KOMPOZİSYON NEDİR?
Kompozisyon kelime anlamıyla; herhangi bir konu veya alanla ilgili
ayrı ayrı malzemeyi en uygun şekliyle bir araya getirmek,
birleştirmek, düzenlemek demektir. Kompozisyon her ne kadar,
öğrencilere yazı yazma alışkanlığı kazandırmak amacıyla
verilen yazma ödevi, veya daha geniş anlamıyla; duyguların,
düşüncelerin, olayların sözle veya yazıyla ifadesi olarak
kullanılsa da sadece edebiyata ait bir terim değildir ve kullanım
alanı da edebiyatla sınırlı değildir.
Yukarıdaki tanımın kapsamına giren her alanda ve hayatın her
anında kompozisyon vardır ve olmalıdır. Çünkü “kompozisyonda,
düzen esastır. Aslında dünya da bir düzen içerisindedir. Geceleri
gündüzler, mevsimleri mevsimler takip eder. Nitekim büyük
sanatkârların pek çoğu kendilerine tabiatı örnek almışlardır.
Tabiattaki herhangi bir varlık, manzara, düzen, ahenk ve bunun sonucu
olan güzelliği ile insanı kendine çeker, büyüler. Düzen ve
tertip dünyanın ve hayatın esasıdır. Her sabah, doğu diye
adlandırdığımız bir taraftan doğan güneş, doğma yerini ve
zamanını değiştirse her şey alt üst olur.”
Malzemesi dil olan, dille yapılan kompozisyonlara geçmeden önce
kompozisyonun kullanıldığı diğer bazı alanlardan örnekler
vererek sağladığı kolaylıklardan bahsedelim: Bugün, değeri
milyarlarca dolarla ifade edilen, meşhur bir resmin, boyaların tuvale
gelişigüzel sürülmesiyle yapılmadığı muhakkaktır. Buradaki
ustalık, boyaların en uygun biçimde seçilmesinde ve bunların bir
düzen içinde, ressamın da kendinden bir şeyler katarak,
yeteneğiyle tuvale uygulamasındadır.
Bir piyanonun tuşlarına rastgele basarak kulağa hoş gelecek bir
müzik eserinin terennüm edilmesi mümkün değildir. Besteci
(kompozitör) bu alana ait deneyimiyle notaları en uygun şekliyle
sıraya kor, düzenler ve ortaya güzel bir eser çıkar.
Birbirinden farklı ve dağınık hâlde bulunan tuğla, demir, kum,
çimento vb. gibi malzemenin hayranlık duyulan mimarî bir esere
dönüşmesi terkibin usulüne göre yapılmasıyla mümkündür.
Bir marketteki ürünlerin raflara gelişigüzel konduğunu; evinizdeki
eşyanın şuraya buraya öylesine bırakıldığını; saçlarınıza
tarağın, fırçanın hiç değmediğini; yemeğinizi yaparken elinize
ne geçerse tencereye attığınızı; herkesin, arabasını istediği
şekilde sürdüğünü; toplu taşıma araçlarının rast gele
saatlerde kalktığını; ...vs. düşününüz. Düzenin
bozulacağını, huzurun kalmayacağını, çevrenin birden bire,
yaşanılamayacak bir hâle dönüşeceğini fark edeceksiniz.
Çevrenizde sizi rahatsız eden her ne varsa, dikkat ediniz bunların
pek çoğu plânsızlıktan ve düzensizlikten kaynaklanmaktadır.
Bununla ilgili örneklerin sayısını dilediğiniz kadar artırmanız
mümkündür. Demek ki kompozisyonun özünü oluşturan tertip, düzen
ve plân her alanda bir kolaylık sağlıyor, insana huzur veriyor ve
bu anlamda hayatın vazgeçilmez bir unsuru oluyor. Dikkat edilirse
maddî malzeme belli ölçülerle bir araya getirilirken onu
birleştiren kişi malzemeye kendinden bir şeyler katıyor. Aynı
malzemeyi kullanan ressamlar, mimarlar, müzisyenler, dekoratörler,
sanatçılar birbirinden az çok farklı eserler, projeler ortaya
koyuyorlar. Demek ki kompozisyon, sadece maddî unsurların
birleştirilmesi değil, madde ile mananın ahengidir.
Kompozisyonu ve önemini böyle kısaca belirttikten sonra dil ile
yapılan kompozisyonlara geçebiliriz: İsteğin, haberin, duygunun,
düşüncenin, anlayışın... diğer insanlara en kolay, tam ve etkili
bir şekilde anlatılması sözle veya yazıyla olur. Buna göre dille
yapılan iki türlü kompo-zisyon vardır:
a) Sözlü kompozisyon: Anlatılmak istenene konuşma yoluyla bir
bütünlük ve düzen vermektir.
b) Yazılı kompozisyon: Duyguyu, düşünceyi, isteği yazı
yoluyla
düzenlemek ve bütünlük kazandırmaktır.
(Sözlü ve yazılı kompozisyonlar, ilgili bölümlerde geniş olarak
anlatılmıştır.)
Temel ilkeler bakımından diğer alanlardaki kompozisyonlarla dille
yapılan kompozisyonlar arasında fazla farklılıklar yoktur. Bir
makinenin çalışır duruma gelmesi, mühendisin alanıyla ilgili iyi
bir eğitim almasına; proje üreterek bunu plânlamasına; parçaları
en uygun biçimde bir araya getirmesine bağlı ise başarılı bir
(sözlü veya yazılı) kompozisyonun ortaya konması da bilgi
birikimine sahip olmaya; işlenmeye uygun bir konu tespit ederek bunun
plânını çıkarmaya; en uygun kelimeleri seçerek bunları bir
düzen içinde sıralayıp cümleler, paragraflar oluşturmaya
bağlıdır. Makinede olması gereken fakat takılmayan bir parça veya
yanlış takılan bir parça makinenin çalışmasını nasıl
engelliyorsa eksik veya yanlış kullanılan bir kelime de yazının
güzelliğini ve düzenini bozacaktır.
KOMPOZİSYON NASIL YAZILIR?
Başarılı ve güzel bir yazı yazmak için bilinmesi gerekenleri,
sırasıyla şöyle gösterebiliriz:
1. Bilgi birikimi
2. Konu seçme
3. Plân yapma
4. Başlık bulma
5. Paragraf bilgisi
6. Dilin kurallarını bilme
7. Yazma
8. Yazının okunması ve düzeltilmesi
Şimdi bunları sırasıyla anlatalım:
1. BİLGİ BİRİKİMİ
Üniversite eğitimiyle bir meslek için hazırlık yapılır, o
mesleğin gerektirdiği birikim aktarılmaya çalışılır. Aydın
insanın bilmesi gerekenler ise sadece kendi mesleğiyle, ilgi
alanlarıyla, çevresiyle ve dönemiyle sınırlanamaz. Kendisine
yöneltilen hemen her soru için az çok söyleyecek sözlerinin
olması beklenir. “Ben inşaat mühendisiyim, ülke sorunlarından,
sosyal çevreden, spor faaliyetlerinden, trafikten... hiç anlamam”
demek aydın insana yakışmaz. Kişinin çevresine karşı duyduğu
sorumluluk; onu araştırmaya, incelemeye ve öğrenmeye yönlendirir.
Böylece bilgi birikimi için ilk adımlar atılmış olur.
Herhangi bir bilim veya sanat dalıyla ilgili özel araştırmalar ve
deneyimler sonunda elde edilecek uzmanlık bilgisini saymazsak genel
bir kültür sahibi olmak ve (sözlü veya yazılı) kompozisyonlar
meydana getirmek için aşağıda sayılan etkinliklerin yapılmasında
yarar vardır:
a) Okuma
Yazılı veya sözlü anlatım yeteneğini geliştirmenin en etkili ve
en güzel yollarından biri, çok okumaktır. İlgi duyulan alanlarla
ilgili gazeteleri, dergileri, kitapları... okumak insanı hiç
şüphesiz, başkalarından daha bilgili kılacaktır. Bilhassa sanat
değeri taşıyan, okumaya değer, klâsik kitapları, yazıları
okumakla yazarının bilgi birikiminden, deneyimlerinden de yararlanmak
mümkündür. Kişi ne kadar çok okursa dil ve anlatım yeteneği,
düşünme yeteneği, bilgisi, duygu ve hayâl gücü... o derecede
gelişir.
Okuyan insan doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, iyiyi kötüden
daha kolay ve isabetli ayırt eder; kendisini, çevresini, insanları,
dünyayı... daha iyi tanır.
b) Kütüphanelerden yararlanma
Herhangi bir konuda ayrıntılı bilgiye sahip olmak; konuyu
araştırmak, incelemek, öğrenmek, kısacası kendimizi daha iyi
yetiştirmek için gidilecek yerlerin başında kütüphaneler gelir.
“Ulusların kalkınmasında iki önemli kaynak başta gelir:
Bunlardan biri, bilgi birikimlerinin toplandığı yer olan
kütüphanelerdir; diğeri de yeni bilgilerin yöntemlerin
araştırıldığı yer olan lâboratuvarlardır. Kütüphanelerin
sayısı ne kadar çoksa, içindeki kitapların sayısı duyulan
gereksinmeyi tam olarak karşılayabiliyorsa, daha da önemlisi, oradan
yararlananların sayısı ne kadar çok ise, o ülke o ölçüde
kalkınmıştır.”
Günümüzün imkânlarıyla kütüphanelerden değişik şekillerde
yararlanmak mümkündür: Klâsik bir yol olarak, kitabı okur, işimiz
bitince yerine koyarız veya kütüphaneye üye olarak kitapları
ödünç alıp istediğimiz yerde okur, süresi içinde geri veririz.
Yeni bir yol olarak internet aracılığıyla kütüphanelerin web
sayfalarına girerek bilgisayar ortamına aktarılan kitapları
inceleyebilir, yararlanılacak yerleri kendi bilgisayarımıza
kopyalayabilir veya istediğimiz sayfaları yazdırabiliriz.
Okuyucuya daha kolay ve daha iyi hizmet verebilmek için
kütüphanelerde -imkânlar ölçüsünde- bilgisayarlardan ve
bilgisayar programlarından yararlanılmaktadır. Bugün
kütüphanelerde yavaş yavaş ayrı bölümler açılarak CD
kütüphaneleri oluşturulmaya başlanmıştır.
(Kütüphanelerden yararlanmayla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.
s. 402)
c) İnternetten yararlanma
Akla gelebilecek hemen her alandaki ve her konudaki bilgiye internet
sayesinde kolaylıkla ulaşmak mümkündür. Sanal kütüphaneler,
on-line araştırma dergileri, internet ortamındaki kitaplar,
dergiler, antoloji sayfaları... meraklıları için bunlardan sadece
birkaçıdır.
ç) Bilgisayar programları ve CD (VCD, DVD)’lerden yararlanma
Bilgisayar programları kullanılarak ciltlerlerce kitapta yer alan
bilgi, harita, resim veya belgeseller, filmler CD veya DVD’lere
aktarılabilmektedir. Etkileşimli (interaktif) olarak hazırlanan
eğitim programlarıyla daha çok bilgiye, çok çabuk, çok ekonomik
ve çok keyifli bir şekilde ulaşmak mümkündür.
d) Dinleme
Bir dersi, konferansı, açık oturumu, tartışmayı, sohbeti vb.
dinlerken de çok şeyler öğrenmek mümkündür. Özellikle bir amaca
yönelik yapılan dinleme; dinlemeye hazır durumda, dikkati konu
üzerinde toplayıp kavramaya çalışarak, duyguları kontrol edip not
tutarak yapılacak olursa dinlemeden elde edilecek yarar daha da
artacaktır.
e) Gözlem yapma
Başarılı bir kompozisyon oluşturmanın temel şartlarından biri de
gözlemdir. Çevrede olup bitenleri, varlıkları, nesneleri, tabiatı
duyular aracılığıyla (bir anlamda) fark etmek, bunlardan yararlı
sonuçlar elde etmek ve deneyimler kazanmak iyi bir gözlemle
mümkündür. Sanatçıları diğer insanlardan ayıran önemli
özelliklerden biri, bunların iyi bir gözlem yeteneğine sahip
olmalarıdır. Onlar, bizim göremediğimizi, önemsemediğimizi, fark
etmediğimizi hemen görürler. Çünkü onlar bakma ile görmeyi
birbirinden çok iyi ayırırlar.
Üzerinde iyi gözlem yapmadığımız konuları veya eşyayı
başkalarına anlatmak oldukça güçtür. Ömründe deniz görmemiş
birine denizin ne olduğunu anlatabilmek ancak iyi bir gözlem sonunda
mümkündür.
Gözlem yoluyla hayattan dersler almak, deneyimler kazanmak da ihmal
edilmemelidir. Meselâ, on dakika geciktiği için derse alınmayan
arkadaşlarını gören öğrenciler, bundan kendileri için bir ders
çıkarabilmelidirler.
f) Kesik (Kupür) biriktirme
Kesik (kupür); gazete, dergi vb. yerlerden kesilen yazılardır.
Okunan gazetelerde, dergilerde ilgi çeken, daha sonra kaynak olarak
kullanılabilecek türden haber, makale, fıkra vb. gibi yazılar
kesilerek gereğinde konulara göre ayrı ayrı zarflarda veya
dosyalarda biriktirilerek bir arşiv oluşturulabilir. “Ünlü bir
yazara kendisini nasıl yetiştirdiğini sormuşlar, şöyle
açıklamış: Okuduğum bir kitaptan beğendiğim sözleri not eder,
bir zarfa koyarım; gazetelerden, dergilerden kestiğim yazıları bir
başka dosyada saklarım. Zamanla bir hazine ortaya çıkar. Yazmaya
oturduğum zaman benim için her şey artık hazırdır.”
g) Şiir defteri tutma
Şiir kitaplarındaki şiirler güzeldir. Ancak bazı şiirler vardır
ki bize göre daha güzeldir, en güzeldir. İşte bu şiirlerin bir
defterde toplanmasıyla hem güzel yazılar yazarak yazma
alıştırması yapılmış olacak hem de duyguları en güzel
şekliyle ifade yolları konusunda birikim kazanılacaktır.
(Şiir örnekleri için, Metinler bölümüne bakınız.)
h) Günlük yazma
Herhangi bir olay, haber veya yorumla ilgili kişisel düşüncelerin
sıcağı sıcağına, günü gününe bir deftere veya ajandaya
düzenli olarak yazılması anlatım yeteneğinin geliştirilmesinde
etkili yollardan biridir. (bkz. s. 349)
ı) Özlü sözleri derleme
Yazılı veya sözlü anlatımda sözü uzatmamak, etkiyi artırmak,
örnek vermek... için özlü sözler başlığı altında
topladığımız atasözleri ve özdeyişlerden yararlanılabilir. Bu
sözlerde uzun yılların deneyimi ve birikimi en veciz şekliyle
ifadesini bulmuştur. Özlü sözlerin derlendiği kitaplar okunup
(istenirse konularına göre) seçme yapılarak bir deftere
yazılabilir. Böylelikle hem düşünce ufku genişletilmiş hem de
yazı veya konuşma için malzeme de toplanmış olur. (Özlü sözler
için Metinler bölümüne bakınız.)
Örnekler
Atatürk’ten özdeyişler:
Bilelim ki millî benliğini bilmeyen milletler, başka milletlerin
avıdır.
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Efendiler, namus cephesi hiçbir vakit yıkılmaz, mağlup olmaz.
Hakikati konuşmaktan korkmayınız.
* * *
Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan iyidir.
(Roosevelt)
Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim.
(Napoleon Bonaparte)
Bir metre iş yapmayı, bir kilometre söz vermeye değişmem.
(J. Howell)
Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey
kaybetmez.
(Mevlâna)
Duvarda bir gedik açmaya bir taşın eskimesi yeter.
(Arif Nihat Asya)
Gençken bilgi ağacını dikmezsek, ihtiyarlığımızda gölgesinde
barınacak ağacımız olmayacaktır.
(Chesterfield)
Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
(Kur’anıkerim, 39/9)
Hokkabazlık başka yerde de öğrenilir, okul şart değil.
(Gürbüz Azak)
2. KONU SEÇME
Yukarıda sıralanan yollarla ve bunlara ilâve edilebilecek değişik
etkinliklerle birikim kazandıktan sonra sıra, üzerinde söz
söylenecek veya yazı yazılacak konuyu seçmeye gelir. Konunun
araştırma yapmaya uygun, bol kaynağı olan ve kişinin ilgi alanına
giren, sınırları belli olan bir konu olmasına özen gösterilir.
(bkz. s. 288)
3. PLÂN YAPMA
Plânın olmadığı yerde düzensizlik, dağınıklık, zorluk,
zevksizlik ve kabalık kendini nasıl gösteriyorsa plânlanmadan
ortaya konan yazılı veya sözlü kompozisyonda da benzer aksaklıklar
hemen kendini gösterecektir. Esasen iyi bir yazı veya konuşma
plânsız olmaz. (Konuşma plânı için 322. sayfaya; plân yapma
için de 289. sayfaya bakınız.)
4. BAŞLIK BULMA
Başlık, yazının veya konuşma konusunun adıdır. Tabiatta adı
olmayan, ismi konmayan varlık olmadığına göre yazıya da bir isim
konmalıdır.
İyi bir başlık;
• Kısa ve öz,
• Dikkat çekici ve merak uyandırıcı,
• Konuyla ilgili,
• Ana düşünceyi etkili bir biçimde anlatan,
• Kolay söylenebilen ve akılda kalıcı,
• Yazının içeriği hakkında fikir verici
olmalıdır.
Film adlarına, kitap adlarına, makale başlıklarına, haber
başlıklarına... dikkat edilirse bunların yukarıda sayılan
nitelikleri taşıdığı görülür.
Düşünce yazıları için konu, konunun maddesi veya ana düşünce
uygun başlıklar olarak seçilirken olay yazıları için daha geniş
bir yelpazeden başlık seçmek mümkündür: Olayın geçtiği yer;
olay kahramanı; olayın adı; olay kahramanı ve olayın yeri; olayın
özü olan eylem gibi. Nelerin başlık olarak kullanılabileceği
hakkında bir fikir vermek için başlıklardan bazı örnekler
aşağıda sıralanmıştır:
Bilim ve Teknik, Yurt Duyguları, Edebiyatımızın İçinden,
Türkçenin Sırları, Osmancık, Atatürk Şiirleri Antolojisi, Türk
Dili, Çoban Çeşmesi, İstanbul’u Dinliyorum, Bizim Duvarlar,
Çile, Suç ve Ceza, Silâhlara Veda, Cemile, Kılıbık, Otuz Beş
Yaş, Duvar, Küçük Kız, Mihriban, Düşünmek, Üç Nasihat,
Kurumuş Ağaçlar, Bayrak, Karadeniz, Memleket Türküsü, Güle Yel
Değdi, Sinekli Bakkal, Acımak, Sarnıç, Yaprak Dökümü, Türkçe
Bilen Aranıyor.
Bölüm başlıkları ve ana başlıklar satırı ortalayacak şekilde
büyük harflerle yazılır ve (ünlem veya soru ifadesi yoksa) sonuna
herhangi bir noktalama işareti konmaz. Alt bölümlere ait başlıklar
ise küçük harflerle yazılır.
Önce başlık konup yazının buna göre geliştirilebileceği gibi,
yazıyı tamamladıktan sonra da uygun bir başlık seçilebilir.
5. PARAGRAF BİLGİSİ
Herhangi bir yazının bir satır başından öteki satır başına
kadar olan bölümüne paragraf denir. Paragraf, geniş bir konunun
belli bir bölümünü ifade eden düşünce birimidir.
Paragraflar, bütün bir konunun ayrı ayrı bölümlerini ifade eden,
kendi içinde de bütünlüğü olan birimlerdir. Bu bakımdan iyi
düzenlenmiş bir paragrafta cümlelerin açık, etkili ve birbirine
bağlı olması gereklidir.
Uzun bir yazının bölümlere ayrılmaması okuyucuyu yoracağı için
yazıdaki çeşitli ana fikirlerin birbirinden ayrılması
paragraflarla mümkün olur. Böylelikle yazının kolay okunması ve
anlaşılması sağlanır. Yazıda ilk satırın biraz içeriden
başlaması (paragraf şekli), bir düşüncenin veya konunun bir
bölümünün tamamlanıp diğer bir bölümüne geçildiğini
gösterir. Böylelikle okuyucunun ilgisi devam ettirilir, yazının
daha kolay kavranması da sağlanır.
İyi bir paragrafın özellikleri
İyi bir paragrafta;
a) Temel cümle,
b) Yan cümleler (yardımcı fikirler),
c) Birlik,
ç) Düzen,
d) Ölçü
bulunur.
a) Temel cümle
Paragrafta, işlenecek düşüncenin özünü oluşturan bir cümle
(temel cümle) mutlaka bulunur. Bu cümle, üzerinde durulacak temel
düşünceyi açıkça veya dolaylı yoldan ifade eden bir cümle
olabilir. Bu cümle paragrafın özeti olarak değerlendirilebilir;
ancak paragraftaki diğer cümlelerde bulunan düşüncelerin hepsini
kapsamaz.
Temel cümle yazarın üslûbuna göre, paragrafta değişik yerlerde
bulunabilir: Önce temel cümle yazılıp yardımcı fikirlerle
geliştirilebileceği gibi, açıklamalar yapıldıktan sonra, “işte
buradan çıkarılacak sonuç budur” dercesine paragrafın sonuna
yazılabilir veya bir başka yol olarak temel cümle paragrafta
doğrudan doğruya yer almaz, yazar bunu bizim bulmamızı ister.
b) Yan cümleler (Yardımcı fikirler)
Temel cümle, yardımcı fikirlerle uygun bir tarzda, değişik
metotlarla açılarak geliştirilir. (Böyle olmasa, bütün
paragrafların birer cümleden ibaret olması gerekirdi.) Paragrafta;
ortaya atılan temel düşünceyi, aynı doğrultuda destekleyen
yardımcı fikirlerle konu ve düşünce bütünlüğü sağlanır.
Paragrafta işlenen konunun, düşüncenin özelliğine göre ana
düşünceyi açmak, geliştirmek için aşağıda sıralanan metotlar
kullanılabilir. Bu metotlara düşünceyi geliştirme yolları da
denir. Bir paragrafta bunlardan sadece biri kullanılabileceği gibi,
birkaçı aynı anda kullanılabilir:
• Tanımlama: Bir kavramın veya nesnenin ne olduğunu, ne işe
yaradığını; belirleyici özellikleriyle anlatmaktır. Makale gibi
fikir yazılarında ve giriş paragraflarında daha çok kullanılır.
Tanımlama, kimdir, nedir sorusunun cevabıdır.
“Yazıcılar, klavye veya daha değişik giriş aygıtlarıyla
bilgisayara girilen bilgileri veya yazıları kâğıt üzerine
aktarmaya yarayan aygıtlardır.” örneğindeki gibi.
• Örnekleme: Soyut niteliği olan düşünceyi (veya
görüşü),
okuyanın veya dinleyenin zihninde canlandırmak, onun kolay
kavranmasını sağlamak için yapılan somutlaştırmadır.
• Karşılaştırma: Birbiri arasında benzer veya farklı
yönler
bulunan iki kavram veya nesnenin ortak ya da farklı yönlerini
incelemeye karşılaştırma denir. Sık kullanılan metotlardan
biridir.
Roman ve hikâye olay yazıları olduğu için benzer yönleri çoktur.
Hikâyede olay, romanda olaylar vardır. Kahramanların ve çevrenin
tanıtımına romanda çok yer verildiği hâlde hikâyede ayrıntıya
girilmez...
• Tanık gösterme: Fikir yazılarında, ortaya atılan
düşünceye
okuyanı inandırmak için tanınmış kişilerin görüşlerinden
yararlanmaya tanık gösterme denir. Okuyucuya veya dinleyiciye “ben
bu konuda böyle düşünüyorum ama bu alanın uzmanı ve sizin de
tanıdığınız, itimat ettiğiniz falanca da aynı kanaattedir”
mesajı verilerek inandırıcılık artırılmaya çalışılır.
• Benzetme: Anlatıma güç kazandırmak için aralarında
benzerlik
ilgisi bulunan iki kavram veya nesneden zayıf olanı kuvvetliye
benzetmedir.
“Şimdi, buz gibi soğuk su içmek istiyorum.” cümlesinde su
soğukluğu yönüyle buza benzetilmiştir.
• Tasvir: Anlatılmak isteneni okuyucuların gözü önünde
canlandırmak gerektiği zaman başvurulan yollardan biri tasvirdir.
(bkz. s. 301)
“Bu balçıktan insanlar, aralarında hiç konuşmadan yürürler.
Kiminin sırtında bir tutam çalı, kiminin bir çuval saman vardır.
Kimi bir keçi yavrusunu kucağına almıştır; kimi bir mandayı
dürtüşleyerek önüne katmıştır. Boz eşek, İsmail’in
ardından, başını önüne eğmiş, küçücük küçücük
adımlarla yürür.” ( Y. K. Karaosmanoğlu, Yaban)
Temel cümle, zıt fikirlerle de açılabilir. Bu metotta, önce
karşıt düşünceler yazılır sonra bunların yanlışlığı
belgelerle ortaya konur.
“Vakit nakittir.” derler; fakat bu söz, vaktin kıymetini
gerçekten bildiğimizi göstermez. Bir dakikada milyarlar
kazanılabilir; ama milyarlar, insana geride bıraktığı bir saniyeyi
yeniden kazandıramaz. Böyle olduğu hâlde yine de vakit geçirmek
için milyarları gönül rahatlığıyla harcayanlar bulunur.
c) Birlik
Paragrafta üzerinde durulan temel düşünceden, işlenen konudan
uzaklaşmamaya birlik denir.
Her paragrafta konunun sadece bir yönü ele alınmalı, diğer bir
yönüne geçileceği zaman yeni bir paragrafa başlanmalıdır.
Bağımsız olarak düşünüldüğünde, her biri işlediği konuyu
mükemmel olarak ifade eden cümleler, arada ilgi olmadan bir
paragrafta toplanırsa paragrafın konu bütünlüğü, birliği
bozulmuş olur. Her cümlenin bir yönüyle temel cümleye
bağlanmasıyla paragrafın birliği sağlanmış olur.
Meselâ bir yazıda sınıfın tanıtımı yapılacaksa; sınıfın
konumu, ölçüleri, eşyası, öğrencileri... her biri ayrı
paragraflarda işlenmelidir.
ç) Düzen
Paragrafı oluşturan temel cümle ve yardımcı düşüncelerin,
işlenen konunun özelliğine göre bir sıraya konması gereklidir.
İlginç fikirlerin ve ayrıntıların mantıklı bir düzene göre
sıralanması, okuyucunun paragrafı daha kolay kavramasını sağlar.
Konunun özelliğine göre; zaman, bakış açısı, görüş tarzı ve
mantıkî düzen ölçü olarak kullanılabilir. Zamana göre
yapılacak bir düzenlemede olaylar veya konu geçmişten bugüne veya
bugünden geçmişe doğru bir sıra izlenerek yazılır. Zamana göre
sıralama; hikâye, roman, hatıra, biyografi, öz geçmiş gibi
yazılarda daha çok kullanılır. Görüş tarzına göre yapılacak
düzenlemede; yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya; sağdan
sola, soldan sağa; içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye;
uzaktan yakına, yakından uzağa gibi bir sıra izlenir. Tasvir
bölümleri genelde görüş tarzına göre düzenlenir. Mantıkî
düzenlemede ise genelden özele, özelden genele; parçadan bütüne
veya bütünden parçaya doğru bir sıra izlenir. Düşünce
yazılarında bu metot daha çok kullanılır.
d) Ölçü
İyi düzenlenmiş paragraflar arasında düşüncelerin önemine göre
bir ölçü bulunur. Basit konunun işlendiği bir paragrafın
uzunluğu ile önemli bir düşüncenin işlendiği paragrafın
uzunluğu aynı olmaz. Paragraflar arasındaki bu dengeyi koruyabilmek
için şunlar yapılabilir:
• Paragrafta işlenecek düşünceler, okuyucuya göre
ayarlanmalıdır.
• Önemli düşünceleri içermeyen paragraflar kısa
yazılmalıdır.
• Yazmaya başlamadan önce konunun tamamı hesaba
katılmalıdır.
• Açıklama gerektiren, önemli düşüncelerin bulunduğu
paragraflar, diğerlerine göre uzun olmalıdır.
• Paragrafların uzunluğu ile ilgili bir sınırlama olmadığı
için bu ölçüyü, yazar ayarlamalıdır.
Paragrafların, birbirine uygun bir şekilde bağlanması gerektiği
unutulmamalıdır.
Paragraf çeşitleri
Herhangi bir konunun farklı bölümlerini oluşturan paragrafları,
yerine ve özelliğine göre başlangıç paragrafı, giriş
paragrafı, geçiş paragrafı, gelişme paragrafı ve sonuç
paragrafı gibi çeşitlere ayırmak mümkündür:
Başlangıç paragrafı: Uzun yazılarda konuya girmeden önce, o
konuyla doğrudan ilgisi olmayan fakat yine de onu aydınlatmaya
yarayacak düşüncelerin bulunduğu paragraftır. Başlangıç
paragrafı, yazının ilk paragrafı demek değildir ve her yazıda
olmaz.
Giriş paragrafı: Okuyucuyu konuya hazırlamak, düşünceleri (veya
olay yazılarında yeri) tanıtmak, onu okumaya yönlendirmek amacıyla
düzenlenen paragraftır. Bir anlamda yazının vitrini olan bu
paragrafın dikkat çekici bir şekilde, iyi düzenlenmesi gerekir.
Geçiş paragrafı: Özellikle, uzun yazılarda paragraflar veya
bölümler arasında ilgi kurmak için düzenlenen paragraftır. Bir
paragraftan diğerine geçildiğinde bazen arada bir kopukluk
hissedilir. İşte bunu gidermek için iki paragrafı birbirine
bağlayan bir geçiş paragrafı düzen-lenir.
Gelişme paragrafı: İşlenen konunun düşünceyi geliştirme
yollarından istifadeyle, çeşitli yönleriyle açıklandığı,
geliştirildiği paragraftır. Yazıda giriş bölümünden sonra yer
alır.
Sonuç paragrafı: Giriş veya gelişme bölümündeki düşüncelerin
kısaca özetlendiği, ana düşüncenin hatırlatıldığı
paragraftır. Usta yazarların yazılarında genellikle bu paragraf
bulunmaz. Çünkü yazar söyleyeceklerinin hepsini daha önceden
tamamlamıştır. Ancak, değerlendir-meyi okuyucuya bırakmamak (onun
yanılmasını önlemek) veya etkili bir biçimde yazıyı tamamlamak
anlayışıyla sonuç paragrafı düzenle-nebilir.
Paragraflar, (istenirse) konularına göre olay paragrafı, tasvir
paragrafı, tahlil paragrafı ... gibi çeşitlere de ayrılabilir.
UYARI
Paragraf çeşitleriyle, yazının bölümleri birbirine
karıştırılmamalıdır. Giriş bölümü sadece bir paragraftan
ibaret olabileceği gibi birden fazla paragraftan da oluşabilir.
Dolayısıyla giriş bölümüyle giriş paragrafı aynı anlamda
kullanılamaz. Benzer şekilde, gelişme bölümü de tek paragraftan
ibaret değildir. Bu bölümde gelişme paragrafları birden fazla
olur. Sonuç bölümü ise bir paragraf olabileceği gibi birkaç
paragraf şeklinde de düzenlenebilir. Düşünce yazılarındaki
giriş, gelişme, sonuç bölümleri; olay yazılarında serim,
düğüm, çözüm şeklinde adlandırılır.
6. DİLİN KURALLARINI BİLME
İyi bir yazı yazmak veya başarılı bir konuşma yapmak için dilin
(ses bilgisinden cümleye kadar bütün) kuralları, söz varlığı
çok iyi bilinmelidir. Kelimelerin anlamlarını, bunlar arasındaki
anlam inceliklerini ve dilin ifade kabiliyetini iyi bilmek, yazana
(veya konuşana) kolaylık sağlayacaktır. Bu konudaki birikimin bir
anda oluşması elbette mümkün değildir. Kişi, öncelikle konunun
önemine inanır, bol bol okur, araştırır, yazma alıştırmaları
yapar, sabırlı olur ve bunu zamana yayarsa bu birikimi kazanabilir.
7. YAZMA
Bilgi birikimden yola çıkarak konuyu tespit edip plânladıktan sonra
(paragrafların özellikleri dikkate alınarak) yazmaya
başlanmalıdır. Ancak kişinin kendisini hazır hissetmesinin
yazının güzelliği ile doğrudan ilgisi olduğunu belirtmekte yarar
vardır.
Yazmaya önce, kısa yazılar yazarak başlamakta yarar vardır. Hatta
başlangıçta yatkınlık kazanmak için şiirler, kısa hikâyeler...
olduğu gibi yazılabilir. Sonra bir üslûp kazanıncaya kadar bol bol
yazı denemeleri yapılmalıdır. Bu konuda Benjamin Franklin diyor ki
“Güzel yazıları derleyen bir kitap elime geçti, satın aldım.
Baştan aşağı okudum. Üslûbu çok hoşuma gitti. Bu üslûp
yeteneğine erişme isteğini duydum. Taklitle işe başladım. Önce
kitaptaki en güzel makaleleri seçtim. Her paragrafın önemli
yerlerini özetledim. Kitabı bir kenara attım. Birkaç gün sonra bu
makaleleri aslına uygun olarak, kitaba bakmadan yazmaya çalıştım.
Gördüm ki kelime stokum, kelimeleri kullanışım oldukça zayıf.
Ara sıra çıkardığım özetleri birbirine karıştırdım; birkaç
hafta sonra özetleri tekrar düzelterek metni meydana çıkarmaya
çalıştım. Bu çalışmalar yazı yazma yeteneğimde büyük
gelişmeler sağladı.”
8. YAZININ OKUNMASI VE DÜZELTİLMESİ
Yazı tamamlandıktan birkaç gün sonra sanki bir başkasının
yazısını okuyormuş gibi; sayfa düzenine, imlâya, noktalamaya, dil
bilgisi kuralları ve iyi bir anlatımın niteliklerine uygunluk gibi
ölçütlerle dikkatli bir şekilde yeniden okunmalı, varsa
yanlışlar düzeltilmelidir. Yazı, herkesin doğru ve kolay
anlayabileceği bir hâle getirilmelidir.
KOMPOZİSYON YAZMADA KULLANILACAK PLÂN
Kompozisyon Nasıl Yazılır? başlığı altında kısaca
özetlendiği gibi iyi bir konuşmanın, güzel bir yazının ortaya
çıkmasında bilgi birikimi, konu seçimi ve plânlama birinci
derecede etkili olmaktadır. Yazılı veya sözlü kompozisyon için
yapılacak plânlamada, hareket noktası konu olacağı için önce
bunun incelenmesinde yarar vardır:
KONU
Konu; bir konuşmada, bir yazıda, bir eserde ele alınan düşünce,
olay veya durumdur. Üzerinde söz söylenebilecek veya yazı
yazılabilecek bir duygu, bir düşünce, bir haber, bir sorun, bir
eşya, bir olay... kompozisyon için konu olabilir.
Yazmaya başlamadan önce konunun tespiti ve sınırlaması
yapılmalıdır. Hakkında yazı yazmaya değer, ilginç, yazanın
yeteneklerine ve geliştirilmeye uygun, bol kaynaklı konuların
seçilmesinde yarar vardır.
Plânlamanın daha kolay ve doğru yapılması, konunun iyi
anlaşılmasına, sınırlarının iyi tespit edilmesine, anlatım
şeklinin belirlenmesine bağlı olduğu için konunun üç yönü iyi
bilinmelidir:
Konunun üç yönü
a) Konunun maddesi: Konunun özünü oluşturan temel kavram veya
problemdir, konunun incelenecek yönüdür. Seçilen konuda
“açıklanacak olan nedir?” sorusunun karşılığıdır.
“Hangi tür şiirlerden hoşlanırsınız?” şeklinde verilen bir
konunun (sorunun) maddesi, şiirlerdir.
b) Konunun görüş noktası: Konunun rast gele işlenmesini önleyen,
konunun maddesini de içine alan, onun hangi yönlerden işleneceğini
belirleyen, sınırlayan yönüdür. Sınırları iyi çizilmeyen bir
yazıyı plânlamak, dağınıklıktan kurtarmak mümkün olmaz. Bu
sebeple konular belirlenirken genel konulardan ziyade özel konular
seçilmelidir. “Konya’da tarım ve hayvancılık” şeklinde
verilen bir konu, “Ilgın’da şeker pancarı tarımı” konusuna
göre çok geniş ve genel bir konudur.
“Antalya’nın coğrafî konumu hakkında bilgi veriniz.”
şeklinde verilen konunun maddesi Antalya; görüş noktası coğrafî
konumdur. Yazıda Antalya’dan bahsedilecek ama turizmi, nüfusu,
tabiî güzellikleri... değil sadece coğrafî konumu
anlatılacaktır.
Konuların değişik bakış açılarıyla işlenmesi mümkündür.
c) Konunun şekli: Kompozisyonda konuyu işlemeye, geliştirmeye uygun
anlatım türüne konunun şekli denir. Konunun maddesi belirlenip
sınırları çizildikten sonra anlatımda; hikâye, roman, tiyatro,
deneme, makale, fıkra, mektup... gibi türlerden hangisi
kullanılacaksa o türün özellikleri iyi bilinmeli ve yazı buna
göre kaleme alınmalıdır.
Buradaki konuyu, aynı zamanda, sınavlardaki soru olarak düşünmek
de mümkündür. Sınav sorusunda neye cevap verileceğini, nereden
başlanıp nerede bitirilmesi gerektiğini bilmeyen öğrenci, bazen
konu (soru) dışına çıkmakta, vakit kaybetmekte ve soruyu
anlamadığını belgelemektedir.
PLÂN
Plân, herhangi bir eserde veya yazıda işlenecek fikirlerin,
duyguların, olayların... önceden tespit edilmesi ve bunların ana
başlıklar hâlinde sıraya konmasıdır. Plânsız bir yazıda,
anlatılmak istenenler önceden belirlenip sıraya konmadığı için
önemli konuların unutulması, yazıda kopuklukların ve
anlaşılması güç yerlerin olması her zaman mümkündür.
Yazının ve fikirlerin dağınıklıktan, boş sözlerden
kurtarılması, konu dışına çıkılmaması, konuda birliğin
sağlanması, neyin nasıl yazılacağının bilinmesi... plân
sayesinde mümkündür. Kompozisyon bölümünde de bahsedildiği gibi,
tek kelimeyle söylemek gerekirse plân, her zaman kolaylık sağlar.
Esas itibariyle bir inşaat mühendisinin yaptığı plân ile bir
yazarın yaptığı plân arasında pek fark yoktur: Mühendis,
yapacağı inşaatın ne olduğunu belirledikten sonra taslak plân
çizer. Bu plân üzerinde çalışarak eksiklerini tamamlar,
fazlalıkları çıkarır, en ekonomik ve kullanışlı şekliyle (bir
anlamda) binayı kâğıt üzerinde yapar, sonra uygulamaya geçer.
Yazar da konusunu ve görüş açısını belirledikten sonra neleri
yazabileceğini başlıklar hâlinde ortaya kor. Bu taslakta eksikleri
tamamlar, fazlalıkları çıkarır; fikirleri veya olayları bir
sıraya koyar; sonra bunların her birini ayrı bölümlerde (ayrı
paragraflarda) geliştirir, işler. Kitapların içindekiler bölümü
o eserin bir plânı olarak değerlendirilebilir.
PLÂN YAPMA
Kısa bir yazının plânı yapılırken konunun maddesi, görüş
noktası ve şekli belirlendikten sonra, her biri ayrı paragrafta
işlenecek temel cümleler (ana düşünceler) belirlenir ve bunlar
kısa ifadeler (cümle değil) hâlinde Arap rakamları kullanılarak
yazılır; bu ana fikirleri geliştirmede, açmada kullanılacak
yardımcı düşünceler, (kısa ibareler şeklinde) küçük harflerle
şıklar hâlinde belirtilir. Hazırlanan taslak üzerinde görülen
fazlalıklar çıkarılır, eksikler tamamlanır ve işlenecek fikirler
düzenlenir. Yazar, eserini bu plâna göre kaleme alır.
Plân örneği
Konu : Uzaktan eğitimin yararları
Konunun maddesi : Uzaktan eğitim
Konunun görüş noktası : Yararları
Konunun şekli : Makale
PLÂN
1. Uzaktan eğitim
a) Tanımı
b) Özellikleri
2. Uygulama şekilleri
a) İnternet aracılığıyla
b) Televizyonla
c) Kitapla
3. Yararları
a) Zaman ve mekân sınırlamasının olmayışı
b) Farklı seçeneklerin sunulması
c) Geniş kitlelere ulaşması
ç) Fırsat eşitliği sağlaması
d) Değerlendirmede birlik sağlaması
e) ......
Uygulama: Örnek olarak Mehmet Kaplan’ın Hisar dergisinin, 1972
Mayıs sayısında yayınlanan Kompozisyon adlı yazısı aşağıda
verilmiş ve bu yazının plânı çıkarılmıştır.
KOMPOZİSYON
Öğrencilerin imtihan kâğıtlarını okuyorum. Çoğunda bir
yığın bilgi var, fakat konu ile ilgisi yok ve karma karışık.
Kompozisyon işte bunların zıddıdır. Çeşitli konularda düzensiz
bir yığın bilgiye sahip olmak yeterli değildir. Öğrenci herhangi
bir konuda lüzumlu ile lüzumsuzu seçebilmeli, fikirlerini bir
sıraya koymasını öğrenmelidir.
Karışık bir taş, demir ve cam yığını bir araya geldi mi, bir
mimarî eser vücuda gelmez. Yapı için elbette buna benzer malzemeye
ihtiyaç vardır. Fakat mimarî, her şeyden önce, bir düzendir. Her
taş bir plânın içinde yerli yerine konulunca bina göklere
yükselir ve bir saadetin şarkısını söyler.
Batı dillerinden alınan kompozisyon kelimesi, çeşitli şeylerin
düzenli olarak bir araya getirilmesi manasını taşır ve çeşitli
sahalarda musikide, resimde, mimarîde ve edebiyatta kullanılır.
Kelimenin çeşitli sahalara tatbiki de gösteriyor ki kompozisyon
muhtevadan, yahut malzemeden ziyade, onların bir araya getirilişi ile
ilgilidir ve bu çok mühim bir şeydir.
Tabiat ve hayat, insanoğluna şekil vererek güzel ve faydalı eserler
vücuda getirilebileceği muazzam bir malzeme deposudur. Resim mi
yapmak istiyorsunuz? Dünyada renkten boyadan çok ne vardır? Hakikî
bir ressam konu bakımından da bir sıkıntı çekmez. Bütün tabiat
ve hayat işlenecek konu ile doludur. Mühim olan, herhangi bir konu
etrafında bir renk kompozisyonu vücuda getirmektir.
Sanatçının tabiata ilave ettiği şey, yeni bir düzendir.
Sesler, taşlar, kelimeler ve fikirler için de durum aynıdır.
Dünyada bir yığın çalgı aleti ve ses çeşidi vardır. Bunları
gelişi güzel bir araya getirirseniz, sadece gürültü çıkarmış
olursunuz. Musiki çeşitli sesler arasında güzel bir düzen
kurmaktır. Yahya Kemal, şiiri bir “kelimeler istifi” olarak tarif
eder. Güzel bir mısrada, kelimenin yerlerini değiştirdiniz mi,
derhal büyüsü kaybolur.
Öğrencilere çeşitli örnekler vererek dizi, sıra, istif veya
düzenin ehemmiyetini anlatmak lazımdır. Düşünce
karışıklığının önüne ancak böyle geçebiliriz.
Aslında her insan duyar, düşünür ve etrafında olanları fark
eder. Fakat bunlar bizim içimize karma karışık olarak girer. Her
insan bir duygu, düşünce ve intiba deposudur. Konuşur veya
yazarken, içinde bulunulan duruma göre, bu depodan bazı şeyleri
seçer, cümle haline getiririz. Eğer onlar arasında bir bağ
kuramazsak, yazılan veya konuşulan şeyler, başkalarına saçma
gelir. Saçmak ile ilgili olan saçma kelimesi, düzenin zıddıdır.
Nazım, nizam, tanzim ve muntazam kelimeleri de birbirinin
akrabasıdır. Tanzim edilmiş her şeyde şiire yakın bir taraf
vardır. Bir manav dükkânı veya vitrin tanzim edilince göze güzel
görünür.
Nizam deyince akla asker veya ağaç dizisi gibi basit bir düzen
gelmemelidir. Tabiatın yarattığı canlı varlıkları, nebat ve
hayvanları yakından incelerseniz, teferruatına kadar işlenmiş bir
nizam görürsünüz. Çiçek, kelebek, kuş, balık, hatta bazı
madenlerdeki renk ve şekil ahengi hayret vericidir. Bütün varlık
açık veya gizli bir nizama dayanır. “Güneş manzumesi”,
“yıldızlar cümlesi” deyimleri bir gerçeğe tekabül eder. İlim
kainatın nizamını keşfe çalışır. Öğrencilerde nizam fikrini
uyandırabilmek için, ilimlerden de faydalanılabilir.
Sosyal hayatta nizamın ehemmiyetini gösteren aktüel bir konu
vardır: Trafik! Vasıtalar düzenli bir şekilde hareket ederse,
caddelerde hiçbir karışıklık olmaz. Hayat canlı bir şekilde akar
gider. Düzene uymayanlar tarafından yol tıkanırsa, herkesin canı
sıkılır. Fakat insan, kafasının içinde bir nizam tesis edemezse,
dışarıda onu nasıl kurabilir? Kompozisyon derslerinin gayesi
öğrencilere kendi duygu ve düşünce dünyalarına bir çeki düzen
vermektir.
Mehmet Kaplan
PLÂN
1. Sınav kâğıtlarındaki düzensizlik
2. Kompozisyon
a) Tanımı
b) Özellikleri
c) Farklı alanlarda kompozisyon
ç) Kompozisyonun nasıl oluşturulacağı
d) Kompozisyonda düzen
3. Sosyal hayatta kompozisyon
a) Kompozisyonun sağladığı kolaylıklar
b) Örnek