Inonu ailesinin Serveti

3,693 views
Skip to first unread message

gti...@aol.com

unread,
Apr 27, 2015, 3:49:07 AM4/27/15
to GTI...@aol.com

İnönü Ailesi’nin serveti: 2 Arsalar ve binalar...

Taha Kivanc – ZAMAN
26 Ekim 1994
İsmet İnönü’nün en ünlü lâflarından biri, “Beytülmale el sürdürmem” cümlesidir. CHP çizgisinde politika yapanlar, yıllar ve yıllar boyu, kendilerini dürüst ve namuslu olarak tanıtmayı başardılar.

İSKİ Skandalı balonu biraz patlattı, ama bir bölümü süngüyü hâlâ dik tutmayı sürdürüyorlar... Oysa, biraz dikkatli bir araştırma, Kemalist–solun bu iddiasının havada kaldığını hemen ortaya çıkartıyor...

SHP’nin eski lideri Erdal İnönü ve eşinin mal beyanında en geniş yeri, arsalar, binalar, dükkânlar, garajlar, yalılar, hanlar, hamamlar, apartmanlar tutuyor. Tam yarım sayfalık bir liste bu. Erdal İnönü’nün hayatında, ‘babasının oğlu’ olmak dışında yaptığı işler belli: Öğretim üyeliği ve politikacılık... Rauf Tamer’in esprisi yerinde: “Erdal’ın serveti ailedendir... Paşa babası da zeki ve çalışkandı...” İsmet İnönü’nün serveti ise, aileden kalma değil, tamamen kendi eseri...

Benim dikkatimi çeken bir gerçek var: Mal ve mülkünün büyük bir bölümünü devlete bırakan ve yakınlarıyla kendi kurduğu kurumların da bunların nemalarından yararlanmalarını isteyen Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetnamesinde, unutmadığı kişiler arasında, “İsmet İnönü’nün çocukları” da vardı... Bunun anlamı, Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında, İnönü Ailesi’nin, korunmaya muhtaç bir durumda oldukları değil midir? Hiç değilse, vasiyetini yazarken, Atatürk, böyle düşünmüş olmalı...

Oysa, gerçek hiç de öyle değil. Falih Rıfkı’nın Çankaya’da kaydettiği Ayaspaşa arsaları yolsuzluğu, İsmet İnönü’nün başvekil olduğu döneme rastlıyor. İddiayı, 24 Mart 1970 tarihli Dünya gazetesinde çıkan Bedii Faik’in yazısından okuyalım: “Ayaspaşa, vaktiyle mezarlıktı ve Evkaf’a aitti. İnönü’nün müsteşarı olan zat Evkaf işlerine bakmaktaydı. Günün birinde işte bu müsteşar, mezarlığı vakıf olmaktan çıkarmış, parsellemiş ve bahis konusu arsayı da şefine münasip görmüştür. O tarihte görevde bulunan İstanbul Belediye Meclisi bu olup bitti karşısında isyan etmedi değil. Vakıf olmaktan çıkan arazinin belediye malı sayılması lâzım geldiğini haykırmadı değil. Ama olup bittiyi yapan müsteşar beyin, ‘–Paşam, İstanbul Valisi Belediye Meclisi’ni aleyhinize kışkırtıyor’ demesi üzerine, İnönü, devrin valisine son derece haşin davranmış ve rahmetli de bu muamele üzerine derhal istifa etmiştir.”

İnönü Ailesi, bir çok başka politikacı gibi, gayr–ı menkule düşkün... Emlâkın elde ediliş yollarından biri, kooperatifçilik... Devletin elindeki arsalar, kurulan bir kooperatife ucuz fiyatla devrediliyor, sonra da o arsalar üzerine yapılan evler ve dükkânlar bir çırpıda değer kazanınca ailenin serveti büyüyüveriyor... 17. ve 18 Dönem Milletvekilleri Kooperatifi adıyla kurulan kooperatifin, ucuza alınan bir arsa üzerine, arsanın yarısının verildiği müteahhit tarafından Norveç’ten getirilecek ahşap villalar yaptıracağını, Uğur Dündar’ın ‘Arena’ programından öğrenmiştik...

Bu yöntemi ilk bulanların tek parti dönemi CHP kadrosu olduğu pek bilinmez. Oysa, gerçek budur. Yine Bedii Faik’ten okuyalım: “(Dragos’ta) bütün bir tepe devlet başkanlığınız zamanında ve ne garip bir tesadüftür ki, bu defa genel sekreteriniz olan gene aynı müsteşarınız teşebbüsüyle, yüzde doksan beşini CHP erkânının teşkil ettiği bir kooperatife 15 bin liraya verilmiştir. Burada sizin, yalnızca sizin kaç hisseniz vardır söyleyeyim mi? Üçü çocuklarınızı ikisi de eşinizle sizin olmak üzere tam beş! Düşünsenize biraz. Cumhurbaşkanısınız. Diyelim ki bir kooperatif teşebbüsüne destek olmak için, müteşebbislere hız veren bir şef olarak, kendinizi de kaydettirdiniz. Lütfen insaf, bütün sülâleyi hissedar kılmak mıdır bunun yolu?”

Bedii Faik’in adını vermeden ‘bir müsteşar’ diye andığı kişi, daha sonra CHP genel sekreterliği koltuğunda oturmuş İsmail Rüştü Aksal mı acaba?

Bir de Taşlık arsaları var. İstanbul’un en gözde, en değerli bir semtinde, Sultan Abdülaziz, kendi adına bir cami yaptırmak ister ve gerekli malzemeyi oraya yığar, temel de atılır; ancak, şehadeti üzerine teşebbüs akim kalır. Cami inşaatında kullanılmak için yığılmış taşlar sebebiyle, o semtin adı ‘Taşlık’ olarak kalır.

Geniş arsa Osmanlı Hanedanı’nın, yani Hazine–i Hassa’nın malıydı; hanedanın yurtdışına çıkarılmasıyla da hazinenin olmuştu. İştah kabartan bu değerli arsanın iç edilmesi elbette kolay değildi. Ama, çare tükenmiyor, malum... Bir yandan camileri kapartırken, bir yandan da ‘cami’ özelliğini arsa kapatma kurnazlığında kullanan bir kadrodur bu...

Şöyle yapılır: Madem ki, burası ‘cami’ amacıyla alınmış, temeli bile atılmış bir yerdir, o halde artık Evkaf’ın malıdır... Evkaf mallarının haraç–mezat satışa çıkarıldığı gibi, o arsa da rahatlıkla satılabilir... Evkaf’ın yönetimi, nasılsa, bu işlerde mâhir müsteşarın elinde...
Gelin, gerisini, Ahmet Gürkan’ın, “İsmet Paşa’nın Beytülmâli” kitabından (s. 30) okuyalım: “Hâsılı muameleler tez zamanda bitirildi ve bu arsanın en mutena yerleri parsellenip, mütevazi iki yoksul (!) aileye verildi. Tabii ki arslan payı yine arslana verildi. Cadde üzerindeki arsa gerçi İnönü’ye verildi, amma buranın bir mahzuru vardı, o da şuydu: Belediye planına göre, cadde arsadan bir kaç metreyi alıyordu. Bunun da çaresini belediyeye buldurdular. O günün parasiyle 600 bin lira sarfiyle bu cadde, beton köprü üzerine bindirildi ve arsaya bir kaç metre zarar yerine, üste bir kaç metre de genişlik temin edildi.” Nasıl, beğendiniz mi?

İnönü Ailesi’nin deniz sevgisi dillere destan; eşinin ailesi de geçimini denizcilikten sağlıyor... Erdal İnönü, Anadolu Hisarı’ndaki yalısına yeni taşındı. Aslına sâdık kalınarak baştan ayağa yenilendi bu yalı. Çevreciler, o muhitin sâkinleri, yalının yeniden yapılmasına karşı çıkmışlardı. Aile, tek parti döneminden alışkın; başkalarından esirgenen ruhsat, Nurettin Sözen tarafından, Erdal İnönü’ye verildi. Şimdi, o yalıda oturuyor Erdal Bey ve ailesi... Öğrencilik günlerini de yine Boğaziçi’nde, Dolmabahçe Sarayı’nda, geçirmişti Erdal Bey...

Taşlık arsaları, Hazine’den Evkaf’a, oradan da İnönü Ailesi’ne geçtiğinde deniz görüyordu. Denizsever İnönü, hep öyle kalmasını istedi ve tek parti dönemi yönetimi onun da çaresini buldu: İnönü’ye tahsis edilen arsanın önündeki deniz kenarı parselini belediyeye park yaptırdılar...

Ahmet Gürkan’ın CHPliler’in zihnini okuyarak vardığı hüküm de ilginç: “Hiç olmazsa ileride tamamlanma tehlikesi olan bir caminin yapılmasına mâni olmuşlar ve Nurcuların halifelerine (!) hiç olmazsa bir cami eksik olarak iktidarı bırakmışlardır...” (s. 31)
İnönü Ailesi’nin başka merakları için bir gün daha beklemeniz gerekecek...
26 Ekim 1994, Çarşamba
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages