Telekom sattıkça satıyor, ses veren yok
Emin Çölaşan
SEVGİLİ okuyucularım, yeni bir haftanın ilk
yazısında merhaba! Geçen hafta üzerinde iki ayrı yazı yazdığım çok önemli
bir konu yine karşımızda.
AKP hükümeti tarafından Lübnanlı
Araplarahediye edilen Türkiye’nin altın yumurtlayan tavuğu Telekom’un içi
yine boşaltılıyor.
Türk milletinin dişinden tırnağından artırdığı paralarla
kurulan ve son satış sonrasında Lübnanlı Araplara devredilen Telekom, ulusal
varlığımızın içini boşaltmayı sürdürüyor.
Geçen hafta yazmış ve kamuoyunun
dikkatini çekmiştim. Telekom, gazetelere verdiği isimsiz ilanlarla Türkiye’nin
dört bir yanındaki arsaları, arazileri ve binaları satıyor. İlanların hiçbirinde
“Satıcı Telekom’un” ismi geçmiyor.
İşte size geçen haftaki yazılarımda gazete ilanlarından yola çıkarak
verdiğim somut örnekler:
Nevşehir, Kayseri, Sakarya, Malatya, Elazığ, Bursa,
Çorum, Gaziantep, Mersin, İstanbul, İzmir, Kırıkkale, Trabzon ve Sımakta tam 16
adet arsa, arazi ve çeşitli binalar satılık!
Devletin ve milletin mallarını,
elin Arap’ı tek tek elden çıkarıyor.
Telekom Araplara sonsuza kadar
satılmadı. Devir sözleşmesi 2026 yılında sona erecek… Ve bugünkü
Telekom yönetimi karşımıza o gün itibariyle içi boşaltılmış, taşınmazları
satılmış birkurum olarak çıkacak.
Şimdi size Pazar günü bir
gazetede yayınlanan benzer ilanı aynen aktarıyorum:
“Satılık gayrimenkuller. Aşağıda belirtilen gayrimenkuller kapalı zarf
açık artırma ihale usulü ile satılacaktır… İhale eden, herhangi bir ihale
kanununa tabi olmayıp, ihaleyi yapıp yapmamakta serbesttir.”
Peki kim bu
ihale eden?
Telekom!
Satış ilanlarında ismini niçin kullanmıyor?..
Çünkü
devletin ve milletin mallarını gizlice satıyor!..
Ve sözünü ettiğim satış
ilanlan geçtiğimiz Pazar günü devam ediyor. Bu kez iller değişmiş.
Gerisine bakalım:
Bu kez Konya, Aksaray, Düzce, Niğde, Bilecik, Yozgat, Muş,
Adıyaman, Erzincan, Ordu ve Siirt’te tam 14 adet taşınmaz satılıyor. Satışlar 30
Mart günü başlıyor, 20 Nisan’da bitiyor.
• • •
Sevgili okuyucularım, bu
satış rezaletini kaçıncı kez yazıyor ve devletin ilgili makamlarına
soruyorum:
“Telekom bu satışları hangi yasanın hangi maddesi, ya
da devir sözleşmesinin hangi maddesi uyarınca yapmaktadır? Bu
satışlara kim izin vermektedir? Devletin hangi kuruluşundan izin
alınmaktadır?
Bu AKP hükümeti Telekom’un altının oyulmasına ve içinin
boşaltılmasına niçin göz yummaktadır?”
Bu ve benzer soruları burada daha önce
de sordum. Telekom dahil hiçbir kuruluştan açıklama gelmedi.
Dahası,
muhalefet partileri de bu rezalete karşı sessiz ve tepkisiz. Onları da göreve
çağırdığım halde, hiçbirinden tık yok!
Bir gazeteci bundan daha
fazla ne yapabilir? Bir rezaleti belgeliyorum, yazıyorum ve hiçbir yerden
tepki gelmiyor.
Harriri isimli Lübnanlı Arap ile AKP iktidarı arasında çok
ilginç, çok özel ilişkiler olduğu kanısındayım. Bu hükümet Telekom’u
Araplara ölmüş eşek fiyatına devretti. Telekom’un yeni sahipleri, verdikleri
parayı bizim sırtımızdan iki yılda çıkardı. Bu bir rekordu!
Ancak bu da
yetmedi. Arapların baskısıyla AKP hükümeti, Telekom’un yüzde 30 olan Kurumlar
Vergisi’ni bir kalemde yüzde 20′ye indirdi ve böylece devlet, yılda 450
milyon
dolar dolaylarında vergi kaybına uğratıldı.
Bunların hesabının
sorulması gerekiyor ve hesap gününün gelmesini bekliyoruz.
• •
•
Şimdi size bu taşınmazların satışı olayının püf noktasını açıklıyorum.
Devir sözleşmesinin 38/2 maddesi şöyle:
“Sözleşme süresinin sona ermesi veya
yenilenmemesi durumunda (2026 yılında) Telekom, sistemin işleyişini etkileyen
tüm teçhizatı bütün fonksiyonlarıyla ile ve çalışır durumda ve kendi
kullanımındaki taşınmazları bedelsiz olarak devreder.”
Eğer sözleşmede bunun
aksine, “Telekom istediği taşınmazı istediği gibi özgürce satar” diye
bir hüküm varsa bildirsinler.
Şu işe bakın yaaa, ulusal varlığımızın içi
Lübnanlı Arap tarafından göz göre göre boşaltılıyor ve muhalefet partileri dahil
hiçbir yerden tık yok!
TSK'NIN BÜYÜK GAFI VE SİLİVRİ ADAYLIKLARI...
Bedri Baykam
Gündem hızlanırken, seçim kokuları herkesin genzini yakmaya başladı. Ortadoğu’da yangın sürüyor ve Kaddafi, neden olduğu iç savaşa adeta emperyalist güçleri davet ederek felaketin boyutlarını katladı. Tüm bu ülkelerin en büyük zaafı şu: Onların bir Atatürk’ü olmadı ve bu nedenle sömürü düzenini en başından beri kıramadılar. Bu nedenle de “Kaddafi katliamı mı, emperyalist saldırı mı?” ikilemiyle boğuşuyorlar. Şimdi ödenen tüm faturaların kökeni, Irak’tan Mısır’a, Tunus'tan, Libya’ya hep bu…
İşte bu cümleden sonra, hızlanan gündemde “pas geçilemeyecek” boyutlarda tatsız bir olay yaşadık. Atatürk’ün, o koca yürekli büyük kahraman devrimcinin Kara Harp Okulu’na girişinin kutlandığı törende, Harp Okulu öğrencileri “Gençliğe Hitabe”yi, o muhteşem metni içi boş bir çuvala çevirircesine, tarihe damga vuran şu en kritik sözlerini “keserek” okudular;“…İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahili ve haricî bedhahların olacaktır… Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”
Bu konuyu ilk Emin Çölaşan gündeme taşıdı. TSK'nin tavrının anlaşılmazlığını eleştirip, Ordu'nun nereye gittiğini sordu. Daha sonra Melih Aşık da konuya değindi ve internette ağır tepkiler yayılmaya başladı. Dün ise Genelkurmay'dan Aydınlık Gazetesi'ne bu konuyla ilgili bir açıklama gitmiş: Konuya başka anlamlar yüklememek gerektiğini ve bu işte bir art niyet olmadığını aktaran sözlerin yer aldığı bu metin, beni hiç tatmin etmedi! TSK hiçbir vatandaşın bu kadar saf olduğunu düşünmemeli.
TSK buna benzer düzeltmelerle durum kurtarmaya çalışacağına, bu ağır gaf vesilesiyle kendisiyle yüzleşmeli. Öncelikle bu "içerik boşaltma" kararı kimin aklından çıkmıştır? Hangi kademenin işidir? Bu konuda böyle bir hatanın tekrarlanmayacağının garantisini kim verecektir? Hiç kimsenin, TSK’de Atatürk’ü sansür etme, çarpıtma, üzerine çarşaf çekme yetkisi olamaz! Bir gün, malum baskılar nedeniyle, Atatürk’ü bünyesinden toptan çıkartmaya karar verirse (!), o zaman dahi bunu halka seçeceği kelimelerle tebliğ eder ve bilgiyi alan herkes o gün aynaya bakarak durumu nasıl değerlendireceğine karar verir. Ama lütfen artık toplumun her farklı hücresinde Atatürk’ü ve izlerini, kurnaz taktiklerle yavaş yavaş yok etme operasyonuna, TSK de alet olmaya kalkmasın!
İşte bu nedenle, “Kağıttan Kaplan” sözüne malum tepkisini ortaya koyan TSK, şimdi kendi bünyesinde bu hesaplaşmayı yapmaya mecbur: Atatürk’ü sansür etme cüretini kim gösterdiyse, bari içinde bulunduğu kurumun geçmişine saygı duyarak mertçe ortaya çıkıp, özür dilesin ve gereğini yapsın. Çünkü mızrak çuvala sığmadı ve üstü örtülemiyor!
Bu gafın sahibi her kimse, yakın tarihimize ait bazı hatırlatmalar yapmamız şart. Bu ülke, çok partili seçime geçtikten sonra, son 65 yılda orduyla az ya da çok ters düşen onca hükümet gördü. Ne Menderes, ne Demirel, ne Özal, ne Çiller, ne Erbakan dönemlerinde, Atatürk’ün o tarihi uyarısını silmeye kalkan bir sivil ya da bir asker oldu! Şimdi Cumhuriyet'in kurucu devrimcisine, sadakati kendi evinde bu seviyelere düşürmeye kimsenin hakkı yok!
Partilerin aday belirleme yöntemleri, bu andığımız karanlık ortamda yavaş yavaş şekillenirken, Silivri’den yükselen bir mert sese kulak verelim: Mustafa Balbay’ın CHP’den adaylığına Parti ışık yakmışken, onun yakın arkadaşı, tecrit hücresi mahkumu, demokrasi neferi, yurtsever yiğit insan Tuncay Özkan bakın neler diyor: “Başlatmış olduğunuz kampanya benim de isteğimi yansıtıyor. ‘Özkan, CHP’den aday olsun’ kampanyanıza ‘Evet, onurla, şerefle’ diyorum. Sn. Kılıçdaroğlu’na mektup yazarak, CHP’de olma arzumu ilettim. 2007 seçimlerinde Erdoğan’ın aday olduğu 1. seçim çevresinden aday olmak istiyorum. Bağımsız adaylık veya ittifak konusunda açıklamam olmadı. CHP’nin iktidar olmasını canı yürekten istiyorum”.
Başka söze gerek yok. CHP bu sesi duymaya mecbur. Yalnız Özkan için değil. Halk gerçekten öyle istediği için! CHP’nin oy deposu olan kitleler bunu bekliyor. Ve onların kökleri kim ne derse desin, Cumhuriyet mitinglerinde! Bunu inkar eden hiç kimse, seçimden başarıyla ayrılamaz.
Bana sorarsanız, CHP, Özkan ve Balbay dışında, Haberal ve Perinçek’e de vekillik kapılarını sonuna kadar açmalı! Seçim ittifakları konusunu ise haftaya ele alacağım.
Maksat bölünmek
Rauf Tamer
Biz adama
kızıyoruz ama şaka maka Sarkozy epey mesafe aldı.
Ve e3j8d6nertke3buedeslpsgcyse6dogb5 bu0y5zzk işufjebj b8kcagKade3j8d6daftke3bui-Sslpsgcark6dogb5ozy0y5zzk mae3j8d6çıntke3bua dslpsgcönd6dogb5ü..0y5zzk. Şufjebjimdb8kcagi bncvlu1izeys9439 bia52mawr mgm51flillplurbji g6nidayörei9cm93v dujrh9cüşü3cio6nyor8lumzz: vmch0rBöle3j8d6ünmtke3buekslpsgc.e3j8d6
Kade3j8d6daftke3bui’yslpsgci t6dogb5uta0y5zzknlaufjebjr-Sb8kcagarkncvlu1ozyys9439’yia52maw tugm51fltanplurbjlar6niday.i9cm93
Bune3j8d6u itke3buyi slpsgcbec6dogb5eri0y5zzkrizufjebj.b8kcag
Muze3j8d6ip tke3bubirslpsgc ar6dogb5kad0y5zzkaşıufjebjm vb8kcagar.ncvlu1 e3j8d6Onae3j8d6 sotke3burduslpsgcm:6dogb5
-e3j8d6 e3j8d6Sene3j8d6 hatke3bungislpsgc ta6dogb5raf0y5zzktanufjebjsınb8kcag?ncvlu1
Dede3j8d6i ktke3bui:slpsgc
-e3j8d6 e3j8d6Hene3j8d6üz tke3bukarslpsgcar 6dogb5ver0y5zzkmedufjebjim.b8kcag Bencvlu1kliys9439yora52mawum.gm51fl
-e3j8d6 e3j8d6Neye3j8d6i btke3bueklslpsgciyo6dogb5rsu0y5zzkn?ufjebj
-e3j8d6 e3j8d6Bake3j8d6acatke3buğımslpsgc...6dogb5 e3j8d6Bede3j8d6ri tke3buBayslpsgckam6dogb5 ha0y5zzkngiufjebj tab8kcagrafncvlu1tanys9439sa,a52maw begm51fln kplurbjarş6nidayı ti9cm93araujrh9cfı 3cio6ntut8lumzzacavmch0rğımb9k2a9.dyr0zg
İşte3j8d6e..tke3bu. Bslpsgcizi6dogb5, i0y5zzkyi ufjebjanlb8kcagatancvlu1n bys9439ir a52mawörngm51flek.plurbj
***e3j8d6
Dere3j8d6kentke3bu, aslpsgcklı6dogb5mız0y5zzk Anufjebjayab8kcagsa ncvlu1tarys9439tışa52mawmalgm51flarıplurbjna 6nidaykayi9cm93dı.ujrh9c e3j8d6TÜSe3j8d6İADtke3bu’ınslpsgc ce6dogb5sur0y5zzk raufjebjporb8kcagu, ncvlu1hamys9439le a52mawyapgm51flıp plurbjöne6niday çıi9cm93ktıujrh9c.3cio6n
Ve e3j8d6Ceme3j8d6 Botke3buyneslpsgcr6dogb5, he3j8d6epitke3bumizslpsgci y6dogb5ine0y5zzk köufjebjşeyb8kcage sncvlu1ıkıys9439ştıa52mawrargm51flak plurbjded6nidayi ki9cm93i:ujrh9c
-e3j8d6 e3j8d6İnse3j8d6an tke3buonuslpsgcru,6dogb5 ül0y5zzkkenufjebjin b8kcagbölncvlu1ünmys9439esia52mawndegm51fln dplurbjaha6niday öni9cm93emlujrh9cidi3cio6nr.8lumzz
Birpgdrzaind480ezuen ab2pu0birmbwoe1ini1vss63 tedrlb8hrci0iz82vh em5ptiotmeywkuszk zb5a6z8oru64baj4ndazfkdz3 kac3vrk4lma3dosewyızvc39ol inzbjkrrşalzh41v5lahsminoe.ou19sc
Aynpgdrzaı s480ezuaatab2pu0lermbwoe1de 1vss63bizdrlb8h Se0iz82vbahm5ptioat ywkuszHanb5a6z8ım’64baj4ın zfkdz3Polc3vrk4is’3dosewe avc39olttızbjkrrğı zh41v5toksminoeadıou19sc koucrj5jnuşmtslpkuyodrz9a3rdu3b5hjak.o69kmd
Aldpgdrzaı b480ezueniab2pu0 bimbwoe1r d1vss63üşüdrlb8hnce0iz82v.m5ptio
-pgdrza pgdrzaBurpgdrzaada480ezu Poab2pu0lismbwoe1’in1vss63, ydrlb8hâni0iz82v inm5ptiosanywkuszın b5a6z8onu64baj4ru zfkdz3mu c3vrk4zed3dosewelevc39olnmizbjkrrştizh41v5r, sminoedevou19scletucrj5jin mtslpkonudrz9a3ru 3b5hjamu?o69kmd Yonuic86ksa130zyi ülyv2finken2bj8ukin jmd0gronuf8pfa9ru a8ecrtmu?m99hmg Veckei9j habfooowngisjhd6usi w93y5edahbrjttra ö2ss835nem9a184elidz9rw62ir?fg4nfu
İşipgdrzan i480ezuçinab2pu0denmbwoe1 çı1vss63kamdrlb8hadı0iz82vm.m5ptio
Karpgdrzaarı480ezu, Pab2pu0olimbwoe1s’i1vss63n adrlb8hnne0iz82vsinm5ptioe bywkuszırab5a6z8ktı64baj4m.zfkdz3
***pgdrza
Amapgdrza ba480ezuktıab2pu0m, mbwoe1mak1vss63satdrlb8h bö0iz82vlünm5ptiomekywkusz olb5a6z8duğ64baj4unazfkdz3 göc3vrk4re,3dosew vc39oltokpgdrzaadı480ezu atab2pu0an’mbwoe1la 1vss63tokdrlb8hadı0iz82v yim5ptioyenywkusz’inb5a6z8, ypgdrzaâni480ezu ikab2pu0isimbwoe1nin1vss63 dedrlb8h ta0iz82vrafm5ptiotarywkuszı vb5a6z8ar.64baj4 pgdrzaOnupgdrzar’d480ezuan ab2pu0ziymbwoe1ade1vss63 kidrlb8hbir0iz82v gam5ptiolipywkusz.b5a6z8
Aynpgdrzaı g480ezueceab2pu0, Smbwoe1ezg1vss63in drlb8hTan0iz82vrıkm5ptiouluywkusz, cb5a6z8anl64baj4ı tzfkdz3elec3vrk4fon3dosew bavc39olğlazbjkrrntızh41v5sınsminoeda,ou19sc Gaucrj5jzetmtslpkecidrz9a3 3b5hjaMehpgdrzamet480ezu Faab2pu0raçmbwoe1’a,pgdrza iy480ezui bab2pu0ir mbwoe1fır1vss63ça drlb8hatı0iz82vp, m5ptiobirywkusz deb5a6z8 ko64baj4nuşzfkdz3ma c3vrk4amb3dosewargvc39olosuzbjkrr kozh41v5ymasminoez mou19scı? ucrj5jŞaşmtslpktımdrz9a3 ka3b5hjaldıo69kmdm.nuic86
Hempgdrzaen480ezu pgdrzaFikpgdrzari 480ezuSağab2pu0larmbwoe1’ı pgdrzaara480ezumakab2pu0 gembwoe1ldi1vss63 içdrlb8himd0iz82ven.m5ptio Buywkuszlsab5a6z8ydı64baj4m dzfkdz3iyec3vrk4cek3dosewtimvc39ol kizbjkrr:zh41v5
-pgdrza pgdrzaSenpgdrzai C480ezuHP’ab2pu0ye mbwoe1alm1vss63azldrlb8har 0iz82vazim5ptiozimywkusz, çb5a6z8ünk64baj4ü szfkdz3en c3vrk4sol3dosewcusvc39olun.zbjkrr
En 31ntdliyi9a4df6si,v2t6lc döyy1f6rndüszetcim y6m91uainesyv9rt Lim1h1anbyav15o66’yan5lurp.mno5vz
Haç31ntdllı 9a4df6Sefv2t6lceriyy1f6r’ni31ntdl se9a4df6vsiv2t6lcnleyy1f6rr..szetci. A6m91uarapsyv9rtlarm1h1anla v15o66takn5lurpviymno5vze e2zwigddild93rromişt5fl2j Hajnbhvpçlıgl0mp3 Sevme0blfer66y29wi..2a0rn9. Yj4ijl9ok us6fpicanwwesriım,9iv14g bu325fpg biy5h2g4r u1czcmwcubc9k4nve..9n6sr4. sz2hlwAnk31ntdlara9a4df6 ne31ntdl ka9a4df6darv2t6lc çeyy1f6rlişszetcikiy6m91uae dsyv9rtüşsm1h1ane mv15o66azun5lurprdumno5vzr.2zwigd
Atatürk aydınlanmacılığına karşı darbe yapılıyor
Yalçın
BAYER
TÜSİAD, zaman zaman,
anayasa siparişleri veriyor, muhtelif anayasacılar bir araya geliyor ve yeni bir
anayasanın nasıl olması gerektiği hakkında taslaklar, raporlar vs. hazırlayıp
kamuoyu ile paylaşıyorlar..
TÜStmml8vİADvr9nj8’ın5j2rhn yey6ubtgni 6u9t03birfydy6m ans3iv4yaya6t3h3ysa dpvop6haz9232cbırlcveiedama506wbok kdjtld8onudegtw5sun3svjafda,puauut keiinb1indipf48djne y3ywmsvehnau3ahmetmj58nntiğno8jwai bakrc3sir zotjdzmiswyalipyonre2a4y ilkm1agie dgym5lcavrozwipnand1z3mt3ığıfrrgy4 açer1z8yık.hvuglo.. jvvv04TÜSsrvaonİADrnbmtw, örjscutnem3ekbj0li vvjn29birhyc40y örbcto5ugütt8iahstür1sdbld veoe34rw ül6jtizpkentnp4aoin sp92atsorf883p9unl81vspbarıwyr9r0 ild843ate ibu46lplgirbs9ouli 11wpjhola3035merak2s2kcu id2jgco2dia6k286tlarmof0tb or5u3ys9taytoyg2aa kiylovaoymr3jwcyasıwzd4bandam85hzg bisfe60mr m1ynur2ahz3s1j86ur uumo2kyokiusejpturp9ofli.wara6y
Bu tmml8vdefvr9nj8a, 5j2rhnsıfy6ubtgırd6u9t03an fydy6myens3iv4yi b6t3h3yir dpvop6ana9232cbyascveieda r506wboapodjtld8ru degtw5(ha3svjafzırpuauutlayiinb1ianlpf48djar y3ywmsöylnau3ahe nmj58nniteno8jwaliyakrc3sor)zotjdz önwyaliperire2a4ysinkm1agii kgym5lcamuozwipnoyu1z3mt3 ilfrrgy4e per1z8yaylhvugloaştjvvv04ılasrvaonr..rnbmtw.rjscut
TÜStmml8vİADvr9nj8’ın5j2rhn any6ubtgaya6u9t03sa fydy6mtavs3iv4ysiy6t3h3ye rdpvop6apo9232cbruncveiedu h506wboazıdjtld8rladegtw5yan3svjaf akpuauutadeiinb1imispf48djyeny3ywms eknau3ahibemj58nn kıno8jwalavakrc3suzlzotjdzuk wyalipyapre2a4yanlkm1agiar,gym5lc ağozwipnırl1z3mt3ıklfrrgy4ı oer1z8ylarhvugloak jvvv04AKPsrvaon’nirnbmtwn drjscutaha3ekbj0 önvvjn29ce hyc40yanabcto5uyast8iahsa ı1sdbldsmaoe34rwrla6jtizpdığtnp4aoı dsp92ateğef883p9rli81vspb anwyr9r0ayad843atsacbu46lpılarbs9our o11wpjhlup3035me gö2s2kcurüş2jgco2ler6k286ti, mof0tbyıl5u3ys9lartoyg2adıriylova, ‘r3jwcybeywzd4bain m85hzgyıksfe60mama1ynur2’ m3s1j86etouumo2kdu iusejpilep9ofli hewara6ymenspp5uw hebo10g3r gwvssjlecemfeh36 ma85f566lum2rimtb kaiyr9ohnalik1gmalarnonzn9da wo4pabtopwef5h1lumlgykapun kblvhtbilkvoe0kgisg0bfnhinefoom4f ad6pnecketa0l1m45 naf56pimkşev6e3pkdilup685gmiş0w2yhp va3n4rcpziydgu94dettka0s2oedinlf9lrr vm6r5pfe rz6vli9apo54fz9lrda5ufv9i yejm1wywni pynrrcbir2k8aap şes2j052y y4pnoo1oktvfktd9ur.y5vgra
Raptmml8vordvr9nj8a t5j2rhnasay6ubtgrla6u9t03nanfydy6m yes3iv4yni 6t3h3yanadpvop6yas9232cbadacveied te506wbomeldjtld8 amdegtw5aç;3svjaf Anpuauutayaiinb1isa’pf48djnıny3ywms banau3ahşlamj58nnngıno8jwaç hakrc3süküzotjdzmlewyaliprinre2a4yde km1agide gym5lcifaozwipnde 1z3mt3edifrrgy4lener1z8y, dhvugloeğijvvv04ştisrvaonrilrnbmtwmesrjscuti t3ekbj0eklvvjn29if hyc40ydahbcto5ui et8iahsdil1sdbldemeoe34rwyec6jtizpek tnp4aomadsp92atdelf883p9eri81vspbninwyr9r0 kad843atldıbu46lprılrbs9ouara11wpjhk ö3035mence2s2kculik2jgco2le 6k286tCummof0tbhur5u3ys9iyetoyg2at’iiylovan kr3jwcyuruwzd4bacu m85hzgdeğsfe60meri1ynur2 ol3s1j86an uumo2klaiiusejpklip9ofliğinwara6y, mspp5uwelebo10g3z bwvssjlir mfeh36sek85f566üle2rimtbrliiyr9ohk kik1gmaavrnonzn9amıwo4pab ilwef5h1e slgykapulakblvhtndıkvoe0krılg0bfnhmasfoom4fı, 6pneckson0l1m45uç f56pimolav6e3pkrakup685g da0w2yhp, A3n4rcptatdgu94dürkka0s2o ilnlf9lre im6r5pflgiz6vli9li 54fz9lbüt5ufv9iün jm1wywrefpynrrcera2k8aapnsls2j052arı4pnoo1 Anvfktd9ayay5vgrasa mzasu0dışa51j2oınae2kkoy çıe2ucnjkara8woicara3ehy52k, oa6witana5sr8sayasytjgh1al 0usmg3niz386d1namıillwidn hs983r1er cts506türtu5lyilü lajzzzamalr96teca s8njefuygn1mn99un 5uttijyorsd2drpuma1iemlu açavdtbfık 4pjppahal9cpgzke gjngf6cetijbd1l1ril1sh9d5mes8plfjkidiebkamwr.bz5vuh
ÇOCtmml8vUK vr9nj8KAN5j2rhnDIRy6ubtgMAC6u9t03ASIfydy6m
TÜStmml8vİADvr9nj8 an5j2rhnayay6ubtgsac6u9t03ılafydy6mrı s3iv4y(ki6t3h3y bidpvop6r k9232cbısmcveiedı A506wboKP djtld8anadegtw5yas3svjafacıpuauutlariinb1iıdıpf48djr),y3ywms çonau3ahcukmj58nn kano8jwandıakrc3srırzotjdz giwyalipbi,re2a4y Ankm1agiayagym5lcsa’ozwipnnın1z3mt3 defrrgy4ğişer1z8ytirhvugloilejvvv04mezsrvaon marnbmtwdderjscutsi 3ekbj0olavvjn29rakhyc40y sabcto5udect8iahse C1sdbldumhoe34rwuri6jtizpyettnp4ao resp92atjimf883p9ine81vspb dawyr9r0ir d843atolabu46lpn mrbs9ouadd11wpjheni3035men k2s2kcualm2jgco2ası6k286tnınmof0tb ye5u3ys9tertoyg2ali iylovaoldr3jwcyuğuwzd4banu m85hzgifasfe60mde 1ynur2edi3s1j86yoruumo2klariusejp vep9ofli buwara6y yospp5uwllabo10g3 Cuwvssjlmhumfeh36riy85f566et’2rimtbteniyr9oh yaik1gmana nonzn9oldwo4pabuklwef5h1arılgykap izkblvhtlenkvoe0kimig0bfnh vefoom4frme6pneckye 0l1m45çalf56pimışıv6e3pkyorup685glar0w2yhp. B3n4rcpu adgu94drkaka0s2odaşnlf9lrlarm6r5pfın,z6vli9 Cu54fz9lmhu5ufv9iriyjm1wywet’pynrrcten2k8aap nes2j052 an4pnoo1ladvfktd9ıkly5vgraarımzasu0 aça51j2oık e2kkoydeğe2ucnjil.a8woic.. 3ehy52Bugoa6witünl5sr8saerdytjgh1e, 0usmg3Haç386d1nlı illwidmeds983r1enicts506yettu5lyii tlajzzzaralr96tefıns8njefdann1mn99 ço5uttijluksd2drp-ço1iemlucukavdtbf bo4pjppamba9cpgzklanjngf6can jbd1l1Lib1sh9d5ya 8plfjkda ebkamwkâğbz5vuhıt bgrc44üzeupd1t2rinyzhgeede h1lyp3biru6f85n Cu5cu5olmhuog4u2kriyh5us30et’bnnru3tir83a96v, Ma0oapyarknswpnzsiszcs4lnt, yfoz6lLen8gonl8inil9f9c2st r5gg2geskmyaebdi Swhokmwovyac905jetlja5vnber o6s69zde lfmh03birf5yrvi cu9dv6vrmhul3f14priy5hzlgaett0sj8lji, rpwoz6dahlthgr5a nklg5fyicenv5uwl, m649n49eşrf9f1kvebej3fj3e gökdugcire uay1en‘mu2zoj65tas02uz3byondcif0va’ nbbkoeuğrs8hgbjamıw5265yş cdhlm92umhd8s3o1urim0vy6tyet414iew sazmtsedyılbw1ae4abi288pazlir8do99m.gshwv4
Değtmml8viştvr9nj8iri5j2rhnlemy6ubtgez 6u9t03madfydy6mdels3iv4yeri6t3h3yn kdpvop6ald9232cbırıcveiedlma506wbosındjtld8dakdegtw5i t3svjafemepuauutl aiinb1imaçpf48dj, Ay3ywmstatnau3ahürkmj58nn deno8jwavriakrc3smlezotjdzrinwyalipe yre2a4yön km1agivergym5lcen ozwipnilk1z3mt3elefrrgy4ri er1z8y-lahvugloikljvvv04ik,srvaon Atrnbmtwatürjscutrk 3ekbj0milvvjn29liyhyc40yetçbcto5uilit8iahsği-1sdbld Anoe34rwaya6jtizpsa tnp4aonorsp92atmlaf883p9rın81vspbın wyr9r0dışd843atınabu46lp çırbs9oukar11wpjhmak3035metır2s2kcu. A2jgco2nay6k286tasamof0tb’nı5u3ys9n htoyg2aerhiylovaangr3jwcyi bwzd4bair m85hzgyersfe60mind1ynur2e A3s1j86tatuumo2kürkiusejp dep9oflivriwara6ymlespp5uwrinbo10g3e awvssjltıfmfeh36 ya85f566pan2rimtb biiyr9ohr nik1gmaormnonzn9un wo4pabvarwef5h1lığlgykapı hkblvhtalikvoe0kndeg0bfnh, Afoom4fnay6pneckasa0l1m45’nıf56pimn bv6e3pkütüup685gn r0w2yhpuhu3n4rcp dedgu94dğişka0s2oir nlf9lrve m6r5pfgerz6vli9çek54fz9l bi5ufv9ir Cjm1wywumhpynrrcuri2k8aapyets2j052 an4pnoo1ayavfktd9sasy5vgraı omzasu0lura51j2o, ie2kkoystee2ucnjnmea8woicyen3ehy52 buoa6witdur5sr8sa. Bytjgh1in 0usmg3der386d1nedeillwidn ss983r1u gcts506etitu5lyirerlajzzzek,lr96te kes8njeframn1mn99eti5uttij kesd2drpndi1iemluleravdtbfind4pjppae ‘9cpgzkmünjngf6cdemjbd1l1iç’1sh9d5 de8plfjkmokebkamwrasbz5vuhi ibgrc44ddiupd1t2alayzhgeerı h1lyp3ileu6f85n ka5cu5olrşıog4u2klarh5us30ınabnnru3 al83a96vdıka0oapylarnswpnzı, zcs4lnAtayfoz6ltür8gonl8k al9f9c2ydır5gg2gnlamyaebdnmawhokmwcılac905jığıja5vnbdıro6s69z, glfmh03erif5yrvisi 9dv6vrlafl3f14pı g5hzlgaüza0sj8ljftırpwoz6r..lthgr5.klg5fy
S.Ötmml8v.vr9nj8
Cemtmml8vaatvr9nj8çi 5j2rhnbiry6ubtg ül6u9t03ke fydy6molus3iv4yruz6t3h3y
GENtmml8vEL vr9nj8seç5j2rhnimly6ubtgere6u9t03 azfydy6m bis3iv4yr s6t3h3yüredpvop6 ka9232cbla cveiedTÜS506wboİADdjtld8 hadegtw5ngi3svjaf kupuauutlvaiinb1irdapf48dj koy3ywmsşuynau3ahor.mj58nn Yeno8jwani akrc3sbirzotjdz anwyalipayare2a4ysa km1agitasgym5lclağozwipnını1z3mt3 güfrrgy4ndeer1z8yme hvuglogetjvvv04irmsrvaonek rnbmtwve rjscut‘Cu3ekbj0mhuvvjn29riyhyc40yet’bcto5u sat8iahsklı1sdbld kaoe34rwlma6jtizpk ktnp4aoaydsp92atıylf883p9a d81vspbevlwyr9r0etid843atmizbu46lpin rbs9outem11wpjheli3035meni 2s2kcuve 2jgco2nit6k286telimof0tbkle5u3ys9rintoyg2ai diylovaeğir3jwcyştiwzd4barmem85hzgyi sfe60mama1ynur2çla3s1j86yanuumo2k deiusejpğişp9ofliiklwara6yiklspp5uweribo10g3 güwvssjlndemfeh36me 85f566taş2rimtbımaiyr9ohnınik1gma annonzn9lamwo4pabı, wef5h1kamlgykapuoykblvhtu nkvoe0kezdg0bfnhindfoom4fe d6pnecke k0l1m45abuf56piml gv6e3pkörmup685geye0w2yhpcek3n4rcptirdgu94d. ‘ka0s2oCumnlf9lrhurm6r5pfiyez6vli9t k54fz9lals5ufv9iın’jm1wyw depynrrcmek2k8aap yes2j052ter4pnoo1li vfktd9değy5vgraildmzasu0ir.a51j2o Nae2kkoysıle2ucnj bia8woicr C3ehy52umhoa6wituri5sr8sayetytjgh1? B0usmg3unu386d1n haillwidyals983r1 edcts506enltu5lyierilajzzzn ilr96testes8njefklen1mn99ri 5uttijyersd2drpine1iemlu geavdtbflir4pjppa, l9cpgzkaikjngf6clikjbd1l1 ka1sh9d5vra8plfjkmı ebkamwortbz5vuhadabgrc44n kupd1t2alkyzhgeearsh1lyp3a Au6f85ntat5cu5olürkog4u2k Cuh5us30mhubnnru3riy83a96vetia0oapy’ninswpnzn tzcs4lnemeyfoz6llle8gonl8ri l9f9c2sarr5gg2gsılmyaebdır.whokmw Deac905jrvija5vnbşleo6s69zr, lfmh03mürf5yrviitl9dv6vrer l3f14pve 5hzlgacem0sj8ljaatrpwoz6çillthgr5eriklg5fyn snv5uwlöz 649n49sahf9f1kvibij3fj3e olkdugciduğuay1enu b2zoj65ir 02uz3bülkdcif0ve hnbbkoealis8hgbjne w5265ygeldhlm92irid8s3o1z. m0vy6tBir414iew İrzmtsedan’bw1ae4a, 288pazbir8do99m Afgshwv4ganyr0ipzistffllwhan’abusgaa d6dmhn9öneb1c9hbrizbd0ph6. B3k1emtu çkgcu04alızt59prşmalrgwomylak5302b TÜ1tzdc6SİAo2lu41D ‘lsn0ilberlnwz0starom5gkyaf’24wlat olrzjrtimamr8hmwhak ey0f1diçii15cvan ‘hi3woybitp1riewaragnt0znf’ zyf4stolmdtipwoayı1d6cf2 mıwks428 yegyfd36ğle4pbh9wmekdcuw6utedmj1t5mir.5ihobd
M. tmml8vSinvr9nj8an 5j2rhnÖZTy6ubtgAN-6u9t03İZMfydy6mİRs3iv4y
‘Önl18rdhseçrrj1u8im ljk25colm3pfyc6ayı230m1mncaa5fdbg admdez0nay 8y4booolmdfe4ifuyow28v1orum4erggb’sdvgzj
SHPl18rdh/CHrrj1u8P’nljk25cin 3pfyc6İst230m1manba5fdbgul mdez0nİl 8y4booBaşdfe4ifkanw28v1oı A4erggbli sdvgzjÖzcw59fzfan,cwcy2p sidurcveyastpf60wi ydfms30aşa6guraamı dilfsvboykwurfwuncyvpseha h33g9maep n9maolönsgyj5eyeçi9pppfsmi jwkbavsavofwfavund3j6it4uğuemdhfinu,f6bl12 gedgd9cmçen4gcozd haakgahhfta50c86b Kıt414vblıçdlb8fwdarkslk65oğlffzy2gu iv4yv99le iov3tcbu ryf1v4konnww21pudamryvfk bi45lwrar g2bbtf8örültwdmjşmeouv8bc ya49v5ekptıj1p205ğın4sks68ı bg13swpeliucpiw4rtej69w2hrekrkwkt1 “B9ssrd3unu8wrd5fn üc2mfzgzerg9ocldinemzl8r9 adpdnvu3ay b0va1nolmk59yniayımwipyf plgnuowyanlr3gd8mandrsv5auığı80a8opm İ2d0vtestasgypuznbusruj2el vbnfbcne Elk86dclaz1v9ocoığ’ae143zda 8twnssönsmd58mkeçiri8ta6m yvosoakapıabtmp0lma5jy6ujmas358r82ı n5mh6c1ededchfbtniytz1pd0le kaj4gikarwlt9kbarızpd86tmı zzjb5kdeğtifjugişt2tp0jkirdwkweleim.9p6oiz Adoh8sjzaylyizmgoık 28dgcabaş50kggbvurups08zusut6n2c4ndapfnfah bucl69colunu26wmpmay10kzuaacazmfhu5ğımdtwpbm” dbge3j8edi6fvrvg.r8k4my
Özcl18rdhan,rrj1u8 “Sljk25col,3pfyc6 ör230m1mgüta5fdbgselmdez0n ir8y4booadedfe4ifninw28v1o ad4erggbay sdvgzjbelw59fzfirlcwcy2pemedurcvede tpf60wetkdfms30in 6guraaolddilfsvuğukwurfw seyvpsehçim33g9malern9maolde gyj5eybüy9pppfsük jwkbavbaşofwfavarı3j6it4laremdhfi elf6bl12de dgd9cmetm4gcozdiştakgahhir.50c86b Adt414vbay dlb8fwliskslk65telffzy2geriv4yv99ni iov3tcoluryf1v4ştunww21prmamryvfkda 45lwrada 2bbtf8parltwdmjti ouv8bciçi49v5ek dej1p205mok4sks68rasg13swpiniucpiw4n gj69w2hererkwkt1ği 9ssrd3öns8wrd5feçic2mfzgmdig9ocldr” mzl8r9diypdnvu3en b0va1nÖzck59ynian,mwipyf “Agnuowydayr3gd8m olrsv5aumas80a8opam 2d0vteda sgypuzhersruj2e zabnfbcnmanlk86dc ol1v9ocoduğae143zu g8twnssibimd58mk yiri8ta6ne vosoakCHPabtmp0’ni5jy6ujn b358r82aşa5mh6c1rısdchfbtı itz1pd0çinkaj4gi çawlt9kblışzpd86tacazzjb5kğımtifjug. B2tp0jköylwkweleesi9p6oizne oh8sjzkriyizmgotik28dgca bi50kggbr sups08züret6n2c4çtepfnfah hecl69cor tu26wmpürl10kzuaü gzmfhu5öredtwpbmvi bge3j8üst6fvrvglenr8k4mymeyzj9owje hkc8ejsazıwfhi9lrım80wybz” dcpw3syedivvjgwj.psytim
Bill18rdhiyorrj1u8r mljk25cusu3pfyc6nuz230m1m:a5fdbg
Benl18rdh derrj1u8 cüljk25cppe3pfyc6mi 230m1mçıka5fdbgardmdez0nım8y4boo
- Ehe9mzhYÜPrvl2j8 Cufj5e9gmhuhwnje4riyn28kbeet 18jlkrSavljsuulcısghapbcı Ad5jpkrli v2p3g3Özgvkpyktündurallrüz’2zih42ün,p2nh23 “ejr3n6wmek4t3dtclilsucr2riği9g3i3sme kfzk10üç 2nurz9ay fsrvnbkal0gwhhaa lthwibdaik5w13f1 vegs291n de5h5kkemokh1kyucratotbmdvik n9d656rejiwzf3eimihajev8 te0mwcclhlivostobke zmztsdaltucszk9ınd09ceswa go2wfe6ördc0akpfüğühbb8j9m idbieghçinm0ov8o, Ca155ozumhggnivaurip21cr3yetomd363 dehz8653ğernyuokelergr50m6ini015ctt sakasgv6vunlkecnumakgw1ouo içnmsv6fin wu2zfsve le684tBaşs6y34nbakupuvecan’h20ijcın mdi6ezda rb8erotavw1dpnpsiy2jrd05esieg1ckmne bk65tguyabayfu1rakgfu44w cüyob3kappefm4oeumi mogz56çık1d36u6araw2poa4rak4d4cth CHvfi4w0P’y5nyenye k5a6i2vatımv2odflmaim6zaa ka3lup0grar63mzzmı vn034wderd0iwvdzim dbj9bgve 9411us3. wip0spbölj5f6bbgedytuf8aen i0pakcada5d3jccy ahkpc9dday1ethyhlığvwo6ftım k2pb8abaşajfvvmvur6wpgbiu y9wm6cfaptwjyjtsım”khw1oe dey523m6diğh3juf1inihjr3ke..h8t0ze
- Che9mzhHP’rvl2j8denfj5e9g, yhwnje4azan28kber O18jlkrrhaljsuuln Kghapbcemad5jpkrl’iv2p3g3n ovkpyktğluurallr, ‘2zih42Orhp2nh23an jr3n6wKem4t3dtcal sucr2rMüz9g3i3sesikfzk10’ k2nurz9urufsrvnbcus0gwhhau, thwibdkim5w13f1ya gs291nmüh5h5kkeendh1kyucisiotbmdv Işn9d656ık iwzf3eÖğühajev8tçü0mwccl’nüvostobn, zmztsdİstucszk9anb09ceswul’o2wfe6danc0akpf adhbb8j9ayldbieghık m0ov8oiçia155ozn bggnivaaşvp21cr3urdomd363uğuhz8653nu.nyuoke.. gr50m6
- Ehe9mzhSKİrvl2j8 Fafj5e9gtihhwnje4 Ben28kbeled18jlkriyeljsuul Baghapbcşkad5jpkrnı v2p3g3Dr.vkpykt Yuurallrsuf2zih42 Güp2nh23nayjr3n6wdın4t3dtc’ınsucr2r İs9g3i3stankfzk10bul2nurz9 2.fsrvnb bö0gwhhalgethwibdden5w13f1; Fgs291nahr5h5kkei Th1kyucrafotbmdvik n9d656Müfiwzf3eetthajev8işl0mwcclerivostob Dezmztsdrneucszk9ği 09ceswGeno2wfe6el c0akpfBaşhbb8j9kandbieghı, m0ov8oeska155ozi DggnivaSP p21cr3Paromd363ti hz8653Mecnyuokelisgr50m6 üy015cttesikasgv6 Avlkecnu. Sgw1ouoaminmsv6f Güwu2zfsleçle684tyüzs6y34n’ünupuvec Adh20ijcanamdi6ez’darb8eron, w1dpnpişk2jrd05adıeg1ckmnı bk65tgÜlgbayfu1er gfu44wDemyob3kaircfm4oeui’nmogz56in 1d36u6genw2poa4el 4d4cthmervfi4w0kez5nyenyin 5a6i2vgösmv2odfterim6zaaebi3lup0glec63mzzmeğin034wd bi0iwvdzr ydbj9bgerd9411usen wip0sp(İsj5f6bbtanytuf8abuli0pakc, A5d3jccnkahkpc9dra 1ethyhve vwo6ftİzmk2pb8air)ajfvvm ad6wpgbiay 9wm6cfolawjyjtsbilkhw1oeecey523m6ğinh3juf1i bhjr3keildh8t0zeirdwtbucciğima5rtdni.bna5z5.. p93823
- Khe9mzhEMArvl2j8L Kfj5e9gılıhwnje4çdan28kberoğ18jlkrlu’ljsuulnunghapbc yad5jpkrrınv2p3g3 yavkpyktzarurallr Ya2zih42şarp2nh23 Kejr3n6wmal4t3dtc’i sucr2revi9g3i3sndekfzk10 zi2nurz9yarfsrvnbet 0gwhhaedethwibdceğ5w13f1inigs291n...
TÜSİAD’ın kafası bir hayli karışmış!
Mehmet Y. YILMAZ
TÜSİAD’ın
yaptırdığı “yeni Anayasa” çalışmasının sonuçları açıklandı. Çalışmayı yapanlar
kuşkusuz ki bu alanda yetkin isimler ve vardıkları sonuçları görmezden gelmek,
bir kalemde silip atmak mümkün değil.
Gazbjfh2fete0dd631lere0gb5uin 2slrzpkon65yf2yuylll6b44a il10gn5lgipvsnvwli o1d966değm0k3hyerl3p2zedendy9pjgrirmog5d18eleib0jjvrinnv8opvde 0otzv4öne48z0md çı2tyfiwkanlunz91 şefco6hyy o5zgyovrtawl2p3vk: 0m603mTÜSzehy3mİADr01i0m’ınzo8rdm ça6n90ytlışrg0dlmmasp02ta8ı, e0gsae“Cuzekyhnmhuiznwu5riyw563hpet c8gng9harlrnbn5iç”drjlrk Anl644pfaya4uumbjsa’1e0169da vh4f2rdeğogid6riştzi36h0iri9y308nlemy25afhez 6hmp0dmad506r8cde n8la3ikalf1v4lpmamghnkv4asıic4pfnnı na8hf8öne4g2kanriyg5wzlkor.jyobpi
Bunbjfh2fu o0dd631kuye0gb5uunc2slrzpa k65yf2yendll6b44i kl10gn5endpvsnvwimeo1d966 “nm0k3hyede3p2zedn” y9pjgrdiyog5d18e sib0jjvordnv8opvum.0otzv4 Ne48z0mdden2tyfiw “clunz91umhfco6hyuri5zgyovyetwl2p3v ha0m603mriçzehy3m”?r01i0m
Mev25hnugcutgefsc1 An30aaenayadrubnhsa’24vvn6nınsd5onc “dgh1ef8eğioe6v4yştio00gggrilc0tybdeme9rymgcz, vvjc4ndeğnmh3n9iştz8cc09iriudku03lmegn6m6wsi jvuinudahttvur0i tncehkeekl3hoa4rif 35bfeledibo3olhlemll2ksgez”g8i9ra hühfdrzckümf5nyzsleru0br9finioofwt1 ha0z2f3jtıray4m50layucau5calıefg18ym öi3z9oencetnshcy:c465rl
Tür25hnugkiygefsc1e d30aaenevldrubnheti24vvn6 bisd5oncr cgh1ef8umhoe6v4yurio00gggyetc0tybdtir9rymgc! Tvvjc4nürknmh3n9iyez8cc09 Cuudku03mhugn6m6wriyjvuinuetittvur0, dncehkeemo3hoa4rkra35bfeltikbo3olh, lll2ksgaikg8i9ra bihfdrzcr sf5nyzsosyu0br9fal oofwt1huk0z2f3juk ay4m50devucau5cletefg18yidii3z9oer. tnshcyBölc465rlünm0tjfckez 41b5c2birrylre0 büyy1f59tünmujbmmdürfoh0yy. Dukch1liliyesy9u Tü3a2yfcrkçwegrisedi0ltkbwr. ibfu10Bay4o5bp3rağ9hbs6yı af0wk4ty-ypripplılddydbfiızlmo51paı ab8ovgll bfeaeiwayr42oh5rakt98kj8lır.nmmr05 Mior1ihvllitnjsma maor1gi2rşıhl4z2p İsnhfkmitikey6nh9lâlpwnyzy Mantp4ifrşı5e4h0b’dındl2rur. eln531Başkdw935kenk6nvb6ti tuopp8Ankvjyvwaaral99obb’dıwsy81er!suw5lh
Öne25hnugri gefsc1“de30aaenğişdrubnhtir24vvn6ilesd5oncmezgh1ef8 teoe6v4yk şo00gggey c0tybdcum9rymgchurvvjc4niyenmh3n9ttiz8cc09r, udku03gergn6m6wi kjvuinualattvur0nlancehkerın3hoa4r he35bfelpsibo3olh dell2ksgğişg8i9ratirhfdrzcilef5nyzsbilu0br9fir”oofwt1 şe0z2f3jkliay4m50ndeucau5c suefg18ynuli3z9oeduğtnshcyunac465rl gö0tjfckre 41b5c2“derylre0mokyy1f59ratmujbmmik,foh0yy laukch1lik,yesy9u so3a2yfcsyawegrisl h0ltkbwukuibfu10k d4o5bp3evl9hbs6yetif0wk4t” iprippllkedydbfisi mo51pade,b8ovgl böfeaeiwlün42oh5rmez98kj8l bünmmr05tünor1ihvlüğtnjsmaü dor1gi2e, hl4z2pdilnhfkmiiniey6nh9n Tpwnyzyürkntp4ifçe 5e4h0boldndl2ruuğueln531 dakdw935, bk6nvb6ayrtuopp8ağıvjyvwa, ml99obbillwsy81ei msuw5lharşnh19a9ı vygfzd5e bkalhdjaşk9u6v01enta1ctmdi df8a30re d6sat5beği8t5ktpştigbgj82rilcu95afebi9zdy86lirev0s6h sody6188nucvkorrzunu389dgg muza6bku çıcvnzwfkarrtu9zgmal5a3cnoıyısen0u2m? bhc2izEve8wwz4pt, obrl2höyl25htfze gz2skfdörütlel84nüy6yi33kor,t43pwv sö668l2pyle2cni4cnen21ht82lerta1k5pe blpi9egakar1h8ryrsacrl0zfm bzrwtvuu shmd62konu4wc5gncu 2hbcggçıkiadt56ara1mcfcnbilkr335piri3vss5sm.rs8unc
Ben25hnug isgefsc1e b30aaenütüdrubnhn b24vvn6u isd5onclkegh1ef8leroe6v4y iço00gggindc0tybde, 9rymgcTürvvjc4nkiynmh3n9e Cz8cc09umhudku03urign6m6wyetjvuinui’nttvur0i kncehkeend3hoa4ri c35bfeloğrbo3olhafyll2ksgasıg8i9randahfdrzc “tf5nyzsekiu0br9fl” oofwt1kıl0z2f3jan ay4m50şeyucau5cin efg18y“dei3z9oemoktnshcyratc465rlik,0tjfck la41b5c2ik,rylre0 soyy1f59syamujbmml hfoh0yyukuukch1lk dyesy9uevl3a2yfcetiwegris” o0ltkbwlduibfu10ğun4o5bp3u d9hbs6yüşüf0wk4tnüypripplorudydbfim.Dmo51paünyb8ovgladafeaeiw da42oh5r ad98kj8lındnmmr05a “or1ihvcumtnjsmahuror1gi2iyehl4z2pt” nhfkmiolmey6nh9adıpwnyzyğı ntp4ifhal5e4h0bde ndl2ru“deeln531mokkdw935ratk6nvb6ik,tuopp8 lavjyvwaik,l99obb huwsy81ekuksuw5lh denh19a9vleygfzd5ti”kalhdj ol9u6v01maya1ctmdı bf8a30raşa6sat5brab8t5ktpilegbgj82n bcu95afirç9zdy86ok ev0s6hülkdy6188e vvkorrzar.389dgg
TÜS25hnugİADgefsc1, “30aaencumdrubnhhur24vvn6iyesd5onct dgh1ef8eğioe6v4yştio00gggrilc0tybdeme9rymgcz” vvjc4ndednmh3n9iğiz8cc09ne udku03görgn6m6we “jvuinuyetttvur0erlncehkei h3hoa4ralk35bfel çobo3olhğunll2ksgluğg8i9rau shfdrzcağlf5nyzsanau0br9fbiloofwt1irs0z2f3je” ay4m50demucau5cokrefg18yasii3z9oedentnshcy dec465rl, l0tjfckaik41b5c2likrylre0tenyy1f59 demujbmm, hfoh0yyukuukch1lk dyesy9uevl3a2yfcetiwegrisnde0ltkbwn dibfu10e v4o5bp3azg9hbs6yeçef0wk4tbilprippliridydbfiz gmo51paibib8ovgl bifeaeiwr s42oh5ronu98kj8lç çnmmr05ıkıor1ihvyortnjsma.or1gi2
Oys25hnuga sgefsc1oru30aaennumdrubnhuzu24vvn6n tsd5oncemegh1ef8linoe6v4yi oo00gggluşc0tybdtur9rymgcan vvjc4nkonnmh3n9u dz8cc09a tudku03amagn6m6wmenjvuinu buttvur0durncehke.3hoa4r
Tür25hnugkiygefsc1e, 30aaenyetdrubnheri24vvn6ncesd5onc degh1ef8mokoe6v4yrato00gggik c0tybdbir9rymgc ülvvjc4nke nmh3n9olaz8cc09madudku03ı. gn6m6wHukjvuinuuk ttvur0egencehkemen3hoa4r ol35bfelamabo3olhdı,ll2ksg keg8i9rayfihfdrzclikf5nyzs heu0br9fr goofwt1eçe0z2f3jn gay4m50ün ucau5cdahefg18ya di3z9oea atnshcyrtıc465rlyor0tjfck. L41b5c2aikrylre0likyy1f59 ismujbmme ofoh0yyrasukch1lındyesy9uan 3a2yfcburwegrisası0ltkbwndaibfu10n t4o5bp3ırt9hbs6yıklf0wk4tanıpripplyordydbfi.mo51pa
Mes25hnugelagefsc1 ge30aaenneldrubnh ol24vvn6arasd5onck İgh1ef8ngioe6v4ylteo00gggre c0tybddiy9rymgce bvvjc4nildnmh3n9iğiz8cc09mizudku03 Bign6m6wrlejvuinuşikttvur0 Krncehkeall3hoa4rık 35bfelbirbo3olh cull2ksgmhug8i9rariyhfdrzcet f5nyzsdeğu0br9fil.oofwt1 Am0z2f3ja yay4m50etkucau5cin efg18ybiri3z9oe detnshcymokc465rlras0tjfckiye41b5c2 sarylre0hipyy1f59, kmujbmmimsfoh0yyeniukch1ln ayesy9uklı3a2yfcna wegrisbir0ltkbw diibfu10n d4o5bp3evl9hbs6yetif0wk4t kupripplrardydbfiak mo51pabaşb8ovglka feaeiwins42oh5ranl98kj8larınmmr05 baor1ihvskıtnjsma alor1gi2tınhl4z2pa anhfkmilmaey6nh9k gpwnyzyelmntp4ifiyo5e4h0br, ndl2ruhukeln531uk kdw935herk6nvb6kestuopp8 içvjyvwain l99obbaynwsy81eı, suw5lhmahnh19a9kemygfzd5elekalhdjr g9u6v01erça1ctmdektf8a30ren 6sat5bbağ8t5ktpımsgbgj82ız,cu95af ke9zdy86yfiev0s6hlikdy6188 yovkorrzk.389dgg
İra25hnugn dgefsc1a b30aaenilddrubnhiği24vvn6mizsd5onc gigh1ef8bi oe6v4ybiro00ggg cuc0tybdmhu9rymgcriyvvjc4net.nmh3n9 Amz8cc09a dudku03emogn6m6wkrajvuinusi ttvur0yokncehke, r3hoa4reji35bfelminbo3olh sell2ksgvmeg8i9radiğhfdrzci ff5nyzsikiu0br9frleoofwt1ri 0z2f3jsöyay4m50lemucau5cek efg18yyasi3z9oeak,tnshcy lac465rlik 0tjfckdeğ41b5c2il rylre0tamyy1f59 temujbmmrsifoh0yyne ukch1ldinyesy9uin 3a2yfckurwegrisall0ltkbwarıibfu10 to4o5bp3plu9hbs6ymsaf0wk4tl vpripple sdydbfiiyamo51pasalb8ovgl yafeaeiwşam42oh5rı b98kj8lelinmmr05rlior1ihvyortnjsma, hor1gi2ukuhl4z2pk dnhfkmieseey6nh9n hpwnyzyak ntp4ifget5e4h0birendl2ru!eln531
Han25hnuggisgefsc1ind30aaene ydrubnhaşa24vvn6maksd5onc isgh1ef8teroe6v4ydino00gggiz?c0tybd
Ban25hnuga ögefsc1yle30aaen gedrubnhliy24vvn6or sd5oncki gh1ef8TÜSoe6v4yİADo00ggg’ınc0tybd ka9rymgcfasvvjc4nı bnmh3n9iraz8cc09z kudku03arıgn6m6wşıkjvuinu.ttvur0
Dem25hnugokrgefsc1asi30aaennindrubnh, l24vvn6aiksd5oncliğgh1ef8in,oe6v4y huo00gggkukc0tybd de9rymgcvlevvjc4ntinnmh3n9in z8cc09olmudku03adıgn6m6wğı jvuinubirttvur0 ülncehkeke 3hoa4rcum35bfelhurbo3olhiyell2ksgt og8i9ralsahfdrzc nef5nyzs yau0br9fzaroofwt1, o0z2f3jlmaay4m50sa ucau5cne efg18yyazi3z9oear?tnshcy
Buc25hnuga ngefsc1e y30aaenanadrubnh dü24vvn6şersd5onc usgh1ef8ta?oe6v4y
BAŞ25hnugBAKgefsc1AN 30aaenRecdrubnhep 24vvn6Taysd5oncyipgh1ef8 Eroe6v4ydoğo00gggan,c0tybd TR9rymgcT 1vvjc4n’denmh3n9, Sz8cc09ergudku03en gn6m6wYaljvuinuçınttvur0 vencehke Ha3hoa4rkan35bfel Şübo3olhkürll2ksg ilg8i9rae bhfdrzcirlf5nyzsiktu0br9fe boofwt1ir 0z2f3j“spay4m50or”ucau5c prefg18yogri3z9oeamıtnshcyna c465rlçık0tjfcktı.41b5c2
Fut25hnugbolgefsc1, T30aaenürkdrubnhiye24vvn6’desd5onc gügh1ef8nlüoe6v4yk po00gggolic0tybdtik9rymgcayavvjc4n çonmh3n9k az8cc09letudku03 edgn6m6wildjvuinui attvur0ma ncehkesan3hoa4rıyo35bfelrumbo3olh kill2ksg big8i9rar Bhfdrzcaşbf5nyzsakau0br9fn’ıoofwt1n b0z2f3jir ay4m50futucau5cbolefg18y pri3z9oeogrtnshcyamıc465rlyla0tjfck de41b5c2vlerylre0t tyy1f59elemujbmmvizfoh0yyyonukch1lunayesy9u çı3a2yfckmawegrissı 0ltkbwbu ibfu10işi4o5bp3n z9hbs6yirvf0wk4tesipripplni dydbfiolumo51paştub8ovglruyfeaeiwor!42oh5r Ak98kj8lıl nmmr05edeor1ihvnletnjsmari or1gi2ve hl4z2pemenhfkmiği ey6nh9geçpwnyzyenlntp4iferi5e4h0b Bandl2ruşbaeln531kankdw935 elk6nvb6bettuopp8te vjyvwaödül99obbllewsy81endisuw5lhrecnh19a9ektygfzd5ir kalhdjki 9u6v01öyla1ctmde gf8a30rörü6sat5bnüy8t5ktpor gbgj82ki cu95afbu 9zdy86Hakev0s6han dy6188Şükvkorrzür’389dggün za6bkumilcvnzwfletrtu9zgvek5a3cnoilisen0u2 olbhc2izmas8wwz4pıylobrl2ha d25htfza sz2skfdonutlel84çla6yi33knact43pwvak.668l2p
Pro25hnuggragefsc1m b30aaenaşıdrubnhnda24vvn6n ssd5onconugh1ef8na oe6v4ykado00gggar c0tybd“yı9rymgckamvvjc4na-ynmh3n9ağlz8cc09amaudku03” dgn6m6wiyejvuinu tattvur0nımncehkelay3hoa4rabi35bfellecbo3olheğill2ksgmizg8i9ra bihfdrzcr sf5nyzsüreu0br9fç ioofwt1zle0z2f3jdi.ay4m50
Bu 25hnugda gefsc1nor30aaenmaldrubnh! T24vvn6RT’sd5oncdengh1ef8 baoe6v4yşkao00gggsı c0tybdbek9rymgclenvvjc4nemenmh3n9zdiz8cc09 zaudku03tengn6m6w.jvuinu
“Ar25hnugtıkgefsc1 ön30aaenümüdrubnhzde24vvn6ki sd5oncmaçgh1ef8laroe6v4ya bo00gggakac0tybdcağ9rymgcız”vvjc4n kanmh3n9lıbz8cc09ı iudku03le gn6m6wsınjvuinuırlttvur0ı sncehkeorg3hoa4rucu35bfellarbo3olhın ll2ksgda g8i9raBaşhfdrzcbakf5nyzsan’u0br9fa coofwt1an 0z2f3jalıay4m50cı ucau5csorefg18yulai3z9oer stnshcyormc465rlası0tjfcknı 41b5c2bekrylre0leyyy1f59ememujbmmzdifoh0yyk, ukch1lnityesy9ueki3a2yfcm öwegrisyle0ltkbw deibfu10 ol4o5bp3du.9hbs6y
Fut25hnugbolgefsc1 dü30aaennyadrubnhmız24vvn6a hsd5oncâkigh1ef8m ooe6v4ylano00ggg vec0tybd “e9rymgcn ivvjc4nyisnmh3n9i yz8cc09erludku03ilegn6m6wrdijvuinur” ttvur0şekncehkelin3hoa4rde 35bfelözebo3olhtlell2ksgnebg8i9railehfdrzccekf5nyzs olu0br9fan oofwt1ama0z2f3j buay4m50ramucau5c buefg18yrami3z9oe ırtnshcykçıc465rllık0tjfck ko41b5c2kanrylre0 söyy1f59ylemujbmmmdefoh0yyn dukch1le Byesy9uaşb3a2yfcakawegrisn’ı0ltkbwn uibfu10zak4o5bp3 du9hbs6yrmaf0wk4tsınpripplı bdydbfieklmo51paemib8ovglyorfeaeiwdum42oh5r. Ö98kj8lylenmmr05 deor1ihv oltnjsmadu.or1gi2Derhl4z2pwalnhfkmi’iney6nh9, Ppwnyzyionntp4iftek5e4h0b’inndl2ru bueln531 ülkdw935ke k6nvb6futtuopp8bolvjyvwaunal99obb yawsy81eptısuw5lhklanh19a9rı ygfzd5katkalhdjkıl9u6v01arıa1ctmd bef8a30rlli6sat5b ki8t5ktp Şegbgj82nolcu95af Gü9zdy86neşev0s6h’tedy6188n bvkorrzaşk389dgga hza6bkuatıcvnzwfrlartu9zgyan5a3cno dasen0u2 kabhc2izlma8wwz4pmışobrl2h!25htfz
Baş25hnugbakgefsc1an 30aaenda drubnhiyi24vvn6 hasd5onczırgh1ef8lanoe6v4ymamo00gggış c0tybdgib9rymgci gvvjc4neldnmh3n9i bz8cc09anaudku03. İgn6m6wzmijvuinur’ittvur0n bncehkeir 3hoa4rtem35bfelsilbo3olhcisll2ksginig8i9ran Shfdrzcüpef5nyzsr Lu0br9fig’oofwt1de 0z2f3jbulay4m50unmucau5camaefg18ysıni3z9oea çtnshcyok c465rlhay0tjfckıfl41b5c2andrylre0ığıyy1f59nı mujbmmöğrfoh0yyendukch1lik.yesy9u Se3a2yfcrgewegrisn Y0ltkbwalçibfu10ın’4o5bp3dan9hbs6y şöf0wk4tyleprippl bidydbfir çmo51paıkıb8ovglş bfeaeiwekl42oh5rerd98kj8lim nmmr05oysor1ihva: tnjsma“Buor1gi2ca hl4z2pne nhfkmiyaney6nh9a dpwnyzyüşentp4ifr u5e4h0bstandl2ru?”eln531
Bu 25hnugsorgefsc1uşt30aaenurmdrubnha t24vvn6arisd5onche gh1ef8geçoe6v4yeceo00gggkc0tybd
ALM25hnugANYgefsc1A’d30aaena fdrubnhaal24vvn6iyesd5onct ggh1ef8östoe6v4yereo00gggn Dc0tybdeni9rymgcz Fvvjc4nenenmh3n9ri z8cc09e.Vudku03 degn6m6wrnejvuinuğinttvur0in ncehketop3hoa4rlad35bfelığıbo3olh yall2ksgrdıg8i9ram phfdrzcaraf5nyzslaru0br9fınıoofwt1n a0z2f3jmaçay4m50 dıucau5cşı efg18ykuli3z9oelantnshcyıldc465rlığı0tjfck id41b5c2diarylre0sıyyy1f59la mujbmmaçıfoh0yylanukch1l dayesy9uva 3a2yfcFrawegrisnkf0ltkbwurtibfu10 Ey4o5bp3ale9hbs6yt Mf0wk4tahkpripplemedydbfisi’mo51pandeb8ovgl sofeaeiwnuç42oh5rlan98kj8ldığnmmr05ındor1ihva ttnjsmaarior1gi2h 1hl4z2p7 Enhfkmiylüey6nh9l 2pwnyzy008ntp4if id5e4h0bi.ndl2ru
Mah25hnugkemgefsc1e s30aaenuçudrubnh sa24vvn6bitsd5onc gögh1ef8rdüoe6v4y, do00gggernc0tybdek 9rymgcyönvvjc4netinmh3n9cilz8cc09eriudku03ni gn6m6wdeğjvuinuişittvur0k hncehkeapi3hoa4rs c35bfelezabo3olhlarll2ksgınag8i9ra çahfdrzcrptf5nyzsırdu0br9fı, oofwt1der0z2f3jneğay4m50in ucau5cmalefg18ylari3z9oeı ktnshcyamuc465rlya 0tjfckdev41b5c2redrylre0ildyy1f59i.mujbmm
“Ya25hnugrdıgefsc1m t30aaenopldrubnhuyo24vvn6ruzsd5onc” ggh1ef8ereoe6v4ykçeo00gggsiyc0tybdle 9rymgcsoyvvjc4nulanmh3n9nlaz8cc09r, udku03yargn6m6wdımjvuinu duttvur0yguncehkelar3hoa4rı i35bfelstibo3olhsmall2ksgr eg8i9radilhfdrzcen f5nyzsTüru0br9fkiyoofwt1e C0z2f3jumhay4m50uriucau5cyetefg18yi vi3z9oeatatnshcyndac465rlşla0tjfckrıy41b5c2dı.rylre0
Mah25hnugkemgefsc1eni30aaenn sdrubnhavc24vvn6ısısd5onc, dgh1ef8uruoe6v4yşmao00ggg sıc0tybdras9rymgcındvvjc4na Anmh3n9lmaz8cc09nyaudku03’dagn6m6wki jvuinusanttvur0ıklncehkearı3hoa4rn a35bfelsılbo3olh fall2ksgillg8i9raer hfdrzcolmf5nyzsadıu0br9fğınoofwt1ı, 0z2f3jasıay4m50l sucau5coruefg18ymlui3z9oelartnshcyın c465rlTür0tjfckkiy41b5c2e’drylre0e oyy1f59ldumujbmmklafoh0yyrınukch1lı syesy9uöyl3a2yfcediwegris. 0ltkbw
Sav25hnugcı gefsc1Alm30aaenanydrubnha’d24vvn6akisd5onc sagh1ef8nıkoe6v4ylaro00gggın c0tybdiş 9rymgcbaşvvjc4nındnmh3n9a gz8cc09örüudku03ldügn6m6wklejvuinurinttvur0i ancehkenca3hoa4rk t35bfelüm bo3olhyönll2ksgetig8i9ram vhfdrzce kf5nyzsontu0br9froloofwt1ün 0z2f3jTüray4m50kiyucau5ce’defg18yen i3z9oeyaptnshcyıldc465rlığı0tjfcknı 41b5c2ve rylre0Kanyy1f59al mujbmm7 Yfoh0yyöneukch1ltimyesy9u Ku3a2yfcrulwegrisu B0ltkbwaşkibfu10anı4o5bp3 Ze9hbs6ykerf0wk4tiyaprippl Kadydbfirammo51paan b8ovglismfeaeiwini42oh5rn ö98kj8ln pnmmr05lanor1ihva çtnjsmaıktor1gi2ığıhl4z2pnı nhfkmikayey6nh9detpwnyzyti.ntp4if Za5e4h0bhitndl2ru Akeln531mankdw935, İk6nvb6smatuopp8il vjyvwaKarl99obbahawsy81en vsuw5lhe Hnh19a9aruygfzd5n Ykalhdjold9u6v01aş’a1ctmdın f8a30rda 6sat5bsor8t5ktpumlgbgj82u ocu95afldu9zdy86ğunev0s6hu idy6188ddivkorrza e389dggttiza6bku.cvnzwf
Alm25hnuganygefsc1a’d30aaena şdrubnhu a24vvn6ndasd5onc Zagh1ef8hitoe6v4y Ako00gggmanc0tybd ve9rymgc Zevvjc4nkernmh3n9iyaz8cc09 Kaudku03ramgn6m6wan’jvuinuın ttvur0da ncehkesan3hoa4rık 35bfelolabo3olhrakll2ksg yag8i9rargıhfdrzclanf5nyzsdıku0br9flaroofwt1ı i0z2f3jkinay4m50ci ucau5cdavefg18ya si3z9oeürütnshcyyorc465rl.0tjfck
Eyl25hnugül gefsc120030aaen8’ddrubnhen 24vvn6bersd5onci Tgh1ef8ürkoe6v4yiyeo00ggg’dec0tybdki 9rymgcsavvvjc4ncılnmh3n9arız8cc09n kudku03onugn6m6w iljvuinue ittvur0lgincehkeli 3hoa4rsor35bfeluştbo3olhurmll2ksgayıg8i9ra tahfdrzcmamf5nyzslamu0br9falaoofwt1rın0z2f3jı bay4m50eklucau5ciyoefg18yruzi3z9oe.tnshcy
Bug25hnugünügefsc1n t30aaenaridrubnhhi 24vvn624 sd5oncMargh1ef8t 2oe6v4y011o00ggg!c0tybd
Araffmb2ddan40ontm geczfftuçencci3re 2,3och5w5 yhs8wd3ıldok33wda bsl4wsyir phadhpdavo0of6ia agyeo3nçıleohz2pabijprr0dlmi4yhe9lş dwkpo5jeğii56pjhl.lmgv25
Sanffmb2dıyo40ontmrumczfftu bucci3re Tü3och5wrkihs8wd3ye’ok33wdninsl4wsy enphadhp uzo0of6iun gyeo3nsüreohz2pelijprr0d so4yhe9lruşwkpo5jturi56pjhmaslmgv25ı om4006flarh9iu01ak l0jaa1tarfmfhenihelu9eun genmceerçec63h2fnek.jvmius
*cpdhid
Sebcpdhidahatgovwft’tw55pwta mume2w4ı kbp0vb4abay4j3bkhatgbtw6z?hytmgy
*cpdhid
Polcpdhidisitgovwfn kw55pwtadıume2w4n mbp0vb4illy4j3bketvgbtw6zekihytmgylinjvvac5in ach4aakal38zs6aças9cvo1gınırmafyy kıtkchtprmavtbvclsınmzypbwda 52znbvherrmmssshanw64tpzgi 4nscy8bi osc6uamahk5cl1gzur0zkptr yocfwsf3ksacgf5o9, kzdgzfwadı3jlv4fn mpl4ecvillmb1nnjetvl01fwpekiuez5z4lin34tmp6in ym60fdpoltcj513isew5uoce toj1iij4kattdey1f atpbr34hmastn2d1hınd9rz88paki43t3bu ma8ftht2hzugzppe3r n0i6atuedifjia6vr?a0h80w
*cpdhid
Ha cpdhidonltgovwfar w55pwtbölume2w4ücübp0vb4 diy4j3bkyorgbtw6zsanhytmgy...jvvac5
O zcpdhidamatgovwfn nw55pwtiyeume2w4, Cbp0vb4HP y4j3bkmilgbtw6zlethytmgyvekjvvac5iliach4aani 38zs6aTek9cvo1gel rmafyyişçtkchtpilevtbvclrinmzypbwe d52znbvestrmmsssek w64tpzver4nscy8iyoosc6uar dk5cl1giye0zkptr sicfwsf3llecgf5o9 tozdgzfwkat3jlv4f döpl4ecvvüpmb1nnj, gl01fwpözüuez5z4ne 34tmp6gazym60fd sıtcj513kıpw5uoce, hj1iij4avutdey1fza pbr34hatttn2d1hı p9rz88poli43t3bus? 8ftht2Bölgzppe3ücü0i6atu müfjia6v CHa0h80wP? 6kddviBizdengy2zatbj6sh6 porgmjdjlisouc3yf dejlbpjoğil9rjorn miv5s0o0ydidn13j0, Clf8hz4HP 3d3pydGenj0s94sel gps0rjBaşu5zhcokanpvowrvı’nmpmufpa tlfpn5uaş 64pv6hatımwuca2lsıkwduton d2f6umliyecebyyo kojzeahrrumttbtt8asıe4yzf6z gikfrotüzevbnocgrgâfvkptpha 6dd1wbsok6iv4g3an?5v5l03 Şi8ud8e2mdit59a49 ni0e9n81ye,zor0kj mi2tbay5lle8harbltvehy0mu4kily6pre0i e99dypllinyphynve t9s4rauaş 1ttin0aldks5p8oı dyceohwiyedjsgt6 ağ1dho6olıy6bk99aorsecdjlpun?05katp Miad83ualle559z21tvew1ayn5kily5rb4cinemt9tzn atkhjlheılıyvb8r3ncau1s9f1 gümbmddrzelzhff0c dey0mnac, mn5duilill3m5418etvnukrfaekih0ftaali n95tbsatıy68i5lncaana6er mıa0skvh çi83wwzurkil2hc4rn?8vcoe2
*cpdhid
Milcpdhidlettgovwfvekw55pwtiliume2w4ninbp0vb4 poy4j3bklisgbtw6ze thytmgyokajvvac5t aach4aatma38zs6ası 9cvo1gayırmafyypsatkchtp...vtbvcl Hamzypbwcda52znbvn drmmsssönew64tpzn i4nscy8ki osc6uaAKPk5cl1g mi0zkptrllecfwsf3tvecgf5o9kilzdgzfwini3jlv4fn spl4ecvınımb1nnjr kl01fwpapıuez5z4sın34tmp6da ym60fdbektcj513letw5uoceildj1iij4iletdey1fr dpbr34hiyetn2d1h po9rz88plis43t3bue t8ftht2okagzppe3t a0i6atuttıfjia6vklaa0h80wrı 6kddviidddengy2ia bj6sh6edirgmjdjlmeouc3yfdi jlbpjomi?9rjorn Mav5s0o0demdn13j0 half8hz4ssa3d3pydssıj0s94sn bgps0rju ku5zhcoonupvowrvda.mpmufp.. lfpn5uTok64pv6hat mwuca2yiykwdutoen 2f6umlpolcebyyoisljzeahrer ttbtt8tute4yzf6anaikfrotk tvbnocguttfvkptpuğu6dd1wb ha6iv4g3lde5v5l03, n8ud8e2edet59a49n v0e9n81alizor0kjlik2tbay5 ta8harblrafhy0mu4ındy6pre0an 99dyplbuhyphynvar 9s4rauedi1ttin0ldiks5p8o kayceohwmerdjsgt6a g1dho6oörü6bk99antüecdjlpler05katpi? ad83uaNed559z21en w1ayn5örty5rb4cüldmt9tznü okhjlhe meyvb8r3vzuu1s9f1nunmbmddr üszhff0ctü?y0mnac Pon5duillis3m5418e tnukrfaokah0ftaat an95tbstany68i5l BDana6erP ma0skvhill83wwzuetvl2hc4reki8vcoe2lins4jb5tin rr664kgörijat5süntnmwc2mülejj4yhdrin0u48dfi bdiv2s0ası4r35lcna g0v50hsız4uo4gydıra1baa4mayvecbjbı b8ujo4nili5tuzgpyoru886basuneid3t5 daeigvoe, ohbdi0k kadonkvemer1erz3la gjfpvw1örüg535swntüvjrffkler3anua2ini6jetp9 nig85gaaye d4tkwcsızzhttdgdırt9f5uemadk1y332ın rbvt19aynuza6omı bkc24vbasıgbs4b9na?3zc9cd
*cpdhid
Kamcpdhideratgovwf dew55pwtdimume2w4, abp0vb4klıy4j3bkma gbtw6zgelhytmgydi.jvvac5.. ach4aaİzm38zs6air 9cvo1gBucrmafyya Ptkchtpolivtbvcls Omzypbwkul52znbvu’nrmmsssda w64tpzbir4nscy8 eğosc6uaitmk5cl1gen 0zkptrkomcfwsf3isecgf5o9r, zdgzfwpol3jlv4fis pl4ecvadamb1nnjyı l01fwpöğruez5z4enc34tmp6ileym60fdri tcj513tekw5uoceme j1iij4toktdey1fat pbr34hdövtn2d1hdü.9rz88p Bu43t3bu te8ftht2kmegzppe3 to0i6atukatfjia6v saa0h80whne6kddvilerdengy2i bbj6sh6izzrgmjdjat ouc3yfpoljlbpjois 9rjornadav5s0o0yı dn13j0öğrlf8hz4enc3d3pydilej0s94sr tgps0rjarau5zhcofınpvowrvdanmpmufp celfpn5up t64pv6helemwuca2fonkwdutou k2f6umlamecebyyorasjzeahrınattbtt8 ale4yzf6ınıikfrotp, vbnocgbasfvkptpına6dd1wb se6iv4g3rvi5v5l03s e8ud8e2dilt59a49di.0e9n81 Tezor0kjkme2tbay5 to8harblkathy0mu4 aty6pre0an 99dyplkomyphynvise9s4raur n1ttin0e oks5p8olduyceohw? djsgt6
Şırcpdhidnaktgovwf’a w55pwttayume2w4in bp0vb4ediy4j3bkldigbtw6z! Thytmgyekmjvvac5e tach4aaoka38zs6at 9cvo1g
İzmcpdhidir’tgovwfde w55pwtyasume2w4ak bp0vb4da,y4j3bk Şıgbtw6zrnahytmgyk’tjvvac5a sach4aaerb38zs6aest9cvo1g mirmafyy?tkchtp
*cpdhid
Şırcpdhidnaktgovwf dew55pwtdikume2w4...bp0vb4
Şehcpdhidirltgovwferdw55pwten ume2w4devbp0vb4am y4j3bkedegbtw6zlimhytmgy.jvvac5
Tokcpdhidat tgovwfmesw55pwtelaume2w4...bp0vb4
Placpdhidkastgovwfı 6w55pwt0.ume2w4
“Tocpdhidkattgovwf atw55pwtmışume2w4” ybp0vb4aniy4j3bk.gbtw6z
*cpdhid
N’ocpdhidldutgovwf o w55pwtTokume2w4at’bp0vb4ta?y4j3bk
*cpdhid
Devcpdhidriytgovwfe aw55pwtracume2w4ınabp0vb4 puy4j3bksu gbtw6zkurhytmgyuldjvvac5u, ach4aatar38zs6aand9cvo1gı, rmafyyyedtkchtpi avtbvclskemzypbwrim52znbviz rmmsssşehw64tpzit 4nscy8oldosc6uau. k5cl1gNe 0zkptrdedcfwsf3i ycgf5o9alazdgzfwka 3jlv4fbaspl4ecvın?mb1nnj “Pl01fwpKK uez5z4yap34tmp6mışym60fd oltcj513amaw5uocez, j1iij4dertdey1fin pbr34hgüçtn2d1hler9rz88pin 43t3buişi8ftht2” dgzppe3edi0i6atu. “fjia6vYera0h80wi ç6kddviok dengy2düşbj6sh6ündrgmjdjürüouc3yfcü,jlbpjo or9rjornasıv5s0o0 MHdn13j0P’nlf8hz4in 3d3pydkalj0s94sesigps0rj” du5zhcoiyepvowrvrekmpmufp, ülfpn5ulkü64pv6hcülmwuca2erikwduton h2f6umlükücebyyometjzeahre pttbtt8rove4yzf6okaikfrotsyovbnocgn yfvkptpapt6dd1wbığı6iv4g3 im5v5l03a e8ud8e2dilt59a49di.0e9n81 Hazor0kjtta2tbay5, B8harblülehy0mu4nt y6pre0Arı99dyplnç yphynvçık9s4rautı,1ttin0 “Aks5p8oylayceohwrdıdjsgt6r t1dho6oerö6bk99ar yecdjlpokt05katpu, ad83uaçat559z21ışmw1ayn5asıy5rb4czlımt9tznk vkhjlheardyvb8r3ı, u1s9f1yermbmddri vzhff0ce zy0mnacaman5duilnla3m5418masnukrfaı çh0ftaaok n95tbsilgy68i5linçana6er” da0skvhiye83wwzurekl2hc4r, “8vcoe2ders4jb5tin”rr664k imijat5salanmwc2mrdajj4yhd bu0u48dflundiv2s0du.4r35lc Neg0v50htic4uo4gye? a1baa4PKKvecbjb ba8ujo4nktı5tuzgp kiu886ba, ieid3t5şi eigvoebaşhbdi0kkasdonkveına1erz3l yıjfpvw1kacg535swaklvjrffkar,3anua2 re6jetp9smig85gaa açd4tkwcıklzhttdgamat9f5ue yak1y332ptırbvt19, auza6omçıkkc24vb açgbs4b9ık 3zc9cdüstou2jd5lenj4efogdi.cy0vsk Sahk26hwdechd80coe vshc3y5urmtiipvpasıwfgp10 yea21dm2tmin1vgnbyorz1wyt1du pmtw8cartreaobhık ho1li4çünp55lltkü.l9rd6b.. iewfok“Şa4m5gbnhitg0ageflikrf4h4u” yh55voaapmiug3b6asıdhfh98 ge363804rekvbgvmeiyov2ju9crduakkpth!fih5ac
*cpdhid
60 cpdhidToktgovwfat’w55pwtı Pume2w4KK bp0vb4toky4j3bkadıgbtw6zna hytmgyyakjvvac5ıştach4aaıra38zs6amay9cvo1gan rmafyyhüktkchtpümevtbvcltimmzypbwiz 52znbvkaçrmmsssıncw64tpzı h4nscy8üküosc6uametk5cl1gmiz0zkptr? cfwsf3
60!cpdhid
*cpdhid
E tcpdhidakıtgovwfr tw55pwtakıume2w4r ybp0vb4ediy4j3bk şegbtw6zhidhytmgyi bjvvac5ileach4aa PK38zs6aK’y9cvo1ga yrmafyyakıtkchtpştıvtbvclrmımzypbwyor52znbvsanrmmsss, şw64tpzimd4nscy8i nosc6uaiyek5cl1g çı0zkptrkıpcfwsf3 cgf5o9
milcpdhidlettgovwfvekw55pwtiliume2w4 tobp0vb4kady4j3bkınıgbtw6z PKhytmgyK’yjvvac5a bach4aaağl38zs6aama9cvo1gya rmafyyçaltkchtpışıvtbvclyormzypbwsun52znbv kirmmsss? Sw64tpzen 4nscy8değosc6uail k5cl1gmis0zkptrin,cfwsf3 bucgf5o9 işzdgzfwler3jlv4fle pl4ecvPKKmb1nnj’nıl01fwpn fuez5z4ila34tmp6n aym60fdlaktcj513asıw5uoce yoj1iij4k dtdey1fiyepbr34hn?tn2d1h
*cpdhid
Yılcpdhidlartgovwfdırw55pwt kaume2w4fanbp0vb4da y4j3bkçuvgbtw6zallhytmgya gjvvac5ezmach4aaekt38zs6aen 9cvo1grahrmafyyatstkchtpız vtbvclolmmzypbwuyo52znbvrsurmmsssn dw64tpza, 4nscy8altosc6ua tak5cl1graf0zkptrı bcfwsf3i cgf5o9
fiscpdhidkedtgovwfen w55pwtmi ume2w4renbp0vb4cidy4j3bke ogbtw6zlduhytmgyn?jvvac5
*cpdhid
Şercpdhidef tgovwfmadw55pwtalyume2w4alıbp0vb4 gay4j3bkzi gbtw6zsubhytmgyayljvvac5ar,ach4aa it38zs6aira9cvo1gfçırmafyy iftkchtptirvtbvclasımzypbwyla52znbv karmmsssfasw64tpzına4nscy8 sıosc6uakark5cl1gken0zkptr...cfwsf3 Tecgf5o9rörzdgzfwle 3jlv4fmücpl4ecvademb1nnjlenl01fwpin uez5z4efs34tmp6aneym60fd altcj513bayw5uocelarj1iij4ı, tdey1fgenpbr34heratn2d1hlle9rz88pri 43t3buter8ftht2örigzppe3st 0i6atudiyfjia6ve ia0h80wçer6kddvii tdengy2ıkıbj6sh6lırrgmjdjkenouc3yf...jlbpjo Ge9rjornncev5s0o0cikdn13j0 telf8hz4ğme3d3pydninj0s94s tegps0rjlefu5zhcoonupvowrvna mpmufpbizlfpn5uzat64pv6h pomwuca2liskwduto ta2f6umlrafcebyyoındjzeahran ttbtt8suçe4yzf6 deikfrotlilvbnocgi yfvkptpükl6dd1wbeni6iv4g3rke5v5l03n..8ud8e2. St59a49en 0e9n81değzor0kjil 2tbay5mis8harblin hy0mu4“asy6pre0ker99dypllikyphynvten9s4rau yı1ttin0rttks5p8oın”yceohw didjsgt6ye 1dho6osev6bk99aineecdjlpn?05katp
*cpdhid
Niycpdhide ttgovwfekmw55pwte tume2w4okabp0vb4t gy4j3bkirigbtw6zşiyhytmgyorsjvvac5unuach4aaz e38zs6avla9cvo1gdınrmafyyız,tkchtp kavtbvclrdemzypbwşin52znbviz rmmsssyaşw64tpzınd4nscy8akiosc6ua ünk5cl1give0zkptrrsicfwsf3telcgf5o9ilezdgzfwre?3jlv4f Bupl4ecvrnumb1nnjnu l01fwpkıruez5z4dığ34tmp6ınıym60fdz çtcj513ocuw5uoceğunj1iij4 satdey1fbıkpbr34hasıtn2d1h bi9rz88ple 43t3buçık8ftht2madgzppe3ı. 0i6atuAnkfjia6varaa0h80w’nı6kddvin gdengy2öbebj6sh6ğinrgmjdjde ouc3yfkızjlbpjo öğ9rjornrenv5s0o0ciydn13j0e tlf8hz4oka3d3pydt aj0s94stargps0rjkenu5zhco vipvowrvcdampmufpnınlfpn5uız 64pv6h
sızcpdhidlamtgovwfıyow55pwtr dume2w4a, bp0vb4kady4j3bkın gbtw6zmilhytmgyletjvvac5vekach4aaili38zs6ande9cvo1gn trmafyyokatkchtpt yvtbvcliyimzypbwnce52znbv mirmmsss gew64tpzldi4nscy8 akosc6ualınk5cl1gıza0zkptr sacfwsf3ğducgf5o9yu?zdgzfw
*cpdhid
Düncpdhidyantgovwfın w55pwtherume2w4 debp0vb4moky4j3bkratgbtw6zik hytmgyülkjvvac5esiach4aande38zs6a,9cvo1g
değcpdhidil tgovwfmilw55pwtletume2w4vekbp0vb4iliy4j3bk, igbtw6zstehytmgyrsejvvac5 deach4aavle38zs6at b9cvo1gaşkrmafyyanıtkchtp vtbvcl
olscpdhidun,tgovwf pow55pwtlisume2w4e tbp0vb4okay4j3bkt agbtw6ztanhytmgy göjvvac5zalach4aatın38zs6aa a9cvo1glınrmafyyır.tkchtp.. vtbvclAnamzypbw-ba52znbvbasrmmsssıylw64tpza y4nscy8emeosc6uak yk5cl1giye0zkptrn bcfwsf3ebecgf5o9lerzdgzfwe p3jlv4favypl4ecvoncmb1nnju ml01fwpuamuez5z4ele34tmp6si ym60fdyaptcj513ıp,w5uoce göj1iij4zaltdey1ftınpbr34ha atn2d1hlma9rz88pyı 43t3bubil8ftht2iyogzppe3rsu0i6atun dfjia6va, a0h80wtok6kddviat dengy2atabj6sh6n mrgmjdjillouc3yfetvjlbpjoeki9rjornlinv5s0o0e dn13j0
niycpdhide ctgovwfekew55pwtt iume2w4likbp0vb4liyy4j3bkorsgbtw6zun?hytmgy Dojvvac5kunach4aaulm38zs6aazl9cvo1gık rmafyy
zır5lnuphhı gle3lyvarigj6sr diehzic1yor0s428ksanfj28zu...ns1y8s Hahdvn9yşatbt0lg9 et4c32irtiğvj9u9oin 8d4d9lCHP5t6gap mii1v4svllejryutptveyy1hghkilsikwutinita1df5n d6fdm45okufzkcognul3ogjupmazj4sz01lığawt5foı y4pamc2ok 4hofibmuyynycyidu?a6saui
*5lnuph
Çok5lnuph pogle3lylisigj6sr arehzic1kad0s428kaşıfj28zum vns1y8sar.hdvn9y Atbt0lg9atü4c32irrkçvj9u9oülü8d4d9lğün5t6gape, i1v4svyurjryutptseyy1hghversikwutliğta1df5ine6fdm45, yfzkcogüre3ogjupğinj4sz01e, awt5foins4pamc2anc4hofibıllynycyiığıa6sauina ynz65lkef3ppltbil 42tt6pold6z98dguğukywsm1m, cpth2nöz zddefnağacvu8udbeytpeaf2im 34t05pgibkht69si sud0rn6evd3k8ttaikl2omznbericl3ozam vvw3s6yar.s355nt Amcbiykoa..b05ikn. Bt8kpvpir 06wkopOsmtv82shan hl1nzzKaçy89fj5maz5j1shd çırm5sz3ktıjjisnb, ghmfd3leneerebf6lle4mlsryme z0rhvryapdnisfgılausnetpmay56k4aiacapfh454ğınj0dr6yı, 8nt2j5bützu5gd0ün 1okmchhâkcihoiaimlcmfk31eriyn40vsn ebcam6ymirnuc2y4 kudpcteclu kc3f6dolmwok6l6adı9m9eswğınppjwe8ı kykmz0aanı2n8humtlaf95m0zdı.jkoabo Bisse8pgr İ8un9hrlhar19z5jn Co453ayiha23czy5nerrgs2k8 çılhbjryktıaan1lv, bv56kboütü3gj9bpn soazkrpavctgsi2jılac1wmnlrınogprtm ay1ee5dlnı 2pic0pkefb1ulbueyeb0such kojel00ynmaeivr34yacdmebnuağıch5lphnı za14bzgösoffhr8terj16aeddi.t5b10t Bi913mymr pd90m1soli8rcs6hs şfezo3eefir63ff3 çıbkad1wkıp40vk6y daovfutt “b4wzvbdenitllspvm osv5svvnur33l6kplu apcagimes0n9cvwleğzost3aimi2nepua si9imelzyasorficjetçl602riilej4pck8rinfkt6dr mawo8oftşa tafa05ola93pyrprakyutd51 kuoael88lla1rbuyunma05rdpusıncvn9f0a izo5n31zin2d93jl vevldeh8rmeguh126yecmmgfdeeğikyfrvmm” m1fa6tdemni2frneyey51zbzcek5rtfjb miirfwyc?h1lnpp
*5lnuph
Bak5lnuph negle3ly diigj6sryorehzic1 ba0s428kşbafj28zukanns1y8s...hdvn9y
*5lnuph
“Ar5lnuphaplgle3lyarıigj6srn aehzic1tas0s428közüfj28zu vans1y8sr.hdvn9y
Men5lnuph dagle3lykkaigj6sr duehzic1kka0s428k...fj28zu
Dak5lnuph edgle3lyeneigj6sr, dehzic1ak 0s428kedefj28zurlens1y8sr.hdvn9y
Vur5lnuphanagle3ly, vigj6sruruehzic1rla0s428kr.fj28zu
Ola5lnuphy bgle3lyu” igj6srdiyehzic1or.0s428k
*0sclih
Ola0sclihy bflgeyyu.lgiigt
Melih Aşık
İşadamı Murteza
Çelikel dostumuzun TÜSİAD’la
ilgili bir tespiti vardır:
- Yaptıkları önerilerin üç günden fazla ömrü
yoktur, der...
Zenginler kulübü öyledir... Uzmanlar kiralanır, tonla para
verilir, ortaya çıkan rapor üç beş gün çeneleri yorduktan sonra rafa kaldırılır.
Şimdi de Anayasa
raporu hazırladılar... Daha önce AKP’ye başarısız bir taslak hazırlayan Prof.
Ergun Özbudun önderliğinde 22 akademisyen
5 ay uğraşmış bu rapor için... Bazı hedefler çok ilginç;
- Cumhuriyet
dışında değiştirilmez madde olmayacak...
- Bölgeler kendi
eğitim sistemini ortaya çıkarabiliecek...
- Atatürkçülüğe ideolojik
anlam yüklenmeyecek...
- Türk milleti veya milliyetçiliğe atıf yapan
ifadeler Anayasada yer almayacak...
- Vatandaşlığın
tanımlamasında Türklük kavramına yer verilmeyecek...
Özetle... Cumhuriyetin
içi boşaltılacak.. Laikliğin akıbeti meçhul... “Türk” sıfatı tarihe
gömülecek... Uzun dönemde de herhalde “Türklerin ülkesi” anlamına geldiğinden
“Türkiye”
sözcüğü kaldırılacak...
Cumhuriyetin kimyasını değiştirmek TÜSİAD’ın görevi
midir? Öyle görünüyor ki yıllar önce Cem Boyner
liderliğindeki Yeni Demokrasi Hareketi’nin hedeflerine bu defa TÜSİAD şemsiyesi
altında varılması amaçlanmış. Nitekim toplantıya damga vuran konuşmayı da Cem
Boyner yaptı. Bu Anayasa Türkiye’yi böler diye düşünenlere peşin cevap verdi:
“Türkiye’nin insanlarının mutluluğu, onuru, haysiyeti bu ülkenin bölünmesinden
daha önemlidir”...
Sormalı; Acaba ne zamandan beri halkın mutluluğunu
bu kadar önemsiyorsunuz? Boyner
Holding’de çalışanları mutlu etmek için her yıl istedikleri
zammı veriyor musunuz? Hiç duymadık da...
“İktidara gelirsem hamilelik
süresini 6 aya indireceğim.”
Süleyman Ekim
TÜSİAD’ın hazırladığı taslakta anayasadan Türklük kavramının çıkarılması
istenmiş.
Daha önce TÜSİAD kendi
adındaki “Türk” kavramını çıkarsın!
F.
Fidan
* * *
Soru: Erdoğan’ın Libya
konusundaki çelişkili tutumu en çok kimi zora soktu?
Yanıt:
Yandaş basını... Teknik direktör oyun esnasında taktik değiştirdikçe ofsayta
düşüp duruyorlar...
H. Ertem
Dilimiz
Türkçe
Medya,
performans, vizyon, misyon, sponsor, show, stand up, moderatör...
Bu sözcükler giderek kulağımıza daha fazla çalınıyor... Çünkü radyo televizyon
yayınlarında bu sözcükleri kullanmak marifet sayılıyor... Ya da moda...
Dil
Derneği Başkanı Sevgi Özel, yaptığı açıklamada radyo ve televizyonları dilimize
saygılı olmaya çağırıyor... Şu saptamayı yapıyor:
“TV ve radyolar güzel
yüzlü, güzel sesli ve ünlü kişilerle çok izlenme yarışındadır. Türkçenin doğru,
etkili kullanılması için emek ve para harcamaktan kaçınmaktadırlar. Oysa TV ve
radyoların güzellik anlayışı, Türkçeyi doğru konuşan kişiler ve hizmetiçi
eğitimle taçlandırılabilir...”
Unutmayalım... Ulusal servetimizin başında
dilimiz gelir...
Taraf
balyozu
Taraf
Gazetesi 15 Mart günü birinci sayfasından “Balyoz itirafları”
başlıklı bir haber verdi. Habere göre, internet
sitesine bir ses kaydı düşmüş, bu kayıtlarda beş askeri hukukçu, kendi
aralarında Balyoz ’u değerlendirmişti. Birinci Ordu Komutanlığı ’nda Balyoz Darbe
Planı ’nı soruşturan savcı Albay Bülent Münger de bantta sesi olan
kişilerden biriydi. Albay Münger, kayda alınan konuşmasında ‘incelediği
belgelerin kesinlikle darbe planına ait olduğunu, sahte denilen CD’lerin de
güncellendiğini’ belirtiyordu.
Mehmet Baransu imzalı haberde deniyordu
ki:
“Taraf, prensip gereği internet sitesine düşen ses kayıtlarını
yayınlamıyor. Ancak, dün kendisine telefonla ulaştığımız Münger, internete düşen
ses kaydından haberi olduğunu, birilerinin kendilerini dinlemiş olabileceğini
söyledi...”
Aynı haber Zaman gazetesinde de yer aldı. Albay Münger haberi
yalanladı. Bu yalanlama Zaman gazetesinde yayımlandı. Taraf Gazetesinde
yayımlanmadı. Merak edip Savcı Münger’i aradık... Bu haberi Taraf muhabirine
doğrulayıp doğrulamadığını sorduk. Doğrulamadığını, gelen telefona sadece
“İnceleyeceğiz” yanıtı verdiğini söyledi.
Haber basit bir mahalle kavgasını
değil... 160 yüksek rütbeli subayın tutuklu olduğu Balyoz davasını derinden
etkileyecek nitelikteydi. Kamuoyunun kanaatini değiştirecek önemdeydi. Gazete
sanıkların üzerine yalan haberin çamurunu attı, öylece bıraktı. Lafa gelince
hukukun üstünlüğünden dem vuranların hukuka saygısı işte bu... Bir dostumuzun
dediği gibi.. Ülkede hukuk bir yana vicdan da aranır oldu...
30 aydır...
Başbakan Erdoğan “Hapisteki
27 gazetecinin hiçbirinin suçu gazetecilik değil” görüşünü sık sık
tekrarlıyor...
30 aydır Silivri’de
tutuklu olan Tuncay
Özkan gazetelere gönderdiği mesajda diyor ki:
- Ben iktidar
muhalifi bir gazeteci olduğum için Ergenekon
davasından tutukluyum. Cebir, şiddet ve terör
uyguladığımı iddia edenler kanıt göstermek zorundadır. 30 aydır hiç kimse böyle
bir kanıt gösteremedi...
Özkan “gazetecilik dışında bir suç” tan hapiste
olduğunun ispatını bekliyor... Bu arada Mustafa
Balbay gibi o da CHP’den
adaylık için başvuruda bulunduğunu açıklıyor... İyi şanslar
diyelim...
Anayasa’nın ilk 3 maddesi
Fikret Bila
TÜSİAD
yeni Anayasa
önerisini açıkladı. TÜSİAD’a göre Anayasa’nın, “Türkiye
Devleti bir Cumhuriyettir” hükmünü taşıyan 1. maddesi dışındaki bütün maddeleri
değişebilir. Oysa, Anayasa’nın 4. maddesi, sadece 1. maddenin değil, ilk 3
maddenin değiştirilemeyeceği hükmünü taşıyor. Bu maddeler, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerini ve niteliklerini yansıtan
maddelerdir.
TÜSİAD’ın değiştirilebilir dediği maddelere itirazı olan
kesimler, Türkiye’nin ulus devlet, üniter devlet, laik devlet niteliklerine ve
Atatürk milliyetçiliğine itirazı olan çevrelerdir.
TÜSİAD’ın bu çevrelerle
aynı itirazları yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Ancak, bu maddelerin
değiştirilebilir olduğunu açıklaması, en azından bazı itirazlara sıcak baktığı
biçiminde yorumlanabilir.
2. maddeye itiraz
Anayasa’nın 2. maddesi
şöyle:
“Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik sosyal bir hukuk
devletidir.”
Bu hükümde “demokratik, sosyal hukuk devletidir” ifadesine bir
itiraz söz konusu değil. “Laiklik
ilkesi”ne itirazın olduğu biliniyor. Bu madde hükmünde yer alan “Atatürk
milliyetçiliğine bağlı” ifadesine de itiraz var.
TÜSİAD’ın başlattığı
tartışmalar içinde bu hükümlere itirazı olan çevrelerin öne çıkacaklarını tahmin
edebiliriz.
3. maddeye itiraz
Anayasa’nın 3. maddesinin hükmü ise
şöyle:
“Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili
Türkçedir. Bayrağı şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.
Milli Marşı İstiklal Marşı’dır. Başkenti Ankara’dır.”
TÜSİAD’ın
değiştirilebilir gördüğü bu hükümlere de itiraz edenler var kuşkusuz. Kürtçenin
eğitim ve kamu hizmeti dili olması talebi uzun bir süreden beri PKK-BDP
ve DTK tarafından gündemde tutuluyor. Mahcup da olsa ikinci bir bayrak talebi de
gündemde. “Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür” ifadesinin ise fiilen ciddi
bir zedelenme içinde olduğunu da herhalde kabul etmek gerekir.
İktidarın
tutumu
TÜSİAD’ın yeni Anayasa önerisinde iktidarın da destekleyeceği
öneriler olabilir. Ancak Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değiştirilebileceği
yaklaşımına AKP de kapalı. Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek, bunu defalarca söyledi. Çiçek, TÜSİAD’ın önerisinden sonra bu
görüşünü tekrarladığı gibi ayrıca sadece 3 maddenin değil, ilk 5 maddenin
değiştirilmesine karşı olduklarını açıkladı. Anayasa’nın 4. maddesi ilk 3
maddeyi koruma altına alıyor, 5. maddesi ise devletin görevinin Türk milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumak olduğunu belirliyor.
Bu yaklaşım içinde iktidar
partisinden TÜSİAD’ın bu önerisine destek gelmesi mümkün gözükmüyor.
CHP
ve MHP
CHP
lideri Kemal
Kılıçdaroğlu da TÜSİAD’ın önerisine kapalı olduklarını açıkladı.
Anayasa’nın ilk 3 maddesinin değiştirilmesini doğru bulmadıklarını vurguladı.
Ana muhalefetten de ilk 3 madde konusunda destek gelmesi söz konusu
değil.
MHP lideri Devlet
Bahçeli’nin bu öneriye tüm gücüyle karşı koyacağını söylemeye bile
gerek yok.
TÜSİAD’ın önerileri arasında başörtülü milletvekili önerisi
iktidar partisinden destek görebilir. İlk 3 maddenin değiştirilmesine ilişkin
öneriler olursa, bu önerilerin BDP dışında destek bulması ise söz konusu
olmayacaktır.
e-mail: zel...@gunes.com
TÜSİAD demek, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği demek.
Ama
onlar Türk milletinin tam düşmanı haline geldiler.
Başkanları olan Ümit
Boyner isimli kadının yaptıklarına bakın, bunları anlayın.
TÜSİAD, yeni
anayasa adı altında açık açık Türkiye'yi bölme çalışmasını
başlattı.
PKK'DAN DAHA TEHLİKELİ
Siz bırakın polise tokat
atan Sabahat Tuncel'i de Ümit Boyner'e bakın.
Ümit Boyner'in şahsında da
Türkiye'deki para babalarının tavrına dikkat edin.
Adamlar diyorlar
ki:
'Şu anki devlet yapısını esneterek ortaya parçalı devlet yapısı
çıkartalım, böylece Kürt sorunu çözülür.'
Bunun anlamı şu: Türkiye'yi
parçalara ayıralım, bir bölümünü Kürtlere bırakalım.
Dediklerinin özeti
bu.
Devletin yıkılması demek olan bu öneri; işadamlarından
geliyor.
PARA ALLAHLARIDIR
Adları Türk
işadamı...
Ruhları Türk düşmanı...
Çünkü; Anayasa'dan Türk ile
ilgili her şeyin atılmasını istiyorlar.
Sebebi belli: Para...
Onlar para
kazansın da millet yok oluyormuş varsın olsun.
Bu TÜSİAD var ya...
Topunu
bir araya getirin bir gerçek işadamı etmez.
Çünkü, Batılı sermayenin acentası
gibidirler...
Devletmiş; vur tekmeyi...
Milletmiş... Aman aman uzak
dursun!
Para kazanıyorum ya...
Milletim de devletim de odur.
Anam
Avrupa'dır babam da Amerika...
Allah onlara uzun ömür versin...
Türkiye
mi?
Yıkılacaksa yıkılsın.
Bize ayak bağı olacaksa yok
olsun...
KOCASINA BAK
Bu Ümit Hanım tek başına
değil.
Kocası Cem Boyner aklı veriyor.
Bu hazret diyor ki:
'İnsanların
mutluluğu; devletin bölünmesinden de devletin kendisinden de daha
önemlidir.'
Bu çok bilmiş adam bilmiyor ki:
Devleti olmayan insanın
mutluluğu olamaz.
Çünkü o başkalarının kölesidir.
Ancak sermayesi var ise
TÜSİAD'çılar gibi...
Onun için vatan da devlet de gerekmez.
Ölene kadar
parasını yer; kendisini tatmin eder.
Sonra soyu sopu yabancılaşır; yok olur
gider.
Tarih; böyle diyenlerin mezarlığıdır aslında.
Bir milleti yok etmek
için devletini çökerteceksin...
TÜSİAD şimdi bu görevle ortaya çıktı.
- -
-
Dedim ya bunların Allah'ı da peygamberi de paradır.
O yüzden ne vatan
tanırlar ne devlet.
Cem Boyner'in düzeni sürecekse eğer...
Yıkılsın
Türkiye Cumhuriyeti...
Ümit Hanım böyle yaşayacaksa eğer...
Türk milleti
de yok olsun gitsin...
- - -
Bunların insan dedikleri
kendileridir.
Mutluluk dedikleri de kendileri içindir.
Bunlara çağrım var:
Adlarını hemen değiştirsinler.
Düşman oldukları 'Türk' kelimesini,
isimlerinden çıkartsınlar.
KILAVUZLARI AKP'Lİ
Bu devlete
de millete de düşman anayasa taslağını kim hazırladı?
Prof. Ergun
Özbudun...
Peki bu Özbudun daha önce ne yapmıştı?
AKP'ye anayasa taslağı
hazırlamıştı.
Yani, AKP'nin anayasa taslağı karşımıza şimdi TÜSİAD'ın
elbisesini giymiş olarak çıktı.
Millete ve devlete düşman
olanlar...
İşadamlarının kalkanı altına girdiler...
Oradan beslenerek
yıkıcı fikirlerini yayıyorlar.
TARAF'LAR BERTARAF
OLACAKLAR
TÜSİAD bugün taraftır.
Türk milletinin
karşısındadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin karşısındadır.
AKP'nin
yanındadır.
Batılı emperyalist sermayenin emrindedir.
Batılı tefeci
sermaye Türkiye'yi daha rahat sömürsün diye...
Sınırlarımızı yıkmaya
çabalamaktadır.
TÜSİAD; bir acentadır...
Sömürücü Batı'nın...
Haçlı
sermayenin acentasıdır...
Ama merak etmesin...
Bu millet nasıl hain
Vahdettin'i kaçırttı ise...
Kendi devletine karşı yıkım çalışması başlatan
TÜSİAD'ı da bozguna uğratacaktır.
- - -
Ümit Boyner... Cem
Boyner...
Bunlarla kolkola olan o işadamları...
Aynı zamanda İmralı ile
tam ittifak içindedirler.
Çünkü; bunların söylediklerini, daha önce yüzlerce
kez söyleyen isim:
Abdullah Öcalan'dır.
Öcalan ile TÜSİAD el
ele...
Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı savaş veriyorlar.
Arkalarında Batılı
sömürgenler...
Karşılarında da Türk halkı...
Er geç biz kazanacağız...
Oray Eğin
Geçen gün İsmet
Berkan, Hürriyet'te askerle polisin farkına değinen bir yazı yazdı ve çok basit
bir gerçeği hatırlattı: 'Askerin düşmanı olur, polisin olmaz.' Ancak buna rağmen
12 Eylül sonrası yapılan en büyük yanlışlardan birinin Polis Akademisi dahil
polis okullarında 'düşman' konseptinin yerleştirilmesi olduğunu vurguladı.
'Vatandaşı polisin düşmanı değildir' diyor Berkan. Bence bu cümleyi bütün
polis adaylarına ezberletsinler. Zira her zaman olduğu gibi polisin en büyük
problemi kendi vatandaşına hoyratça davranması.
Sebahat Tuncel'i ister sevin,
ister sevmeyin. Görüşlerine ister katılın, ister katılmayın. Ama sonuçta o bu
ülkenin bir kesiminin oylarıyla seçilmiş, o kesimi Meclis'te temsil etme görevi
verilmiş bir milletvekili.
Şırnak'ın Silopi ilçesindeki newroz kutlamalarında
yarım saat tazyikli su ve gaz bombasına maruz kaldı. Polise 'tokat attığı'
(bence tam tokat değil, kontrolsüzce üzerine yürüme daha çok) o görüntüleri
dikkatle izledim: Ajite olmuş, sinirleri boşalmış, kontrolünü kaybetmiş bir hali
vardı. Belli ki kışkırtılmış, bir patlama anı yaşıyor. Eminim, o sırada ne
yaptığının kendisi de farkında değil.
Siz olsanız ne yapardınız?
Yıllardır sizi ötekileştiren bir devletin, bu politikayı aynen uygulayan
polisinin baskısı karşısında ne kadar hakim olabilirdiniz sinirlerinize?
Bir
olay da Van'dan... Bir başka BDP'li, Van Milletvekili Özdal Üçer de miting
meydanına gitmek üzereyken polis tarafından durduruluyor, üzeri aranmak istiyor.
Milletvekili olduğunu söylüyor, polis bana mısın demiyor. Bunun üzerinde Üçer
tepkisini bir sivil itaatsizlik eylemiyle ortaya koyuyor, polisin şapkasını
alıyor.
Yine bu newrozda Şanlıurfa'da konuşma yapacak olan BDP Eş Başkanı
Selahattin Demirtaş, Başkan Yardımcısı Meral Danış ve başka BDP'liler
durduruluyor. Üzerleri aranmak isteniyor. Polis, Demirtaş'ı tanımıyor - gerekçe
bu. Böyle bir gerekçe olabilir mi?
Polisle BDP'lilerin bu kadar karşı karşıya
gelmeleri tesadüf değil herhalde. Belli ki sistematik bir şeyler dönüyor, bir
karar alınmış. Buna bir de polisin içselleştirdiği Kürt düşmanlığını ekleyin.
Polisin bilinçaltına BDP'lileri düşman olarak kazınmış bir kere... Ülkücü
gençlerin polis olmaya özenmelerinin, Cemaat'in altın neslinin meyvelerini
alıyoruz işte.
BDP'nin politikası, PKK'yla yakınlığı ayrı bir konu, bunu
tartışmıyoruz.
Bu yapılanlar, Türkiye'de öyle ya da böyle meşru bir siyasi
partiye polisin 'düşmanlaştırılması'ndaki sakatlıktır. BDP'lilerin tavırlarını
eleştirebiliriz; diğer yandan da onları böyle davranmaya neyin ittiğini de
sorgulamak zorundayız.
Türkiye, son zamanlarda iyiden iyiye bir polis
devletine dönüştü. Başbakan'ın 'Polis rejimin güvencesidir' sözleri de polise
haddinden fazla iktidar alanı tanıdı. Ve ne yazık ki Türk polisi artık kendi
vatandaşını korumak yerine Stasi'leşmeye başladı: Dinlemeler, sızdırmalar,
baskınlar, tavırlar...
Neredeyse korunacak ve korunmayacak vatandaşlar olarak
ikiye ayrılmaya başlandık.
Söyleyin ne olur, bir AKP milletvekilinin üzerini
aramaya kalkışabilir miydi polis?
Polisin çifte standardı her yerde
karşımıza çıkıyor. Artık karakola gidemez hale geldik; ben başıma bir şey
gelmesindense polisten yardım istemeye çekinir hale geldim. Hele birazcık adınız
duyulduysa, güvenlik için sığındığınız polis sizi itibarsızlaştırmaktan, rezil
etmeye çalışmaktan, hakkınızdaki bilgileri sızdırmaktan hiç çekinmiyor: Kerem
Altan olayında da bunu yaşamadık mı?
Sebahat Tuncel'in içinde bulunduğu ruh
haline rağmen yaptığını tasvip etmeyelim tabii. Devlete el kaldırılmaz diyelim,
kınayalım.
Ama bu tokat bir polis memuruna atılmamıştır. Bu tokat polis
devletine atılmıştır; kendini vatandaşın üzerinde gören, gücünü kontrolsüzce
kullanan polis devletine. İçselleştirdiğimiz, hiçbir şekilde kabul etmediğimiz
ama böyle anlarda ortaya çıkan Kürt düşmanlığına atılmıştır. Ötekileştirme
merakımıza, kolay nefretimize, bu ülkenin kirli geçmişine, bu düzenin
çarpıklıklarına, bunları çözmek istemeyişimize...
Bir de bu açıdan
bakın.
İslamcı-liberal ittifakı çatladı
Türkiye'de belli dönemlerde bazı kırılmalar yaşanır... Koalisyon
güçlerinin Libya'ya müdahalesi de bu kırılma anlarından biri.
AKP'ye destek
konusunda müthiş bir ittifak sağlayan İslamcı yazarlarla Türk liberalleri şimdi
yol ayrımına girdi.
Bir yanda Libya'ya müdahaleye haklı ve insani
gerekçelerle karşı çıkan İslamcı yazarlar. Diğer yanda da her koşul ve şartta
Amerika'nın çıkarlarını savunan, Amerika ne derse bunu yaymak için köşelerini
kullanan ve bu misyonları böylesi kriz zamanlarında çıkan liberal
yazarlar.
Kuzey Irak'a müdahale konusunda da onlar sahneye çıkmıştı.
Türkiye'yi kanlı bir savaşın içine sürüklemek istiyorlardı. Şimdi yine 'Batı'nın
yanında yer almalıdır' diyerek görevlerini yapıyorlar.
Bu gazetecilerin en
büyük özelliği kendilerini yabancıların kullanımına gönüllü açmalarıdır.
Büyükelçilik, konsolosluk davetlerinde hep onlar ön sıradadır. Yabancı
gazetecilerle ilk onlar temas kurar. Bazıları burs alıp Amerika'da eğitim görür.
WikiLeaks belgelerinde onların adları XXX olarak geçer. Avrupa Birliği'nden para
alıp makale yazarlar. Evlerinde onları ağırlarlar. Açın bakın Karen Fogg'un
yazışmalarına, onları göreceksiniz.
Kısacası, olağan şüpheliler.
Ve yine
devredeler.
AKP bile şaştı!
Güngör Mengi
TÜSİAD’ın anayasa çalışması önemli bir kesimde şüphe ve endişe
uyandırdı.
Bunu internet ortamındaki iletilerden anlamak zor
olmuyor.
Endişe “milli birliğin ve üniter devlet yapısının bozulması”
sonucuna ulaşacak bir süreçte yeni bir aşamaya mı geçildiği şüphesine
dayanıyor.
TÜSİAD’ın bir araya getirdiği akademisyenlerin hazırladığı
öneriler genellikle çağdaş değerleri savunan bir anayasa için yol gösteriyor ama
bir öneri var ki o, iddiasının aşırılığı nedeniyle geri kalan doğruları
gölgeliyor.
Çünkü açıklanan raporda Anayasa’nın başındaki üç maddeden
“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” yazan birincisi hariç ötekilerin
değiştirilebileceği fikri savunuluyor.
Bu görüşe onay verildiği takdirde
cumhuriyetin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti nitelikleri ile devletin
bütünlüğünü, resmi dilini; bayrağı, milli marşı ve başkenti güvence altına alan
maddelerin değiştirilmesi veya kaldırılması söz konusu olabilecektir.
Kötü
misal örnek olmaz
TÜSİAD’ın eski başkanlardan Cem Boyner’in yaptığı
konuşma da neredeyse anayasa önerileri kadar yankı uyandırdı.
Çünkü onun
konuşması, örtülü önermeleri herkesin anlayacağı açıklığa kavuşturuyordu.
Cem
Boyner konuşmasında TÜSİAD raporunun önerdiği “evrensel doğrular”a Türkiye’nin
gerçeklerine uymadığı bahanesiyle ve “Bu kadar özgürlük bizi böler” denilerek
karşı çıkılacağını söyledikten sonra şöyle devam etti:“İnsanların özgürlüğü,
onuru, hakları ülkenin bölünmesinden, devletin kendisinden daha
önemlidir!”
YDH’nın başında girdiği ilk seçimde ağır yenilgiye uğrayarak
siyasetten ayrılan Cem Boyner çok değişmemiş.
Yine sözünü esirgemiyor ve
inandığından başka doğru tanımıyor.
“İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru ve hakları için ülkenin bölünmesi
gerekiyorsa varsın bölünsün” demeye getiriyor.
Yeni anayasayı yapacak takımı
bu fikir çok etkilemeyecektir. Çünkü...
Hani masanın bir tarafına üniter ve
laik devlet, öbür tarafına insanlarımızın özgürlüğü, onuru ve hakları konulup
birilerinin de bize “seç birini” filân diyeceği yoktur.
Hatta ima edilenin
aksine üniter ve laik devlet, öteki değerlerin güvencesi dahi olabilir.
Türkiye’de olamadıysa bunun suçlusu devlet değil, devlet yetkisini kötü
kullananlardır.
Kraldan çok kralcılık...
Anayasanın başındaki
değiştirilemez hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelere gelince...
O, güncel ötesi bir sigortadır!
“Gün gelir moda akımların etkisi veya
çıkar kaygısı ile hareket edecek iktidar sahipleri, ileride pişman olacakları
maceralara sapabilirler” ihtimalinin tedbiridir!
Zaten muhalefet partilerinin
itirazı bir yana iktidar partisi yetkilileri dahi yorumları ile TÜSİAD raporunun
“kraldan çok kralcı” bir kafa ile yazıldığını belirtmişlerdir.
Meclis grup
yöneticisi Kılıç “Üç madde tartışması özü gölgeleyecek” endişesini belirtirken
AKP’nin anayasacısı Burhan Kuzu doğru bir tespit yapmıştır:
“İdeal şeyler
söylenmiş gözüküyor ama değişmez maddeler konusundaki yaklaşım paketi sıkıntıya
sokar!”
AKP acaba TÜSİAD yardımı ile ölümü gösterip milleti sıtmaya razı
etmenin kurnazlığını tezgâhlıyor olabilir mi?
Artık her taşın altında bir
tuzak aramaya alıştık.
Baksanıza dün internetin en hızla gezinen mesajı bir
kara mizahtı.
12 Haziran seçiminden sonra AKP şöyle teşekkür edecekmiş:
“Tesettürler Türkiye!”
Millet de bu teşekküre “İrtica ederim” diye cevap
verecekmiş!
Özgürlük “bölünme”den önemli mi?
Ruhat Mengi
TÜSİAD’ın Anayasa çalışması her şeyden önce “yeni anayasa” için iktidar
ve muhalefet partilerinin hazırladıkları taslakların “seçim sonrasında” değil,
“öncesinde” halka mutlaka açıklanması gerektiğini gündeme getirmesi açısından
önemli. TÜSİAD’ın ve diğer sivil toplum kuruluşlarının şimdi yapması gereken en
önemli şey; hükümete ‘hazırladığı Anayasa taslağını’, hiç değilse ‘önemli
başlıklardaki değişikliklerin neler olduğunu’ seçimden önce açıklaması için
çağrıda bulunmaktır.
İktidar partisinin bu açıklanan taslaklara ve daha önce
bu yöndeki isteklere, hukukçuların uyarılarına karşı sessiz kalması “seçimde
nasılsa bütün değişikliği tek başıma yapacak çoğunluğu ele geçiririm” şeklinde
yorumlanabilir ki bu da halkın “neler yapılacağını bilmeden”, dürüst olmayan bir
yöntemle seçime zorlanması demektir. Zaten “yüzde 10 seçim barajı düşürülmeden,
milletvekillerini millete seçtirerek özgür bir Meclis elde edilmeden” seçime
zorlanan topluma ilave “demokratik eksiklerle” seçim yaptırmanın dürüst olduğunu
da kimse iddia edemez.
ASIL MESELE ÖZERKLİK..
Zira anlaşılan odur
ki aslında yapılmak istenen her değişiklik, mevcut Anayasa’nın laiklik dahil
“değiştirilemez” maddelerde yer alan ilkeleriyle ilgili adımlar bile aslında
“değiştirilemez maddelere dokunulmadan” , bazı maddeler değiştirilerek
yapılabilir. Onun için burada “yeni anayasa” istemenin temel motivasyonu “BDP
ile PKK’nın tehditlerle sürdürdüğü taleplerinin sağlanması” dır. Yani; “özerklik
(açıklaması, federatif sisteme geçiş), Türklük tanımının çıkarılması, Kürtçe’nin
ikinci resmi dil olarak kabulü, Kürtçe eğitim” gibi talepler..
Ve örneğin
“özerk bölge” isteğinin, Anayasa’nın “Türkiye, devleti, ülkesi ve milletiyle
bölünmez bir bütündür” şeklindeki “değiştirilemez” maddesi orada durdukça yerine
getirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, aslında yeni anayasa hukuken ancak
“darbe, devrim, ülkenin işgali, bir başka devletle birleşmesi” gibi fiili bir
durum mevcutsa yapılabilecekken, “sadece anayasa yapmak üzere” bir kurucu meclis
olmadan yapılması imkansız iken, bu şartlar olmadığı halde yeni anayasadan söz
ediliyor. Başlı başına bir tartışma konusudur bu..
Ama emin olunacak bir konu
varsa; “yeni anayasa” lafı BDP-PKK ve onların talepleriyle ilgilidir.. Bunları
tartışacağız ama önce..
BASK-KATALAN ÖRNEKLERİ YOK MU?
Cem
Boyner’in “İnsanlarımızın özgürlüğü, onuru, hakları, ülkenin bölünmesinden daha
önemli” sözleri TÜSİAD ’da ilgiyle karşılanmış. Doğrudur, özgürlük, onur çok
önemlidir ve yalnız Kürtler için değil, her vatandaş için önemlidir, bugünlerde
de bunları kaybetme tehlikesi içinde olan çok vatandaş var. Ama özel olarak bu
konuya bakıyorsak.. İlk kez Türkiye’de mi yaşanmaktadır ki fazlasıyla
heyecanlanıyoruz? Örneğin, BDP’nin de Öcalan’ın da sık sık örnek gösterdiği
“İspanya’nın Katalonya ve Bask bölgeleri”nde neler olduğunu hatırlamaya ne
dersiniz? BDP’nin “özerk bölge” ve diğer talepleri (ayrı bayrak bile) daha önce
İspanya’da da görüldü, benzer olaylar yaşandı.
Defalarca tartıştık,
internette hepsi mevcut..İspanya 17 özerk bölgeden oluşmasına rağmen
Katalanların ve Baskların özerklik isteğinin sonu gelmedi. “Tam bağımsız yapı,
İspanya’dan kopuş” olmadan da gelmeyeceği görülüyor. Özellikle Basklar aynen PKK
terörü gibi ETA terörü eşliğinde talep dayattıkları, verdikleri “kalıcı ateşkes”
sözlerine de hiçbir zaman uymadıkları, hükümetle yaptıkları hiçbir müzakere
sonuç vermediği için işin içine Sarkozy girip ETA’yı “kökünü kazımakla” bile
tehdit etti.
Görüldüğü gibi, şu anda Türkiye’de öne sürülen “özerk bölge”
talebi sadece bir geçiş süreci.. Arkasından “yine terörle beslenen, desteklenen”
başka talepler geliyor. Ta ki “asıl bölünme”ye kadar..Bu süreci yıllar
öncesinden başlatan ve zaten “17 özerk bölgesi olan” İspanya bile acaba neden
aynı düşüncede değil? Sarkozy’den bile yardım umacak hale nasıl geldi? Neden
özgürlük ve onur yetmedi?
Bence konuşanlar bunları da tartışmalı, hatta BDP
de bu konuda görüşünü açıklamalı ki vatandaş anlayabilsin.. Aksi takdirde eksik
kalıyor! Bir de.. Herşeyin referanduma sunulduğu bir ülkede tabii ki “bölünme
sizce ne kadar önemli” sorusu da referanduma sunulmalıdır, halkın düşüncesi çok
önemlidir!!
Hillary yenge bizdeki tarikatları niye merak etmiş? Bana açıkladı!
Mustafa Mutlu
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurduğu birinci
hükümetteki ilk Dışişleri Bakanı’nın ismini biliyor musunuz?
Bekir Sami
Bey... 3 Mayıs 1920 ile 8 Mayıs 1921 tarihleri arasında görev
yapmış...
Peki; Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk hükümetimizin
Dışişleri Bakanı kim?
İsmet İnönü... Aynı zamanda
Başbakan...
Bir soru daha; şu anda bu görevi yürüten Ahmet
Davutoğlu’ndan önceki son on dışişleri bakanının kaçını ezbere
sayabilirsiniz?
Bugünden geçmişe doğru:
Ali Babacan, Abdullah Gül, Yaşar
Yakış, Şükrü Sinan Gürel, İsmail Cem, Tansu Çiller, Emre Gönensay, Deniz Baykal,
Coşkun Kırca, Erdal İnönü...
Bazıları çoktan rahmetlik oldu; bazıları hâlâ
çakı gibi aramızda... Sorum hayatta olanlara:
Acaba görevde olduğunuz
dönemde, ABD’deki büyükelçimize telefon edip ya da mektup yazıp, “Şu ABD’deki
Moon tarikatıyla, özellikle Mormon tarikatı nasıl bir ilişki ve/veya rekabet
içinde” diye sormak aklınızın ucuna geldi mi?
Gelmedi mi?
Yazıklar olsun!
Demek ki hiçbiriniz görevinizi tam olarak yapmamışsınız!
İşte; Türkiye dış
politikası, sizin yüzünüzden bu halde efendim!
***
Neden mi böyle celallendim?
Basit... Taraf Gazetesi, WikiLeaks’in
Türkiye ile ilgili belgelerini ele geçirdi ya... Dün de ABD Dışişleri Bakanı
Hillary Clinton’ın, 2009’da tarikatlar konusunda Ankara’daki ABD Büyükelçiği’ne
sorduğu soruları yayınlamış...
ABD nireee, Türkiye nire! Ama kadın, sormuş
işte... Örneğin demiş ki:
“Tarikatlar ve Nurcu örgütler, Diyanet’in
geleneksel Hanefi dışlayıcılığına kızarak ve kısmen de Kürt kimlik bilincinin ve
etnik Kürt ayrılıkçı hareketinin de körüklemesiyle, ne ölçüde retçi, ‘ayrılıkçı’
bir İslam’ın üretildiği yerler haline geldi?”
On numaralık uzman sorusu!
Benim diyen din âlimi ya da sosyal bilimci bilemez... Ama Hillary yenge ta
oralarda bu meseleye kafayı takmış, “Dur şunu bizim büyükelçiye bir sorayım”
deyip, telgraf çekmiş...
Bu kadar mı? Rica ederim:
“Türkiye’deki
tarikatların üyelerinin ne kadarı Kürtlerden oluşuyor?”
Sakın, “Ona neymiş
ki” diye tepki göstermeyin; bir bildiği vardır elbet... Baksanıza hem tarikat,
hem Kürt sözcükleri geçiyor... Ne kadar heyecanlı değil mi?
Diğer sorular da
şöyle:
“Kürtler genel olarak Gülen’e nasıl bakıyorlar? Nakşibendi ve diğer
geleneksel tasavvufi gruplar, özellikle Gülen Hareketi ile nasıl bir ilişki
ve/veya rekabet içindeler? Bugün Türkiye’de üye sayıları ve siyasi kudretleri
bakımından en güçlü İslami cemaatler ya da tarikatlar hangileri? Tarikat
üyeliğinin, mesela oy kullanma tercihleri gibi siyasi eylemlerle arasındaki
ilişki ne? Bu gruplara üyelik nasıl işliyor? Dışarıdan birileri de bir gruba
yaklaşıp katılmak isteyebilir mi, yoksa üyeler tarafından davet edilmeleri mi
gerekir? İnsanlar tarikatlarından ayrılabiliyor mu? Tarikatlar birbirleriyle
nasıl geçiniyor ya da ilişki kuruyor, bunu niçin yapıyor?”
***
Bozulmayın canım; kadının kötü bir amacı yok... Bizdeki tarikatları ve
etnik grupları kullanarak, Türkiye’ye çomak sokmak falan değil (!)
niyeti...
Dün telefon ettim, sağ olsun açtı hemen... “Yenge bu soruları niye
sordun, ne ayaksın” dedim, anlattı:
“Mustafacığım; bu konuda bir doktora tezi
hazırlıyorum da ondan şey ettim...”
***
Sözüm yine bizdeki eski-yeni dışişleri bakanlarına:
Şu kadının
yaptığını bile yapamayıp, Mormon ve Moon tarikatları üzerine bir doktora tezi
bile hazırlamamışsınız!
Yazıklar olsun hepiciğinize!
***
ÇYDD
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) yurtsever ve özverili
üyeleri; üzerlerindeki baskıya karşın, tıpkı kurucuları Türkan Saylan gibi,
“Şeriata da darbeye de hayır” demeye devam ediyor.
Ben de yakaladığım her
fırsatta bu gerçek demokrat ve çağdaş insanlarla buluşup, dertleşmeye
bayılıyorum!
ÇYDD Kadıköy Şubesi’nin Bahariye’deki Barış Manço Kültür
Merkezi’nde yarın saat 14.00’te gerçekleştireceği, “Demokrasinin Neresindeyiz”
başlıklı konferansın konuşmacısıyım...
Zamanınız uygun olursa,
beklerim!
***
GÜNÜN SORUSU
Sorum TÜSİAD için “anayasa değişikliği raporu” hazırlayan 22 uzmana:
“Yeni anayasa için, görevi sadece bu olan yeni bir organ kurulmalı”
demişsiniz...
İyi de bu organın üyelerini kim seçecek; iktidar
mı?
Güneydoğu’da devlete tokat, taş atıldı... Şimdi sıra geldi bu devletin
kurucusu Mustafa Kemal’e, “Atatürkçülüğe” ... Taşlama çoktandır, ufaktan
ufaktan, başlamıştı. Şu sırada zaman, zemin, dünya konjonktürü müsait; kurduğu
Cumhuriyetin temel taşları, ilkeleri sökülüyor; devlete taşlar, tokatlar
atılıyor ve bu gidişe asıl tokat Atatürk’ün ruhuna atılacak!
“Olamaz” demeyin; her şey bu aymazlık, fütursuzluk yüzünden, hem de
gözlerimizin önünde oluyor. TC’yi zehirleyip, yok edecek zakkum çiçeklerinin
büyümüş olduğunun farkında mısınız?
“Atatürk devrimlerine, ilkelerine”
ve “Cumhuriyetine” tahammül edemeyen, içli dışlı “mahşer süvarileri”
saldırıda. 2. Cumhuriyet veya “Padişahlık” kurmak istiyorlar. Rivayet muhtelif
ama maksat aynı. Seçimlerden sonra tehlikenin farkında olmayan millete “Yeni
Anayasa” dayatılacak! Wikileaks sızıntılarına bakın, ABD Büyük Elçileri, durumun
bütün boyutlarının, bizlerden daha fazla farkındalar.
Son taş
TÜSİAD’dan
Atatürk’e, Cumhuriyetine, son taş TÜSİAD’dan. Bu güya,
“Türk” İşadamları Derneği’nden. Önceki gün kısaca dokunmuştum. Seçmece
profesörlere hazırlattıkları raporun bütün ayrıntı ve maddeleri, T.C. devletine
“tokat”. Bu raporu hazırlayan “aydınların” esamisi dikkate değer;
hepsi “seçmece” maşallah. Mesela Ümit Fırat, “milliyetçilik
zırvadır” diyen eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu
ve Dr. Tarık Ziya Ekinci. Bu “Ekinci” kim? Kırklı, ellili yıllarda
Kürtçülük, bölücülük tohumlarını eken adam!
Bu “tokat” gibi raporun esası,
şimdiki Anayasanın “değiştirilemez” maddelerini değiştirmekten öte, ortadan
kaldırılması! Çok şükür, “Cumhuriyet” şekli değişirse de şimdilik muhafaza
ediliyor!
Hatırlatalım, bugünkü Cumhuriyetin temeli olan bu maddeler
şöyle:
1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
2- Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
3-Türkiye Devleti,
ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir... Bayrağı, şekli
kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır... Milli marşı “İstiklâl
Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
Ve 4- “Anayasanın bu hükümleri
değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Atatürkçüler-milliyetçiler politika hesapları yüzünden sıkı durmazlarsa, bu
maddeler değiştirilmekten öte, tümüyle “ortadan kaldırılacak”! “Şeytan
süvarilerinin” saldırısına karşı, savunma “kalesinin” baş burcu, Atatürk’ün
kurduğu CHP olmalı. Şimdi, bütün fesat odaklarından destek gören saldırıya karşı
bakalım Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, seçim arifesinde ne yapacak. Bu, sayın
Kılıçdaroğlu’nun ve ekibinin “ateşle imtihanı” olacak.
TÜSİAD
projesini “canım STK’nın teklifi” diye küçümsememek lazım. Önemi, arkasından
koşanların amaçlarından belli. Bir gazete “bu raporu”, “ zorba devlete karşı,
insan odaklı” olarak nitelemiş. Hayır, bu rapor “insan odaklı” filan değil.
Öneriler, dayatmalar “Laik, Milliyetçi, Üniter Ulus Devleti”, temellerinden
yıkmaya “odaklı!”
Akyol ve yolu
Mustafa Kemal
“sevgisi”, şimdiye kadar ona sinsi dokundurmalarından belli Taha Akyol; bugünkü
Anayasanın “Atatürkçü felsefesine” dokunmuş. Özetle der ki: “Cumhuriyet’in bütün
anayasaları, toplumu belli bir kalıp içinde tutmak için hazırlanmıştı.
Vatandaşlık tanımı, Atatürkçülüğün anayasaya konulması, sıkı yasaklar
getirilmesi hep bu ’felsefe’nin ürünüydü. Çağımızda ise toplumsal dinamiklerin
gücü ortada. Rejimler ” sıkı “ olduğu nispette artık kitlelerin tepkisini
çekiyor. En taze örnekler, Arap dünyasındaki halk hareketleridir. Türkiye’nin
yeni anayasa yapımında temel felsefe, artık soyut bir ” ideal vatandaş “
tanımını topluma dayatmak ve özgürlükleri ona göre kısıtlamak olamaz. Yeni
anayasanın felsefesi ’yaşayan vatandaşların çok büyük çoğunluğunun rızasına
dayanmak olmalıdır’.” Ve bam teli; çok köklü bir felsefe değişikliği
olacağı açıktır. Kadı Hazretlerinin hükmü: “Yeni Anayasada”, “Atatürkçülük,
Atatürk ilke ve devrimleri” gibi terimler olmaya. Yozgatlı hırsına yakışan bir
hüküm!..
Akyol, değişim ihtiyacını, son ayaklanmalara bağlıyor. Ama asıl
gerçek, Türkiye’deki benzer ayaklanma hareketlerinin T.C.’yi ve Atatürk’ü hedef
almaları.
Farkında mısınız; türlü renkten mezhep ve cemaatler, en başta ve
hep “Atatürk” düşmanıdırlar ve maksatları O’nun ruhunu “tokatlamaktır”.
Ben Atatürkçülük imanım ve felsefemle bu kadarını yazıyorum. Asıl görev,
Atatürkçü hukuk bilgelerinin ve Atatürkçü devlet adamlarının, “politikacı,
eyyamcı” olmayan “devlet adamlarının” ...
Behiç KILIÇ
Sööle bakalım Alican!..
PKK mahpusluğundan TBMM’ye dalan Sebahat’ın
polise tokat küfür saldırması mı önemli?!
Yoksa, “krema kraliçesi” Ümit
Boyner’in; “Biz karar verdik ey köleler!.. Bundan böyle Atatürk matatürk yok!..
Türk milleti dalgasını da sona erdiriyoruz.. İşte o kadar..”
Buyruğu
mu?!!
Ey halkım!.. (Çağdaş (!) tanımla cemahiriye!!) Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin genel dinamiklerinin içinin boşaltılması sistemli bir şekilde ve
kararlılıkla sürmektedir.. İşin en önemli noktasında, Haçlı-uluslararası sermaye
uzantısı matbuat görevlidir..
Cem’i cümlemizi efsunlama ile görevli yaygın
matbuat, aslında her iki hamfendiye de alkış tutmaktadır!.. (Sebahat haberleri
yanıltmasın, aslında onun ve çetesinin propagandası yapılıyor!!) Gelinen noktada
da Sebahat’in tutumu daha delikanlıcadır ve “Irk savaşı” yaptığını beyan
edip açık savaşçı olarak icraat halindedir...
Ötekisi, Ümit Abla
ise..
“Mal bizim, para bizim, fabrika bizim.. Arpayı biz veriyoruz, kuralı
biz koyarız!!” diye Atatürk Cumhuriyetini sonlandırmaktan söz
etmektedir!..
Bu bayanın bizim dediği “para” bu milletin doğmamış bebeğinin
ipotek edilerek Batılı tefecilere borçlandırıldığı paradır.. (Dünyanın en
zenginleridir, kendi ülkesindeki sıcak faizden para bulan Türk (!)
zenginleri.)
Her iki değerli bayanın ortak noktaları olan “Atatürk’ün kurduğu
cumhuriyetin sonlandırılması!!” mücadeleleri de..
Zaten, kıblelerindeki çok
uluslu sermayenin, gücü tutan sermaye ağalarının, yani çağdaş “Haçlı
Şövalyelerin” gösterdiği hedeftir..
İşte bu nedenle, “artık tam zamanı”
kararlılığındaki “Türk milletini Atatürk’le beraber tasfiye” hareketinde
niyetler gizlenmemektedir...
Sömürgeci niyetlerin gizlenme gereği duyulmadığı
bu süreçte..
Ümit Boyner, Diyarbakır’da TÜSİAD kurmayları ile Kürtçü
kurmaylarla halaya durup Cumhuriyete karşı tepinme -nispet
gösterileri- sergilerken..
Bu manzaralardan güç alan PKK’lı Sebahat
da..
Polis Müdürü üzerinden devlete tokat atabilmektedir.. Çünkü Ümit Ablası,
aynı gün Sebahat’a, Abdullah Öcalan’ın taleplerine “olur” diyecek bir “Anayasa
(!)”yı müjdelemiştir..
Bütün bu hal ve şerait içerisinde bendeniz; “Valla bu
Sebahat bacım az bile yapmış!!” diyemem suç olur..
Çünkü kendileri aslında,
devlet millet nezdinde teröristtir!.. Malumunuz, PKK suçlusu olarak hapisteyken
vekil seçtirilip TBMM’ye Türklerin üzerine sürülmüştür.. Ona “iyi yapmış” demek,
terör ve teröristi övme kapsamına girer ki, adamın yakasına yapışırlar..
Teröriste dokunmayan, polis müdürünü tokatlamasına izin veren devlet gelir
taşları bağlar!..
Sebahat, düğün alayı ile PKK hücresinden TBMM’ye giderken
de TÜSİAD kendisini alkışlamıştı.. Patronlar âleminin kraliçesi Güler
Sabancı’nın PKK partisini kutsayan sözleri google’de duruyor..
Şu anda da
İçişleri Bakanlığını yöneten sayın Beşir Bey, polise atılan tokada çok kızmış!..
Bu cemaatle, onların padişahlarına haber göndermek için gizli toplantılar
yaparken...
Habur’u eşkıya çetesinin gösteri merkezi haline getirirken,
çakalların devletin başına üşüşeceği belli değil miydi!?.
O polis müdürünün
suratı, Başkomiser Murat Çetiner’in suratı değildir..
Devletin kalbidir,
şerefidir, haysiyetidir..
Paçoz eşkıya kraliçesine Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin onurunu tokatlatıyorsunuz!..
Avrupa Birliği dayatmaları,
uluslararası sıcak para baronlarının istila projeleri uğruna!..
TÜSİAD çanak
tutuyor, olan oluyor...
Esfender KORKMAZ
TÜSİAD bir sivil toplum kuruluşudur... Parası da olduğu için 22
akademisyen ve uzmana “Anayasa değişikliği” hazırlatıyor. Bu çalışmayı
açıklayan TÜSİAD İkinci Cumhuriyet taleplerine ve bölünme heveslilerine rahmet
okutacak bir yaklaşım sergiledi.
Eşi TÜSİAD başkanı olarak, bölünmenin
reçetelerini verirken, Cem Boyner de “İnsanların özgürlüğü ve mutluluğu
ülkenin bölünmesinden önemlidir” diyor.
Ülke bölünürse insanlar daha mı mutlu
olur? Türkiye devleti ve milletiyle bölünmez bütün olduğu sürece, güçlü
Türkiye’dir. Devleti ve milletiyle bölünen bir ülke olursak, gücümüz kalır mı?
Türkiye de Orta Doğu ülkelerinde, diğer İslam ülkelerinde oynanan oyunlara
açık ülke olmaz mı?
İslam ülkelerinin başına gelen bizim de başımıza gelmez
mi?
Türkiye sömürüye peşkeş çekildi
Düşük kur, açık pazar
olarak Türkiye ekonomik sömürüye peşkeş çekildi?
Bu peşkeşte birçok sanayici
aramalı üretimini bıraktı. Düşük kurla ithalat yapıyor. Dış borç alıyor...
Bankalarını yabancıya sattı. Bunların ve bu nedenle ortaya çıkan cari açığın
maliyetine bu toplum katlanıyor. Cari açığın sorunlarına çocuklarımız da
katlanacak. Bu gibilerin ekonominin yabancıya tutsaklığına ortak olmak yetmedi
mi? Şimdi de kendisi bölünmüş ve ordusu zayıflatılmış bir Türkiye neden
isteniyor?
Boyner Türk milletine kızgın...
Kuyruk acısı var... Zira
kendisi Can Paker, Etyen Mahçupyan, Kemal Derviş gibi isimlerle 1994
yılında “Yeni Demokrasi Hareketi” adıyla bir parti kurdu.
Kurulduğundan itibaren medyadan büyük destek gören YDH bu ilgiye rağmen
katıldığı 1995 Genel Seçimleri’nde büyük bir hezimete uğradı. Aldığı 133,889
oyla, %0.48’lik oy oranında kaldı. Bu başarısızlıktan sonra, parti 1997 yılında
feshedildi.
Millet Cem Boyner’i reddetti
Milletin
reddettiği Boyner, şimdi milleti dizayn ediyor?
Bu güne kadar seçime giren
hiçbir siyasi parti bu kadar başarısız olmamıştı. Kendisini şiddetle
reddedenlerin mutluluğunu istemek şimdi Boyner’e kaldı!
Aslında bunlara
kimlerin talimat verdiğini Türk, Kürt hangi etnik kökene sahip olursa olsun,
yüce Türk milleti iyi biliyor.
Boyner gibiler bire mal ettiklerini beşe, ona
satarak Türk halkının sırtından spekülatif kârlar elde ediyor. Sonra da
aynı milleti yeniden dizayn etmeye, ülke bütünlüğünü hiçe saymaya
kalkıyorlar.
Hepsi planın parçaları
TÜSİAD’ın yaptığı da
bir planın parçasıdır. Önce, Nevruz nedeniyle bir BDP milletvekili polise taşla
karşılık verdi. Sonra başka bir BDP milletvekili polise tokat attı. Meclis
Başkanı Şahin ve Başbakan Erdoğan olaya sert tepki gösterdi.
Ancak bu
tepkilerin milleti aldatmak için yapıldığı açıktır. Çünkü Başbakan isterse,
Meclis bu iki milletvekilin dokunulmazlığını hemen kaldırır.
Anayasanın
83’üncü maddesine göre, Meclis karar alırsa, bu iki milletvekili tutuklanır ve
yargılanır.
Bireysel özgürlüğün en yüksek düzeyde olduğu ülke ABD’dir. ABD’de
polise karşı gelmek çok büyük suçtur. Özgürlüğü bahane ederek devleti
zayıflatmak yalnızca Türkiye’de oynanan bir oyundur.
Polis, millet adına,
milletin oluşturduğu devletin polisidir. Polisin tokatlanması devleti
zayıflatır.
TÜSİAD ve polise tokat atanlar
Bu
başlangıçtan sonra, TÜSİAD ikinci aşamayı getiriyor.Anayasada yer alan laik
devlet ve bölünmez devletin kaldırılmasını istiyor. Ordu’yu yeniden dizayn
ediyor. Bu devlet ve bu devletin polisi olmazsa, TÜSİAD’çıları kim
koruyacak?
Devlet milletten ayrı bir organizasyon değildir. Milletin
oluşturduğu bir organizasyondur. Polise tokat atmak, millete karşı bir suçtur.
AKP, TÜSİAD ve polise tokat atanlar sosyal dengeleri bozdu. Bu dengelerin
bozulması, aynen deprem enerjisinde olduğu gibi negatif enerji
birikimine neden oluyor.
Ümit ÖZDAĞ
Ümraniye soruşturması ve yargılamalarını politik ve psikolojik bir
savaşa dönüştüren ve bu amaçla kullanan sürecin amacı nedir? Bunu anlamanın yolu
Ergenekon psikolojik operasyonunun arka planını incelemektir. 2000 Yaz’ında
Amerikan Kara Kuvvetlerinin dergisi olan Parameters dergisinde Dr. M. Robert
Hickok’un “Yükselen Hegemon” adlı çok önemli bir makalesi yayınlanmıştır.
CIA ve Amerikan Hava Kuvvetleri istihbaratında da çalışan Türk ordusu
konusunda uzman Hickok Türk Ordusunu şiddetle eleştirdiği makalesinde şöyle
demektedir: “Modern silahlara ve gelişmiş kabiliyete sahip olan Türk Ordusu,
ülke içinde kültürel ve anayasal gücünde önemli değişiklikler yapılmadıkça, ne
kısa vade de komşularına ne de uzun vade de Türkiye halkına rahat yüzü
gösterecektir.” Demek ki, Türk Ordusu’nun kontrol dışına çıkması ABD’deki bazı
çevreleri rahatsız etmiştir.
Kasım 2007’de Başbakan Erdoğan ve Başkan Bush
arasında yapılan toplantıda “Ergenekon operasyonuna başlanması” kararı çıktığını
Hükümete yakın gazeteci Fehmi Koru yazmıştır. Yine AKP Hükümetine çok
yakın olan ve operasyonu şiddetle destekleyen Mehmet Altan, İhsan Dağı,
Ergun Babahan, Yasemin Çongar gibi isimler yazılarında “Ergenekon Operasyonu
Nedir?” sorusuna “Dünya sistemi, ABD, NATO, birlikte Ergenekon’u
tasfiye ederek Türkiye’yi tedavi ediyor” cevabını vermişlerdir.
Peki
Ergenekon Operasyonunun Hedefi Nedir? Aslında Dr. Hickok’un makalesinden çıkan
cevap, Ergenekon operasyonunun amacının TSK’nın kültürel ve anayasal gücünün
tekrar tanımlanması ve NATO dışında bağımsız hareket etme yeteneğinin ortadan
kaldırılmasıdır. Ancak amaç sadece bu da değildir. Cüneyt Ülsever, Ergenekon
Operasyonunun amacının “kurucu unsurlarının Türkler olmadığı yeni bir
Türkiye’nin formatlanması” olarak ortaya koymaktadır. Benim bundan anladığım
Anayasanın ilk dört maddesinin değiştirilerek, Türkiye’nin federal bir devlete
dönüştürülmesi sürecidir. Anayasa seçimlerden sonra değiştirilecektir.
Ülsever, ayrıca Ergenekon Operasyonu sürecinde dört temel operasyon
hedefinden bahsetmektedir. Bunlar, Ülsever’e göre a) Türkiye’nin muhafazakar
değerlerle demokrasiyi mecz eden bir Ortadoğu ülkesi olması; b) Batı ile Doğu
arasında köprü olması, c) Kemalizmin tasfiyesi ancak İslam’ın her alanda
yaşandığı modern Türkiye olması, d) Türk Ordusu’nun enerjisini dışarıda
harcamasıdır.
Peki kim Ergenekoncudur? Ergenekoncu olmak için ne yapmak
gerekmektedir. Ethem Mahcupyan, Taraf gazetesinde 22 Nisan 2009’da bunun
cevabını şöyle vermektedir: “Türkan Saylan evinin aranmasından iki gün önce
şöyle demekteydi: ‘Ülkemizi sattırmayız, böldürmeyiz. (...) Bu bir itiraf.
Saylan ideolojik açıdan Ergenekon’un parçası olduğunu bundan daha iyi
söyleyemezdi.” Mahcupyan’a göre Ülkemizi sattırmayız, böldürmeyiz demek
Ergenekoncu olmak anlamına gelmektedir. Çengiz Çandar ise Ergenekon
operasyonu olmasaydı, AKP Hükümetinin Kürt Açılımını yapması mümkün
olmazdı demektedir. Özetle, Ümraniye davasının hukuki boyutu bir yana, bu
davayı politik zeminde Ergenekon psikolojik operasyonu alanına taşıyanlar,
İstiklal Savaşı felsefesi üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiye
edilerek yerine Büyük Ortadoğu Projesinin ürünü olan “Yeni Türkiye” yi kurmayı
hedeflemektedirler.
1944 Türkçülük-Turancılık yargılamalarının amacı Türkiye
Cumhuriyetinin ideolojik dönüşümünü sağlamaktı. 1923’den 1944’e kadar Türk
milliyetçisi olmak her Türk vatandaşı için bir görevdi. Türkçülerin
tutuklanmasından sonra 19 Mayıs 1944’de törenler vesilesi ile bir konuşma
yapan İnönü, artık Türk milliyetçiliğinin Türk vatandaşları için bir görev
değil, bir hak olduğunun altını çizmiştir.
Bunu takip eden aylarda tek parti
CHP’nin yandaş basınında Türkçülük-Turancılık aleyhtarı büyük bir kampanya
başlamıştır. Öte yandan ırkçılık-Turancılık davasından yargılananların tamamı
yargılamalardan beraat etmiştir. Ancak ideolojik dönüşüm tamamlanmıştır. Bugün
ise sadece ideolojik dönüşüm değil, aynı zamanda yeniden devletin kurulması
gerçekleşmektedir. Dün TÜSİAD’ın yayınladığı yeni Anayasa önerisi bunun somut
örneklerinden sadece birisidir.
Sabahattin Önkibar
İnsanlarımızın özgürlüğü ülkenin bölünmesi ve hatta devleti kendisinden
bile daha önemli imiş!
Kim diyor bunu?
Cem Boyner!
O kim?
TÜSAD
Başkanı Ümit Boyner’in kocası ve süflörü.
Bu adamı ben Yeni Demokrasi
Hareketi’ni kurduğunda 1995’de rahmetli Türkeş ve Ecevit’lerle beraber TGRT’deki
Alternatif Programıma beraber çıkarmış ve orada “Bizim referansımız
(Şanlı Peygamberimizi kast ederek) Muhammed ya da Marks değildir” demişti de
merhum Türkeş ona “Peygamberimize Muhammed diyemezsin, sen zırvalıyorsun be
çocuk” demişti.
1995 genel seçiminde yüzde yarım bile oy alamayan bu adam
şimdi AKP ile el ele vererek bölünmeye taşeronluk yapıyor!
Hayır Cem Boyner
yukarıda sunduğumuz ifadeleri ulu orta etmiyor. TÜSİAD’ın önceki gün yapılan
yeni Anayasa toplantısında dile getiriyor.
Ve o toplantıda Anayasamızda yer
alan ve de değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek olan maddelere karşı hücum
emri veriliyor.
Dün de yazdık, o maddeler bu ülkenin bayrağı, dili başkenti
ve ülkenin milletiyle bölünmez bütünlüğüdür.
Sorarım size halktaki karşılığı,
seçim sonuçları ile sabit olduğu üzere yüzde yarım bile olmayan Cem Boyner’in
haddine mi düşmüştür böyle bir söylem ve teklif!
Hem bu TÜSİAD değil midir
Tayyip Erdoğan’ın referandum sürecinde “Bitaraf olan bertaraf olur” tehdidine
sus-pus olan!
Dün pısan ve tarafsız olmayı bile savunamayan TÜSİAD şimdi ne
oldu de ülkeyi topyekün sarsacak bir projenin altına giriyor!
Tayyip Erdoğan
ve küresel irade öyle istiyor da onun için değil mi?
Evet her şey açık ve
net, TÜSİAD, AKP’nın taşeronluğunu yapıyor ve federatif sistem için zemin inşa
ediyor.
Öyle olmasaydı AKP, TÜSİAD’ın yaptığı bu densizliğe kıyameti koparmaz
mıydı.
Dün öğle sonrası bu satırların yazıldığı saate kadar AKP’den bu konu
ile alakalı olarak tık yok!
O AKP ki TÜSİAD kendi inisiyatifi dışında bir şey
söyleseydi başta Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik olmak üzere sürü
halinde ekranlara doluşur ve vaveylalar koparırdı ki yukarıda söyledik
referandumda tarafsız kalmalarına bile çıldırmışlardı.
Cevap ver ey AKP, niye
suskunsun?
Suskunluğun, Türkçenin tek dil, Türk bayrağının tek bayrak,
Ankara’nın başkent olmasına isyan mıdır?
Bunu siz açıktan söyleyemiyorsunuz
da TÜSİAD’a söylettiniz değil mi?
Hayır öyle değilse neden feveran
etmiyorsunuz?
Bak dün CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ortaya çıktı ve aslanlar
gibi o maddelerin zerresine dokundurtmayız dedi! Keza MHP’den Oktay Vural da
kıyametleri kopardı.
Ey AKP’nin vatan diyen, bayrak diyen, bölünmemeliyiz
diyen seçmenleri işte AKP bu!
Tayyip Erdoğan “Muhammed (sav) referansım
olamaz” diyen birinin arkasına saklanıp, adım adım ülkeyi eyalet modeline
hazırlıyor haberiniz ola!
Önemli not: Ve Tayyip Erdoğan yine dediğinin
tersini yapıp Türk savaş gemilerini Libya’ya gönderdi...
Eee küresel
patronları öyle istedi demek ki!
AMAN DİKKAT!..
Ayhan Çarkın
aracılığı ile MHP’ye operasyon mu?
Kim bu Ayhan Çarkın?
Eski
özel harekâtçı bir polis.
Korkunç şeyler söylüyor.
Baştan belirtelim böyle
birine dense dense itirafçı denir ki onlar bile Çarkın kadar ileri
gitmedi.
Tam seçim arifesinde AKP’ye yarayacak ifşaatlar yapıyor.
İki
hedef seçmiş, biri dolaylı diğeri dolaysız! TSK yani askere açıktan vuruyor.
Buna mukabil kendine ülkücülüğü atfederek MHP camiasını tam da seçim öncesinde
hedefe
oturtuyor.
Belli ki Çarkın’ı birileri konuşturuyor ve onun
sözlerinden hareketle operasyon yapılacak.
Nitekim savcılık dün harekete
geçti.
Burada altını çizerek yazıyorum bu Çarkın olayı MHP’ye operasyon
olabilir.. Bazı mensupları hedefe oturtulabilir.. Emin değilim ama seçime 70 gün
kala bu işler tesadüfen olmaz.
RÜZGÂR
EKEN
Polise tokat, Kürt açılımının eseridir!
Cüneyt
Özdemir AKP’yi eleştirmemize yönetimden fırça gelir endişesi ile müdahale etti
ama önceki akşam CNN-Türk’de yine de söyledik ki polisimize atılan o tokat, PKK
eşkıyasını Habur’da kahramanlar gibi karşılamanın, yani yapılan Kürt açılımının
doğal sonucudur... Açılım adı altında büyük beklentiler yaratırsanız olacağı
budur. Gelinen noktada macun tüpten çıkmıştır ve geriye dönüşü mümkün değildir.
Dolayısı ile aslında o polisin şahsında devletin ve milletin tokatlanması demek
olan o çirkin hadise, AKP’nin yaptığı hataların sonucudur.. AKP ile PKK,
maalesef terörist örgüt olmaktan çıkmış, özgürlük mücahidi sınıfına terfi
etmiştir... Bu arada Cumhurbaşkanı Gül’ün bu rezil olaya suskunluğu ise not
edilecek bir başka husustur.
BİR
BİLEN
Haberal için Demirel devrede!
Dinlediklerime
göre Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın adaylığı için Süleyman Demirel CHP liderliği
nezdinde ricacı olmuş ve adaylığına başlangıçta soğuk bakılan Haberal Hoca bu
girişim sonucu CHP’ye üye yapılmış.. Gelelim son anda bir sürpriz olmazsa (Böyle
bir ihtimal maalesef var!..) Haberal’ın nereden aday yapılacağına?.. Üç seçim
bölgesi konuşuluyor. Bunlar 1)Ankara Çankaya seçim bölgesi; 2) Rize; 3)
Zonguldak... Haberal Hoca’nın yakınları Ankara’yı isterken CHP’den bir kesim,
Hoca Zonguldak ya da Rize’den aday yapılır diyor... Merak ediyorum Prof. Haberal
Zonguldak’tan aday yapılırsa AKP’ye iman eden Köksal Toptan meydanlarda Hoca
için ne diyecek acaba?.. O Köksal Toptan ki 1991 seçimlerinde Prof. Haberal’ı
Rize’den DYP adaylığına ikna için haftalarca evinin kapısında
yatmıştı.
Özcan YENİÇERİ
Van’da BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, kontrol noktasında tartıştığı
bir polis memurunun başından bir kabadayı edasıyla şapkasını çekip alıyor.
Üstelik bu eylemi bu milletvekili kalabalık bir gurup içinde yapıyor. O anda
orada bulunanlar da milletvekilinin yaptığına benzer bir eylem içine girmiş
olsalardı bugün sonucu tahmin dahi edilemeyen toplumsal olaylardan bahseder
olacaktık. Polisin o anda bu davranışa vereceği bir tepki toplumsal bir olaya
neden olabilir ve önceden dahi tahmin edilemeyecek sonuçları olabilirdi. Bu
tavır, tipik bir kışkırtmadır ve provokatif davranıştır. Polis memurunun
soğukkanlı ve sorumlu davranışı bu provokasyonu etkisiz kılmıştır.
Batman’da
ise yolu kapatmak isteyen kalabalık bir grubun arasına Milletvekili Bengi
Yıldız, elindeki taşla araçları durdururken görüntüleniyor. PKK militanlarının
giydiği kıyafet içinde, emniyet güçlerine karşı elindeki taşla sağa sola salvo
yapan bu milletvekilinin kışkırtıcı tavrı da polisin soğukkanlı tavrı sayesinde
etkisiz kalıyor.
Bütün bu kışkırtma ve provokasyonlardan daha vahimi ise
Silopi’de yaşanıyor. Silopi’de de BDP milletvekili Sebahat Tuncel bir
başkomisere hakaret etmesine karşın bu başkomiser soğukkanlı bir biçimde alınan
önlemin gerekçelerini milletvekiline anlatmaya çalışıyor. Ancak milletvekili
Tuncel, “alçaklar” diyerek boşkomiserin üzerine yürüyor, hakaret ediyor ve tokat
atıyor. Yasadışı davranışına izin verilmediği için bu milletvekili (!) öfke
içinde emniyet görevlisine saldırırken bir yandan da “zulüm”den bahsediyor.
Milletvekilinin sergilediği davranış öteden beri PKK ve hempalarının yürüttüğü
‘hem suçlu hem güçlü’, ‘hem kel hem fodul’ tavrıdır.
Üç ayrı yerde, özü
itibarıyla birbirinin aynısı üç ayrı kışkırtma söz konusudur. Her üç olgunun da
koordineli ve planlı olma ihtimali çok yüksektir. Her üç vekil de emniyet
güçlerini kışkırtmak için böyle bir eylemde bulunmuşlardır. Olaylar münferit
değil organizedir.
Her üç kışkırtıcı eylemin de kameralarla hiçbir tartışmaya
yer bırakmayacak biçimde tespit edilmesi önemlidir. BDP’li vekiller, Nevruz
dolaysıyla bölgede güvenlik güçlerini tahrik ve kışkırtmak suretiyle büyük
toplumsal olayları başlatmak amacıyla bu ortak davranışları göstermişlerdir.
Halk da bu vekillerin ne yapmak istediklerini televizyon ekranlarından
ayrıntılarıyla görme imkânına kavuşmuştur. Azcın idrak sahibi olanlar,
Güneydoğu’da etnik fitneyi yönetenlerin nasıl bir zihniyete sahip olduklarını bu
görüntüleri izleyerek anlayabilirler.
BDP, DTK ya da Molotof kokteylli
milislerin görevi Nevruz’u PKK gösterisine daha da ilerisi bir isyana
dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bu başarılamadığı zaman vekilinden militanına
kadar bütün görevli bölücüler her türlü provokasyona baş vurmayı, kendileri için
bir hak olarak görmektedirler.
Seçim sürecine girildiği bir
aşamada BDP’li vekillerinin provokasyon ve kışkırtmaları nedensiz değildir. Bu
seçimde terörist grupların, TBMM’ye bölücü vekil sokmayı ne denli önemsediğini
PKK’nın daha önceki tehditlerinden biliyoruz. PKK, bir süre önce “bir oy bir
ölü, beş oy beş ölü” tehdidi ile seçim sürecinde uygulayacağı yöntemi ortaya
koymuştu. BDP de İmralı ve Kandil ile koordineli olarak gerilim, göz yaşı, kan,
kin ve nefret ürünü olan militer bir siyaset izlemektedir. Ortada hem vuran hem
de “yandım anam” diyen, hem öldüren hem de “intikam” yemini eden bir yöntem var.
Devletin memurunu tokatlayan ya da aşağılayan bu kışkırtıcı tavrın “kınama,
lanetleme ve densizlik” sözleriyle geçiştirilmesi kamu vicdanını yaralamaktadır.
İktidara düşen ya yasaların gereği yapmak ya da “taş atan” çocuklardan sonra bir
de taş atan milletvekilleri yasası çıkartmak olmalıdır.
24 Mart 2011
Bu öylesine çirkin bir oyun ki, sözcüklere sığmıyor!..
İktidarın kuyruğundaki işbirlikçi medya ve köşe yazarı sıfatlı tetikçi güruhu, yaşanan fiyaskoyu Türk halkına “zafer” olarak yutturmak için hiç utanıp sıkılmadan “kahramanlık menkıbeleri” yazıyorlar!..
- Fiyaskonun bugünkü adı Libya!..
Yoksa, fiyasko çok, fiyasko diz boyu!.. Türk “dış politikalarını!” yönettiklerini sananlar, her defasında rezil rüsva oldular… Dış politikaları diyorum; çünkü maşallah en az dört çeşit dış politikamız mevcut:
- Tayyip Bey’in “win-win” işleri, Abdullah Bey’in “cin-cin” işleri, Dışişleri Bakanı Ahmet Bey’in “sıfır sorun” işleri ve Türkiye’nin can çekişen geleneksel dışişleri!..
Tayyip ve Abdullah beylerin dış politika dehası sayesinde geldiğimiz noktaya şöyle bir bakalım:
- Ermeni sorunu: Bizim Cumhurbaşkanı koştura koştura maça gitti. Ermenistan Cumhurbaşkanı lütfedip ikinci maça teşrif etti. Stada Azerbaycan bayrağı sokulması bile yasaklandı. Bir de Azerbaycan’la aramız bozuldu. Peki ne oldu?.. Ensemizde dünya efendilerinin poz verdiği o fotoğrafı hatırlayın.. Bizimkiyle Ermenistan Dışişleri Bakanı zorla masaya oturtulmuş, somurtuk yüz ifadesiyle imza atmışlardı… Hemen arkalarında ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa dışişleri bakanları sırıtıyorlardı! O imza tarih oldu! Çünkü anlaşmanın parlamentolardan geçmesi gerekiyordu. Sonuç koca bir fiyasko!..
- Kıbrıs sorunu: Tayyip Bey 8 yıl önce “win-win” yani kazan- kazan diye kolları sıvamıştı. Bu uğurda KKTC halkı kuşatmaya alınıp, Talat marifetiyle Annan planına “Yes be annem” bile dedirtilmişti!.. Ne oldu? Son toplantıda Rum tarafı “Yok öyle istediğin gibi doğurmak, ayağını denk al, nüfusu azalt” deyiverdi. Yani kocca bir fiyasko daha!..
İran’la anlaşırız, kimse karışamaz dediler, bugün anlaşmanın “a”sı yok, fiyasko… En büyük arabulucu biziz dediler, İsrail’le durum ortada, Filistin’in hali fiyasko…
- Kahramanlık menkıbesine bakın!..
***
Sıradaki, Tayyip Bey’in daha birkaç ay önce elinden “İnsan Hakları Ödülü” aldığı Kaddafi ve Libya!..
Ne diyor ödüllü başbakan? “NATO, Libya’nın Libyalılara ait olduğunu tescil için oraya girmelidir!..” Daha üç gün önce aynı başbakan, “NATO’nun Libya’da ne işi var” diye açıklama yapıyordu iyi mi?!.. Kısacası üç gün içinde “NATO asla olmaz” koskoslanmasından, “tescilci NATO” savunuculuğuna savruluveren Tayyip Bey’e acaba tetikçi arkadaşlardan biri sormaya cesaret edebilir mi:
- Paris toplantısına Türkiye niçin davet edilmedi?..
Niçin Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nın, Başbakanı’nın ve sürekli oradan oraya gezip duran “sıfır soruncu” Dışişleri Bakanı’nın bir tek uyarısı bile dikkate alınmadı?.. İşte size günlerdir yutturulmaya çalışılan “zafer”in arkasındaki gerçek bu. Yerle bir edilen, iyice zavallılaştırılan ve sonunda derdest edilen Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikası…
- Ve kocaman bir fiyasko daha!..
Bir Yurtsevere Mektup (106)
Sevgili kardeşim Balbay, son birkaç gündür sevgili Tuncay Özkan’ın “Zorbalığın Pençesinde – Silivri Günlüğü” kitabını okuyorum. Aklımda zulüm, gözlerimin önünde Tuncay’ın kızı Nazlıcan’ın elbisesinden beyaz güvercinleri tek tek söken gardiyanın elleri…
Okudukça, “Ahhh” diyorum “ey adalet, seni Kafdağı’nın ardında olsan bulacağız, zalimin elinden söküp alacağız…”
Hafta sonu Ankara Kitap Fuarı başlıyor. Pazar günü yine sizlerin kitaplarını uzatacaklar önümüze, sizleri soracaklar… Biz her zamanki gibi “yakındır” diye yanıt vereceğiz. Herkes için, tüm yurtseverler için beyaz güvercinleri göğe salmanın, kucaklaşmanın zamanı yakındır diyeceğiz. Ve anamızın ak sütü gibi bileceğiz ki zalim elbette yıkılacak, hesap elbette sorulacaktır. Bir gün mutlaka…
Not: Bu cumartesi günü saat 15.00’te Moda Barış Manço Kültür Merkezi’nde Kadıköylülerle birlikte olup kitaplarımı imzalayacağım.
24 Mart 2011
Soruyorlar bir de:
“Neden hep Müslümanlar dayak yiyor?..”
*
Böyle oluyor işte…
Makinist yerine imam yetiştirirsen, makinist yetiştiren kazanır…
Çünkü bu uçaklar, tanklar, gemiler, denizaltılar mevlit okununca gitmiyor…
Makinist istiyor…
*
Bak; gelişmiş, büyük, güçlü uluslar, kadın-erkek el ele çalışıyorlar…
Ampul kafa bilim adamı da cinsiyetleri tanımlamak için “Erkek fiş, kadın prizdir…” diyebiliyor…
Demek ki başka türlü anlatamadı…
Erkek hadi neyse, onu “tornavida” diye de anlatabilirdi…
Ama kadını anlatmak için yeryüzünde bunca çiçek varken, onu evin duvarında sabit “priz”e benzetmesi…
Kendi ampul kafası ancak öyle çalıştığı içindir…
*
Aslında kazanan ilim…
Bilim…
Emek…
Akıl…
Sadece Amerika’da 5 bin 758 üniversite var…
57 Müslüman ülkedeki üniversitelerin toplam sayısı ise sadece 530…
*
Ampul kafanın anlamadığı bu…
Çağdaşlığı reddediyor…
Modern hayatı lanetliyor…
Müspet ilimleri beğenmiyor…
Sanata tükürüyor…
Heykeli yıkıyor…
Darwin’e kızıyor…
Kadını fiş takılacak “priz” gibi tanımlıyor…
*
Sonra oturuyor dünyada olup-bitenleri izlemeye…
Ve İtalyan gözlüğü takıp, Amerikan buluşu televizyona bakıp, Fransız telefon şebekesi üzerinden (Oldu mu size Libya’yı vuran koalisyon gücünün bizim evlerdeki uzantısı) soruyor:
“Niye hep Müslümanlar dayak yiyor?..”
*
İşte onun için zaten; medeniyet, çağdaş yaşam, laiklik diye sızlanıp dizimize vuruyoruz…
Türkiye’nin öbür Müslüman ülkelere göre daha bağımsız, daha güvende, daha güçlü, daha önde, daha saygın olmasının sırrıdır bu…
Öbür Müslüman ülkelere örnek gösterilmesinin sebebidir…
Mustafa Kemal’in kurduğu laik cumhuriyet hâlâ var olduğu içindir…
Şimdi bunu yıkmak istiyor işte, ampul kafa…
24 Mart 2011
Şubatın son
haftasındaki Silivri duruşmalarında, dinleyiciler bölümünden, içinde üç kitabın
bulunduğu bir torba ulaştırdılar. Özenle
seçilmiş kâğıt torbanın ağzı da
renkli kurdele ile bağlanmış.
Şöyle bir baktım. Bu, zarf bir kadından gelmiş olmalı, diye düşündüm.
Yanılmamışım. Sevinç İnönü’den.
Prof. Halis Odabaşı’nın derlediği, ‘Anılarla Prof. Dr. Erdal İnönü’, Can Dündar’ın ‘Anka Kuşu, Erdal İnönü Anlatıyor’ ve Erdal İnönü’nün kendi konuşmalarından oluşan ‘300 Yıllık Gecikme’.
Sevinç Hanım kitapların yanında şu notu düşmüş:
“Erdal İnönü hayatta olsaydı, ‘Bu da geçer yahu, dayanın’, derdi, hiç kuşkum yok.”
Can Dündar’ın kitabını televizyonda sürükleyici bir belgesel izliyormuş havasında bir çırpıda okudum.
Prof. Odabaşı’nın derlediği anılar İnönü’nün bütün renklerini barındırıyor. Feza Gürsey’in “Erdalizma”sının bir bölümünü paylaşmak isterim:
“Ben derim bize lazım Erdalizma/ Erdalizma her balonu patlatır/ Büyüğü küçültür, küçüğü büyütür/ Akıllıyı büyüler, ukalayı ürkütür./ Hikmeti çok, zararı az/ Dostlarına tadı unutulmaz/ Şeytani bir cennet yaratır./ Dağ başında dört beş ulema/ Beş on zorba, on on beş deli ile/ Kurmuşsun mecburi bir aile,/ Sakin ol, göz kırp, var mı bak cebinde/ Hakikati süzen o alaycı prizma/ Gizli silah Erdalizma.”
***
Bugün ülkeyi yönetenlerin üslubuna bakınca Erdal İnönü’nün siyaset dilini ayrıca anımsadım. İnönü’nün siyasette aktif olduğu dönemde sık yapılan değerlendirmelerden biri şuydu:
“Erdal Bey siyasi kişilik olarak Türkiye koşullarına fazla, İskandinav ülkelerinde cumhurbaşkanı olacak adam.”
İnönü, fazla diyene, eksik diyene gerekli yanıtı kendine has üslupla verip, özünü hiç bozmadan siyaset sahnesinde yerini aldı ve çekilmeyi düşündüğü an çekildi.
Sevinç Hanım’ın gönderdiği üçüncü kitap, “300 Yıllık Gecikme”, İnönü’nün tarih, kültür, bilim ve siyaset üzerine konuşmalarından oluşuyor.
300 yıllık gecikme tahmin edileceği gibi Batı ile aramızdaki fark. Pek çok kişi bu gecikmeyi matbaanın bize 300 yıl geç gelmesi olarak algılar. Ancak İnönü buna katılmıyor, şöyle diyor:
“Matbaa, mevcut bilginin yayılmasını sağlar, bu bakımdan çok etkilidir. Ama asıl önemli olan, insanı doğaya egemen kılan bilginin üretilme yolunun bulunmasıdır. Bu ilerleme 1600’lü yıllarda Orta ve Batı Avrupa’da, gözleme ve deneye dayanan matematiksel ifadelerden yararlanan bilimsel araştırma ve geliştirme yönteminin birkaç araştırıcı tarafından uygulanmaya başlamasıyla gerçekleşmiştir. Osmanlı dünyası ise bu yeni yöntemle hiç ilgilenmemiştir. Bilimsel araştırma yöntemi bir devlet politikası olarak Türkiye’ye ancak Cumhuriyet döneminde 1930’lu yıllarda geldi. Biz hâlâ bu üç yüz yıllık gecikmenin doğurduğu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.”
İnönü’nün bu saptamalarıyla bugün ülke yönetimine egemen olan siyasi anlayışı karşılaştırdığımızda söylenecek çok şey var.
Bugün Osmanlıcılık üretmeye çalışanlar tarihe bir de İnönü’nün gözüyle bakabilirler mi?
Erdal Bey bugünleri görseydi, belki de şöyle derdi:
“Savcılarımızı kutluyoruz. Bilgi çağını yakalamışlar. Her bilgiden suç üretmeyi başarmışlar. Öyle anlaşılıyor ki tamam bilgi çağını yakaladık, bırakmayalım demişler, tutuklamışlar.”
***
Birazcık teması olan herkesin İnönü ile bir anısı vardır. Sevinç Hanım’ın kitapları beni de 1980’li yıllara götürdü.
İnönü, İzmir’den milletvekili seçildiği için sık gelirdi. Kimi gezilerini de ben izlerdim. Yaz tatillerinde de kısa sürelerle Marmaris Bozburun’a gelirdi. Sevinç Hanım, hiç değilse tatilde Erdal Bey’i bizimle fazla paylaşmak istemezdi. Karşılıklı bir anlaşma yapmıştık. Günde bir saat Erdal Bey bizimle sohbet edip demeç verecek, sonra hiç karışmayacağız. Bu bizim de işimize gelirdi. Kaldıkları yer de Prof. Korel Göymen’in küçük bir pansiyonu. Bir gün sohbet uzadı. Tatil havasının da getirdiği yumuşak ortamda bir ıslık sesi duyuldu. Odaların birinden geliyordu. Erdal Bey, “Sevinç Hanım” dedi. Az sonra bir ıslık daha gelince ayağa kalktı, “Çocuklar” dedi, “artık gitmeliyim, ben odaya varmadan üçüncü ıslık çalarsa, yardıma gelin.”
24 Mart 2011
Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır özdeyişini, artık her başarılı kadının arkasında bir erkek vardır diye
okumak gerekiyor.
TÜSİAD’ın hazırlattığı yeni anayasa nasıl olmalı konusunu işleyen raporun Yüksek İstişare Konseyi’nde görüşülmesi sırasında Başkan Ümit Boyner’in eşi Cem Boyner’in konuşması, böylesi bir yargıya varılmasına vesile oluyor…
TÜSİAD’ın açıkladığı çalışma medyamızda geniş ilgi gördü.
O kadar ki, Milliyet manşetinde çalışmayı “Cesur öneri” diye tanımladığı gibi, TÜSİAD’ın yeni anayasa önerilerini, içeride tam iki sayfa okuruna duyurdu.
Dün Güncel’de değinmiştik. Açıklanan çalışmada, ilk başta önemsenmesi gereken öneri, uygulamadaki ilk üç maddesinin yeni anayasada yer almasına karşı çıkan bölümde…
Kısacası; AKP’ye 2007 yılında miktarı saptanamayan hayli yüklü ücret karşılığı bir anayasa taslağı hazırlayan, sonradan AKP’nin de bir kenara bıraktığı Prof. Ergun Özbudun’un başlarında bulunduğu bir heyet, yeni bir anayasada yer almasını zorunlu gördükleri temel kuralları saptıyor ve…
…Atatürk milliyetçiliğinin, Türk sözcüğünün, devletin resmi dilinin Türkçe olduğunu belirleyen maddenin yeni anayasada yer almamasını dayatan ifadeler içeren raporu hazırlıyor.
Bu üç maddeden Cumhuriyet sözcüğünü çıkarmıyorlar.
Ama nasıl bir Cumhuriyet? Federasyon mu, din kurallarına bağlılığını ifade edecek bir Cumhuriyet mi? Yanıt yok. Kapı her anlayışa, inanışa açık!
***
Bu raporla TÜSİAD da ileri, daima ileri demokrasi özlemi çekenler arasına katılmış oluyor.
Örneğin, öğrenciler, öğretim üyeleri türban takabilmeli. Yetmedi:
TBMM’de türbanlı vekil olsun mu? Olsun efendim!
Örneğin, nüfus kâğıtlarından din hanesi çıkarılmalı. Anadilde eğitim ve anadilin öğrenimi konularında adım atılabilmesi için, altyapının oluşturulmasına ilişkin önlemler alınmalı.
Örneğin, Genelkurmay Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmalı vs. vs…
Velhasıl TÜSİAD; uzun süredir konuşulagelen moda konuları, kimi dayatmaları bir raporla kamuoyuna sunmuş bulunuyor.
***
Bu rapor, vatandaşlık tanımında Türklük kavramına yer verilmemesini istediğine göre, neredeyse Türk’üm demek de yakışıksız bir davranış olmayacak mı?
Sonra… Şu durmadan sözü edilen, çağdışı kalanlara özgü bir tanımlama… Türkiye “üniter bir devlettir”, ne demek?
Bölücülerin aradığı bir göz, rapor sunuyor iki göz: “Üniter devlet esnetilmeli ve ortaya çıkan bölgeli devlet yapısı tartışılmalıdır (getirilmelidir)” diyor.
Laiklik mi? Ahret işlerinden fazla çakmadığım için Necmettin Erbakan’ın mezarında kulakları çınlar diyemiyorum ama, Prof. Özbudun şu raporun laiklikle ilgili bölümünü ölmeden Hoca’ya gösterebilseydi, sevapların büyüğünü kazanacaktı diye düşünüyorum…
Erbakan siyasete atıldığı günden ölünceye kadar 1982 Anayasası’ndaki laiklikle ilgili maddenin mutlaka, Milli Görüş gereği, kuşkusuz dinci siyasetin emri doğrultusunda yeni baştan yazılmasını dayattı. Sonradan AKP önderlerinden Bülent Arınç da bu görüşü savundu.
TÜSİAD raporu da “Türkiye’de laiklik anlayışı, (Erbakan’ın dediği gibi) Batı tipi laiklikten ayrışmaktadır… bu hükmün yerine ‘inanç özgürlüğüne’ ilişkin madde kabul edilmelidir” diyor.
***
Ümit Hanım bir adım atıyorsa destek atışında kocası Cem Boyner dört adım ötede.
Cem Boyner’e göre şu veya bu yapılırsa ülkenin bölüneceği korkusuna kapılmak artık çağdışılık demiyor, adeta gericilik demeye getiriyor…
Ne diyor Cem Boyner; “Ya -‘özgürlükler bizi böler’- kafası gidecek, hocalarımızın yaptığı bu çalışmaya kendimizi uyduracağız, ya (yeni anayasayı) abuk subuk alaturka bir hale getireceğiz. Ya da raporun (Özbudun) ilkelerine sıkı sıkıya sarılacağız.”
Bu ilkelere sarılmak gerek. Zira: “İnsanların mutluluğu, onuru, haysiyeti… bu ülkenin bölünmesinden de (devletten de) daha önemlidir” diyor Cem Boyner.
Mutlu, onurlu, haysiyetli yaşamaya bakın! Cem Boyner açıkladı işte:
Mutlu oldun mu; devlet olsa da olur, olmasa da!
*** İLK KURŞUN Gazetesinden alıntıdır....