kelime türleri

183 views
Skip to first unread message

aysup...@hotmail.com

unread,
Apr 15, 2006, 1:46:35 PM4/15/06
to turkdilikonuları
KELİME TÜRLERİ




Dilimizdeki kelimeleri anlamlarına veya görevlerine göre isimler
(isim, sıfat, zarf, zamir), fiiller ve edatlar (çekim edatları,
bağlama edatları, ünlem edatları) olmak üzere üç ana grupta
toplamak mümkündür. İsim (vatan, güzel, şimdi, siz vb.) ve fiil
(oku-, öğren- vb.), anlamlı unsurlar olarak dildeki temel, edatlar
ise görevli unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.


FİİL
Nesnelerin kişiye ve zamana bağlı olarak yaptıkları işi, oluşu,
duruşu, kılışı bildiren, kısaca her türlü hareketi karşılayan

kelimelere fiil denir. Fiillerin kök veya gövdeleri (sor-, bak-;
yönel-, bildir- vb. gibi) hareketleri soyut olarak karşıladıkları
için kullanış alanına bu hâlleriyle değil çekimli şekilleriyle
çıkarlar. Bundan dolayı fiil dendiğinde (düşünüyorum,
anlatacaksınız, öğrensinler vb. gibi) çekimli bir fiil
kastedil-mektedir.
Fiillerle ilgili daha geniş bilgi ve fiil çekimi için 166. sayfaya
bakınız.


İSİM
(Atatürk, su, saygı, ağaç, anlayış, sevgi, doğru vb. gibi)
kâinattaki canlı, cansız, soyut veya somut bütün varlıkları,
kavramları, duygu ve düşün-celeri tek tek ya da cins cins
karşılayan kelimelere isim (ad) denir.


İSİM ÇEŞİTLERİ
Özel isim: Evrende tek olan varlıkları karşılayan kelimelerdir.
Emre, Türkiye, Asya, Türkçe, Ankara, Selçuk Üniversitesi, Türk
Dili vb. gibi.
Cins isim: Aynı türden varlıkları tek tek veya grup olarak
karşıla-yan, anlamı herkesçe bilinen, doğal anlam taşıyan
kelimelerdir. Balık, gök, su, elma, ev, çanta, ayak vb. gibi.
Somut isim: Varlıkları duyu organları aracılığıyla
algılanabilen nesneleri karşılayan adlardır. Duvar, hava, silgi,
kavun vb. gibi.
Soyut isim: Varlıkları duyu organlarıyla algılanamayan, ancak akıl

yoluyla saptanan ve zihinde bulunan kavramları karşılayan adlardır.

Dürüstlük, iyilik, kardeşlik, töre vb. gibi.


SIFAT
İsimlerden önce gelerek onların anlamlarını niteleyen veya
belirten kelimelere sıfat (ön ad) denir. Kelimenin sıfat olması
için mutlaka bir isimden önce gelip onu nitelemesi veya belirtmesi
şarttır. Bu durumda küçük, temiz, güzel gibi kelimeler yalnız
başlarına sıfat olamazlar. Sıfat terimini sıfat tamlaması olarak
düşünmek yerinde olur. Sıfat veya zarf görevinde kullanılabilecek

kelimelere isim çekimi eklerinden herhangi biri getirildiğinde
bunların artık sıfat veya zarf olamayacağı da unutul-mamalıdır.
Bir isim birden fazla sıfat tarafından nitelenebilir veya
belirtilebilir: “Aykut, büyüğünü sayan, küçüğünü seven,
değerlerine bağlı, terbiyeli ve çalışkan bir öğrencidir.”
örneğinde olduğu gibi.


SIFAT ÇEŞİTLERİ
1. Niteleme sıfatları
İsimlere yöneltilecek nasıl sorusuna cevap olan; kavramların,
varlık-ların renk, koku, biçim,... gibi özelliklerini yani onların

vasıflarını karşı-layan kelimelerdir: ince düşünce, çalışkan

öğretmen, geçen yıl, küçük ev, beyaz gömlek, sevimli çocuk vb.

gibi.
Bir nesnenin kendine ait ne kadar özelliği varsa o kadar sıfatı
var-dır: kırmızı, yuvarlak, tozsuz, ucuz, ... tebeşir.
2. Belirtme sıfatları
İsimleri işaret, sayı, belirsizlik veya soru bakımından tamlayan,
belirten kelimelerdir. Bu oda, beş kardeş, her gün, hangi
çılgın,... vb. gibi.
Belirtme şekillerine göre belirtme sıfatları dörde ayrılır:
a) İşaret sıfatları: İsimleri işaret yoluyla belirten, tamlayan
bu, şu, o, (öteki, beriki, öbür) kelimeleridir: bu soru, şu araba,

o ağaç, öteki çiçek...
b) Sayı sıfatları: İsimleri sayı yoluyla belirten, tamlayan
kelime-lerdir. Bunlar sayı anlamı taşıyan kelimenin özelliğine
göre kendi içeri-sinde dört çeşide ayrılır:
• Asıl sayı sıfatları: İsme sorulacak kaç sorusuna cevap
olan
ve ismin (veya nesnenin) sayısını kesin olarak belirten
sıfatlardır: üç gün, kırk yıl, bin atlı...
• Sıra sayı sıfatları: İsimden isim yapma ekleriyle asıl
sayı
isimlerinden türetilen ve isimlerin (veya nesnelerin) derecelerini
belirten kelimelerdir: ilk yaz, son soru, beşinci mevsim, üçüncü
sınıf, 100. yıl...
• Üleştirme sayı sıfatları: Asıl sayı isimlerinden -ar,
-er /
-şar, -şer yapım ekiyle türetilen ve nesnelerin sayısını bölme,

paylaştırma, ayırma anlamıyla grup grup belirten kelimelerdir:
ikişer gün, üçer soru...
• Kesir sayı sıfatları: İsimleri (veya nesneleri) bir
bütünün
kaçta kaçı olduğunu ifade eden kesir sayılarıyla belirten
kelimelerdir: çeyrek ekmek, yarım elma, üçte iki hisse, yüzde üç

enflâsyon...
İkiz yatak, üçüz kardeş... gibi örneklerde geçen ikiz,
üçüz...gibi kelimeler de topluluk sayı sıfatı olarak
adlandırılabilir.


c) Belirsizlik sıfatları: İsimleri (veya nesneleri) sayı veya
miktar bakımından kesin olarak değil de yaklaşık olarak, belli
belirsiz tamlayan, belirten kelimelerdir: bazı öğretmenler, her
kış, birkaç kişi, bütün komşular...
ç) Soru sıfatları: İsimlerin nitelik ve niceliklerini soru yoluyla
belirten, tamlayan ve bu soruların cevapları da sıfat olan
kelimelerdir: kaç lira, hangi sınıf, ne zaman, nasıl eğitim...


ZAMİR
İsmin yerine geçici olarak kullanılan ve nesneleri temsil veya
işaret yoluyla karşılayan kelimelere zamir denir. Aslında
zamirlerin kelime olarak anlamı belirsiz, fakat kapsamı oldukça
geniştir. Meselâ, Baybars özel ismi sadece belli bir kişiyi ifade
ederken bu ismin yerine de söylene-bilecek o zamiri temsil veya
işaret yoluyla binlerce kişi, eşya veya nesne yerine
kullanılabilir.
Zamirler de tıpkı isimler gibi çekimlenirler. Bazı zamirlerin
çekiminde kökte değişikliğin olması (ben - bana, sen – sana...)

önemli bir ayrıntıdır. Zamirleri isimlerden ayıran diğer bir
özellik de edatlara bağlanırken ek almalarıdır: koyun gibi,
dostluk için; sen gibi, o için > senin gibi, onun için.


ZAMİR ÇEŞİTLERİ
1. Kişi zamirleri
Kişi adları yerine kullanılan ben, sen, o, biz, siz, onlar
kelimeleridir. Bunlardan ben teklik birinci kişiyi (konuşanı), sen
teklik ikinci kişiyi (dinleyeni), o teklik üçüncü kişiyi (adı
geçeni, orada olmayanı); diğerleri ise bunların çokluk
şekillerini karşılarlar.
Kişi zamirlerinden daha kuvvetli bir anlam taşıyan kendi kelimesi
dönüşlülük zamiri olarak da bilinir: kendim, kendin, kendisi,
kendimiz, kendiniz, kendileri.
2. İşaret zamirleri
İsimleri (veya nesneleri) işaret yoluyla karşılayan bu, şu, o,
bunlar, şunlar, onlar (öteki, beriki) kelimeleridir.
3. Soru zamirleri
İsimleri (veya nesneleri) soru yoluyla karşılayan kim, ne (hangisi)
kelimeleridir.
4. Belirsizlik zamirleri
İsimleri (veya nesneleri) belirsiz bir biçimde karşılayan kimse,
herkes, (kimi, çoğu, biri, bazısı, birkaçı, falan, filan,
falanca, şey...) gibi kelimelerdir.


ZARFLAR VE ZARFLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI
Bir fiilin, bir fiil şeklinin (fiil ismi, sıfat-fiil, zarf-fiil),
sıfatın veya kendi türünden bir başka kelimenin anlamını yer
(yön), zaman, ölçü, nitelik, soru bakımından belirten veya
sınırlayan kelimelere zarf (belirteç) denir.
Tekin, çok çalışıyor.
fiil
Çok konuşma insanı gözden düşürür.
fiil ismi
Bu çok pahalı bir elbise olmalı.
sıfat
Bugünlerde çok fazla uyuyorsun.
zarf


Zarflar anlamını belirttikleri, değiştirdikleri unsurlara,
özellikle fiil-lere doğrudan doğruya, çekimsiz olarak bağlanan
isim soylu kelimeler-dir. Zarflar, tamlayan unsurlar olarak
bağlandıkları kelimelerden önce gelirler: şimdi gelecekler,
aşağı indi, en güzel hediye, çok çalışarak kazandı vb. gibi.
İsmin zarf görevinde kullanılabilmesi için fiile çekim eki almadan

bağlanması gerekir. Çekim eki alan isim, zarf olmaz; fiilin
anlamına doğrudan doğruya etki etmeyen, sadece onu tamlayan bir isim

unsuru olarak kalır:
İleri gitti. İleri-y-e gitti. Cümlelerinin birincisinde ileri
kelimesi çekim eki almadan fiilin yerini gösteren zarf; ikincisinde
ise isim çekimi eki (yaklaşma hâli eki) alarak fiili yer
bakımından tamamlayan isim görevinde kullanılmıştır.
Dolayısıyla zarf değildir.
Yazın, kışın, güzün; arabayla, kalemle gibi örnekleri olan
vasıta hâli eki (-n; -la, -le); sonra, üzere, ileri, yukarı,
dışarı, içeri gibi kelimelerde rastladığımız yön ekleri (-ra,
-re; -arı, -eri) ve açıkça, önce, güzelce, kurnazca, yavaşça
gibi örneklerde bulunan eşitlik hâli eki (-ca, -ce; -ça, -çe),
günümüzde yavaş yavaş çekim eki işlevinden sıyrılıp yapım
eki işlevi kazanmaya başladığı için bu ekleri alan isimler zarf
olarak da kullanılabilir: Okullar güzün açılır. Ben sizi sonra
ararım. Görevinizi dürüstçe yapınız.


ZARF ÇEŞİTLERİ
1. Zaman zarfları
Fiilin anlamını zaman kavramıyla sınırlandıran, belirten akşam,
akşamleyin, artık, bazen, daha, demin, demincek, dün, er, erken,
henüz, hiçbir zaman, gece, geceleyin, geç, gündüz, güzün,
öğleyin, önce, sabah, sabahleyin, şimdi, şimdilik, sonra, yarım
saat önce, yarın, yazın, yine gibi zaman isimleridir.
Zaman zarflarının eylemin yapılış zamanını daha kesin bir
ifadeyle sınırladığına, belirttiğine dikkat edilmelidir: Borcumu
ödedim. cümlesinde ödeme işinin geçmişte yapıldığı bellidir.
Ama bu iş, beş dakika önce mi yapılmıştır yoksa yıllarla ifade
edilebilecek bir zaman diliminde mi gerçekleştirilmiştir, bu belli
değildir. Cümleye eklenecek bir zaman zarfı, eylemin zamanını daha

açık ve kesin olarak belirtecektir: Borcumu biraz önce ödedim.
Yükleme sorulan ne zaman sorusuna cevap olan kelime veya kelime
grupları, (zaman bildiren kelimelerde bazı çekim eklerini alsalar
bile) cümlede zaman bildiren zarf tümleci olurlar: Toplantıya, saat
15.30’da başlanacak. Ülkesine, bütün Avrupa’yı gezdikten sonra

döndü. Babasının gittiğini duyunca üzüldü.


2. Yer (yön) zarfları
Bu zarflar boşlukta bir yer ifade eden ve sayıları çok olmayan
aşağı, beri, dışarı, geri, içeri, ileri, karşı, öte, yukarı
gibi yer isimleridir. Bunların hemen hepsinde bir yön ifadesi olduğu

için zarf olarak fiilin yönünü gösterirler: Beri gel,
barışalım. Biraz geri çekil. Lütfen, içeri buyurun. vb.
Yukarıda da belirtildiği gibi bu yer isimlerine hâl eki getirilirse
isim olurlar.


3. Hâl (durum) zarfları
Bir fiilin, sıfatın veya bir başka zarfın anlamını
nasıllık-nicelik bakımından etkileyen, belirten zarflardır. Hâl
ve tavır ifade eden her isim, hâl zarfı olarak kullanılabileceği
için Türkçede bu zarfların sayısı pek çoktur. Hemen hemen
bütün niteleme sıfatları da hâl zarfı olarak kullanılabilir:
uslu (durun), iyice (öğrendik), böyle (olmaz), sora sora (buluruz),
hızlı (oku), tek tek (anlattı), doğru (söyle), yorgun
(görünüyorsun), türkü çağırarak (arıyor) gibi.


4. Azlık-çokluk zarfları
Azlık-çokluk (miktar, ölçü, derece) bakımından fiilleri, fiil
şekillerini, sıfatları ve zarfları belirten kelimelerdir. Bu
zarflar, sayıca az olup başlıcaları şunlardır: az, biraz, çok,
daha, en, pek.
En zarfı tipiktir. Diğerlerinden farklı olarak tek başına
kullanılmaz ve bir anlam ifade etmez. Sıfat ve zarfların önünde
aşırılık ifade eder. Onların en yüksek derecesini bildirir:
En güzel şiiri senin için yazdım.
sıfat


5. Soru zarfları
Fiil, sıfat ve zarflarla ilgili soru ifade eden nasıl, neden, ne
kadar, niçin, niye gibi kelimelerdir: Nasıl yazıyorsunuz? Niye
çattın, yâr kaşlarını? Neden konuşmuyorsun? Ne kadar kaybettin?
Bunlardan başka Türkçeye, Arapçadan geçen fazla, fevkalâde,
gayet, harikulâde gibi kelimeler de yerine göre zarf olarak
kullanılmaktadır: fazla (çalışmıyor), gayet (güzel), fevkalâde
(önemli bir durum), harikulâde (olmuş).
Zarfların cümlede kullanımıyla ilgili olarak şu üç noktaya
özellikle dikkat edilmelidir:
1. Yukarıdaki tanımda da belirtildiği gibi zarflar fiillerin,
sıfatların ve zarfların anlamını belirten, sınırlayan
kelimelerdir. Cümlede söylen-mek istenilenin daha açık, özel ve
ölçülü ifadesinde uygun zarfların doğru yerde kullanılması
önemlidir: Yoruldum. cümlesi, “Dün akşam çok yoruldum.”
cümlesine göre daha kapalı ve genel anlamlıdır.
2. Niteleme sıfatı olarak kullanılan bir çok kelime de zarf olarak
kullanılabilir. (Büyük lokma ye, büyük konuşma.) Ancak zarf
olarak kulla-nılması gereken bir kelimenin cümlede yanlış yerde
(özellikle, isimlerden önce sıfat yerine) kullanılması söylenmek
istenilenle söylenenin birbirinden farklı olmasına ve anlatım
bozukluklarına yol açar:
Toplantıda güzel konuştunuz. (Konuşma eylemi güzel yapıldı.)
Güzel toplantıda konuştunuz. (Güzel sözü, toplantının sıfatı
oldu.)
Tiyatroya fazla gidemiyorum. (Eylem sık yapılamıyor.)
Fazla tiyatroya gidemiyorum. (“Fazla tiyatro” uygun olmaz. )
İnşaata izinsiz girilmez. (Eylem için izin alınmalıdır.)
İzinsiz inşaata girilmez. (İnşaat, izinsizdir.)
Evinize ücretsiz teslim edilir. (Taşıma için para alınmaz.)
Ücretsiz evinize teslim edilir. (Ücretsiz olan evinize teslim
edilir.)
Başım çok ağrıyor. (Ağrının şiddeti belirtiliyor.)
Çok başım ağrıyor. (Uygun değildir.)
Yeni okula geldi. (Yeni sözü okulun sıfatıdır. Gelme eyleminin
yeni yapıldığı söylenmek isteniyorsa zarf, fiilden önce
kullanılmalıdır: Okula yeni geldi.)
Bakanlık müfettişleri, bir haftada bilgisayarlı eğitim
uygulamasına başlayan on beş ilköğretim okulunu
denetleyecekler.(Denetlemenin bir hafta süreceği belirtilmek
isteniyorsa zaman zarfı, fiilden önce kullanılmalıdır: Bakanlık
müfettişleri, bilgisayarlı eğitim uygulamasına başlayan on beş
ilköğretim okulunu bir haftada denetleyecekler.)


3. Son zamanlarda sıfatın veya zarfın derecesini belirten çok,
daha, en gibi zarfların yerine acayip, afet, dehşet, felâket,
korkunç, manyak, müthiş gibi kelimeler kullanılmaktadır ki bu dil
açısından çok yanlıştır:
Korkunç güzel saz çalıyor. (Korkunç olan güzel değildir. “Çok

güzel saz çalıyor.” biçiminde olmalıdır.)
Bugün kendimi müthiş hissediyorum. (İyi mi, kötü mü?)


EDATLAR VE EDATLARIN TÜRKÇEDE KULLANILIŞI
Edatlar, tek başlarına kullanıldığında anlamı olmayan, isim ve
isim soylu kelimelerden sonra gelerek bağlı olduğu isimle cümledeki

diğer kelimeler arasında benzerlik, yer, yön, tarz, zaman gibi
yönlerden anlam ilgisi kuran, görevli kelimelerdir. Bu tanımdan
hareketle edatların bazı özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
1. Tek başlarına anlam taşımazlar: dolayı, göre, gibi, için,
rağmen vb.
2. Cümlede iki kavram ( iki kelime veya kelime grubu) arasında anlam
ilgisi kurmaya yararlar: senin kadar çalışkan, akıllı düşman
gibi.
3. Çekime girmeyen bağımsız kelimeler olduğu için dildeki eksiz
unsurlardır: ama, dahi, dek, gibi, ne.....ne, hatta, hem.....hem,
kadar vb.
4. Bir nesne veya eylemi karşılamayan yardımcı kelimelerdir: Size
göre yanlış olabilir.
5. Diğer kelime türleri gibi cümlede özne, tümleç veya yüklem
görevini üstlenebilir. Ancak özne olarak kullanılması enderdir: Ak

akça, kara gün içindir. Hikâye tahmin ettiğiniz gibidir. Gibi,
benzetme edatıdır.
6. Örnekleri az olmakla birlikte bazı çekim edatları isim gibi de
kullanılabilir: Bu kadarı yeter de artar bile. Sizin gibisini
görmedim.
7. Bazı edatlar biçim bakımından kelime; işlev bakımından isim
çekimi eki durumunda bulunabilir: Bu elbiseyi kızım için aldım.
(=Bu elbi-seyi kızıma aldım.)
Bu özelliklerin daha çok çekim edatlarına ait olduğu bilinmelidir.

Türkçede edatlar
1. Çekim edatları (asıl edatlar),
2. Bağlama edatları (bağlaçlar),
3. Ünlem edatları (ünlemler)
olmak üzere üç grupta incelenir.


1. ÇEKİM EDATLARI (ASIL EDATLAR)
Sonuna geldiği isimle cümledeki diğer kelimeler arasında benzerlik,

zaman, yer, başkalık vb. gibi bakımlardan türlü ilgiler kuran
edatlardır: ait, ara, başka, beri, böyle, dair, değin, dek,
dışarı, diye, doğru, dolayı, evvel, geri, gayri, gibi, göre,
için, ileri, ile, kadar, kadarınca, karşı, naşi, nazaran, önce,
öte, ötürü, özge, rağmen, sıra, sonra, taraf, tek, türlü,
üzere, yana vb. gibi. Bu edatlar çekim eki görevindeki edatlar olup
isimlerden sonra gelerek onların çeşitli zarf hâllerini yaparlar.
Çekim edatları sonuna geldiği isimle eksiz (yalın hâl); yaklaşma
hâli eki, ayrılma hâli eki veya ilgi hâli ekiyle birleşerek edat
grubunu oluştururlar.
Kullanışlarına göre çekim edatları şunlardır:
• İsimlerle eksiz olarak birleşenler: gibi, için, ile, kadar
vb.
Mustafa gibi cömert. Depremden zarar görenlere yardım için
para
toplandı. Sel ile gelen, yel ile gider. Çalıştığım yerde dünya
kadar iş var.
• Yaklaşma hâliyle birleşenler: ait, değin, dek, doğru,
dair,
göre, kadar, karşı, nazaran, rağmen, taraf vb.
bize ait, bugüne değin, şimdiye dek, akşama doğru, sanata
dair,
bize göre, eve kadar, kaleye karşı, Beyşehir’e nazaran, her şeye

rağmen vb.
• İsimlerin ve zamirlerin ayrılma hâliyle birleşenler:
başka,
beri, böyle, dışarı, dolayı, evvel, gayrı, geri, içeri, önce,
öte, ötürü, özge, sonra, taraf, yana vb.
benden başka, dünden beri, bundan böyle, sözüm meclisten
dışarı, sizden evvel, milattan önce, benden öte, sıcaktan
ötürü, dostluktan yana vb.
• İsimlerin ve zamirlerin ilgi hâliyle birleşenler: gibi,
için,
ile, kadar vb.
senin gibi, kimin için, sizin ile (sizinle), şunun kadar...


Çekim edatları işlevlerine göre şöyle gruplandırılabilir:
• Yer, yön edatları: değin, dek, doğru, içeri, kadar,
karşı,
öte, taraf, üzre, yana vb.
• Zaman edatları: beri, böyle, evvel, geri, önce, sonra vb.
• Benzerlik edatı: gibi.
• Sebep edatları: diye, dolayı, için, ötürü, üzere vb.
• Vasıta ve beraberlik edatları: birle, ile. (Arabayla geldik.)

• Başkalık edatları: başka, gayri, özge vb.
• Miktar edatı: kadar.
• Diğer hâl edatları: ait, dair, göre, nazaran, rağmen vb.


2. BAĞLAMA EDATLARI (BAĞLAÇLAR)
Kelimeleri, kelime gruplarını veya cümleleri biçim ya da anlam
yönüyle birbirine bağlayan edatlardır: ama, ancak, belki, çünkü,

da (de), eğer, hâlbuki, hiç değilse, ile, ise, ki, lâkin, meğer,
nasıl ki, öyle, öyle ki, sanki, şu var ki, tâ, üstelik, ve, veya,

yahut, yalnız, yani, yoksa, zira gibi.
Bağlama edatları (bağlaçlar) beş grupta toplanır:


a) Sıralama edatları
İki kelimenin arasına girerek arka arkaya gelen unsurları bağlamaya

yarayan dahi, ile, ilâ, ve edatlarıdır: Karagöz ile Hacivat, Suç
ve Ceza vb.


b) Denkleştirme edatları
İki kelime, kelime grubu veya cümlenin arasına girerek birbirinin
yerini tutabilecek iki unsuru birbiriyle denkleştirme,
karşılaştırma ilgisiyle bağlayan veya, veyahut, ya, yahut
edatlarıdır: kavun veya karpuz, masa veya sıra, seni böyle gören
ya deli diyecek ya gülüp geçecek vb.


c) Karşılaştırma edatları
Karşılaştırılan grupları veya unsurları, mukayese ilgisiyle
bağlayan ama....ama, da(de)....da(de), gerek....gerek, ha....ha,
hem....hem, ister....ister, ne....ne, ya....ya gibi edatlardır.
Ama haklı ama haksız herkese itiraz eder. Eyere de yakışır semere
de. Gerek fakir gerek zengin olsun. Ha Kel Hasan ha Hasan kel. Hem
suçlu hem güçlü. İster öldür ister güldür. Ne şair yaş
döker ne âşık ağlar. (F.Nafiz) Ya o zaman yalan söyledi ya
şimdi.
Bu edatlar, karşılaştırılan unsurlardan biri, hepsi veya hiçbiri
ifade-siyle üç türlü işlevi yerine getirirler:
Ya akıl ver ya para. Ya paranı ya canını. (birini)
Hem kel hem fodul. (hepsi)
Ne kızı veriyor ne dünürü küstürüyor. (hiçbiri)


ç) Cümle başı edatları
Cümleler arasında türlü anlam ilgileri kurarak onları birbirine
bağla-yan edatlardır: âdeta, ama, ancak, bari, belki, binaenaleyh,
çünkü, eğer, fakat, gerçi, güya, hakeza, hâlbuki, hatta, hazır,

hele, illâ, illâ ki, kaldı ki, keşke, keza, lâkin, madem, mademki,

mamafih, meğer ki, nasıl ki, nitekim, oysa ki, öyle ki, sanki,
şayet, şöyle ki, tâ ki, üstelik, yalnız, yani, yeter ki, yoksa,
zaten, zati gibi.
Örnekler: O zamanlar çok okuyordum. Daha sekiz yaşındayken roman
okumaya başlamıştım. / Turgut’un kaza yaptığını biliyorum.
Fakat bunu sana kim söyledi? / Düğününe beni davet etmedi.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst
davranmıyor. Mamafih bu sözler aramızda kalsın. / Üç gündür
yataktan çıkamıyor. Zaten son zamanlarda hiç ayağa kalkamıyordu.
Cümle başı edatlarının kullanıldığı yere göre cümleleri
hangi ilgiyle bağladığına dikkat edilmelidir.


d) Sona gelen edatlar
bile, da (de), dahi, değil, ise, ki, ya gibi edatlardır. Bunlardan
bile, da (de), dahi, ise, ya edatları kelimeyi önceki unsurlara;
değil, ki edatları getirildiği kelimeyi sonraki unsurlara bağlar.
Bu edatların pek çoğunda kuvvetlendirme ifadesi de vardır: Baksan
a! Ben de özledim. Sağır Sultan bile duydu. Bu da geçer yahu! Hele
bir nefes alayım da. Adam sen de. Sorsam mı ki• Böyle de yatılmaz

ki. Onlar şehirliydi biz ise köylüydük. (İse edatı, şart kipi
ekiyle karıştırılmamalıdır.) Yorgun değilsin ya. Ev kira değil
ya varsın küçük olsun. vb.


3. ÜNLEM EDATLARI (ÜNLEMLER)
Her türlü duyguyu, heyecanı (sevinç, keder, ıstırap, teselli,
nefret, korku, hayıflanma, coşku, üzüntü vb.), düşünceyi
anlatan veya yansı-maları, seslenme-leri; onay, red, sorma ve
gösterme gibi anlatım biçimlerini ifade eden edatlardır. Ünlemler,

seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları ve cevap
edatları olmak üzere beşe ayrılırlar:


a) Ünlemler
Duygu ve heyecanları ifade eden edatlarla doğadaki seslerin
yansı-malarıdır: ah, ay, çat, eyvah, hoşt, küt, mırıl mırıl,
of, oh, pat, püf, vah, vay, yuh vb.


b) Seslenme edatları
Hitap (seslenme) için kullanılan a, ay, be, bre, ey, hey, hu, le,
ulan, ya, yahu gibi seslenme sözleridir. Bu edatlar, genellikle hitap
edilen isimlerle birlikte kullanılırlar: a çocuğum, ay oğul, ey
Türk gençliği vb.
Seslenmelerde hitabı kuvvetlendiren bu sözler olmadan da hitap
mümkündür: Sevgili öğrenciler! Arkadaşlar! Sayın
milletvekilleri! Ömer! vb.


c) Sorma edatları
Başka kelimelere bağlanmadan soru için kullanılan edatlardır:
acaba, acep, hani, niçin.


ç) Gösterme edatları
Birini veya bir şeyi göstermek için kullanılan edatlardır: işte
(edebî dilde), aha, daha, ta, te (ağızlarda), nah( argoda).
Gösterme edatları başka kelimelere bağlanmazlar.


d) Cevap edatları
Değil, evet, hay hay, hayır, peki, yok gibi kabul veya red bildiren
edatlardır. Bunlara konuşma dilinde daha çok geçen elbette, oldu,
olur, tabiî, tamam, yoo gibi sözleri de ekleyebiliriz.
İşte başlıca edatlar bunlardır. Edatların bir kısmı Arapça,
Farsça gibi yabancı dillerden Türkçeye girmiştir. Buraya
edatların bugün pek kullanılmayan eski biçimleri ve
ağızlardakilerin çoğu alınmamıştır.


SÖZÜN ÖZÜ
Zarflar bir fiilin, fiil şekillerinin, sıfatın veya kendi türünden

bir başka kelimenin (zarfın) anlamını yer (yön), zaman, ölçü,
nitelik, soru bakımından belirten veya sınırlayan kelimelerdir.
Görevleri bakımından beşe ayrılırlar:
1. Zaman zarfları: Yükleme sorulan ne zaman sorusuna cevap olan,
eylemin zamanını sınırlayan veya belirten zaman isimleridir:
akşamleyin, dün, hemen, on beş martta, şimdi, yarın, yazın vb.
2. Yer (yön) zarfları: Bu zarflar, boşlukta bir yer ifade eden ve
sayıları çok olmayan aşağı, beri, dışarı, geri, içeri, ileri,

karşı, öte gibi yer isimleridir.
3. Hâl (durum) zarfları: Bir fiilin, sıfatın veya bir başka
zarfın anlamını nasıllık-nicelik bakımından etkileyen, belirten
zarflardır. Yükleme sorulacak nasıl sorusuna cevap olurlar: baka
baka, çabucak, düşe kalka, güzel, iyi, yalnız vb.
4. Azlık-çokluk zarfları: Azlık-çokluk bakımından fiilleri, fiil

şekillerini, sıfatları ve zarfları belirten az, biraz, çok, daha,
en, pek gibi kelimelerdir. Yükleme sorulacak ne kadar sorusuna cevap
olurlar.
5. Soru zarfları: Fiil, fiil şekli, sıfat ve zarflarla ilgili
soruları sağlayan nasıl, neden, ne kadar, niçin, niye gibi soru
kelimeleridir.
Zarflar, cümlede söylenmek istenilenin daha açık, özel ve
ölçülü ifadesinde önemli bir işlevi yerine getirirler: Yoruldum
cümlesi, “Dün akşam çok yoruldum.” cümlesine göre daha
kapalı ve genel anlamlıdır.
Zarf olarak kullanılması gereken bir kelimenin cümlede yanlış
yerde kullanılması anlatım bozukluklarına yol açar: İzinsiz
inşaata girilmez.
Sıfatın veya zarfın derecesini belirten çok, daha, en gibi
zarfların yerine acayip, afet, dehşet, felâket, korkunç, müthiş
gibi kelimelerin kullanılması yanlıştır: Müthiş güzel bir
düğündü. (Müthiş: Korkunç, dehşetli)


* * *


Edatlar, tek başlarına kullanıldığında anlamı olmayan, isim ve
isim soylu kelimelerden sonra gelerek bağlı olduğu isimle cümledeki

diğer kelimeler arasında benzerlik, yer, yön, tarz, zaman gibi
yönlerden anlam ilgisi kuran, dil bilgisi görevli kelimelerdir.
Çekim edatları (asıl edatlar), bağlama edatları (bağlaçlar) ve
ünlem edatları olmak üzere üç grupta incelenir.
1. Çekim edatları (asıl edatlar): Sonuna geldiği isimle cümledeki
diğer kelimeler arasında benzerlik, zaman, yer, başkalık vb. gibi
bakımlardan çeşitli ilgiler kuran edatlardır: başka, beri, böyle,

değin, diye, doğru, dolayı, geri, gibi, göre, için, ile, kadar,
karşı, ötürü, özge, sonra, üzere vb. gibi. Bu edatlar çekim eki

görevindeki edatlar olup isimlerden sonra gelerek onların türlü
zarf hâllerini yaparlar.
2. Bağlama edatları (bağlaçlar): Kelimeleri, kelime gruplarını
veya cümleleri biçim ya da anlam yönüyle birbirine bağlayan
edatlardır: ama, ancak, belki, çünkü, da (de), eğer, hiç
değilse, ile, ise, ki, lâkin, meğer, nasıl ki, öyle, öyle ki,
sanki, şu var ki, tâ, üstelik, ve, veya, yahut, yalnız, yani,
yoksa, zira gibi.
3. Ünlem edatları (ünlemler): Her türlü duyguyu, heyecanı,
düşünceyi anlatan veya yansımaları, seslenmeleri; onay, red, sorma

ve gösterme gibi anlatım biçimlerini ifade eden edatlardır.
Ünlemler, seslenme edatları, sorma edatları, gösterme edatları ve
cevap edatları olmak üzere beşe ayrılırlar:


a) Ünlemler: ah, ay, eyvah, hoşt, küt, of, oh, pat, püf, vah vb.
b) Seslenme edatları: a, ay, be, bre, ey, hey, hu, le, ya, yahu vb.
c) Sorma edatları: acaba, acep, hani, niçin vb.
ç) Gösterme edatları: işte, aha, daha, ta, te vb.
d) Cevap edatları: değil, evet, hay hay, hayır, peki, yok vb.


Yalnız başına kullanıldığı zaman anlamı olmayan edatların
kelimeler arasında hangi anlam ilgileriyle bağlantı kurduğuna
dikkat edilmelidir. Edatlar cümleden çıkarılırsa ilgi kopar,
cümlenin anlamı bozulur.


KAYNAKLAR
Hacıeminoğlu, Necmettin; Türk Dilinde Edatlar, İstanbul, 1984.


Not: Bu bölümle ilgili diğer kaynaklar için Yapım ve Çekim Ekleri

konusu-nun sonundaki kaynaklar bölümüne bakınız.


SORULAR
1. Zarf görevinde olması gereken bir kelimenin cümlede yanlış
yerde kullanılması nasıl bir anlatım bozukluğuna yol açar?
2. Daha, en, pek, çok, fazla gibi zarfların yerine acayip, korkunç,

müthiş, dehşet, felâket, afet, manyak… gibi kelimelerin
kelimelerin kullanılmasını doğru buluyor musunuz? Tartışınız.
3. En zarfı en üstünlük derecesi bildirdiğine göre en güzel
kızlardan biri, en zor sorulardan biri, en sıcak günlerden biri…
gibi kullanımları doğru buluyor musunuz? Tartışınız.
4. Bir cümledeki edatları diğer kelime türlerinden nasıl ayırt
edersiniz?
5. Hangi, ne, nasıl… gibi bir soru kelimesinin sıfat mı, zarf mı,

zamir mi olduğunu nasıl anlarsınız?


13. UYGULAMA
Adı soyadı :......................................
…./…./
20….
Numarası :…...................................
Bölümü :…...................................
Okulu :…...................................
A. Aşağıdaki paragrafta geçen zarfları ve edatları bulunuz.
Buradaki anlamlarını (veya görevlerini) belirtiniz.
Böylece sonbahar geldi ve çulluklar yığın yığın geçtiler.
Dalmam biraz ara verdiği için ormana kadar sürüklendim. Dört beş
uzun gagalı kuş vurmuştum. Bir tane daha devirdimse de bu, dallarla
dolu bir hendekte kayboldu. Almak için oraya inmeğe mecbur oldum.
Kuş bir ölü kafasının yanına düşmüştü. Birden kaçığın
hâtırası göğsüme bir yumruk gibi indi. Bu felâket senesinde
belki de birçok kimse bu ormanlarda can vermişti. Fakat bilmem neden
ben o biçare delinin başına rastladığıma emindim. Evet, emindim
diyorum size.
(Maupassant, Kaçık)


yığın yığın: Hâl zarfı. Eylemin nasıl yapıldığını
belirtiyor…...........................
...........................................................................­..........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

B. Aşağıdaki ifadelerde geçen edatları bulunuz, türünü
yazınız.
1. Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli.
...........................................................................­...........................................

2. Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabadan gayrı
(Fuzûlî)
...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

3. Böyle serin ve temiz bir havayı ancak burada bulabilirsiniz.
...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

4. Bu cennet vatanı sevmeyene yazık!
...........................................................................­...........................................

5. Âferin! Her zaman böyle çalışkan ol.
...........................................................................­...........................................

...........................................................................­...........................................

6. Eyvâh! Cüzdanımı evde unuttum.
...........................................................................­...........................................

7. At, sahibine göre kişner.
...........................................................................­...........................................

8. Ya devlet başa ya kuzgun leşe.
...........................................................................­...........................................

9. ÖSS’ye iki kez girdim fakat kazanamadım.
...........................................................................­...........................................

10. O mâhiler ki derya içredir deryayı bilmezler (Hayâlî)
...........................................................................­...........................................

...........................................................................­.................................

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages