SINAVIN MÜKEMMELİ
Baba, üniversitede okuyan oğluna kısa bir telgraf gönderir:
Sınavın nasıl geçti? Hemen cevap yolla.
İki gün sonra, postacı bir telgraf getirir. Telgrafta şunlar
yazılıdır: Sınavım mükemmel geçti. Hocalarım hayran kaldılar.
Bütünlemede beni tekrar görmek istiyorlarmış.
SOHBET
Bir yazarın, kişisel görüş ve düşüncelerini fazla
derinleştirmeden, muhatabıyla konuşuyormuş hissini verecek bir
üslûpla makale plânında yazdığı fikir yazısına sohbet
(söyleşi) denir.
Sohbet, makaleden üslûp yönüyle ayrılır. Çoğunlukla, günlük
konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli bir anlatım
yolu seçilir, hatıralardan, halk fıkralarından, nüktelerden,
özlü sözlerden yararlanılır.
DENEME
Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin
yargılara varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle
konuşuyormuş gibi bir üslûpla kaleme aldığı yazılara deneme
denir.
Deneme yazarı okuyucuyu hesaba katmaz. Konusunu dilediği şekilde
seçer, dilediği tarzda işler. Diğer fikir yazılarından farklı
olarak denemelerde aşk, dostluk, iyilik, güzellik, ahlâk, sevinç,
kültür, yiğitlik gibi daha çok soyut konuların işlendiği
görülür. Deneme, tek bir yazı olabildiği gibi bir çok konuları
işleyen yazıların bir araya toplandığı bir kitap biçiminde de
olabilir.
Deneme örnekleri
GÖRGÜ
Bir dalkavuk nezaketi vardır ki güzel değildir. Ama zaten o nezaket
de değildir. Bana öyle geliyor ki bile bile yapılan şeylerin hepsi
nezaketin dışında kalır. Meselâ gerçekten nazik bir adam, kötü
ve huysuz bir insana kötü davranarak -hatta şiddet de gösterebilir-
bu nezaketsizlik değildir. Düşünerek yapılan iyi muamele de
nezaket değildir, hesaplı övmeler nezaket değildir. Nezaket, sadece
düşünmeden yapılan ve bizim ifade etmeyi düşünmediğimiz bir
takım şeyler ifade eden hareketlere denir.
Aklına geleni yapan, aklına geleni söyleyen, hemen ilk hissine
kendini kaptıran, daha ne hissettiğini bile anlamadan hayret,
iğrenme, haz hislerini ifade eden adam, nezaketsiz bir adamdır.
Böyle biri, daima özür dilemek zorunda kalır, çünkü hasta
olmadan başkalarını rahatsız eder, üzer.
Farkında olmadan anlattığı şeylerle birini gücendirmek, hoş bir
şey değildir. Nazik adam, iş işten geçmeden rahatsız ettiğini
fark edip derhal yolunu değiştirir, ama neler söyleyeceğini ve
neler söylememek gerektiğini önceden tahmin etmek, daha büyük bir
nezakettir. Bütün bunlar, istemeden kötülük etmemek içindir,
çünkü maksadı, tehlikeli bir insanı bam telinden yakalamaksa, bunu
yapmakta serbesttir, o zaman hareketi nezaketten çok ahlâk konusunu
ilgilendirir.
Nezaketsizlik daima beceriksizliktir. Birine yaşını hissettirmek
kötü bir şeydir, ama bunu istemeden; işaretle yüz ifadesiyle ya da
düşünülmemiş bir sözle yapmış olan, nezaketsizlik etmiş
demektir. Birinin ayağına basmak, kasten yapılmışsa bir
terbiyesizliktir. İstemeyerek yapılmışsa nezaketsizliktir.
Nezaketsizlikler beklenmedik olaylardır, nazik adam bunlardan
sakınır ve ancak dokunmak istediği şeye dokunur, onun için de iyi
dokunur. Nazik, muhakkak dalkavuk demek değildir.
Demek oluyor ki nezaket bir itiyat işidir. Nezaketsiz adam, yapmak
istediğinden başka türlü şeyler yapan insandır, söylemek
istediğinden başka şeyler söyleyen ya da kaba, tonu gereksiz yere
yükseltilmiş sesi ile tereddüt veya kekelemeyle kastettiğinden
başka anlamlar hissettiren insandır. Onun için, nezaket de eskrim
gibi öğrenilebilir. Atak bir adam, kasıtlı taşkınlıklarla ne
dediğini bilmeden bir şeyler diyen adamdır. Bir sıkılgansa, atak
olmak istemeyen, fakat hareket ve sözlerin önemini hissettiği için,
ne yapacağını da bilmeyen adamdır; o yüzden de bir şey
söylememek, bir şey yapmamak için ezilip büzüldüğünü
görürsünüz. Kendi üzerinde harcadığı bu büyük çaba; onu
titreyen, terleyen, kıpkırmızı kesilen ve tabiî hâlinden daha
beceriksizleşen bir insan hâline koyar. Hiç kimseyi gücendirmeyen
bir hareket ve söz rahatlığı, mutlu olmak için çok önemli bir
meziyettir. Bir yaşama sanatı, bunu hiçbir zaman ihmal etmemelidir.
Alain
BİLGİ VE DÜŞÜNCELER
Öğrenilen kazancımız daha iyi ve daha akıllı olmaktır. Epiharmus
der ki insan düşünce ile görür ve duyar; her şeyden faydalanan,
her şeyi düzene sokan, başa geçip yöneten düşüncedir; geri
kalan her şey kör, sağır ve cansızdır. Şu muhakkak ki çocuğa
kendiliğinden bir şey yapmak özgürlüğünü vermemekle onu korkak
bir köle hâline sokuyoruz. Retorik ve gramer üstüne, Cicero’nun
şu veya bu cümlesi üstüne öğrencisinin ne düşündüğünü kim
sormuştur? Bunları Tanrı sözü gibi belleğimize basmakalıp
yapıştırırlar; harfler ve kelimeler, anlatılan şeyin kendisi
hâline gelir. Ezber, bilmek değildir; hafızamıza emanet edilen bir
şeyi saklamaktır. İnsan kendiliğinden bildiği her şeyi ustasına
bakmadan, kitaptaki yerini aramadan istediği gibi kullanır.
Tamamıyla kitaptan bir bilgi ne sıkıcı bir bilgidir; böyle bir
bilgi bir süs olarak kullanılsın; ama temel olarak değil. Nitekim
Platon, gerçek felsefenin sağlam irade, inanç, dürüstlük,
amaçları başka olan öteki bilimlerinse sadece süs olduğunu
söyler.
Montaigne
ELEŞTİRİ
Eleştiri bir sanat veya düşünce eserinin (şiirin, tiyatronun,
hikâyenin, romanın, resmin, heykelin, filmin...) zayıf ve güçlü
yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerini belirleme
amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazıdır.
Eleştiriye konu olan eser yalın bir dille tanıtılır.
Eleştirmen eserin gerçek değerini, güçlü ve zayıf yönlerini,
özünü ve önemini belirtir; yeni eserler için sanatçılara
kılavuzluk eder. Hem sanatçıya hem de okuyucuya karşı sorumluluğu
olan eleştirmen, aynı zamanda okuyucu (veya izleyici) ile
sanatçıyı birbirine yaklaştırır. Bir şiirin eleştirisini yapan
kişi şair olmayabilir, ama bu türün bütün özelliklerini çok iyi
bilmeli, başka örneklerle karşılaştırarak şiirin gerçek
değerini taraf tutmadan, peşin hükümlerde bulunmadan
belirleyebilmelidir.
Eleştirmen hangi sanat eserini eleştirecekse o sanat dalının
gerektirdiği birikime sahip olmalıdır. Bu birikim; o alana ait
geniş bilgiye ve kültüre sahip olmakla, dünün ve bugünün sanat
meselelerini çok iyi bilmekle, başka milletlerin de önemli sanat
eserlerini ve sanatçılarını etraflıca tanımakla sağlanabilir. Bu
yüzden, eleştiri yazmak kolay bir iş değildir.
“Edebî eserlerin okuyucu üzerinde bıraktığı tesirlerden,
intibalardan yola çıkılarak yapılan tenkitlere izlenimci
(empresyonist) tenkit; edebî eserlerin muhteva, yapı ve üslûpları
üzerinde tarafsız olarak yapılan tenkitlere de ilmî (bilimsel)
tenkit denir.”
Tanıtım-eleştiri örneği
İlgi Çekici Bir Kitap:
TÜRKÇE BİLEN ARANIYOR
Nejat Muallimoğlu, Türkçe sevdalısı bir aydın-yazar. On dört
yıl süren bir ayrılıktan sonra Türkiye’ye döndüğünde,
ayrılırken bıraktığından çok farklı, kendisini şaşırtan bir
Türkçe ile karşılaşmış. Hattâ bu şaşırma, vapurla dönüş
yolunda iken İtalya’da karşılaştığı yurttaşlarımızla
konuşurken başlamış. Bu durum onu, çalışmalarını Türkçe
üzerinde yoğunlaştırmaya yöneltmiş. Araştırmalarının
sonuçlarını Bir Türk Vatana Döndü (1975) adlı eserinde ortaya
koymuş. Sonraki yıllarda da Türkçe deyimler, atasözleri anlamdaş
kelimeler üzerine Türkçe ve İngilizce başka eserler yayınlamış.
Bu önemli konudaki son eseri ise, 1090 sayfa tutarındaki Türkçe
Bilen Aranıyor (İstanbul, 1999) adını taşıyor.
O, Michelangelo’nun, 87 yaşında tamamladığı bir heykeli
dolayısıyla söylediği “Hâlâ öğreniyorum” sözünü
kendisine kılavuz edinmiş; “Ben de hâlâ Türkçe öğreniyorum”
diyor ve her Türk’ün de zamanının bir bölümünü Türkçeyi
öğrenmeye ayırmasını öğütlüyor. Kitabı okuduğunuz zaman
Sayın Muallimoğlu’nun ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor.
Anlı şanlı birçok yazarın Türkçeyi bilmekteki eksikliklerini ve
kullanmaktaki akıl almaz yanlışlarını ortaya koyan örnekleri
görünce yazarımıza hak vermemek mümkün olmuyor.
Türkçe Bilen Aranıyor, ileri sürülen her düşüncenin, verilen
her bilginin, büyük bir sabırla derlenmiş ve yerinde kullanılmış
alıntılarla desteklendiği bir eser. Ayrıca bölüm başlarında
önemli kişilerin bölümde işlenen konu ile ilgili özlü sözleri
aktarılmış. Bölüm aralarına ünlü şairlerimizin güzel
Türkçenin seçkin örnekleri olan şiirleri serpiştirilmiştir.
Dolayısıyla kitap, aynı zamanda bir makaleler ve şiirler
güldestesi niteliği de taşıyor.
Eser “Birinci Kitap” ve “İkinci Kitap” diye adlandırılan iki
“kesim”den oluşuyor. “Türkçe Bilen Aranıyor” başlıklı
birinci kesimde otuz dört bölüm var. Bunlarda Türkçe değişik
yönleri ile ele alınıp irdeleniyor, Türkçenin yozlaşmasına
katkıda bulunan kurum ve faaliyetlere neşter vuruluyor, Türkçenin
karşı karşıya bulunduğu sorunlara ışık tutuluyor. Kısacası
908 sayfalık bu kesimde Türkçe, her yönüyle inceleniyor. İkinci
kesimde ise, yazarın “Zengin ve güzel Türkçe yolunda anlamdaş
kelimeler ve deyimler” diye nitelediği kelime ve deyimlerin
kapsamlı bir sözlüğü var. Bu “Anlamdaş Kelimeler ve Deyimler
Sözlüğü” kitabın 909-l066’ncı sayfalarına yayılmış. Daha
sonra da “Bibliyografya” (1067-1070. s.) ve “Gösterge”
başlıklı dizine yer veriliyor (1071-1090. s.)
Nejat Muallimoğlu sabırlı ve verimli bir yazar. Yayınlanan
eserlerinin hemen hepsi çok hacimli ve titizlikle hazırlanmış.
Türkçesi ise imrenilecek derecede güzel ve akıcı. O dev eserler,
hiç sıkılmadan okunuyor. Yâni, Sayın Muallimoğlu bir yandan
bilgilendirirken öte yandan Türkçenin zevkini tattırıyor.
Türkçe Bilen Aranıyor’un tam zamanında yayınlandığını
düşünüyoruz. Çünkü, son zamanlarda, Türkçenin yozlaşmasından
rahatsızlık duyanlar yavaş yavaş da olsa harekete geçiyorlar.
Bazı kuruluşlar konuya ilişkin tartışmalı bilimsel toplantılar
düzenliyorlar, dergiler bu önemli konuya ayrılmış özel sayılar
yayınlıyorlar. Kuşkusuz bu kitap böyle çalışmalar ve Türk dili
araştırmaları için önemli ve değerli bir kaynak olacaktır.
Esere değer katan başka bir özellik de, sayfa düzeninin,
baskısının mükemmelliğidir. Rahat okunur büyüklükte güzel bir
yazı karakteri seçilmiş. Dizgi yanlışları yok denecek kadar az.
Kitap ciltli olarak yayınlanmış ve üzerine kuşe kâğıtlı,
güzel tasarımlı bir gömlek geçirilmiş. Bütün bunlar, eserin iç
kapağında yer alan “muhtevada zenginlik, kalitede üstünlük”
deyimine uygun.
Hitabet alanında ve başka alanlarda dev telif ve çeviri eserlere
imza atmış olan Sayın Muallimoğlu’nu, bu son ve önemli eserinden
dolayı kutluyor ve böyle nice eserler yayınlamayı kendisine nasip
etmesini yüce Tanrıdan diliyoruz.
Necmeddin Sefercioğlu
C. ARAŞTIRMA VE İNCELEME YAZILARI
İNCELEME
Bir eserin, bir yazının, bir sorunun veya bir olayın
özelliklerinin, ayrıntılarının araştırılarak sözlü veya
yazılı olarak ifadesine inceleme (tahlil) denir. İnceleme, sözlü
de yapılabileceği için hem konuşma hem yazma kuralları iyi
bilinmeli ve uygulanmalıdır.
İnceleme hemen her konuda yapılabilir. Ancak edebiyat alanında ve
edipler hakkında yapılan incelemelere daha çok rastlanmaktadır.
“Eserin türü, incelemelerin biçimini de değiştir. Bu bakımdan
edebî eserlerin incelenmesi, eserin türüne göre ayarlanmalıdır.
Gerçek edebiyat, edebî metnin bizzat kendisi olduğu için
öğrencinin doğrudan doğruya metinle karşılaşması, metinden
doğru ve somut bir fikir edinmesi gerekir. Fakat hiçbir metin,
belirli ölçülere göre okunmadıkça, istenilen sonucu, sırlarını
vermez.”
İnceleme yaparken metni daha iyi kavrayabilmek, inceliklerini tespit
edebilmek için (türe göre değişmekle birlikte) metne; konu nedir,
ana düşünce nedir, ana düşünceler hangi yardımcı
düşüncelerle nasıl açılmıştır, tema nedir, hangi sanat
anlayışıyla yazılmıştır, sanatçının üslûbu nasıldır, dil
ve anlatım özellikleri nelerdir gibi bazı sorular sorularak metnin
diğerlerinden ayrılan özellikleri tespit edilir.
İncelenecek metnin türüne göre inceleme şeklinde farklılıklar
olur. Bu farklılıkları görmek, incelemede hangi ayrıntılara yer
verildiğini bilmek ve farklı bakış açıları kazanmak için bu
türle yazılmış eserlerin okunmasında yarar vardır. Mehmet
Kaplan’ın Şiir Tahlilleri I- II, Hikâye Tahlilleri ve Tip
Tahlilleri bu türün seçkin örnekleri arasındadır.
Bir romanın incelenmesinde hangi ölçütlerin kullanılabileceği
aşağıda örneklenmiştir:
“1. Yerleştirme (lokalizasyon): Romanın adı; yazarının ve
yayımla-yanın adı; hangi tarihte yazılmış, hangi tarihte
yayınlanmıştır, roman-cının kaçıncı romanıdır; diğerleri
arasındaki yeri nedir?
2. Romanın türü.
3. Romancının o roman hakkındaki fikri ve genel olarak roman fikri
nedir?
4. Romanın ana fikri: Ana fikir bir cümle ile anlatılmalıdır.
5. Romanın kendi bölümlerine ve merhalelerine göre geniş özeti.
(Tip tasvirleri, karakteri belli eden kelimeler aynen alınmalı,
sahifeleri işaret edilmelidir.)
6. Romanın kahramanları ayrı ayrı ele alındıktan sonra
haklarında toplu bir hükme varılmalıdır. Kahramanların kahraman,
paraya düşkün, vb... kimseler oldukları belirtilmeli, romancının
bu karakterdeki kimseleri hangi etkiler altında ortaya koyduğu
araştırılmalıdır.
7. Romancının psikolojisi incelenmelidir. Kahramanların ruh hâlleri
belirtilmeli; ilgi çekici noktalar yakalanmalı; anahtar rolü oynayan
cümleler gösterilmelidir.
8. Muhit ve dekor: Romandakiler bir muhit ve dekor içinde ya-şarlar.
Yazarın tabiatı, dekoru nasıl işlediği.
9. Romancının romanında ileri sürdüğü düşünceler, hayat
görüşü.
10. Yazarın kitabı yazmaktan gayesi; bu gayeye ne derece
varabil-diği; yazarın yetişme tarzının, hayat görüşünün,
kişilik ve üslûbunun bu gayenin gerçekleşmesinde ne derece etkisi
bulunduğu incelenmelidir.
11. Romanda iki üslûp vardır: a) Romancının, b) Kahramanların
üslûbu.
Bunları ayırmak gerekir. Metin incelemelerinde gösterilen üslûp
tetkiki burada da uygulanmalıdır. Yazarın üslûbu, kahramanların
üslûbu hakkında fikir vermek için kitaptan sınıfça okunacak
parçalar seçilmelidir.
12. En sonunda incelemeler özetlenmeli, inceleyenin kitabı sevip
sevmediği; sebebi, kanısını destekleyen örnekler verilmelidir.”
(İnceleme örnekleri için Edebî Eserler ve Bunların İncelenmesi
başlığı altında yer alan Otuz Beş Yaş, Küçük Ağa ve Küçük
Ağa Ankara’da metinlerini okuyunuz.)
İnceleme örneği
İSTİKLÂL MARŞI’NIN TAHLİLİ
İstiklâl Marşı, Cumhuriyet’in ilânından önce 1921 yılında
yazılmış olmakla beraber, Cumhuriyet’i müjdeler ve millî marş
olarak kabul edildikten sonra, hemen her gün tekrarlandığı için,
Atatürk ile beraber Cumhuriyet devrinin sembolü olur.
Bu devirden sonra yetişen bütün nesillerin daha ziyade merasim
dolayısıyle kendisine has bestesi ile söyledikleri bu marş; şiir
olarak da üzerinde durulmaya değer.
İstiklâl Marşı’nı değerlendirirken, yazıldığı devri göz
önünde bulundurmak lazımdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
25 Mart 1921 yılında dört defa ayakta dinleyerek İstiklâl Marşı
olarak kabul ettiği bu şiir, o yılların kutsal ve heyecanlı
havası ile doludur. Onu, o devir Türk edebiyatının en büyük
şairlerinden biri olan Mehmet Akif yazmıştır. Mehmet Akif bütün
şiirlerinde sosyal duyguları anlatan, söylediklerini gerçekten
duyan bir şairdir. İstiklâl. Savaşı’na bütün varlığı ile
katılan Akif, bu savaşa iştirak edenlerin duygu ve inançlarına
bizzat sahip olduğu için, onlara en iyi tercüman olmuştur. Şiiri
söyleyen Akif olmakla beraber, aslında o, kendi beni ile
birleştirdiği Türk milletinin duygu ve inancını dile getirir.
Burada Akif’in yaptığı, o yıllarda en olgun seviyeye ulaşan
şiir kudretiyle bu ortak imana, bütün milletin benimseyebileceği
bir şekilde üslûp ve ifade vermek olmuştur.
Bazı kelime ve mısralardan da anlaşılabileceği üzere, o tarihte
henüz İstiklâl Savaşı kazanılmamıştır. Türk ordusu bu şiir
yazıldıktan bir yıl sonra, 16 Ağustos 1922 sabahı büyük taarruza
geçer.
Düşman karşıda bulunduğu için ordu ve millete cesaret vermek
isteyen şair, manzumesine “Korkma!” kelimesiyle başlar.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.
mısraları da ümitle bekleyişi ve geleceğe imanı gösterir.
Şiirde şanlı mazi ve ebedî bir istikbâl fikrine de yer verilmekle
beraber, yaşanılan zaman, kan ve barut kokusuyla dolu olan
halihazırdır.
İstiklâl Savaşı, Türk milletinin ölüm-kalım savaşıdır.
Böyle yıllarda milletler kendilerini yaşatan temel kıymetlerin
farkına varırlar. Vatan, millet, hürriyet ve istiklâl gibi
kavramların önemi, barış devirlerinde pek anlaşılmaz. Hatta
onları umursamayanlar bile çıkar. Fakat bir milleti ölüm ile
karşı karşıya bulunduran savaş, onların ne kadar hayatî
olduğunu kuvvetle hissettirir. Bunlar öyle kıymetlerdir ki, onlar
olmadan yaşayamaz. Bundan dolayı millet, onlar uğruna ölümü göze
alır. Binlerce insan onlar uğruna öldüğü, yaralandığı veya
sakat kaldığı için, kutsal bir değer kazanırlar.
Akif, “İstiklâl Marşı”nda Türk milletinin ne için
savaştığını, neye inandığını açık ve seçik bir şekilde
ortaya koymuştur. Şiirde bu değerler, bazen sanatkârane bir ifadeye
bürünmüşlerdir. Şiiri tahlil ederken onlar üzerinde de durarak
mana ve fonksiyonları açıklanacaktır.
Birinci dörtlükte bahis konusu olan “al sancak”tır. Al sancak,
Türk milletinin sembolüdür. Burada şair fikrini anlatırken onun
uyandırdığı hayal ve çağrışımlardan da faydalanmıştır,
Türk bayrağının al rengi, şiirde bir alev intibaı
uyandırmıştır. Bu alev “sönmez”. Zira onun çıktığı kaynak
her Türk ailesinin evinde yanan ocaktır. Yurdun üstünde tüten en
son ocak kaldıkça, bu bayrağın alevi bu şafaklarda
dalgalanacaktır. Akif, bu benzetme ile “bayrak” ile “millet”
arasındaki bağlantıyı sanatkârane bir şekilde ifade etmiştir.
Türk bayrağında dikkati çeken ikinci sembol yıldızdır. İkinci
beyitte şair, bu yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir.
Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, “Türk
milletinin yıldızı” olan al bayrağın yıldızına da kimse el
süremez. Yıldız kelimesi, aynı zamanda kader, talih manalarına da
gelir. Akif’in bu hayallerle belirtmek istediği Türk milletinin
ölmezliği fikridir. O, ordu ve millete “Korkma!” derken böyle
bir inanca dayanır.
İkinci dörtlükte Türk bayrağının üçüncü sembolü olan
“hilâl”den hareket edilmiştir. Hilâl kelimesi eski Türk
edebiyatında sevgiliye benzetilir. Türk bayrağındaki ay (sevgili),
tehlikeler içinde bulunduğu ve kendisini sevenlerden fedakârlık
beklediği için, kaşlarını çatmıştır. Eski Türk edebiyatında
sevgilinin kaşı umumiyetle aya benzetilir. Şair burada, vatanın
timsali olan sevgiliye (hilâle) gülmesi için yalvarır. Bu millet
onun uğruna on binlerce şehit vermiştir. Yoksa o dökülen
kanlarını helâl etmez.
“Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl”
mısraında “Hak” kelimesi iki manada kullanılmıştır. Birinci
manaya göre Hak, Tanrı manasına gelir. Müslüman olan Türkler ona
taparlar, Hak kelimesinin öteki manası hak-hukuk deyiminde
görüldüğü üzere, adalet ile ilgilidir. Hak aynı zamanda yapılan
bir iş, fedakârlık veya durum karşılığı alınması gereken
paydır, Akif bu beyitte İstiklâl kavramı ile Hak (Tanrı ve adalet)
kavramı arasında münasebet kurmaktadır, İslamiyet’in en mühim
yönlerinden biri, adalete üstün bir değer vermesidir. Hak
kelimesinin iki veya üç mana kazanmasının sebebi budur, Milletler
yüksek kıymetlere inandıkları ve bağlı bulundukları takdirde
istiklâli hak kazanırlar. Bahis konusu mısra böyle bir inanca
dayanıyor.
Mehmet Kaplan
HAYAT HİKÂYESİ
Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret vb. alanlarda haklı bir üne
kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini,
başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille,
tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına hayat hikâyesi
(biyografi) denir.
Ünlü bir kişinin hayat hikâyesini yazacak kimse, geniş bir
araştırma yapar. Şayet kişi sağ ise ona hayatıyla,
çalışmalarıyla, eserleriyle ilgili sorular sorar ve aldığı
cevapları not eder (veya kaydeder); bunlardan yazısında yararlanır.
Kişi hayatta değilse, onun hayatını (varsa belgeleriyle birlikte)
etraflıca araştırır. Nasıl ünlü olduğunu, nasıl başarılı
olduğunu; (varsa) eserlerini dikkatlice inceler. Bütün bu veriler
ışığında kronolojik olarak veya kendine özgü bir üslûpla hayat
hikâyesini yazar.
Ünlü kişilerin hayatlarını konu alan, bunları roman tarzında
işleyen edebî yazılara biyografik roman denir.
Otobiyografi
Kişinin kendi hayatını anlattığı yazıya otobiyografi denir.
Otobiyografide doğumdan itibaren otobiyografinin yazıldığı ana
kadar yaşananlardan anlatmaya değer olanlar yazılır. Edebiyat,
sanat, siyaset, spor vb. alanlarda ünlü bir kişi; diğer insanlarca
bilinmeyen yönlerini, başarısını nelere borçlu olduğunu ve
nasıl kazandığını anlatmak amacıyla otobiyografisini yazar.
Otobiyografi her ne kadar öznel bir anlayışla kaleme alınsa da
gerçekler göz ardı edilmemelidir. (383. sayfadaki öz geçmiş
konusuna bakınız.)
MONOGRAFİ
Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini,
başarılarını ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda
özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına
monografi (tek yazı) denir. Monografide herhangi bir yer, bir eser,
bir yazar, tarihî bir olay, bilimsel bir alana ait bir sorun özel bir
görüşle veya bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi bir
konu üzerinde derinlemesine bir inceleme de yapılabilir.
PORTRE
Bir kimseyi karakteristik özellikleriyle okuyucuya tanıtmak amacıyla
yazılan edebî yazılara portre denir. Kişinin sadece dış
görünüşünün (boyunun, yüzünün, giyinişinin,
hareketlerinin...) anlatıldığı portreye fizikî portre; iç
dünyasının, alışkanlıklarının, duygularının, fikirlerinin,
zayıf taraflarının... anlatıldığı portreye ruhî portre (tinsel,
moral portre) denir. Çoğu zaman fizikî portre ile ruhî portre iç
içe verilir.
Fizikî portre; kişiyi diğer insanlardan ayıran dış özellikleri
iyi bir gözlemle belirlendikten sonra, uygun sıfatlar kullanılarak
özgün bir şekilde yazılır.
İç dünyanın anlatıldığı ruhî portrede ise; kişinin ahlâkı,
alışkanlıkları, düşünceleri ilginç bir üslûpla yazılır.
Portreye konu olan kişiye ait, düşünceleri ve anlayışları daha
etkili olarak ortaya koymak için onun sözlerine de yer verilebilir.
Romanda olay kahramanları değişik bölümlerde (yeri geldikçe)
gerek dış görünüşleriyle gerekse karakter özellikleriyle
okuyucuya tanıtılır. Okuyucunun roman kahramanlarını hayâlinde
canlandırması sağlanır. Bu yönüyle portre bölümlerine,
romanlarda daha çok rastlanabileceği gibi bağımsız bir edebî tür
olarak yazılmış portreler de vardır.
Portre örneği
ATATÜRK
Atatürk her şart içinde kendisini empoze edenlerdendi. Bakışında,
jestlerinde, ellerinin hareketinde, kımıldanışlarında ve
yüzünün çizgilerinde bütün bir dinamizm vardı. Bu dinamizm
etrafını bir çeşit sessiz sarsıntı ile dolduruyordu. Öyle ki
birkaç dakikalık bir konuşmadan sonra bu mütevazi ve rahat adamın,
bu öğreticinin anında bir uçtan öbür uca geçebileceğini,
meselâ en rahat ve kahkahalı bir sohbeti keserek en çetin bir
kararı verebileceğini ve deha gücü bu kararı verdikten sonra yine
aynı noktaya döneceğini düşünebilirsiniz. En iyisi istim
üzerinde bir harp gemisi gibi çevik, harekete hazır bir dinamizm
diyelim.
A. H. Tanpınar, Beş Şehir’den
RAPOR
Herhangi bir konuyu, olayı veya durumu incelenmekle görevlendirilen
kişi veya kişilerin, yaptıkları araştırmanın sonuçlarını
ilgili yere bildirmek üzere yazdıkları inceleme yazısına rapor
denir. Bir kişinin hazırladığı rapora kişisel rapor; bir komisyon
tarafından hazırlanan rapora da ortak rapor denir.
Raporlar, konunun uzmanları veya ilgilileri tarafından hazırlanır.
Deney raporu, öğrenci raporu, sağlık raporu, bilirkişi raporu,
polis raporu, hava raporu, hakem raporu, iskân raporu, kaza raporu,
jüri raporu, yarışma raporu, tez raporu, müfettiş raporu, inceleme
komis-yonu raporu, bütçe raporu, öğretmen raporu gibi konularına
göre adlan-dırılan raporlar hemen her alanda ve her eser üzerinde
hazırlanabilir. Rapor konusu çok çeşitli ve birbirinden ayrı
özellikler gösterdiği için her alana uyacak ortak bir rapor formu
hazırlanamayabilir. Ancak hemen her raporda göz önünde
bulundurulması gereken veya aranılan nitelikler şöyle
sıralanabilir:
“1. Öncelikle rapor hazırlayan kişi veya kişilerin o konunun
uzmanı olması veya o konu ile yakından ilgili bulunması gerekir.
2. Yazılması gereken raporun konusunun iyi kavranmış olması
ge-rekir.
3. Hazırlanacak raporun sağlıklı ve güvenilir olabilmesi için o
konu ile ilgili kaynakları iyi tanımak gerekir.
4. Raporda kullanılacak kaynaklardan elde edilen malzemenin etki-li,
çarpıcı, inandırıcı ve doyurucu bir nitelikte olması gerekir.
5. Rapor hazırlanırken objektif davranmak esastır.
6. Bilimsel çalışmaları değerlendirirken raporların bilimsel
ölçüler içinde hazırlanması gerekir.
7. Raporda ileriye sürülen olumlu veya olumsuz görüşlerin kesin
deliller ile somut bir biçimde açıklanması gerekir.
8. Raporlar, belli bir plân çerçevesinde hazırlanmalıdır. Önce
rapo-run niteliği tanıtılmalı, olumlu veya olumsuz yönleri
nedenler ve niçinleri ile tartışılmalı, sonunda varılan yargı
açıkça belirtilmelidir.
9. Raporlar, gereksiz ayrıntıya girmeden özlü bir biçimde
sınırlan-dırılmalıdır.
10. Raporlar, açık ve net bir ifade tarzı ile kaleme alınmalıdır.
Cüm-leler düzgün olmalı, yanlış anlaşılmalara yol açabilecek
ifadelerden kaçınılmalıdır.”
Okulda yapılan deneyleri rapor etmek için aşağıdaki form
kullanılabilir:
DENEY RAPORU
Deneyin
Numarası :........................
Tarih : .... / ... / 20....
Adı
:...........................................................................................
Yapıldığı yer : (Lâboratuvar, açık hava vb.
).......................................
Ortamı : ( -4˚ de havasız ortam vb.)
...........................................
Deneyde kullanılan araç ve gereçler:
.................................................
....................................................................................................................
Varsayım
:…...............................................................................
....................................................................................................................
Deneyin amacı
:…...............................................................................
Deneyin yapılışı
:…...............................................................................
....................................................................................................................
....................................................................................................................
....................................................................................................................
....................................................................................................................
Gözlemler
:..................................................................................
....................................................................................................................
....................................................................................................................
Sonuç
:...................................................................................
....................................................................................................................
....................................................................................................................
Öğrencinin
Adı soyadı
:.....................................................
Sınıfı ve numarası
:.....................................................
İmzası :..............................
BİLDİRİ
Bilim, fikir ve sanat adamlarının kendi alanlarıyla ilgili bir
konuda bir yenilik getirmek, özgün bir buluşu ortaya koymak ve
akademik amaçlı bir toplantıda bunu sunmak üzere, ilmî bir
üslûpla hazırladıkları bilimsel yazılara bildiri (tebliğ) denir.
“Bildiride her şeyden önce aranan nitelik, bilimsel bir yenilik
getirmiş olması ve orijinal bir konuyu ele almasıdır. Bunun
yanında bildiri, bilinen bir konuya yenilik getirme, değişik
görüş ve düşüncelerle yeni tezler ortaya koyma, bu tezleri
bilimsel delillerle doğrulama veya bir önceki tezi çürütme gibi
özellikleri de bünyesinde taşır.”
Akademik toplantılarda, az çok o konunun uzmanlarından oluşan
dinleyiciler önünde okunan bildirilerde konuya ait terimler
fazlasıyla yer alabilir. Genellikle, yayımlanmaya uygun tarzda
hazırlanan bildiriler sunulurken metne bağlı kalınır. Bu metinler
toplantıyı düzenleyen birimlerce (genellikle) yayımlanır.
Bilimsel niteliğin ön plânda olduğu bildirilerin yabancı dillerde
hazırlanması ve sunulması da mümkündür.
Uyarı
Konferansla bildirinin birbirine karıştırılmamasına dikkat
edilmelidir.
TUTANAK
Kelimenin birkaç değişik anlamı vardır: “1. Meclis, kurul
mahkeme gibi yerlerde söylenen sözlerin olduğu gibi yazıya
geçirilmesi, zabıt, zabıtname. 2. İlgililerce imzalanmış, bir
durumu anlatan yazı, zabıt varakası. 3. Birçok kimsenin
imzaladığı rapor, mazbata”
Değişik amaçlarla düzenlenen toplantılarda yapılan konuşmaların
olduğu gibi yazıya geçirilmesi ve bu yazılanların yetkililerce
imzalanmasıyla resmiyet kazanan yazılara tutanak denir. Bu tarzdaki
tutanaklar, genellikle zabıt kâtipleri tarafından yazılır.
Bir olayın veya bir durumun nasıl olduğunu ifade eden ve ilgili
(veya yetkili) kimseler tarafından imzalanan belgelere de tutanak adı
verilir.
Bir toplantı tutanağı hazırlanırken; önce toplantının hangi
tarihte, ne zaman ve nerede nasıl başlatıldığı belirtilir.
Toplantılarda önceden belirlenmiş ve ilgililere duyurulmuş gündem
maddeleri sırasıyla tartışı-lır ve o konuyla ilgili karar
verilir. Tutanağını yazan kişi, toplantıda söz alanların
düşüncelerini (veya beyanlarını) açık ve öz olarak aynen yazar.
Toplantının bitiminde ilgililer tutanağın altını imzalarlar.
Olay tutanakları yazılırken olayın ne olduğu, nerede, ne zaman ve
nasıl cereyan ettiği, olaya kimlerin ne şekilde karıştığı
(varsa tanıkların ifadeleriyle birlikte) yazılır ve ilgilerce
imzalanır.
Tutanaklar, yalın ve açık bir üslûpla, sanat yapma kaygısından
uzak, kişisel görüş ve yorumlara yer verilmeden aynen yazılır.
FEZLEKE
Sözlük anlamıyla, tahkikat evrakı, bir kararın kısaca
yazılması, özet demek olan fezleke; özetlenmiş inceleme ve sonuç
raporudur. “Daha çok hukukî ve idarî soruşturmalardan sonra karar
verme yetkisine sahip makâmlara sunulmak üzere hazırlanan ve olayın
özeti ile inceleme elemanının karara esas teşkil edecek
görüşünü içeren yazı türüdür. İnceleme görevi verilenlerce,
konunun çok yönlü ve doğruları gün ışığına çıkarıcı
bilgi ve belgelerin toplanıp değerlendirilmesinden sonra, adil bir
karara dayanak olacak temel konuların özetlendiği bu yazılarda,
anlaşılabilirlik ve tarafsızlık özel bir önem taşır. İnceleme
konusuyla ilgili bütün hukukî ve idarî deliller toplanmış,
incelenmiş ve mümkünse karşılaştırılarak teyit edilmiş olarak
hazırlanan bu yazılar, mekân, zaman ve çevre unsurlarını da
ilgili oldukları ölçüde içermelidir.”
Ç. MEKTUP TÜRÜ YAZILAR
MEKTUP
Birbirinden ayrı yerlerde bulunan kişi veya kurumlar arasında özel
veya resmî haberleşmeyi sağlayan yazı türüne mektup denir.
Mektuplar konularına ve yazılış üslûplarına göre;
1. Özel mektuplar,
2. İş mektupları,
3. Resmî mektuplar,
4. Edebî mektuplar,
5. Açık mektup
gibi çeşitlere ayrılırlar. (Manzum olarak yazılan mektuplar da
vardır.)
1. Özel mektuplar
Birbirinden uzakta bulunan yakın akraba veya arkadaşların
haberleşmek, bir olayı aktarmak, bilgi vermek, ortak düşünceleri
paylaşmak gibi çeşitli amaçlarla yazdıkları ve sadece yazanla
okuyanı ilgilendiren mektuplar, özel mektuplardır. Özel
mektupları, konularına göre alt başlıklar hâlinde adlandırmak da
mümkündür: Aile mektupları veya sağlık mektupları (eşe, dosta,
yakın akrabaya yazılanlar), tebrik mektupları (herhangi bir
başarı, nikâh, nişan, düğün, bayram, yılbaşı gibi sebeplerle
yazılanlar), teşekkür mektupları (iyilik veya yardım görme gibi
sebeplerle yazılanlar), davet mektupları (davetiyeler) (nişan,
düğün, gezi vs. sebeplerle yazılanlar), taziye mektupları, özür
mektupları vs. gibi. Bu türdeki mektupların gizliliği vardır ve bu
gizlilik kanunla korunmuştur.
Özel mektuplarda konu sınırlaması olmamakla birlikte birbirlerine
mektup yazanlar muhataplarının ilgi alanlarını bildikleri için bu
durumu gözetirler. Kitap okumaktan hoşlanan birine, yeni çıkan
bilgisa-yar programlarından bahsetmek uygun olmaz.
Özel mektuplar çizgisiz beyaz kağıda el yazıyla mürekkepli bir
kalemle vakit ayırarak ve özenle yazılır. Muhataba duyulan saygı
ve verilen önem mektubun tertibinde kendisini göstermelidir. Bu tarz
mektuplarda (Sayfa Düzeni ve Güzel Yazı konusunda verdiğimiz sayfa
düzenine dikkat edilerek) sağ üst köşeye yer adı yazıldıktan
sonra virgül konur ve tarih atılır. Sonra muhataba uygun (Sevgili
kardeşim, Canım anneciğim, Değerli dostum... gibi) bir hitap
ifadesi yazılır. Mektubun yazılış amacı giriş bölümünde
verildikten sonra gelişme bölümünde bunlar açılır. Hâl hatır
sorma, selâm ve iyi dilekler mektubun sonuç bölümünde yer alır.
Mektubu yazan kişi imzasını mektubun sonuna sağ alt köşeye atar.
Birinci sayfada bitmeyen mektuplar için kağıdın arka yüzüne
yazılmaz, ikinci bir kâğıt kullanılır. Zarf açıldığında
hitap üste gelecek şekilde katlanan mektup, uygun bir zarfa konur.
Zarfın sol üst köşesine veya zarf kapağına gönderenin adı ve
açık adresi yazılır. Alıcının adı ve açık adresi zarfın
ortasından itibaren (otomasyon sistemiyle dağıtımda kolaylık
sağlamak için) altta en az 1,5 cm boşluk kalacak şekilde posta kodu
ihmal edilmeden yazılır.
Tarihi, eski Mısır’a kadar uzanan mektup türü, bilhassa özel
mektuplar için günümüzün teknik imkânları içinde eski önemini
kaybetmiştir. Zamana karşı yarışan insanlar şimdilerde mektup
yazma yerine telefon etmeyi, cep telefonlarıyla mesaj (ks msj)
yollamayı, Outlook Express, Messenger, AOL, Eudora gibi bilgisayar
programlarını kullanarak elmek (e-posta, elektronik posta)
yollamayı; ICQ, MIRC gibi programları kullanarak sohbet etmeyi
(chat), fotoğraf göndermeyi, hazır sunular, karikatürler, espriler,
şakalar... yollamayı tercih ediyorlar.
Mektup örneği
Kızım Seniha,
Sevgili kızım, bu hafta da mektup alamadım. Fakat önemi yok. Mektup
almasam da almış gibiyim. Kalplerinizi bir kitaptan daha iyi
okuyabilirim. Mektubunuz gecikmiş olsa ne çıkar? Sıkıntıda olup
olmadığınızı anlamak isterim. İnsanlık artık sürekli
acılardan kurtulacaktır. Böyle bunalımlı zamanlar büyük
ülkülerin büyüyüp yayılacağı bir zamandır. İnsanları
kurtaracak ülkülerdir. Ülkü her memleketi bir cennet yapacak, her
ulus kendi cennetinde özgür ve mutlu yaşayacaktır. Gelecekte artık
haksızlık, adaletsizlik, özgürsüzlük yoktur. Kin, düşmanlık,
açgözlülük yoktur. Bireyler birbirini sevecek, dinler birbirini
sevecek, uygarlıklar birbirini sevecek. Bugün insanlık köprü
üzerinde bulunuyor. Cehennemle Cennet üzerinde bir köprü. Eski
hayatta her birey, her ulus insanların sırtından geçiniyordu; yeni
hayatta her birey, her ulus doğanın gizli hazinelerini çalışma
anahtarıyla açarak oradan geçinecek. Ovalarımız derelerimiz,
tepelerimiz şimdiki gibi boş kalmayacak; tepeler ormanlara, dereler
yemiş ağaçlarına, ovalar yeşil ekinlere bürünecek; her yanda
fabrikaların, maden ocaklarının bacaları gökyüzüne kara duman
sütunları savuracak; çocuklar oynarken derslerini öğrenmiş
olacak, büyükler eğlenirken işlerini yapmış bulunacak; kimse
kanısından dolayı suçlu tanınmayacak; kimse ulusunu sevdiği için
günah işlemiş sayılmayacak; en iyi adamlar değil, hattâ iyi
olmayanlar bile hapishanelerde, sürgünlerde çürütülmeyecek; o
zamanın yasaları yalan, ahlâkları düzmece, bilimleri, felsefeleri
hileli olmayacak. İşte bu zaman gelince bizim ulusumuz da mutlu
olacak; şimdi haksızlığa, yoksulluğa, tutsaklığa, sıkıntıya
katlamak gerekiyor. İnsanlar bu hâle uzun süre katlanamazlar.
İnsanda irade, ülkü varken alçalmayı kabul edemez, kızım.
Ziya Gökalp
2. İş mektupları
Özel kişilerle ticarî kurumlar veya ticarî kurumlarının kendi
aralarında sipariş, satış, alacak verecek, bilgi isteme, müracaat
gibi konularla ilgili olarak yazdıkları mektuba iş mektubu denir.
Bu mektuplar herhangi bir yanlış anlamaya meydan vermeyecek biçimde
açık ve anlaşılır bir dille, gereksiz ayrıntılara girmeden,
sayfa düzeni ölçüleri göz önünde bulundurularak ve aşağıda
tarif edilen şekil özelliklerine dikkat edilerek, daktiloyla (veya
bilgisayarla) yazılmalıdır:
İş mektuplarına mektubu yazan kişinin, kurumun (veya
ticarethanenin) adı (veya ticarî unvanı) ve adresi yazılarak
başlanır. (Kurumun özel başlıklı ‘antetli’ kâğıt
kullanması hâlinde bu bilgiler zaten kâğıdın üstünde
olacaktır.) Sağ üst köşeye tarih atılır. Uygun bir aralık
bırakıldıktan sonra mektup yazılan kurumun (özel veya tüzel
kişinin) adı ve adresi yazılır. Bir veya iki satır boşluktan
sonra doğrudan, isteğin yazılmasına geçilir. Saygı sözüyle
mektup tamamlanır. Mektubu yazan sağ alt köşeye adını yazar ve
imzalar.
İş mektubu örneği
25.5. 2000
Muharrem Turan
Turan Kitap Evi
Yesevî Cad. Nu.: 12/4
Bahçelievler/ANKARA
Ötüken Yayın Evi,
İSTANBUL
İlgi: 14.03.2000 tarih ve 24/46 sayılı yazınız.
Yayın Eviniz tarafından 15. baskısı yapılan Tarık Buğra’nın
Osmancık romanından 50 (elli) adet göndermenizi rica ederim.
(İmza)
Muharrem Turan
Eki: 1. Kitabın toplam bedeli olan 25.000.000 TL’nin hesabınıza
yatırıldığına dair banka alındısı.
3. Resmî mektuplar
Resmî kurumların ve tüzel kişilik taşıyan kuruluşların
birbirlerine yazdıkları resmî yazılara ve vatandaşların
dilekçeyle bildirdikleri