bilim dalına dil bilgisi veya gramer denmektedir. Bütün bilim
dalları gibi geniş bir araştırma alanı olan dil bilgisi de kendi
içerisinde bölümlere ayrılmıştır. Dil bilgisinin
bölümlerinden;
Ses bilgisi (fonetik): Dilin seslerini, bunlar arasındaki ilgileri,
ses olaylarını,
Yapı bilgisi (morfoloji): Kelime ve kelime çeşitlerinin köklerini,
eklerini, bunların yapısını ve görevini,
Cümle bilgisi (sentaks): Kelimelerin birbirleriyle olan ilgilerini ve
cümleleri,
Anlam bilgisi (semantik): Kelime ve kelime gruplarının anlamlarını,
dildeki anlam olaylarını,
Köken bilgisi (etimoloji): Kelimelerin kaynağını, hangi dilden
alındığını inceler.
Dilin bölümlerini kesin çizgilerle sınırlamak mümkün olmadığı
gibi bunları birbirinden tamamen bağımsız olarak değerlendirmek de
imkânsızdır. Özellikle anlam bilgisi, köken bilgisi ve yapı
bilgisinin birbiriyle iç içe olması sebebiyle anlam bilgisi ve
köken bilgisi, yapı bilgisinin içinde değerlendirilir. Dil
bilgisinin genellikle ses bilgisi, yapı bilgisi ve cümle bilgisi
olarak üç bölümde incelenmesinin sebebi de budur.
Dil bilgisi ve dil bilimi terimleri ayrı kavramları ifade ettiği
için bu terimlerini birbirinin yerine kullanmamaya dikkat etmek
gerekir:
“Dilbilimin en kısa tanımı, dili inceleyen bilim, dilin bilimi
biçiminde yapılabilir. Dil nasıl, insanın fizik, düşünce ve ruh
yapısıyla ve çeşitli eylemleriyle ilişkili ise dilbilim de bütün
bu eylemleri kendisine konu olarak alan öteki bilim dallarıyla sıkı
sıkıya ilişkilidir. Konuları bir yandan -konuşma eylemi
bakımından- fizik ve fizyoloji, bir yandan da felsefe, ruhbilim,
toplumbilim, insanbilimle ilgili ve kimi zaman ortak olan dilbilim,
ayrıca budunbilim (etnoloji), coğrafya, matematik gibi çeşitli
araştırma alanları içine giren çok çeşitli sorunlara eğilmek
zorundadır. Kişisel dilin, sanatçıların dilinin incelenmesine
yönelen anlatımbiliminden (stilistik) dil öğrenimine değin pek
geniş alanlara yayılır. Son yıllarda başlı başına bir
araştırma alanı durumuna gelen sibernetik’le ve genel olarak
bildirişme (communication) konularıyla da yakın ilgisi vardır.”
Bu terimler arasındaki farkı daha belirgin olarak kavratmak için
konuyla ilgili bir başka açıklamayı da buraya almayı uygun
buluyoruz:
“Dil bilimi, genel anlamıyla, önce her tür ve her düzeydeki
dilleri araştıran ve inceleyen, bu dillerle ilgili genelceleri
bulmaya çalışan, bu yolda yöntemler geliştiren bilim dallarının
ortak adı olarak alınmıştır. Bu bilim dalının en önemli
özelliği, buyurucu değil, belirleyici olmasıdır. Daha somut bir
örnekle açıklarsak; bir hekim için, anatomi bilimi neyse; bir dil
öğreticisi için dil bilimi de odur. Bilindiği gibi anatomi bilimi
de buyurucu değildir ve olamaz. O, organların yapılarını, yapı
ilişkilerini, görev ve işlevlerini inceler, sağlıklı ve
sağlıksız durumlarını belirler. Hekimlik bilgisi ise buyurucudur;
sağlıksız (veya kusurlu sayılan) bir durumun düzeltilmesi için
zamana ve şartlara göre yapılması gereken şeyleri buyurur. Hekim
de bu buyrukları yerine getirmeye çalışır.
Dil bilimci, belli bir kullanım alanı ve düzeyi için, belli bir
dili (veya dilleri) inceler; bu dilin (veya dillerin) ifade
inceliklerini belirlemeye çalışır; söz konusu dili (veya dilleri)
gerektiğinde başka dillerle karşılaştırır; gerekiyorsa belli bir
dilin ifade gücünü artırmanın yollarını göstermeye çalışır.
Dil öğreticisi, dil bilgisi öğretmeni ise belli bir dilin
benimsenmiş kurallarını belletmeyi ve uygulatmayı görev
edinmiştir; onun için olandan çok, olması gereken önemlidir.
Nasıl hekimlik bilgisi, anatomi biliminin uygulama alanlarından
biriyse dil bilgisi de dil biliminin uygulama alanlarından birisidir.
Canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (örn.: insan - makine)
arasındaki iletişim kuralları, her makinenin “kullanım
kılavuzu”nda gösterildiği gibi; canlılarla cansızlar (örn.:
insan - fizikoşimik dünya) arasındaki iletişim kuralları da
çeşitli bilim dallarının “uygulama kaynakları”nda ele
alınır. İnsanla insan arasındaki iletişim kurallarının sözlü,
özellikle sözlü dil üzerine kurulmuş yazılı bölümü ise “dil
bilgisi çalışmaları”nın konusunu oluşturur.”
Dil bilimi araştırmalarıyla yukarıdaki bölümlere ek olarak
fonoloji, dizim bilgisi, kelime bilimi, sözlük bilgisi, ad bilimi ve
lehçe bilimi gibi yeni çalışma alanları ortaya çıkmıştır.
Anlam bilgisi ve köken bilgisi bu kitabın programı dışında
olduğu için bu konular, bağımsız bir bölüm olarak
anlatılmayacaktır.
SES BİLGİSİ
Ses bilgisi (fonetik); bir dilin seslerini, boğumlanma noktalarını,
boğumlanma özellikleri vb. bakımından inceleyen dil bilimi koludur.
Ses
Bir dil bilgisi terimi olarak ses; dilin parçalanamayan en küçük
birimidir, temel taşıdır. Dilin seslerden meydana gelen bir varlık
olduğu, dilde asıl olanın konuşma olduğu, yazının sonradan
ortaya çıktığı hatırlanırsa sesin dilin temelini oluşturmadaki
önemi daha kolay kavranacaktır. Yalnız başına anlamı olmayan
sesler birleşerek heceleri, heceler birleşerek kelimeleri, kelimeler
de bir araya gelerek cümleyi oluşturur.
Konumuzun dışında olduğu için şekil verilemeyen, yönetilemeyen
konuşma sesi dışındaki seslerden ve bunlarla ilgili özelliklerden
bahsetmeyeceğiz.
Seslerin oluşumu
Konuşma sesi, akciğerlerden itilen havanın nefes borusu, gırtlak,
ağız boşluğu ve burundan geçerek dışarı çıkarken çıkış
yolu üzerindeki organların (hançere, boğaz, ses telleri, küçük
dil, geniz, damak, dil, dişler, burun kanalı, dudaklar) birbirine
yaklaşıp uzaklaşması, daralıp açılması, yatık veya dik
şekiller alması sonucunda oluşur.
İnsan hançeresi tarafından belli bir kalıba dökülerek
çıkarılan konuşma sesi dışındaki sesler, işlenmemiş, ham
seslerdir. İnsan hançeresinin imkânları sınırlı olduğu için
ancak sınırlı sayıda şekilli ses çıkarılabilir. Çeşitli
dillerdeki seslerin birbirine benzerliği yanında bazı sesler, bazı
diller veya diller grubu için tipiktir: Türkçe için ı, ñ (nazal
n), ö, ş, ü; Arapça için ayın ve dad gibi. Türkçeye özgü
harflerden ç, ı, ö, ş, ü için internet ortamında bunlara en çok
benzeyen harfler (c, i, o, s, u) kullanılmaktadır. Ancak Türkçe
harfleri destekleyen yeni programlar da yavaş yavaş
yaygınlaşmaktadır.
Her dilin kendine özgü sesleri vardır. Çocukken, dillenme
devresinde işitilen sesler yavaş yavaş taklit edilmeye başlanır ve
hançere buna göre olgunlaşır. Bu dönem geçtikten sonra sesleri
şekillendirmek güçleşir. Dilsiz veya lâl dediğimiz kişilerin
konuşamama problemi işitme engelli olmalarından kaynaklanmaktadır.
Bunlar, duyamadıkları için sesleri taklit yoluyla biçimlendirme
becerisi gösteremezler. Yabancı bir dil, olgunluk döneminde
öğrenilirken de o dile ait seslerin tam manasıyla
çıkarılamamasındaki sebep budur.
Mahallî ağız özelliklerini, ilköğretim çağında edebî dile ve
yazı diline uydurma işi tamamlanmazsa sonraki yıllarda bu iş
oldukça zorlaşacak ve bunun için özel bir gayret gerekecektir.
Ses-harf ilgisi ve alfabe
Sesin yazıdaki işareti, harftir. Türkçede ses ile harf arasında
birebir ilgi vardır. Bir ses yazıda bir harfle gösterilirken, bir
harfin okunuşunda da bir ses çıkarılır. Yani a, b, c, d gibi
sesler yazıda birer harfle gösterilir. Almanca’daki ş sesinin,
yazıda sch harfleriyle gösterilmesi gibi bir durum Türkçede yoktur.
Meselâ, Türk kelimesinde T-ü-r-k olmak üzere dört ses,
dolayısıyla dört harf vardır. Dilde esas olan sestir. Aynı ses,
farklı alfabelerde farklı harflerle gösterilebilir. Değişen ses
değil, harftir. Köktürk alfabesinden bugün kullandığımız
alfabeye gelinceye kadar değiştirdiğimiz her yazı sisteminde aynı
sesi başka başka şekillerle yazmamız, dilin temelinin ses olduğunu
gösteren güzel bir örnektir.
Bir dile ait seslerin yazıdaki işaretleri olan harflerinin belli bir
sıraya konmuş bütünü alfabe adını alır. Alfabe terimi α
(alfa), β (beta) harfleriyle başlayan Yunan alfabesinin ilk iki
harfinden ortaya çıkmıştır. Arap alfabesinin ilk harfi (elif),
ikinci harfi (ba) olduğu için eski yazıda elifba terimi tercih
edilmiştir. Bugün bazı dilciler, aynı mantıktan yola çıkarak
alfabe yerine abece terimini kullanmaktadırlar.
Milletlerin öğretim ve yayın hayatında kullandıkları ve resmen
kabul ettikleri yazı sistemi resmî alfabe adını alır. Resmî
alfabelerde şekil kalabalığını ortadan kaldırmak için çoğu
zaman birbirine yakın sesler birleştirilerek harf sayısı en az
seviyeye indirilir, kolaylık sağlanmaya çalışılır. Dolayısıyla
resmî alfabeler, dildeki bütün sesleri göstermezler. Dil
uzmanları, dilin bütün seslerini göstermek için resmî alfabede
bulunmayan ilave işaretleri de içine alan zenginleştirilmiş alfabe
kullanırlar. Bu alfabeye ilmî alfabe, çeviri yazı alfabesi veya
transkripsiyon alfabesi denir. Transkripsiyon alfabesi, bütün sesleri
gösterme imkânı tanıdığı için özellikle çevri yazıda ve
ağız araştırmalarına ait metinlerde kullanılır.
İlmî yazıların bazılarında ise transkripsiyon yerine
transliterasyon kullanılır. Transliterasyon, yabancı yazıların
okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması, harf çevirisi
demektir.
Aşağıda, Arap harfleriyle yazılmış metinlerin aktarılmasında
kullanılan, resmî alfabedeki harfler göz önünde bulundurularak
hazırlanan bir transkripsiyon alfabesi örnek olarak verilmiştir:
Uyarı
Q, x, w harfleri Türkiye Türkçesinde olmadığı için bunlar
Türkçe kelimelerin yazımında kullanılmamalı, “ve” yerine &
işareti asla tercih edilmemelidir.
TÜRKÇEDE SESLER VE SINIFLANDIRILMASI
1 Kasım 1928’de kabul edilen resmî alfabede Türkiye Türkçesinin
sesleri 29 harfle (a, b, c, ç, d, e, f, g, ğ, h, i, ı, j, k, l, m,
n, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z) gösterilmektedir. Ancak
Arapçadan, Farsçadan ve batı dillerinden Türkçeye girerek
Türkçeleşen kelimelerdeki sesler de bu sayıya eklendiğinde
Türkiye Türkçesinde kullanılan seslerin sayısı 40’a
yaklaşmaktadır. Yukarıdaki transkripsiyon alfabesi, bu konuda bir
fikir verecektir. Türkçede olmayan sesler çıkarıldığında bu
sayının azalacağı muhakkaktır.
Bunlardan a, ā, b, c, ç, d, e, é, f, g, ġ, ğ, h, ı, i, j, ḳ ,
k, ĺ, l, m, n, ñ, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z sık olarak
kullanılan seslerdendir.
Resmî alfabede, dilde kolaylık sağlama sebebiyle birbirine yakın
seslerden tek harfle gösterilenleri kapı - kelebek; hayâl - halı;
gezi - galip - kapağı - bebeğe; seni - senin elini gibi kelimelerin
söylenişinde sezmek mümkündür. Örneklerde, koyu yazılan seslerin
birbirinden farklı sesler olduğuna dikkat ediniz.
Sesler, ses geçidinin açık veya kapalı olmasına göre ünlü
(sesli, vokal) ve ünsüz (sessiz, konsonant) olmak üzere ikiye
ayrılır:
ÜNLÜLER
Oluşumları sırasında herhangi bir takıntıya uğramayan,
sedalarını sadece ses tellerinin titreşiminden alan seslerdir. a, e,
ı, i o, ö, u, ü Türkçedeki ünlülerdir. Bu sesler, dört
ölçüye göre sınıflandırılır:
1. Oluşum noktalarına göre: Ağzın gerisinde, dilin arka tarafında
oluşan a, ı, o, u sesleri art (kalın) ünlülerdir. Dilin öne
sürülmesiyle ağzın ön kısmında oluşan e, i, ö, ü sesleri de
ön (ince) ünlülerdir.
2. Dudakların durumuna göre: Oluşumunda dudakların yuvarlak şekil
aldığı, büzülmeye uğradığı o, ö, u, ü sesleri yuvarlak
ünlülerdir. Oluşumunda dudakların açık kaldığı a, e, ı, i
sesleri düz ünlülerdir.
3. Ağız boşluğunun durumuna göre: Oluşumu sırasında ağız
boşluğunun geniş olduğu a, e, o, ö sesleri geniş; ağız
boşluğunun dar olduğu ı, i, u, ü sesleri dar ünlülerdir.
4. Sesin süreklilik derecesine göre: Söylenişi sürekli olan
ünlüler uzun ünlülerdir. Söylenişi bir anda (kısa sürede) olan
ünlüler kısa ünlülerdir. Türkiye Türkçesinde uzun ünlülere
(ā, ê, î, ū, û) Arapça ve Farsçadan dilimize giren kelimelerde
rastlanır. Yakut ve Türkmen Türkçelerinde görülen uzun ünlüler
ise ana Türkçeden kalmadır. Türkiye Türkçesindeki ünlüler
kısadır.
Ünlüleri bir tabloda şöyle gösterebiliriz:
Düz Yuvarlak
Geniş Dar Geniş Dar
Art (kalın) A I O U
Ön (ince) E İ Ö Ü
Bu tabloya göre ünlülerin özelliklerini kolayca söyleyebiliriz:
a : Art, düz, geniştir. o : Art, yuvarlak, geniştir.
ı : Art, düz, dardır. ö : Ön, yuvarlak, geniştir.
e : Ön, düz, geniştir. u : Art, yuvarlak, dardır.
i : Ön, düz, dardır. ü : Ön, yuvarlak, dardır.
ÜNSÜZLER
Oluşumları sırasında ses yolunda (ses telleri, küçük dil, dil,
damak, dişler ve dudaklarda) bir engelle karşılaşan, takıntıya
uğrayan seslerdir. Oluşum noktalarının çokluğu sebebiyle bütün
dillerde ünsüzlerin sayısı ünlülerden fazladır. Türkçede de
alfabede gösterilen 29 sesten 21’i ünsüzdür. (b, c, ç, d, f, g,
ğ, h, j, k, l, m, n, p, r, s, ş, t, v, y, z)
Ünsüzler, takıntılı sesler olduğu için tek başlarına
söylenemezler, tek başlarına hece ve kelime olamazlar. Dillerdeki
ünsüz sesler, tek başlarına söylenemediği için önüne veya
arkasına bir ünlü getirilerek telaffuz edilirler: ef, el, es, en;
ce, de, fe, ge gibi. Dilimizdeki ünsüz sesler ise, tek tek
söylenirken Türkçenin ses özelliği ve yapısı dikkate alınarak
be, ce, çe, de, fe, ga, ge, ha (he, hı), je, ka (ke), le, me, ne, pe,
re, se, şe, te, ve, ye, ze şeklinde söylenmelidir. N harfini en, m
harfini em, h harfini aş veya eyç, s’yi es, r’yi ar şeklinde
okumak yanlıştır. Özellikle Türkçe kısaltmaları okurken buna
dikkat etmek gerekir. Türkçe olmadığı için BBC kısaltması bi bi
si; CNN kısaltması si en en şeklinde okunabilir ama Has Bilgi
Birikim kısaltmasını (HBB) eyç bi bi; Nergis Televizyonu
kısaltmasını (NTV) en ti vi; Türkiye kısaltmasını (TR) ti ar;
televizyon kısaltmasını (TV) ti vi şeklinde söylemek yanlıştır.
Ünsüzler, tonlu-tonsuz oluşlarına göre, temas derecelerine göre
ve oluşum noktalarına göre sınıflandırılır:
1. Tonlu-tonsuz oluşlarına göre: Oluşumları sırasında ses
tellerini titreştiren b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z sesleri
tonlu (sedalı, yumuşak); bunların dışında kalan ve ses tellerini
titreştirmeyen ç, f, h, k, p, s, ş, t sesleri tonsuzdur. Tonlu
ünsüzlerin tonsuz ünsüzler içinde karşılığı olanlar vardır.
Bunlar aşağıdaki tabloda alt alta gelecek şekilde gösterilmiştir.
l m n r y ünsüzlerinin ise tonsuz karşılıkları yoktur. Bunlar
ayrı bir grup oluşturlar.
2. Temas derecelerine göre: b, c, ç, d, g, k, p, t ünsüzlerinin
oluşumu sırasında işleyen organlar birbirine tam temasla hava
yolunu kapatarak, geçit vermedikleri için bu sesler, akciğerden
gelen havanın, önüne çıkan engeli aşmasıyla (patlamayla)
oluşur. Hışırtı veya fısırtı halinde sürekli olarak
söylenemeyen bu sesler, süreksiz (patlayıcı) ünsüzlerdir.
f, ğ, h, j, l, m, n, r, s, ş, v, y, z ünsüzlerinin oluşumu
sırasında ise ses yolundaki organlar birbirlerine tam temas etmezler.
Hava akımının geçişi için az çok bir aralık olur. Bu sesler,
hışırtı veya mırıltı (ssss..., şşşşş..., mmmm...) şeklinde
sürekli söylenmeye uygun olduğu için sürekli ünsüzler olarak
adlandırılır.
İçinde sürekli ünsüzlerin bulunduğu (peçete, çaput, ketçap,
açıkta gibi) bazı sözlerde, söz öbeklerinde çıkakları yakın
seslerin art arda gelmesi sonucu söyleyişin güçlüğe uğraması
kulağı rahatsız eder. Buna kakofoni de denir. Bu tarzdaki kelimeler,
bestelenmeye pek uygun değildir.
Tonlu-tonsuz oluşlarına göre ve temas derecelerine göre ünsüzleri
bir tabloda şöyle gösterebiliriz:
Süreksiz Sürekli
Tonsuz (sert, sedasız) p ç t k f h s ş
Tonlu (yumuşak, sedalı) b c d g v ğ z j l m n
r y
3. Oluşum noktalarına göre ünsüzler: Ünsüzler, ses yolundaki
oluşum yerlerine göre önden arkaya doğru şöyle
sınıflandırılır:
a) Dudak ünsüzleri : b, m, p
b) Diş-dudak ünsüzleri : f, v
c) Diş ünsüzleri : d, n, t, s, z
ç) Damak-diş ünsüzleri : c, ç, j, ş
d) Ön damak ünsüzleri : g, k, ĺ, l, r, y
e) Arka damak ünsüzleri : ġ, ğ, ḳ, ñ, ḫ
f) Gırtlak ünsüzü : h
Ünsüzler, tek tek dikkatli bir şekilde söylenirse, bunların nerede
ve nasıl oluştukları pratik bir biçimde tespit edilebilir.
TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ VE SES BİLGİSİYLE İLGİLİ
KURALLARI
Dilin söz varlığını oluşturan kelimelerin kuruluşunda, ses
özellikleri birinci derecede rol oynar. Sesler birleşerek heceleri,
heceler birleşerek kelimeleri oluşturur. Ancak bu birleşme
gelişigüzel değil dilin ses özelliklerine göre, dilin kanunlarına
göre, bir düzen içerisinde gerçekleşir. Her dilin kendine özgü
sesleri olduğu gibi, bu seslerin yan yana gelmeleri, kelime başında,
ortasında veya sonunda bulunmaları belli kurallara bağlıdır.
İşte bir dilin temelini oluşturan seslerin bu düzenine ses
özellikleri diyoruz. Türkçe asıllı kelimelerle Türkçeleşmiş
yabancı asıllı (alınma) kelimeleri (ses yapısı Türkçeye
uydurulanlar ve tesadüfen uyanlar dışında) birbirinden ayırt etmek
de öncelikle dilin ses özelliklerini bilmeye bağlıdır.
Çocuk dilinden yazı diline geçen ve genellikle dilin ses
özelliklerine uymayan kelimeler, ünlemler, doğa seslerini taklitten
ortaya çıkan kelimeler bir kenara bırakılırsa, Türkçenin aslî
kelimeleri (sebebi ses olaylarıyla açıklanabilecek çok az istisna
dışında) ses özelliklerine uyar. Çok sağlam bir ses yapısı olan
Türkçe, başka dillerden kelime alırken bunları mümkün olduğunca
kendi ses yapısına uydurarak (çihârşenbih > çarşamba, câmeşuy
> çamaşır, tennur > tandır, scala > iskele, cihâz > çeyiz, savon > sabun örneklerinde olduğu gibi) Türkçeleştirmiştir.
TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ
1. Türkçeyi diğer dillerden ayıran özelliklerin başında ses
uyumları gelir. Türkçede dört çeşit ses uyumu vardır:
a) Büyük ünlü uyumu (Kalınlık-incelik, artlık-önlük uyumu)
Kelimedeki ünlülerin, artlık-önlük (kalınlık-incelik)
bakımından gösterdiği uyumdur. Türkçe kelimelerde art (kalın)
ünlü (a, ı, o, u) taşıyan heceleri, art ünlülü; ön (ince)
ünlü (e, i, ö, ü) taşıyan heceleri de ön ünlülü heceler takip
eder: anlayışınızdan, soyunuz; sevgisiyle, güzelliğinizden.
Örneklere dikkat edilirse Türkçe bir kelimedeki ünlülerin hepsi ya
art ya ön olmaktadır. Bu sebeple Türkçe kelimeler, art sıradan
ünlü taşıyan kelimeler ve ön sıradan ünlü taşıyan kelimeler
olmak üzere iki gruba ayrılır. Art sıradan ünlü taşıyan
kelimelere art ünlülü; ön sıradan ünlü taşıyan kelimelere ön
ünlülü ekler gelmesi bu uyum sebebiyledir: ordu-lar, yiğit-ler;
sor-gu, bil-gi.
Türkçede artlık-önlük uyumu her devir ve her sahada çok sağlam
olduğu hâlde, aşağıda sıralanan bazı istisnaları vardır:
• Aslî şekilleri artlık-önlük uyumuna uyduğu hâlde
çeşitli
ses olaylarıyla uyum dışında kalan kelimeler: elma < alma, anne <
ana, dahi <takı, hani < kanı, hangi < kangı, inanmak < ınanmak,
kardeş < karındaş, şişman < şışman.
• -daş, -ken, -ki, -layın /-leyin, -mtırak, -yor ekleri :
dindaş,
azken, çokken, yoldaki, onunki, akşamleyin, sabahleyin,
yeşilimtırak, biliyor.
b) Küçük ünlü uyumu (Düzlük-yuvarlaklık uyumu)
Türkçe kelimelerdeki ünlülerin düzlük-yuvarlaklık bakımından
gösterdiği uyumdur.
Düzlük uyumu: Kelimenin ilk hecesindeki düz ünlüyü (a, ı / e, i)
sonraki hecede düz ünlü takip eder: açık, sıcak; sevgi, ince.
a → a, ı e → e, i ı → ı, a
i → i, e
Yuvarlaklık uyumu: Kelimenin ilk hecesindeki yuvarlak ünlüleri (o, u
/ ö, ü) sonraki hecede dar yuvarlak (u / ü) veya düz geniş
ünlülü heceler (a / e) takip eder: oduncular, unutulmayanlar,
gözlerin, gülümse.
o → u, a ö → ü, e u → u, a ü →
ü, e
Açıklamaya dikkat edilirse o ve ö ünlülerinin kelimenin sadece ilk
hecesinde bulunabileceği anlaşılır.
Özellikle dudak ve diş-dudak ünsüzleri (b, m, p, f, v) avuç,
çamur, karpuz, kavun, kavurma, yağmur gibi örneklerde de
görüldüğü gibi yuvarlaklaşmaya sebep olurlar. Bu uyum,
kalınlık-incelik uyumu kadar sağlam değildir. Anadolu
ağızlarında bu gibi kelimeler düzlük - yuvarlaklık uyumuna da
uydurulur: avıç, çamır, karpız, kavın, kavırma, yağmır.
Uyarı
Türkçe kelimelerde a, ı düz ünlülerinden sonra e, i düz
ünlüleri; o, u yuvarlak ünlülerinden sonra ö, ü yuvarlak
ünlüleri gelemez. “Anne, elma gibi kelimeler kalınlık-incelik
uyumuna uymaz ama düzlük-yuvarlaklık uyumuna uyar.” açıklaması
yanlıştır.
Ünlü uyumlarında bir ünlü, kendinden bir önceki ünlüye
uymaktadır. Meselâ, sormadı kelimesinde o’dan sonra a’nın
gelmesi yuvarlaklık uyumuyla; a’dan sonra ı’nın gelmesi düzlük
uyumuyla ilgilidir.
Birleşik kelimelerde ünlü uyumları aranmaz: delikanlı, gecekondu,
Bakırköy, demirbaş, hanımeli, yelkovan.
c) Ünsüz uyumu
Türkçedeki ünsüzlerden tonsuz (sedasız) ünsüzlerle bunların
karşılıkları olan tonlu (sedalı) ünsüzlerle ilgili bir uyumdur.
Buna göre Türkçe kelimelerde tonsuz ünsüzler, tonsuz ünsüzlerle;
tonlu ünsüzler, tonlu ünsüzlerle (b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v,
y, z) yan yana gelebilir. Yani tonsuz ünsüzlerle (ç, f, h, k, p, s,
ş, t) bunların karşılıkları olan tonlu ünsüzler (c, v, ğ, g,
b, z, j, d) Türkçe kelimelerde yan yana gelmez. Buna ünsüz
benzeşmesi de denir. Örnek: aş-çı, at-kı, iş-çi, taş-tan,
Türk-çe.
Ç) Ünlü-ünsüz uyumu
1. Türkçe kelimelerde art damak (ġ, ğ, k, l) ünsüzlerinin art
ünlülerle (a, ı, o, u); ön damak (g, k, l) ünsüzlerinin ön
ünlülerle (e, i, ö, ü) aynı hecede bulunmasından ortaya çıkan
bir uyumdur. Yani, a, ı, o, u ünlüleri g, k, l ünsüzleriyle; e, i,
ö, ü ünlüleri ġ, k, l ünsüzleriyle aynı hecede bulunmazlar.
Bozgun, kuzgun, kapı, kırağı, tatlı; görüntü, gezi, güneşlik
kelimelerinin söylenişine dikkat edilirse g, ğ, k, l seslerinin
buradaki örneklerde aynı sesler olmadığı sezilebilir.
2. Türkçede o, ö ünlüleri (-yor eki dışında) sadece ilk hecede
bulunur. İlk hece dışında o, ö sesleri olan kelimeler yabancı
asıllıdır: balkon, biyografi, fizyoloji, konsol, konsültasyon,
monitör, otomobil, profesör, traktör.
3. Türkçede uzun ünlü yoktur. İçinde uzun ünlü bulunan
kelimeler yabancı asıllıdır: câhil, mâvi, millî, nâhoş,
perîşân, şâir, târîh, vazîfe.
Bazı ses olaylarıyla ortaya çıkan â < ağa, âbi < ağabey, pekî
< pek iyi, ile vârolmak, yârın kelimeleri istisnadır.
4. İnce a ve ince l sesleri yoktur: harften, hakikate, saati,
sıhhatli, şefkâtini; alkollü, hâlâ, hayâl, normalde, plân.
Örneklere dikkat edilirse kelimelere getirilen eklerin ünlü uyumuna
uymadığı görülür.
5. Arapçadaki ayın ve hemze sesleri, Türkçede olmadığı için
bunlar söylenmez, düşürülür. Bu seslerden önce ünlü olması
durumunda ünlü, uzun okunur: bāzen, mānā, mēmur, şāir, tēsir,
yâni. Arapçadan alınan kelimelerdeki ayın ve hemze kesme
işaretiyle gösterilir. Ancak anlam karışıklığı olmayacak
kelimelerde bunların kesmeyle yazılmasından -son zamanlarda-
vazgeçilmiştir: san’at, ma’nâ, meb’ûs, me’mûr, neş’e,
te’sîr, te’sîs > sanat, mana, mebus, memur, neşe, tesir, tesis.
6.Dilimizde iki ünlü yan yana gelmediği için ünlüyle biten
kelimeler, ünlüyle başlayan ekler aldığı zaman araya y koruyucu
ünsüzü girer: iki - y - e, soru - y - u, bekle - y - en, söyle - y
- ecek.
Yan yana iki ünlünün bulunduğu kelimeler alınmadır: aile, ait,
duayen, fail, fiil, muamele, şair, şiir, reis vb. gibi.
7.Türkçe bir hecede ancak bir ünlü bulunur. Aynı hecede iki
ünlünün bulunduğu kelimeler alınmadır: kau-çuk, kua-för,
koo-peratif, sua-re.
8. Kelime kökünde ikiz ünsüz (şedde) yan yana bulunmaz: dikkat,
himmet, şedde, bakkal, dükkân, millet, teşekkür.
Anne (<ana), belli, bellemek, elli (<elig) kelimeleri istisnadır.
9. Kelime kökünde ikiden fazla ünsüz yan yana gelmez: Elektrik,
kontrol, quartz, sfenks, strateji, thyssen... gibi kelimeler batı
kaynaklı dillerden alınmadır. Türkçe, sertlik gibi örneklerde yan
yana gelen üç ünsüzden ikisinin kelime köküne, üçüncüsünün
eke ait olduğuna dikkat ediniz.
10. Türkçe heceler ve kelimeler iki ünsüzle başlamaz: blok, bravo,
grup, klâsik, kral, kontrat, spor, statü, stop, plâj, program,
tren... gibi kelimeler, alınmadır. Ağızlarda bu iki ünsüz
arasında bir ünlü türetilir: kıral, sipor, tiren...
11. Türkçede kelime başında c, ğ, l, m, n, ñ, r, z sesleri
bulunmaz. Çocuk dili kelimeleriyle (cici, mama, meme, ninni...) nine
ve ne ile ne’den yapılan kelimeler (nasıl (<ne asıl), ne, neden,
nere, nereden, nereye, nice, niçin, nine, nitelik kelimeleri istisna
oluşturur.
Alınma kelimelere örnekler: cam, can, cehennem, lâf, limonata, lira,
makine, marul, metal, naylon, nohut, numara, reçel, romantik, rol,
vakum, vaziyet, vazo, zaman, zarar, zeytin, zor.
12. Türkçe kelimelerin sonunda b, c, d, g ünsüzleri bulunmaz.
Alıntı kelimelerdeki bu sesler sert karşılıkları olan p, ç, t, k
ünsüzlerine çevrilir: Ahenk (< âheng), fert (< ferd), ihraç (<
ihrâc), kitap (< kitâb), kalp (<kalb), levent (< levend).
Kelimenin ünlüyle başlayan bir ek alması hâlinde sert ünsüzler
yumuşayarak eski şekline döner: ihtiyâc > ihtiyaç > ihtiyacı;
mektûb > mektup > mektuba, reng > renk > rengi gibi.
Ad, sac, od, öd gibi kelimeler istisnadır.
13. Türkçede f, h, j, v sesleri bulunmaz: Fal, film, filiz, fizik;
hakikat, hamur, havlu, jeton, jüri, pijama, plâj; vicdan, vida gibi
kelimeler alınmadır. Yabancı dillerden alınan kelimelerde görülen
j sesi halk ağzında c olarak söylenir. Türkçe kelimelerdeki v
sesi, ya b’den, ya g/ğ’dan değişmiştir ya da vur- örneğinde
olduğu gibi türemiştir: öfke (<öbke), yufka (< yubka); dahi (<
takı), han (< kan), hatun (< katun), hani (< kanı); ev (< eb), var-
(< bar-), ver- (< bir-) döv- (< döğ-) vur- (<ur-), ev (< eb).
14. Hece ve kelime sonunda, aşağıdaki ünsüz çiftleri dışında
ünsüz grupları bulunmaz:
-lç, -lk, -lp, -lt : ölç; ilk, kalk; alp, kulp; alt, bunalt,
salt.
-nç, -nk, -nt : dinç, genç, gülünç, sevinç; denk; ant, kunt.
-rç, -rk, -rp, -rs, -rt : sürç, burç; bark, görk, Türk;
sarp,
serp; sars, pars, ters; art, kart, kurt, ört, yırt, yurt, yoğurt.
-st : ast, üst.
Aşk, arş, çift, disk, felç, film, fötr, harf, lüks, misk,
modernizm, popülizm, risk, şevk, tolerans... gibi kelimeler,
Türkçenin bu ses özelliğine uymayan alınma kelimelerdendir.
Arapçadan ve batı dillerinden alınan kelimelerden bu ses
özelliğine uymayanlar, araya bir ünlü getirilmek suretiyle
Türkçeye uydurulmuştur. Bunlara ünlüyle başlayan bir ek veya
kelime gelirse türetilen bu ünlüler düşer: akıl (< akl) -
aklı, fikir (<fikr) - fikre, ömür (<ömr) - ömrü, seyir (<seyr) -
seyret-, şükür (< şükr) – şükret-; filim (< film) - filme,
lüküs (< lüks) - lüksü.
15. I ünlüsü Türkçeye özgüdür. Batı dillerinin pek çoğunda,
Arapçada ve Farsçada ı yoktur: Çıkış, ılık, sıcak,
yıldırım, yıldız gibi kelimeler Türkçedir.
16.Tabiat taklidi kelimeler için ses özellikleri açısından
herhangi bir sınırlama yoktur. Bunlar hangi sesle başlarsa
başlasın, içinde hangi ses bulunursa bulunsun Türkçe kabul edilir:
dank, fıs fıs, fingirti, fiskos, fokurtu, hışırtı, hoppala,
horultu, lak lak, lıkır lıkır, melemek, miyavlamak, oh, öf, püf,
püfür püfür, rap rap, şırıl şırıl, vıdı vıdı, vızır
vızır, zırıl zırıl, zonklamak.
17. Çocuk dili kelimelerinde de ses özellikleri aranmaz: baba, bibi,
cici, dede, lala, kaka, nene, mama, meme...
Türkçeye diğer dillerden giren kelimelerin pek çoğu bu ses
özelliklerinden birine veya birkaçına uymaz. Dolayısıyla
Türkçenin ses özelliklerini bilenler, sözlüğe bakmadan kelimenin
Türkçe olup olmadığını (tesadüfen uyanlar dışında)
kolaylıkla anlayabilirler. Aşağıdaki kelimeler, karşılarında
sıralanan sebeplerden dolayı Türkçe değildir:
Vilâyet : 1. Ünlü uyumu yok.
2. â uzun ünlüsü var.
3. v sesi var.
Monitör : 1. Başta m sesi var.
2. Ünlü uyumu yok.
3. İlk heceden sonra ö sesi gelmiştir.
Heyecân : 1. h sesi var.
2. Ünlü uyumu yok.
3. Uzun ünlü var.
Dikkat : 1. Kelime kökünde ikiz ünsüz var.
2. Ünlü uyumu yok.
3. İnce a var.
Mürâcaat : 1. Ünlü uyumu yok.
2. Başta m sesi var.
3. İki ünlü yan yana gelmiştir.
4. Uzun ünlü var.
Faks : 1. f sesi var.
2. Kelime sonunda -ks ünsüz grubu var.
Teşekkür : 1. Düzlük-yuvarlaklık uyumu yok.
2. İkiz ünsüz var.
Transfer : 1. Ünlü uyumu yok.
2. Kelime başında iki ünsüz yanyana gelmiş-tir.
3. Kelime kökünde ikiden fazla ünsüz yan yana
gelmiştir.
4. f sesi var.
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ SES OLAYLARI
Kelimelerde zamana ve sahaya bağlı olarak sürekli değişmelerin,
gelişmelerin olması dilin canlılığının bir göstergesidir. Dil
durağan değil, dinamik bir yapıya sahiptir. Dilin söz varlığını
oluşturan kelimelerdeki sesler, heceleri ve kelimeleri oluştururken
tarihî süreç içerisinde düşerler, yer değiştirirler, türerler,
başka seslere benzerler. İşte bütün bunlar, ses olayları
başlığı altında incelenir. Dilde ses olayları, çeşitli
sebeplerden kaynaklanır. Bunlardan başlıcaları aşağıda
özetlenmiştir:
Ses olaylarının sebepleri
a) Dilin ses özellikleri: Türkçede kelime sonunda b, c, d, g sesleri
olmadığı için Arapça kitâb kelimesi Türkçeye kitap şeklinde
geçmiştir. Uzun ünlü olmadığı için de â ünlüsü kısalarak
normal a’ya dönüşmüştür.
b) Başka seslerin etkisi: Bazı sesler, yanlarındaki diğer seslere
etki ederek onları kendilerine benzetirler, değiştirirler. Meselâ,
anbar kelimesindeki b sesi, yanındaki n’ye etki ederek onu, kendisi
gibi dudak ünsüzü olan (m) yapmıştır. Böylece kelime, ambar
şekline dönüşmüştür.
Yaşıl kelimesinin yeşil’e dönüşmesinin sebebi, y ve ş
seslerinin inceltici etkisidir.
c) Vurgu: Türkçede orta hece vurgusu genellikle zayıf olduğu için
bu hecedeki ünlüler bazen daralır bazen de düşerler: Tasarıla>
tasarla, besileme> besleme, yalınız > yalnız vb. gibi.
ç) Zayıf sesler: ğ, h, ı, l, n, r, y, z sesleri zayıf sesler
olduğu için bazı ses olaylarına sebep olurlar: ağabey > âbi,
hastahane > hastane, pek iyi > peki, bir daha> bi daha, soğan> soan,
uğur> uur, ınanmak > inanmak.
d) Söyleyiş güçlüğü ve kakofoni: Bazı seslerin yan yana gelmesi
söyleyiş güçlüğüne veya kakofoniye sebep olur. Bu durumda bazı
ses olayları olur: büyükcek > büyücek, küçükçük >
küçücük, ufakcık > ufacık.
Ses olaylarının sebebini, dildeki en az emek yasasına bağlamak
mümkündür.
SES OLAYLARI
1. Ses türemeleri
Ünlü türemesi ve ünsüz türemesi şeklinde görülür:
a) Ünlü türemesi
Genellikle alınma kelimelerde görülen bu ses olayına Türkçe
kelimelerde de rastlamak mümkündür. Ünlü türemesi kelimenin
başında, ortasında veya sonunda olabilir: station > istasyon, scala
> iskele, limon > ilimon, Recep>İrecep; tren > tiren, kral > kıral, spor > sipor; akl > akıl, ömr > ömür; bircik > biricik, giderken > giderkene.
b) Ünsüz türemesi
İki şekilde görülür. Birincisinde, ünlüyle biten kelimeye
ünlüyle başlayan bir ek getirileceği zaman bu iki ünlü arasında
yardımcı bir ünsüz ( y, n) türer: bilgi-y-e, Ali-y-i, sevdi - y -
di; bu-n-u, şu-n-u, evi-n-e.
İkincisi, -daha çok, ağızlarda- ünlüyle başlayan kelimelerin
başında y, h ünsüzlerinin türemesi şeklinde görülür:
avlu>havlu, ayva>hayva, elbet>helbet, ücra>hücra; ıldız>yıldız,
ırak>yırak, inmek>yinmek.
2. Ünsüz ikizleşmesi
Kelime içinde bir ünsüzün iki defa söylenerek ikizleşmesi
olayıdır. Ağızlarda daha çok görülür: yeddi, sekkiz, dokkuz,
eşşek; bilemedim> bilemmedim, sakız>sakkız.
Ünsüz ikizleşmesi, ünsüz türemesinin özel bir türü olarak da
değerlendirilebilir.
3. Ses düşmeleri
Kelimedeki bir veya birkaç sesin, dilin ses özelliklerinden
kaynaklanan sebeplerle düşmesi olayıdır. Kaybolan sesin kelimedeki
yerine göre ve kaybolma şekline göre aşağıdaki şekillerde
incelenirler:
a) Ön ses düşmesi: ısı+cak > sıcak.
b) Orta hece ünlüsünün düşmesi
Orta hecenin vurgusuz olması sebebiyle, özellikle ğ, r, y, z zayıf
ünsüzlerinin yanındaki ünlünün düşmesi olayıdır: ağızı >
ağzı, boyunum> boynum, buradan > burdan, buyuruk > buyruk, dirilik >
dirlik, gazete > gazte, kıvırım > kıvrım, oğulu > oğlu,
satılık > satlık, yalınız > yalnız, yanılış > yanlış.
c) Ünsüz düşmesi
Seslerin birleşmesi sırasında söyleyiş güçlüğü veya zayıf
sesler (g, h, n, l, r, y, z) sebebiyle bir ünsüzün düşmesi
olayıdır: küçük+çük > küçücük, ufak+rak > ufarak; kağan >
kaan, soğan > soan, soğuk > souk, uğur > uur; yapurgak > yaprak;
çift > çif, bir daha> bi daha, geliyor > geliyo.
ç) Hece düşmesi
Peş peşe gelen ve sesleri birbirine benzeyen hecelerden birinin
düşmesidir: alıyor (<ala yorır), başlayım (<başlayayım), budur
(<bu durur), pazartesi (<pazar ertesi), söyleyim (<söyleyeyim).
d) Tekleşme
Genellikle alınma kelimelerdeki aynı cinsten ve yan yana bulunan iki
ünsüzden birinin dilin ses özelliğine uyarak düşmesidir:
Edebiyyat > edebiyat, hammâl > hamal, kemmiyyet > kemiyet, medeniyyet
>medeniyet.
e) Ünlü birleşmesi
İlki ünlüyle biten, ikincisi ünlüyle başlayan ve her zaman
birlikte kullanılan birleşik kelimelerde, peş peşe gelen
ünlülerin kaynaşarak bir ünlü hâline gelmesiyle ortaya çıkan
ses olayıdır: bulamaç (<bulama+aş), cumartesi (<cuma+ertesi),
Delorman (<Deli orman), kahvaltı (<kahve+altı), nasıl (<ne+asıl)
niçin (<ne+için).
f) Hece kaynaşması
ğ, h, y zayıf ünsüzleri bazen iki ünlü arasında eriyerek
kaybolur, kalan iki ünlü kaynaşarak tek ünlü olur. Dolayısıyla
bir hece eksilmiş olur: âbi (< ağabey), ayol (< ay oğul), eczâne
(< eczahane), eyvallah (< eyi vallah), pastane (< pastahane), peki (<
pek iyi).
4. Yer değiştirme (göçüşme)
Kelimedeki iki ünsüzün yer değiştirmesi şeklinde ortaya çıkan
ve ağızlarda çok görülen bir ses olayıdır: gibi-bigi,
cereyan-ceyran, çömlek-çölmek, ekşi-eşki, gömlek-gölmek,
ileri-ireli, kibrit-kirbit, kirpi-kipri, kirpik-kiprik,
köprü-körpü, lânet-nalet, memleket-melmeket, Meryem-Meyrem,
ödünç-öndüç, öğrenmek-örğenmek, sarımsak-samırsak,
toprak-torpak, yalvarmak-yavralmak, yüksek-yüsgek.
Bu örneklerde birinci şekiller doğru, ikinciler yanlıştır.
5. Benzeşme (asimilasyon)
Kelime içinde bir araya gelen seslerden birinin diğer sesi kendisine
benzetmesi demek olan benzeşme, Türkçede çok görülen ses
olaylarından biridir. Benzeşme, yan yana gelen sesler arasında
olabileceği gibi uzakta olan sesler arasında da mümkündür.
Türkçenin ses kurallarının çoğu, benzeşmeyle yakından
ilgilidir. Bunlardan en önemlileri ses uyumlarıdır. (Ses uyumları
konusu yukarıda anlatıldığı için burada tekrar edilmeyecektir.)
Benzeşme, çeşitli şekillerde görülür:
a) İlerleyici benzeşme
Önceki ünsüzün, sonraki ünsüzü kendine benzettiği benzeşmedir:
anlamak > annamak, bunlar> bunnar, karanlık > karannık, nişanlı >
nişannı, samanlık > samannık, yazsınlar > yazsınnar.
b) Gerileyici benzeşme
Sonraki ünsüzün, önceki ünsüzü kendine benzetmesi olayıdır:
aramazsan > aramassan, birlikte > billikte, gözsüz > gössüz,
kalmazsa > kalmassa, tarla > talla, terli > telli, türlü> tüllü.
c) Oluşum noktası benzeşmesi
Kelime içinde yan yana bulunan ünsüzlerden birinin diğerini kendi
oluşum noktasına çekmesi olayıdır: Anbar, onbaşı, çarşanba,
penbe, perşenbe kelimelerindeki b dudak ünsüzü yanındaki n’yi
kendi oluşum noktasındaki bir diğer dudak ünsüzü olan m’ye
çevirerek kelimelerin ambar, ombaşı, çarşamba, pembe, perşembe
şekline dönüşmesine sebep olmuştur.
6. Ses değişmeleri
Bir sesin başka bir sese dönmesiyle ilgili ses olayları aşağıda
sıralanmıştır:
a) Orta hece ünlüsünün değişmesi
Orta hecenin vurgusuzluğu ve y sesinin zayıflığı sebebiyle orta
hecedeki geniş ünlünün daralması olayıdır: başlıyor
(<başla-yor), diyor (<de-yor), gülmüyor (<gülme-yor), yiyor
(<ye-yor).
b) Sedalılaşma (yumuşama)
Kelime sonunda iki ünlü arasında kalan p, ç, t, k sedasız
seslerinin sedalılaşarak b, c, d ve g’ye dönmesidir: çorap+ı >
çorabı, genç+i > genci, kanat+ı > kanadı, konak+a > konağa.
Tek heceli kelimelerin çoğunda ve sedalılaşma olduğunda anlamı
değişecek kelimelerde yumuşama olmaz: atı, haçı, saça, suçu,
otu.
c) Aykırılaşma
Birbirine benzeyen veya aynı olan iki ünsüzden birinin
başkalaşmasıdır: ahçı (<aşçı); aktar (<attâr), muşamba
(<muşamma). Türkçede ikiz ünlü (şedde) bulunmadığı için
alınma kelimelerdeki ikiz ünlüden biri değişmiştir.
Bunların dışında da ses değişiklikleri vardır: inmek - enmek,
demek –dimek, yemek - yimek (e - i); börek - bürek, büyük –
böyük, güzel - gözel (ö - ü); kuş - guş, koyun - goyun (k - g);
parmak - barmak, pastırma - basdırma (p - b); ben - men, binmek -
minmek, boncuk - muncuk (b - m); ögmek - öğmek - övmek, dögmek -
döğmek - dövmek, (g-v); kogmak-koğmak-kovmak (ğ-v); tag>dağ.
Yukarıda sıralanan ses olaylarından bazıları ağız
özelliklerinden kaynaklanır ve sadece söyleyişle ilgilidir. Bu
kelimelerde görülen ses olayları, yazı diline yansıtılmaz.
Konuşma diliyle yazı dilinin birbirine mümkün olduğu kadar
yaklaştırılması, söyleyişe ait bu özelliklerin kültür diline,
ortak dile taşınmamasıyla sağlanacaktır.
Türkçenin ses özellikleri iyi bilinmekle herhangi bir kelimenin
Türkçe olup olmadığı kolaylıkla ayırt edilebilir. Ana dile sahip
çıkma bilinciyle anlamdaş kelimelerden Türkçe olanları seçmek de
kolaylaşır. Ses ve yapı özelliklerine göre Türkçe olan kelimeler
kullanmaya özen gösterilmelidir.
Uyarılar
1. Dildeki bu ses olaylarından sadece söyleyişte kalanlarla yazı
diline geçenler arasındaki farklara dikkat ediniz: ombaşı -
onbaşı, İstambul - İstanbul, gelcekler - gelecekler, barmak -
parmak, bilmeyor - bilmiyor vb. örneklerde olduğu gibi.
2. Ses özellikleri ve ses olaylarının kelimelerin imlâsıyla
doğrudan ilgili yönlerine bilhassa dikkat edilmelidir: trend -
tirend, spor - sipor, uğur - uur, biçki - biçgi, içki - işgi,
gazete - gaste / gazte, memleket - melmeket, eczahane - eczane,
sütçü - südcü, işçi - içci, çift - çif, gibi örneklerde
önce yazılanlar doğru, sonrakiler yanlıştır.
3. babası, altışar gibi örneklerdeki s, ş ünsüzleri koruyucu
ünsüz (yardımcı ses) değildir.
TÜRKÇEDE HECE YAPISI VE HECE ÇEŞİTLERİ
Hece, ses organlarının aynı doğrultudaki hareketiyle ve bir
çırpıda çıkarılan ses veya sesler topluluğudur.
Türkçede hecenin temelini oluşturan sesler ünlülerdir. Heceler de
kelimelerin ses yapısını oluştururlar. Ünlüler tek başlarına
hece özelliği gösterdikleri hâlde ünsüzler yanlarına ünlü
almadan bir ses bütünlüğü, bir hece oluşturamazlar. Dolayısıyla
Türkçe bir kelimede kaç tane ünlü varsa, o kadar da hece var
demektir. Çünkü, Türkçe bir hecede, birden fazla ünlünün
bulunması mümkün değildir. Türkçecilik kelimesindeki ünlü
sayısıyla (ü, e, i, i) hece sayısının (Türk-çe-ci-lik )
birbirine eşit olması gibi.
Ünsüzler, kendilerini takip eden ünlülerle birleşerek hece
oluştururlar. Bu sebeple bir kelime hecelerine ayrılırken -yan yana
iki ünsüz gelmemişse- ünlü+ünsüz şeklinde değil,
ünsüz+ünlü şeklinde hecelenir: ev - in - iz - de değil, evi - niz
- de; güz - el - ler - in değil, gü - zel - le - rin vb... Benzer
bir durum peş peşe gelen kelimeler arasında da vardır: Ünsüzle
biten bir kelimeden sonra ünlüyle başlayan bir kelime gelirse
okurken birinci kelimenin son ünsüzü ikinci kelimenin ilk hecesine
bağlanır. Bu ses olayına ulama denir: Dün akşam üç ekmek aldım.
/ Dü - nak - şa - mü - çek - me - kal - dım gibi.
Kelime içinde iki ünsüzün yan yana gelmesi durumunda ünsüzlerden
birincisi önceki heceye, ikincisi sonraki heceye ait olacak şekilde
heceleme yapılır: bil - gin, öğ - ret - men - lik.
Yazıda, kelimenin hecelerine doğru yerden ayrılıp ayrılmadığı
çok basit bir uygulamayla kontrol edilebilir: Kelime, hecelerine
ayrıldığı şekliyle çok kolay ve akıcı bir şekilde
söylenebiliyorsa heceleme doğru yapılmıştır. Tutukluk veya
zorlanma oluyorsa kelime, yanlış yerden bölünmüş demektir.
Aşağıdaki örnekleri okuyunuz, hecelerine yanlış yerden ayrılan
kelimelerin üstünü çiziniz:
Tü-rk-çül-ük, Türk-çü-lük, dür-üst-lük, dü-rüst-lük,
çal-ış-ka-n, ça-lış-kan, mür-a-ca-at, mü-ra-ca-at, lüg-at,
lü-gat Tan-pın-ar, Tan-pı-nar.
Satır sonuna sığmayan kelimeler, hecelerine ayrılırken satır
sonunda veya satır başında tek hece olacak şekilde ayrılmaz. Özel
adlar, satır sonunda hecelerine ayrılmaz. Mizanpajı bozmamak
anlayışıyla kelimeleri gelişigüzel yerlerden bölmek doğru
değildir.
Türkçede hece çeşitleri
Türkçe bir hecede en fazla dört ses bulunabilir. Türkçede heceyi
oluşturan seslerin sayısına ve bu seslerin hecedeki yerine göre
altı çeşit hece vardır: (Aşağıdaki kısaltmalarda Ü ünlü,
sesli yerine; S ünsüz, sessiz yerine kullanılmıştır.)
1. Bir ünlüden oluşan heceler ( Ü): e - rik, a-rı, u - yan.
2. Bir ünlü, bir ünsüzden oluşan heceler (Ü+S): el - ma, or - du,
ül - ke.
3. Bir ünlü, iki ünsüzden oluşan heceler (Ü+S+S): ilk, üst, art,
4. Bir ünsüz, bir ünlüden oluşan heceler (S+Ü): el - ma, ar - ka
- daş, gör- gü
5. Bir ünsüz, bir ünlü, bir ünsüzden oluşan heceler (S+Ü+S):
bil-dik, yal - nız - lık
6. Bir ünsüz, bir ünlü, iki ünsüzden oluşan heceler (S+Ü+S+S):
Türk, kurt, sarp, se-vinç-ten.
Bunlardan ilk üçü kelimenin sadece ilk hecesi olabilir. Diğerleri
kelimenin başında, ortasında veya sonunda bulunabilir.
Yukarıda sıralanan hece çeşitlerine uymayan kelimeler Türkçe
değildir.
VURGU
Konuşma amacıyla çıkarılan ses dizisinde hecelerden birinin
diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli olarak söylenmesine
vurgu denir. Konuşmanın tekdüzelikten kurtarılması dilin
doğasındaki vurgu ile sağlanmaktadır.
Vurgu, dilin bünyesinden ve konuşanın ruh hâlinden kaynaklanır. Bu
sebeple vurgu, iki çeşittir:
1. İSTEĞE BAĞLI VURGU
Konuşanın isteğine ve kullanışına göre değişen, dilin doğal
vurgusu dışında yapılan vurgudur. Konuşmanın etkisini artırmak,
konuşmaya ahenk vermek, dinleyenleri etkilemek amacıyla yapılır.
Pekiştirme vurgusu ve ahenk vurgusu olmak üzere ikiye ayrılır:
a) Pekiştirme vurgusu
Duygu ve düşüncenin şiddetini, derecesini göstermeye yarayan
vurgudur: Çok güzel! Enfes! Berbat! Çek git! Zevksiz adam! Kim
alacaksa alsın!
b) Ahenk vurgusu
Genellikle bir dinleyici grubuna karşı yapılan konuşmalarda ve
şiir okumada sözün etkisini, ahengini artırmak, dinleyenler
üzerinde olumlu bir etki uyandırmak amacıyla isteğe bağlı olarak
yapılan vurgudur:
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
2. DOĞAL VURGU
Dilin yapısı ve kelimenin anlamıyla doğrudan ilgili olan, konuşana
ve kullanışa göre değişmeyen, herkes tarafından uyulması gereken
vurgudur. Doğal vurguya uyulmadığı zaman dilin yapısı bozulur.
Bazen de söylenmek istenenle ortaya çıkan anlam birbirinden farklı
olur.
Batı dillerinden bazılarındaki gibi, Arapçadaki gibi çok kuvvetli
bir vurgu Türkçede yoktur. Türkçede vurgulu hecelerle vurgusuz
heceler arasında fazla şiddet farkı olmadığı için vurgulu heceyi
ayırt etmek zordur. Kelimede hangi hecenin vurgulu olduğunu doğru
tespit etmek için her defasında farklı bir hece diğerlerinden
abartılı bir biçimde söylenir. Bu söyleyişlerden hangisi kulağa
anormal gelmezse vurgu o hece üzerinde demektir. Meselâ, u-nut-ma
kelimesinde ma hecesi dışındaki heceler vurgulu okunduğu zaman
anormallik sezilmektedir. Demek ki bu kelimede vurgu son hecededir.
Dil birliklerine göre; kelime vurgusu, grup vurgusu ve cümle vurgusu
olmak üzere üç çeşit doğal vurgu vardır:
a) Kelime vurgusu
Kelimedeki hangi hecenin diğerlerinden daha şiddetli vurgu
taşıdığını gösterir. Türkçede kelimelerin genellikle son
hecesi vurguludur. Yapım ekleriyle kelime genişletildikçe vurgu son
heceye kayar: anne, durak, konut, sözlük; düşüncesizlik,
çekingen.
Türkçenin bu genel vurgu sistemine uymayan, vurgusu son hecede
olmayan kelimeler de vardır. Bunlardan başlıcaları aşağıda
sıralanmıştır:
• Yer adlarında ve coğrafî adlarda vurgu genellikle ilk hecede
olur. Yer adlarından yabancı olanların Türkçe söylenişinde ise
vurgu, sondaki heceden öndeki hecelere doğru geçer: Ankara, Kayseri,
Erzurum, Türkiye, Asya, Avrupa; Almanya, İngiltere, Münih.
-istan ile biten adlarda (ve yer adlarında) vurgu sondadır:
Gülistan; Türkistan, Hindistan, Yunanistan, Kazakistan.
• Zarfların çoğu: ahmakça, ansızın, artık, ayrıca, belki,
demin, gayet, hâlâ, hatta, iyice, kurnazca, öğleyin, önce, sonra,
şimdi, şöyle, yalnız, yarın, yine, zorla.
• Ünlem ve ünlem olarak kullanılan adlarla hitaplarda vurgu
ilk
heceye geçer: acaba, aferin, arkadaş!, Aslan!, baba!, beyefendi!,
elbette, evet, garson!, Güler!, haydi, hayır, işte, Mehmet!, peki,
yahu.
• Dil adları: Almanca, Arapça, Farsça, Rusça, Türkçe.
• Küçültme eki almış bazı sıfatlar: alçacık, azıcık,
daracık, incecik, kısacık, küçücük, ufacık, yumuşacık.
• (Geniş zaman çekimi dışında) -ma, -me olumsuzluk eki
almış
fiiller: aldatmadılar, gitmemek, istemeyecek, kalkmıyor, konuşmamak,
oturmayacaklar, uyumayın.
• Yukarıdaki maddelere girmeyen bazı kelimeler: anne, banka,
çekirge, görümce, karınca, masa, posta, radyo, teyze, yenge.
• Birleşik kelimelerden bazıları: bugün, biraz, birçok,
onbaşı, başçavuş, cumartesi, ayakkabı, kahverengi.
Bu kelimelere vurgulu ek geldiği zaman da (vurgu, kelime tabanının
son hecesinde olmadıkça) vurgunun yeri değişmez: annelik,
Almancadan, Ankara’da, Bolu’dan, karıncaya, masayı, önceki,
radyoda, Türkçenin, yarınki.
Çekim eki almış kelimelerde vurgu çoğunlukla çekim eki
üzerindedir. Vurgusuz bazı çekim ekleri ise vurguyu kendilerinden
önceki heceye atarlar. Vurguyu önceki heceye atan vurgusuz çekim
ekleri aşağıda sıralanmıştır:
• -n vasıta hâli eki: baharın, güzün, kışın, yazın
• -la / -le eki: atla, babamla, bıçakla, çocukla, kalemle.
• -ca / -ce ve bunun genişlemiş şekli –casına / -cesine
eki:
açıkça, bence, güzelce, onca, yüzlerce; alçakçasına,
aptalcasına, delicesine.
• Soru eki: bildi mi?, öğrenecekler mi? sevecek misiniz?;
Ankara
mı?, güzel mi?, kitap mı?
• -dir eki: akıllıdır, bilmiştir, gelecektir, geniştir,
kısadır.
• Kişi ekleri (Birinci ve üçüncü kişi emir ekleri
dışında):
geleceğim, görmeliyim, güzelsin, kalkın, kalmışsınız, oturunuz,
yazarım, yazasın, yorgunum.
• -yor şimdiki zaman eki: alıyor, gülüyor, okuyor.
• Birleşik çekimlerde kullanılan hikâye (-di), rivayet
(-miş) ve
şart (-sa) ekleri: başlardı, çalışırsak, gidermiş, giderse,
okurdum.
-ken, -madan / -meden gibi bazı zarf-fiil ekleri de vurgusuzdur:
almadan, başlarken, durmadan, giderken, uyumuşken, yazacakken.
-ınca ve -dıkça zarf-fiil eklerinde vurgu son hecede değildir:
gittikçe, görünce, satınca, okudukça.
Dilin yapısıyla doğrudan doğruya ilgili olan vurgu, yanlış hecede
yapılırsa anlam karışıklığı ortaya çıkar. Yalnız kelimesinin
yanlız şeklinde söylenmesi nasıl bir dil yanlışıysa, meselâ
okuyan kelimesinin ilk hecesinin vurgulu söylenmesi de aynı derecede
önemli, bir dil yanlışıdır. Başka millete mensup insanlardan
Türkçeyi yeni öğrenenlerin Türkçedeki vurguları kendi
dillerindeki gibi vurgulamalarında ve vurgunun yer değiştirmesiyle
anlamlarını veya türlerini değiştiren kelimelerde bu durum
açıkça görünür:
bebek: küçük çocuk Bebek: İstanbul'da bir semt
kurtuluş: kurtulma, istiklâl Kurtuluş: Ankara'da bir semt
kartal: bir kuş Kartal: İstanbul'da bir semt
bayat: taze olmayan Bayat: Oğuzların bir boyu
garson : isim Garson!: Hitap, ünlem
yalnız: sıfat veya zarf yalnız: bağlama edatı
okuma: kıraat okuma: okumamaktan emir
bıçakla: bıçaklamaktan emir bıçakla: bıçak ile
Türkçede asıl vurgu yanında ikinci derecede bir kelime vurgusu daha
vardır: Kelimenin asıl vurgusu sonda ise, ikinci derecedeki vurgu ilk
hecede; asıl vurgu ilk hecede ise, ikinci derecedeki vurgu son hecede
bulunur: annemin, babamın, deminki, evdeki, Kurtuluş
Türkçede vurgu bakımından en zayıf hece, orta hecedir.
b) Grup vurgusu
Kelime gruplarında hangi hecenin daha şiddetle vurgulanacağını
gösterir. Bir kelime grubunu oluşturan kelimelerden her birinin ayrı
ayrı vurgusu olduğu gibi, kelime grubunun da kelime vurgusunun
üstünde, kendine özgü bir vurgusu vardır. Grup vurgusu, grubu
oluşturan kelimelerdeki vurgulardan daha şiddetlidir.
Türkçede grup vurgusu, yardımcı unsur olan (grubun başında yer
alan) kelimenin vurgusunun bulunduğu hecededir: beyaz kitap, otuz
kalem, evdeki hesap, evin kapısı, masa örtüsü, yuvarlak masa,
dilim dilim, gitgide, koşa koşa, çarçabuk, su hava ateş ve toprak,
Ali ile Veli, Kızılırmak, Çanakkale, zikretmek, alay etmek,
yapıvermek, Osman Bey, Mustafa Kemal Paşa, Fahriye abla, Oğuz
Kağan, ey oğul, on iki, güneşe karşı, bunun için, yazı yazmak,
okula gitmek, işten dönüş, yuvaya koşan, kitap okuyarak.
Kelime gruplarından bazılarında ise vurgu, sondaki unsurdadır. Bu
gruplar şunlardır:
• Birleşik adlar: Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Âkif Ersoy, Gazi
Antep, Profesör Reşid Rahmeti Arat, Profesör Osman Turan.
• -abil-/-ebil-’le yapılan kurallı birleşik fiiller:
alabilir,
geçebildim.
• Sayı grupları: yirmi sekiz, seksen iki, yüz yirmi üç, iki
bin
bir.
• İsnat grupları: saçı uzun, aklı kısa, başı bozuk,
gözü
pek.
• Yaklaşma ve bulunma grupları: bire beş, cana yakın, derde
deva;
devede kulak, yükte hafif.
c) Cümle vurgusu
Cümleyi oluşturan kelime veya kelime gruplarındaki vurgudan daha
belirgin olan, cümledeki hecelerden birinin diğerlerinden daha
vurgulu söylenmesiyle ortaya çıkan vurgudur. Özel bir amaçla vurgu
yapılmadığı zaman, cümle vurgusu yüklem üzerindedir: Bu hafta
çok yağmur yağdı. Hava karardı. Şölen güzeldi.
Cümle vurgusunun kelime ve grup vurgusundan önemli bir farkı
vardır. O da cümle vurgusunun gerektiği zaman, belirtilmek istenen,
önem verilen unsurun üzerine çekilebilmesidir. Bu takdirde önem
verilen, özellikle belirtilmek istenen unsur çoğunlukla yükleme
yaklaştırılır:
Gökhan, yarın Ankara’dan Konya’ya uçakla gelecek. (Başka
bir
araçla değil.)
Gökhan, yarın Ankara’dan uçakla Konya’ya gelecek. (Başka
yere
değil.)
Gökhan, yarın Konya’ya uçakla Ankara’dan gelecek. (Başka
yerden değil.)
Gökhan, Ankara’dan Konya’ya uçakla yarın gelecek. (Başka
zaman
değil.)
Yarın Ankara’dan Konya’ya uçakla Gökhan gelecek.
(Başkası
değil.)
Buna göre cümlede kelimelerin dizilişi, belirtilmek istenen anlama
göre yapılır.
TONLAMA
Konuşma sırasında ses perdeleri arasında sürekli değişme olur.
Bu perde değişikliği konuşma sırasında seslerin farklı farklı
tonlarda çıkmasını sağlar. Duyguların veya düşüncelerin
gereğine göre bir uyum içinde, seslerin yükseltilip
alçaltılmasına tonlama denir. Tonlama, konuşmada tekdüzeliği
önler, söyleyişe ahenk katar.
Konuşma sırasında duygularla ilgili olarak özel bir tonlama
yapılmadığı zaman dilin doğal tonlaması ortaya çıkar. Buna
göre bildirme cümlelerinde sesin tonu cümlenin sonuna doğru
azalır; dilek cümlelerinde ise yükselir. Olumsuz cümlelerde,
olumsuzluk edatı üzerinde sesin tonu yükselir. Birleşik cümlelerde
ise, yan cümlenin yüklemi yüksek tonlu söylenir. Ara cümlelerde
tonlama yapılmaz.
Şu bayırlarda -ki vaktiyle bağlardı- sesi dünyayı tutan bereket
çağlardı.
Atlar şahlanmalıdır, yaslar saklanmalıdır.
Tonlamanın dile kazandırdığı anlam incelikleri sadece işitmeyle
kavranabilir. Tonlama yazıda gösterilmez. Meselâ, anlaştık mı?
kelimesi alçak, yüksek veya alaylı tonla söylenmesine göre
memnuniyetten tehdide kadar çeşitli anlamlar kazanır.
Topluluk karşısındaki konuşmalarda ve şiir okumada tonlamanın
ayrı bir yeri vardır. Güzel bir şiir, vurgu ve tonlamaya dikkat
edilmeden okunursa anlamından çok şeyler kaybedebilir.
SÖZÜN ÖZÜ
Ses bilgisi dilin temelini oluşturduğu için dilin ses özellikleri
iyi bilinmelidir. Türkçe kelimelerle başka dillerden Türkçeye
giren kelimeleri ayırt etme ses özelliklerini bilmekle mümkün
olacaktır. “Türkçenin ses özelliklerine uymayan kelimelerin hepsi
dilden atılmalıdır.” şeklinde bir iddia olamaz. Ancak, son
zamanlarda batı dillerinden (özellikle İngilizceden) Türkçeye
giren kelimeler, henüz tam anlamıyla yerleşmeden Türkçenin ses
yapısına da uygun olarak önerilen Türkçe kelimeleri kullanma
konusunda dil bilinci kazanılmalıdır. Türkçesi olan kelimelerin
ısrarla orijinalini (!) kullanmak dil açısından son derece
yanlıştır.
Vaktiyle Arapça, Farsça ve diğer dillerden Türkçeye giren
kelimelerin pek çoğu kısmen de olsa zaman içinde Türkçenin ses
yapısına uydurularak Türkçeleştirilmiştir. Bu türdeki kelimeleri
“kökeni yabancıdır” diye dilden atmanın mantıklı bir
gerekçesi de olamaz: Câmeşuy Farsça, çamaşır Türkçedir.
Bu bölümle ilgili özellikle bilinmesi gerekenler aşağıya
özetlenmiştir:
• Harf, sesin yazıdaki işaretidir. Resmî alfabede dildeki
seslerin
hepsi gösterilmez. Kelimeler sözlüklerde alfabedeki sıraya göre
düzenlenir.
• Ünsüzler, Türkçenin ses özelliklerine uygun olarak be, ce,
de,
fe, he, le, me, ne... biçiminde söylenmelidir.
• Q, x, w harfleri Türkçede olmadığı için Türkçe
kelimelerde
kullanılmamalıdır.
• Büyük ünlü uyumuna uymayan bir kelimenin küçük ünlü
uyumuna uyması mümkün değildir.
• Türkçede bulunmayan seslerin kelimedeki yerine dikkat ediniz:
“Türkçede m sesi bulunmaz.” ifadesi yanlıştır. Türkçede m
sesi vardır. Ancak, m sesi kelime başında bulunmaz.
• Ses olaylarından yazıda gösterilmeyenlere özellikle dikkat
edilmelidir: Yalınız > yalnız kelimesindeki orta hece ünlüsünün
düşmesi yazıda gösterilir ama yanlız şeklindeki yer değiştirme
hem söyleyiş hem yazı için yanlıştır.
• Ses olaylarından imlâ ile ilgili olanlara özellikle dikkat
edilmelidir: bekleyor > bekliyor, bunnar - bunlar, sınıfda -
sınıfta, bi defa - bir defa, sekkiz - sekiz, yemekane - yemekhane...
vb.
• ç, ı, ş, ö, ü harfleri Türkçeye özgü harflerden
olduğu
için Türkçe harfleri desteklemeyen internet ortamında geçersiz
işaret sayılmaktadır.
• Türkçenin hece yapısı ve hece çeşitleri iyi bilinmeli,
kelimeler hecelerine yanlış yerlerden bölünmemelidir.
• Yanlış vurgunun anlamı değiştirebileceği
unutulmamalıdır.
KAYNAKLAR
Aksan, Doğan, Orya; Türkiye Türkçesi Gelişmeli Sesbilimi, TDK
Yay., Ankara, 1978.
Banguoğlu, Tahsin; Türk Grameri, Sesbilgisi, TDK Yay., Ankara, 1959.
Bilgegil, Kaya; Türkçe Dilbilgisi, Dergâh Yay., İstanbul, 1982.
Demircan, Ömer; Türkiye Türkçesinin Ses Düzeni Türkiye
Türkçesinde Sesler, TDK Yay., Ankara, 1979.
_________; Türk Dilinde Vurgu, Sözcük Vurgusu, Türk Dili, S.284.
_________; Türk Dilinde Ek Vurgusu, Türk Dili, S. 294,1976 a.
_________; Türkiye Yer Adlarında Vurgu, Türk Dili, S.300, 1976 b.
_________; Bileşik Sözcük ve Bileşik Sözcüklerde Vurgu, TDAY -
Belleten, 1977, s. 263 - 275.
Ercilasun, Ahmet B.; Orya; Türkçede Sesler, Türkçede Seslerin
Sınıflandırılması, Türkçenin Ses Bilgisi ile İlgili Kurallar,
Ses Özellikleri, Ses Olayları, Türkçenin Hece Yapısı, Vurgu,
Türk Dili ve Kompozisyon Bilgileri, YÖK Yay., Ankara, 1995.
Ergin, Muharrem; Üniversiteler İçin Türk Dili, İstanbul, 1992.
Korkmaz, Zeynep; Güneybatı Anadolu Ağızları: Sesbilgisi, Ankara,
1956.
Şenbay, Nüzhet; Alıştırmalı Diksiyon Sanatı, MEB Yay., Ankara,
1972.
Tansu, M.; Durgun Genel Ses Bilgisi ve Türkçe, Ankara, 1963.
İmlâ Kılavuzu, TDK Yay., Ankara, 2000.
Timurtaş, Faruk K.; Osmanlı Türkçesi Grameri, İstanbul, 1980.
Üçok, N.; Genel Fonetik, Ankara, 1951.
Zülfikar, Hamza; Yüksek Öğretimde Türkçe Yazım ve Anlatım,
Ankara, 1977.
SORULAR
1. Dil bilgisiyle dil bilim arasında hangi farklılıklar vardır?
2. Bazı Türkçe kelimelerde resmî alfabemizde olmayan harflerin
yazılmasını nasıl yorum-luyorsunuz?
3. Dilimizdeki ünlü seslerin diğer dillere göre fazla olmasının
sağladığı yararlar var mıdır?
4. Zaif > zayıf, savon > sabun örneklerindeki gibi Türkçenin ses
yapısına göre değiştirilerek alınan kelimeler, dilimizin söz
varlığı içinde değerlendirilemez mi? Tartışınız.
5. Ses olaylarından bazıları yazıda gösterilirken bir kısmı
sadece söyleyişte kalmaktadır. Bunlar birbirinden nasıl ayırt
edilebilir?
6. Herhangi bir metinden, ses olayı bulunan kelimeleri inceleyiniz.
7. Yeni kelimeler türetmede, Türkçenin ses özelliklerini bilmek
niçin önemlidir?
8. Vurgu ve tonlamanın doğru, etkili ve güzel konuşmadaki önemini
belirtiniz.
5. UYGULAMA
Adı soyadı :......................................
..../..../
20....
Numarası :......................................
Bölümü :......................................
Okulu :......................................
A. Aşağıda gelişigüzel yazılan kelimeleri alfabetik olarak
sıralayınız.
1. bakıcı, bakakalmak, bakteri, bakliyat, bakaya.
................................................................................................................................
2. çekecek, çekiliş, çehreli, çekemez, çekicilik.
................................................................................................................................
3. kaçak, kabakçı, kaçınmak, kabahat, kaçgöç.
................................................................................................................................
4. tabana kuvvet, tabaklama, tabakhane, tabiat, takip.
................................................................................................................................
5. yüksek, yüceliş, yüklem, yücelme, yükselme.
...............................................................................................................................
B. Aşağıdaki seslerin özelliklerini yanlarına yazınız.
1. A: Art, düz, dar ünlü.
2. P: Tonsuz, süreksiz, dudak ünsüzü.
3.
Ş:...............................................................................................................
4.
B:...............................................................................................................
5.
E:...............................................................................................................
6.
Ç:...............................................................................................................
7.
R:...............................................................................................................
8.
H:..............................................................................................................
9.
Ö:..............................................................................................................
10.
T:.............................................................................................................
C. Aşağıdaki paragrafta büyük ünlü uyumuna uymayan kelimelerin
altını çiziniz.
Büyük Türk milleti!
On beş yıldan beri, giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vâdeden
çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin hiç birinde
milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe
uğramadım. Bugün aynı inanç ve kat’iyetle söylüyorum ki millî
ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin
büyük bir millet olduğunu bütün medenî âlem az zamanda bir kerre
daha tanıyacaktır. (Atatürk, Onuncu Yıl Nutku’ndan)
Ç. Aşağıdaki kelimeleri Türkçenin ses özelliklere göre
inceleyerek Türkçe olup olmadıklarını belirtiniz.
1. Dikkat : Ünlü uyumu yok, ikiz ünsüz var, ince a var. Türkçe
değil.
2. Çift
:.....................................................................................................
3.
Modern:....................................................................................................
4.
Psikoloji:...................................................................................................
...............................................................................................................................
5.
Profesör:...................................................................................................
...............................................................................................................................
6.
Anlayışsız:.................................................................................................
D. Aşağıdaki kelimelerde görülen ses olaylarını sebepleriyle
birlikte yanlarına yazınız.
1. Beslendi: Orta hece ünlüsünün düşmesi (besilendi). Orta
hecenin vurgusuz olması sebebiyle ünlü düşmesi olmuştur.
2.
Yalnış:.......................................................................................................
3.
Ömür:........................................................................................................
4.
Kahvaltı:....................................................................................................
5.
Dersane:...................................................................................................
6.
Görmüyor:..................................................................................................
7.
Türklüğü:...................................................................................................
6. UYGULAMA
Adı soyadı :......................................
..../..../ 20....
Numarası :......................................
Bölümü :......................................
Okulu :......................................
A. Aşağıdaki yazıda Türkçenin ses özelliklerine uymayan
kelimelerin altını çiziniz. Ayrıca ses olayı görülen kelimeleri
de altına işareti koyarak belirleyiniz.
Bir milleti, düştüğü herhangi bir felâketten kurtarmakta, bir
milleti doğru yola yöneltmekte devlet adamlarının haiz olduğu
büyük ehemmiyet inkar edilemez. Hatta diyebiliriz ki bugünü
görmek, milleti idare edenlerin iffet ve namusu, vatanperverane millî
gayreti ve bilhassa şahsî menfaatlerinden uzaklaşmaları sayesinde
mümkün olmuştur. Fakat bugün eriştiğimiz nokta, hakikî kurtuluş
noktası değildir. Bu fikrimi izah edeyim: Bir milletin felâkete
uğraması demek, o milletin hasta, hastalıklı olması demektir. Bu
sebeple kurtuluş, toplumdaki hastalığı tedavi etmekle elde edilir.
Hastalığın tedavisi ilmî ve fennî bir tarzda olursa iyileşir.
Yoksa tersine hastalık devam edip gider ve tedavisi imkânsız bir
hale gelir. Bir toplumun hastalığı ne olabilir? Milleti millet
yapan, ilerletip yükselten kuvvetler vardır: Fikir kuvvetleri ve
sosyal kuvvetler...
Fikirler manasız, mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler
hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak,
faydasız, zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa
felce uğrar...
(Mustafa Kemal Atatürk)
B. Aşağıdaki kelimeleri Türkçenin ses özellikleri açısından
inceleyiniz. Bu kelimelerin yerine koyabileceğiniz Türkçe kelimeleri
biliyorsanız karşılarına yazınız. Bulduğunuz Türkçe kelimenin
buradaki yabancı kelimelerin bütün kavramlarını karşılamasına
dikkat ediniz.
1.
Computer
:.....................................................................................
2.
Episode
:.....................................................................................
3.
Entellektüel
:.....................................................................................
4.
Fihrist
:.....................................................................................
5.
Final
:.....................................................................................
6.
Hardware
:.....................................................................................
7.
Hüviyet
:.....................................................................................
8.
Software
:.....................................................................................
9.
Vesika
:.....................................................................................
C. Aşağıda televizyon programlarından bazılarının adları
sıralan- mıştır. Bunlardan Türkçenin hece yapısına
uymayanların altını çiziniz.
Alternatif, Siyaset Vitrini, Perde Arkası, Klipler, Talk Show,
Turnike, Sporaktif, Rota, High Life, Politika Kulvarı, Elele Forum,
Spor Turu, Meridyen, Magazin Forever, Spor Suare, Ekomagazin, Finans
Hattı, Riziko, Telebulmaca, Elektrolig, Ekonomi Vizyon, Show, Klip
saati, Diyalog, Haber Kritik, Melodili Dakikalar, Damlalar, Galeri,
Frekans, Durum Kritik, Klinik, Stil, Platin, Maske, Mega Turnike,
Günaydın Türkiye, Polikritik, Mozaik, Ambulans, Diyalog Platformu,
Belgesel, Maraton, Eurocops, Müzik Mozaik, Klastext, Medyatör,
Megaresponse, Mega Hafıza, Haber Yorum, Haber Hattı, Ateş Hattı,
Sabah Keyfi, Nane Limon Kabuğu, Gece Gündüz Festival, Sözün
Doğrusu, Kalite, Soru Cevap, Pasaport Özel, Otomagazin, Otoloji,
Klas Magazin, Gün Ortası, Sinyal, Cafe Magazin, Metrekare, Rock
Market, Editör, Telekritik, Spor Stüdyosu, Parametre, Ajans,
Direksiyon, Futbolig, Müzik Koridoru, Yeni Gün, İn-net, Teknomarket,
Televole, Panorama