sözlü kompozisyon

604 views
Skip to first unread message

aysup...@hotmail.com

unread,
Apr 15, 2006, 1:39:56 PM4/15/06
to turkdilikonuları
Sözlü kompozisyon, dilin malzemesini oluşturan kelimelerin bir
düzen içerisinde anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sözle
ifade edilmesidir. Sözlü kompozisyonun amacı, kişiye kendi
meramını açık, anlaşılır, tam ve doğru bir şekilde ifade etme
becerisi kazandırmaktır.


Konuşma
Herhangi bir düşüncenin, olayın, isteğin... dinleyenlere sözle
anlatılmasına konuşma denir. İnsan (belki de tabiatının bir
gereği olarak) duygu ve düşüncelerini başkalarıyla paylaşmak,
bildiklerini diğer insanlara öğretmek, herhangi bir gerçeği ifade
etmek, ilgi duyduğu konuları öğrenmek... amacıyla konuşmaya
ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacın en güzel biçimde, usulüne uygun olarak

karşılanması, konuşmanın önemini kavramak ve güzel konuşma
ilkelerine uymakla mümkündür.


Güzel konuşmanın önemi
İnsanların birbirleriyle iletişimlerinde söz, yazıdan daha önce,
daha etkili ve daha pratiktir. İnsanı diğer canlılardan ayıran
önemli özelliklerden biri olan konuşmanın, usulüne göre
yapılması hemen her alanda başarılı olmanın temel
şartlarındandır. Başarılı yöneticilerin, tanınmış
avukatların, liderlerin, toplum içinde saygın bir yeri olan
kişilerin ayırıcı vasıflarından biri de güzel ve etkili
konuşmalarıdır. Böyle insanlar düşüncelerini güzel konuşma
sanatının incelikleriyle ifade ettikleri için kendilerini
dinletmesini bilirler ve herkesin kalbini kazanırlar. Zira bunlar,
Aristo’nun dediği gibi düşündüklerinin hepsini söylemez fakat
söylediklerini düşünür de söylerler. Konuşma sanatını bilmeyen

birisi ne kadar akıllı, ne kadar değerli olursa olsun, kendisini
dinletemez, muhatabını inandıramaz, etrafındakileri kendisinden
uzaklaştırır, konuşmaya başladığı andan itibaren kendisine
zarar vermeye başlar.
Güzel konuşmanın önemini veciz olarak özetlemek için, konuyla
ilgili özlü sözlerden bazıları aşağıya alınmıştır:
Söz biliyorsan konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus adam
sansınlar.
İnsanın eti yenmez, derisi giyilmez, tatlı dilinden başka nesi var?

İstediğini söyleyen istemediğini işitir.


Dilin kemiği yoktur, ama kemik kırar. (Atasözü)
Her sözü söyleme, yerin kulağı var. (Atasözü)
Dilin cismi küçük, cürmü büyüktür. (Atasözü)
İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar. (Atasözü)
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. (Atasözü)
Dilim, seni dilim dilim dileyim. (Atasözü)
Söz gümüşse sükût altındır. (Atasözü)


Söylediklerinizi dinletmek için kimseyi kolundan tutmayın, zira
insanlar sizi dinlemek istemiyorlarsa onları tutacak yerde çenenizi
tutsanız daha iyi edersiniz.
(Chesterfield)
Güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme
sanatı vardır.
(Epiktetos)
Kuşlar ayaklarıyla; insanlar dilleriyle yakalanırlar.
(T. Fuller)
Ya susun ya da susmaktan iyi şeyler söyleyin.
(Pisagor)
Konuş ki seni tanıyayım.
(Eflatun)
Konuşma, insanın aklını kullanma sanatıdır.
(Eflatun)
Konuşma, aklın fihristidir.
(Seneca)
Can sıkıcı bir adam olmak isterseniz, aklınıza gelen her şeyi
söyleyin.
(Voltaire)


Dil ürünlerinin incelenmesinde sözlü olanlardan çok, yazıya
geçirilenler esas alındığı için grameri ilgilendiren özellikle
yazı dilidir. Ancak çok yakın bir zamanda (belki de bu kitabın
baskısı bitmeden) konuşmalar bir bilgisayar programı
aracılığıyla olduğu gibi yazıya aktarılabilecektir. Defalarca
gözden geçirildiği hâlde kitaplarda bile zaman zaman ne kadar
büyük yanlışların olduğu hatırlanırsa böyle bir ortamda
sözlü anlatımlara öncekilerden daha fazla dikkat etmek gerekeceği
muhakkaktır. Dolayısıyla konuşurken yapılan yanlışlardan bir an
önce kurtulmak için mümkün olduğu kadar çaba harcanmalıdır.
GÜZEL KONUŞMA (RETORİK )
Güzel konuşma; yerine, zamanına, kişisine uygun olarak yapılan
konuşmadır. Neyi, nerede, ne zaman, kime nasıl söyleyeceğini bilen

bir kişinin güzel konuşmayla ilgili önemli bir problemi yok
demektir. Hazırlıklı veya hazırlıksız herhangi bir sözlü
anlatımın güzel ve etkili olması, konuşma yanlışları
yapılmamasına bağlıdır. Şu hâlde, güzel konuşmayı içinde
konuşma yanlışlarının olmadığı sözlü anlatım şeklinde
tanımlamak da mümkündür.


KONUŞMA YANLIŞLARI
Konuşma yanlışları çevreye, eğitime, dilin kurallarını bilme
seviyesine, alışkanlıklara ve kişiye göre değişmekle birlikte
bunları;
1. Alışkanlıklardan kaynaklanan davranışla ilgili konuşma
yanlışları,
2. Söyleyiş tarzıyla ilgili konuşma yanlışları,
3. Konuşma kurallarını bilmemekten kaynaklanan konuşma
yanlışları, olmak üzere üç başlık altında toplayabiliriz.


1.ALIŞKANLIKLARDAN KAYNAKLANAN DAVRANIŞLA İLGİLİ KONUŞMA
YANLIŞLARI
Kişinin kendi çevresindeki diğer insanlarla (sözlü olarak)
sağlıklı bir iletişim kurmasında alışkanlıklarının ve
anlayışının payı büyüktür. Can çıkmadan huy çıkmaz.
Atasözünde güzel bir şekilde ifadesini bulan bu gerçeğin güzel
konuşma ile çok yakından ilgisi vardır. Çünkü, aşağıda
bazılarını sıraladığımız olumsuzlukların pek çoğu kötü
huylar ve alışkanlıklarla ilgilidir.
Kibirlenmek: Kişinin kendini diğer insanlardan üstün görmesi,
onlara tepeden bakması, gururlanması demektir. Kibirli insanlar,
ister istemez bu huylarını konuşmalarına da yansıtırlar.
Başkalarına saygı göstermedikleri için kendileri de saygı
görmezler. Toplum içinde sevilmeyen bu kişilerle kimse muhatap olmak

da istemez.
“Hep ben bilirim, sen bir şeyden anlamazsın, en iyisini ben
yaparım, o da bir şey mi, benim dediğim doğrudur” tarzındaki
ifadeler kibirli insanlara özgü sözlerdendir.
İlgisizlik: Kibirli insanlar kendilerinden başka kimseye önem
vermedikleri için çoğu zaman muhataplarını dinlemezler, yerli
yersiz sorularla ilgisizliklerini de göstermiş olurlar. Böyle bir
davranış, kişinin kendisine ve karşısındakine
saygısızlığının da bir göstergesidir.
Konuşanın sözünü kesmek: Birisi konuşurken araya girmek, sorular
sormak, sabırsızlık göstermek, itiraz etmek sözü kesmeyle ilgili
bir davranış yanlışıdır. Birini dinlerken anlaşılmayan hususlar

olabilir. Bunlar, kişinin sözünü tamamlaması beklendikten sonra
uygun bir dille sorulmalıdır. Özellikle televizyonlardaki bazı
tartışma programlarında muhatapların birbirlerini dinlemeyerek bir
an önce kendi söyleyeceklerini bitirme yarışına girmeleri
sırasında sergiledikleri tutum, bu konunun ilginç örnekleri
arasındadır. Böyle bir anlayışla yapılan tartışmanın
seyirciler tarafından beğenilmeyeceği de bir gerçektir.
Kendini yetersiz görmek: Kendini beğenmek kadar olmasa da kendini
yetersiz görmek de bir davranış yanlışıdır. Çünkü başarılı

bir konuşmanın temelinde kendine güven duymak vardır. “Ben
yapamam, ben bilmem, ben bu işin üstesinden gelemem” gibi yanlış
telkinler kişiyi başarısızlığa sürükleyen olumsuzluklardandır.

Alay etme alışkanlığı: Başkalarını hafife alarak onları toplum

içinde güç duruma düşürmek, kişilerin fizikî yapıları için
hoş olmayan sıfatlar kullanmak, birtakım eksiklikleri güzel olmayan

bir üslûpla söylemek alay etme alışkanlığıyla ilgilidir.
“İstediğini söyleyen istemediğini işitir.” sözünü her zaman

hafızada tutmakta yarar vardır. Aşağıya aldığımız Mehmet
Âkif’in şu nüktesi uygun bir örnek olacaktır:


Bir toplantıda sonradan görme gençlerden biri aklınca Âkif’i
küçük düşürmek için alaylı bir sesle:
― Üstat, siz baytardınız değil mi, diye sorar.
Âkif gayet sakin, cevabını yapıştırır:
― Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?
Boşboğazlık: Söylenmemesi gereken bir sözü yerli yersiz söyleme
alışkanlığıdır. Böyle kişiler iyi niyetli bile olsalar toplum
içinde yalnız kalmaya mahkûmdurlar. Çünkü bunların çevresindeki

insanlar şimdi bu yine bir boşboğazlık yapacak diye âdeta diken
üstünde olurlar. Aşağıdaki fıkrada bir boşboğazlık örneği
vardır:


Kulaklarının büyüklüğüyle ünlü Galileo’ye edepsizin biri:
― Üstat, kulaklarınız bir insan için biraz büyük değil mi,
demiş.
Galileo:
― Doğru, demiş. Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük;
ama seninkiler de bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?
Gevezelik: Bir anlamda başkalarına konuşma hakkı tanımayan, ilgili

ilgisiz sürekli olarak ben konuşayım, bu konuya bir açıklama da
ben getireyim anlayışıyla sözü gereğinden fazla uzatan kişilerin

ortaya koyduğu bir davranış yanlışıdır. Geveze insanlar, çoğu
zaman ölçüyü kaçırarak dinleyenleri sıktıkları için toplum
tarafından sevilmezler.
Usulsüz eleştiri yapmak: Başkalarına ait düşüncelere her zaman
katılma gibi bir zorunluluk olmamakla birlikte katılmadığımız
fikirlerle ilgili eleştirileri de söylemenin uygun bir yolu vardır.
Sıra gözetilmeden, saygısız bir üslûpla kaba sözlerle yapılacak

eleştiri, elbette konuşma kurallarını bilen, aydın bir insanın
sergileyeceği tavır değildir.
İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır. sözündeki incelik,
ölçü olarak alınabilir.
Yapmacıklık: Kişinin tavırları, kıyafeti, konuşmaları,
anlayışı, düşünceleri; yetiştiği ortamla aldığı eğitimle ve

ortak kültürle uyum içinde olmalıdır. Mevlâna’nın ifadesiyle
kişi ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi
olmalıdır. Aksi hâlde insan, bülbülü taklide çalışan karga
gibi gülünç bir duruma düşer. Bu sebeple yapmacık tavırlardan
vazgeçmek gerekir. Zaten konuşmada inandırıcı olmanın yolu da
samimiyetten geçmektedir.
Bencillik: Sürekli olarak kendi nefsini ön plânda tutan, hemen her
işte kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden, hep ben
kelimesiyle kendinden bahsetmek isteyen kişilerin ortaya koyduğu
davranış şeklidir. Bu anlayıştaki kişilere güvenilmez. Bunlarla
kolay kolay arkadaşlık kurulmaz. Basit bir şekilde örneklersek, bir

ekmeği bölüşmek gerektiğine bir bakınız, arkadaşınız ekmeğin

ne kadarını size ne kadarını kendisine ayırıyor. En küçük bir
menfaat söz konusu olduğunda bencillik kendisini gösterecektir.
Kur’anıkerim’de ben zamirinin kullanılmadığını yeri
gelmişken hatırlatalım.
Övünmek: Kişinin diğer insanlardan farklı ve üstün yönlerini
ön plâna çıkarmaya çalışması övünmektir. Konuşma,
başkalarına övünmek ya da başkaları tarafından övülmek
düşüncesiyle yapılmamalıdır. “Ali’nin boyu kısadır.”
demenin “Ben ondan uzunum.” anlamına geleceği de
unutulmamalıdır.
Dedikodu etmek: Basit ruhlu insanların eğlencesi olan dedikodu,
konusu kınama ya da çekiştirme olan konuşmadır. Dedikoducu
kişiler, birinin arkasından konuşarak onu kötülemeye
çalışırlar, kınarlar, kendilerinin öyle olmadığını anlatmaya
çalışırlar. Fakat bu arada konuştukları kişiye “Bak ben senin
yanında falancayı nasıl çekiştiriyorsam seni de başkasına öyle
çekiştiririm.” mesajını verdiklerini unuturlar.
Kesin konuşmak: Başkalarının düşüncelerine saygı duymayan,
kendi düşüncesini ister doğru ister yanlış olsun kabul ettirmeye
çalışan, kestirip atma alışkanlığında olan, hoşgörüye
tahammülü olmayan kişilerin ortaya koyduğu davranış
yanlışlarından biri de kesin konuşmaktır. Özellikle tam olarak
bilinmeyen konular hakkında bu anlayışla fikirler yürütmek,
haberler vermek, zaman zaman kişiyi yalancı durumuna da düşürür.
Meselâ, “Türkçe Sözlük’ün son baskısında 95.000 kelime
vardır.” cümlesine ilâve edilecek “zannedersem, yanılmıyorsam,

herhâlde” gibi bir kelime kişiyi yanlış bilgi vermekten, yalancı

durumuna düşmekten kurtaracaktır.
Sert konuşmak: Kişinin birilerine karşı kendini daima güçlü,
haklı, kabadayı göstermek ister gibi bir anlayışla ve sert bir ses

tonuyla birilerini tehdit eder gibi konuşması da bir davranış
yanlışıdır. Yanlış bir düşünce ne kadar kaba, sert bir
üslûpla söylenirse söylensin doğru olamaz, kişiyi haklı
çıkarmaz, sadece konuşanın ne kadar kaba birisi olduğunu
gösterir.


2. SÖYLEYİŞ TARZIYLA İLGİLİ KONUŞMA YANLIŞLARI
Etkili ve güzel bir konuşmada konunun içeriği kadar söyleyiş
tarzı da önemlidir. Neyi, ne zaman, nerede, nasıl söyleyeceğini
bilmeyen bir kişinin güzel konuşması çok zordur. Herhangi bir
isteğin ifadesinde, seçilen kelimelerin ve söyleniş tarzının
kişiler üzerinde farklı etkiler uyandıracağı unutulmamalıdır.
Aşağıdaki cümleler, bu konuyu örnekleyen özlü sözlerdendir:
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. (Atasözü)
Hoo var, öküz durdurur; hoo var saban kırdırır. (Atasözü)


Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.
(Yunus Emre)


Konuşmanın etkisini azaltan ve ahengini bozan söyleyiş tarzıyla
ilgili bazı yanlışlıklar aşağıda sıralanmıştır:
Aynı kelimeleri tekrarlamak: Konuşma sırasında hiç gerekmediği
hâlde kelimeleri aynen tekrarlamak, dinleyenlerin dikkatini çekecek
sıklıkta anlaşıldı mı, bilmem anlatabiliyor muyum, binaenaleyh,
çocuklar, efendime söyleyeyim, sana bir şey söyleyeyim mi, demem o
ki, evet, işin garip tarafı, sizin anlayacağınız, şey, şey
yani... gibi sözleri tekrarlamak anlatım ve söyleyiş güzelliğini
bozar.
Söyleyiş yanlışları yapmak, anlamsız sesler çıkarmak: Güzel
bir konuşmada vurgu ve tonlamanın doğru yapılması kadar
kelimelerin doğru telaffuzu da önemlidir. Bazen yanlış söylenen
bir kelime, anlamı bilinmeden kullanılan bir söz, konuşmacının
eğitim durumu, anlayışı, görgüsü... hakkında fikir vermeye
yetecektir.
Başka dillerden Türkçeye giren kelimelerin söylenişine özellikle
dikkat edilmelidir. Aksi hâlde söylenmek istenenle söylenen
birbirinden farklı olur: Aşık oldum ben sana. (aşık: 1. Ayak
bileğindeki küçük kemiklerden biri, 2. Yapı çatılarında uzun
mertek – Âşık oldum ben sana.) Türkiye hala ayakta. – Türkiye
hâlâ ayakta. (hala: babanın kız kardeşi)
Konuşmacı anlatacağını gevelemeden açıkça söylemeli, sözü
gereksiz yere uzatarak dolambaçlı yolları tercih etmemelidir.
Hatırlanamayan sözlerin yerine bilerek veya bilmeyerek aaa...,
eee..., ııı... gibi anlamsız sesler çıkarmak veya arada
boşluklar bırakmak konuşmanın ahengini bozan diğer
yanlışlıklardandır. Biraz çaba göstererek bu olumsuzluğun
önüne geçmek mümkündür.
Ses tonu, konuya ve konuşmanın yapıldığı yere göre
ayarlanmalıdır. Gereksiz yere bağırmak veya zor işitilen bir sesle

isteksiz bir ses tonuyla konuşmak, sunuşun etkisini azaltır.
Argo sözleri kullanmak ve kaba konuşmak: Türkçe Sözlük’te;
kullanılan ortak dilden ayrı olarak aynı meslek ya da topluluktaki
insanların kullandığı özel dil ya da sözcük dağarcığı;
serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz ya da deyim olarak
tanımlanan argo -özgünlüğü korumak gereken durumlar dışında-
edebî dilde asla kullanılmamalıdır. Bir de buna kaba sözler,
küfürler eklenecek olursa konuşma, edep sınırlarının dışına
taşar. Kendisine ve çevresindekilere saygısı olan aydın bir
insanın konuşmasında argoya ve kaba sözlere rastlanmaz.


3. KONUŞMA KURALLARINI BİLMEMEKTEN KAYNAKLANAN KONUŞMA
YANLIŞLARI
Güzel ve etkili konuşma kurallarını bilmeyen, bu konuda deneyimi
olmayan, konuşma sırasında yapılan yanlışlıkların neler
olduğundan habersiz bir konuşmacının başarılı bir sunuş
yapamayacağı, konuşmasının yanlışlarla dolu olacağı
muhakkaktır. Konuşmacı, karşılaştığı kötü örnekleri
kendisine devamlı ölçü kabul ederse başarılı olamaz.
Üslûp yanlışları: Yerine, kişisine, zamanına ve konusuna göre
nasıl konuşacağını bilmeyen bir şahsın, asker arkadaşıyla
konuştuğu şekilde amiriyle konuşmasını yadırgamamak gerekir.
Konuşma türlerini ve bunların özelliklerini bilmeyen bir
konuşmacı, kime nasıl hitap edeceğini; panelde nasıl, forumda
nasıl, açık oturumda nasıl konuşulacağını bilmezse üslûp
yanlışları yapacaktır.
Plânsızlık: Bir dinleyici grubu önünde yapılan sunuş
konuşmaları, konuşma plânı yapmayı gerektirir. Konuşma plânı
nedir, nasıl yapılır, plânda nelere dikkat edilir, süre ne
kadardır gibi soruların cevaplarını bilmeyenlerin yapacağı sunuş

konuşmalarında, plânsızlıktan kaynaklanan yanlışlıkların
olması kaçınılmazdır.
Toplumda sevilmek ve sayılmak, kendini dinletmek, aranan bir kişi
olmak, konuşma kurallarını iyi bilmek ve bu kuralları başarılı
bir şekilde uygulamakla mümkündür.
Konuşma yanlışlarını ana hatlarıyla bu şekilde özetledikten
sonra güzel konuşma kurallarına geçebiliriz.


GÜZEL KONUŞMA KURALLARI
Sözlü anlatımda konuşmacının önünde geniş bir zaman, tekrar
tekrar okuma ve düzeltme imkânı yoktur. Bu sebeple usulüne uygun
etkili ve güzel bir konuşma yapmak, aynı konu hakkında yazı
yazmaktan daha zordur. Güzel yazı yazan biri aynı derecede iyi bir
konuşmacı olmayabilir.
Güzel ve etkili konuşmak her ne kadar kolay bir iş olmasa da
yukarıda sıralanan konuşma yanlışlarından sakınmakla, bu konuyla

ilgili kaynakları ve örnekleri incelemekle, biraz çaba ve dikkatle
en azından öncekilerden daha iyi ve başarılı bir konuşma yapmak
mümkündür. Konuşma eyleminin gerçekleştiği bir ortamda
konuşmacı veya dinleyici olarak bulunuyorsanız aşağıdaki
hususlara dikkat etmelisiniz.
1. Muhatabınıza önem veriniz, saygılı olunuz ve övünmeyiniz. Bu
aynı zamanda kişinin kendisine olan saygısının da gereğidir. Siz
muhatabınıza saygı göstermezseniz o da size saygı
göstermeyecektir.
2. Dinlemesini biliniz. Siz muhatabınızı dinlemezseniz karşı
tarafın sizi dinlemesini istemeye hakkınız olmayacaktır. Her
kafadan bir sesin çıktığı, herkesin aynı anda konuşmaya
çalıştığı, gürültülü ve ilgisiz bir ortamda güzel konuşmak
mümkün değildir.
3. Samimî olunuz ve yapmacıklıktan sakınınız. Sözlerinizin ve
tavırlarınızın birbirini desteklemesi inandırıcılığınızı
artıracaktır. Söylediklerinize öncelikle sizin inandığınız her
hâlinizden belli olmalıdır.
4. Yere, zamana, duruma, muhataba uygun bir konu seçiniz ve boş
konuşmayınız. Düşündüklerinizin hepsini söylemeyin fakat
söylediklerinizi düşünüp söyleyiniz. Söyleyecek sözünüz
olmadığı zaman susmasını biliniz. Sözü gereksiz yere
uzatmayınız. Konuşmanın sabır taşıracak uzunlukta olmamasına
dikkat ediniz. Sözün, düşünceyi tam olarak ifade etmesine özen
gösteriniz.
5. Çevrenizdekilere sık sık nasihat vermeye kalkışmayınız. Sizin

düşünceniz sorulursa usulüne uygun olarak karşılık veriniz.
6. Konuşurken kelime seçimine, bunları doğru söylemeye ve
üslûbunuza özen gösteriniz. Söz varlığınızı genişletmeye
çalışınız. Sınırlı bir dille, tekrarlanan kelimelerle
konuşmayınız. Anlamını tam bilmediğiniz kelimeleri kullanmaktan
sakınınız ve kelimeleri doğru telaffuz ediniz. Kelimelerin
söylenişine ağız özelliklerini yansıtmayınız. Edebî dille,
kültür diliyle konuşmaya çalışınız. Yakın anlamlı kelimeler
arasındaki anlam inceliğine dikkat ediniz. Konuşmanızda kaba
sözlere ve argoya yer vermeyiniz.
7. Mümkün olduğu kadar sağlam cümleler kurmaya çalışınız.
Uzun cümlelere hâkim olamıyorsanız kısa cümleleri tercih ediniz.
8. Sesin insanın kişiliğini yansıtan önemli bir unsur olduğunu
unutmayınız. Dalgınlık, yorgunluk, hastalık, korkaklık,
zayıflık, çekingenlik, kendini beğenmişlik gibi nitelikleri
konuşmaya yansıtmamaya özen gösteriniz. Pürüzlü, kaba, sert,
çok ince, hım hım, genizden gelen sesin dinleyenler üzerinde olumlu

etki bırakmayacağını unutmayınız.
9. Sesinizin tonunu duygu ve düşüncenizin özelliğine göre
ayarlayınız. Tek düze ses tonuyla konuşmayınız, gerektiği yerde
ses tonunuzu değiştiriniz. Vurgulara dikkat ediniz.
10. Konuşmada jest ve mimiklerden aşırılığa kaçmadan, gerektiği

ölçüde söz ve düşüncenin ahengine uygun olarak yararlanınız.
11. Bir sunuş konuşması yapmanız gerektiği zaman (konuyu ne kadar
iyi bilirseniz bilin) mutlaka hazırlık yapınız, en azından
konuşma plânınızla ilgili kısa notlar alınız.
12. Dinleyicilerinizle göz irtibatını kesmeyiniz. Konuşma
sırasında bir noktaya, bir yere veya bir kişiye değil,
dinleyicilerinizin hepsine ve her tarafa bakarak konuşunuz.
13. Konuşma sırasında doğruyu güzel bir üslûpla ifade etmeye
özen gösteriniz. Kendinize ait bir üslûp geliştirmeye
çalışınız. Yeri geldikçe benzetmelerden, mecazlardan,
tezatlardan, kişileştirmelerden, özlü sözlerden, fıkralardan
yararlanınız.


Bir bilgeye sormuşlar:
- Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa ?
- O kadar akıllı insan yoktur ki.


SÖZLÜ KOMPOZİSYON TÜRLERİ


A. HAZIRLIKLI KONUŞMALAR
Bir topluluğa hitaben yapılan sunuş konuşmaları hazırlıklı
konuşmalardır. Bu konuşmalar siyasî, hukukî, ilmî, dinî, ticarî

vb. gibi hangi türden olursa olsun hepsinde dinleyici grubunu göz
önünde bulundurarak uygun bir konu seçmek, konuşma plânı yapmak
ve hazırlanmak şarttır.


Hazırlıklı konuşmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar
Bir dinleyici grubuna hitaben yapılacak sunuş konuşmasında
başarılı olabilmek için güzel konuşma kurallarına uyulmalı ve
aşağıda sıralananlar da göz önünde bulundurulmalıdır:


1. Konuşmayı kimler dinleyecek?: Belli bir gruba hitap edecek
konuşmacı için (radyo dinleyicileri ve televizyon seyircileri
dikkate alınmazsa) konuyu tespit etmeden önce yapılması gereken ilk

iş dinleyicilerin kim olacağını bilmektir. Çünkü konu buna göre

seçilecek ve konuşma hazırlığı dinleyicilerin özelliğine göre
yapılacaktır. Dinleyicilerin azlığı veya çokluğu, cinsiyetleri,
eğitim durumları, yaşları, ilgi alanları, sosyal çevreleri gibi
etkenler konunun seçilmesinde ve hitap tarzının tespitinde
önemlidir. Bir meslek grubuna ait insanların meydana getirdiği
dinleyici topluluğuna yapılacak konuşmayla kapalı spor salonunda
halka hitaben yapılacak bir konuşma aynı tarzda sunulamaz.


2. Konunun tespiti: Dinleyicilerin kim olacağı tespit edildikten
sonra sıra konunun seçilmesine gelir. Konuyu, programı
hazırlayanlar tespit edebileceği gibi konu seçimi konuşmacıya da
bırakılabilir. Seçilecek konu, her şeyden önce konuşmacının
ilgi alanı içinde olmalıdır.


3. Konuşma plânının çıkarılması ve konunun hazırlanması:
Hazırlıklı konuşmanın tarihi, saati, yeri ve dinleyici grubunun
kimlerden oluşacağı önceden bilindiği için konuşma metninin
hazırlığı aşağıda verilen plân örneğine uygun olarak
yapılır. Hazırlık aşamasında konunun ilgi çekici bir tarzda,
dinleyenleri sıkmayacak şekilde, amaca uygun, kaynaklardan geniş
ölçüde yararlanılarak konuşmanın türüne göre etraflıca
hazırlanmasına özen gösterilir.


Konuşma plânı


Plânın bölümleri Sorular Sunuş


a) Hitap bölümü Kime hitap edilecek? Sayın ….. (sevgili
........)
b) Giriş bölümü Konu nedir? Konunun özü: ..............
c) Gelişme bölümü Konu hangi fikirlerle Fikirler:
genişletilecek? 1.
.....................................
2.
.....................................
Örnekler: .......................
ç) Sonuç bölümü Sonuç nedir? Ana fikir:
.......................


Sunuşun özgün olması ve tekrara düşmemek için konuyla ilgili
olarak (varsa) daha önceden yapılan konuşmaların metinleri
incelenmelidir. Dinleyiciler ve konuşma süresi göz önünde
bulundurularak değişik kaynaklardan kapsamlı bir hazırlık mutlaka
yapılmalıdır. Hazırlık aşamasında alınan notlar ve
yararlanılacak kaynaklar, konuşma plânına göre sıraya
konulmalıdır.
Konuşmacı ne kadar tecrübeli olursa olsun, konuşma plânını ihmal

etmemeli, sunuş sırasında yararlanacağı notları ve diğer
malzemeleri konuşmanın yapılacağı yere getirmeyi unutmamalıdır.


4. Hazırlığın denenmesi: Konuşma metnine son şeklini veren
konuşmacı, düşüncelerinden ve uyarılarından yararlanacağı biri

huzurunda konuşmasını birkaç kez denemelidir. Bu arada konuşmanın

ne kadar sürdüğü de mutlaka tespit edilmeli, dinleyenin tavsiyeleri

de dikkate alınmalı son düzeltmeler buna göre yapılmalıdır.
Deneyimli konuşmacılar buna ihtiyaç duymayabilirler.
Konunun gereği olarak bazı terimler veya yabancı kelimeler konuşma
metninde yer alıyorsa sunuş sırasında gülünç duruma düşmemek
için bunların doğru söylenişleri mutlaka öğrenilmelidir.


5. Sunuştan önce yapılması gerekenler: Konuşmanın çeşidine
göre sunuş sırasında kullanılabilecek birtakım istatistikler,
raporlar, kupürler vs. varsa konuşmacı bunları yanında
bulundurmalıdır.
Konuşmanın yapılacağı yeri önceden görmekte yarar vardır.
Kürsüye nereden gelinecektir, giriş ve çıkış nereden
yapılacaktır, kapalı bir yerde konuşma yapılacaksa ışık düzeni

nasıldır, sunuş sırasında birtakım araç ve gereçlerden
faydalanılacaksa bunlar hazır ve çalışır durumda mıdır, ses
düzeni nasıldır... gibi soruların cevaplarını bilmek
konuşmacıyı rahatlatacaktır.
Sunuş sırasında dinleyicilerin dikkatini dağıtabilecek (sürahi,
çanta, çiçek vb. gibi) fazlalıklar kürsüden
uzaklaştırılmalıdır. Konuşmanın yapılacağı yerde
dinleyenlerin dikkatini çekecek eşya olmamalıdır.
Sunuş yapılırken kürsünün yanında veya arkasında bulunan
kişiler dinleyicilerin dikkatini dağıtacağı için buna izin
verilmemelidir.
Büyük bir salonda, sayıca az dinleyici grubuna hitap edilecekse
önceden tedbir alınarak dinleyicilerin salonun ön tarafına
toplanmaları sağlanmalıdır.
Konuşmacı, kılık kıyafetin önemini ihmal etmeyip sade bir
kıyafetle vaktinden önce sunuş yapacağı yerde hazır olmalıdır.
Kürsüye davet edilmeden önce (varsa) hitapta bulunacağı
protokolün orada olup olmadığını bilmelidir. Plânlandığı
hâlde protokolden gelmeyenler varsa konuşma başında bunların adı
söylenmeden geçilmelidir.
Dinleyenlerin üzerindeki etkiyi artırmak için konuşmacıyı bir
başkası kürsüye davet etmelidir.


6. Sunuş: Bu davetten sonra konuşmacı kürsüye canlı adımlarla
gelmelidir. Topluluk karşısına düzgün bir kıyafetle çıkan
konuşmacının dış görünüşünde (yüzünde, bakışlarında,
tavırlarında), sesinde konusunu iyi anlatabilme heyecanı ve güzel
konuşma isteğinin sezilmesi dinleyenleri olumlu etkileyecektir. Bu
sebeple dinleyiciler karşısında rahat olmalı, (kravat düzeltmek,
tespih çekmek, elini cebine sokmak, düğmelerle veya mikrofonla
oynamak gibi) dikkat dağıtıcı hareketlerden sakınmalıdır.
Kısaca söylemek gerekirse, konuşmacı kılığıyla, kıyafetiyle,
duruşuyla dinleyiciler üzerinde olumlu bir etki bırakmalıdır.
Konuşma plânındaki sıraya göre sunuş yapılırken aşağıdaki
hususlara da dikkat edilmelidir:
a). Söze “Biraz başınızı ağrıtacağım, kusura bakmayın.
Aslında içinizde bu konuyu benden daha iyi bilenler var ama görev
bana verildi. Bildiğim kadarıyla anlatmaya çalışayım.” gibi,
konuşmanın etkisini azaltacak ifadelerle başlamamak gerekir.
Hitaptan sonra konuşmayı düzenleyenlere ve dinleyenlere teşekkür
etmek saygının, nezaketin bir gereğidir.
b) Konuşmacı sakin ve rahat olmalı, gereksiz hareketlerden
sakınmalıdır.
c) Sesi daha iyi kontrol edebilmek için nefes düzenli alınmalıdır.

Ses düzeneğine nefeslenme sesi karışmamalıdır.
ç) Ses tonu dinleyenlerin ilgilerini canlı tutacak şekilde konuya
göre ayarlanmalı; konu, ses, söyleyiş, jest ve mimikler uyum
içinde olmalı; etkiyi artırmak için birbirini tamamlamalı; vurgu
ve tonlamanın yerinde ve doğru yapılmasına özen göstermelidir.
Konuşmanın konusu ne olursa olsun sürekli aynı tonda konuşmak,
konuyu aynı düzeyde genişletmek, dinleyicileri yoracağı için
hazırlık aşamasında plânlandığı şekilde araya heyecan
unsurları katmak, konuya uygun nükte, fıkra, hatıra veya küçük
bir hikâye anlatmak uygun olabilir.
d) Sunuşta göz irtibatı çok önemlidir. Konuşma sırasında
dinleyenlerin gözlerinin içine bakmamak genellikle çekingenliği
ifade ettiğinden konuşmanın etkisini oldukça azaltır. Ayrıca,
dinleyiciler düşün-celerini, söylenenlere katılıp
katılmadıklarını, sorularını, yoruldukla-rını... yüksek sesle
ifade etmeseler de bunu tavırlarına, bakışlarına yansıtırlar.
Konuşmacı dinleyicileri gözleyerek onların tepkilerini kont-rol
etmeli ve konuşmasını buna göre ayarlamalıdır.
e) Samimî, saygılı ve hoşgörülü olmalı, başkalarını kıracak

ölçüsüzlüklere, kaba sözlere ve argoya yer vermemelidir.
f) İyi bir giriş ve iyi bir sonucun konuşmanın en etkili
bölümleri olduğu unutulmamalıdır.
g) Konuşmacı kendisine ayrılan süreye uymaya özen
göstermeli,
sorulacak sorulara açık, kısa ve kesin cevaplar verilmelidir.


Konuşma kurallarını ve sunuş sırasında dikkat edilmesi
gerekenleri böylece özetledikten sonra hazırlıklı konuşma
çeşitlerine geçebiliriz:


NUTUK (SÖYLEV)
Bir dinleyici grubuna belli bir düşünceyi, bir duyguyu aşılamak;
önemli açıklamalarda bulunmak için yapılan coşkulu konuşmalara
nutuk denir. Nutuk siyasî, içtimaî, millî, ahlâkî, hukukî,
askerî olabilir. Nutuktan amaç heyecanlandırarak bir düşünceyi
aşılamaktır.


Nutuk, herkesin anlayabileceği, herkesin heyecan duyabileceği bir
yalınlık, açıklık taşımalıdır. Nutuktan beklenen sonucun
alınması öncelikle konuşmacının düşüncelerine kendisinin
inanmasına bağlıdır. Anlattıklarına inanmayan, içten konuşmayan

hatibin dinleyicilere bir fikir aşılaması onları
heyecanlandırması mümkün değildir.


Victor Murdock’un “Söze iyi başlayın, iyi bitirin, arasını
neyle doldurursanız doldurun.” sözü, nutukta özellikle giriş ve
sonuç bölümünün önemli olduğunu göstermesi bakımından dikkat
çekicidir.


“Gençliğe Hitabe” ile biten Atatürk’ün Nutuk’u bu türün
en başarılı örneklerinden biridir.


 Nutuk örnekleri


BİLGE KAĞAN ABİDESİ (Doğu cephesinden)
Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında
insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan,

İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini
tutuvermiş, düzenleyivermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu
sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tâbi kılmış.
Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş.
... Türk, Oğuz beyleri, milleti işit: Üstte gök basmasa, altta yer

delinmese Türk milleti ilini, töreni kim bozabilecekti? Türk milleti

vazgeç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı beslemiş olan
kağanına, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin,
kötü hâle soktun.
Silâhlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden
gelerek sürüp gönderdi? Mukaddes Ötüken ormanının milleti,
gittin! Doğuya giden, gittin! Batıya giden; gittin! Gittiğin yerde
hayrın şu olmalı: Kanın nehir gibi koştu. Kemiğin dağ gibi
yattı. Beylik erkek evlâdın kul oldu. Hanımlık kız evlâdın
cariye oldu.


ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk
cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbâlinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin,
en kıymetli hazinendir. İstikbâlde dahi, seni bu hazineden mahrum
etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün,
istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye
atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini
düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette

tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar,
bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili
olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri
zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları
dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş
olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahîm olmak üzere,

memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve
hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri
şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit
edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş
olabilir.
Ey Türk istikbâlinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde
dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç
olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!


KONFERANS
Alanında uzman birinin bir konu hakkında, duygu ve düşüncelerini
açıklamak, öğretmek amacıyla yaptığı hazırlıklı konuşmaya
konferans denir. Konferansçı istediği konuyu anlatabilir.
Konferanslar bilimsel konularda daha çok verilmekle birlikte güncel
konularda da verilebilir. Konferanstan amaç dinleyenleri coşturmak
veya onlara bir fikir aşılamak değil, dinleyicileri belli bir konuda

bilgilendirmektir.


Konferansta anlaşılması güç cümleler kurulmamalı, teknik
kelimelere çok yer verilmemeli, kitabî bir üslûpla konuşulmamalı;

tekdüzelikten sakınılmalıdır. Bolca verilen örnekler
dinleyenlerin hayatından alınmalı, ses çok iyi kontrol edilerek
yerine göre vurgu ve tonlamalar yapılmalı, mümkün olduğu kadar
konuşma diline yaklaşılmalıdır. (bkz. s. 324)
Konferans şöyle bir plânla sunulabilir:
1. Seslenme
2. Konferansın amacı
3. Konunun kısaca özeti
4. Sorulabilecek soruların cevapları
5. Sonuca götüren açıklamalar
6. Sonuç


 Konferans örneği
HAYATTA BAŞARININ YOLLARI 
Sayın dinleyicilerim,
Hayatta yalnız kendi çalışması, kendi ehliyeti, kendi bilgisi ile
alın teri dökerek kazanılan ve başkasını zarara sokmayan başarı

meşrudur. Para çalmak, hile yapmak, adam dolandırmak, birinin
ayağını kaydırıp yerini kapmaktan; sırtında yumurta satmak,
yapılara taş taşımak, fabrikalara işçi olmak, kundura
boyacılığı ederek namusu ile hayatını kazanmak daha iyidir.
Hayatta muvaffak olmak için himayenin, paranın ve şansın
yardımını gerekli sayanlar vardır. Hattâ, sadece şans olduktan
sonra hepsi olur diyenler vardır.
İnsanları, bir kısmı gayet çalışkan, bir kısmı da son derece
tembel olmak üzere iki zümreye ayırırsak, şansın, çalışkanlar
tarafında olacağına şüphe etmemek lâzımdır. Birkaç tembelin,
tesadüfün yardımı ile hayatta yer tutması, cemiyette mevki
kazanması, umumî kaideyi bozmaz. Hayatta genel olarak muvaffak
olanlar, para değil, azim ve ceht sahibi olanlardır.
Bundan on sene evvel okuduğum, Amerika’da geçen bir olay beni çok
düşündürmüştü. Size de anlatayım:
Kolombiya Üniversitesinin Makine Mühendisi şubesini henüz bitirmiş

dört arkadaş, yıkanmak üzere şehrin hamamlarından birine
giderler. Hamamın büyük havuzunda yüzüp şakalaşırken
içlerinden biri:
— Benim aklıma bir şey geldi. Çok orijinal bir fikir, bakınız
söyleyeyim. İçimizden biri, kim kendine güvenirse burada
çırılçıplak kalsın ve hayat mücadelesine öyle başlasın. Eğer

bundan bir sene sonra hayatını kazanmağa ve üç yüz dolar da
ekonomi yapmağa muvaffak olursa, diğer üç arkadaş ona bin dolar
versin! Bu teklif karşısında ötekiler biraz düşündüler, sonra
içlerinden en genç olanı haykırdı:
— Ben bu teklifi kabul ediyorum, hemen mukaveleyi yapınız! Notere
tasdik ettirin, bana da getirin, imza atayım, der.
Üç arkadaş biçarenin elbiselerini bir paket yaparak onu orada
Hazreti Âdem kıyafetinde bırakıp giderler.
Genç, bir müddet düşünür. Bu kıyafetle sokağa çıksa polis
tevkif eder. Ne yapsın? Hamam sahibine işi anlatır, böyle iddiaya
giriştiğini söyler ve kendisine bir ay zarfında parası ödenmek
üzere bir mayo, bir kutu boya, iki fırça tedarik etmesini rica eder
ve hemen o gün hamama girip çıkanların kunduralarını boyamaya
başlar. O kadar güzel, o kadar mahirane boyar ki yalnız müşteriler

değil, bütün hamamda çalışanlar, fotinlerini, iskarpinlerini ona
boyatırlar. Bir ay zarfında hem borcunu öder, hem sırtına bir
gömlek, ayağına bir pantolon ve bir çift iskarpin almağa muvaffak
olur. Oradan transatlantik kumpanyasına koşar:
Kolombiya Üniversitesinin Makine Mühendisi Şubesinden mezun
olduğunu ve İngiltere’ye işleyen vapurlarda bir makinistlik
istediğini, yoksa üçüncü sınıf ateşçiliğine bile razı
olduğunu söyler. Sağlam vücutlu, iri yapılı gencin sözleri
direktörü müteessir ederse de ateşçilikten başka yer
olmadığını, o işin de çok zor olduğunu, her seferde büyük
kazanların karşısında en az on kilo zayıflayacağını önceden
haber verir. Genç razı olur. New-York’tan, büyük vapura kendini
atar. Üç dört gün içinde kömürü maharetle ocağa atması
sayesinde ateşin gayet iyi tavlanması baş ateşçinin dikkatini
çeker. Bir dakika boş durmayan genç, vakit buldukça makine
dairesine gider, yağlanması, temizlenmesi gereken boruları,
vidaları elden geçirir. Londra’dan dönüşte başmakinist, bu
çalışkan genci yanına alır ve dördüncü sefere ikinci makinist
olarak bir tüccar postasına yerleştirir...
Selim Sırrı Tarcan
MÜLÂKAT (GÖRÜŞME)
Kendi alanının uzmanı ünlü kişileri etraflıca tanıtmak veya
toplumu ilgilendiren önemli bir konuyu aydınlatmak üzere uzmanlarla
(veya ünlülerle) yapılan görüşmelerin aktarıldığı gazete
yazılarına mülâkat (görüşme) denir. Bu yönüyle mülâkat,
yazılı kompozisyon türlerindendir. Ancak günümüzde gazetelerden
çok radyo ve televizyonlarda (çoğunlukla da canlı olarak) yapılan
mülâkatlar ilgi çekmektedir.


Mülâkatlar genellikle şu plâna göre hazırlanır (veya yapılır):

Görüşülecek kişiyle mülâkat için yer ve zaman belirlenir.
Mülâkatı yapacak kişi konuşacağı konuyla ilgili olarak iyi bir
hazırlık yapar. Bu arada muhatabına soracağı soruları yazar ve
bunları bir sıraya kor. Görüşmeye başlamadan önce kendisini
tanıtır, muhatabı üzerinde iyi bir etki bırakmak için önceden
hazırladığı giriş konuşmasını yapar. Konuyu kısaca
özetleyerek sorularını sormaya başlar. Bu sorular okuyucuların
veya dinleyicilerin merak ettiği, o güne kadar bilinmeyen yönlere
ait ve ilginç olur. Usulüne uygun sorularla öğrenilmek
istenilenler, mülâkat yapılan kişiyi zor durumda bırakmadan
ustalıkla alınır. Görüşme tamamlandıktan sonra önceden
hazırlanan güzel ve etkili sözler söylenir.


Günümüzde mülâkatlar stüdyoda veya başka mekânlarda kameralar
(veya mikrofonlar) önünde yapıldığı için bu türdeki
görüşmeler gazetelerde veya dergilerde genellikle yer almaz.
İstenirse bu görüşmeyi yazıya aynen aktarmak da mümkündür. Bu
durumda görüşülen kişi ve yer tanıtılır, konu belirtilir,
sorulan sorular ve alınan cevaplar yazılır. Mülâkat metninin soru
cevap şeklinde düzenlenmesi de mümkündür.


Mülâkatta kararlaştırılan konunun dışına çıkılmaz, özel
görüş ve yorumlara yer verilmez, ayrıntıya girilmez. Dilin açık
ve sade olmasına özen gösterilir.


Mülâkat ile röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. (351.
sayfadaki röportajla mülâkatı karşılaştırınız.)


Görüşme (mülâkat) bir işe alınacak kişiler arasından seçim
yapmak amacıyla da yapılabilir. Böyle bir görüşmede başarılı
olmak için aşağıdakilerin bilinmesinde yarar vardır:


1. Mülâkat için yer ve zaman belirtilmemişse mutlaka randevu
alınır ve görüşmeye vaktinde gidilir.


2. İyi bir kıyafetin en iyi tavsiye mektubu olduğu unutulmaz.
Aşırılıktan kaçmak kaydıyla görüşmeden önce kılık kıyafet
düzeltilmelidir. Komisyonun mülâkat yapılacak kimse hakkında ilk
izlenimlerinin kılık kıyafetle ilgili olacağı bilinmelidir.


3. İçeri girdikten sonra komisyon, selâmlanmalı, kişi kendini

tanıtmalı ve soruları cevaplamaya hazır olduğunu belirtmelidir.
Mülâkat sözlü sınav olmadığı için cevaplanamayacak bir soru
sorulmayacaktır. Bu sebeple rahat olunmalı ve kişi kendine
güvenmelidir. Komisyon üyelerinin aday hakkında “kılığıyla
kıyafetiyle, saygısıyla, güveniyle, işe ilgisiyle, konuşmasıyla,

görgüsüyle bizim istediğimiz niteliklere sahip bir personel
adayı” şeklinde düşünmeleri sağlanmalıdır.


4. Sorular dikkatle dinlenmeli ve sadece sorulanlar cevaplanmalı,
söz
gereksiz yere uzatılmamalıdır. Bu arada tuzak sorular
sorulabileceği de hesaba katılarak temkinli konuşulmalıdır.
Konuşma kurallarına mümkün olduğu kadar uyulmaya çalışır.
Çünkü komisyon üyeleri adayı konuştururken konuşmada açıklık,

anlatım ve ikna, anlama ve idrak kabiliyeti, zihnî kıvraklık,
kendine güven ve tolerans gibi ölçütlerle değerlendirme
yapacaklardır.


5. Görüşme tamamlandıktan sonra teşekkür edilir ve iyi
dileklerle
oradan çıkılır.


TARTIŞMA
Bir grubu (veya çoğunluğu) ilgilendiren, daha önceden belirlenen
bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin konuyla
ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu (veya sorunu) çözmek,
muhatabın zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek
yaptıkları karşılıklı konuşmaya tartışma denir.


Tartışma konusu; üzerinde konuşmaya ve araştırma yapmaya değer
nitelikte olmalı, kanıtlanmış konular üzerinde ısrar edilmemeli,
normal bir ses tonuyla konuşulmalı, saygılı olunmalı, dedikodu
etmekten, bağırıp çağırmaktan, konu dışına çıkmaktan ve
konuşanın sözünü kesmekten kaçınılmalıdır.


“Tartışmadan beklenen; gerçeği aramak, gerçeğin
aydınlattığı hareket yolunu seçmektir. Söz cambazlıklarının,
körü körüne direnmelerin, içten pazarlıklı propagandaların,
duygusal çıkmazların gerçekleri kararttığı bir yerde
tartışmadan beklenen faydalar derlenemez.
... Sakin konuşan, soğukkanlılıkla cevap veren, söylenecek sözü
olmadığı zaman susmasını bilen, konuşurken kendine güvenç duyan

bir kimse her çeşit konuşmada başarı gösterir. ”


Tartışmaları bir başkan yönetir. Tartışmada başkanın
görevlerini hatırlayarak başkana yardımcı olmakla bir anlamda
tartışmanın kurallarına da uyulmuş olunur.


Tartışmalarda başkanın görevleri
1. Konuyu özellikleri ve sınırlarıyla dinleyicilere belirtmek
2. Konuşmacıları dinleyicilere tanıtmak
3. Tartışmayı başlatmak
4. Konuşmacıların konu dışına çıkmalarını engellemek
5. Herkese eşit konuşma süresi vermek
6. Konuşmacılara yerine göre sorular yöneltmek
7. Tarafsız olmak
8. Tartışma kurallarına uymayanları uyarmak
9. Kısa özetler yaparak konuyu toparlamak
10. Tartışmanın sonucunu açıklamak


Bir dinleyici grubu önünde yapılan münazara, açık oturum, panel,
forum ve bilgi şöleni toplu tartışma çeşitlerindendir.


MÜNAZARA
Birer cümle hâlinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup
arasında bir hakem heyeti -jüri- huzurunda tartışıldığı
konuşmalara münazara denir. Tartışmalarda yarışma kaygısı
olmadığı hâlde, münazaralar birer fikir ve söz yarışmasıdır.
Tartışmalar için geçerli olan kurallar münazaralar için de
geçerlidir.
Bir başkan yönetiminde, jüri önünde yapılan münazarada
gruplardaki konuşmacı sayısı bir ile dört arasında değişebilir.

Her grup kendi grup sözcüsünü (veya başkanını) önceden
belirler. Münazaranın uygulanış şekilleri arasında küçük
farklılıklar olmakla birlikte grup sözcüleri sırasıyla gruptaki
arkadaşlarını tanıtırlar ve konuyu hangi yönlerden ele
alacaklarını belirtirler. Daha sonra grup üyeleri konuşmalarını
yaparlar. Son olarak sözcüler savunmalarını yaparak münazarayı
bitirirler. Jüri, konuşmacıların hazırlıklarını,
savunmalarını ve konuşmadaki başarılarını göz önünde
bulundurarak bir değerlendirme yapar ve galip tarafı ilân eder.
BİLGİ ŞÖLENİ
Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun
uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik
konularda) yapılan seri konuşmalara bilgi şöleni (sempozyum) denir.

Bilgi şöleni, diğer konuşma türlerine göre daha ilmî ve ciddî
bir sohbet havası içinde geçer. Konuşmacılar, konuyu kendi ilgi
alanları açısından ele alırlar. Meselâ, Yunus Emre konulu bir
bilgi şöleninde konuşmacılardan biri onun yaşadığı dönemdeki
siyasî gelişmeleri ele alırken bir başkası Yunus Emre’nin
şiirlerindeki insan sevgisinden bahsedebilir.
Bilgi şöleninden amaç, konuyu tartışmak değil, uzmanları
tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilen konuya bir
çözüm üretmektir. Konuşmaların sonunda oturum başkanı, konuyu
özetler ve çıkan sonucu dinleyicilere aktarır.
Bilgi şölenini, oturum başkanı yönetir. Konuşmacı üyelerin
sayısı üç ile altı arasında değişebilir. Üyelerin konuşma
süreleri genellikle beş dakikadan az, yirmi dakikadan çok olmaz.
Bilgi şöleni, konunun önemine ve uzunluğuna göre oturumlar
hâlinde, ayrı salonlarda birkaç gün boyunca da sürebilir. Bu
nitelikteki konuşmalar genellikle akademik konularda olur.


AÇIK OTURUM
Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir
başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı
konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda
dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen
dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da
televizyonda yapılabilir.
Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği
açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra
konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu
hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve
dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde
kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak,
konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak,
tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek
başkanın görevleri arasındadır.
Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır.


PANEL
Toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası
içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel
denir. Açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok

benzerler. Hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı
konuşma türü olarak verilir. Arada sadece üslûp farkı vardır.
Panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli
yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları
ortaya koymaktır.
Panelde de bir başkan bulunur. Konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında
değişebilir. Konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun ayrı birer
yönünü ele alırlar. Konuşmalar, açık oturumda olduğu gibi
başkanın verdiği sıraya ve süreye göre yapılır.
Panelin sonunda, dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler.
Tartışma dinleyicilere de geçerse o zaman tartışma, forum şekline

dönüşür.


FORUM
Bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı
gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma
kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum denir.
Forum, panelin devamında yapılacaksa başkan, panelin süresini bir
saat, forumun süresini de yarım saat olarak sınırlayabilir. Bu
durumda panelden sonra forum yapılacağı konuşmalara başlanmadan
duyurulmalıdır.
Forum, toplu tartışmaların başlı başına bir çeşidi
sayılmamakla birlikte, dinleyicilerin konu üzerinde daha aktif ve
farklı bakış açılarıyla düşünmelerini sağlar. Foruma davet
edilen uzmanların görüşlerine de müracaat edilerek ortaya
çıkabilecek yanlış anlayışların önüne geçilir.
Esasen forumdan amaç belli kararlara varmak değil, konuyu değişik
anlayışlarla, farklı boyutlarıyla ortaya koymaktır.
Forumda söz alan dinleyiciler, konuyla ilgisi olmayan özel
sorunlarına değinmemelidir. Sorular kısa, açık ve net olmalı,
tartışma saygı kuralları içerisinde, kırıcılıktan uzak,
samimî bir hava içerisinde yapılmalı, tartışmadan beklenen amaca
yardımcı olunmalıdır.


SEMİNER
Herhangi bir konuyla ilgili yapılan araştırma sonuçları hakkında
bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışma amacıyla birkaç
yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantılara seminer denir.
Üniversitelerde bir öğretim üyesinin denetimi altında genellikle
yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin yaptıkları
araştırmalarla ilgili rapor hazırlama; tartışma biçiminde
yönetilen grup çalışmaları da seminerdir. Süresi konuya bağlı
olarak değişen seminerler, genellikle akademik özellik taşırlar.


B. HAZIRLIKSIZ KONUŞMALAR
Güzel konuşma kuralları bölümünde anlatılanlar hazırlıksız
konuşmalar için de geçerlidir. Yetersiz hazırlık, kendine
güvenmeme, heyecanlanma gibi birtakım sebeplerle bazı kişiler
toplum karşısında bir sunuş konuşması yapmak istemezler. Fakat bu

arada günlük konuşmaları sırasında devirdikleri çamların,
kırdıkları kalplerin farkına bile varmazlar. Kişilerin kılık
kıyafetleriyle karşılanıp düşünceleriyle, konuşmalarıyla
uğurlandıklarını çoğu zaman unuturlar.
Kişi konuşmaya başladığı andan itibaren terbiyesi, görgüsü,
bilgisi, dünya görüşü, ahlâkı, kelime hazinesi, sosyal çevresi,

bölgesi... hakkında muhatabına ipucu vermeye başlar. Bu sebeple
kuşlar ayaklarıyla insanlar dilleriyle yakalanırlar. “Dilim, seni
dilim dilim edeyim.” atasözünde de bu incelik vardır. Hatta bazen,

susmak, konuşmaktan daha iyi bir etki bırakabilir. “Söz biliyorsan

konuş ibret alsınlar, bilmiyorsan sus, adam sansınlar.” Sözü
bunu veciz olarak ifade eder. Aşağıdaki nükte de bu duruma bir
başka örnektir:
“Mehmet Âkif hastayken kendisini ziyarete gelenler arasında
kılığıyla kıyafetiyle büyük bir adam izlenimini veren birisi
içeriye girince üstat, edebinden dolayı yatağında toplanma
ihtiyacı hisseder. Geçmiş olsun dileklerinden sonra bu heybetli
şahıs, Âkif’e şöyle bir soru yöneltir:
― Gök kuşağının altından erkek geçerse kız, kız geçerse
erkek olurmuş. Peki hünsa geçerse ne olur?
Âkif’in karşılığı şu olur:
― Böyle bir sorudan sonra ayağımı dilediğim kadar uzatabilirim.
Herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duymadan yapılan karşılıklı
konuşmalarda da içtenlik, inandırıcılık, tatlı dillilik,
doğruluk, dürüstlük ve saygı ön plândadır.


Hazırlıksız konuşmalardan bazılarını örnekleyelim:
ADRES SORMA, YER TARİFİ
Bir adres veya yer sorulduğunda sorulan yer kesin olarak bilinmiyorsa
soranı yanıltmamak ve zaman kaybını önlemek için adresin tam
olarak bilinmediği açıkça söylenmelidir. Birtakım tahminlerde
bulunarak yanlış yönlendirmeden sakınmak gerekir. Adres tarif
edilirken mümkün olduğu kadar sade bir tarif yapılmalı,
dolambaçlı yollar tercih edilmemelidir. Sorulan yerin yakınlarında
hemen herkesçe bilinen (anıt, istasyon, park, stadyum gibi) bir
yapı, bir mekân varsa kişiye önce burayı bilip bilmediği
sorulmalı; biliniyorsa tarif buradan itibaren yapılmalıdır. Mesafe
için isabetli tahmin yapılamıyorsa ölçü vermekten
sakınmalıdır.


FIKRA ANLATMA
Herhangi bir konuşma sırasında yeri gelir de bir fıkra anlatmak
gerekirse fıkrayı anlatmaya başlamadan önce dinleyecekler süratle
gözden geçirilmeli; anlatılacak fıkradan kendine pay çıkaracaklar

veya alınacaklar varsa bu fıkrayı anlatmaktan vazgeçmelidir.
Fıkra; yerine, zamanına ve kişisine uygun ise anlatılmadır.


Fıkrayı anlatan herkesten önce gülerse veya kesik kesik gülmelerle

fıkrayı kesintiye uğratırsa ya da fıkranın asıl espriyi
taşıyan unsurunu uygun yerde ve şekilde anlatamazsa fıkranın
bütün güzelliği kaybolur. Dinleyicilerin kültür seviyesi
anlatılacak fıkrayı kavrayamayacak seviyedeyse bu fıkrayı
anlatmamak daha uygundur.


Anlatılan fıkra önceden biliniyor olabilir. Bu durumda anlatana
müdahale edilmez ve nezaketen dinlenir.


KUTLAMA
İstenen bir sonucu almak, beklenen bir işi başarmak gibi sebeplerle
yapılan kutlamalarda, duyulan sevinç ve memnuniyet; yapmacıklığa
düşmeden, abartıya kaçmadan samimî bir üslûpla yapılmalıdır.
Tebrik edilen kişi de tevazu göstermeli ve karşı tarafa teşekkür
etmelidir:


― Piyeste rolünüzü çok güzel oynadınız. Tebrik eder,
başarılarınızın devamını dilerim.
― Teşekkür ederim.


ÖZÜR DİLEME
İnsan, yaratılışı gereği bazen kusurlu davranışlarda
bulunabilir, hatalar yapabilir. Bu normaldir. Fakat kişi hatasını
fark ettikten sonra bu olumsuz durumu ortadan kaldırmak için en kısa

zamanda özür dilemiyorsa, bu durumda birincisinden daha büyük bir
yanlışı yapmış olur. Öncelikle özür dilemeyi gerektirecek
sözler söylememeye ve özür dilemeyi gerektirecek davranışlarda
bulunmamaya gayret edilmelidir. Dalgınlık, dikkatsizlik... gibi
çeşitli sebeplerle özür dilemek gerekirse zaman geçirmeden,
samimî bir üslûpla özür dilenmelidir. Özür dilemenin
korkaklığın, pısırıklığın, sünepeliğin bir ifadesi değil,
insan olmanın bir gereği olduğu unutulmamalıdır. Zira özür
dileyen kişi yaptığı hatayı fark etmiş, bunun yanlışlığına
inanmış ve bunu bir daha yapmayacağını karşı tarafa içtenlikle
beyan ederek insanlığın gereğini yerine getirmiştir. Kendisinden
samimiyetle özür dilenen kişi de affetmesini bilmelidir.
Hiç gerek olmadığı hâlde söze özür dileyerek başlamak da uygun

değildir.


SOHBET ETMEK
Topluluk hâlinde yaşayan insanlar çevresindekilere duyduklarını,
bildiklerini, anlayışlarını anlatmak; onlarla ortak konuları
paylaşmak isterler. Bizim kültürümüzde sohbet etmenin özellikle
temel ihtiyaçlar gibi ayrıcalıklı bir yeri vardır.
Arkadaşlıklar, dostluklar, hayat arkadaşlıkları çoğunlukla
sohbetle kurulur, sohbetle pekişir.
Karşılıklı saygının, anlayışın, nezaketin, samimiyetin,
dürüstlüğün olduğu; dedikodunun, yalanın, kaba sözlerin ve
argonun bulunmadığı bir sohbet ortamı, kalıcı dostluklar için
zemin hazırlayacaktır.


SORUYA KARŞILIK VERME
Herhangi bir şeyi öğrenmek amacıyla soru sorulacağı zaman önce
izin istenmeli, sorunun karşılığı alındıktan sonra da teşekkür

edilmelidir. Kendisine soru yöneltilen kişi cevabı bilmiyorsa yalan
yanlış bir şeyler söyleyerek muhatabını yanıltmamalı, özür
dileyerek bilmediğini ifade etmelidir.
Bir arkadaş grubunda veya bir toplantıda kişiye yöneltilen soru,
gruptan bir başkasının uzmanlık alanına giriyorsa tereciye tere
satma durumuna düşmemek için soru, uygun bir üslûpla uzmanına
yönlendirilmelidir:
― Word programıyla yazdığım tezime bir fotoğraf eklemek
istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim acaba?
― Tuğrul, programın özelliklerini daha iyi biliyor. İsterseniz bu

sorunun cevabını ondan öğrenelim.
TANIŞMA VE TANIŞTIRMALAR
Birbirini tanımayan, fakat çeşitli sebeplerle bir arada bulunan
kişiler birbirleriyle tanışmak gereğini duyabilirler. Esasen
selâmdan sonra kelâma geçmeden muhatap tanınmalı, konuşma ona
göre sürdürülmelidir. Tanışmada kişiler önce adlarını
birbirlerine söylerler, ardından tanıştıklarına memnun
olduklarını ifade ederler. Tanışmalarının nedeni olan konuya daha

sonra geçerler.
Tanıştırmada tanıyan, birbirlerini tanımayanları belli kurallara
göre adlarını söyleyerek tanıştırır. Bu kurallar şöyledir:
Yaşı, ünü, makamı küçük olanlar büyüklere; erkekler
kadınlara; misafirlikte sonra gelenler öncekilere adı ve kim olduğu

kısaca söylenerek tanıştırılır. Toplu tanıştırmalarda ise
isimler tek tek söylenir. El sıkışmada büyükler küçüklere,
kadınlar da erkeklere ellerini önce uzatırlar.


TELEFONLA KONUŞMA
Telefonla konuşmanın yüz yüze konuşmaktan bir farkı yoktur. Ancak

araya telefon makinesinin girmesi birtakım görgü kurallarına
uymayı gerektirir.
Birine telefon etmek gerekince öncelikle vaktin telefon etmek için
uygun olup olmadığına bakılmalıdır. Günün çok erken ve geç
saatleriyle yemek saatleri telefon etmek için uygun zamanlar
değildir. Telefon etmeyi gerektirecek acil bir durum olması hâlinde
vakit gözetilmez.
Telefon ederken numara dikkatli bir şekilde çevrilmeli veya
tuşlanmalıdır. Sayısal santrallerde numaranın yanlış düşmesi
ihtimali çok zayıftır. Bu sebeple kaba bir tarzda “orası nere,
sen kimsin” gibi ifadeler kullanmak son derece yanlıştır.
Telefon eden kişi selâm verdikten sonra hemen kendisini tanıtmalı,
kısaca bir hâl hatır sorduktan sonra niçin telefon edilmişse o
konuya geçilmelidir. Konuşma tamamlandıktan sonra iyi dileklerle
telefon kapatılmalıdır. Telefonla (-şimdilik- görüşmeyen)
konuşan kişiler birbirlerini seslerinden hemen tanıyorlarsa
kendilerini tanıtmaya gerek yoktur. Telefon eden kendisini
tanıtmamışsa kiminle konuşulduğu kibarca sorulmalıdır.
Yeri gelmişken cep telefonlarının kullanılmasıyla ilgili bazı
uyarılarda bulunmayı gerekli görüyoruz: Cep telefonlarının
kapatılması istenen yerlerde bu uyarıya mutlaka uymak gereklidir.
Uyarılar olmasa bile aydın bir insan cep telefonunun nerede ve ne
zaman kapatılması gerektiğini bilir, kullandığı cihazın
yüklediği sorumlulukları taşır. Olur olmaz yerlerde ve zamanlarda,

cep telefonuyla (belki de gerek olmadığı hâlde) bağıra çağıra
konuşmak yakışık almaz.
TEŞEKKÜR ETME
Teşekkür etmek için mutlaka çok önemli bir iyiliğin, yardımın
yapılmasını beklemeye gerek yoktur. Burada bilinmesi gereken husus,
teşekkür etmenin medenî insanlara yakışan davranış olduğudur.
Yapılan iyilikler veya yardımlar elbette teşekkür beklentisiyle
yapılmıyor. Çok önemsiz gibi görünen davranışlardan (veya
yardımlardan) sonra teşekkür etmek nezaketin gereğidir. Basitçe
örneklemek gerekirse otobüste, hasta veya yaşlı birine yer veren
delikanlı “Şuna bir yer vereyim de bana teşekkür etsin.”
anlayışıyla yer vermiyordur. Kendisine yer verilen kişi de karşı
tarafın böyle bir mecburiyeti olmadığını bilerek teşekkür
etmeyi ihmal etmemelidir.


Güzel konuşmayı biliyor muyum?


Herhangi bir konudaki karşılıklı konuşmanızdan sonra aşağıdaki

sorulara hayır cevabını veriyorsanız, kendinizi konuşmasını
bilen biri olarak tanımlayabilirsiniz:


 Muhatabıma karşı saygısızlık ettim mi?
 Argo konuştum mu, kaba sözler söyledim mi?
 Davranışlarımda ve konuşmamda yapmacıklık var mıydı?
 Düşüncelerim birbiriyle çelişti mi?
 Dedikodu ettim mi?
 Kelimelerim anlaşılmıyor mu, söyleyişim yanlış mı?
 Sesimi idare edemiyor muyum, vurgularım yanlış mı?
 Aaa..., ııı..., eee..., şey dedim mi?
 Muhatabımın sözünü kestim mi?
 Susmam gerektiğinde susmadım mı?
 Düşüncelerim söylenmeye değmez miydi?
 Hep ben mi konuştum, övündüm mü?
 Konuşmaya herkesi katamadım mı?
 Aynı kelimeleri sık sık tekrar ettim mi?
 Dil yanlışları yaptım mı?
 Sözü gereksiz yere uzattım mı?
 Pot kırdım mı, gaf yaptım mı?
 Başkaları konuşurken dinlemedim mi?
 Seçtiğim konu ve yaptığım konuşma yerine, zamanına ve
kişisine uygun değil miydi?


SÖZÜN ÖZÜ
Sözlü kompozisyon, dilin malzemesini oluşturan kelimelerin bir
düzen içerisinde anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sözle
ifade edilmesidir. Sözlü kompozisyonun amacı; kişiye kendi
meramını açık, anlaşılır, tam ve doğru bir şekilde ifade
becerisi kazandırmaktır.
Konuşma herhangi bir düşüncenin, olayın, isteğin... dinleyenlere
sözle anlatılmasıdır.
Güzel konuşma yerine, zamanına, söyleniş şekline ve kişisine
uygun olarak yapılan konuşmadır. Güzel konuşmada; (kibirlenme,
ilgisizlik, sözü kesme, kendini büyük görme, alay etme,
boşboğazlık, gevezelik, yapmacıklık, bencillik, dedikodu etmek
gibi) alışkanlıklardan kaynaklanan davranış yanlışları (aynı
kelimeleri tekrarlamak, anlamsız sesler çıkarmak gibi), söyleyiş
tarzıyla ilgili konuşma yanlışları ve (üslûpsuzluktan,
plânsızlıktan...) konuşma kurallarını bilmemekten kaynaklanan
konuşma yanlışları bulunmaz.
Buna göre güzel konuşma kurallarını şöyle özetleyebiliriz:
Dinleyiniz, az konuşunuz, az şaka yapınız, iltifat etmeyi
unutmayınız, muhatabınıza önem veriniz, tartışmayınız,
övünmeyiniz, dedikodu etmeyiniz, palavra atmayınız, sık sık
nasihat vermeyiniz, sırlarınızı saklayınız, gösteriş
yapmayınız, samimî olunuz, saygısızlık etmeyiniz, kaba
konuşmayınız, argoyu kullanmayınız, sözü gereksiz yere
uzatmayınız, ses, konu ve anlam uyumuna, vurguya, tonlamaya dikkat
ediniz.
Konuşma çeşitlerini hazırlıklı ve hazırlıksız konuşmalar
olmak üzere iki grupta toplayabiliriz. Hazırlıklı konuşmalar için

konuşma plânı mutlaka hazırlanır ve sunuş bu plâna göre
yapılır.
Hazırlıklı konuşmalardan; bir dinleyici grubuna belli bir
düşünceyi, bir duyguyu aşılamak; önemli açıklamalarda bulunmak
için yapılan coşkulu konuşmalara nutuk; alanında uzman birinin bir

konu hakkında, duygu ve düşüncelerini açıklamak, öğretmek
amacıyla yaptığı hazırlıklı konuşmaya konferans; kendi
alanının uzmanı ünlü kişileri etraflıca tanıtmak veya toplumu
ilgilendiren önemli bir konuyu aydınlatmak üzere uzmanlarla (veya
ünlülerle) yapılan görüşmelerin aktarıldığı gazete
yazılarına mülâkat; bir grubu ilgilendiren, daha önceden
belirlenen bir konu hakkında farklı düşünceleri olan kişilerin
konuyla ilgili görüşlerini açıklamak, konuyu çözmek, muhatabın
zayıf yönlerini aramak amacıyla bir araya gelerek yaptıkları
karşılıklı konuşmaya tartışma; birer cümle hâlinde ifade
edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti -jüri-

huzurunda tartışıldığı konuşmalara münazara; bir konunun
çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik

kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan seri
konuşmalara bilgi şöleni (sempozyum); geniş halk kitlelerini
ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde
dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum;

toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası
içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel;
bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı
gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma
kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum; herhangi bir
konuyla ilgili yapılan araştırma sonuçları hakkında bilgi vermek
ve bu bilgiler üzerinde tartışma amacıyla birkaç yetkilinin
yönetimi altında düzenlenen toplantılara seminer denir.
Güzel konuşma kuralları hazırlıksız konuşmalar için de
geçerlidir. Kişi konuşmaya başladığı andan itibaren terbiyesi,
görgüsü, bilgisi, dünya görüşü, ahlâkı, kelime hazinesi,
sosyal çevresi, bölgesi... hakkında muhatabına ipucu vermeye
başlar. Bu sebeple kuşlar ayaklarıyla insanlar dilleriyle
yakalanırlar. Herhangi bir hazırlığa ihtiyaç duymadan yapılan
karşılıklı konuşmalarda da içtenlik, inandırıcılık, tatlı
dillilik, doğruluk, dürüstlük ve saygı ön plânda olmalıdır.


* * *


KAYNAKLAR
Kaynaklar için bkz. s. 393


SORULAR
1. Aydın bir insan niçin güzel konuşmak zorundadır?
Tartışınız.
2. Güzel konuşmayı bilmek, kişiye hangi yararları sağlayabilir?
3. Bu bölümde anlatılan konuşma yanlışlarına başka hangi
yanlışlar eklenebilir?
4. Dinlediğiniz hazırlıklı konuşmalarda sıkça yapılan
yanlışlar nelerdir?
5. Konuşmacının inandırıcılığı nelere bağlıdır?
6. Konferansta, dinleyiciler konuşmacıya neden soru sormazlar?
7. Münakaşa (tartışma) ile münazara arasındaki farklılıklar
nelerdir?
8. Konu ne olursa olsun dinleyiclerinizin sizi sıkılmadan
dinleyebilmeleri için nelere dikkat edersiniz; hangi inceliklerden,
taktiklerden yararlanırsınız?
9. Eleman alma amacıyla yapılan bir görüşmede, müracaat edenin
başarılı olabilmesi için nelere dikkat etmesi gereklidir?
10. Forumlar niçin düzenlenir? Televizyon kanallarındaki forumlar
gerçeği ne derecede yansıtır?
11. Cep telefonuyla konuşurken hangi görgü kurallarına
uyulmalıdır?
12. Gerektiğinde özür dilemekten ve teşekkür etmekten niçin
kaçınıyoruz?


21. UYGULAMA
Adı soyadı :......................................
..../..../ 20....
Numarası :......................................
Bölümü :......................................
Okulu :......................................


“Üniversite öğrencilerinin kendi alanlarıyla ilgili özel
araştırma yap-maya neden yönelmedikleri” konusunda bir konferans
vereceğinizi var- sayarak:
A. 1. Konferans plânı çıkarınız.
KONUŞMA PLÂNI
1.
Seslenme
:..........................................................................­................

2.
Giriş
:..........................................................................­................

3.
Gelişme
:..........................................................................­................


...........................................................................­................


...........................................................................­................


...........................................................................­................


...........................................................................­................

4.
Sonuç
:..........................................................................­................

2. Hazırlık aşamasından sunuşun (konferansın) tamamlanmasına
kadar dikkat etmeniz gerekenleri sırasıyla yazınız.
...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

B. 1. Türk dili dersi genel sınav tarihini öğrenmek için (evde
olduğunu bildiğiniz) arkadaşınız İlkay’a telefon ettiğinizi,
telefona İlkay’ın annesinin çıktığını varsayarak
yaptığınız telefon konuşmasını diyalog tarzında yazınız.

...........................................................................­..................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

...........................................................................­.....................................................

2. En son okuduğunuz kitaplardan birini arkadaşınıza tanıtınız.
...........................................................................­.....................................................

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages