Dost Ellere Gitmek Gerek

0 views
Skip to first unread message

Serdar bilge

unread,
Mar 12, 2023, 5:26:27 AM3/12/23
to Özet alıcıları, Özet alıcıları, Özet alıcıları

DOST ELLERE GİTMEK GEREK

Bestami Yazgan

 

Dost elini gezmeli, görüleni yazmalı. İyi ve güzelliği inci gibi dizmeli. Eski dost düşman olmaz, olsa da öyle kalmaz. Kül savrulur köz çıkar, eskimeyen öz çıkar, hem naz hem niyaz çıkar. Dünyamız sevgi dolsun, aziz Nil’e selam olsun.

- Ey azizan! Mısır seyahatiniz olmuş. Neler görüp neler yaşadınız? Sizden başlayalım nefis kardeş!

- Efendim, akılla gönül Mısır’a gidelim deyince hemen karşı çıktım. Benim gezmeye ayıracak zamanım yok, dedim. Aramızda kalsın, bu işlere para harcamak hoşuma gitmez. Neyse akıl kardeş, yazarın kontenjanından gideceğiz; yeme içme bedava deyince hemen razı oldum. Çünkü benim felsefem şudur: “Nerde bir iş, ordan sıvış; nerde bir aş, hemen yanaş.”

- Peki, ne yiyip ne içtiniz nefis kardeş?

- Hım! Yemekler çok güzeldi. Zaten bana göre bedava olan her şey güzeldir. Efendim, kuşeyri yedik. Altında makarna, üzerinde yeşil mercimek var. Üzerine kurutulmuş ve kavrulmuş soğan serpiyorsunuz. İsterseniz onun üzerine de sos döküyorsunuz. Zaten gezmekten yorulmuş ve acıkmışız. Yemek öyle lezzetli geldi ki hiç sormayın!

- Hepsi bu kadar mı?

- Hiç bu kadar olur mu? Ev sahiplerimiz çok cömert! Daha sonra Nil nehri kıyısında güvercin dolması yedik. O da çok güzeldi. Gerçi sadece akılla biz yedik. Gönül kardeş başka yemek istedi.

- Niçin yemediniz gönül kardeş?

- Güvercin yemenin bir mahzuru yok elbette. Fakat Efendimiz’in hicreti sırasında mağaranın önüne yuva yapıp onu korumaya çalıştığı için güvercinleri çok severiz. Onlar da bizi sevdikleri için caminin etrafından ayrılmazlar. Bütün bunlara hürmeten yemek istemedim efendim.

- Nil nehrinden bahseder misiniz akıl kardeş?

- Memnuniyetle, Nil, Mısır’a can ve bereket veren bir nehir... Gerçekten çok güzel akıyor. Üzerinde taşımacılık da yapılıyor. Hazreti Ömer ve Yavuz Sultan zamanından beri geçen zamanı ve maziyi fısıldıyor dalgaları. Allah bol suyunu ve cömert huyunu korusun!

- Gönül kardeş siz neler söylersiniz?

- Nil, alçak gönüllü ve cömert olduğu için Allah’ımız ona bereket verip onun şanını yüceltmiş. Her gönlün Nil’den alacağı dersler var. Biz de verici olursak kıymetimiz artar. Çünkü “Veren el, alan elden üstündür.” Sohbet sırasında Mısırlı arkadaşlar anlattı: Mısır’ın fethinden sonra Nil kurumaya başlamış. Daha önceleri böyle bir durum olursa genç kızları kurban ederlermiş. Yetkililer Hz. Ömer’e durumu bildirmişler. O da bir mektup yazmış ve bunu Nil’e okuyun, demiş.

- Ne yazıyormuş mektupta?

- “Ey Nil! Allah rızası için akıyorsan akmaya devam et yoksa akma!” yazıyormuş. Yetkililer mektubu okuyup Nil’e bırakmışlar. Nil de akmaya başlamış.

- Nefis kardeş, bir ticari girişiminiz olmuş!

- Evet, ilgililerden Nil’i bana satmalarını istedim. Ne fiyat isterlerse ödeyeceğimi söyledim ama satmadılar. Eğer alabilseydim köşeyi döner, parayı develerle ülkemize taşırdım. Fakat işin peşini bırakmaya niyetim yok. Takipteyim efendim!

- Mehmet Akif Ersoy merhumun dinlenip kahve içtiği yere de uğramışsınız nefis kardeş!

- Evet, güzel bir mekândı hele kahvesi çok güzeldi. Üstadımız ağzının tadını biliyormuş azizim.

- Akıl dostum siz buyurun!

- Ezher Üniversitesine yakın Han Halil’de El Fişavi kahvehanesi. Üstadımız üniversitede öğretmenlik yapmış, uygun zamanlarında burada dostlarıyla sohbet edermiş. Onun oturduğu köşeye fotoğrafını asmışlar.

- Gönül dostum!

- Kahvehanenin girişinde büyük bir ayna vardı. Gözümü ondan ayıramadım. Bu ayna üstadı kaç kez görmüştür, diye geçirdim içimden. Evet mekan çok güzel ama eskiler ne demiş? “Şerefi’l mekân, bi’l mekîn.” Yani mekânın şerefi orada oturandan kaynaklanır. Kahvelerimizi içerken üstadımızı yâd ettik, hüzünlendik ve ruhuna Fatihalar gönderdik. Mekânı cennet olsun!

- Sahi sormayı unuttum akıl kardeş! Hangi vesileyle gittiniz Mısır’a?

- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Yunus Emre Enstitüsünün daveti üzerine Kahire Uluslarası Kitap Fuarı’na gitti yazarımız. Arapçaya çevrilen eserleri vardı. Bu arada devletimiz başka dillere çevrilen kitaplarımız için destek veriyor. Fuarda Türkçe kitap satılan stantlar da vardı.

- Gönül kardeş!

- Yunus Emre Enstitüsü, adına layık bir samimiyetle karşıladı bizi. Yazarımız, Türkçe öğrenen gençlerle bir gönül sohbeti yaptı.

- Neler anlattı?

- “Sizinle dört defa kardeşiz: İnsan olduğumuz için insan kardeşiyiz, sonra din ve tarih kardeşiyiz. Dördüncü olarak da Türkçe kardeşiyiz. Sizin Türkçeyi sevdiğiniz gibi biz de Arapçayı seviyoruz.” dedi.

- Piramitleri de gezmişsiniz nefis kardeş!

- Hiç sorma azizim! Oraları gezerken çok canım sıkıldı. Firavunlar o kadar masraf edip mezar yaptırmışlar. Taşlar yerinde duruyor ama yaptıranlardan bir eser yoktu. Ben de ihtişamlı bir mezar yaptırmayı düşünüyordum ama vaz geçtim. Niçin boşuna masraf yapayım arkadaş? Ben ölmeyeyim, ölürsem de belediye istediği yere gömsün.

- Akıl kardeş buyurun!

- İlmin ve sanatın gücünü gördüm piramitlerde. O kadar taşı nasıl taşımışlar? Nasıl bir mimari teknik uygulamışlar ki hâlâ ayakta duruyor? Piramitleri yapanları ayakta alkışladım.

- Buyurun gönül dostum!

- “Mala mülke mağrur olma/ Deme var mı ben gibi?/ Bir muhalif rüzgâr eser,/ Savurur harman gibi.” sözünün doğru olduğuna bir daha şahitlik ettik. Kendine mezar yaptırmış ama şu an kendine bir faydası yok! Mehmet Ali Paşa ve Tolunoğlu Ahmet Camilerini gezdik. Hâlâ ayaktalar, hâlâ namaz kılınıyor. Atalarımız, “Kime niyet, kime kısmet!” demişler. Niyetimiz iyi olursa âkıbetimiz de iyi olur inşallah. Mısırlı kardeşlerimiz bizi çok seviyor. Mısır dünyada Türkçe öğrenmek isteyenlerin oran olarak en yüksek olduğu ülkeymiş. Biz de onları seviyoruz. Hani Azerbaycan için “İki devlet, bir millet” diyoruz ya; inşallah ilerleyen zamanda Mısır için de “İki kardeş millet, iki kardeş devlet” demek nasip olur. Çünkü bir olursak çok oluruz, ayrılırsak yok oluruz. Niyetimiz hayır, âkıbetimiz de hayır olsun inşallah!

 

DESTANLAR İÇRE ZAMAN

Bin yıllık hasretin can yakışıyla

Şerha şerha çatlar, kururdu zaman.

Gazi erenlerin bir bakışıyla

Mest olur, kar gibi erirdi zaman.

 

Hey, dese yıkılır dağlar gelirdi,

İstikbâl etmeye çağlar gelirdi,

Dalga dalga gazi tuğlar gelirdi,

Önünde el pençe dururdu zaman.

 

Asırlar hayrandı şanlı dününe,

Mevsimler gelirdi toy düğününe,

O çiçekli çağın bir tek gününe

Bin yıllık ömrünü verirdi zaman.

 

Semâya kurulan al hilal gibi,

Sesi kutlu çağrı şol Bilâl gibi,

Dünyayı titreten ihtilâl gibi,

Tarihin nabzında vururdu zaman.

 

Ne olurdu, ne olurdu bir daha,

O asil küheylan kalksaydı şaha!

Gece gündüz şükür için Allah’a,

Bir ömür secdeye varırdı zaman.

 

 

 

Kaynak: Altınoluk Dergisi Mart 2023, Sayı:445, sayfa:54-55

HASEBİ

 

Windows için Posta ile gönderildi

 

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages