TEVEKKÜL VE MÜTEVEKKİL
64. sure (TEĞÂBÜN) 13. ayet (Resmi: 64/İniş:107/Alfabetik:101)
اَللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Okunuş
Allahu la ilahe illa hu, ve 'alellahi
felyetevekkelilmu'minûn.
Y.N. Öztürk
Allah! İlah yok O'ndan başka! Yalnız Allah'a güvenip dayanır
iman sahipleri.
M. Esed
Allah, O'ndan başka ilah yoktur! Öyleyse, inananlar yalnız
Allah'a güvensinler.
Dipnot: *64/13: TEVEKKÜL VE MÜTEVEKKİL
"Çalış "' dedikçe şeriat, çalışmadın, durdun,
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun!
Sonunda bir de "tevekkül" sokuşturup araya,
Zavallı dini çevirdin onunla maskaraya!
……
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
Biraz da saygı gerektir... Ne saygısızlık bu!
Hudâ-yı kendine kul yaptı, kendi oldu Hudâ;
Utanmadan da tevekkül diyor bu cürete... Ha?
……
Tevekkülün, hele manası hiç de öyle değil.
Yazık ki: Beyni örümcekli bir yığın cahil.
Nihayet oynayarak dine en rezil oyunu.
Getirdiler, ne yapıp yaptılar, bu hâle onu!
……
"Allah'a dayandım!" diye sen çıkma yataktan...
Mana yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nadan!
.....
Âlemde "tevekkül" demek olsaydı "atalet';
Miras-ı diyanetle yaşar mıydı bu millet?"
İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Ersoy, Safahat'ındaki "Vaiz
Kürsüde" ve "Azimden Sonra Tevekkül" başlıklı şiirlerinde,
"Kader", "Tevekkül" ve "Mütevekkil" kavramlarını,
gaflet uykusundakileri sarsan bir üslupla, çok gerçekçi vurgulamalar yaparak
dirayetle açıklamıştır.
Konuya ilgi duyan kişiler, bu şiirlerin tamamını okuyup tefekkür ettiklerinde,
İslam'ı ve Kuran'ı özümsemiş samimi bir müminin yorumunda, karanlığı yırtan
haykırışını işitecekler ve aydınlığa açtığı pencereden baktıklarında
"Mütevekkil" olup olmadıklarını anlayacaklardır.
A. TEVEKKÜL NEDİR VE MÜTEVEKKİL KİMDİR?
Sözlükte "dayanmak, güvenmek, vekil tutmak" anlamlarına gelen
"Tevekkül", din dilinde; her hususta Allah'a güvenmek, dayanmak,
teslim olmak işlerini Allah'a havale etmek demektir.
Sözlükte "güvenen, dayanan, vekil tutan" anlamlarına gelen
"Mütevekkil" ise, din dilinde; tevekkül eden, Allah'a güvenen,
Allah'ın ezeli takdirine boyun eğen demektir.
"Kader ve Kaza"yı yanlış algılayıp anlayanların,
"Sünnetullah"ı bilmeyenlerin, Kuran terimi olarak
"Tevekkül"ü de doğru algılama ve anlama ihtimali, seçim ve
kazanımlarını (kesb) değiştirmedikçe yoktur. Bu kişilerin Allah'ın sevdiği
"Mütevekkil"lerden olduklarını söylemek ise abestir.
B. TEVEKKÜLÜ DOĞRU ALGILAYIP, ANLAMAK.
Tevekkül konusunda mutlaka doğru algılanıp anlaşılması gereken şudur:
Hz. Ömer, Medine'de boşta gezen bir gruba: "Siz necisiniz?" diye
sorar. Onlar da: "Biz mütevekkilleriz", derler. Bunun üzerine büyük
halife: "Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz. Siz
yalancısınız, tohumumu yere atıp sonra tevekkül edene mütevekkil denir"
der.
Elmalılı Hamdi Yazır bunu: "Unutmamak gerekir ki,
tevekkül, görevini Allah'a havale etmek değil, emri O'na havale etmektir.
Birçokları bunu kavrayamayıp tevekkülü, vazifeyi terk etme sanırlar. Bu ise
Allah'a tevekkül ve itimat değil, O'nun ilah olarak emrine itimatsızlıktır, küfürdür,
iyi bilmeli ki, tevekkülün hülasası emre itimat ederek vazifesini
sevmektir" diye açıklar.
C. DİYANETİN TEVEKKÜL AÇIKLAMASI.
Diyanet İşleri başkanlığı sitesinde de açıklandığı gibi:
"Tevekkül kavramı Kuran'da türevleriyle birlikte 69 defa geçmiştir.
Israrla Allah'a tevekkül edilmesi emredilmiş (5/Mâide/11; 9/Tevbe/51),
"…Allah'a
tevekkül edene Allah yeter.." (65/Talak/3) denilmiş,
Peygamberlerin (9/Tevbe,/129; 11/Hûd/56) ve gerçek müminlerin Allah'a tevekkül
ettikleri (8/Enfâl/2-3) bildirilmiştir.
Allah'a tevekkül; Allah'ın yardımına, çalışanın emeklerini boşa
çıkarmayacağına, sevabını, ücretini tam vereceğine, duaları kabul edeceğine,
âdil olduğuna ve haksızlık etmeyeceğine inanmak ve güvenmektir.
Tevekkül, çalışmadan, sebeplere sarılmadan işi Allah'a
havale etmek değildir. İnsan her ne iş yapıyorsa yapsın, o işini
kurallarına uygun olarak yapacak, çalışacak, sabredecek, Allah'tan başarısı
için yardım isteyecek ve Allah'ın kendisini muvaffak kılacağına itimat
edecektir.
Bu husus, 29/Ankebût/58-59. ayetlerinde açıkça ifade edilmiştir.
"Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine
tevekkül ederler." Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte
olacaktır.
Çalışmadan işleri Allah'a havale etmek doğru olmadığı gibi Allah'ı devre dışı
bırakmak da doğru değildir. Allah'ın izni ve yardımı olmadan başarılı olmak
mümkün değildir. Bir çiftçiyi düşünelim:
Toprağı sürecek, işleyecek, zamanında ve kurallarına uygun olarak tohumu
ekecek, gerektiğinde sulayacak, gübreleyecek, koruyacak, kendine düşeni
yaptıktan sonra gerisini Allah'a havale edecek, iyi ürün vermesini Allah'tan
bekleyecek, Allah'ın emeğini zayi etmeyeceğine inanacaktır.
Bunları yapmadan, çalışmadan Allah'a tevekkül etmek,
tevekkül değil miskinliktir.
"Ben gereken her şeyi yaptım, iyi ürün alırım, Allah ne yapacak",
demek de Allah'ı tanımamaktır. Allah yağmur vermeyiverse, ne olacak? Bir afetle
mahsulü yok ediverse, kim engel olacak?
Tevekkül edene mütevekkil denir.
Kuran'da mütevekkil kelimesi üç ayette geçmiş ve Allah'ın rızık veren,
çalışanın emeğini zayi etmeyen, şartlarına uygun yapılan iman, ibadet ve
duaları kabul eden, haksızlık etmeyen, yardım eden, sözünde ve vaadinde duran
olduğuna güvenen mümin kimse anlamında kullanılmıştır:
"...Bir işe karar verdiğin zaman Allah'a tevekkül et. Çünkü Allah,
mütevekkil olanları sever." (3 /Âl-i İmrân /159) ayetinden anlaşıldığı
üzere "mütevekkil" vasfını kazanabilmek için insanın; önce kendi
iradesini ortaya koyması, gereken her şeyi yapması bunları yaparken de Allah'ı
devre dışı bırakmaması, kul olduğunu itiraf etmesi, işinin hayır ve başarı ile
sonuçlanması için Allah'tan yardım istemesi, O'na sığınması ve O'nun yardımına
güvenmesi gerekmektedir.
İnsan; iradesini, gücünü ve çalışmasını ortaya koymadan
mütevekkil olamaz."
D. MÜTEVEKKİLİN TEVEKKÜL ANLAYIŞI.
Bu açıklamalar göstermektedir ki:
Çalışma yapmadan, İlâhî kanunlara, Sünnetullah'a, sebeplere müracaat etmeden
işi Allah'a havale etmek tevekkül değildir.
Allah'a dayanmak, güvenmek adına, insanın kendi yapması gereken görevlerini
Allah'a havale ederek ve bu maksatla Allah'ı kendine vekil kılarak kendi işini
yapmaması, atalet ve tembellikten öteye, Allah'a saygısızlık ve ilah olarak
onun emrine güvensizliktir, küfürdür.
Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın tabiata, fıtrata koyduğu
kanunlara, sebeplere müracaat ettikten; gerekli şartları yerine getirdikten
sonra sonucu Allah'tan beklemek, emri ona havale etmek tevekküldür.
Kâinattaki düzen, kanunlar ve hikmet, sebeplere uymayı gerektirir.
Tevekkül de, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi
sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemeyi gerektirir.
Doğru sebebe yapışan doğru netice alır.
E. TEVEKKÜL UYGULAMASI:
1. TEVEKKÜL
Tevekkül, değiştirilmesi insan gücünün dışında
olan üzücü olayların Allah'ın takdiri olduğunun bilinciyle, insanın kendine
yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra duyduğu iç huzuru ile akıbetinden
endişe etmemesidir.
Tevekkül, kişinin olumsuzluklar karşısında
yılmayarak ve bunları daha fazla çalışma, sabır ve Allah'ın yardımıyla
aşabileceği inanancıyla işin sonucunu Allah'a bırakmayı ve O'nun yaratacağı
neticeyi güven ve rıza ile karşılayıp, doğru bildiği yolda çalışma çabalama
azim ve iradesini sürdürmeyi de gerektirir.
Tevekkül tedbir almaya engel değildir, bilakis,
devesini salıverip Allah'a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye, Hz.
Muhammed'in: "onu bağla da öyle tevekkül et" diye uyarmasından da
anlaşılacağı gibi, önce tedbir almayı gerektirir.
2. GERÇEK TEVEKKÜL
Gerçek tevekkül, kalp / gönül işidir, imandan kaynaklanır.
Bu hal, kalbin / gönlün vekile (Allah'a) itimat etmesi, güvenmesi, dayanması,
O'na inanması ve O'nunla rahat etmesi, O'nunla huzur bulmasıdır.
Gerçek tevekkül, çalışıp didinmeyi, çabayı terk
etmek ve Allah'a bırakmak değildir; bilakis strese girmeden, ümitsizliğe
düşmeden ve hırsa da kapılmadan, her ne olursa olsun, Allah'a duyulan güvenle,
Allah'ın insanın seçim ve kazanımına bıraktığı işlerde, çalışmayı olumlu
istikamette yılmadan sürdürebilme hal ve anlayışıdır.
Gerçek tevekkül, insanın her zaman ve her yerde,
her işinde, Allah'la beraber olduğunu hissedip bilmesi ve bu duyguyla tutum ve
davranışlarını düzenlemesidir.
Doğru algılanıp, anlaşılıp, uygulandığında insanı iyi
ve güzel sonuçlara kavuşturan çok büyük bir moral güçtür tevekkül…
3. GERÇEK MÜTEVEKKİL
Gerçek mütevekkil, çalışmadan
kazanılamayacağını, her ekenin biçemeyeceğini ama ekmeden de biçilemeyeceğini,
"İman ve Salih amel (iyi işler)"sahibi olmadan Cennet'e
girilemeyeceğini bilir.
Gerçek mütevekkil, elden kaçan iyi ve güzel
şeylere üzülüp ümitsizliğe kapılmaz ve ele geçen iyi ve güzel şeylerle de boş
yere şımarmaz; iman edip hayra ve barışa yönelik işler yapmaya devam ederek
Rabbine içten bir bağlılıkla boyun eğer.
"İman edip hayra ve barışa yönelik işler yaparak Rablerine içten bir
bağlılıkla boyun eğenlere gelince, onlar cennet halkıdırlar. Sürekli
kalacaklardır orada." (11 / Hud / 23)
F. GÜNCEL YAŞANTIMIZDA TEVEKKÜL EDEN MÜTEVEKKİLLER MİYİZ?
Herkes kendince hayatında tevekkül etmiştir veya hala ediyordur da…
Yani aslında herkes bir şekilde mütevekkil olmuştur, tevekkül eden anlamıyla…
Öyle ki, tevekkül etmenin, mütevekkil olmanın
rahatlığını yaşamak için işleri Allah'a havale ederiz. Gerekçemiz de, "ben yeterli önlemleri aldım" kıvırmasıdır.
"Üzerime düşenleri yaptım, sebeplere tevessül ettim, insan olarak elimden geleni yaptım; bundan sonrası Allah'a kalmış" gibi nefsimize hoş gelen bir rahatlığın içinde buluruz kendimizi.…
Haydi,
şimdi hepimiz bu milletin bir ferdi olarak bulunduğumuz konum ve durumda,
yaşantımıza, yaşadıklarımıza bakalım, kendi inancımıza göre düşünelim.…
Ve soralım kendi kendimize:
İnsan olarak Allah'a, kendimize, ailemize ve topluma
karşı olan ahlaki, hukuki, siyasi ve iktisadi sorumluluklarımızda üzerimize
düşen işleri, yapmamız gerekli görevlerimizi yeterince yaptık mı? Yapıyor
muyuz?
Yoksa "kader", "olacak olur" deyip,
gereğince çalışıp çabalamadan, kendi yapacağımızı yeterince yapmadan işimize
Allah'ı vekil mi kılmaktayız?
Tevekkül mü ediyoruz yoksa farkına varmadan küfre mi sapıyoruz?
Gerçekten Allah'ın sevdiği "Mütevekkil"lerden miyiz?
G. GÜNCEL VE SİYASİ KONULARDA TEVEKKÜLÜ DOĞRU
ANLAMAK
Soralım kalbimize / gönlümüze, sonra bir
bakalım hep birlikte Türkiye'deki "resmin tamamı" nın parçaları olan
güncel olaylara:
Bakalım ve görelim:
Fert, Millet, Hükümet ve Devlet olarak, deveyi sağlam bağladıktan sonra mı
Allah'a güvenmişiz yoksa üstümüze düşenleri gereğince yapmadan emir sahibine
yapmadığımız işlerimizi mi havale etmişiz?
Acaba Allah'a tevekkül adına, Allah'tan başkalarına mı güvenmişiz de
güvendiğimiz dağlara kar mı yağmış?!
Görelim ve Bilelim ki, seçme hakkımızın olduğu durum, yer ve zamanlarda, sağlam
ipi seçme ve devemizi doğru bağlama alışkanlığını edinmezsek bir gün onu da
kaybedeceğiz.
M. Kemal Adal