Dilin özellikleri
1. Anlaşma aracıdır
2. Doğallık
3. Kuralları vardır
4. Canlıdır
5. Gizli anlaşmalar sistemidir
6. Milletin ortak malıdır
7. Sosyal bir varlıktır
DİLİN MİLLET HAYATINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Bir milleti ayakta tutan, onun varlığını ve devamını sağlayan,
millî şuuru besleyen, bir millete mensup olma hazzını veren ve
bireylerini birbirine yaklaştırarak onlar arasında birlik yaratan
unsur olarak dilin, millet hayatındaki yeri çok önemlidir. Öyle ki
milletin varlığı, dilin varlığıyla mümkündür.
İnsanın geçmişini öğrenmesinde, gününü yaşamasında,
geleceğine yön vermesinde, kişiliğini kazanmasında, aynı dili
konuşan diğer insanlarla iletişim kurmasında ve kendisini ifade
etmesinde dilin çok önemli bir araç olduğu muhakkaktır. Bu
bakımdan dil bir anlamda bireye hizmet eder. Ancak, insan tabiatı
gereği toplu hâlde yaşamaya ihtiyaç duyar. Çevresinde kendiyle
aynı değerleri paylaşan insanların bulunmasını ister. Bu ortak
değerlerin oluşturulmasında, paylaşılmasında, nesilden nesile
aktarılmasında, milletin varlığını devam ettirmesinde dil, çok
önemli bir görevi yerine getirir. Çünkü millet olmanın birinci
şartı, aynı dili konuşmaktır.
Dil, milletin ortak kültürüyle yol alarak varlığını devam
ettirir. Milleti oluşturan bireyler arasında birleştirici bir rol
üstlenen dil, aynı zamanda ortak şuurun, millî şuurun ortaya
çıkmasına hizmet eder. Millî birliği ve beraberliği sağlar.
Dilin bu özelliği Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyetini kuran;
Türk halkı, Türk milletidir. Türk milleti demek, Türk dili
demektir. Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü
Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının,
an'anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası, bugün
kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza
olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir,
zihnidir." sözlerinde veciz ifadesini bulmuştur.
Millî varlığın korunmasıyla dilin korunması arasında çok sıkı
bir ilgi vardır. Dilini unutmayan fakat bağımsızlığını kaybeden
bir toplum milliyetini koruyor demektir. Bu toplum,
bağımsızlığını kazanıp bir devlet kurarak, bir millet olarak
yeniden tarih sahnesine çıkabilir. Sovyet Rusya'nın
dağılmasıyla Türklerin ve diğer milletlerin bağımsız birer
devlet olarak yeniden tarih sahnesine çıkmaları bunun en yeni
örneğidir. Tarihte bunun başka pek çok örneği vardır. Ancak
dilini kaybeden milletlerin tarih sahnesinden silindikleri de
bilinmektedir.
Bir milletin dili bozulursa kültüründe sıkıntılar ortaya çıkar.
Düşünce, sanat ve edebiyat alanlarında çöküntü başlar. Dil
asıl işlevini (insanlar arasında anlaşma aracı olma) yerine
getiremez. Kitleler birbirlerini anlayamaz hâle gelir ve yavaş yavaş
kopmalar başlar. Bu gerçek, tecrübeyle sabit olduğu için bir
milleti içten yıkma yönteminde işe önce dilden başlanır. Yeni
neslin kültürel değerleri öğrenmemesi ve bireylerin, kuşakların
birbiriyle sağlıklı iletişim kurmalarını engellemek için ne
gerekiyorsa yapılır. Bu yüzden dil üzerinde oynanan oyunlara
karşı her zaman uyanık olmak gerekir. Adres bulmada kolaylık olsun
gibi bir bahaneyle meselâ; Yunus Emre Caddesi'ni 4. Cadde şeklinde
değiştirmek bile kültür bakımından son derece yanlıştır.
Çünkü, cadde adını rakamla ifade ettiğiniz zaman bu tabelayı
okuyan kimsenin buradan caddenin numarası dışında öğrenebileceği
bir şey yoktur. Fakat Yunus Emre adının yaşatılması hâlinde en
azından yetişen nesil Yunus Emre'nin kim olduğunu, bu caddeye
neden bu ismin verildiğini merak edecektir, öğrenmek isteyecektir ve
sonuçta kendi kültüründen birşeyler bulacaktır.
Bir milletin ruhu, karakteri, anlayışı... çoğunlukla
sanatkârların ortaya koydukları eserlere yansıdığından bu
yönüyle de dil, sosyal yapının ve kültürün aynası
durumundadır. Dolayısıyla bu eserlerin dikkatle incelenmesi o
milletin karakteri hakkında sağlam ipuçları verecektir. Gelişmiş
ülkelerin kendi kültürlerini ve başka kültürleri öğrenmek için
araştırmalar yaptırmalarını, bunlar için bütçelerinden önemli
paylar ayırmalarını yabana atmamak lâzımdır. Her milletin kendine
göre birtakım kültür özellikleri olduğu gibi milletlerin zayıf
ve güçlü olduğu yönler de vardır. Kültür araştırmalarıyla
bunların tespiti mümkündür. İzlenecek politikaların
belirlenmesine bu araştırmalardan elde edilen veriler ışık
tutmaktadır. Sömürgeci ülkeler günümüzde stratejik araştırma
enstitüleri adı altında dünyanın dört bir tarafında yaptıkları
araştırmalarda o ülkenin veya bölgenin etnik yapısını,
özellikle de yerel dilleri gündeme getirmektedirler. Tarihte ve
günümüzde bunun pek çok örneğini görmek mümkündür.
Dil, milletin manevî gücünün aynasıdır. Bir milletin kültürel
değerlerini oluşturan ve o milleti ayakta tutan; edebiyatı, sanatı,
bilim ve tekniği, dünya görüşü, ahlâk anlayışı, müziği...
geçmişten günümüze ancak dil sayesinde aktarılmaktadır.
Dolayısıyla dilin korunmasıyla millî varlığın korunmasını
aynı seviyede algılamak gerekir.
KÜLTÜR
Sözlük anlamıyla
"1. Tarihî, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün
maddî ve manevî değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere
iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine
egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars,
ekin,
2. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat
eserlerinin bütünü,
3. Muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve
yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi,
4. Bireyin kazandığı bilgi,
5. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme,
6. Tarım"
Atatürk'ün ifadesiyle kültür; okumak, anlamak, görebilmek,
görebildiğinden anlam çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek,
zekâyı terbiye etmektir.
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz kültür konusunda şunları söyler:
"Kültür, insanı öteki yaratıklardan ayıran, dolayısıyla da
yalnızca insana vergi olan bir özelliktir. En ilkel topluluklardan
başlayarak en gelişmiş insan topluluklarına varıncaya kadar,
bütün toplumların kendilerine göre birer kültürlerinin bulunduğu
inkâr kabul etmez bir gerçektir. Ne var ki toplumların hayat
karşısındaki tutum ve davranışları biribirinden farklı olduğu,
yaşayışlarında, eğitim ve düşünce tarzlarında,
yaratıcılıklarında biribirini tutmayan başkalıklar bulunduğu
için bu başkalıklar, kültürleri toplumdan topluma değişik ve
çeşitli yapılarda karşımıza çıkarmıştır. Bir kültür için
vazgeçilmez önem taşıyan unsurlar, başka bir kültür için
önemsiz sayılabilir. Toplumların ve dünyadaki milletlerin mozayik
hâlindeki farklı görünümleri de genellikle kültür
yapılarındaki bu farklılıktan kaynaklanmaktadır."
Kültür, milletin fertleri arasında sosyal akrabalık bağını
oluşturan (başta dil olmak üzere tarih, din, örf ve âdetler, hukuk
sistemi, müzik, güzel sanatlar, ekonomi, ahlâk anlayışı ve dünya
görüşü... gibi) maddî ve manevî değerlerin tümüdür ve bu
değerler kültürün başlıca unsurlarını oluşturur. Bunlar o
milletin fertlerini birbirine bağlarken, diğer milletlerden ayırır;
içeride birleştirici, dışarıya karşı ayırıcı rol üstlenir.
Kültürün özellikleri
Kültür;
1. Millîdir,
2. Tarihîdir,
3. Özgündür,
4. Milletin ortak malıdır,
5. Canlı ve tabiî bir varlıktır,
6. Ahenkli bir bütündür,
7. Özü değiştirilemez.
Devletler milletlerin kendilerini korumak, yaşatmak ve yükseltmek
için kurdukları sosyal yapılardır. Devletin varlığı milletle
mümkündür. Milleti ayakta tutan, ona dinamizm ve ruh veren temel
güç ise millî kültürdür. Bu tarihî ve sosyal gerçek,
Atatürk'ün "Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür."
özdeyişinde veciz ifadesini bulmuştur.
DİL-KÜLTÜR İLGİSİ
Dil, millî kültürün temel unsuru ve taşıyıcısıdır.
Maddî-manevî kültürel değerlerin oluşmasında ve aktarılmasında
dilin inkâr kabul etmez bir rolü vardır. Edipler, kendi
dönemlerindeki olayların, anlayışların, geleneklerin... izlerini
ister istemez, yazılı veya sözlü olarak ortaya koydukları
eserlerine yansıtırlar. Bu eserleri okuyan yeni nesil, kendi
kültürünü, kendi değerlerini öğrenir ve sosyal bir miras olarak
kendinden sonra gelenlere aktarır. Bütün bunlar dil sayesinde
gerçekleştiği için dil ve kültür birbirini tamamlayan birbirinden
ayrılmayan unsurlardır.
Türkçe, dünyanın en güzel, en zengin, en büyük dillerinden
biridir. Asırlarca üç kıtada konuşulmuş, yazılıp okunmuştur.
İlk şekli ile kalmamış, gelişmiştir. Kendi kendisini yenilemiş,
tazelemiş ve zenginleştirmiştir. Çok mantıklı, çok ahenkli,
ifade kabiliyeti çok yüksek bir dildir. Sanki bir bilginler kurulu
oturmuş, ölçüp biçerek meydana getirmiştir. O kadar mükemmel, o
kadar düzenlidir. Böyle güzel ve tatlı bir dile sahip olmak
Türklerin en büyük iftiharıdır. Her Türk çocuğu bu mükemmel
dili, bu güzel Türkçeyi en aziz bir varlık olarak sevmeli ve ona
saygı duymalıdır. Onun kadrini, kıymetini bilmelidir. Onu sadece
kulaktan dolma şekliyle, çevresinden öğrendiği gibi kullanmakla
kalmayıp, onun bütün yapısını, kanunlarını, kaidelerini
hakkıyla tanıyıp bilmelidir. Ona iyice sahip olmak, onu en doğru,
en güzel ve en tesirli şekli ile kullanmak için, kısacası iyi
konuşmak ve iyi yazmak için bu şarttır.
Muharrem Ergin
SORULAR
1. Dilin asıl işlevi nedir? Dilimizin bu özelliğinden yeterince
yararlanabiliyor muyuz?
2. Dilin canlılığından ne anlıyorsunuz?
3. Dilin kuralları zamana bağlı olarak değişebilir mi?
Tartışınız.
4. Dilin sosyalliğiyle ilgili olarak çevrenizden hangi örnekleri
verebilirsiniz?
5. Dil ile düşünce arasında nasıl bir ilgi vardır? Dil olmasaydı
düşünmek mümkün olur muydu? Tartışınız.
6. Gelişmiş ülkelerin, dil felsefesi konusunda bu kadar çok
araştırma yapmalarını nasıl yo-rumlarsınız?
7. Bir millet, dilini korumadan geleceğini güvence altına alabilir
mi? Tartışınız.
8. Kültür olmadan medeniyet olabilir mi? Tartışınız.
9. Kültürel değerlerimizi hangi gerekçelerle bilmeli ve
korumalıyız?
10. Dil, niçin kültürün temel unsurudur?