HADİS HADİSLERİ YARGILARSA

0 views
Skip to first unread message

Yılmaz ARSLAN

unread,
Feb 17, 2016, 6:24:40 PM2/17/16
to
HADİS HADİSLERİ YARGILARSA
Daha evvel gördüğümüz gibi hadis adı altında söylenen sözlerin birçoğunu Kuran ve akıl
 
reddetmektedir. Bunun yanında dine kaynak gibi gösterilen bu hadisleri yargılayıp, bunların
 
yanlışlığını ortaya koyacak hadisler de mevcuttur. 4. Bölümdeki hadis incelenmesinde ve 7.
 
Bölümdeki hadis-hadis çelişkisi konusunda bunun örneklerini gördük. Bu bölümde hadisleri
 
hadislere yargılatırken amacımız bir kısım hadisleri reddedip, kendi kafamıza uyanları
 
toplamak değildir. Çünkü böyle bir gayret içinde olmayı (hele günümüzdeki tabloyu görenler
 
için) Kuran'ı yetersiz bulmanın bir uzantısı olarak görmekteyiz. Kuran yeterliyse onla
 
yetinmek ve gerçekle yalanın karıştığı izahlardan medet ummamak zorundayız. Amacımız,
 
hadisleri dini kaynak diye uyduranların yorumla ve görmemezlikten gelerek ve birçok ayrı
 
anlamlı hadisten kafalarına uyanı seçme yoluyla kendi uydurdukları hadislerle bile
 
çeliştiklerini göstermektir.
Sünni ve Şii İslam’ın hadis kitapları yazmaları bile kendi kabul ettikleri hadislerde
 
anlatılan, Peygamber'in hadis yazımını yasaklayan tavrıyla çelişmektedir. 4. Bölümde de
 
değindiğimiz bu konuyla ilgili şu hadislere bakalım:
Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.
Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11
Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve "Yazdığınız şey nedir?" dedi. "Senden
 
işittiğimiz hadisler" dedik. Hz. Peygamber: "Allah'ın kitabından başka kitap mı
 
istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları
 
için yoldan çıktılar."
El Hatib, Takyid 33
A. PEYGAMBERİMİZ HADİS YAZIMINI YASAKLAMIŞTI
Dikkat ederseniz Peygamber'in hadis yazımını yasaklayan bu hadislerini, hadis kitaplarını
 
dinin kaynağı kabul edenler nakletmiştir. Madem bu hadisleri biliyorsunuz, o zaman niye
 
hadis kitapları yazıyorsunuz? Siz Peygamber'den daha mı akıllı olduğunuzu iddia
 
ediyorsunuz? Yoksa Peygamber'den daha mı çok dini düşünüyorsunuz? "Peygamber o zaman
 
Kuran'la hadis karışmasın diye hadis yazdırmadı, artık Kuran'la karışma tehlikesi yok, o
 
yüzden hadis kitapları yazıyoruz" demek tatmin edici bir açıklama değildir. Hadisler Kuran
 
gibi dinin kaynağı olsaydı ve Peygamber hadisleri yazdırmayıp, unutulmaya mahkum etseydi
 
dini eksik tebliğ etmiş olmaz mıydı? Hadisler dinin bir kaynağı, lüzumlu bir parçası ise
 
nasıl olur da yazılmak yoluyla muhafaza edilmezler? Kuran'daki sureler karışmıyordu da,
 
hadisler niye karışacaktı? Peki Peygamber'in, Kuran'la karışma tehlikesi ortadan kalkınca
 
hadisleri yazın diye bir hadisi var mı? Sonuç olarak diyebiliriz ki; ey hadislere dinini
 
yaslayanlar, bu hadislerin yargısına göre hadis kitaplarınızı yakmak, yok etmek
 
zorundasınız. Bu hadislerin yargısına uyuyor musunuz?
Hadislerle Kuran'da olmayan helal ve haramların dine girdiğini de görüyoruz. Bir de şu
 
hadisleri inceleyelim:
Ey insanlar ateş tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı.
 
Allah'a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir şeyiniz yoktur; Kuran'ın helal kıldıkları
 
dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran'ın haram kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.
İbni Hişam Siret 4 sayfa 332
Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur, onlara
 
yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları yapmayın. Bazı şeyleri de unutmaksızın
 
size rahmet olması için hatırlatmamıştır, onları da araştırmayın.
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa 403
Allah'ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında sustuğu ise
 
serbesttir. Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi
 
unutucu değildir.
Ebu DavudK. Etime 39/Tırmizi K. Libas 6 İbni Mace K Etime 60/El-Müracaat sayfa 20
Bu hadislere göre Kuran'ın belirttiklerinin dışında haram yoktur. Şimdi nasıl kadınlarla el
 
sıkışmayı, müzik dinlemeyi, resim yapmayı haramlaştıracaksınız. Bunları yapmak için
 
uydurulmuş hadislere başvurduğunuzu biliyoruz. Oysa bu hadislerin yargısına göre Peygamber
 
Kuran'ın haramları dışında hiçbir şeyi haram kılmadı. Yani bu hadislerin yargısına göre
 
sizin Peygamber'in dediğiniz o hadisler, Peygamber'in hadisleri değildir.
"Benden sonrası 30 yıl hilafet, ondan sonrası Melikiyet'tir..."
Sahihi Buhari
Bakın en doğru denilen hadis kitabına göre 30 yıllık halifelik döneminden sonrasını
 
Peygamber beğenmemektedir. Gerçekten de 4 halife dönemi (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali) 30 yıl
 
sürmüştür. Bu dönemde ne bir mezhep oluşturulmuştur, ne de Kuran dışında bir hadis kitabı
 
yazılmıştır Neden bu dönemdeki gibi Kuran'ın tek kaynak olduğu mezhepsiz bir İslam’ı
 
yaşamıyorsunuz? Gerçi biz bu hadisin Emeviler'i sevmeyen Ali taraftarlarınca uydurulduğunu
 
sanıyoruz. Fakat Ehli Sünnet'e göre Buhari'nin tek hadisini inkar eden kafir olur. O zaman
 
bu hadisin hakkını verip, 4 halife dönemindeki gibi niye hadis kitaplarını yakmıyorsunuz?
 
Neden 4 Halife'den sonraki Melikler'in idare ve gözetiminde oluşturulan mezheplere ve
 
yazılan hadis kitaplarına inanıyorsunuz?
B. YALNIZ VE YALNIZ KURAN
Yine bazı hadislere göre Peygamber efendimiz Kuran'ı tebliğ etmek ve Kuran'ı yaşamak
 
dışındaki dini konularda bazı hatalar yapabilmektedir. Bu yüzden Kuran'ın bildirdiğinin
 
dışında Peygamber'in hayatından Kuran'a ilaveler çıkarmak yanlıştır. Çünkü bu, yukarıdaki
 
hadisten de anlaşılacağı üzere insanların serbest bırakıldığı alandır. Hadisler şöyledir:
Peygamber'imiz Medine'ye geldiğinde Medineliler hurmayı aşılıyorlardı. Peygamber'imiz "Ne
 
yapıyorsunuz?" diye sordu. Onlar "Biz bunu yapardık." dediler. Peygamber'imiz "Belki
 
yapmazsanız daha iyi olur." dedi. Onun sözüne uyarak bu işlemi terk ettiler de hurma ürün
 
vermez oldu. Bu durumu Peygamberimiz'e hatırlattıklarında kendilerine şöyle buyurdu: "Ben
 
ancak bir insanım. Size dininizle ilgili bir şeyi emrettiğimde onu alın. Kendi görüşümden
 
bir şeyi emrettiğimde ise ben ancak bir insanım."
Müslim, K. Fazail 140 / İbni Hanbel 3/152
Peygamber'imiz Bedir'de suyun yakın olduğu bir yeri ordugah olarak seçmişti. Sahabeden el
 
Habbab b. el Munzir O'na şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi, burası bize laf düşmeyecek
 
şekilde Rabbinin senin için seçip yerleştirdiği bir yer midir? Yoksa o bir görüş, öneri ve
 
harp hilesi midir?" Allah'ın elçisi cevaben " Aksine o bir görüş ve harp hilesidir." dedi.
 
Bunun üzerine el Habbab: "Burası hiç de iyi bir konak yeri değildir. Kalkıp karşımızdaki
 
topluluğa en yakın suyun başına karargah kuralım. Sonra orada bir kuyu kazıp suyu
 
depolayalım da biz içelim, onlar içmesinler." dedi. Peygamber'imiz: "Doğru söyledin." dedi
 
ve onun söylediğini yaptı.
İbni Hişam, es Sireh c.1 sf.620/ Taberi-et Tarih c.2 sf.144
Ben ancak bir insanım. Sizler aranızdaki davaları bana getiriyorsunuz, umulur ki
 
bazılarınız delillerini diğerlerinden daha iyi dile getirirler de ben duyduğum üzere onlar
 
lehinde bir hükme varırım. Kime (haksız yere) kardeşinin hakkından hüküm verirsem, o
 
kardeşinin hakkı olan bu şeyi kesinlikle almasın. Haksız yere alan için ancak ateşten bir
 
parça ayırırım.
El Kadı Iyaz, Eş Şifa, c.2 sf.179
Buraya kadar olan bu hadislerin yargısına göre:
1- Kuran dışında helal, haram kaynağı yoktur.
2- Hadis kitapları oluşturulmayacak, mevcutlar imha edilecektir.
3- Peygamber'in Kuran (din) dışındaki hareketlerine dini bir mana yüklenip dine
 
ilave yapılmayacaktır.
Hiç şüphesiz biz Kuran'ın yeterli ve eksiksiz olduğunu, Kuran dışında hadis ve benzeri
 
hiçbir kaynağa ihtiyaç olmadığını Kuran'a dayanarak öğreniyoruz. Burada göstermek
 
istediğimiz dine ilaveler yapanların, kendi türettikleri kaynaklara aldıkları hadislerle
 
de, her şeyle olduğu gibi çeliştikleridir.
C. HADİSLERE GÖRE HADİSLERİ İMHA ETMEK LAZIM
Buraya kadar hadis yazımını, hadisle helal-haram kılmayı ve Peygamber'in din dışı
 
hareketlerinin de ibadete dönüştürülmesini yargılayan ve reddeden hadislere yer verdik.
 
Böylece Kuran'ın anlattığı İslam’ı destekleyen, hatta hadislerin imhasını söyleyen
 
hadislerin varlığını gördük. Kuran'ın dinine ilave olan hükümleri incelediğimizde, bu
 
hükümlere karşı olan birçok hadisin de olması ilginçtir. Peygamber'in baldırların
 
örtülmesini emrettiğine dair uydurma hadis vardır ama Peygamber'in baldırlarının
 
gözüktüğünü söyleyip öbür hadisi yargılayan hadis de vardır. Midye, karides yenemeyeceğini
 
söyleyen Hanefi mezhebinin bir izahı vardır ama diğer yanda diğer mezheplerin denizden ne
 
çıkarsa yenebileceğini söyleyen hadisi vardır. İpeğin haram olduğuna, altının
 
giyilemeyeceğine dair uydurma hadisler vardır ama Peygamber'in yanında sahabelerin ipek
 
giydiğini, Peygamber'in bir ara altın yüzük taktığını söyleyen ve diğer hadisleri
 
yargılayan hadisler de vardır. Haremlik selamlığı savunan, kadının sesinin duyulamayacağım
 
söyleyen izahlara karşı sahabelerin erkek, kadın aynı yerde abdest aldığını, karşılıklı
 
sohbetlerinin olduğunu anlatan hadisler de vardır.
Çözüm Kuran'ı yeterli görüp her ilavenin bir uydurma izah veya uydurma bir yorumdan
 
kaynaklandığını görmektir. Öyle hadisler vardır ki aslen Peygamber'in yapması mümkün olan
 
bir fiil veya söylemesi mümkün olan bir sözdür. Fakat bu sözün başına Peygamber emretti ki,
 
Peygamber buyurdu ki şeklindeki doğal uygulamayı emre çeviren uydurma, doğru sözü dahi
Peygamber'e iftiraya çevirebilmiştir. Veya Peygamberin, Allah'ın serbest bıraktığı bir
 
konudaki tavrını dinselleştirip, serbest alanın dinsel alana döndürülmesi de hadis yorumu
 
uydurmacılığı ile gerçekleşmiştir. Örneğin Allah'ın Kuran'da kıyafet hakkında detay
 
vermemesi; isteyenin takım elbise, isteyenin kimono, isteyenin cübbe veya isteyenin
 
bambaşka bir yöre kıyafeti giyebileceğini gösterir. Bu serbest konuda muhtemeldir ki
 
Peygamber, yöresinin kıyafetleri olan entariyi, cübbeyi tercih etmiştir. Fakat bu kıyafeti
 
putperestler de, Peygamber'in en büyük düşmanları da gelenekler gereği giymekteydi. Yani
 
Peygamberimiz'in bu konudaki tavrı bir dinsel uygulama, bir sevap değil, Allah'ın serbest
 
bıraktığı konudaki bir tercihtir. Oysa Peygamber'in kıyafetini tarif eden hadisin kendisi
 
değil, onun uydurma yorumu dine ilave yapmıştır. Uydurma yorumları Kuran'a denetleterek
 
düzeltmek için aşağıdaki hadis örnektir:
"Bilin ki; Kuran'dan başka bir şey eken, ektiğini biçerken belalara uğrar. Artık siz de
 
O'nu ekin, O'na uyun. Rabbinize O'nu delil edin, nefislerinize O'nu öğütçü yapın. Kendi
 
reyleriniz O'na uymazsa reylerinizi (yorumlarınızı, seçiminizi) töhmetleyin, dilekleriniz
 
O'na aykırıysa dileklerinize hıyanette bulunun."
Nehcül Belağa sayfa 55
Hadislerin hepsi zandır (sanıdır). Kuran'a göre ise din zanna bina edilemez. Kuran'la
 
çelişen, Kuran'a ilaveler yapan yorum ve hadislerin yanlışlığı kesindir. Kuran'la
 
çelişmeyen ve Kuran'la uyuşan hadislere gelince; onların bile Peygamberin sözleri olduğuna
 
inanmak zandır, sanıdır. Geleneksel İslamcıların hadislerini yargılayıp, Kuran'ın
 
hükümleriyle örtüşen yukarıdaki hadisleri Peygamber'in söylediğini kabul etmek de zandır,
 
sanıdır. Yani bu hadisler Kuran'la örtüştükleri halde, onları Peygamber'in söylediği %100
 
değildir. Hadislerin uydurulma sebeplerinde gördüğümüz gibi dine fayda sağlamak niyetiyle
 
hadis uyduranların olması, dördüncü konuda hadislerin incelenmesinde gördüğümüz gibi uzun
 
hadis nakil zincirlerinden doğan hatalar, Peygamber'le sahabe sözünün karışması gibi
 
sonuçlar, en düzgünü (!) Peygamberimiz'in vefatından ikiyüz yıl sonra yazılmış olan hadis
 
kitaplarının en düzgün hadisinin bile zan (sanı) olduğunu ortaya koyar. Zaten bizim
 
istediğimiz, bu bölümde gelenekçilerin uydurmalarla dolu kitaplarını yine kendi
 
naklettikleri hadislere yargılatıp, bu inanılmaz çelişkilerini de gözler önüne sermektir.
 
Yoksa karşıtlığımızı hep belirttiğimiz gibi kendimize göre hadis kitabı oluşturma niyetimiz
 
olamaz. Öyle bir şey gerekseydi onu Peygamber yapardı. Din eşittir %100 Kuran. Ne bir
 
eksik, ne bir fazla. Bundan gayrısında ise zan vardır, gerçekle yalanın ayrılamaz bir
 
şekilde birbirine geçmişliği vardır.
Bile bile gerçekle yalanı karıştırmayın.
2- Bakara suresi 42
Onların çoğu zandan başka bir şeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki zan gerçek
namına bir şey ifade etmez.
10- Yunus suresi 36
4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI TAVRI
A. DAHA EVVEL HİÇ KİMSE BUNLARI AKIL EDEMEDİ Mİ?
Ne yazık ki ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklara İslam adına ilk giren, yazımız boyunca
 
eleştirdiğimiz mezheplerin uydurmalarla dolu dini yapısıdır. Günümüze kadar sayısal olarak
ülkemizde çoğunluğu temsil eden ve halife olan padişahlarca da kollanan Sunni mezhepler
 
olmuştur. (Özellikle Hanefilik) Bu mezhep, merkezi yönetimin politikaları sonucu kollanmış,
 
karşıt fikirler bastırılmıştır. Tarihsel süreçte hadislerin dinin kaynağı ilan
 
edilmelerine, Mutezile ve Harici gibi grupların ve de bir çok kişinin karşı çıktığını
 
görürüz. Fakat ülkemizin topraklarının uzun yıllar baskıcı Sunni yönetimlerin egemenliğinde
 
olmasının, karşıt fikirlerin eserlerinin tahrif ve yok edilmesinin ve halkımızın tarihsel
 
bilgisinin zayıflığının sonucunda, bu söylediklerimizi ilk duyanların çok şaşırdığını ve
 
"Bunları daha evvel kimse akıl edemedi mi? İlk siz mi bunları akıl ettiniz?" diye
 
sorduklarını görmekteyiz. Oysa bu fikirler tarih boyunca birçok kişi tarafından
 
söylenmiştir. Günümüzde de birçok insan bu fikirleri seslendirmektedir. yazımızda bu fikre
 
yakın yazarların bir kısmından alıntılar yaptık.)
Fakat mezheplerin İslam'ının daha organize olması ve mezhepçilerin baskısından bazılarının
 
çekinmesi sonucu Kuran'daki İslam’ın sesi mezhepçilerin sesi kadar gür çıkamamaktadır.
 
yazımızın bu bölümünü okuyanlar, Peygamberimiz'in vefatından hemen sonraki devirde 4
 
Halife'nin Kuran dışında dini kaynak oluşmaması için nasıl çabaladıklarını
 
kavrayacaklardır. Böylece "Bu söylediklerinizi ilk siz mi akıl ettiniz?" diye soranlar, bu
 
fikirleri Peygamber'in vefatından sonraki ilk yıllarda, 4 Halife başta olmak üzere birçok
 
insanın seslendirdiğini anlayacaklardır. Tüm bu fikirleri tarih boyunca akıl edenler hep
 
vardır. Ama akıl etmek istemeyenlerin uyduracakları mazeretleri de hep vardır.
B. 4 HALİFE TEK BİR HADİS YAZDIRMADI
Kuran'ın dışında başka kaynakları da dinin kaynağı ilan edenlere, Kuran'ı tek başına
 
yetersiz görenlere, Kuran'la beraber uydurmalarla dolu hadis kitaplarından da dini anlamaya
 
çalışanların kabulüne göre İslam’ın en mutlu dönemi önce Peygamberimiz'in zamanı, sonra ise
 
4 Halife dönemidir. Fakat ne yazık ki bu halifelerin üstünlüğünü kabul edenlerin
 
uygulamaları 4 Halife ile de çelişmiştir. Daha evvel 4. Bölüm'de Peygamberimiz'in hadisleri
 
yazdırmadığını gördük. 4 Halife de, bırakın hadis yazdırmayı, kişilerin hadis
 
nakletmelerini engellemeye çalışmışlar ve Kuran dışında başka kaynak oluşmamasının
 
mücadelesini vermişlerdir. Üstelik bu mücadeleyi Peygamber'in vefatından sonraki ilk
 
yıllarda vermişlerdir. Yani uydurmaların çok daha az olduğu bir dönemde. Oysa isteselerdi
 
Peygamber'in en azından birkaç yüz veya birkaç bin hadisini toplayıp bir kitap
 
yapabilirlerdi. Hem de Peygamber'i gören ve çok yakın olan 4 Halife eminiz ki çok az
 
yanlışla böyle bir hadis kitabını oluşturabilirlerdi. Bu bölümde izah etmek istediğimiz ;
 
doğru olsa bile Kuran dışında başka dini kaynak oluşturmamanın en güzel örneğinin,
 
Peygamber'den sonra 4 Halife döneminde görüldüğüdür. Onlar doğru olan hadisleri bile
 
toplamadılar, insanların Kuran dı¬şına taşmasını önlemeye çalıştılar. Oysa ünlü hadisçi
 
Darekutni'nin ifadesine göre: "Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün
 
derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır." Gün gelmiş yalan hadislerin çokluğu doğru olan
 
hadisleri geçmiş ve siyasi, maddi, manevi men¬faatlerin baş gösterdiği devirde, bugünün en
 
ünlü hadis kitapları yazılmıştır. Oysa 4 Halife kendi gözetimleri de mümkünken bırakın tek
 
hadis yazmayı, kimseye tek hadis bile yazdırmamış, hadis naklini de kötü görmüşlerdir.
 
Üstelik doğruların yalanlardan fazla olduğu, kendilerinin ise hakem olabileceği bir
 
ortamda. Şimdi birileri kalkıyor 4 Halife aşağı, 4 Halife yukarı onları öve öve
 
bitiremiyor; ama Kuran'ı dinin tek kaynağı kılmak için onların bu tavırlarını uygulamaya
 
gelince, sanki böyle bir olay olmamış, sanki kendi kaynakları bile bu gerçekleri kabul
 
etmiyormuş gibi, tarihin bu olaylarını görmezden geliyorlar. Gelin Hz. Ebubekir'den
 
başlayarak sırasıyla 4 halifenin hadis toplamaya ve nakline karşı tavrını geleneksel
 
İslamcıların da kabul ettiği kaynaklardan alıntılar yaparak görelim:
Ebubekir Peygamberimiz'in vefatından sonra halkı toplamış ve onlara şöyle demiştir: "Sizler
 
Allah'ın elçisinden farklı hadisler naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler
daha büyük anlaşmazlıklara düşecektir. Allah'ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden
 
hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte Allah'ın Kitabı aramızda, onun helalini
 
helal kılın, haramını haram görün."
Zehebi, TezkiratulHuffaz 1/3, Buhari l.cilt
Görüldüğü gibi ilk halife Hz. Ebubekir, Kuran dışında başka bir kaynak ortaya çıkmamasının
 
reçetesini şöyle yazmıştır: "Hiçbir hadis nakletmeyin." Dikkat edin; "Şu kadar şahit
 
olursa, şu şu haller de olursa, doğru hadisi toplayın, yalanı şöyle atın, geriye doğrusu
 
kalsın..." diye tarifler yapmamış, kestirme şekilde hadis nakil edilmemesini istemiştir.
 
Hz. Ebubekir döneminde yaşayanların çoğunun Peygamber'i görenler olduğunu, Peygamber'in
 
birçok sözünün en taze dönemi olduğunu düşünürsek, Hz. Ebubekir'in bu konudaki tavrı daha
 
da anlamlı olur. Hz. Ömer'in bu konudaki tavrı aynı Hz. Ebubekir gibidir, hatta diyebiliriz
 
ki Hz. Ömer bu konuda Hz. Ebubekir'den çok daha sert de davranmıştır.
C. HZ. ÖMER'İN UYDURUKÇULARA ATTIĞI KÖTEK
Hz. Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan hadis
 
mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65
Hadisler Ömer döneminde çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını
 
getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli'nin
 
Mişna'sı gibi Müslümanların Mişna'sıdır bunlar. İbni Sad/Tabakat 5/140
Hz. Ömer çok değerli bir tespitle; Museviler'in dinlerini dejenere edişlerinde Tevrat
 
dışında Mişna adlı kitapları dini kaynak edinişlerini görmüş ve Peygamber'e fatura edilerek
 
dinin kaynağı kılınmak istenen hadislerin bu Mişnalar'ın fonksiyonunu kazanacağını
 
anlamıştır. Buna karşı hem diliyle, hem eliyle mücadele etmiş ve bu mişnaları yakmıştır.
 
Hz. Ömer'in yaktırdığı Mişnalar'daki doğru hadis oranı tahminimizce bugünkü en doğru kabul
 
edilen Buhari'den de, Müslim'den de çok daha yüksektir. Çünkü Peygamber'i görenler o
 
dönemde hayattadır, ayrıca ileride olacak siyasi ayrılıklar ve kargaşalar henüz olmamıştır.
Geleneksel İslam'ı savunanlara soralım: Sizce Hz. Ömer Peygamber'i sevmiyor muydu?
 
Peygamber'e sizin kadar (!) saygı duymuyor muydu? Günümüzde Kuran'ın yeterliliğini
 
savunanlara ve hadislere gerek olmadığını söyleyenlere bu iddialarda bulunuyorsunuz. Peki
 
aynı tavrı gösteren, hatta hadisleri yakan Hz. Ömer'e niye aynı eleştiriyi getirmiyorsunuz?
 
Hiç şüphesiz ki Hz Ömer, Peygamber'i çok seviyordu; fakat O, Kuran'ın mesajını, Hz.
 
Peygam¬ber'in vaaz ettiği dinin özünü iyi kavramıştı. Hadisleri yakışının altındaki neden
 
de Peygamber'e olan saygısızlığı değil, bilakis saygısıydı. Çünkü daha evvel Peygamber de
 
hadis yazımını yasaklamıştı. Çünkü Kuran detaylı ve yeterli olduğunu, her şeyi açıkladığını
 
söy¬lüyordu. Hz. Ömer böylece dinimizi Mişnalardan, Peygamberimiz'i iftiralardan korumaya
 
çalıştı. Oysa günümüzde Hz. Ömer'e övgüler düzenler, hadislere uymayı; Peygamber'e saygı,
 
Peygamber'e uyma, takva olmak zannediyorlar. Böylece kraldan çok kralcı olup, farkında
 
olarak veya olmayarak Kuran'dan uzaklaşıyorlar. Bazı hadis uydurucularını göreceğimiz
 
bundan bir sonraki bölümde, en çok kendisinden hadis nakledilen Ebu Hureyre ve Kab gibi
 
kişilere karşı Hz. Ömer'in hadis nakillerinden dolayı şiddetli tepki ve tehditlerini, bu
 
konudaki tavrını ve çabasını açıkça göreceğiz.
Hz. Ömer Irak'a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: "Siz öyle bir ülkeye
 
gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur. Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve
 
yollarını saptırmayınız."
Ahmed İbni Hanbel, Kitabul Ilel 1/62-63
Hz. Ömer şöyle der: "Ancak sizden önceki kavimleri hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar
 
ve Allah'ın Kitabı'nı bırakarak onlara sarılmışlardı. Allah'ın Kitabı'na hiçbir şeyi
 
karıştırmam." diğer bir rivayette "Allah'ın Kitabı'nı asla başka bir şeyle değiştirmem."
 
başka bir rivayette "Ben yemin ederim ki Allah'ın Kitabı'nı hiçbir şeyle gölgelemem."
El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni Sad, Tabakat, 3/206
Hz. Ömer'in bu tavrını 3. halife Hz. Osman da çok hadis nakleden Ebu Hureyre ve Kab'a karşı
 
koyarak devam ettirmiştir.
D. MEŞHUR SAHABELER HADİS NAKLİ İLE SAVAŞTI
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı Ebu Hureyre'yi Devş dağlarına göndermekle,
 
Kab'ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit etmiştir.
Tahzırul Havas 10b.
4 Halife'nin dışında Peygamberimiz'i gören birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde,
 
gerekse 4 Halifeden sonra arkadaşlarının hadislere karşı takındıkları tavrı
 
benimsemişlerdir. Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah bin Mesud adlı meşhur sahabeleri
 
görelim:
Şeddad, ibni Abbas'a "Hz. Peygamber bir şey bıraktı mı?" diye sordu. O da "Sadece Kuran'ın
 
iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını verdi.
Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud K. Fiten 1,
Tırmizi K Fiten 43
ibni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle derdi: "Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu
 
şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden olmuştur."
İbn AbdülBerr, CamiulBeyanil ilm 1/63-68
Abdullah bin Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi,
 
sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi: "Allah kime bir hadis sayfasının yerini
 
bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse Allah'a yemin ederim ki, Hindistan'da dahi
 
olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.
Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27
Eğer hadisler dinin kaynağı olsa yazılması, korunması ve bu faaliyetlerin emredilmesi
 
gerekirdi. Oysa görüyoruz ki ünlü sahabeler tam tersine hadis yazımını yasaklamışlar,
 
yazılı hadisleri yakmışlar ve Kuran'la yetinilmesini söylemişlerdir. Sahabe sahabe diye
 
ortalığı inletenlerin sahabenin bu hareketi ile çelişmeleri, birçok çelişkilerine şahit
 
olanlar için hiç de sürpriz değildir. Kuran'ın yeterliliğine dair açık ayetlerle
 
çelişenler, Peygamber'in hadis yazmama emrine muhalefet edenler, sahabenin bu tavrıyla
 
çelişirlerken tevil veya görmemezlikten gelme gibi bir mekanizma bulmuşlardır. Ama tüm bu
 
mekanizmalar ve sahabelere atfedilen yalanlar 4 halife döneminden yazılı tek bir hadis
 
sayfasının bile bize ulaşmadığı gerçeğini yok edemez. Gerek yukarıdaki halifelerin ve ünlü
 
sahabelerin sözleri, gerekse bu sözlerle uyumlu hiçbir hadis kitabı oluşturmadıkları
 
gerçeği, Kuran dışında uydurulan kaynaklardan bu sahabelere yapılan atıflarla söylenen
 
hadislerin, Peygamber'e olduğu gibi, bu kişilere de iftira olduğunu gösterir.
E. HZ. ALİ DE HADİS SAYFALARINI YOK ETTİRDİ
Diğer 3 halife gibi 4. halife olan ve Sunnilerin kadar, onlardan daha da fazla Şiilerin ve
 
Alevilerin çok saydığı Hz. Ali'nin hadislere karşı aşağıdaki sözlerde göreceğimiz tavrı;
 
inşallah Şii, Alevi ve Sunni kesimlerin Kuran'ın Müslüman'ı olup mezhep manasında Şiilik,
 
Sünnilik ve Aleviliği bırakmalarına ve sadece Kuran'dan dini anlamalarına sebep olur.
Hz. Ali minberden şu hutbeyi veriyordu: "Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları
 
yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin naklettikleri hadislere uyarak Kuran'ı
 
terk etmeleridir."
İbn Abdülberr, Camiul Beyanilİlm
Bir gün Hz. Ali'ye gelirler ve "Halk hadislere dalmış." derler. Hz. Ali sorar: "Gerçekten
 
öyle mi?" "Evet" derler. Peygamber'den işittim ki gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden
 
söz ediyordu. "O fitneden kurtuluş nedir, nasıldır?" diye sordum. Resullullah dedi ki:
"Kurtuluş Kuran'dadır. Çünkü sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri
 
de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile yalanı birbirinden ayıran kesin bir
 
hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O'nu terk eden her zorbanın Allah boynunu kırar.
 
Hidayeti, doğru yolu O'ndan başkasında arayanı Allah sapkınlığa düşürür.
O, Allah'ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu Kuran'dır. O en doğru yoldur. O, boş
 
arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin, karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim
 
adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip
 
tükenmeyen bir kitaptır."
Sünen-i Tırmizi/Darimi
XII. BÖLÜM: BAZI ÖNEMLİ HADİS UYDURUCULARI
Peygamberimiz'in hadisleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin temel bir kaynağı ve her
 
Müslüman'ın bilmesi ve uyması gereken bir esas olsaydı, Peygamber'imiz kendinden
 
sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi.
 
Peygamberimiz'in bunu istemek bir yana, hadislerin yazımını yasakladığını daha önceki
 
bölümlerde gördük. Eğer Peygamber'imiz bunların ezberlenmesini isteseydi, sahabenin
 
Peygamber'e en yakın olanlarının; Ebu Bekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Zübeyr'in, Zeyd
 
bin Sabit'in, Selman el Farisi'nin onbinlerce hadis nakletmesi beklenirdi. Oysa bu
 
sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok azdır. Örneğin birazdan göreceğimiz hadis
 
uydurucularından Ebu Hureyre'nin söylediği iddia edilen hadislerin üçte, dörtte biri bile
 
dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin hepsinin söylediğinin toplamına birden
 
atfedilmez. İşte bu Ebu Hureyre'yi ve İsrailiyat adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat
 
adındaki Hıristiyan hikayelerini dine sokan birkaç uydurucuyu bu bölümde inceleyeceğiz.
 
Bunu yaparken bu hadis uydurucular çok fazla miktarda hadis naklettikleri için
 
naklettikleri binlerce hadisin tümünün neden güvenilir olmadığını anlayacağız. Ayrıca
 
hadisçilerin hadis toplarken, hadis nakleden kişileri söyledikleri kadar iyi
 
incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece hadisçilerin tüm çalışmalarının da
 
güvenilmez ve şüpheli olduğunu kavrayacağız. 4. Bölümde hadisleri incelerken Peygamber'i
 
her görene sahabe denildiğini ve her sahabenin kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, her
 
sahabeden her hadisin alındığını gördük. (Sahabe kelimesinin bu
tanımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır. Sahabe kelimesini, sadece Peygamberimizin yakın
 
çevresi için kullananlar da olmuştur.) Oysa Kuran, Peygamber'in döneminde birçok münafığın
 
inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış
 
kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen Peygamber'e zorluklar çıkardıklarını haber
 
vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle çelişen, dine binlerce ilave yapan
 
hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek tüm sahabeyi tartışılmaz ilan etmişler,
 
hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun bulunacağını söylemişlerdir. Oniki İmamın masum
 
ilan edilmesinde Şiiler'in hatasını çok iyi tespit eden Sunniler, ne yazık ki bütün bir
 
nesli, hem de Kuran'ın birçok ayetiyle eleştirdiği kişilerin ve hatta münafıkların da
 
içinde bulunduğu belirtilen bir nesli toptan tartışılmaz ilan ederek, Şiiler'den çok daha
 
büyük bir hataya düşmüşler ve Şiiler'e getirdikleri doğru eleştiride bile gülünç
 
olmuşlardır. Gelin sahabe damgasıyla mühürlendiği için her sözüne itibar edilmiş olan ve
 
mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre'yi inceleyelim ve bu zihniyetin bizi nereye, nasıl
 
götürdüğünü anlayalım.
A. EBU HUREYRE'YE GÜVENİLMEZSE TÜM HADİS KİTAPLARI GÜVENİLMEZ OLUR
Ebu Hureyre'nin Müslüman olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir
 
şey bilinmez. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden dolayı Ashabı Suffe'den olduğu bilinir.
 
Müslim'in Fezailus Sahabe'deki 159. Bölüm'ünde Ebu Hureyre'nin sırf karın tokluğuna
 
Peygamber'le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm sırf Baki bin Mahled'in müsnedinde Ebu
 
Hureyre'ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari bunlardan 446'sını kitabına almıştır.
Ebu Hureyre'nin anlattıklarından, en çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hz.
 
Ömer'in Ebu Hureyre'yi hadis naklinden dolayı tehdit ettiği ve tartakladığı hadis
 
kitaplarında anlatılır. Ebu Hureyre: "Size naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında
 
anlatsaydım değneği ile beni döverdi." der (Ez Zehebi - Tezki-retul-Huffaz). Ebu
 
Hureyre'nin şöyle dediği geçer: "Ömer ölünceye kadar Allah'ın Resulü buyurdu diyemezdik."
 
(Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34). Müslim'i eğer görebilseydik kendisine şöyle
 
sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin
 
bir kitap yazdın, cerh ve tadille kitabında hadis nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu
 
Hureyre'yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve halife olan Hz. Ömer'in onu
 
yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre'nin şüpheli bir şahıs olması için neden yeterli
 
görmedin? Demek ki senin sahih dediğin hadisler bu kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne
 
yazık ki Müslim de tüm sahabenin yıldızlar gibi olup, hangisine olursa olsun uyulabileceği
 
şeklindeki asılsız inanca kanmış. Veya Ebu Hureyre ve diğerlerine gerçekte sıkı ölçüler
 
uygulasa elinde hiçbir hadis kalmayacağını gördüğü için ve de özellikle Ebu Hureyre'den
 
hatırı sayılır derecede çok hadis geldiği için, bu açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu
 
Hureyre'yi yalancılıkla suçlayan bir tek Hz. Ömer değildir. Hz. Aişe'nin de onu defalarca
 
suçladığını Ebu Hureyre'ye sahip çıkan hadis kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu
 
Hureyre'ye: "Sen Peygamber'den duymadığım hadisler rivayet ediyorsun!" dediğinde ona
 
edepsizce bir cevap verir: "Ayna ve sürme seni Peygamber'le ilgilenmekten uzak
 
tuttu."(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa 435). Hz. Ali şöyle demiştir:
 
"Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan isnad eden Ebu Hureyre'dir."(İbni Ebul
 
Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360). Yine Hz.
Ali onun "Sevgili dostum bana haber verdi ki" diye Peygamber'den bahsettiğini duyunca:
 
"Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?" demiştir. Ibn Mesud gibi meşhur bir sahabe
 
ise onun "Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest alsın." sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır
 
sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: "Ey insanlar, ölülerinizden dolayı necasete
 
(pisliğe) bulaşmazsınız."
B. ATIN KANDIRILMASI HZ. ÖMER'İN KÖTEĞİNDEN DAHA MI ÖNEMLİ?
Hadisçilerin hadis nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz
 
oldukları şu hikayeyle anlatılır: "Meşhur bir hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir
 
kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına
 
yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş.
 
Atı kandıran insanları da kandırabilir diye onun naklettiği hadisi almamış." Bu hikayeyi
 
dinleyen bizlerin "Aman hadisçiler ne titizmiş!" deyip, onların yalancı hiç kimseden söz
 
almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu görmemizi
 
umarlar. Buraya kadar birçok yerde hem sebebi, hem de sonucu ile hadislerin nasıl
 
uydurmalarla karıştığını gös¬terdik. İleri sürülen bu mantık hiç şüphesiz geçersizdir.
 
Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini söyleyenlerin bu şundan, şu ondan, o öbüründen
 
şeklinde giden hadislerin nakilcilerinin önemli kısmı hadis kitapları toplandığında vefat
 
etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların
 
hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını tespit etmek özellikle o dönemin ulaşım
 
şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret mümkün olsaydı bile, bu kısa ziyaretler bir
 
insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için elbette ki yetersizdir. Herhalde her
 
hadisçi atını kandıran bir hadis nakilcisini tespit edecek kadar şanslı değildi! Bizim
 
örneğimiz olan Ebu Hureyre'ye gelecek olursak; atını kandıran hadis nakilcisini kabul
 
etmemekle hava atan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali gibi iki halifenin yalancılıkla itham
 
ve dayaklarına, Peygamber'in hanımı Hz. Aişe'nin bu şahsın izahlarını reddine rağmen nasıl
 
kendisini kabul ediyorlar? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Aişe'nin bu tavırları atın
 
kandırılmasından daha mı az önemli?
Hz. Ömer'in Ebu Hureyre'yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı
 
anlatılır. Hz. Ömer Ebu Hureyre'ye hitaben: "Seni Bahreyn'e vali yaptığımda ayağında bir
 
çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000 dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen
 
Bahreyn'in en ücra köşesinden, insanlar vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de,
 
senin için versinler diye mi geldin?" der (Zehebi, Siyer). Ebu Hureyre'nin bizzat
 
kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona şöyle demiştir: "Ey Allah'ın ve Kitabının
 
düşmanı! Allah'ın malını çaldın değil mi? Yoksa senin on bin dinarın nereden olacak?" (İbni
 
Sa'd, Tabakat, 4. cilt, sayfa 59). Ne yazık ki Ebu Hureyre Hz. Ömer'in kendisine
 
çıkışmalarını böyle anlatır, ama hadisçiler Hz. Ömer'in bu çıkışlarına rağmen Ebu
 
Hureyre'yi birinci dereceden güvenilir kabul edip, en çok hadisi ondan naklederler. Bir de
 
cerh ve tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden hadis nakletmediklerini söylerler. Hz.
 
Ömer'in "Allah'ın ve Kitabı'nın düşmanı" ilan ettiği şahsı en güvenilirler arasında kabul
 
eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne kadar titizlikle yapıldığı
 
görülmektedir.
C. EMEVİLER EBU HUREYRE'NİN ALTIN ÇAĞIYDI
Hz. Ömer'in ve daha sonra Hz. Ali'nin öldürülmelerinden sonra Emeviler dönemi Ebu
 
Hureyre'nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu Hureyre'ye el Akik'te bir köşk inşa edip
 
arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu ikramlara karşılık İbni Kesir'in el Bidaye ve'n
 
Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre'nin nasıl karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: "Allah'ın Resulü Muaviye'ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku
 
al ve cennette beni onunla karşıla!"
Ebu Hureyre'den yine şu hadis rivayet edilmiştir: "Allah'ın Resulü şunu derken duydum:
 
Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail ve Muaviye"
Tüm bu delillere rağmen "Her sahabe doğrudur" yanlış inancının hadisçileri sürüklediği
 
nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki, Peygamber'in en yakınlarının bile nakletmediği en
 
garip uydurmaları Peygamber'le az görüşmesine rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis
 
Ebu Hureyre'den gelen mantıksız hadislerin yüzlercesinden biridir:
Ebu Hureyre Peygamber'in kendisine şunu dediğini nakleder: "Ölüm meleği Musa'ya gönderildi.
 
Musa'nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: Beni ölmek
 
istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa'nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle
 
dedi: "Git ve ona elini bir öküzün üzerine koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl
 
sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!" Melek: "Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?" Allah:
 
"Sonra, ölüm" dedi."
Ne yazık ki Ebu Hureyre'yi kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı
 
islam'a fatura edip zarar veriyorlar, diğer taraftan Ebu Hureyre'yi kırmamak için Hz.
 
Musa'yı Allah'ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne tokat atıp kör eden bir insan olarak
 
gösteriyorlar. Ebu Hureyre'ye bir çok sahabe (Peygamber'i gören Müslüman) muhalefet
 
etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre'nin "Av ve çoban köpekleri dışındaki köpekleri öldürün"
 
hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine ibni Ömer, Ebu Hureyre'nin tarlaları olduğu
 
için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir (Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Ebu Hureyre'den nakledilen hadislerin eleştirisine kitaplar dolusu yazsak başka bir şey yazmaya
 
yer kalmaz. Ebu Hureyre'nin geleneksel İslam için önemini, bu yapının en ateşli
 
savunucularından ve ülkemizde en çok satan gelenekçi, hadisçi İslam’ın kitaplarından
 
Saadeti Ebediye- Tam ilmihal kitabının yazarı Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: "Ebu
 
Hureyre'yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder, çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin
 
yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir." Bize göre itiraf, Hüseyin Hilmi Işık Bey'e göre şeriata
 
sahip çıkma olan bu söz, neden Ebu Hureyre'yi bir alt başlık yaptığımızın sebebidir.
 
Allah'a şükür ki dinimiz tek başına yeterli olan Kuran'dadır ve ne Ebu Hureyre'nin, ne de
 
başkalarının hadislerine ihtiyacımız vardır

---------
“Onlara anlat… Hani bir adam vardı:
Ayetlerimizi çok iyi bildiği halde onları bir kenara atmıştı.
Şeytana uymuş ve sonunda iyice azmıştı.
Lâyık görseydik onu bildiği ayetler sayesinde yükseltirdik.
Fakat gözünü güç ve iktidar hırsı bürümüş, heva ve hevesine fena kapılmıştı.
Bu gibilerin durumu tıpkı köpeğe benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp hırlar, kendi haline bıraksan da.
İşte ayetlerimizle dalga geçenlerin durumu böyledir.
Anlat bu olayı; belki tefekkür ederler.
” (A(raf; 7/175-176)
 
Görüldüğü gibi ayette isim, yer ve zaman verilmeyip “karakter” (tipleme) üzerinde duruluyor.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages