakiAyYi...@yahoogroups.com?subject=Unsubscribe>; Unsubscribe • <https://info.yahoo.com/legal/us/yahoo/utos/terms/> Terms of Use . <http://geo.yahoo.com/serv?s=97359714/grpId=14140341/grpspId=1705043451/msgId=159902/stime=1456503889> <http://y.analytics.yahoo.com/fpc.pl?ywarid=515FB27823A7407E&a=10001310322279&js=no&resp=img> __,_._,___ |
|
NEVZAT YILDIRIM <consult...@gmail.com>: Feb 26 08:52PM +0100
BEN O YILLARDA BiRiLERiNi BiR COK KEZ UYARDIM AMA ... DAHA iLK 10 YILDA DEVLETiN ELiNDEKi BELGELERE GÖRE AVRUPA iLE YAPILAN ALISVERiSTE YAKLASIK 90 MiLYAR $ veya EURO ACIK VARMIS! BU BELGELERDE OLMAYANLAR iSE ASAGIDAN 100 MiLYAR DAHA VAR! BU GÜMRÜK BiRLiGi YÜZÜNDEN ONBiNLERCE KÜCÜK iSLETME BATTI! DISARIYA BiRCOK KONUDA ÜRÜN SATAMAZ OLDUK! KISACASI COGU KONUDA PAZAR OLDUK! KURNAZ YUNAN YÖNETiCiLERi iSE AB´YE GiRMEDEN iYi PAZARLIK YAPTILAR! *AB´YE GiRDiKTEN 7 (YEDi) YIL SONRA GÜMRÜK BiRLiGiNE GiRDiLER!* YUNAN KOSKOCAAAAA TÜRKiYE´Yi YÖNETEN ADAMLARDAN COK DAHA KURNAZ! AYRICA MiLYARLARCA EURO BAGIS ALDILAR! SU AN BiLMiYORUM _BELKi 50 MiLYAR_ VEYA DAHA FAZLA EURO BAGIS ALDILAR! BU ARADA YUNANiSTAN´DA YAKLASIK 11 (ON BiR) MiLYON KiSi YASADIGINI DA BiLMEK GEREK! BiZDE iSE YAKLASIK 80 MiLYON BELKi DE BUGÜN SIGINMACILAR iLE 80 MiLYONUN DA ÜSTÜNDE OLABiLiR! YUNANiSTAN iCiN 50 MiLYAR BiZE GÖRE EN AZ 7 KATI DEMEK! (7 x 50 = 350 MiLYAR EURO!) AYRICA COK COK UCUZ BORC ALDILAR! SANIRIM % 2 - %3 AMA KESiNLiKLE DAHA FAZLA DEGiLDiR. BEN O YILLARDA *%0,5* (YÜZDE YARIM (= BiNDE BES)) FAiZ iLE EN AZ 100 (YÜZ) MiLYARLIK iSLERi YAPTIRABiLMEK iCiN BASVURDUGUMDA BENi DiNLEYEN OLMADI! *YAKLASIK 8 - 10 YIL ÖNCE BiZiM HAiNLER GiBi %22 (YÜZDE YiRMi iKi) iLE DEGiL! BUNU SU AN ADINI ANIMSAYAMADIGIM BiR AKP´Li MiLLETVEKiLi ACIKLAMISTI! SANIRIM BiRCOK KiSi BU KiSiYi BiLiYORDUR. ADAMLAR %22´DEN BORC ALIP BAZILARINA %4´TEN FAiZLE BORC VERMiSLER! *--- *iSTE BiR ÜLKEYi YASAL OLARAK SOYMAK COK KOLAY! DOGRU YERLERDE iSBiRLiKCiLERiNi SATIN AL YETER!* --------- -------- Weitergeleitete Nachricht -------- Betreff: [Turkish Forum - E Turkiyeyiz Biz] Adnan PELVANLAR/Gümrük Birliği Anlaşması ile aldatıldık, satıldık, soyulduk! Datum: Thu, 25 Feb 2016 22:40:52 +0200 Von: Tamer Olgun <htame...@gmail.com> Antwort an: eTurkiy...@googlegroups.com An: OzgurGundem <ozgur_...@yahoogroups.com>, Turkishforum <eTurkiy...@googlegroups.com> Gümrük Birliği Anlaşması ile aldatıldık; satıldık ve soyulduk! Bu makale 2016-02-25 08:25:05 eklenmiş ve 125 kez görüntülenmiştir. Adnan Pelvanlar TÜİK verilerine göre, iş aramayıp iş bulsa çalışacak olanlarla birlikte 2015 Kasım ayı itibariyle işsiz sayımız 5 milyon 480 bin. Fiili işsizlik oranı yüzde 18.40, gençlerde ise yüzde 19.1 oldu. Demek ki işsizlere iş yaratacak, üretim yapacak sanayi ve tarım kesiminde işletme sayımız yetersiz. Çarşı, pazara baktığımızda tükettiğimiz hemen hemen tüm mallar ithal; tahta keser-çekiç sapları, ayakkabı, çanta, elektrikli cihazlar, beyaz peynir, bisküvi, pirinç, mısır, tütün, pamuk, iplik, et, meyve vd. Demek ki yabancı ülkeler üretiyor, üretirken de kendi halkına iş yaratıyor. Biz ise yabancıların mallarını alıp tüketirken, üretmediğimizden dolayı işsiziz. Peki, neden üretmiyoruz, üretemiyoruz? İğneden ipliğe bu malları ithal etmek zorunda mıyız? Evet, zorunda değildik ama zorunda bırakıldık. Nedeni de Gümrük Birliği’ne üye olmamızdır. 1995’de Türkiye ile Avrupa Birliği arasında imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması, bize atılmış büyük bir kazıktır. Bu anlaşmayı tüm uyarılara rağmen imzalayanlar dönemin hükümet ortakları neoliberal Tansu Çiller ve sosyal demokrat(!!!) Murat Karayalçın’dır. Üstelik Gümrük Birliği Anlaşması’nı, TBMM’ne getirmeden, Meclis’te tartışmadan, Anayasa’ya aykırı olarak bir oldubittiyle imzaladılar. GB görüşmeleri sırasında Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye başvurusunu, veto etme hakkımız varken, bu yetkimizi kullanmayıp, Rumlara AB yolunu açan da sosyal demokrat(!!!) Murat Karayalçın’dır. Türkiye, GB Anlaşması nedeniyle AB’nin belirlediği dış ticaret politikalarına uymakla yükümlüdür. Bu nedenle, bugün Türkiye’nin bir dış ticaret politikası yoktur. Türkiye’nin 3. ülkelerle olan dış ticaret sözleşmelerini Avrupa Birliği, Türk makamlarına danışmadan imzalamaktadır. AB ile dış ticaret sözleşmelerini imzalayan Brezilya, Meksika, Çin, Hindistan gibi ülkeler, Türkiye’ye gümrüksüz mal satabilirken, Türkiye’nin bu ülkelere ihraç edeceği ürünlere yüksek vergi uygulanmaktadır. Açıklaması şöyle: “Türkiye, GB üyesidir, AB üyesi değildir, bu anlaşmaya tek taraflı uyar, sıfır gümrüklü ihracattan yararlanamaz.” İnanması zor ama neoliberal Tansu Çiller ile sosyal demokrat(!!!) Murat Karayalçın’ın imzaladıkları Gümrük Birliği Anlaşması’nın içeriği işte böyle. Üstelik AB üyesi olmadan, GB üyesi olan tek ülke Türkiye. Bu nedenle, bir taraftan ihracatımız kısıtlanırken, diğer taraftan sıfır gümrükle gelen yabancı malların rekabetine karşı sanayimizi koruyacak bir yapıdan yoksunuz. GB’nin 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girdiği tarihten bugüne son 20 yılda sanayimiz ve tarımımız önemli ölçüde gerilemiştir. Dış ticaret açığımızın, işsizliğimizin ana kaynağı GB Anlaşması’dır. Buna bir de AKP’nin yalnızca inşaata dayalı ekonomi ve dış politikasındaki yanlışlar eklenince ekonomimizde büyük bir çökme yaşadık. Bu tuzağa neden düşürüldük? 1961 anayasası, planlı ekonomi ile sosyal devlet düzeni getiriyordu. ABD ve Avrupa bundan rahatsız oldu. Önümüze Avrupa Birliği üyeliğini koydular. AB’ye alıyormuş gibi yaparak içimizdeki Batı yanlılarına GB’yi imzalattılar. Gümrük Birliği Anlaşması’nı destekleyenler; Atatürk Türkiye’sinden rahatsız olanlar ve Batı ile işbirliği yapan büyük holdinglerdi. Ayrıca, GB Anlaşması’na destek veren bölücü örgütler ve PKK idi. Çünkü Türkiye, AB’ye tek yanlı bağlandıkça ve AB boyunduruğuna girdikçe emellerini gerçekleştirebileceklerini düşünüyorlardı. 1 Ocak 1996’da Gümrük Birliği’ne katılmamızın bedeli çok yüksek olmuştur. Türkiye’nin, Mustafa Kemal Atatürk ilkelerine bağlı yeni bir yol çizme zamanı gelmiştir. Başka çaremiz yoktur. NOT: Avrupa’yı çağdaş(!!) bir dünya olarak duyuran Kılıçdaroğlu, Murat Karayalçın’ı da nedense yanından hiç eksik etmedi! Kaynak: Prof. Dr. Erol Manisalı, Türkiye’nin Askersiz İşgali: “Gümrük Birliği” - Truva Yayınları - 2006 |
-- E-Turkiyeyiz Biz dagitim listesi Turkish Forum - Dunya Turkleri Birliginin yayin organidir ve web sitesi http//www.turkishnews.com ile birlikde calisir.. facebook siteleri ise https://www.facebook.com/TurkishForumPage ve https://www.facebook.com/turkishnewspage olarak secilmisdir -- Genel UYARI! Sayin Uyelerimiz, Obekte cikan yazilarin sorumlulugu, ILGILI YAZININ SAHIBINE aittir. Obek kurucusu, moderatorler ve diger uyeler sorumlu tutulamazlar. Obege uye olanlar, uye olduklarinda yazilarindan sadece kendilerinin sorumlu olduklarini kabul etmislerdir.Bu ifadeler her iletinin altinda yer almaktadir, bu nedenle uyeler bu kosullarin varligindan haberdar olmadiklarini iddia edemezler. Gelisen sartlara ve gonderilen postalara gore; yukaridaki uyarilara, ilave uyarilar yapma hakkimizi da sakli tutuyoruz. |
|
--- Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "Türkiyeyiz Biz" grubuna abone |
|
olduğunuz için aldınız. Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için |
| eTurkiyeyizBi...@googlegroups.com <mailto:eTurkiyeyizBi...@googlegroups.com>; adresine e-posta gönderin. Bu gruba yayın göndermek için, eTurkiy...@googlegroups.com <mailto:eTurkiy...@googlegroups.com>; adresine e-posta gönderin. Bu grubu https://groups.google.com/group/eTurkiyeyizBiz adresinde |
|
ziyaret edebilirsiniz. Bu tartışmayı web'de görüntülemek için |
|
adresini ziyaret edin. Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin. |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 10:49PM +0200
Ankara'daki otomobilin PKK'nın dört bombalı saldırı aracından üçüncüsü olduğu belirlendi. Aranan son araç Boğaziçi Üniversitesi'nin otoparkında çıktı. Araçta bomba düzeneği malzemeleri bulundu. Soruşturmada Arap Yakup'un örgüte temin ettiği bir otomobilin ise hâlâ kayıp olması üzerine polis alarma geçti. Ankara'daki Otomobil <http://www.milliyet.com.tr/otomobil/> in PKK <http://www.milliyet.com.tr/pkk/> 'nın dört bombalı saldırı aracından üçüncüsü olduğu belirlendi. Aranan son araç Boğaziçi Üniversitesi <http://www.milliyet.com.tr/bogazici-universitesi/> 'nin otoparkında çıktı. Araçta bomba düzeneği malzemeleri bulundu Ankara Devlet Mahallesi'nde seyir halindeki bomba yüklü otomobil ile askeri servislere düzenlenen intihar saldırısının altından PKK üyesi Abdülbaki Sömer çıkmıştı. İstihbarat birimleri kullanılan otomobil ile Sömer'in bağlantılarını incelediğinde PKK'nın elinde bombalı eylemlerde kullanılmak üzere başka bomba yüklü otomobillerin de bulunduğu tespit edildi. Ankara saldırısıyla ilgili sorgulamada, şüphelilerden Arap Yakut'un bombalı saldırılarda kullanılmak üzere PKK'ya dört otomobil ayarladığı anlaşıldı. Bunlardan birinin İstanbul <http://www.milliyet.com.tr/istanbul/> 'da Sultanbeyli <http://www.milliyet.com.tr/sultanbeyli/> 'deki polis merkezine düzenlenen saldırıda kullanıldığı ortaya çıktı. İkinci otomobilin ise Adana <http://www.milliyet.com.tr/adana/> 'da yol kenarında patlatıldığı tespit edildi. İkiz plakalı bomba yüklü araçlardan birinin de Ankara <http://www.milliyet.com.tr/ankara/> 'da 29 kişinin öldüğü askeri servislere düzenlenen saldırıda kullanıldığı belirlendi. Soruşturmada Arap Yakup'un örgüte temin ettiği 34 HF 3100 plakalı Wolkswagen marka bir otomobilin ise hâlâ kayıp olması üzerine polis alarma geçti. 81 ile uyarı İstihbarat birimleri bu gelişmeler üzerine 81 ilin valiliğine geçtiği uyarı notunda bombalı saldırıda kullanabilecek otomobil ile ilgili bilgi verdi. Saldırının İstanbul'da yapılabileceği belirtildi. Saldırıyı Diyarbakır <http://www.milliyet.com.tr/diyarbakir/> 'da öğretmenlik yapan B.Ç. ile Ş.O.'nun yapabileceği istihbaratı eklendi. İkilinin otomobili İstanbul'a bıraktıkları ve Diyarbakır'a döndükleri tespit edildi. Bu gelişmeler üzerine İstanbul'da üst düzey bombalı araç alarmı verildi. 2 PKK'lı yakalandı Yapılan istihbarat bir çalıntı aracı Boğaziçi Üniversitesi'nin otoparkına bırakan biri kadın, iki PKK'lı terörist, Diyarbakır'da bomba alırken yakalandı. PKK'nın Lice kırsalından gelen Sinem Oğuz isimli bombacısı İstanbul Beşiktaş <http://www.milliyet.com.tr/besiktas/> 'ta Funda Kaya isminde sahte kimlikle yakalandı. Sinem Oğuz, Boğaziçi Üniversitesi çalışanı R.Ü. isimli örgüt üyesinin yardımcı olduğu belirlendi. Ocak ayı sonunda yaşanan bu gelişmenin ardından polis kayıp olan dördüncü otomobili arama çalışmalarına devam etti. Dün Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü otoparkından gelen beyaz renkli şüpheli araç ihbarı üzerine polis yine alarma geçti. Aracın aranan dördüncü bomba yüklü otomobil olduğunun tespiti üzerine Boğaziçi kampüsü boşaltıldı. Bir polis helikopteri de kampüs üzerinde açırak çalışmalara destek verdi. Polis otomobilde sadece bomba düzeneklerinde kullanılan malzemeler bulundu. Polis patlaycının başka bir araçta yüklü olabileceğini düşünüyor. Rektörlük: Asılsız Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü ise yaptığı açıklamada, araçta bomba düzeneği bulunmadığını iddia ederken, "İlk incelemeler sonucunda bomba ihbarının asılsız olduğu, ayrıca araçta bomba düzeneği vb. tehlike arz eden bir durum olmadığı emniyet mensupları tarafından ifade edilmiştir" dedi. Ankara'da ilk hedef polisti Terör ve istihbarat ekipleri, Ankara saldırısında hedeflerinin 15 Şubat'ta Ankara'daki sinagog ve cemevi <http://www.milliyet.com.tr/cemevi/> yakınlarında tedbir alan çevik kuvvet ekipleri olduğunu Abdullah Öcalan'ın yakalanışının yıl dönümünde düzenlenmesi muhtemel eylemler nedeniyle, çevik kuvvetin geri çekilmesiyle hedefi Merasim Sokak olarak değiştirdikleri belirlendi. O araç Emniyet'e götürüldü... Boğaziçi Üniversitesi'ndeki kapalı otoparkta bulunan şüpheli otomobilde yapılan ilk incelemede bomba düzeneği çıktı. Plakası da branda ile kapatılan araç, detaylı inceleme için çekiciyle emniyete götürüldü. [category terör] [tags PKK DOSYASI, bomba aracı, Boğaziçi] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 11:23PM +0200
<http://www.turkishnews.com/content/2016/02/25/ermeni-kaynaktan-elimize-ulas an-bundestag-karar-metni/attachment/1429958892556/> Dışişlerı Komisyonu'nda görüşülmesi sırasında öncelikle Sol Parti( (Linke Partei), sonra Yeşiller Partisi'nin önerisi olarak yer alan ancak Alman Bundestag'ı (Meclisi) Genel Kurul'una sadece Yeşiller önerisi olarak gönderildiği anlaşılan ve Bundstag'da bugün saat 15.00'den sonra tartışılacağı anlaşılan"olmamış" Ermeni Soykırımı" Kararı metninin içeriği bilinmemekteydi. Bununla ilgili olarak bir Ermeni kaynağından biraz önce öğrendiğim bir habere göre, özetle, Karar Tasarısı'nın Genel Kurul'a Yeşiller Partisi Başkanı Cem Özdemir tarafından sunulacağı( savunulacağı), Karar'da, "Alman Meclisi 100 yıl önce zorla göçe ve katliama uğratılmış, kurban edilmiş Osmanlı İmparatorluğu azınlıkları- Ermeni, Arami, Süryani ve öteki Hristiyanlar önünde saygıyla eğilir; O zamanki Türk Hükümeti'nin, Osmanlı İmparatorluğunun hemen hemen tümünü yoketme eylemini esefle karşılar...Tarihin dürüstçe değerlendirilmesi uzlaşma için en önemli temeldir ..." denilmektedir. Kararda ayrıca, Alman Hükümeti'nin, Ermeni halkıyla uzlaşması için gerekli temeli atmak üzere - tarihle yüzleşmesi gerektiği konusunda Türk tarafını özendirmesi.; Türk ve Ermeni hükümet temsilcilerinin, 2009 yılında imzaladıkları Zürih protokollerini onaylama ve Türkiye'yi Ermenistan'la diplomatik ilişkiler kurmaya yönlendirmesi gibi salıklar da veriliyormuş. Karar metninin yukarda özetlenen önemli bölümleri bunlarsa, bu metinden Ermeniler'in hiç de memnuniyet duymayacağı açıktır. Bununla birlikte, yalan yanlış, tutarsız, bilgisiz açıklamaların yer aldığı Karar'da ne "Völkermord-Toplu Kıyım"dan ne de " genocide-soykırımı"ndan söz edilmektedir". Ermeniler'e, yapmayacaklarıni bildikleri halde, Zürih Protokollerini onaylama önerisi, metin üzerinde Yeşiller'le CDU/CSU-SPD arasında varılmış olduğu anlaşılan uyuşma üzerine saptandığı anlaşılan Bundestag Kararı'nın, Ermeni sızlanmalarının ve başta kilise, çeşitli kanalllardan sürdürdükleri baskıların " geçiştirilmesi" anlamını taşıdığı açıktır. Ülkü Başsoy [category istihbarat] [tags ERMENİ SORUNU DOSYASI, Ermeni, Bundestag, karar metni] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 11:13PM +0200
Başbakan Davutoğlu'nun talimatıyla, 17 Aralık operasyonlarının ardından zorlaştırılan istihbari dinleme kararları esnetiliyor. 3 hakimin onayıyla verilen dinleme kararına artık 1 hakim karar verecek. Uzmanlar, yeni düzenlemenin asıl hedefinin tüm muhalifleri dinlemek olduğunu söyledi. 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından siyasi irade, istihbari soruşturmalardaki Dinleme <http://www.zaman.com.tr/indeks/dinleme> leri zorlaştırarak, dinleme kararı <http://www.zaman.com.tr/indeks/dinleme-karari> için 3 Ağır Ceza hâkiminin oybirliği şartını getirmişti. 29 kişinin hayatını kaybettiği Ankara'daki bombalı saldırının ardından Başbakan Ahmet Davutoğlu <http://www.zaman.com.tr/indeks/ahmet-davutoglu> 'nun başkanlığında yapılan güvenlik zirvesinde, polisin istihbari dinleme yapması konusu da masaya yatırıldı. ESNETME KARARI ALINDI Özgür Düşünce <http://www.ozgurdusunce.net/gundem/amac-tum-muhalifleri-dinlemek-h13760.htm l> 'de yer alan habere göre, artan terör saldırılarıyla birlikte gündeme gelen istihbarat zafiyeti eleştirilerine karşı, Başbakan'ın talimatı üzerine istihbari dinlemeyle ilgili esnetme çalışması başlatıldı. Buna göre, dinleme kararı için artık 1 hakimin kararı yeterli olacak. Acil takip gerektiren durumlarda ise Sulh Ceza Hâkimlikleri ile nöbetçi mahkemelerden de dinleme ve teknik takip kararı alınabilecek. Güvenlik uzmanları ve eski emniyet müdürleri yapılan uygulamanın tartışmalı olduğuna dikkat çekti. Yargının ve emniyet teşkilatının siyasallaştığı, yargıya güvenin dip yaptığı bir dönemde böyle bir düzenlemenin tehlikelerine dikkat çeken uzmanlar, terörle mücadelenin gerekçe gösterilip tüm muhalif <http://www.zaman.com.tr/indeks/muhalif> lere yönelik çalışma başlatılmasının önünün açıldığına dikkat çekildi. HUKUKSUZ SUÇLAMA DÜZENİ Polis Akademisi eski Öğretim Görevlisi Prof. Dr. İbrahim Cerrah:Daha sıkı bir denetim altında dinlemeleri hukuka uygun ve meşru bir şekilde yapan polisleri suçlayan siyasi bir iktidar var. Dün tüm hukuki standartlara uygun ve çeşitli süzgeçlerden geçerek şeffaflaşan dinlemeleri suç unsuru yaparken bugün daha fazla şaibe altında olacak sisteme gidiliyor. Siyasi iktidar, siyasi endişeyle meşru bir sistem kuruyor. Hukuka uygun izlenimi vermek için böyle bir şey yapıyorlar. KABUL EDİLEMEZ Bir hakimi ikna etmek daha kolay. Burada asıl amacı terörle mücadeleye yönelik bir çaba olarak görmek safdillik olur. Muhalifleri, haklarında suç bulamadıkları, suçlayamadıkları kişileri hukuksuz şekilde suçlamaya çalıştıkları bir düzen kuruyorlar. Böyle bir uygulama kabul edilemez. ADALETE GÜVEN DİPTE Eski TEM Müdürü Murat Çetiner:17 Aralık'tan sonra yargıda ve güvenlik politikalarında değişiklik yapılarak mevcut yürüyen, sonlandırılmış soruşturmaların örtülmesi ve kontrol altına alınması hedefleniyordu. Güvenlik zaafları ortaya çıktıkça ve teknik faaliyetler olmadıkça eylemlerin önüne geçmek olmuyor. Polis veya ilgili kolluk, teknik faaliyet yapmadan ve güvenlik ağlarını artırmadan tedbir alamaz. Adalete güvenin dip yaptığı bir dönemde tek hakimden alınan kararla keyfi uygulamaların ortaya çıkacağını düşünüyorum. ASIL MAKSATLARI MALUM Emniyet eski Müdürü Hakan Kırmacı:Örgütlü suçlarla mücadele etmek için teknik ve istihbari dinleme elbette gereklidir. Şeffaf, denetlenebilir yöntemlerle bu önlemelerin kullanılması elzemdir. Lakin, yargının ve teşkilatın siyasallaşması da endişeleri artırıyor. Bugün istihbari dinlemeden dolayı çok sayıda polis tutuklu, bir kısmı ihraç edildi, bir kısmı da açığa alındı. Bu isimler tamamen hukuki standartlarda görev yapmalarına rağmen bu muameleye tabi tutuldu. Bugün bu polisler, karara imza atan hakimler ve takip izni talep eden savcılar tarafından suçlanıyor. Tamamen siyasallaşan ve siyasi iradenin ne istediğini bilen polislerin bu süreçte bu kritik adımı atmaları manidar. Kesinlikle terör saldırılarının engellenebilmeyle izah edilemez halk bu konuda yanıltılıyor. Terör eylemleriyle ilgili birçok veri mevcutken ve imkanlar yeterliyken bu saldırılar engellenmedi. Burada asıl maksadın ne olduğu herkesin malumu. Muhalif olan herkes dinlenecek. O ZAMAN POLİSLER NEDEN TUTUKLU? GÜSAM Başkanı Ercan Taştekin: İstihbari dinlemeler suistimal edilemediği sürece son derece önemlidir. Bugünkü düzenlemeyle tutuklu yargılanan polislerin neden tutuklandığını, neden ihraç edilip, açığa alındığı sorusu akıllara geliyor. Bu arkadaşların yargılanması hukuki değil, siyasi bir yargılama [category istihbarat] [tags İSTİHBARAT DOSYASI, Dinleme kararları, muhalif] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 11:10PM +0200
Terör örgütü PKK'nın aralarında Bakan ve milletvekilinin de bulunduğu 6 isim için infaz emri verdiği öğrenildi. Ankara'daki saldırının ardından PKK/KCK terör örgütünün yeni eylem planına ilişkin "şok" bir istihbarat daha alındı. Sözcü'den Kamil Elibol'un haberine göre, Kandil'deki örgüt yönetiminin, ikisi Bakan, biri milletvekili, diğeri öğretim üyesi, ikisi de gazeteci olan toplam 6 kişi için, "infaz"kararı aldığı belirlendi. DİNLEMEYE TAKILDI Kuzey Irak'taki sözde Yürütme Konseyi ile ülke içindeki bir örgüt sorumlusu arasında geçen telefon görüşmesi, istihbarat birimlerinin dinlemesine takıldı. Kandil'deki örgüt yöneticisinin, "Bu isimlere eylem yapın" talimatı kayda alındı. Emniyet İstihbarat Dairesi, bölücü örgütün 6 kişiyi "hedef" aldığını tespit etti. Ankara ve İstanbul Valiliklerine gönderilen 23 Şubat 2016 tarihli yazıda, PKK'nın; 6 isme yönelik silahlı/bombalı "suikast" planladığı ifade edildi. KEŞİF ÇALIŞMASI EGM yazısında Kandil'in hedef aldığı 6 isme yönelik silahlı/bombalı suikast türü eylem yapılması talimatı sonrası örgüt üyelerinin keşif ve istihbarat çalışmasına başladığı vurgulandı. Başkent'in göbeğinde bomba yüklü araçla gerçekleştirilen intihar eyleminden hemen alınan bu istihbarat da polisi alarma geçirdi. İki bakanın yakın koruma ekibi, bu bilgi konusunda uyarıldı. Koruma polislere olası suikast girişimine karşı teyakkuza geçirildi. SARAY DA HEDEFTE Kozmik raporda, 6 isme dönük suikast planları dışında PKK'nın Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'daki çalışma ofisine sabotaj hazırlığında olduğuna dikkat çekildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul programlarında çalışma ofisi olarak kullandığı Mabeyin Köşkü ve çevresinde de sıkı güvenlik önlemleri alındı. Erdoğan'ın Kısıklı'daki villasında da önlemler iki katına çıkartıldı. [category terör] [tags PKK DOSYASI, ŞOK, İSTİHBARAT, PKK, SUİKAST] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 11:06PM +0200
Al Jazeera, Hrant Dink cinayeti soruşturmasında Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’in savcılık ifadesine ulaştı. Engin Dinç ifadesinde cinayetin sorumluları olarak 'Paralel Devlet Yapılanması ve benzeri derin yapıları’ işaret ediyor. <http://www.aljazeera.com.tr/profil/selahattin-gunday> Dosyanın son savcısı Gökalp Kökçü, İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç’e 25 soru sordu. Erhan Tuncel’den Dink ile ilgili bilgiyi aldıktan sonra İstihbarat personeli ile değerlendirme toplantısı yaptıklarını belirten Dinç, "Konuyu önemli gördüğüm için bu konuda bilgi veren Erhan Tuncel ile bundan sonra mutlaka rütbeli bir personelin nezâretinde görüşmeler yapılması talimatını verdim. Ercan Demir’in (İstihbaratta görevli emniyet amiri) bana elemanın çok para istediğini, bazı bilgileri vermekte imtina ettiğini söylemesi üzerine teamüllerin dışına çıkarak elemanı şubeye getirmelerini istedim, kendisi ile görüşeceğim talimatını verdim" dedi. "Erhan Tuncel ile yüz yüze görüştüm" Erhan Tuncel ile emrindeki polislerin bulunduğu ortamda görüştüğünü belirten Engin Dinç, "Konunun önemini Erhan Tuncel ve ilgili personele aktararak uyarılarda bulundum, Erhan Tuncel maddi ihtiyaçlarının karşılanmadığını, kendisi ile tam olarak ilgilenilmediğini söyleyince, maddi ihtiyaçlarının karşılanması talimatını verdim, ilgili personele de 'Bu adam çok önemli, verdiği bilgiler çok önemli, bir yıl yatar, bir iş verir hepiniz bu elemana çok dikkat edeceksiniz' dedim" şeklinde konuştu. Engin Dinç hakkında Engin Dinç, 6 Ağustos 2004 – 30 Ağustos 2006 tarihleri arasında Trabzon Emniyetinde İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yaptı. 17 Şubat 2006’da ‘yardımcı istihbarat elemanı’ Erhan Tuncel’den edinilen ‘Hrant Dink öldürülecek' bilgisini resmi yazıyla Ankara ve İstanbul’daki birimlere iletti. Reşat Altay’ın Trabzon Emniyet Müdürü olarak atanmasının ardından 30 Ağustos 2006’da İstihbarat Şube Müdürlüğü görevinden alınarak Hukuk İşleri ve Bilgi İşlem Şube Müdürlüğü’ne atandı. Reşat Altay, Engin Dinç’in yerine Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü’ne Faruk Sarı’yı atadı. Engin Dinç, 2006 Eylül ayında Afyon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü oldu. Hrant Dink 17 Ocak 2007’de öldürüldüğünde resmen dört aydır Afyon İstihbarat Müdürü olarak görev yapıyordu. Dink cinayeti, ilk istihbaratın alınıp İstanbul ve Ankara’ya iletilmesinden 11 ay sonra işlendi, 17 Şubat 2006’dan sonra cinayet gününe kadar geçen 11 ayda polisten ve jandarmadan Ankara ve İstanbul’a cinayetin işleneceğine dair başkaca hiçbir istihbarat notu iletilmedi. Engin Dinç, Nisan 2013 yılında ise İstihbarat Daire Başkanlığı’na atandı. Yeniden ele alınan Dink cinayeti soruşturmasında dosyanın son savcısı Gökalp Kökçü Şubat 2015’te Dinç’in başında bulunduğu İstihbarat Dairesi’ni ‘resmi soruşturmacı’ olarak görevlendirildi. Savcı Kökçü'nün, Dink cinayeti kapsamında hazırladığı iddianame 9 Aralık 2015 tarihinde mahkemeye gönderildi. Savcı Kökçü Dinç hakkında “İhmali Davranışla Kasten Adam Öldürme” ve “Görevi Kötüye Kullanmak” suçlarından 20 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası istiyor. "Ramazan Akyürek’e bilgi verdim" Dinç, Dink’in öldürüleceği yönünde hazırlanan F4 istihbarat raporundaki tüm bilgileri dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Ramazan Akyürek’e de anlattığını ifade etti. Savcı: Ses getirici eylemden ne anlaşılmalıdır? Savcının iddianamesinde ‘sanık’ olarak gösterilen Engin Dinç’e yönelik en önemli suçlama cinayet ihbarını Ankara’ya gönderdiği yazıda ‘kesin öldürülecek’ şeklinde ifade ederken İstanbul’a gönderdiği yazıda ‘ses getirecek eylem’ yazmış olmasıydı. Savcı Gökalp Kökçü, Dink’e bu iki yazı arasındaki farkın sebebini sordu. Savcı Kökçü’nün sorusu şu şekilde oldu: ‘Ses Getirici Eylem’ ifadesi istihbarat jargonunda, terminolojisinde ne anlama gelmektedir? Bu yazıda belirtilen diğer hususlar dikkate alındığında “Ses Getirici Eylem” ifadesinden ne anlaşılması gerekmektedir?" 'Ses getirecek ifadesi, bombalama ve silahlı öldürmeyi ifade eder' Telefon görüşmesinin ardından resmi olarak uyarı yazısını yazdırdığını ifade eden İstihbarat Başkanı Dinç, “Bu ifadenin diğer istihbarat kuruluşları tarafından da kullanıldığı, içerik olarak bombalama, silahla öldürme ve toplumda infial uyandıracak ciddi eylemleri ifade ettiği net olarak bilinmektedir. İstenildiği takdirde buna örnek olarak aynı nitelikte birçok istihbarat raporunun olduğu çok rahat görülecektir" Engin Dinç, İstanbul’a gönderdiği uyarı yazısında Yasin Hayal’in Mc Donald’s saldırısını yaptığını, Dink eylemini de yapabileceğini vurguladığına dikkat çekti. “Yasin Hayal’in, Trabzon ilinde bulunan Mc Donalds isimli işyerine bombalı bir saldırı yaptığı göz önüne alındığında, aslında “ses getirici” eylem tabirinin en az böyle bir eylem ya da silahlı bir eylemi kastettiği, ortalama bir istihbarat personeli tarafından rahatlıkla anlaşılabilecek bir husustur. Belirtilen resmi yazının bir bütün olduğu göz önüne alınmayarak, üst paragrafın dikkate alınıp alttaki paragrafın göz ardı edilmesi dikkate şayandır.” 'Bilgiyi aldıktan sonra İstanbul’u aradım' Hrant Dink’e yönelik eylem yapılacağı bilgisini aldıktan hemen sonra İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler’i telefon ile aradığını belirten Dinç, “Abi bunlar manyak bir grup, bu adamı öldürmek isteyen en az 10 tane gurup vardır. Ben sizin yerinizde olsam bu adamı korurum" dedim. Ahmet İlhan Güler ‘bana tamam kardeş ilgileniriz.’ dedi Telefon görüşmesi bu şekilde sonlandı” ifadelerini kullandı. Dönemin İstanbul Emniyet İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler ifadesinde 'Engin Dinç ile herhangi bir görüşme yapmadığını' beyan etmişti. 'Benim dönemimde fiili hazırlık yoktu' Dink ile ilgili bilgileri Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile paylaşmadıklarını belirten Engin Dinç, “Benim görev yaptığım dönemde Yasin Hayal grubunun Hrant Dink’e yönelik eylemi düşünce aşamasındaydı, eylemi gerçekleştirme adına herhangi bir fiili hazırlıkları bulunmamaktaydı. Fiili bir hazırlığı tespit edilmiş olsaydı bu konuyu operasyon aşamasına getirir ve Terör Şube Müdürlüğüne bildirirdik” dedi. "Reşat Altay’a konunun belirtildiğini hatırlıyorum" Savcılık, Reşat Altay’ın Trabzon İl Emniyeti Müdürü olarak atandığında Engin Dinç’in Hrant Dink ile ilgili bilgi vermediği yönündeki beyanını hatırlattı. Reşat Altay’a Trabzon’a atanmasından sonra İstihbarat Şube Müdürü olarak bir brifing verdiğini söyleyen Dinç, “Brifingin İstihbarat Şube Müdürü olarak görevde olduğum zaman bir kopyasını almadım. Bu brifingin kopyasını almam zaten suç teşkil ederdi ancak brifingde bu konunun belirtildiğini hatırlıyorum” diye savunma yaptı. Raporlarda Reşat Altay’ın imzası var Engin Dinç, Reşat Altay’ın ‘bilgi verilmediği’ iddiasıyla kendisine yönelik suçlamalarda bulunduğunu hatırlatan Engin Dinç, “Ben kendisi ile yaklaşık bir buçuk ay çalıştım. Ben Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünden ayrıldıktan sonra Hrant Dink konusunu takip eden ilgili tüm personel Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışmalara devam etmiştir. Sayın Reşat Altay’ın getirmiş olduğu Şube Müdürü bu 6 ay içerisinde neden kendisine konuyu aktarmamıştır? Ayrıca Erhan Tuncel’in F-3 (Buluşma Raporu) raporunu Reşat Altay imzalamıştır. Erhan Tuncel’in görevine son verilmesi ile ilgili evrakta da Reşat Altay’ın imzası bulunmaktadır. Deneyimli bir emniyet müdürü olarak hiçbir şey kendisine söylenmese bile kendi getirdiği İstihbarat Şube Müdürüne bu Yardımcı İstihbarat Elemanının hangi konularda çalıştırıldığım ve neden çıkarıldığını sormaması dikkat çekicidir.” dedi. "Faruk Sarı’ya bütün bilgileri verdim" Savcılık, Engin Dinç’e kendisinden sonra Trabzon İstihbarat Müdürü olan ve Dink cinayeti işlendiği sırada da Trabzon’da bu görevde olan Faruk Sarı’yı görevi devrettiğinde dosya hakkında bilgilendirip bilgilendirmediğini de sordu. Dinç bu soruya, “Faruk Sarı’ya bu konuyla ilgili bütün bilgileri aktararak gizli evrakları da teslim ettim.” diye cevap verdi. "Raporlar sahte arıza formu ile imha edildi" Yasin Hayal ile ilgili Trabzon ve ülke genelinde faaliyetleri takip etmeye çalıştıklarını belirten Dinç, “Bu takiplerle ilgili bir çok raporu düzenlendi. Ancak daha sonra yaptığımız tespitlere göre düzenlenmiş F/5 raporlarının ve bunların muhafaza edildiği sunucunun sahte arıza kayıt formu düzenlenerek imha edildiğini öğrendik. Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğünde bütün evrakların yazışmaların tutulduğu harddiskin sahte evraklar düzenlenerek imha edildiğini tespit ettik. Bu konuyla ilgili tutanak, ilgili savcılığımıza gönderilecektir. Yazılan bu F/5 raporlarının sanal ortamda bu harddiskte olması gerekirdi. Kimin tarafından, nasıl imha edildiğine dair İstihbarat Daire Başkanlığında da herhangi bir belge bulunamamıştır” dedi. "Cinayetten sonra A. İlhan Güler ile A. Fuat Yılmazer’i aradım" Engin Dinç, Dink cinayetini öğrendikten sonra ilk önce İstanbul İstihbarat Müdürü Ahmet İlhan Güler’i aradığını ancak ulaşamadığını belirtti. Daha sonra Ankara’da Daire Başkanlığı’nda bu konulardan sorumlu birimin başındaki Ali Fuat Yılmazer’i aradığını ancak ona da ulaşamadığını ifade eden Dinç, “Daha sonra Ali Fuat Yılmazer beni arayarak Yardımcı İstihbarat Elemanıyla (Erhan Tuncel) kimi çalıştırdığımı sordu. Ben de Muhittin Zenit’i çalıştırdığımı söyledim. Daha sonra İstihbarat Daire Başkanlığının talimatı gereğince Muhittin Zenit’i de arayarak konudan haberdar olup olmadığını ve İstihbarat Daire Başkanlığım aramasını söyledim.” diye konuştu. Cinayetten önce Jandarma İstihbarat Müdürü ile görüşmesi sorulmadı Soruşturma dosyasındaki HTS (Cep telefonu kayıtları) incelemelerine göre Engin Dinç’in cinayet günü saldırı gerçekleşmeden saat 11.44 ve saat 11:51 sıralarında dönemin Trabzon Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Metin Yıldız ile telefon görüşmesi yaptığı görülüyor. Dinç bu sırada Afyon’da İstihbarat Müdürü görevindeydi. Cinayet günü sabah saatlerinde iki kez yapılan ve biri 307 öteki 220 saniye süren bu telefon görüşmelerinin içeriği bugüne kadar kamuoyuna yansımadı. Savcılık sorgusunda Engin Dinç’e bu görüşmelere ilişkin herhangi bir soru sorulmadığı anlaşılıyor. Paralel Devlet Yapılanmasına işaret etti Savunmasında Paralel Devlet Yapılanması’na dikkat çeken İstihbarat Başkanı Dinç, “Geçmişe yönelik bir değerlendirme yaptığımda Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevimden alınmam ve sonrasında yaşananların, devlet içerisinde odaklanmış Paralel Devlet Yapılanması ve benzeri derin yapıların amaç ve gayelerini gerçekleştirmek amacıyla bazı gerçeklerin üstünün örtüldüğünü, bazı şahısların korunduğunu değerlendiriyorum. Bu cinayetin daha önceden haber alınmasına rağmen engellenmemesinin, cinayetten sonra bazı delillerin karartılmasının devlet içerisinde odaklanmış paralel devlet yapılanması unsurlarının devleti ele geçirme, bazı kurum ve kuruluşları yıpratma amaçlarına ulaşmak için kullandıkları bir faaliyet olduğunu düşünüyorum” dedi. Kaynak: Al Jazeera [category istihbarat] [tags HRANT DİNK DOSYASI, PDY, derin yapılar] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:18AM +0200
DOKÜMAN EK'TEDİR Bu analizde, İran'ın coğrafi konumu, stratejik noktalara hâkimiyeti, enerji kaynakları ile ilişkisi, askeri gücü, benimsediği savunma konsepti ve vekâlet savaşlarındaki rolü gibi sert güç unsurları incelenecektir. Ortadoğu'nun önemli aktörleri arasında yer alan İran bugün Suriye'den Yemen'e, Irak'tan Lübnan'a kadar birçok ülkede doğrudan ya da dolaylı dâhil olduğu mücadelelerde etkili olabilmek için bütün gücünü kullanmaktadır. Bu yüzden özellikle son yıllarda birçok noktada somut görünürlüğü artan ve değişik güç unsurlarıyla etkin varlık gösteren İran'ın sert gücünün analizi önem kazanmaktadır. Özellikle bölgede fay hatlarının gittikçe derinleştiği, mücadelenin dozunun artarak sıcak çatışmaya ve fiili savaşa dönüştüğü dikkate alındığında söz konusu mücadele ve çatışmanın önemli aktörleri arasında başı çeken İran'ın ne türden sert güç enstrümanlarına sahip olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. İran'ın coğrafi konumu, stratejik noktalara hâkimiyeti, enerji kaynakları ve yolları konusundaki avantajları, askeri gücü, benimsediği savunma konsepti ve vekâlet savaşlarındaki rolü gibi sert güç unsurlarının incelenerek konuya dair genel bir çerçeve çizilmesi İran'ın sınır ötesi çatışmalardaki avantaj ve zayıf noktalarının tespitinin yanında bu tavır ve yaklaşımını ne ölçüde sürdürebileceğine dair öngörüde bulunmak açısından da faydalı olacaktır. [category güvenlik] [tags İRAN DOSYASI, İran] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:15AM +0200
VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=Pz_7UlvncZY Talha Köse, Türkiye'nin YPG mevzilerine müdahalesinin Türkiye'nin kırmızı çizgilerini koruma noktasında son derece kararlı olduğunu gösterdiğini ayrıca Halep üzerinden Türkiye'ye baskı yapmaya çalışan Rusya'ya da bir mesaj niteliği taşıdığını belirtti. SETA Güvenlik Araştırmacısı Talha Köse, A Haber ekranlarında yayınlanan Ajans Hafta Sonu programına konuk oldu. Türkiye'nin YPG mevzilerine müdahalesinin ne anlama geldiğini, YPG'nin amacını ve Halep'in önemini yorumlayan Köse, müdahalenin Türkiye'nin kırmızı çizgilerini koruma noktasında son derece kararlı olduğunu gösterdiğini ayrıca Halep üzerinden Türkiye'ye baskı yapmaya çalışan Rusya'ya da bir mesaj niteliği taşıdığını belirtti. [category terör] [tags PKK DOSYASI, Halep, Türkiye, YPG, Mevzi, Müdahale] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:13AM +0200
VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=pJrctAGS0vs Ufuk Ulutaş: "Türkiye'nin istikrarlı bir şekilde Amerika dinamiğini bir kenara koyup, kendi milli önceliklerini ortaya koyarak YPG ile mücadelesini, Türkiye içerisindeki PKK ile mücadele eder gibi, sürdürmesi gerekir." A Haber ekranlarında yayınlanan Ajans Hafta Sonu programına konuk olan SETA Dış Politik Araştırmaları Direktörü Ufuk Ulutaş, Suriye'deki son gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde, "Türkiye'nin istikrarlı bir şekilde Amerika dinamiğini bir kenara koyup, kendi milli önceliklerini ortaya koyarak YPG ile mücadelesini, Türkiye içerisindeki PKK ile mücadele eder gibi, sürdürmesi gerekir. Aksi takdirde oluşacak bütün komplikasyonlar sadece Suriye muhalefetinin zararına değil, Türkiye'nin milli güvenliğinin zararına olacaktır." uyarısında bulundu. [category terör] [tags PKK DOSYASI, Türkiye, YPG, Mücadele] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:08AM +0200
VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=N8ugz_2NWCw Burhanettin Duran: "Eğer Halep düşerse ve muhalifler ellerindeki alanları kaybederek gerilla savaşına zorlanırlarsa Sünnilerin bu denklemdeki yeri çok küçülecek. Sünni Arapların dışlandığı bir Suriye'den çözüm çıkmaz." TRT 1 ekranlarında yayınlanan Enine Boyuna programında Suriye'deki son gelişmeleri değerlendiren SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, "Eğer Halep düşerse ve muhalifler ellerindeki alanları kaybederek gerilla savaşına zorlanırlarsa doğrusu Sünnilerin bu denklemdeki yeri çok küçülecek. Sünni Arapların dışlandığı bir Suriye'den çözüm çıkmaz. O yüzden 'Sınırda PYD koridoru oluşturdum.' demekle mesele çözülmüyor." yorumunda bulundu. [category güvenlik] [tags SURİYE DOSYASI, Sünni Araplar, Suriye, Çözüm] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:02AM +0200
VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=ErHHju35rcI Amerika'nın Suriye konusunda çifte standartlı politika yürüttüğünü ve stratejik ortaklıklarını bir takım taktik kazanımlara feda ettiğini belirten Fahrettin Altun, "Amerika günü kurtaran politikalarına belki devam edebilir fakat bunun maliyeti sadece bölgeye değil aynı zamanda Amerika'ya da çıkıyor." SETA İstanbul Genel Koordinatörü Fahrettin Altun, TRT 1 ekranlarında yayınlanan Enine Boyuna programında, Amerika'nın Suriye konusunda izlediği siyaseti yorumladı. Amerika'nın çifte standartlı politika yürüttüğünü ve stratejik ortaklıklarını bir takım taktik kazanımlara feda ettiğini belirten Altun, "Amerika günü kurtaran politikalarına belki devam edebilir fakat bunun maliyeti sadece bölgeye değil aynı zamanda Amerika'ya da çıkıyor." dedi. [category güvenlik] [tags AMERİKA DOSYASI, Suriye, ABD, Çifte Standart] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 26 11:58PM +0200
Bugün Amerika eğer sorumsuz bir biçimde müttefikini terk etmiş olma görüntüsü vermekten çekinmiyorsa, Türkiye de benzer bir şekilde Amerika'yı sürükleyebilme mekanizmasını devreye sokabilir. Türkiye Amerika ortaklığı hiçbir zaman kolay olmadı. Ama hiç bu kadar da zor olmamıştı. Bu ifade bazılarına abartılı gelebilir. Sonuçta 1960'lı yıllardaki Johnson mektubu ve 2003 Irak Savaşı gibi örnekler düşünüldüğünde, Amerika ile Türkiye arasındaki ilişkinin bu dönemlerde de oldukça gergin bir hal aldığı söylenebilir. Ama bu örneklerin hiçbirinde Amerika böylesi 'sistematik' bir biçimde Türkiye karşıtı faaliyetlerin odağı olmamıştı. HİÇBİR ÇÖZÜME YANAŞMIYOR Son dönemin en açıklayıcı örneklerinden biriyle göstermek gerekirse, İran Türkiye'nin Başika'daki varlığından rahatsız olup, Irak Merkezi Yönetimi'ne baskı yapıyor. Irak Amerikalılardan ricacı oluyor. Amerika Türkiye'ye Başika'dan çekilmesi yönünde baskı yapıyor. Yani İran istedi diye, Amerika Türkiye üzerinde baskı kuruyor. Nereden nereye? Bildiğimiz bütün klasik tasnifler alt üst oluyor. Amerika, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi geleneksel müttefikleri yerine geleneksel düşmanlarıyla iş tutar hale geliyor. Milyonlarca göçmen Türkiye'ye akarken Amerika hiçbir çözüme yanaşmıyor. Ne uçuşa yasak bölgeyi kabul etti, ne de eğit donatı sahiplendi. Ne kitle imha silahlarına cevap verdi, ne misket bombalarına. Bunun yerine Türkiye'yi aldatmaya ve vakit kazanmaya yönelik tavırlarıyla dikkat çekti. Suriye'de yetişmiş DAEŞ mensubu teröristler Türkiye'de eylem gerçekleştirirken, Amerika Türkiye'ye DAEŞ destekçisi olduğu imalarında bulunuyor. Kendisi de DAEŞ'le mücadele edermiş gibi yapıyor, ama asıl itibariyle çok kısa sürede yapılacak onca şey varken, hiçbirini yapmıyor. Türkiye'nin otuz yıldır savaştığı terör örgütünün bir kolu Suriye'de zemin kazanırken, Amerika o örgüte gözümüzün içine baka baka destek oluyor. O örgüt Cenevre'de Türkiye ile aynı masaya otursun diye Amerikan başkan yardımcısı Ankara'ya gelip, Türkiye'ye baskı yapıyor. "Fırat'ın Batı'sına hiçbir terör örgütü geçmesin" diyen Türkiye'ye "Geçsin geçsin, biz size yeni silah teknolojisi sağlarız" gibi ucuz yalanlar söylüyor. Süreç baştan aşağı ele alındığında, Amerikan tarafının her adımda Türkiye'yi aldatmaya çalıştığı, son kertede de açık açık Türkiye'nin karşısına geçtiği görülüyor. Bu durum sadece gerilmiş ilişkiler anlamına gelmiyor. Bunun da ötesinde sistematik bir yıpratma çabasını gösteriyor. SİSTEMATİK YIPRATMA ÇABASI Bu uzun soluklu ittifak ilişkilerinde sıkça karşılaşan klasik meselelerden bir tanesidir. Pek tabii ki herhangi bir ittifak, müttefiklerinin savunulması için vardır. Fakat bunun yanında ittifakların iki çok bilindik yan etkisinden söz edilebilir. Birincisi sürüklenme ikincisi ise terk edilmedir. Birincisi genelde büyük ortağın istemediği durumlara sürüklenmesini ifade ederken, ikincisi daima küçük ortağın başına gelir ve büyük ortağın küçük tarafa ihtiyaç duyduğu desteği vermemesi anlamına gelir. Örneğin Prusya, Avusturya-Macaristan tarafından, Rusya da Sırbistan tarafından Birinci Dünya Savaşı'na sürüklenmiştir. Diğer taraftan müttefikler Münih Konferansı'nda Çekoslovakya'yı Hitler'e terk etmişlerdi. Türkiye ve Amerika 50 yılı aşkın ittifak ilişkilerinde birbirlerinden faydalandılar. Fakat aynı zamanda bu ilişki biçiminin iki tarafı da kısıtladığı durumlar olmuştur. GÜÇLÜ ORTAK DA KISITLANABİLİR Genelde ittifaklar daha fazla zayıf ortağı kısıtlarken, zaman zaman güçlü ortağı da kısıtladığı düşünülmektedir. 50 yıllık ortaklık, güvenlik planlaması ve teknolojisinde bağımlılık yaratır. Bunun sonuçlarıyla zaman zaman Türkiye yüzleşmek durumunda kaldı. Soğuk Savaş döneminde Sovyet Rusya'ya karşı koruma sağladığı için bu ilişki biçimi yeterince sorgulanmadı. Disiplinli bir ittifaklar sisteminde Amerika ne kadar tehdit ederse etsin, Türkiye'yi terk edebilecek durumda değildi. Diğer taraftan Türkiye de her ne kadar Amerikan tavırlarından rahatsız olsa da NATO'dan uzaklaşmayı hiç düşünmedi. Soğuk Savaş sonrası dönemde de terk edilme sorunu çok gündemde değildi. Bunun yerine Ortadoğu'da yoğun Amerikan müdahaleciliğinin olduğu bir dönemde I. ve II. Körfez Savaşı'nda Amerika, Türkiye'yi sürüklemek istedi. O tarihlerde Türkiye'nin Amerika ile olan ilişkisi hep Türkiye'yi kendisinin istemediği bir savaşa sürükleme ihtimali ile gündeme gelmiştir. Suriye'de ise Amerikan tarafı açık müdahalecilikten kaçınmaya başlayınca bu kez de yalnız bırakma durumu ortaya çıktı. Yeni-izolasyoncu bir stratejinin sonucu olarak Obama yönetimi, Ortadoğu'daki askeri varlığını çekerek, bölgeyi kendi dinamikleriyle baş başa bıraktı... Bölgedeki aktörlerin hepsinin birbirini dengeleyeceği bir sonucu umarak, kenara çekildi. Hizbullah ile DAEŞ'in çekişmesi, İran ile Suudi Arabistan'ın dalaşması kadar çekici ne olabilirdi? Dünyanın dört bir tarafındaki cihatçılar Suriye'ye gidiyor ve Hizbullah ve İran'la savaşıyordu. Bunların terörist eğitim alıp zaman zaman kendilerini Avrupa'da patlattıkları da oluyor ama hesaplayınca kaldırılamayacak bir maliyet gibi görünmüyor. En azından bu bombalar Amerikan anakarasında patlamıyor. Türkiye'de veya olmadı Fransa'da patlıyor ama Washington'a 15 yıldır uğramıyor. Amerika bu durumu öylesine sevdi ki, Rusya gibi hayal edilemeyecek bir ülkeye bile yol açmaktan çekinmedi. Suriye'de Rusya'nın önünü sonuna kadar açtı. Çünkü Türkiye'den başlayıp Suriye, Filistin, Mısır ve Libya üzerinden Tunus'a kadar uzanabilecek bir hat çok can sıkıcı olabilirdi. Bunun yerine bölgeyi hiçbir zaman nihai olarak elinde tutma imkânı olmayan Rusya, İran, Hizbullah ve PYD'nin desteklenmesi gerekirdi. Ve öyle de oldu. BU TAVIR NE KADAR SÜRER? Peki, bu durum klasik müttefiklik ilişkisi açısından ne ifade eder? Obama yönetimi bu tavrını daha ne kadar sürdürebilir? Şunu söylemek gerekir ki, Amerika Suriye'deki savaşta sınır değişikliği gibi kritik bir dönüşüm olmadığı veya bir tarafın diğerine açıkça galip geleceği bir durum olmadığı müddetçe müdahil olmayacaktır. Ne Türkiye ile olan yarım asırlık müttefiklik hukukuna saygı duyacak, ne de ahde vefa gibi bir kuruntuya kapılacaktır. Zaman zaman Türkiye'nin bir NATO üyesi olması ve NATO kuralları çerçevesinde Amerika'nın sorumlulukları dile getirilmektedir. Bu durum tabii ki etkili olabilir ama NATO'nun kurucu metinlerinde yer aldığı için değil. Eğer bir Amerikan müdahalesi olacaksa, NATO müktesebatına duyulan saygıdan değil, müdahil olma zorunluluğunun doğmasından olacaktır. Dolayısıyla Türkiye bu durumla başa çıkmak ve Suriye'deki kamplaşmaların yapısını bozmak istiyorsa, bu dinamikleri gözden kaçırmadan hesap yapmak zorundadır. Amerika'yı müzakereler ve belgelerle ikna etmek mümkün olmayacaktır. Bunun yerine reddedemeyeceği bir teklifle gitmek gerekir. ANİ SONUÇLAR ÜRETECEK BİR EYLEM Böyle bir durumda da çok kaba haliyle iki seçenek ortaya çıkıyor ve her ikisi de sorumsuz ortak rolünü oynayabilmeye bağlıdır. Birincisi Suriye'de oyunu tamamen bozacak şekilde resmin dışına bütünüyle çıkabilmektir. İkinci seçenek ise karşı kampın en zayıf halkasında ani sonuçlar üretecek bir eylem gerçekleştirmektir. Bu iki uç seçenek arasındaki her tercih yavaş yavaş erimenin sürmesi anlamına gelecektir. Birinci tercih savaşın dışında kalmayı ama tamamıyla devre dışı olarak, Rusya tehdidini Amerika için daha öncelikli bir tehdit haline getirmeyi gerektirir. Rusya'nın kazanma ihtimali Amerika'nın harekete geçmesini sağlamak için yeterli olacaktır. İkinci tercih edildiğinde ise yine bir risk alarak Kuzey Suriye'ye tek taraflı bir tampon bölge kurmaktır. Bu tercih pek tabi ki diğer kampı harekete geçirecektir. Diğer kampın harekete geçmesi ise Amerika'nın hareketlenmesinin ön şartıdır. Bugün Amerika eğer sorumsuz bir biçimde müttefikini terk etmiş olma görüntüsü vermekten çekinmiyorsa, Türkiye de benzer bir şekilde Amerika'yı sürükleyebilme mekanizmasını devreye sokabilir. Bu tür bir strateji her ne kadar şimdilik çok kolay gerçekleştirilebilir gibi görünmese de imkânsız değildir. Tarih iyi planlandığında, ince hesaplar yapıldığında başarıya ulaşmış bu tür planlamalarla doludur. Komünist Kore'nin Çin'i, Küba'nın Sovyetleri, Fransa'nın Vietnam'da Amerika'yı sürüklemesi hemen akla geliveren birkaç örnektir. Böylesi kısa yazılarda bütün evrelerini hesaplamak mümkün değil ama bu alternatifler göz önünde bulundurulduğu müddetçe farklı çıkış yolları bulunabilir ve terk edilme durumundan sürükleme durumuna geçilebilir. NATO TEST EDİLEBİLİR Rus uçağının vurulması bu duruma bir örnek olabilir. Görüldüğü gibi Rus uçağının uygun şartlarda vurulmuş olması Türkiye'yi hiç de felakete sürüklemedi. Hatta aslında Türkiye'nin NATO bağlantısını göstermesi açısından başarılı bir sonuç üretti. Amerika Suriye, Ortadoğu ve belki Türkiye'den bile vaz geçmeye razı olabilir ama NATO'dan asla. Türkiye'nin taraf olacağı herhangi bir gerginlik NATO'nun test edilmesi anlamına gelecektir. Türkiye zaman zaman NATO'yu test edebilir. Belki Rus uçağı değil de daha küçük ve elde edilebilir hedefler tercih edilebilirse, daha da önemli başarılar kazanmak mümkün olacaktır. Yine örneğin daha az sakıncalı bir şekilde özellikle Suudi Arabistan ve İran arasında sınırları değiştirme ihtimali olan bir çatışma doğacak olursa, hiçbir şey riske edilmeden Amerika'nın sorumluluk üstlenmesi sağlanabilir. Bunun dışında Türkiye Avrupa'yı da elinden geldiğince devreye sokmaya çalışabilir. Göçmen kartının devreye sokulması Avrupalı aktörlerin daha fazla sahneye çıkmasını sağlayıp Türkiye üzerindeki baskıyı azaltmaya hizmet edebilir. Bunların her biri nihai stratejik öneriler değil, ince ince çalışılması gereken alternatiflerdir. Türkiye eğer bu tıkanıklığı aşmak istiyorsa her türlü alternatifi acilen değerlendirmek zorundadır. [Star Açık Görüş, 14 Şubat 2016] [category güvenlik] [tags AMERİKA DOSYASI] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:25AM +0200
PYD, Fırat'ın batısına ABD desteği olmadan geçmeyeceğini söylese de bu açıklamaya güvenilemez. Fırsat bulduklarında Türkiye'nin tüm Suriye sınırı Esed-PYD tarafından kontrol edilir hale getirilecek. Bölgemizin kısa vadedeki geleceği Halep'in kaderiyle belirlenecek. Münih Güvenlik Konferansı'nda 17 ülke yetkilileri ertelenen Cenevre görüşmelerini tekrardan başlatmayı görüşürken Halep yoğun saldırı altında. Muhaliflerin elindeki alanları minimize etme amacını hızla gerçekleştiren Rus-Esed-İran-PYD ittifakının bombardımanlarına ve katliamına ABD de seyirci durumda. Rusya, muhalifleri tasfiye hedefine engel olunmaması için elini iyice yükseltti. Rusya Başbakanı Medvedev, Münih görüşmeleri için gittiği Almanya'da Körfez ülkelerinin Suriye'ye kara birlikleri göndermesinin bölgeyi "dünya savaşına" taşıyabileceği mesajını verdi. Ayrıca, Rusya liderliğinde kurulan Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü de Suriye'nin örgüte üyelik talebinde bulunduğu takdirde bunu değerlendireceklerini açıklayarak Esed rejimini iyice koruma altına almaya niyetleniyor. Bu "dünya savaşı" tehdidi kimlere yönelik? ABD ile Rusya'nın Suriye konusunda vardıkları örtük anlaşma her geçen gün aşikâr olduğuna göre tehdidin ilk hedefi Türkiye ve Suudi Arabistan'ın muhaliflerle ilgili desteklerini artırmasını engellemek. Ve Suud-Türkiye girişimiyle gerçekleşebilecek bir kara müdahalesi ve güvenli bölge kurulması ihtimalinin önünü tümüyle kesmek. Tehdidin ikinci hedefi ABD ve NATO'yu mevcut pasif konumlarında tutmak. ABD'nin muhaliflerin tasfiyesine göz yumduğu gibi Türkiye ve S. Arabistan'ın da Suriye masasında ikincil aktörler haline getirilmesini kabullenmesi isteniyor. Dahası, Türkiye'nin NATO baskısı ile "bir maceradan" uzak tutulması arzulanıyor. Sınırda bir oldu-bittiyle çıkacak çatışmada- operasyonda NATO'nun Türkiye'nin yanında olmayacağının kuvvetle ihsas edilmesi bekleniyor. Elbette, NATO şemsiyesinin sadece Türkiye'ye saldırı olduğunda devreye girebileceği hatırlatması yapılarak. Bütün bu gelişmelerin temel gayesi Türkiye ile muhalifler arasındaki organik destek yollarını bütünüyle kapatmak. Bu yüzden PYD, Fırat'ın batısına ABD desteği olmadan geçmeyeceğini söylese de bu açıklamaya güvenilemez. Fırsat bulduklarında Türkiye'nin tüm Suriye sınırı Esed-PYD tarafından kontrol edilir hale getirilecek. Bu da Türkiye'yi 3-4 milyonluk Suriyeli mülteci ile içeriye hapsetmek demek. Bunlar yetmezmiş gibi Halep'in düşmesi ile oluşacak mülteci akınının Avrupa'ya varmasını engellemek için NATO, sınırları korumak adı altında Ege'de devrede. Bu bir yönüyle, Avrupa'nın mülteci krizini Türkiye ile birlikte yönetmesinin enstrümanı. Ancak diğer yönüyle Suriye'de Türkiye'nin mülteciler üzerinden Suriye krizinin yükünü Avrupa'ya ve dünyaya paylaşıma açmasını önlemeye matuf yanlar taşıyor. Sünni Arapları temsil eden grupları yenilgiyi kabul ederek Cenevre-3 masasında yok mesabesine getiren ABD-Rusya ikilisi bölgeyi büyük bir krize hazırlıyorlar. Sadece Suriye'deki muhalif grupların ellerindeki şehirleri alarak onları gerilla savaşına ya da el-Kaide türü oluşumlara zorlamıyorlar. Aynı zamanda bölgedeki çözülen ulus -devletleri aşiret, mezhep ya da etnik gruplar gibi devlet-altı aktörlerin karmaşasına sürüklüyorlar. Rus-Esed-İran-PYD ittifakının milyonları sürerek Suriye'nin demografisini değiştirmesi bir çözüm oluşturmayacak. Cenevre-3'de nasıl bir anlaşma dayatılırsa dayatılsın Sünnilerin katılımı olmadan Suriye'de çalışacak bir devlet mekanizması üretilemez. Ayrıca, Türkiye'yi düşman Esed-PYD çemberine alarak Suriyeli mültecilerle içe hapsetmek de mümkün değil. 3 milyonluk Sünni Arap nüfusun Türkiye coğrafyasına entegre olması orta vadede bölgeyle gerçek organik bağların tesis edilmesinin garantisini teşkil edecek. [Sabah, 13 Şubat 2016] [category güvenlik] [tags SURİYE DOSYASI, Türkiye, Suriye] |
|
"Özel Büro (Digi.Security.Isnet)" <Digi.S...@isnet.net.tr>: Feb 27 12:00AM +0200
Bölgede artan gerginlik, dinsel temelli bir mezhep çatışması değil, İran'ın bölgesel stratejik hırsı ile Suudi Arabistan'ın siyasi korkularına dayalı siyasi bir çatışmadır. Soğuk Savaş Dönemi'nin başından bu yana Ortadoğu siyaseti revizyonist/devrimci devletler ile statükocu/muhafazakar devletler arasında yürütülmekteydi. Birinci grup Sovyet yanlısı bir siyaset izlerken, ikinci grup daha çok ABD'nin himayesinde bulunmaktaydı. Bölgede sadece İsrail devletinin kutuplar üstü bir konumu vardı. Ancak Soğuk Savaş Dönemi'nde bölgedeki devletlerin siyasetinde bazı önemli kırılmalar da yaşandı. Bu kırılmaların en önemli iki tanesi, Mısır'ın Sovyet yanlısı siyaseti terk edip ABD'ye yanaşması ve İran'da İslam Devrimi'nin gerçekleşmesidir. İran ABD'den Sovyetlere, Mısır ise tam aksi Sovyetlerden ABD'ye yanaştı. Ancak Suudi Arabistan'ın ABD ve Batı yanlısı siyasetinde hiç sapma yaşanmadı. Yeni ittifak yapıları ve bölgesel güç dengesi bu haliyle 21. yüzyılın başlarına kadar devam etti. 11 Eylül 2001 saldırıları, Ortadoğu'daki bölgesel güç dengesini sarstı, 2010 yılı sonlarındaki Arap isyanları ise bu güç dengesi tamamen bozdu. KAZAN-KAZAN STRATEJİSİ 21. yüzyılın başından itibaren bölgeye iki farklı siyasi söylem hakimdir. Bunlardan birincisi, bütünleştirici ve kuşatıcı (yani ötekileştirici olmayan, tamamlayıcı kazan-kazan stratejisi) bir söylemdir. Türkiye'nin komşularla sıfır sorun politikası, bölge ülkeleriyle vize serbestisi politikası ve İsrail dahil bütün bölge ülkeleri arasında arabuluculuk yaparak bölgesel sorunların çözülmesine katkı sağlaması bunun göstergeleriydi. Bütün bölge ülkelerinin, bölgesel sorunların çözülmesiyle birlikte kurulacak bölgesel düzenden istifade etme ve birlikte kazanma beklentisi vardı. Bunun karşısında ise, İsrail, Suudi Arabistan ve İran'ın temsil ettiği çatışmacı (rekabetçi ve çatışmacı sıfır toplamlı) bir söylem söz konusudur. Bu üç ülke farklı renklerle benzer siyasal söylemi temsil etmeye çalıştı. Birinci olarak, bölgesel kaos ve kargaşa devam ettikçe Batı nezdindeki stratejik konumunu devam ettirecek olan İsrail'in normalleşmek istemesini ve bölgesel istikrardan yana olmasını beklememek gerekir. İkinci olarak, Suudi Arabistan kendi İslami yorumu Vahhabist ve Selefist anlayışın bir yumuşak güç unsuru olarak İslam dünyasında yayılması üzerinden bölgesel ve uluslararası etkililik arayışındadır. Son olarak, İslam Devrimi fikrinin sorgulanmasının önüne geçmek için, İran hala dış tehditlere dayanmak durumundadır. Kullanabildiği en iyi enstrüman ise Şiilik mezhebidir. İslam dininin bir yorumunu ve/veya bir mezhebini en başarılı bir şekilde araçsallaştıran ve dini kitleleri rahatlıkla harekete geçirebilen iki Müslüman ülke İran ile Suudi Arabistan'dır. Son dönemde Riyad ile Tahran arasında meydana gelen gerginlik veya çatışma ortamı da bu iki dinsel ve siyasal söylem arasındaki rekabet ve çatışmanın bir devamı olarak okunmalıdır. İran ile Suudi Arabistan Arap isyanlarına yönelik takındıkları tavırlarla önemli hatalar yaptı. Suudi Arabistan İhvan hareketini şeytanlaştırıp, terörist ilan edip Mısır'daki yönetimlerinin yıkılmasına destek vererek hata yaptı. İran da Arap isyanlarına karşı Suriye'de yüzbinlerce insanın katili Esed'in yanında yer alarak büyük bir hata yaptı. İki ülke de kısa süreli kazançlar elde etmiş olabilir, ancak -telafi edilmediği takdirde- ikisi de orta ve uzun vadede büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalacaktır. İRAN DAHA CÜRETKAR Öncelikle vurgulamak gerekir ki bölgede artan gerginlik, dinsel temelli bir mezhep çatışması değil, İran'ın bölgesel stratejik hırsı ile Suudi Arabistan'ın siyasi korkularına dayalı siyasi bir çatışmadır. Suriye iç savaşı sonrasında korkusuz bir şekilde Şiiliği bölgesel siyasetinin temel aracı haline getiren İran, özellikle 2015 yılı ortalarında altı küresel ülke ile imzaladığı nükleer antlaşma sonrasında bölgesel siyasal projelerini gerçekleştirme yönündeki çabalarını artırdı. Küresel güçler tarafından meşru bir rejim olarak görülmesi ve uzun süredir kendisine karşı uygulanagelen ambargoların kaldırılmasıyla İran'ın hareket alanı daha da genişlemiştir. Buna karşı Suudi Arabistan daha savunmacı ve refleksif bir siyaset izlemek zorunda bırakılmıştır. Gerçekleştirilen idam cezaları da bu refleksif siyasetin bir sonucu olarak okunabilir. Bugün itibariyle İran daha cüretkar, Suudi Arabistan ise daha savunmacı ve defansif hareket etmektedir. Suudi Arabistan her zamankinden daha kırılgan bir durumda bulunmaktadır. SUUD'A YÖNELİK TEHDİTLER 1) Küresel gelişmeler ve tehditler: Küresel ölçekte Riyad'ın aleyhine bazı önemli gelişmeler oldu. Öncelikle, birkaç nedenden dolayı, ABD'nin kendisine biçtiği bölgesel rol, eskisine oranla daha az hayatidir ve ABD eskisi kadar Riyad'a bağımlı değildir. Bunun da birkaç nedeni vardır. Birincisi, petrole alternatif olarak kaya gazının kullanılmaya başlanması ve bunun da etkisiyle petrol fiyatlarının düşmesidir. ABD dünyanın en zengin kaya gazı yataklarına sahiptir. İkincisi, bugün itibariyle ABD'nin birinci stratejik önceliği Ortadoğu değil, Asya-Pasifik bölgesidir. ABD dikkatini daha çok hem ekonomik hem de siyasi olarak giderek ABD hegemonyasına meydan okumaya başlayan Çin'e çevirmiş bulunmaktadır. Üçüncüsü, ABD'nin Afganistan ve özellikle Irak işgali sonrası bölgede yaşadığı tecrübe ile birlikte bölge sorunlarına fazla müdahil olmak istememesidir. Doğrudan müdahalenin maliyetinin yüksek olacağı ihtimali ABD'nin kayıtsız ve düşük profilli bir siyaset izlemesini gerektirmektedir. Bu da güç dengesinin doğal olarak Riyad'tan daha güçlü olan İran lehine değişmesi demektir. İkinci bir husus olarak, ABD ve diğer Batılı ülkelerin İslam'a bakışlarındaki stratejik değişim önemlidir. ABD ve diğer Batılı ülkeler 1980 ve 1990'lı yıllarda İran Devrimi'nin etkisiyle Şii İslam'ı ötekileştirmişti. Batılılar 11 Eylül 2001 saldırılarından bu yana daha çok Selefi ve Vahhabi -bunun üzerinden de Sünni- İslam'ı ötekileştirmekte ve küresel bir tehdit olarak görmektedir. el-Kaide ile DAEŞ'in bu damardan gelmesinin bu bakış üzerindeki etkisi büyüktür. Bu anlayışın çıkış yeri olarak da Suudi Arabistan'ın bilinmesi Riyad'ın da ötekileştirilmesine neden olmaktadır. 2) Bölgesel tehditler: Son dönemde Suudi Arabistan'ın bölgesel tehditlerinde hem niteliksel hem de niceliksel artışlar söz konusudur. Geleneksel İran ve Şii tehdidi en önemli bölgesel tehdittir. Arap isyanlarından sonra Körfez'deki Şii kesimlerin daha da siyasallaşmaları, bütün Körfez ülkelerinde olduğu gibi, Suudi Arabistan'da da güvenlik endişelerini artırmıştır. Bu tehdit hem iç siyasetinde daha fazla kutuplaşma ve ötekileştirmeye yol açmakta hem de bölgesel denklemde Riyad'ı zor duruma düşürmektedir. Ülke içindeki Şii direnişin daha çok siyasallaşma ve daha kaotik bir ortama yol açma ihtimali yüksektir. İkinci olarak, Arap isyanlarının patlak vermesinden ve rejimlerin halkın direnişi karşısında tutunamayışından sonra Suudi Arabistan bölgedeki ana-akım İslami hareketlerin hemen hemen tamamını ötekileştirdi. İhvan-ı Müslimin, Nahda ve Islah gibi hareketlere karşı Sisi'nin Mısır'ı gibi despotik rejimlere destek verdi. Hatta bir ara bunları terörist örgüt bile ilan etti. Sünni İslamcılığı dış politikasında kullanan Riyad, Şiiliğe karşı bundan mahrum kaldı. İhvan ve benzeri hareketler hem İslami bir yaşam tarzı hem de bölgesel siyasi değişim istemekte, böylece de en statükocu bölge devleti Suudi Arabistan aleyhine bir duruş sergilemektedir. Üçüncü olarak, Yemen'deki iç savaş, Suudi Arabistan'ın hem iç siyasetini hem de bölgesel politikalarını derinden sarsacak potansiyele sahiptir. Yemen krizi daha şimdiden Suudi Arabistan'ın İran karşısında daha savunmasız bir duruma düşmesine yol açmış bulunmaktadır. 3) İç gelişmeler ve tehditler: Suudi Arabistan rejimine yönelik iç siyasi tehditlerin niteliği değişmekte ve etkileri artmaktadır. Öncelikle, yukarıda belirtildiği gibiülkede yaşayan Şiilerin siyasallaşmasının artması, Suud iç siyasetinde siyasal ve toplumsal sıkıntılara yol açacaktır. İkinci olarak, ikinci nesil prenslerin son temsilcisi olan Kral Selman sonrasında Kraliyet ailesi içinde sorunlar ortaya çıkabilir, mevcut fay hatları gerçek siyasi ayrışmaya ve çatışmaya yol açabilir. Üçüncü neslin iktidarı devralmasıyla birlikte Kral Abdülaziz'in torunları arasında daha gevşek bir bağın olması, dolayısıyla iktidar kavgalarının ortaya çıkması ihtimali giderek artmaktadır. Üçüncü olarak, liberal kesimler ve hak arayışındaki kadınlar başta olmak üzere farklı kesimlerden gelen "demokratikleşme" ve sosyo-politik değişim talepleri ülkenin geleneksel yönetim anlayışının kökünden değişmesine, dolayısıyla istikrarsızlıklara, yol açabilir. Dördüncü olarak, ülkede giderek etkili olan Sünni-Selefi radikal bir İslami muhalefet vardır. Orta vadede Riyad'ı en çok etkileyecek tehditlerden birisi bu radikal hareketler olacaktır. Aslında Riyad'ın kurduğunu ilan ettiği "İslam ittifakı" daha çok bu tehdidi dengelemeye yönelik olarak da okunabilir. Son olarak, Suudi Arabistan'daki ekonomik sıkıntıların (bütçe açıkları, enflasyon, işsizlik, petrol ürünlerindeki iç zamlar, uluslararası piyasalardaki petrol fiyatlarının düşüklüğü vb.) artması, ciddi bir iç soruna yol açabilir. Ekonomik kriz bir taraftan Suud vatandaşlarının maddi sıkıntılar yaşamasına ve yönetime karşı hoşnutsuzluklarının artmasına yol açacak; diğer taraftan da Riyad'ın en önemli dış politika araçlarından biri olan maddi yardımlardan mahrum kalacaktır. Dolayısıyla ekonomik kriz, Suudi Arabistan'ın iç siyasi istikrarına ve dış politikadaki etkinliğine ciddi bir darbe indirebilir. Suudi Arabistan hükümetinin kırılganlığının her zamankinden daha fazla olduğu bir dönemde İran ile rekabetinde sıkıntılar yaşaması kaçınılmazdır. Ayrıca ulusal ve bölgesel bağlamda geliştirdiği ittifaklarda sıkıntılarla karşılaşması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumdan kurtulması için geliştirdiği "Sünni İttifakı" beklentiyi karşılamayacak, ancak güçlü bir bölgesel aktörle yapacağı işbirliği İran'la mücadelede etkili olabilir. [Star Açık Görüş, 14 Şubat 2016] [category güvenlik] [tags SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI, İran, Rekabet, Suudi Arabistan] |
|
"Zeki Sarıhan" <zekis...@gmail.com>: Feb 26 11:47PM +0200
*CHP İÇİN VERİLEN KAVGANIN ANLAMI* *Zeki Sarıhan* CHP için, partinin içinde ve dışında dikkate alınması gereken bir kavga veriliyor. Bu mücadele CHP yoluyla Türkiye’nin geleceğine de damga vurmak istiyor. Geçtiğimiz yıla kadar, internet üzerinden sürekli iletiler gönderen bir avukat *“Bir CHP’li olarak” “CHP’yi kurtarmak için”* uğraşıyordu. Fakat CHP yönetimi için kullandığı suçlayıcı dil o kadar ağırdı ve hakaret doluydu ki, bunun bir CHP’li olmadığını fark etmekte gecikmedim ve bunu kendisine *“kullandığınız dil bir CHP dili değil” *diye yazdım. Bana verdiği özel yanıtta *“Ben zaten CHP’li değilim. Bu partiyi yola getirmek için CHP’li görünüyorum” *demez mi? Onu CHP içine bir istihbarat örgütü mü yoksa başka bir parti mi yerleştirdi meraka değer. Bu konumda bir kişiyle görüş alışverişi yapmanın bir anlamı olamazdı. Bu yanıtından sonra gönderilerini engelledim. Sanırım o CHP hakkındaki derin tahlillerine hâlâ devam ediyordur. Galiba CHP Ankara İl başkanlığınca ihraç isteğiyle disiplin kuruluna da sevk edildi. İşin dikkate değer tarafı, CHP yönetimiyle anlaşamadığı, aday gösterilmediği veya kazanamadığı için CHP ile üyelik bağını korumakla birlikte aynı keskin suçlamalarla CHP’ye hücum edenlerin bunu bir meslek haline getirmiş olmaları. Şeklen bir CHP’li gibi görünmekle birlikte bunların bedenleri CHP içindeyse de beyinleri tamamen başka yerde. CHP’yi bütünüyle *“yola getirmek”,* bunu yapamazlarsa ondan büyük bir parça koparmak isteyenlerle ittifaklara giriyor, onlarla aynı dili kullanıyorlar, onlarla aynı kanallarda buluşuyor, uzatılan mikrofonlara konuşuyorlar. CHP, parti içinde demokratik tartışmanın varlığı açısından diğer partilerden çok farklı. Bu, onun geniş bir yelpaze partisi olmasından da kaynaklanıyor. Buna rağmen, CHP yönetiminin bu tip CHP’lilere nasıl tahammül ettikleri şaşılacak bir durum. CHP için bu kavga niçin veriliyor? Partiyi beğenmeyenler için politika yapılacak aynı üslubu kullandıkları başka partiler de var. Ama hayır. Bunun nedenini CHP muhalifi birinden duyduğum şu söz olmalı: *“CHP’nin ölüsü bile çok para eder!”* Peki, gerek parti üyesi görünerek, gerekse başka bir partinin yöneticisi, sözcüsü olup işi gücü bırakarak CHP’ye muhalefet yapan diğer çevreler CHP’den ne istiyorlar? Ne istediklerini, onların ideolojik gıdayı aldıkları ve son zamanlarda “Tayyip Erdoğan’la aynı politikada buluştuk” diyenlerin sözlerinden anlamak mümkündür. CHP’den bir Nihat Erim, Turhan Feyzioğlu partisi veya laik bir MHP çıkarmak istedikleri anlaşılıyor. CHP içinden geçmişte birçok parti çıktı. Bunların bir kısmı iktidara da geldiler. Dünyanın ve Türkiye’nin geçirdiği değişim CHP’yi de hep değişime zorladı. Bu değişime Atatürk ve İnönü dönemleri de dâhildir. Bugün CHP’ye en şiddetli muhalefeti yapan çevrelerin en çok kullandıkları Atatürk adıdır. CHP’li kitleler üzerinde Atatürk adının büyük bir saygınlığı vardır. Ancak bu çevrelerin Atatürkçülüğü seçmenlere güven vermiyor. CHP’liler, sağduyularıyla CHP’den kopmuyorlar. CHP’nin solunda partilere ihtiyaç vardır. Bunlar CHP’nin sola çekilmesinde olumlu bir rol da oynarlar. Gerektiğinde onunla belli konularda ittifak da yaparlar. Ancak günümüzdeki CHP’ye şiddetle muhalefet eden bu çevreler onu sola değil sağa çekmeye çalışıyor. Amaçlarına ulaşabilirlerse, Tayyip Erdoğan’la aynı noktada buluşan kitleler büyüyecektir. Bana bu yazıyı yazmayı, geçen hafta bir konferansını dinlediğim CHP’nin eski bir Uşak milletvekili ilham etti… |
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1787&Itemid=49
- Son oyun (Ergün Diler) - 1 Güncelleme
- ÇEVRE DOSYASI /// H. HÜMEYRA ŞAHİN : Çevreciliğin Siyasallaşması - 1 Güncelleme
- YENİ İRAN // Ahmet Kılıçaslan Aytar - 1 Güncelleme
- TARIM BÜROKRASİSİ BAKAN FARUK ÇELİK’ E DİRENİYOR - 1 Güncelleme
- DENİZCİLİK SEKTÖRÜ ÇIKIŞ ARIYOR - 1 Güncelleme
- Bugün Cumâ - 1 Güncelleme
- KABAHAT KİMDE? - 1 Güncelleme
- AYM ve Abdullah Gül Sorunu - 1 Güncelleme
- Kul hakkı nedir? Nasıl affedilir? - 1 Güncelleme
- YENI ANAYASA GEREKLI MI ??? - 1 Güncelleme
- ihsan ünlü-köşe yazısı - 1 Güncelleme
- köşe yazısı - 1 Güncelleme
- DİYARBAKIR YÜRÜMEDİ! - 1 Güncelleme
- [Konu Yok] - 1 Güncelleme
- WG: UYARI - ÇOK ACİL - 1 Güncelleme
- İRAN DOSYASI : İran'da Ne Muhafazakârlar Ne De Reformcular Kazandı - 1 Güncelleme
- KÖRFEZ DOSYASI : İran ve Rusya Arasındaki Mecburi Müttefiklik Ne Zaman Biter ? - 1 Güncelleme
- SURİYE DOSYASI : Suriye'deki Geçici Ateşkesin Kazananları - 1 Güncelleme
- RUSYA DOSYASI : 'Rusya DAEŞ'in Pozisyonunu Güçlendirdi - 1 Güncelleme
- İRAN DOSYASI : İran Seçimlerinin Ortadoğu'ya Etkisi - 1 Güncelleme
- EKONOMİ DOSYASI : Sıfırın Altında Faiz - 1 Güncelleme
- GÜVENLİK DOSYASI : Silah Harcamaları Ülke Ekonomilerini Tehdit Ediyor - 1 Güncelleme
- AH ŞU DOKTORLAR!.. - 1 Güncelleme
- MERMER FUARINA ÇİNLİ GELMİYOR - 1 Güncelleme
- İLGİÇ BİR BALIK AVI - 1 Güncelleme
ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>: Mar 04 12:23AM +0200
Anlayana sivrisinek saz
Anlamayana davul zurna az
A.D.Şimşek
Son oyun Ergün Diler
Türkiye'de derinden giden fay'lar son dönemde hareketlendi. Kenarda köşede
herkes konuşmaya başladı.
Gruplar halinde mesajlar veriliyor, cenazelerde, konferanslarda, törenlerde
kimin kiminle olduğu ortaya çıkıyordu...
Bugün biraz daha açık olalım. NET KONUŞALIM...
Kimseyi kırmadan incitmeden doğruları anlatmaya çalışalım...
Atatürk zamanından beri Türkiye İKİ KUTUP ARASINDADIR.
Hatta Atatürk ile İnönü farklı kutupları temsil eden liderlerdi.
Siyaset olarak farklı ekollerin izlerini taşırlardı. Bu hep oldu.
Osmanlı'yı yıkan ve Cumhuriyet'i kurduran güç İngilizler'di. İkinci Dünya
Savaşı'ndan sonra Amerika gelip bölgeye ve ülkemize ortak oldu.
1960 darbesi İngilizler'in tek başına yaptığı son hamleydi. Sonra hep ortak
oldular. Bazen Londra bazen de Washington öne çıktı. Ama genel kanı
bunların arasında sorun olmadığı yönündeydi.
Oysa gerçek bambaşkaydı!
HATIRLAYIN... AK PARTİ yeni gelmişti. Daha sistemi tanıma şansı
bulamamışken İstanbul'un göbeğinde bombalar patladı.
2003 15 Kasımı'nın sabah saatlerinde Şişli'deki BET İSRAİL SİNAGOGU ile
Beyoğlu'ndakiNEVE ŞALOM SİNAGOGU önünde bomba yüklü araçlar infilak etti.
Ortalık kan gölüne döndü. 28 kişi can verdi. 300 kişi de yaralandı.
Bundan 5 gün sonra ise bomba yüklü kamyonetler yine İstanbul'un merkezinde
ortaya çıktı. Sabah saat 10.55'te Beyoğlu'ndaki BİRLEŞİK KRALLIK
KONSOLOSLUĞU patlama ile sarsıldı. Aradan 5 dakika bile geçmeden bu kez
Levent'teki HSBC BANKASI ölümü yaşadı!
31 kişi hayatını kaybetti. 450 kişi yaralandı. İstanbul en korkunç
günlerinden birini yaşıyordu. EL KAİDE gelip yapıyordu ama kimse işin arka
planını bilmiyordu!
Gazeteler ve televizyonlar zaten bunları anlamayanlarla doluydu.
Bilenler varsa da söyleyemezdi!
Aslında o saldırılar AK PARTİ içindeki bilmediğimiz KAVGA'nın da
dışavurumuydu.
AK Parti kurulduğu günden beri İNGİLİZLER 'in içinde yer aldığı bir
oluşumdu. Ama Türkiye bunu bilmezdi. İngilizler ve bunlara çalışanlar her
kılığa girerdi. Sadece AK Parti içinde değil, MHP, CHP, HDP ve etkili
olacak her oluşumun içinde kesinlikle ve kesinlikle bu adamlar olurdu! Bu
saldırılarla İngilizler'e birileri meydan okuyordu! Bir güç
Londra'ya"Artık Türkiye'de
işiniz bitti. Çekin gidin!" diye mesaj yolluyordu. EL KAİDE güzel bir
tabelaydı. CIA'nın operasyon KODU EL KAİDE 'ydi!
Yani Amerika İngilizler'e savaş açıyordu. Bu daha sonra PARA üzerinden,
finans üzerinden gitti.
İngilizler Amerika'nın tahterevallideki diğer ortağı Rusya'yı hiç sevmezdi.
Moskova düştüğü an Amerika'yı bölgede yenmek çok zor değildi onlar için...
Bilirlerdi. Rusya devre dışı kaldı mı Ankara ele geçti mi Amerika
Ortadoğu'da yoktu!
Bütün bu dengenin içinde MİLLİ ÇİZGİDE duran lider Erdoğan'dı!
Bunun için de saldırıya uğruyordu.
Onlar geliyor Erdoğan bertaraf ediyor, millet de arkasında güç olarak
yükseliyordu. Son dönemde özellikle KÜRT MESELESİ, PYD-YPG-PKK kartlarında
Erdoğan İngilizler'in de Amerikalılar'ın da istemediği yola girdi.
Ankara'nın çıkarı için!
Suriye meselesinde birileri Ankara'yı bilerek hataya sürükledi.
Birileri AMERİKA ile RUSYA'nın dünyanın her yerinde görünmez ortak olduğunu
ıskaladı! Oysa 1945'ten beri süren anlaşmaları vardı. Sınırımızın hemen
aşağısında da bunu tekrar gösterdiler. PYDYPG konusunda da işbirlikleri tam
gaz gidiyordu. Gidecekti de... İki gücün de vurmaya çalıştığı merkez
Avrupa'ydı...
İşte bu kavgayı biz içeride PARTİLERİN içindeki mücadele olarak görüyorduk!
MHP lideri Sayın Bahçeli ile Meral Hanım'ın, Koray Aydın'ın, Sinan Oğan'ın
kişisel bir derdi yoktu! Olamazdı.
Ama DIŞ DENGE gelir bu gruplar arasında kavgayı ateşlerdi! O sebebi
bulurlardı. CHP'de durum farklı mı? Hiç değil! Deniz Baykal Bey geçtiğimiz
gece yine ekrandaydı.
Çok şey dedi ama tek bir şey söyledi! "Gerekirse kendimi de feda ederim ama
KemalKılıçdaroğlu'nu o koltukta oturtmam..." Bunu bu açıklıkta söylemedi
tabii. Satır aralarındaki gizli mesaj buydu! AK Parti içinde kenara çekilen
Bülent Beyler, Hüseyin Çelik Beyler, Sadullah Ergin Beyler de boş
durmuyordu! AK PARTİ'de Tayyip Bey dışında kimsenin milletten oy alacak
gücü yoktu! Öyle olsa çoktan parti kurarlar ve yola çıkarlardı.
Ama buna rağmen durmuyorlardı!
NEDEN?
AK Parti içinde hem ABDRusya hem de Avrupa-İngiltere ekseninde olan isim
çoktu! Diğer partilerde olduğu gibi... Bir de ANAYASA MAHKEMESİ çıktı
şimdi! Bakın Çin sosyalistti! Ama birileri KAPİTALİZMİ alıp oraya götürdü.
Yan yana gelmeyecek ideolojiler arkadaş kardeş olup üretti. Aynısını
Sovyetler'in, Rusya'ya dönüşümünde gördük!
Sosyalistler bir gecede kapitalist oluveriyordu! Demek ki ideolojiler
birilerinin silahıydı. Günü geldiğinde kullanırlardı! Bizde de böyleydi.
LAİKLERLE MÜSLÜMANLAR yan yana getirilmezdi. Karşı, hatta düşman gibi
gösterirlerdi. Mahkeme kararları bunları tescil ederdi.
BAŞÖRTÜSÜ ile halkı bölerlerdi!
Oysa Erdoğan bunun tıpkı ÇİN'deki gibi bir oyun olduğunu gösterdi.
Herkesi el ele tutuşturdu. Sovyetler'i Gorbaçov, Türkiye'yi ise Erdoğan
değiştirdi! Bunu anlamak ve görmek istemiyorlardı. Ama oyun kuranların
oyunu bitmiyordu! Hep söylediğim gibi LAİKLERİN arasındaki yabancılar daha
çok muhafazakar yapılar içinde mevcuttu. Yıllarca belli merkezler
BAŞÖRTÜSÜ üzerinden
kavga etti. Bir yanda HÜRRİYETdiğer yanda karşıtı gazeteler vardı. Şimdi
içinden geçtiğimiz dönemde uzun zamandır yetiştirilen ve muhafazakar süsü
verilen güçler ayağa kalkacaktı...
Adamlar kartın iki yüzünü de kullanıyordu! Laikçilerle Erdoğan'a
saldıranlar ileMUHAFAZAKAR sos ile gelenler aynı AKLIN ürünüydü! Yakında
bunu görecektik.
İşaretler zaten ortadaydı!
Peki, nereye gelmek istiyorum?
Yıllarca susan İNGİLİZ ekolü son dönemde ayakta!
Erdoğan Washington'a karşı DİK DURDUKÇA birileri durumdan vazife çıkardı.
Bakın aynı anda MAHKEMELER , CHP, MHP, AK PARTİ ve HDP titredi! NEDEN?
İşte soru bu!
Erdoğan'ın dik duruşunu görenler TASFİYE olacağını düşünüp parti içinden
yükselen ses oluverdi.
Neden dün konuşmuyorlardı değil mi? Neden şimdi? Aynısı CHP için
geçerliydi! Deniz Bey neden şimdi konuşuyordu! Avrupa'ya yakın duran Kemal
Bey'e niçin BAYRAK açıyordu! Ve neden şimdi?
MHP'de ise İngiliz ekolünü temsil edenler ağırlıktaydı! Ama şimdi
Amerika'ya yakınlığı tescilli olanlar ayaklanıyordu! Neden? Ve niçin şimdi?
Erdoğan giderse bütün siyasi kartlar yeniden dağıtılacaktı! Bu satın
alınıyordu birileri tarafından!
Oluşacak boşluğu doldurmak için İNGİLİZLER , AK Parti içinden, AMERİKALILAR ise
hem AK Parti hem de muhalefet üzerinden geliyordu!
"En önemli AKTÖR set dışına itilecek" diye bu telaş... Beklentileri bu!
Boşuna ama bunu bekliyorlar!
Belki inanmayanlar olacak!
Biliyorum. İleride "Ben demiştim!" demek de istemem! Ama toplanın ve milli
çizgide birleşin... Yer belli.
İsim belli. Sonra geç olur. Bu fırsat bir daha gelmez. Şartlar ne kadar zor
olsa da bölge güzel bir geleceğe gebe... Bunu ıskalamayalım.
Anlayalım ve kenetlenelim.
Farklılığımız zenginliğimiz. Omuz omuza deviremeyeceğimiz bir şey yok. Bu
fırsatı kaçırmayın! 2016'da PAYLAŞIM bitecek.
Geri durmayın! Devletinize sahip çıkın! Güç sizsiniz! Biz gücüz!
- 03 Mart 2016, Perşembe
http://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2016/03/03/son-oyun
"Atakan MERT" <ataka...@superonline.com>: Mar 04 12:01AM +0200
Hümeyra hanım gibi akademisyenlerin aşağıdakine benzer yazılarını okuyunca onların gerçek bir akademisyen olup olmadıklarından şüphe ediyorum. Nedenlerini aşağıdaki yazının satır aralarına girerek özetlemek istiyorum.
Saygılar
Atakan Mert
From: add_anado...@googlegroups.com [mailto:add_anado...@googlegroups.com] On Behalf Of Özel Büro (Digi.Security.Isnet)
Sent: Thursday, March 3, 2016 3:43 AM
To: MAIL GRUBU - ADD AKDENİZ;
Subject: ÇEVRE DOSYASI /// H. HÜMEYRA ŞAHİN : Çevreciliğin Siyasallaşması
http://akademikperspektif.com/wp-content/uploads/2016/03/artvin-cerattepe-yol-kapatma-696x409.jpg
H. HÜMEYRA ŞAHİN
University of London, The School of Oriental and African Studies
Çevre konusu, zaman zaman ateşli siyasal tartışmalara sebep oluyor. Temelde ağaç, doğal çevrenin korunması gibi yeşil odaklı ‘soft’ bir konu görünümündeyken, bir anda ‘hard’ bir siyasal mücadelenin mevzu haline geliyor.
Eğer bir kişi akademik bir eğitim almışsa; dünyanın ekolojik yapısına büyük sermayedarların yaptıkları dehşetli saldırılarla, ozon tabakasının delinmesinden buzulların erimesine ve iklimlerin değişmesine, hava ile yer altı sularının kirlenmesine kadar dünyanın sürdürülebilir yaşamını hayati bir tehlikeye soktuğunu öğrenmiş olması gerekir. Hal böyle iken bir akademisyen bu yaşamsal tehlikeye ‘’soft’’ bir konu olarak bakabiliyorsa, en hafif tabirle pes yani denir. Bu kadar cahil olamayacağına göre ise ‘’ büyük sermayenin verdiği zararları halkın gözünde hafifletmek için tutulmuş bir akademisyen(!) olmaktan başka bir şey değildir.. ‘’Hard’’ siyasi mücadele yapılırken önce bu tip yandaş akademisyenlerden başlamak gerekir..
Gezi’de, Cerattepe’de ya da dünyada hükümetleri, devlet başkanlarını hedef alan birçok örnekte olduğu gibi… Peki yeşilin korunması, çevre gibi gayet spesifik bir konu, nasıl geniş kitlelerin siyasal ilgilerini şekillendiren bir tartışmaya dönüşüyor? Siyasal kutupların mücadele haline alanı haline geliyor?
Verdiği şu örneklere ve de yaklaşım şekline bakar mısınız? Gezi ve Cerattepe eylemleri ‘’yeşilin korunması ve çevre gibi..’’ gayet spesifik yani naif ve basit bir konu iken ‘’geniş kitlelerin siyasal ilgilerini şekillendiren bir tartışmaya dönüşmesine’’ hayret edebiliyor. Sanki dünyadan habersiz dağ başındaki bir çoban…
1860’da Ekoloji biliminin kurucusu Ernst Heackle ile doğan çevreci hareket, ilk başta bilimsel bir arka plana sahipken, 68 olaylarıyla toplumsal harekete, 80 sonrasında da siyasal bir harekete dönüştü.
Elbette bu siyasal evrilmenin reel ihtiyaçlar dünyasında bir karşılığı var; Sanayileşmenin sebep olduğu olumsuz etkiler, nüfus artışı, doğal kaynakların azalması ve adaletsiz kullanımı gibi hususlar…
Bu nedenle, son 20-30 yılda birey için çevre konusu, güvenlik, refah, özgürlük gibi talepler arasında yer almaya başladı. Üretim ilişkileri ve teknolojinin kullanım biçimlerine karşıtlık, savurgan kaynak kullanımına itiraz gibi yüksek sesli siyasal talepler ortaya çıktı.
Bu talepler, aynı zamanda ahlaki bir tutumdan ilham alıyordu. Ancak sade bir yaşamın anlamlı bir muhtevaya sahip olabileceği görüşü, çevreci hareketin değer dinamiği olarak kabul edildi. Tabiatın dengesi ancak insanın kibrinden vazgeçmesiyle korunabilirdi.
Sade bir yaşam, karşılıklı toplumsal dayanışma, göç gibi nüfus hareketlerini minimum düzeye indirmek, dolayısıyla ulaşım araçlarını, ihtiyaç oldukça kamusal ölçeklerde kullanmak gibi hedefler, bu ahlaki tutumu pratize etmeye yönelik tedbirlerdi.
Fakat dünya her geçen gün bu ideallerin zıddı bir istikamete gidiyor. Araba aşkı, orta sınıfın yükselişi, modern toplumun her sorunu teknolojik çözümlerle aşabileceği anlayışı, meseleyi içinden çıkılmaz bir noktaya getiriyor. Savurgan tüketim ve üretim kalıpları, gündelik hayatı adeta kuşatıyor. Bu çerçevede, çevreci hareket, insanların sömürülmesi sonlandırılmadan çevrenin sömürülmesi de sona erdirilemez fikriyle, kendi talebini kapitalizm karşıtlığıyla birlikte dillendiriyor.
Fakat tüm bu teorik arka plana rağmen, siyasal çevreciler toplumdan kopuk profiller olarak karşımıza çıkıyor. Ve taleplerini muhalif bir ideolojik söylemle dile getiriyor. Gerçekten de çevre hareketlerine bakıldığında sol ideolojinin kuşatması altında olduğu görülür.
Yukarıda yazdıklarını okuduğumuzda dünyadan haberi var gibi görünüyor. Ancak üstünkörü verdiği bilgiler bile, yazısının içeriğine bakıldığında, üstünkörü okuduğu anlaşılıyor. Ve hemen bu hareketleri ‘’kapitalizm karşıtlığı’’ gibi klasik bir düzleme indirgiyor. Herhalde bilfiil kapitalist kesimin kendisinin düzenlediği uluslar arası toplantı ve anlaşmalarla doğaya yapılan bu aşırı saldırıları durdurmaya çabaladığından da habersiz.. Özetle bu karşı duruş sadece sol ideolojinin değil kapitalist dünyanın da gündemindedir. Artık Yeşilleri de içine alan sol hareketle bazı ara çözümler üretmeye çabalayan kapitalist esas fark, ilkinin kökten önlemlere başvurulması talebine karşın ikincisinin palyatif tedbirlerle sömürüye devam etmeye gayret etmesidir.
Oysa çevreci bir hareketin başarıya kavuşması, toplumun içinden bir ses olmasına bağlı. Sol ideolojinin çatışmacı dili yerine toplum değerleriyle örtüşen bir söylem belirlemek önemli. Meselenin eğitim boyutunu ihmal etmeden, bireylerin kişisel hayatına yerleşmiş alışkanlıklarla, tasarruf bilinci ve tabiatı kendi bedeninin bir parçası olarak görebilecek bir ahlaki olgunluğa yaklaşmak aslolan.
Yeşil bir ekonomi, yeşil teknoloji, yeşil eğitim, gelecek 50 yılın en önemli konuları. Fakat bunun toplum tabanına yayılmış samimi, uygulanabilir bir hassasiyetle ele alınması önemli. Toplumu dışlayarak, muhalif bir dil üreterek değil.
Hele bu son iki paragraf evlere şenlik. Yazısını eğitim, tasarruf bilinci, ahlaki olgunluk gibi güzellemelerin ardına gizleyerek toplumu pasifize etme gayretini gözlerden kaçırmaya çabalıyor. Verdiği örneklerde Gezi Parkı ve Cerattepe hareketlerini sanki halkın kendisi başlatmamış ve sürdürmemiş gibi hükümet görüşünü legalize etme gayreti içine düşüyor. Hükümetin ve kapitalist düzenin polisle, gazla halkın üzerine yürümesini ‘’soft’’ olarak değerlendirirken, ekolojik dünyaları ve yaşamları tehlikeye giren yöre halkının ayağa kalkışını, bir de sol ideoloji gibi yorumlayıp ‘’hard’’ olarak değerlendiriyor.. Bilhassa Artvin halkının köylüsü ve kentlisiyle yaptıkları açıklamalardan görüyoruz ki, ne sol ideoloji ne de sağ ideoloji ile ilgileri var. Hatta çoğu ‘’ ellerim kırılsaydı da AKP’ye oy vermeseydim’’ diye ağlıyor… Bazıları da ‘’ hem de bizim doğamıza hayatımıza saldıran müteahhit bizim yörenin insanıymış..’’ diye yakınıyor. Özetle toplumu dışlayan ve muhalif bir dil üreten sol değil sağın ta kendisi…
[category istihbarat]
[tags ÇEVRE DOSYASI, H. HÜMEYRA ŞAHİN, Çevrecilik, Siyasallaşma]
--
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "ANADOLU HAREKETİ" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için add_anadoluhare...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu gruba yayın göndermek için, add_anado...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu https://groups.google.com/group/add_anadoluhareketi adresinde ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazla seçenek için https://groups.google.com/d/optout adresini ziyaret edin.
"Ahmet Kılıçaslan Aytar" <ahmetkilic...@gmail.com>: Mar 03 10:50PM +0200
*YENİ İRAN*
Ortadoğu'da düzenin ve barışın sağlanabilmesinde çok önemli bir aktör olan
İran'da, Parlamento ve Uzmanlar Konseyi seçimleri yapıldı.
Gelen sonuçlar; Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin Parlamentoda 30 sandalyenin
tamamını kazandığını,
Uzmanlar Meclisi'nde ise Ruhani'nin meclise girecek 16 isimden en az 13'ünü
kazandığı gösteriyor.
*
İran'ın siyasal gündemini belirleyen sonuçlar, Tahran ve Tebriz'de
Cumhurbaşkanı H.Ruhani'nin temsil ettiği ılımlıların zafer kazandığını ve
Dini lider Ayetullah Ali Hamaney temsil ettiği aşırı muhafazakârların ciddi
anlamda gerilediğini gösteriyor.
Kırsalda, özellikle Kum ve Rey gibi muhafazakârların çok güçlü olduğu
şehirlerde alınan sonuçların ise beklendiği üzere Hamaney'in lehinde olduğu
görülüyor.
*
İran Anayasası'nda Dinî liderlik ya da Rehberlik en önemli kurumdur.
Rehber, Kur'ân-ı Kerîmde ve Hadîs-i Şerîflerde açıkca bildirilmemiş olan
hükümleri, açık ve geniş olarak bildirilenlere benzeterek meydana
çıkarabilen derin âlim anlamına geliyor.
Rehberi seçmek, denetlemek ve gerekirse azletmekle görevli kurum ise halk
tarafından seçilen Uzmanlar Konseyidir, fakihler bu meclisin üyeleri...
*
Rehberlik Kurum'u yasama, yürütme ve yargının üzerindedir, o yüzden İran'da
iki aşamalı bir kuvvetler ayrılığından söz ediliyor.
Rehber, Cumhurbaşkanının atanmasında ve azledilmesinde: Savaş ve barış
kararının alınmasında: Önemli kurumların başkanlarını seçiminde ve daha
birçok alanda doğrudan yetkilidir.
*
Bugünün Rehberi Ayetullah Ali Hamaney, Uzmanlar Meclisi ve Devrim
Muhafızları'nın ittifâkıyla,kendisini İslam Devrimi'nin koruyucusu olarak
gören aşırı muhafazakâr kanadı temsil ediyor.
Cumhurbaşkanı H.Ruhani'nin temsil ettiği ve İran siyasetinde reform isteyen
ılımlı kanadın etkinliğini kontrol altına almanın mücadelesini veriyor...
*
Ne ki, Ruhani'nin temsil ettiği ılımlılar halkın büyük kısmından destek
alıyor.
Çünkü İranlılar, 1979'dan itibaren ABD'nin ticarete ve finansal
operasyonlara getirdiği kısıtlamalarla karşı karşıya kalmış,
1996'da D'Amato Yasası'yla, petrol ve gaz üretim endüstrisindeki yatırım
süreçleri ciddi darbe almıştır.
Sonra nükleer teknolojide kaydettiği ilerleme İran'ı BM Güvenlik Konseyi
zeminine getirmiş ve 2006'dan itibaren kabul edilen 4 ayrı kararla "Nükleer
Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması" na aykırı hareket ettiği
gerekçesi ile kişiler ve kurumlar bazında bir takım yaptırımlara uğramıştır.
*
İran bu tecride farklı yöntemlerle tepki göstermiş,
Nükleer altyapının kilit önemdeki bileşenlerini yoketmek çabasında bulunan
NATO saldırısına karşı,
İran balistik füzeleri ülke genelinde dağıtarak konuşlandırılmış, Hava
kuvvetlerinde hızlı tepki gösteren yeni birlikler oluşturulmuştur.
İran kendine uygulanan tecride karşı ayakta kalabilme güdüsüyle iç
anlaşmazlıklarına rağmen birleşmiş,
"İslam Milliyetçiliği" ardından hızla "nükleer milliyetçiliğe" yönelmiştir.
Bugün İranlılar, Mahmud Ahmedinecad döneminden itibaren ülkenin içerisine
sürüklendiği ekonomik sorunları, değişime kapalı olan aşırı
muhafazakârların hatası olarak görüyor...
*
Bugün nükleer anlaşma İran İslam Cumhuriyeti'nin elini güçlendirmiştir.
İran'ı yumuşak güç unsurlarına ilaveten sert güç unsurlarını hiç çekinmeden
kullanma potansiyeli, sürekli göz önünde bulundurulması gereken bir ülke
yapıyor.
Hidrokarbon kaynakları, İran'ı dünya enerji jeopolitiğinde önemli
pozisyonda tutuyor.
Üstelik İran, Orta Doğu'da Şii diyasporası üzerinde büyük etkiye sahiptir.
Şii ve Sünni direniş örgütlerine sağladığı geniş çaplı destek ve Irak,
Suriye ve Körfez ülkelerindeki Şii nüfus üzerindeki doğrudan etkisini ihmâl
etmemek gerekiyor.
İran, bu gücüyle Suriye ve Irak'ta devam eden istikrarsızlıklar ve IŞİD
terör örgütünün bölgede artan etkisi ile yürütülen mücadelede aktif olarak
yer alıyor.
Bölge ve dünya dengeleri açısından oyun değiştirici etkilerini kullanıyor.
*
Bu yüzden Dini lider Ayetullah Hamaney, Ruhani'nin temsil ettiği ılımlı
kanatla mücadelesinde zorlanmaktadır.
Hamaney 77 yaşındadır, bu bir olasılıkla yeni seçilen Uzmanlar Meclisi'nin
gelecekteki Rehber'i seçeceği anlamına geliyor...
*
Dayatılan yaptırımların kaldırılmasıyla; İran'ın uluslararası enerji
piyasalarına ulaşması için işbirliği yapılması,
Bu suretle İran pazarının Avrupa yararına açılması, hidrokarbon
piyasalarında Rusya'nın payının azaltılması düşünülmüştür.
Buna mukabil İsrail-Filistin arasında çevre ülkeleri de kapsar bir barış
planında Ortadoğu'yu, bilhassa İsrail'i ateşe atabilecek bir polita
yürütmekten alıkoymak öngörülmüştür.
*
Ama ABD İstihbarat Topluluğu'nun (Intelligence Community) "İsrail Sonrası
Ortadoğu'ya Hazırlık" raporunda Çin'in, İslami uyanış, radikalizm ve
Filistin yanlısı kuvvetin yükselişi sonunda İsrail'in ayakta kalamayacağını
bildirmesi İsrail'i,
İran'ın Şii hilâliyle yayılma olasılığı ise İsrail'i olduğu gibi Suudi
Arabistan'ı derinden etkiliyor...
*
Bu yüzden Ortadoğu'daki gücün Suudi Arabistan ve İran arasında dağıtmanın
yolu örülüyor.
İsrail'in 10-15 yıl içerisinde İran'la gireceği doğrudan bir savaş
öngörüsüyle yeni bir strateji geliştirilmiştir.
Buna göre; 1955' te Sovyetler Birliği'nin Ortadoğu'ya nüfuz etmesini
önlemeye yönelik olarak NATO'nun bir uzantısı olarak kurulan "Bağdat
Paktı"nın yeni bir açılımı devreye alınıyor.
Bu kez İran; hem SSCB'nin o dönemki rolünü üstlenmiştir hem de Ortadoğu'da
nüfuz ettiği alanlarda karşısında Sünni Arapların oluşturduğu NATO'nun
uzantısı bir savunma örgütü buluyor...
*
Üstelik ABD, Hürmüz Boğazı'nda İran'ı caydırmak ve körfez ülkelerini
korumak için donanmalarına yüklediği ve operasyonel hale getirdiği Füze
Savunma sistemiyle birlikte konuşlandırdığı tüm serilerinde Patriot
bataryalarını,
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Küveyt, Katar, Umman'a
sağladığı veri bağlantılarıyla birleştirmiş,
İsrail ve Türkiye'de konuşlandırılan füze savunma sistemleri ve patriot
sistemleriyle tek tetik oluşturmuş,
Bölgede kendi sistemine entegre ettiği füze kalkanını İran ve Rusya'ya
yönlendirmiş bulunmaktadır.
*
Parlamento ve Uzmanlar Konseyi seçimleri İran'ın izlediği politikalar ve
artan etkinliğini teyid etmiştir.
Şimdi Türkiye, toplumsal anlamda meşru, Batılı ülkeler ile pragmatik
temellerde anlaşabilen ve bölgesel etkinliğini konsolide etmiş bir İran ile
karşı karşıyadır.
Ancak Bağdat Paktını andıran yeni bir pakt oluşurken Türkiye; İsrail ve
Suudi Arabistan ekseninde ve ön cephede bulunuyor.
4.3.2016
Ahmet Kılıçaslan AYTAR
ahmetkilic...@gmail.com
"Çapar Kanat" <capar...@gmail.com>: Mar 03 08:34PM +0200
'' TARIM BÜROKRASİSİ BAKAN FARUK ÇELİK’ E DİRENİYOR'' başlıkl yazım
aşağıdaki linkte olup bilgilerinize sunarım.
http://www.alotarim.com/index.php/tarim/item/1720-tarim-burokrasisi-bakan-faruk-celik-e-direniyor
Saygılarımla
Çapar Kanat
https://twitter.com/caparkanat
*Çiğ Sütü Kaynatarak Yoğurdumu Evde Yapıyorum*
Huseyin Ozbek <hozb...@yahoo.com>: Mar 03 06:26PM
DENİZCİLİKSEKTÖRÜ ÇIKIŞ ARIYOR Başta DoğuKaradeniz’de Novorosisk, Soçi ve Tuapse olmak üzere Azak Denizi’ndeki Ruslimanları ile Azak’ın batısındaki Ukrayna limanları (Berdyansk, Mariupol) Ukrayna– Rusya çatışmasından dolayı durgundu, yıllar yılı canlı olan denizticareti kötü etkileniyordu. O sulara 24 Kasım 2015 deki uçak düşürme olayı öncesi, rahat girip çıkan Türkarmatörleri ve Türk bandıralı (bayraklı) gemiler artık haksız yeresorgulanmaktan, gemilerinin bağlanma riskinden, kasti olarak liman işlemlerininzora sokularak sıkıntılar yaşamasından haklı olarak çekiniyorlar. Rus liman otoriteleri, Türk gemi adamıcüzdanında 48 sayfalık eski cüzdanları geçerli sayıyor. Halbuki Ulaştırma,Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı 60 sayfalık gemi adamı cüzdanının geçerliolduğunu, 48 sayfalık cüzdanlarınyürürlükten kaldırıldığı kendilerine bildirdiği halde Karadeniz’deki Ruslimanlarında Türk personele ceza vermeye, limandan kalkışları oyalamaya ve dekasten gecikmelere sebep oluyor. O denizcilerden, Rus limanlarından kalkanve Türkiye’ye intikal eden veya transit geçen Türk ehliyetli personelden burayayansıyan haberler artısı ve eksisi ile bu yönde, huzursuz edici. Gemi tutuklamaları başladığında (Aralık 2015– Ocak 2016) Rus limanlarında 8 Türk gemisi, Türk limanlarında ise 27 Rusgemisi tutuklandı. Açıkça görüldü ki liman denetimlerinde hata arama, mutlaka bir hata bulupcezalandırma yoluna gidildi. Rus limanlarındaki gemilerimize oradaki Türkkonsoloslar ne kadar yardımcı oluyorlar, yoksa hiç esameleri okunmuyor mu? Bukonuda tereddütlerim var. Denizcilik sektöründe işler anlatılanlardan,yazılan çizilen göz boyayıcı renkli tablolardan, çarşaf gibi pürüzsüz denizgörüntülerinden daha farklı. Armatörler Birliği Vekili ve TOBB. TürkiyeDenizcilik Meclisi Başkanı Erol Yücel’inweb sitelerine yansıyan görüşleri can sıkıcı: “Denizcilik sektörü bir faciayaşıyor. Hükümetin yeni eylem planında denizcilerle ilgili hiçbir şey yok.Bizim durumumuz turizmden daha kötü. Yaklaşık 17 aydır hükümetten randevu alamadık.” diyor. Pes doğrusu! Değil üç tarafımız, dört tarafımız da denizlerleçevrili olsa farklı mı olurduk?TEKNESİNİYÜZDÜRMEYE ÇALIŞAN ARMATÖR Bu sektör 2008’deki küresel krizinde altınadoğru düşmeye devam ediyor. Sebeplere bakıldığında, onların en önemlilerindenbiri Çin ekonomisindeki gerileme. Türkiye’dede armatörler tüm dünya ile aynı şekilde daralmaya, navlun fiyatlarındaki aşırıdüşüşlere direnmeye, ayakta durmaya, teknelerini yüzdürmeye çalışıyorlar. Kötü gidişteki diğer neden; Rusya ile olan uçak düşürme ve Suriyekrizinin Karadeniz’e yansıyan sudaki ayağı. Dünyadadeniz yolu ile 2015’te yapılan taşımacılık 10.7 milyar ton oldu. Bunun kısadökümlerine bir göz gezdirirsek yük olarak en fazla pay petrol ürünlerinde 2.7milyar ton ve bir önceki yıla göre % 4.8’lik artış gösterdi. Konteynertaşımacılığı 1.7 milyar ton, dökme yük 4.7 milyar ton. Ve gene dünya filosu birönceki yıla göre 2015’te % 3’lük artışla 1.8 milyar DWT. oldu. Konteynerelleşmelerinde bu yılın ilk aylarına ait gelen bilgilere göre 2009’dan beri ilkkez bu kadar geriliyor. Diğer aylar nasıl gelişir, yıl boyu nasıl sürerşimdiden tahminde bulunmak güç.*** İMEAK – DTO Meclis Üyesi Salih ZekiÇakır yılın son oda toplantısında yaptığı değerlendirme konuşmasında: “Şahsikanaatim Rusya ile Türkiye arasındaki krizden Rusların daha çok etkileneceğiyönünde… Bu aşamada deniz teamüllerine uymayan davranışlarla muhatapolunmaktadır. Personelden idrar tahlili alma yoluna bile gidilmiştir. Çeşitlieksiklikler tespit edilmekte ve bu eksiklikler giderilene kadar gemilerinlimanda bağlı kalmasına sebep olunmaktadır. İkinci bir uygulama ise armatörler neyle karşılaşacaklarını tamolarak bilmediklerinden Rus limanlarına gitmemeyi tercih etmektedirler…”dedi. Rus bayraklı gemiler Türkiye limanlarınayılda 2 400 adet uğrak gerçekleştirmekte, karşılığında 7.2 milyon DWT. yüktaşımakta, bunun 5.8 milyon tonu ithalat, 1.8 milyon tonu ihracattı. Türk sahipli gemiler ise Rus limanlarınayılda 4 250 uğrak yapmakta ve ortalama 10 milyon DWT. ton yük taşımakta idi.2016 yılının ticareti ise iç karartıcı başladı.TAYFASININMAAŞINI ZOR ÖDEYEN SEKTÖR Navlun endeks fiyatları son 5 – 6 senenindiplerinde. Evet petrol ucuzluyor, belki daha da ucuzlayacak, yakıt fiyatlarındageçmiş yıllara göre iyileşme olsa da genel gidişat oradaki artı değeri yokediyor. Bizim kadar ve belki bizden daha çok sıkıntıda olan ülke Rusya. Bugünitibari ile bir dolar 74 ruble (1 ruble bizim paramızla yaklaşık 4 kuruş), budüşüş devam ederse ve de o bir dolar 100 ruble ederse sıkıntı çok çok artacak. Kırım’da Akyar’da (Sivastopol); “Karadeniz bir Rus içdenizidir” diyen amirallerinde,“Tırnaklarımızı taktık, artık Suriye’desürekli söz sahibi olacağız” diyen Duma’daki milletvekillerinin nefesleri de,cüzdanları da daralacak, Her ne kadar Karadeniz deki limanları düşünmeye zamanlarıolmasa da, zarar vermeye çalışsalar da. Tersanelerde mega gemilerin inşası devamediyor. Bu da küçük tonajlı yaşlı gemilerin iş bulmasını zorlaştırıyor,zorlaştıracak; ticarette durgunluk yaratacak. Tayfalarının,personelinin maaşını ödemekte zorlanan bir sektör olmaya doğru yol alan bir TürkDeniz Ticaret filosu var. Sektör bu haliyle bırakılmayıp desteklenmeli, onaçıkış yaptıracak, ayakta tutacak, iç ve dış sularda, dünya denizlerinde bayrakdalgalandıracak gücü kendinde bulmasına yardımcı olunmalı. Bu T.C.’nin ve onun iktidarının görevidir. Görünen o ki denizcilik sektörü çıkış arıyor, ama pruvasisli, radar (T.C.) görevini yapmalı, sektör önünü görebilmeli. 03.03.2016 Kaynaklar– TÜRKLİM, TUİK, Dünya Bankası, UDH. Bakanlığı web sitesi Babür Hüseyin ÖZBEK
ismet soner <ismet...@gmail.com>: Mar 03 08:09PM +0200
[image: Satır içi resim 2]
Bazen anlık menfi hislerimize yenilip, hiç düşünmeden elimizden, dilimizden
çıkıverenlerdir pişmanlıklarımız. Hele af dileyeceğimiz kimse
"gidivermişse"...
Bazen de dünyaya aldanmalarımızdır bütün bir ömür boyu. Ömrümüzün son
deminde fark ederiz. Ederiz de, artık telafi etme imkânımız ya yoktur, veya
"hiç olmazsa kısmen telafi olmuştur inşaallah"lara kalır ümitlerimiz.
İçimiz yanar, kavrulur. Ne çâre.
Pişmanlıklarımız küçük ve az, Cumâmız mübârek olsun efendim.
*Ekteki şarkı: Bi' dönebilsem*
Söz, müzik, yorum: Ayla Çelik
Besteci, söz yazarı, şarkıcı. Albümleri: İstanbul türküleri, Bir
dönebilsem, Lavanta, Ben (2016).
Daha fazla bilgi: http://www.aylacelik.net/
[image: Satır içi resim 1]
--
PRIMUM NON NOCERE
http://www.facebook.com/ismetsoner
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
"mehmet necati güngör" <mnecat...@gmail.com>: Mar 03 07:35PM +0200
KABAHAT KİMDE?
Mehmet Necati GÜNGÖR
Evet, cemaat kötü. Anladık.
Zaten, biz de “iyi” dememiştik.
Zira, cemaatlere de, tarikatlara da uzağız.
Onların devlet organlarına sızmasını elbette kabul edemeyiz.
Peki ama;
“Ne istediniz de vermedik?” diyen sizdiniz.
Yani, o “paralel” ise sizin paraleliniz.
Okyanus ötesine gözü yaşlı hasret mesajları gönderen de
sizdiniz.
O yapının devlet organlarına sızdığını söylüyorsunuz. Peki,
sızmasına kim öncülük etti?
Kim inisiyatif tanıdı onlara?
Kim semirtti?
Yani, bütün bu olup bitenleri cemaat tek başına mı yaptı?
Her şeyden önce; Orduya kumpası cemaat tek başına mı kurdu?
Terörü cemaat mi azdırdı?
Barış masası dediğiniz o masayı cemaat mi devirdi?
Ekonomiyi cemaat mi bozdu?
Bütün suçları cemaatin üstüne yıkarak kendinizi aklamaya
çalışmayın.
Bu ülkeyi 14 yıldır siz yönetiyorsunuz.
Bir kısmını paralelinizle birlikte yönettiniz.
Onlardan valiler, kaymakamlar, genel müdürler. Müsteşarlar
tayin ettiniz.
Milletvekili, bakan yaptıklarınız var.
Şimdi ise teker teker kellelerini alıyorsunuz.
Nasıl yol yapmakla övünüyorsanız, kabahatlerinizi de bilin.
Perişan etmediğiniz bir değerimiz kalmadı.
Yüce dinimizi de anlaşılmaz hale getirdiniz.
Gençlik, yaptıklarınızı gördükçe dininden soğuyor.
Hırsızlık, yolsuzluk, sayenizde mubah oldu.
Yalan, alamet-i farika!
Bütün güzel sesleri, baskın sesinizle boğdunuz.
Hukuku, adaleti yok ettiniz.
Gırtlağımızı sıktınız.
Hayat alanımızı daralttınız.
İçimizi dışımızı kararttınız.
Geleceğe dair umutlarımızı sildiniz.
Yaşama sevincimizi yok ettiniz.
Bırakın, nefes alalım!
Yetti artık! Yetti artık!
ahmet dogan Simsek <ahmetdog...@gmail.com>: Mar 03 04:47PM +0200
AYM ve Abdullah Gül Sorunu
Sayın Yunus Xxxxx Bey
Ben şahsen Abdullah Gül parti kursa ona oy vermezdim. Neden biliyor musunuz?
Anayasa mahkemesinin 17 üyesinden onunu o seçti.
O mahkemede artık adalet ve doğal yetki kullanılmıyor.
Fetö harami teşkilatı üzerinden ABD, İsrail ve İngilizlerin, alınmasını
istediği kararlar alınıp, karara varılmakla hukuk rahatça ve kibir ve
azamet gösterisi de yapılarak çiğneniyor.
Çünkü Anayasa mahkemesine henüz tutuklama kararına mesnet teşkil eden
savcılık iddianamesi dahi gelmemiş ve merak edilmeden, dikkate alınmadan,
belli ki talimat ile karar alınıyor ve vatana ihanetten yargılanan vatan
hainleri serbest bırakılıp vatan hainlerinin önü açılıp korkmayın yalan
dolan demeden hükümeti düşürmek için elinizden geleni yapın biz
arkanızdayız mesajı veriliyor.
Şöyle düşünün ABD İngiliz İsrail Türkiye gibi devletler kendi sömürge
düzenlerini sürdürebilmek için her hangi bir ülkede kimlerin olmasını
ister? Elbette ki kendilerine hizmet edecek çıkarına düşkün hainleri ister.
Vatanı ve milleti koruyup güçlendirenlerden nefret ederler. Çünkü
Türkiye’yi parçalama planlarını uygulayamıyorlar. Abdullah Gül
İngiltere’nin dünyaya devletleri yönetmekte kullanılan siyaset adamı
yetiştiren okullarında okudu, ama biz onu Anayasa mahkemesini Solcuların
masonların Yahudilerin ellerinden kurtaracak adamları atayacağına
inanıyorduk. Maalesef tam tersi oldu. Fetö harami örgütüne bağımlı olanlar
onun arkasındaki düşmanlarımıza bağımlıdırlar.
Dindar olmalarının hiç bir önemi yoktur. Çünkü haramilerin dini İslama
benzese de İslam değildir. İslam dini haram yiyen ve haram işleri
yapanlardan hiç kimseye emaneti tevdi etmez ve ibadetlerini de Allah Kabul
etmez.
Bundan gerisi boş laflardır. Haramileri savunanların akıbetleri de onların
yanındadır. Çünkü kişi sevdiği ile beraberdir buyrulmuştur. Haramilerin
yeri de cehennemdir. Tabi daha önce gözyaşları ile tövbe edip bu tövbeye
yıllarca devam ederek Allaha yalvarmadıkça kurtuluşu da yoktur. Haraminin
ne fakire yardımı ne de verdiği sadaka tıpkı ibadeti gibi kabul edilmezdir.
Kul haklarını da Allah, hak sahipleri af etmedikçe, af etmez.
AYM on yedi hâkimden
11 tanesini Gül seçti 10 tanesini bu kararı kabul etti bir tanesi karar
toplantısına katılmadı
üç tanesi Sezerin seçtiklerinden. İkisi evet dedi diğeri toplantıya
katılmadı
iki tanesini Meclis seçti. İkisi de hayır dedi ve karşı çıktı.
Bir tanesini Erdoğan Seçti Hayır dedi.
Gül daha İlk mersine rektör atadığında Başörtüsü düşmanlığı ile tanınan bir
kişiyi atamıştı. O zaman çok şaşırmıştım. Bir sebebi vardır diye
düşünmüştüm. Doğru sebebi dışarının ve içerideki Yahudi ve Masonların
dediğini yapmıştı. Bu yüzden kurucu üye olduğu halde AKP ile pek de aktif
ilişkisi kalmadı.
Meşhur bir atasözümüz vardır. Hayvanın alası dışında olduğundan görünür.
İnsanın alası içindedir olduğundan görünmez.
Üyelerin durumu ile ilgili bir yazının kısa yolunu buradan veriyorum.
Yalnız üyelerin resimleri altında isimleri yazılı olduğu için görme engeli
olan arkadaşlarımız isimleri okuyamaya bilirler.
Yazının kısa yolu
http://haber.star.com.tr/guncel/yetki-gaspiyla-hedef--fetoyu-kurtarmak/haber-1093101
Selamlar
A.D.Şimşek
"Celal Çelik" <celal...@gmail.com>: Mar 03 03:40PM +0200
Kul hakkı nedir? Nasıl affedilir?
Facebook arkadaşım sevgili Gülümce Yıldız öğretmenin güzel bir yazısı
http://blog.milliyet.com.tr/kul-hakki-nedir--nasil-affedilir-/Blog/?BlogNo=229396
Kul hakkı nedir? Nasıl affedilir?
[image: Kul hakkı nedir? Nasıl affedilir?]
Kul hakkı <http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=Kul%20hakkı>, mad
<http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=d>di manevi insana yapılan
her türlü haksızlık ve kötülüktür.
Kuran’a baktığımız zaman Yüce Allah’ın kul hakkına ne kadar büyük önem
verdiğini görürüz..
Öyle ki bir insan hatalarından, eksiklerinden dolayı, samimiyetle tövbe
<http://blog.milliyet.com.tr/AramaBlog/?search=tövbe> edip Allah’tan
bağışlanma dileyebilirken, kul hakkında mutlaka haksızlığa uğrayan kişiyle
görüşüp, bizzat helallik alınması gerekiyor.
Allah yolunda canını veren bir mümin, bunun büyük mükâfatını görmesine
rağmen, kullara olan borçlarından kurtulamıyor. Zira kul hakkının affını
Cenabı-ı Hak kula bırakmış. Aynı şekilde, samimi tövbe eden bir müminin de
geçmiş günahları affolunuyor, ama kul hakkı bu affa da girmiyor.
Yüce Allah, zulmederek ve haksızlık yaparak kul hakkına saygısızlık
edenlerle ilgili şöyle buyurmuştur
*’Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, artık onlara yapılacak bir şey
yoktur. Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık
edenlere ceza vardır. İşte acıklı azap bunlaradır.’’(Şura suresi-42)*
Kul hakkı her insan için geçerlidir. Müslüman olsun olmasın, insana yapılan
her türlü haksızlık kul hakkına giriyor.
Dinimizin bu konuya önem vermesinin nedeni; kul hakkı yemenin yalnızca
kişilere değil topluma da zarar vermesidir. Çünkü insanların birbirlerine
ve haklarına saygı göstermediği bir toplumda, birlik ve beraberlikten,
huzurdan söz edilemez.
Kul hakkı maddi olabildiği gibi manevi de olabilir. Örneğin; bir kimse
hakkında gıybet etmek, yapılan bir iyilik karşısında teşekkür etmemek,
çalıştığı işyerinde görevinin layıkıyla yapmamak, aracından bilerek yayanın
üzerine çamur sıçratmak, insanları bilerek yanlış bilgilendirmek .... vs
kul hakkıdır.
*‘’ Bir kimseden haksız olarak alınan bir kuruşu, sahibine geri vermek,
yüzlerce lira sadakadan kat kat daha sevaptır. Bir kimse, Peygamberlerin
yaptığı ibadetleri yapsa, fakat, üzerinde başkasının bir kuruş hakkı
bulunsa, bu bir kuruşu ödemedikçe, Cennete giremez. ‘*’ Hadisiyle kul
hakkının ne kadar önemli olduğunu anlayabiliyoruz.
Kul hakkından kurtulmanın tek yönü; hakkı yenilen insandan helallik
almaktır. Eğer bu kişi ölmüşse, yakınlarıyla helalleşip, o kişiler için dua
etmelidir.
*Hz Ömer’in kul hakkıyla ilgili güzel bir Kıssası’na yer vermek istiyorum;*
Hz Ömer halife iken, bir gece makamına ashaptan biri gelir. Selam verip
oturur.
Fakat selamı alınmaz. Hz Ömer işiyle meşguldür ve sahabe bekler..
Sahabenin yüzüne bakmayan Hz Ömer işini bitirip mumu söndürür. Bir başka
mumu yakar ve o anda sahabenin selamını alır, konuşmaya başlar.
Sahabe sorar;
-Ya Ömer, niçin hemen selamımı almadın ve bir mumu söndürüp diğer mumu
yaktıktan sonra konuşmaya başladın?
Hz Ömer cevap verir;
Evvelki mum devletin hazinesinden alınmıştı. O yanarken özel işlerimle
meşgul olsaydım Allah indinde mesul olurdum. Seninle devlet işi
konuşmayacağımız için, kendi cebimden almış olduğum mumu yaktım, ondan
sonra senine konuşmaya başladım.
Sahabenin gözleri yaşarır, ellerini kaldırarak şöyle dua eder;
-Ya Rabbi! Hz Ömer’i bizim başımızdan eksik etme.
*Müslüman ya da değil, hiçbir insanın hakkını yemek caiz değildir ve çok
günahtır.*
Sevgi ve ışıkla.
"Mehmet Ali KORPINAR" <korp...@istanbul.edu.tr>: Mar 03 03:10PM +0200
YENİ ANAYASA GEREKLİ Mİ ???
Değerli arkadaşlar,
10.1.2012 tarihinde yazmış olduğum ANAYASALARDA EVRİMLEŞİR !!! ve 14.2.2013
tarihinde yazmış olduğum YENİ ANAYASA İÇİN ACELE NEDEN ??? başlıklı
yazılarımı, sizlere geçen yıl da yeniden anımsatmıştım.
Yine bilgilerinize sunmak istiyorum. Çünkü birçok ekonomik, siyasi ve sosyal
sorunlarımız varken ve de bunlar acil olarak ulusal çözümler beklerken yine
yeni bir anayasa yapımını gündeme alıyoruz. Özellikle güzel ülkemiz, büyük
bir etnik ve dinsel kökenli terör sorunuyla boğuşurken, yeni anayasa yapımı
bence oldukça gereksiz ve zamansız bir uğraş haline gelmiştir.
Umarım tüm yöneticilerimiz ve danışmanları, bu uyarılarımızı dikkate
alırlar. Kazanan saygıdeğer halkımız ve güzel ülkemiz olacaktır.
Sevgi ve saygılarımla (3.03.2016)
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
ANAYASALARDA EVRİMLEŞİR !!!
"Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal
düzenidir."
Aristo
<http://www.google.com.tr/imgres?q=ANAYASA+karikat%C3%BCrleri&hl=en&sa=X&qsc
rl=1&nord=1&rlz=1T4SKPB_enTR317TR317&biw=1024&bih=559&tbm=isch&prmd=imvns&tb
nid=-5ESRxN_dyKMiM:&imgrefurl=http://oguzblogspotcom.blogspot.com/2011/05/ye
ni-anayasa-tartsmalar.html&docid=4FVr9xc17FFxxM&itg=1&imgurl=http://1.bp.blo
gspot.com/-BsUICFR5MZk/Td6mv91LsNI/AAAAAAAACIs/vp_lLTqze2M/s1600/Untitled-80
03+copy.jpg&w=1600&h=1098&ei=k8MKT86EOsuq8AOit63lBg&zoom=1>
http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQD_-RX8dpNOZFC5QTkJW0z561qhDxomJwTu
kxFopiOmUgwu-1hRQ
Değerli arkadaşlar,
Güzel ülkemizin kuruluşundan bu yana 1924, 1961 ve 1982 anayasaları
yapılmıştır. Bunlardan 1961 anayasası dünyanın en iyi 5 anayasasından birisi
olarak tanımlanmıştır. Ancak ne yazık ki bazı siyasetçilerimizce 1961
anayasasının demokratik özellikleri iyi algılanamadı ve fazla demokrat
bulundu. Bu anayasa bize bol geliyor diyerek şikayet edildi. Yapılan
düzenlemelerle özgürlüklerimiz daraltılmaya çalışıldı.
Sonra 1982 anayasası bu mantıkla yeniden yapıldı. Günümüze kadar da 17 kez
değiştirildi. Yapılan değişikliklerin amacı daha demokratik ve daha çağdaş
bir anayasaya kavuşmak içindi.
Kısacası 1982 anayasası, üzerinde yapılan değişimlerle evrimleşmeye başlamış
ve devam etmiştir. Dünyanın en eski anayasası sayılan ve 1789 da yapılan ABD
anayasası da 21 kez değişime uğramış ve daha çağdaş hale getirilmiştir. Yani
oda evrimleşmiştir.
Özellikle bağımsız, çağdaş ve demokratik bir ülke olarak vatandaşlarımıza
önümüzdeki yıllarda daha özgür ve daha rahat yaşam sağlamak istiyorsak, yeni
bir anayasa yapmak yerine, bu anayasamızın giderek daha da evrimleşmesi için
çağdaş değişimlerle donatılması gerekiyor. Örneğin;
· Siyasi ahlak yasasının çıkarılması,
· Seçim yasasının düzenlenmesi (%10 barajı azaltılabilir),
· Siyasi partiler yasasına ön seçim koşulun getirilmesi,
· Dokunulmazlıkların sadece TBMM çatısı altında geçerli olması,
· %98 i deprem bölgesi olan ülkemizde gereken önlemlerin
yasalaşması,
· Senatonun yeniden kurulması (TBMM ye kendisini denetim ve yeniden
değerlendirme olanağının sağlanması),
gibi eksikliklerimizin giderilmesi gerekmektedir.
Değerli arkadaşlar,
Anayasamızda yapılacak değişim çalışmalarında, çağdaş ve ulusal devletimizi
tanımlayan şu anki anayasamızın ilk 3 maddesi korunmalıdır. Bunları koruyan
4. Madde de aynen kalmalıdır (bu maddeler aşağıdadır).
Ayrıca 52 tane İslam ülkesi içinde tek laik ülke bizim ülkemizdir. Yüce
önderimiz sayesinde kazandığımız laik ve demokratik ülke olma özelliğimizin
önemini ve kıymetini tüm İslam ülkeleri daha yeni algılıyor.
Umarım günü yaşamak yerine, geleceğimizi düşünmek ve sorunlarımıza ulusal
çözümler üretmek için her alanda gereken ulusal iş ve güç birliğini yaparız.
Kazanan güzel ülkemiz ve değerli halkımız olacaktır.
Her güzel şey, yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN kurmuş olduğu Türkiye
Cumhuriyetinin birlik ve bütünlüğünü koruyarak, onu sonsuza dek yaşatmak
için olsun !!!
Sevgi ve saygılarımla (10.01.2012)
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
ANAYASAMIZIN İLK 4 MADDESİ:
MADDE 1. - Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2. - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal
bir hukuk Devletidir.
MADDE 3. - Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili
Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al
bayraktır. Millî marşı "İstiklal Marşı"dır. Başkenti Ankara'dır.
MADDE 4. - Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet
olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve
3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
YENİ ANAYASA İÇİN ACELE NEDEN ???
Bir ulusun ruhu esir alınmadıkça, bir ulusun azim ve iradesi kırılmadıkça o
ulusa hâkim olmanın olanağı yoktur. Oysa, asırların yarattığı ulusal bir
ruha, kuvvetli ve daimî bir ulusal iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz
(01.09.1924).
Mustafa Kemal ATATÜRK
<http://www.milliyet.com.tr/Milliyet.aspx?aType=CizerGaleri&AuthorID=66&PAGE
=2> http://i.milliyet.com.tr/CizerlerEnBuyuk/2013/02/13/fft26_mf3035148.Jpeg
Değerli arkadaşlar,
Bildiğiniz gibi 6 sene evvel de yine yeni anayasa yapmak için uğraş
verilmişti. Hatta Prof. Özbudun ve grubu tarafından hazırlanan taslak,
halkımıza sunulmak yerine birilerinin onayı için yurt dışına götürülmüştü.
Güzel ülkemizin çok önemli ulusal sorunları varken ve acil çözüm beklerken,
şimdi de Mart sonuna kadar yeni anayasanın çıkması için acele ediliyor. Aksi
halde toplumsal uzlaşma yerine bireysel uzlaşma ile yeni anayasa
yapılacakmış. Neden ???
Geleceğimizi ilgilendiren, yaşam koşullarımızı yönlendirecek olan
Anayasamızın tümünün değişimi söz konusu ediliyor. Halbuki tüm canlılar gibi
yasalarda evrimleşir ve gelişir, çağdaş yaşama yanıt verecek hale gelir.
Nitekim halen kullandığımız Anayasamız da dünyadaki diğer anayasalar gibi
değişerek güncellenmiştir. Ve bu güne kadar 17 kez değişmiş ve giderek
evrimleşmektedir.
Şimdi ise bu evrimleşmenin devam etmesi yerine, acilen ve yeniden bir
anayasa yapımı söz konusu. Birileri bu konuda bir şeyler konuştu, anlaştı ve
sıra uygulamaya geldi galiba. Bence en önemli olan iki konuda görüş birliği
var. Birincisi başkanlık sistemi gelecek ve ikinci olarak ta federasyon
sistemi ile birilerinin dile getirdiği gibi demokratik özerklik oluşacak.
Böylece AB-D emperyalizminin istediği gibi Türkiye Cumhuriyeti ve Türk
Devleti bölünecek. Yani Türk ulusu ortadan kalkacak, Türklük kalmayacak.
Bu konuda duyduğum kaygıyı Sayın Hasan Pulur, 25.10.2013 günkü Milliyetteki
köşesinde dile getirmiş. Özellikle Sayın Prof.Dr. Rona Aybay'ın
başkanlığında Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan taslaktaki 39.
Madde ile YURTTAŞLIK kavramı için çok önemli bir tanım yapılmıştır. Aşağıda
sizlerin de bilgisine sunmak istedim.
Değerli arkadaşlar,
Anayasamızda yapılacak değişim çalışmalarında, çağdaş ve ulusal devletimizi
tanımlayan şu anki anayasamızın ilk 3 maddesi korunmalıdır. Bunları koruyan
4. Madde de aynen kalmalıdır.
Ayrıca 52 tane İslam ülkesi içinde tek laik ülke bizim ülkemizdir. Yüce
önderimiz sayesinde kazandığımız laik ve demokratik ülke olma özelliğimizin
önemini ve kıymetini tüm İslam ülkeleri daha yeni algılıyor.
Umarım günü yaşamak yerine, geleceğimizi düşünmek ve sorunlarımıza ulusal
çözümler üretmek için her alanda gereken ulusal iş ve güç birliğini yaparız.
Kazanan güzel ülkemiz ve saygıdeğer halkımız olacaktır.
Her güzel şey, yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ÜN kurmuş olduğu Türkiye
Cumhuriyetinin birlik ve bütünlüğünü koruyarak, onu sonsuza dek yaşatmak
için olsun !!!
Sevgi ve saygılarımla (14.02.2013)
Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
YİNE TASA, ANAYASA.
Hasan PULUR- 25.01.2013-Milliyet
Şöyle bir baktık doğrusu ayıp etmişiz...
Kime?
<http://www.milliyet.com.tr/index/Anayasa/default.htm%20%20%20%20%20%20%20%2
0> Anayasa'ya...
Kaç gündür gazetelerde, televizyonlarda hiç Anayasa lafı geçmiyor, olacak iş
mi bu?
Biz Anayasa ile 1960 öncesi tanışanlardanız, o zaman bir adı da "Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu" idi, Anayasa'dan şikayeti olan "Demokratlar" eski dile
döndüler, Anayasa oldu, "Teşkilat-ı Esasiye Kanunu" ve sürüp gitti.
"27 Mayıs" darbesinin en önemli simgesi "Anayasa" idi. Darbeciler "demokrat"
milletvekillerini "Anayasa'ya karşı suç işlemekle" itham ediyorlardı,
<http://www.milliyet.com.tr/index/Kısacası/default.htm%20%20%20%20%20%20%20%
20> kısacası Anayasa'yı çiğnemişlerdi.
Yassıada duruşmalarının birinde Ağrı milletvekili Halis Öztürk, hemşehrisi
eski bakanlardan Celal Yardımcı'ya sormuş:
"Anayasa'ya ne olmuş?"
Celal Yardımcı, "Halis Ağa"ya nasıl anlatsın:
"Sen Anayasa'yı çiğnemişsin!"
"Halis Ağa" telaşlanmış:
"Vallahi billahi ben böyle bir şeyi çiğnememişim!"
O günlerde bu anlatılırdı.
Evet, Anayasa kavgamız sürüp gitti, hâlâ da sürüyor ya!
"Şimdi tasa Anayasa" der geçerdik. Hâlâ da sürüyor.
Lakin en şanslı Anayasa "
<http://www.milliyet.com.tr/index/12~Eylül/default.htm%20%20%20%20%20%20%20%
20> 12 Eylül"ün anayasası oldu.
Zira hâlâ geçerli, darbeciler bile o anayasayla yargılanıyor.
Önümüzdeki günlerde "Anayasa" tartışılırken en önemli tartışmanın "Türk"
kelimesi ve kavramı olacağa benziyor. Biz de
<http://www.milliyet.com.tr/index/geçenlerde/default.htm%20%20%20%20%20%20%2
0%20> geçenlerde bunu belirttik.
Okul arkadaşımız Hukuk Profesörü Rona Aybay kendisinin başkanlık ettiği
<http://www.milliyet.com.tr/index/Türkiye/default.htm%20%20%20%20%20%20%20%2
0> Türkiye Barolar Birliği komisyonunun hazırladığı Anayasa taslağı
önerisinden "yurttaşlık" maddesini hatırlatıyor.
Madde şöyle:
"Madde 39: Türk ulusu, Türkiye
<http://www.milliyet.com.tr/index/Cumhuriyeti/default.htm%20%20%20%20%20%20%
20%20> Cumhuriyeti yurttaşlarından oluşur. Yurttaş bir babanın veya ananın
çocuğu Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Yurttaşlık, kanunun gösterdiği
koşullarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen durumlarda yitirilir.
Yurttaş, ancak vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunması nedeniyle
yurttaşlıktan yoksun bırakılabilir; kişinin yurtsuz kalması sonucunu verecek
hallerde bu işlem uygulanamaz. Yurttaşlıktan yoksun bırakma ile ilgili
karar, işlem ve uygulamalara karşı yargı yolu kapatılamaz."
Bu maddenin gerekçesi de var, lakin bu köşeye sığmayacak kadar ayrıntılı ve
uzun. Öğrenmek isteyenler Türkiye Barolar Birliği'nin web sitesinden
yararlanabilirler.
"Grup Yönetici " <erzinca...@gmail.com>: Mar 03 03:10PM +0200
---------- Forwarded message ----------
From: İHSAN ÜNLÜ <ihs...@gmail.com>
Date: 2016-02-27 15:02 GMT+02:00
Subject: ihsan ünlü-köşe yazısı
To:
--
Türkiye için el ele mail grubumuz
*https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele
<https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele> *
Gruba e-posta gönderme adresi *turkiye-i...@googlegroups.com
<turkiye-i...@googlegroups.com> *
Erzincan Kemaliye Egin Grubum
http://groups.google.com.tr/group/erzincan-kemaliye-egin-grubu
Gruba e-posta gönder : erzincan-kemal...@googlegroups.com
Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 erzinca...@gmail.com
Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum :
https://twitter.com/#!/MiLALDi
Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim.
http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148
...
"NACİ AKIN" <naci...@tobb.org.tr>: Mar 03 12:54PM
http://www.manisaolaygazetesi.com/yazar/naci-akin/seditler-sehitler-ceditler-ve-cehiller/
bugünkü yazımı paylaşıyorum
saygılar
Naci Akın
"Bedrettin Keleştemur" <bkeles...@gmail.com>: Mar 03 02:48PM +0200
DİYARBAKIR YÜRÜMEDİ!
Bedrettin KELEŞTİMUR
Diyarbakırlıdan örnek sağduyu!
Vicdanlarınız rahat olsun!
Diyarbakır için bizler, “Nebiler Şehri…” diyoruz!
Diyarbakır için bizler, “Anadolu’nun Medine’ye açılan kapısı” diyoruz!
Mekke ve Medine’den sonra en fazla Sahabe Makamı barındıran şehir…
Diyarbakır için bizler, “sanat ve edebiyatın devasa simalarını
yetiştiren…” şehir diyoruz!
Diyarbakır için bizler, “Harput ve Mardin’le birlikte Artuklu Şehri…” diyoruz!
Birçok güzellikleri özünde toplayan, “kutlu şehir…” diyoruz!
Diyarbakır Şehrimizin, “manevi ruhaniyeti…” karşısında eğilirim!
*** ***
Basında bir haber yer aldı;
Diyarbakır insanı çağrılara rağmen, “Yürümedi…”
Bunun anlamı ne demektir?
Bu kadim şehre yaptığınız kötülükler, “yeter artık!”
Şehirlerinde, “bir kimliği…” var.
O kimliğe, ne asabiyet ve ne de ırkçılık hiç yakışmıyor.
Şehrin, “ruhaniyetini…” incitiyorsunuz!
Diyarbakır, “Sur Mahallesi…”
Bilgisayarınızın tarama motorunda; “şahadet…” yazınız;
Bugün için 138 bin sonuçla;
“şahadet…” ve “Sur…” çıkacaktır.
“şehitlerimizle…” yükselen bir makam!
Kendi haline, sessiz sessiz ağlayan mahalle…
O mahallenin ufkunda, “Medine’nin ruhani iklimi…” var, efendim!
Diyarbakır insanının sağduyusunda; “vicdan muhasebesi…”
Artık yükselen bir ses, “kötülerle/ kötülüklerle birlikte…” yürümüyorum!
Diyarbakırlı, benim yolum; “sırat-ı müstakim yolu…”
“Yeter artık…” diyor; “incitme atanı…”
*** ***
Nimete şükretmeyenler,
Kanaat göstermeyenler,
Ve sürekli, “haddi aşanlar…”
Biliniz ki, “Allah kuluna zulmetmez!”
Sizler, ‘gaflet içerisinde…’ Kendinize ve ülkenize zulmediyorsunuz;
Dilleriniz ve kalpleriniz, “farklı şeyler…” söyler!
Bunun adı, “iki yüzlülük…” riyadır!
Gün doğumunda farklı,
Gün batımında, “farklı bir yüz olmak!”
Dolayısıyla, ne adil olabildiniz;
Ve nede, “yakanızda bile…” gül taşıyamadınız!
Bu millete, “gülümseyemediniz de…”
Dünya, “küçüldü…” efendim!
Sizlerin, ‘yürekleri de…’ bölük pörçük!
Aklınız, marifetinizle; “göçük altında…”
Tarih, sizleri “sorgulayacak…”
Yerin üstünde de, yerin altında da, “hesap terazisi…” mizan var efendim!
Sözümü bu milletin, “vefalı…” ve de, “kurşun işlemez sabrıyla…”
kutlamak isterim.
Biliyorum, “coğrafya’m terörle birlikte değil…”
Hiçbir zaman olmadı/ veya olmayacakta.
21 asır, şüphesiz ki, bu millete “tebessüm ediyor!”
*** ***
ÜNİVERSİTE YOLUNDA…
13 Mart 2016 Pazar Günü, “YGS Sınavları…”
173 İl ve İlçe Merkezinde,
Takriben, 7300 bina, 117 bin Salonda;
303 bin Görevlinin denetiminde;
“2 milyon 178 bin 563 aday…” ter dökecekler!
Bu bir, “bilgi yarılmasıdır…”
Netice de, “emeğin zaferidir…”
*** ***
Elazığ’dan; Türkiye’ye seslenmek istiyorum;
Huzur ve Güven anlamında, Elazığ İlimize;
“Doğunun-Batısı…” diyoruz.
Elazığ, Türkiye’de; “yereli aşarak…” günümüzde;
Bir önemli, “Üniversite…” şehridir!
Bu yıl, kuruluşunun; “41. Yılı kutlanıyor…”
Elazığ Şehrinin de, en büyük “katma değeri…”
FÜ kampüsü, “sosyal tesisleri…” ve “park bahçeleriyle de…”
Mimari bir zevk ve estetiğe sahiptir.
Kendinizi, toprağa daha yakın; doğal bir atmosferde hissediyorsunuz.
*** ***
Bir fidan dikersiniz;
Kökleri giderek toprağın derinliklerine doğru iner;
O diktiğiniz fidan, bakımlı bir büyük ağaç olur…
Köklerle birlikte, ‘gövdesi…’ irileşir;
O gövdeden, “dallar…” fışkırır!
İşte, o bakımlı ağaç, “Fırat Üniversitesi…”
O ağacın dalları, “fakültelerimiz…” ve “bölümlerimiz”
Her yıl olgunlaşan meyvesi; “öğrencilerdir…”
Bu ülkenin geleceğidir!
*** ***
Fırat Üniversitesi için en güzel ve zarif tarif;
81 İlimizden gelen öğrencilerimizle birlikte;
“Türkiye’nin Toplamı…” diyoruz!
Günümüzde, ilim dünyasıyla;
“entegre...” olan yani coğrafyayla “bütünleşen” bir Üniversitemiz!
Elazığ Şehri için, “Doğu’daki Batı” diyoruz!
“Şehirleşme…” kültürü, bir asır öncesinden başlar;
Elazığ Şehri, “narin, zarif, düşünen, vefalı, fedakâr…” insanlarıyla;
Bu coğrafya’da, “Harput Beyefendisi…” olarak tanımlanır.
Burada, “şehre sahiplenmeliyiz…”
F.Ü. Eğitimde, Türkiye Üniversiteleri arasında;
Çok önemli başarılara sahip...
Bilge yüzüyle bu şehre sürekli tebessüm eden aydını!
Anne ve Babalar, sizlerden Fırat Üniversitesini;
“Yakından…” tanımanızı; bölümler hakkında incelemeler yapmanızı,
Tavsiye ederim… Başarıyı, o zaman göreceksiniz!
*** ***
12 Şubat 2016 tarihinden itibaren,
Fırat Üniversitesi, NGK Anadolu İletişim Meslek Lisesi,
Ve Kanal 23 TV ile birlikte; “Kariyer Yolunda…” isimli programı
hazırlamaya başladık!
Bu programlarda şunun farkına varmaya başladım;
F.Ü. bu şehirde, “gizli bir hazine…”
Üniversitemizi, “el ele, yürek yüreğe” vererek büyültebiliriz!
Üniversitemizden, “toplumun bütün kesimlerine”
Danışmanlık Hizmeti alınmasını öneriyorum!
Ve özellikle de, AB ağırlıklı ve SODES, “projelerinin…”
“Üretime…” yönelik olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Özetle, Elazığ’ın en önde gelen projeleri arasında;
“eğitimi, sağlığı…” ve diğerlerini sayabiliriz.
"TC.f...@gmail.com" <fal...@gmail.com>: Mar 02 10:16PM +0200
Bugün sanki her şey sabrımı test ediyordu....
Mart ayı geldi ya.. Bizde zemin katta oturuyoruz..
Artık dişi kediler mi yoksa erkek kediler mi..
Hangileri azdı ise klimanın dışarıdaki hortumlarını paramparça etmişler...
Servis çağırdım dünya kadar para...
Malzeme alıp kendim yapmaya karar verdim....
Giyindim evden çıktım aniden bir yağmur başladı ki... Sokağın köşesinden
geri döndüm. Islanmadık bir donum kalmış....
Gök gürültüsü.. Şimşekler derken televizyonda gitti iyi mi?...
Kabus gibi bir şey..
Bizde böyle durumlar için söylenen bir atasözü vardır.
İyi olmayacak hastayı deve üstünde yılan sokar diye..
Bir sinirleniyorum... Bir gülüyorum...Allah'ım bana akıl fikir ver sabır
ver diye dualar etmekteyim..
Facee de gönderdiğin şarkı imdadıma yetişti... Kaç kez dinlediğimi
bilmiyorum...
Ama sakinleştim.. Moralim düzeldi. Bunun için sana teşekkür ederim....
Belki bu gece rüyana da girerim....
Sevgiler ve de öpücükler..
[İleti kısaltıldı]
Anayasalar, Milletleri ırmaklar gibi akmakta oldukları tabii yataklarından çıkarıp başkalarının ülkelerini sulayıp yabancılara hizmetçi yapmak amaçlı, önlerine kurulmuş barajlardır. A.D.Şimşek.
--
Sayın "TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAİL GRUBU" grubu üyesi.
grubumuzla ilgili şikayetleriniz ve tavsiyeleriniz grup yönetimine " erzinca...@gmail.com " adresimize bildirin,
Grubumuzda yayınlanan iletilerin yasalar karşısında tüm sorumluluğu yazarına ve iletinin üzerinde değişiklik yapıp yayınlayan üyeye ait olacaktır, İletilerin mutlaka konu başlıklarını yazınız. İletilerinizde Başka bir grubun tanıtımı, url adresleri yada benzeri ibareler bulunması halinde o iletiler yayınlanmayacaktır.. önemle duyurulur. saygılarımızla
---
Bu iletiyi Google Grupları'ndaki "TÜRKİYE İÇİN EL ELE HABER GRUBU" grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu gruba yayın göndermek için, Turkiye-i...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin.
Bu grubu https://groups.google.com/group/Turkiye-icin-el-ele adresinde ziyaret edebilirsiniz.