İnönü Ailesi’nin
serveti: 2 Arsalar ve binalar...
Taha Kivanc – ZAMAN
26 Ekim 1994
İsmet İnönü’nün en ünlü lâflarından biri, “Beytülmale el
sürdürmem” cümlesidir. CHP çizgisinde politika yapanlar, yıllar ve yıllar boyu,
kendilerini dürüst ve namuslu olarak tanıtmayı başardılar.
İSKİ Skandalı balonu biraz patlattı, ama bir bölümü süngüyü hâlâ dik tutmayı
sürdürüyorlar... Oysa, biraz dikkatli bir araştırma, Kemalist–solun bu
iddiasının havada kaldığını hemen ortaya çıkartıyor...
SHP’nin eski lideri Erdal İnönü ve eşinin mal beyanında en geniş yeri,
arsalar, binalar, dükkânlar, garajlar, yalılar, hanlar, hamamlar, apartmanlar
tutuyor. Tam yarım sayfalık bir liste bu. Erdal İnönü’nün hayatında, ‘babasının
oğlu’ olmak dışında yaptığı işler belli: Öğretim üyeliği ve politikacılık...
Rauf Tamer’in esprisi yerinde: “Erdal’ın serveti ailedendir... Paşa babası da
zeki ve çalışkandı...” İsmet İnönü’nün serveti ise, aileden kalma değil,
tamamen kendi eseri...
Benim dikkatimi çeken bir gerçek var: Mal ve mülkünün büyük bir bölümünü
devlete bırakan ve yakınlarıyla kendi kurduğu kurumların da bunların
nemalarından yararlanmalarını isteyen Mustafa Kemal Atatürk’ün
vasiyetnamesinde, unutmadığı kişiler arasında, “İsmet İnönü’nün çocukları” da
vardı... Bunun anlamı, Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında, İnönü Ailesi’nin,
korunmaya muhtaç bir durumda oldukları değil midir? Hiç değilse, vasiyetini
yazarken, Atatürk, böyle düşünmüş olmalı...
Oysa, gerçek hiç de öyle değil. Falih Rıfkı’nın Çankaya’da kaydettiği
Ayaspaşa arsaları yolsuzluğu, İsmet İnönü’nün başvekil olduğu döneme rastlıyor.
İddiayı, 24 Mart 1970 tarihli Dünya gazetesinde çıkan Bedii Faik’in yazısından
okuyalım: “Ayaspaşa, vaktiyle mezarlıktı ve Evkaf’a aitti. İnönü’nün müsteşarı
olan zat Evkaf işlerine bakmaktaydı. Günün birinde işte bu müsteşar, mezarlığı
vakıf olmaktan çıkarmış, parsellemiş ve bahis konusu arsayı da şefine münasip
görmüştür. O tarihte görevde bulunan İstanbul Belediye Meclisi bu olup bitti
karşısında isyan etmedi değil. Vakıf olmaktan çıkan arazinin belediye malı
sayılması lâzım geldiğini haykırmadı değil. Ama olup bittiyi yapan müsteşar
beyin, ‘–Paşam, İstanbul Valisi Belediye Meclisi’ni aleyhinize kışkırtıyor’
demesi üzerine, İnönü, devrin valisine son derece haşin davranmış ve rahmetli
de bu muamele üzerine derhal istifa etmiştir.”
İnönü Ailesi, bir çok başka politikacı gibi, gayr–ı menkule düşkün...
Emlâkın elde ediliş yollarından biri, kooperatifçilik... Devletin elindeki
arsalar, kurulan bir kooperatife ucuz fiyatla devrediliyor, sonra da o arsalar
üzerine yapılan evler ve dükkânlar bir çırpıda değer kazanınca ailenin serveti
büyüyüveriyor... 17. ve 18 Dönem Milletvekilleri Kooperatifi adıyla kurulan
kooperatifin, ucuza alınan bir arsa üzerine, arsanın yarısının verildiği
müteahhit tarafından Norveç’ten getirilecek ahşap villalar yaptıracağını, Uğur
Dündar’ın ‘Arena’ programından öğrenmiştik...
Bu yöntemi ilk bulanların tek parti dönemi CHP kadrosu olduğu pek bilinmez.
Oysa, gerçek budur. Yine Bedii Faik’ten okuyalım: “(Dragos’ta) bütün bir tepe
devlet başkanlığınız zamanında ve ne garip bir tesadüftür ki, bu defa genel
sekreteriniz olan gene aynı müsteşarınız teşebbüsüyle, yüzde doksan beşini CHP
erkânının teşkil ettiği bir kooperatife 15 bin liraya verilmiştir. Burada
sizin, yalnızca sizin kaç hisseniz vardır söyleyeyim mi? Üçü çocuklarınızı ikisi
de eşinizle sizin olmak üzere tam beş! Düşünsenize biraz. Cumhurbaşkanısınız.
Diyelim ki bir kooperatif teşebbüsüne destek olmak için, müteşebbislere hız
veren bir şef olarak, kendinizi de kaydettirdiniz. Lütfen insaf, bütün sülâleyi
hissedar kılmak mıdır bunun yolu?”
Bedii Faik’in adını vermeden ‘bir müsteşar’ diye andığı kişi, daha sonra CHP
genel sekreterliği koltuğunda oturmuş İsmail Rüştü Aksal mı acaba?
Bir de Taşlık arsaları var. İstanbul’un en gözde, en değerli bir semtinde,
Sultan Abdülaziz, kendi adına bir cami yaptırmak ister ve gerekli malzemeyi
oraya yığar, temel de atılır; ancak, şehadeti üzerine teşebbüs akim kalır. Cami
inşaatında kullanılmak için yığılmış taşlar sebebiyle, o semtin adı ‘Taşlık’
olarak kalır.
Geniş arsa Osmanlı Hanedanı’nın, yani Hazine–i Hassa’nın malıydı; hanedanın
yurtdışına çıkarılmasıyla da hazinenin olmuştu. İştah kabartan bu değerli
arsanın iç edilmesi elbette kolay değildi. Ama, çare tükenmiyor, malum... Bir
yandan camileri kapartırken, bir yandan da ‘cami’ özelliğini arsa kapatma
kurnazlığında kullanan bir kadrodur bu...
Şöyle yapılır: Madem ki, burası ‘cami’ amacıyla alınmış, temeli bile atılmış
bir yerdir, o halde artık Evkaf’ın malıdır... Evkaf mallarının haraç–mezat
satışa çıkarıldığı gibi, o arsa da rahatlıkla satılabilir... Evkaf’ın yönetimi,
nasılsa, bu işlerde mâhir müsteşarın elinde...
Gelin, gerisini, Ahmet Gürkan’ın, “İsmet Paşa’nın Beytülmâli” kitabından (s.
30) okuyalım: “Hâsılı muameleler tez zamanda bitirildi ve bu arsanın en mutena
yerleri parsellenip, mütevazi iki yoksul (!) aileye verildi. Tabii ki arslan
payı yine arslana verildi. Cadde üzerindeki arsa gerçi İnönü’ye verildi, amma
buranın bir mahzuru vardı, o da şuydu: Belediye planına göre, cadde arsadan bir
kaç metreyi alıyordu. Bunun da çaresini belediyeye buldurdular. O günün
parasiyle 600 bin lira sarfiyle bu cadde, beton köprü üzerine bindirildi ve
arsaya bir kaç metre zarar yerine, üste bir kaç metre de genişlik temin
edildi.” Nasıl, beğendiniz mi?
İnönü Ailesi’nin deniz sevgisi dillere destan; eşinin ailesi de geçimini
denizcilikten sağlıyor... Erdal İnönü, Anadolu Hisarı’ndaki yalısına yeni
taşındı. Aslına sâdık kalınarak baştan ayağa yenilendi bu yalı. Çevreciler, o
muhitin sâkinleri, yalının yeniden yapılmasına karşı çıkmışlardı. Aile, tek
parti döneminden alışkın; başkalarından esirgenen ruhsat, Nurettin Sözen
tarafından, Erdal İnönü’ye verildi. Şimdi, o yalıda oturuyor Erdal Bey ve
ailesi... Öğrencilik günlerini de yine Boğaziçi’nde, Dolmabahçe Sarayı’nda,
geçirmişti Erdal Bey...
Taşlık arsaları, Hazine’den Evkaf’a, oradan da İnönü Ailesi’ne geçtiğinde
deniz görüyordu. Denizsever İnönü, hep öyle kalmasını istedi ve tek parti
dönemi yönetimi onun da çaresini buldu: İnönü’ye tahsis edilen arsanın önündeki
deniz kenarı parselini belediyeye park yaptırdılar...
Ahmet Gürkan’ın CHPliler’in zihnini okuyarak vardığı hüküm de ilginç: “Hiç
olmazsa ileride tamamlanma tehlikesi olan bir caminin yapılmasına mâni olmuşlar
ve Nurcuların halifelerine (!) hiç olmazsa bir cami eksik olarak iktidarı bırakmışlardır...”
(s. 31)
İnönü Ailesi’nin başka merakları için bir gün daha beklemeniz gerekecek...
26 Ekim 1994, Çarşamba