HADİS HADİSLERİ YARGILARSA
Daha evvel gördüğümüz
gibi hadis adı altında söylenen sözlerin birçoğunu Kuran ve akıl
reddetmektedir. Bunun yanında dine kaynak gibi
gösterilen bu hadisleri yargılayıp, bunların
yanlışlığını ortaya koyacak hadisler de mevcuttur.
4. Bölümdeki hadis incelenmesinde ve 7.
Bölümdeki hadis-hadis çelişkisi konusunda bunun
örneklerini gördük. Bu bölümde hadisleri
hadislere yargılatırken amacımız bir kısım
hadisleri reddedip, kendi kafamıza uyanları
toplamak değildir. Çünkü böyle bir gayret içinde
olmayı (hele günümüzdeki tabloyu görenler
için) Kuran'ı yetersiz bulmanın bir uzantısı olarak
görmekteyiz. Kuran yeterliyse onla
yetinmek ve gerçekle yalanın karıştığı izahlardan
medet ummamak zorundayız. Amacımız,
hadisleri dini kaynak diye uyduranların yorumla ve
görmemezlikten gelerek ve birçok ayrı
anlamlı hadisten kafalarına uyanı seçme yoluyla
kendi uydurdukları hadislerle bile
çeliştiklerini göstermektir.
Sünni ve Şii
İslam’ın hadis kitapları yazmaları bile kendi kabul ettikleri hadislerde
anlatılan, Peygamber'in hadis yazımını yasaklayan
tavrıyla çelişmektedir. 4. Bölümde de
değindiğimiz bu konuyla ilgili şu hadislere
bakalım:
Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin
vermedi.
Tirmizi, Es Sunan, K. İlm 11
Biz hadis yazarken Hz. Peygamber
yanımıza geldi ve "Yazdığınız şey nedir?" dedi. "Senden
işittiğimiz hadisler" dedik. Hz. Peygamber:
"Allah'ın kitabından başka kitap mı
istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah'ın
kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları
için yoldan çıktılar."
El Hatib, Takyid
33
A. PEYGAMBERİMİZ HADİS YAZIMINI YASAKLAMIŞTI
Dikkat ederseniz
Peygamber'in hadis yazımını yasaklayan bu hadislerini, hadis kitaplarını
dinin kaynağı kabul edenler nakletmiştir. Madem bu
hadisleri biliyorsunuz, o zaman niye
hadis kitapları yazıyorsunuz? Siz Peygamber'den
daha mı akıllı olduğunuzu iddia
ediyorsunuz? Yoksa Peygamber'den daha mı çok dini
düşünüyorsunuz? "Peygamber o zaman
Kuran'la hadis karışmasın diye hadis yazdırmadı,
artık Kuran'la karışma tehlikesi yok, o
yüzden hadis kitapları yazıyoruz" demek tatmin
edici bir açıklama değildir. Hadisler Kuran
gibi dinin kaynağı olsaydı ve Peygamber hadisleri
yazdırmayıp, unutulmaya mahkum etseydi
dini eksik tebliğ etmiş olmaz mıydı? Hadisler dinin
bir kaynağı, lüzumlu bir parçası ise
nasıl olur da yazılmak yoluyla muhafaza edilmezler?
Kuran'daki sureler karışmıyordu da,
hadisler niye karışacaktı? Peki Peygamber'in,
Kuran'la karışma tehlikesi ortadan kalkınca
hadisleri yazın diye bir hadisi var mı? Sonuç
olarak diyebiliriz ki; ey hadislere dinini
yaslayanlar, bu hadislerin yargısına göre hadis
kitaplarınızı yakmak, yok etmek
zorundasınız. Bu hadislerin yargısına uyuyor
musunuz?
Hadislerle Kuran'da olmayan helal ve haramların dine girdiğini de
görüyoruz. Bir de şu
hadisleri inceleyelim:
Ey insanlar ateş
tutuşturuldu ve karanlık gecenin parçaları gibi fitneler yakınlaştı.
Allah'a yemin ederim ki aleyhimde tutunacak bir
şeyiniz yoktur; Kuran'ın helal kıldıkları
dışında bir şeyi helal kılmadım. Kuran'ın haram
kıldıkları dışındakileri de haram kılmadım.
İbni Hişam Siret 4 sayfa
332
Allah bazı farizalar vazetmiştir, onları aşmayın. Bazı hadler koymuştur,
onlara
yaklaşmayın. Bazı şeyleri haram kılmıştır, onları
yapmayın. Bazı şeyleri de unutmaksızın
size rahmet olması için hatırlatmamıştır, onları da
araştırmayın.
Mahmud Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması, sayfa
403
Allah'ın kitabında helal kıldığı helal, haram kıldığı haramdır. Hakkında
sustuğu ise
serbesttir. Allah'ın serbest bıraktıklarını kabul
edin ve bilin ki Allah hiçbir şeyi
unutucu değildir.
Ebu DavudK. Etime 39/Tırmizi
K. Libas 6 İbni Mace K Etime 60/El-Müracaat sayfa 20
Bu hadislere göre
Kuran'ın belirttiklerinin dışında haram yoktur. Şimdi nasıl kadınlarla el
sıkışmayı, müzik dinlemeyi, resim yapmayı
haramlaştıracaksınız. Bunları yapmak için
uydurulmuş hadislere başvurduğunuzu biliyoruz. Oysa
bu hadislerin yargısına göre Peygamber
Kuran'ın haramları dışında hiçbir şeyi haram
kılmadı. Yani bu hadislerin yargısına göre
sizin Peygamber'in dediğiniz o hadisler,
Peygamber'in hadisleri değildir.
"Benden sonrası 30 yıl hilafet, ondan
sonrası Melikiyet'tir..."
Sahihi Buhari
Bakın en doğru denilen hadis
kitabına göre 30 yıllık halifelik döneminden sonrasını
Peygamber beğenmemektedir. Gerçekten de 4 halife
dönemi (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali) 30 yıl
sürmüştür. Bu dönemde ne bir mezhep
oluşturulmuştur, ne de Kuran dışında bir hadis kitabı
yazılmıştır Neden bu dönemdeki gibi Kuran'ın tek
kaynak olduğu mezhepsiz bir İslam’ı
yaşamıyorsunuz? Gerçi biz bu hadisin Emeviler'i
sevmeyen Ali taraftarlarınca uydurulduğunu
sanıyoruz. Fakat Ehli Sünnet'e göre Buhari'nin tek
hadisini inkar eden kafir olur. O zaman
bu hadisin hakkını verip, 4 halife dönemindeki gibi
niye hadis kitaplarını yakmıyorsunuz?
Neden 4 Halife'den sonraki Melikler'in idare ve
gözetiminde oluşturulan mezheplere ve
yazılan hadis kitaplarına
inanıyorsunuz?
B. YALNIZ VE YALNIZ KURAN
Yine bazı hadislere göre
Peygamber efendimiz Kuran'ı tebliğ etmek ve Kuran'ı yaşamak
dışındaki dini konularda bazı hatalar
yapabilmektedir. Bu yüzden Kuran'ın bildirdiğinin
dışında Peygamber'in hayatından Kuran'a ilaveler
çıkarmak yanlıştır. Çünkü bu, yukarıdaki
hadisten de anlaşılacağı üzere insanların serbest
bırakıldığı alandır. Hadisler şöyledir:
Peygamber'imiz Medine'ye geldiğinde
Medineliler hurmayı aşılıyorlardı. Peygamber'imiz "Ne
yapıyorsunuz?" diye sordu. Onlar "Biz bunu
yapardık." dediler. Peygamber'imiz "Belki
yapmazsanız daha iyi olur." dedi. Onun sözüne
uyarak bu işlemi terk ettiler de hurma ürün
vermez oldu. Bu durumu Peygamberimiz'e
hatırlattıklarında kendilerine şöyle buyurdu: "Ben
ancak bir insanım. Size dininizle ilgili bir şeyi
emrettiğimde onu alın. Kendi görüşümden
bir şeyi emrettiğimde ise ben ancak bir insanım."
Müslim, K. Fazail 140 / İbni Hanbel 3/152
Peygamber'imiz Bedir'de suyun
yakın olduğu bir yeri ordugah olarak seçmişti. Sahabeden el
Habbab b. el Munzir O'na şöyle dedi: "Ey Allah'ın
elçisi, burası bize laf düşmeyecek
şekilde Rabbinin senin için seçip yerleştirdiği bir
yer midir? Yoksa o bir görüş, öneri ve
harp hilesi midir?" Allah'ın elçisi cevaben "
Aksine o bir görüş ve harp hilesidir." dedi.
Bunun üzerine el Habbab: "Burası hiç de iyi bir
konak yeri değildir. Kalkıp karşımızdaki
topluluğa en yakın suyun başına karargah kuralım.
Sonra orada bir kuyu kazıp suyu
depolayalım da biz içelim, onlar içmesinler." dedi.
Peygamber'imiz: "Doğru söyledin." dedi
ve onun söylediğini yaptı.
İbni Hişam, es Sireh
c.1 sf.620/ Taberi-et Tarih c.2 sf.144
Ben ancak bir insanım. Sizler
aranızdaki davaları bana getiriyorsunuz, umulur ki
bazılarınız delillerini diğerlerinden daha iyi dile
getirirler de ben duyduğum üzere onlar
lehinde bir hükme varırım. Kime (haksız yere)
kardeşinin hakkından hüküm verirsem, o
kardeşinin hakkı olan bu şeyi kesinlikle almasın.
Haksız yere alan için ancak ateşten bir
parça ayırırım.
El Kadı Iyaz, Eş Şifa, c.2
sf.179
Buraya kadar olan bu hadislerin yargısına
göre:
1- Kuran dışında helal, haram kaynağı
yoktur.
2- Hadis kitapları oluşturulmayacak, mevcutlar imha
edilecektir.
3- Peygamber'in Kuran (din) dışındaki hareketlerine
dini bir mana yüklenip dine
ilave yapılmayacaktır.
Hiç şüphesiz biz Kuran'ın
yeterli ve eksiksiz olduğunu, Kuran dışında hadis ve benzeri
hiçbir kaynağa ihtiyaç olmadığını Kuran'a dayanarak
öğreniyoruz. Burada göstermek
istediğimiz dine ilaveler yapanların, kendi
türettikleri kaynaklara aldıkları hadislerle
de, her şeyle olduğu gibi
çeliştikleridir.
C. HADİSLERE GÖRE HADİSLERİ İMHA ETMEK LAZIM
Buraya
kadar hadis yazımını, hadisle helal-haram kılmayı ve Peygamber'in din dışı
hareketlerinin de ibadete dönüştürülmesini
yargılayan ve reddeden hadislere yer verdik.
Böylece Kuran'ın anlattığı İslam’ı destekleyen,
hatta hadislerin imhasını söyleyen
hadislerin varlığını gördük. Kuran'ın dinine ilave
olan hükümleri incelediğimizde, bu
hükümlere karşı olan birçok hadisin de olması
ilginçtir. Peygamber'in baldırların
örtülmesini emrettiğine dair uydurma hadis vardır
ama Peygamber'in baldırlarının
gözüktüğünü söyleyip öbür hadisi yargılayan hadis
de vardır. Midye, karides yenemeyeceğini
söyleyen Hanefi mezhebinin bir izahı vardır ama
diğer yanda diğer mezheplerin denizden ne
çıkarsa yenebileceğini söyleyen hadisi vardır.
İpeğin haram olduğuna, altının
giyilemeyeceğine dair uydurma hadisler vardır ama
Peygamber'in yanında sahabelerin ipek
giydiğini, Peygamber'in bir ara altın yüzük
taktığını söyleyen ve diğer hadisleri
yargılayan hadisler de vardır. Haremlik selamlığı
savunan, kadının sesinin duyulamayacağım
söyleyen izahlara karşı sahabelerin erkek, kadın
aynı yerde abdest aldığını, karşılıklı
sohbetlerinin olduğunu anlatan hadisler de
vardır.
Çözüm Kuran'ı yeterli görüp her ilavenin bir uydurma izah veya
uydurma bir yorumdan
kaynaklandığını görmektir. Öyle hadisler vardır ki
aslen Peygamber'in yapması mümkün olan
bir fiil veya söylemesi mümkün olan bir sözdür.
Fakat bu sözün başına Peygamber emretti ki,
Peygamber buyurdu ki şeklindeki doğal uygulamayı
emre çeviren uydurma, doğru sözü dahi
Peygamber'e iftiraya çevirebilmiştir.
Veya Peygamberin, Allah'ın serbest bıraktığı bir
konudaki tavrını dinselleştirip, serbest alanın
dinsel alana döndürülmesi de hadis yorumu
uydurmacılığı ile gerçekleşmiştir. Örneğin Allah'ın
Kuran'da kıyafet hakkında detay
vermemesi; isteyenin takım elbise, isteyenin
kimono, isteyenin cübbe veya isteyenin
bambaşka bir yöre kıyafeti giyebileceğini gösterir.
Bu serbest konuda muhtemeldir ki
Peygamber, yöresinin kıyafetleri olan entariyi,
cübbeyi tercih etmiştir. Fakat bu kıyafeti
putperestler de, Peygamber'in en büyük düşmanları
da gelenekler gereği giymekteydi. Yani
Peygamberimiz'in bu konudaki tavrı bir dinsel
uygulama, bir sevap değil, Allah'ın serbest
bıraktığı konudaki bir tercihtir. Oysa Peygamber'in
kıyafetini tarif eden hadisin kendisi
değil, onun uydurma yorumu dine ilave yapmıştır.
Uydurma yorumları Kuran'a denetleterek
düzeltmek için aşağıdaki hadis örnektir:
"Bilin
ki; Kuran'dan başka bir şey eken, ektiğini biçerken belalara uğrar. Artık siz de
O'nu ekin, O'na uyun. Rabbinize O'nu delil edin,
nefislerinize O'nu öğütçü yapın. Kendi
reyleriniz O'na uymazsa reylerinizi (yorumlarınızı,
seçiminizi) töhmetleyin, dilekleriniz
O'na aykırıysa dileklerinize hıyanette
bulunun."
Nehcül Belağa sayfa 55
Hadislerin hepsi zandır (sanıdır).
Kuran'a göre ise din zanna bina edilemez. Kuran'la
çelişen, Kuran'a ilaveler yapan yorum ve hadislerin
yanlışlığı kesindir. Kuran'la
çelişmeyen ve Kuran'la uyuşan hadislere gelince;
onların bile Peygamberin sözleri olduğuna
inanmak zandır, sanıdır. Geleneksel İslamcıların
hadislerini yargılayıp, Kuran'ın
hükümleriyle örtüşen yukarıdaki hadisleri
Peygamber'in söylediğini kabul etmek de zandır,
sanıdır. Yani bu hadisler Kuran'la örtüştükleri
halde, onları Peygamber'in söylediği %100
değildir. Hadislerin uydurulma sebeplerinde
gördüğümüz gibi dine fayda sağlamak niyetiyle
hadis uyduranların olması, dördüncü konuda
hadislerin incelenmesinde gördüğümüz gibi uzun
hadis nakil zincirlerinden doğan hatalar,
Peygamber'le sahabe sözünün karışması gibi
sonuçlar, en düzgünü (!) Peygamberimiz'in
vefatından ikiyüz yıl sonra yazılmış olan hadis
kitaplarının en düzgün hadisinin bile zan (sanı)
olduğunu ortaya koyar. Zaten bizim
istediğimiz, bu bölümde gelenekçilerin uydurmalarla
dolu kitaplarını yine kendi
naklettikleri hadislere yargılatıp, bu inanılmaz
çelişkilerini de gözler önüne sermektir.
Yoksa karşıtlığımızı hep belirttiğimiz gibi
kendimize göre hadis kitabı oluşturma niyetimiz
olamaz. Öyle bir şey gerekseydi onu Peygamber
yapardı. Din eşittir %100 Kuran. Ne bir
eksik, ne bir fazla. Bundan gayrısında ise zan
vardır, gerçekle yalanın ayrılamaz bir
şekilde birbirine geçmişliği vardır.
Bile bile
gerçekle yalanı karıştırmayın.
2- Bakara suresi 42
Onların çoğu
zandan başka bir şeyin ardınca gitmiyor. Doğrusu da şu ki zan gerçek
namına
bir şey ifade etmez.
10- Yunus suresi 36
4 HALİFENİN HADİSLERE KARŞI
TAVRI
A. DAHA EVVEL HİÇ KİMSE BUNLARI AKIL EDEMEDİ Mİ?
Ne yazık ki
ülkemizin üzerinde bulunduğu topraklara İslam adına ilk giren, yazımız boyunca
eleştirdiğimiz mezheplerin uydurmalarla dolu dini
yapısıdır. Günümüze kadar sayısal olarak
ülkemizde çoğunluğu temsil eden ve
halife olan padişahlarca da kollanan Sunni mezhepler
olmuştur. (Özellikle Hanefilik) Bu mezhep, merkezi
yönetimin politikaları sonucu kollanmış,
karşıt fikirler bastırılmıştır. Tarihsel süreçte
hadislerin dinin kaynağı ilan
edilmelerine, Mutezile ve Harici gibi grupların ve
de bir çok kişinin karşı çıktığını
görürüz. Fakat ülkemizin topraklarının uzun yıllar
baskıcı Sunni yönetimlerin egemenliğinde
olmasının, karşıt fikirlerin eserlerinin tahrif ve
yok edilmesinin ve halkımızın tarihsel
bilgisinin zayıflığının sonucunda, bu
söylediklerimizi ilk duyanların çok şaşırdığını ve
"Bunları daha evvel kimse akıl edemedi mi? İlk siz
mi bunları akıl ettiniz?" diye
sorduklarını görmekteyiz. Oysa bu fikirler tarih
boyunca birçok kişi tarafından
söylenmiştir. Günümüzde de birçok insan bu
fikirleri seslendirmektedir. yazımızda bu fikre
yakın yazarların bir kısmından alıntılar
yaptık.)
Fakat mezheplerin İslam'ının daha organize olması ve mezhepçilerin
baskısından bazılarının
çekinmesi sonucu Kuran'daki İslam’ın sesi
mezhepçilerin sesi kadar gür çıkamamaktadır.
yazımızın bu bölümünü okuyanlar, Peygamberimiz'in
vefatından hemen sonraki devirde 4
Halife'nin Kuran dışında dini kaynak oluşmaması
için nasıl çabaladıklarını
kavrayacaklardır. Böylece "Bu söylediklerinizi ilk
siz mi akıl ettiniz?" diye soranlar, bu
fikirleri Peygamber'in vefatından sonraki ilk
yıllarda, 4 Halife başta olmak üzere birçok
insanın seslendirdiğini anlayacaklardır. Tüm bu
fikirleri tarih boyunca akıl edenler hep
vardır. Ama akıl etmek istemeyenlerin uyduracakları
mazeretleri de hep vardır.
B. 4 HALİFE TEK BİR HADİS
YAZDIRMADI
Kuran'ın dışında başka kaynakları da dinin kaynağı ilan edenlere,
Kuran'ı tek başına
yetersiz görenlere, Kuran'la beraber uydurmalarla
dolu hadis kitaplarından da dini anlamaya
çalışanların kabulüne göre İslam’ın en mutlu dönemi
önce Peygamberimiz'in zamanı, sonra ise
4 Halife dönemidir. Fakat ne yazık ki bu
halifelerin üstünlüğünü kabul edenlerin
uygulamaları 4 Halife ile de çelişmiştir. Daha
evvel 4. Bölüm'de Peygamberimiz'in hadisleri
yazdırmadığını gördük. 4 Halife de, bırakın hadis
yazdırmayı, kişilerin hadis
nakletmelerini engellemeye çalışmışlar ve Kuran
dışında başka kaynak oluşmamasının
mücadelesini vermişlerdir. Üstelik bu mücadeleyi
Peygamber'in vefatından sonraki ilk
yıllarda vermişlerdir. Yani uydurmaların çok daha
az olduğu bir dönemde. Oysa isteselerdi
Peygamber'in en azından birkaç yüz veya birkaç bin
hadisini toplayıp bir kitap
yapabilirlerdi. Hem de Peygamber'i gören ve çok
yakın olan 4 Halife eminiz ki çok az
yanlışla böyle bir hadis kitabını
oluşturabilirlerdi. Bu bölümde izah etmek istediğimiz ;
doğru olsa bile Kuran dışında başka dini kaynak
oluşturmamanın en güzel örneğinin,
Peygamber'den sonra 4 Halife döneminde
görüldüğüdür. Onlar doğru olan hadisleri bile
toplamadılar, insanların Kuran dı¬şına taşmasını
önlemeye çalıştılar. Oysa ünlü hadisçi
Darekutni'nin ifadesine göre: "Yalan hadisler
arasında sağlam hadis, siyah öküzün
derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır." Gün gelmiş
yalan hadislerin çokluğu doğru olan
hadisleri geçmiş ve siyasi, maddi, manevi
men¬faatlerin baş gösterdiği devirde, bugünün en
ünlü hadis kitapları yazılmıştır. Oysa 4 Halife
kendi gözetimleri de mümkünken bırakın tek
hadis yazmayı, kimseye tek hadis bile yazdırmamış,
hadis naklini de kötü görmüşlerdir.
Üstelik doğruların yalanlardan fazla olduğu,
kendilerinin ise hakem olabileceği bir
ortamda. Şimdi birileri kalkıyor 4 Halife aşağı, 4
Halife yukarı onları öve öve
bitiremiyor; ama Kuran'ı dinin tek kaynağı kılmak
için onların bu tavırlarını uygulamaya
gelince, sanki böyle bir olay olmamış, sanki kendi
kaynakları bile bu gerçekleri kabul
etmiyormuş gibi, tarihin bu olaylarını görmezden
geliyorlar. Gelin Hz. Ebubekir'den
başlayarak sırasıyla 4 halifenin hadis toplamaya ve
nakline karşı tavrını geleneksel
İslamcıların da kabul ettiği kaynaklardan alıntılar
yaparak görelim:
Ebubekir Peygamberimiz'in vefatından sonra halkı toplamış ve
onlara şöyle demiştir: "Sizler
Allah'ın elçisinden farklı hadisler
naklediyorsunuz. Bu durumda sizden sonrakiler
daha büyük anlaşmazlıklara
düşecektir. Allah'ın elçisinden hiçbir hadis nakletmeyin. Sizden
hadis nakletmenizi isteyenlere deyiniz ki: İşte
Allah'ın Kitabı aramızda, onun helalini
helal kılın, haramını haram görün."
Zehebi,
TezkiratulHuffaz 1/3, Buhari l.cilt
Görüldüğü gibi ilk halife Hz. Ebubekir,
Kuran dışında başka bir kaynak ortaya çıkmamasının
reçetesini şöyle yazmıştır: "Hiçbir hadis
nakletmeyin." Dikkat edin; "Şu kadar şahit
olursa, şu şu haller de olursa, doğru hadisi
toplayın, yalanı şöyle atın, geriye doğrusu
kalsın..." diye tarifler yapmamış, kestirme şekilde
hadis nakil edilmemesini istemiştir.
Hz. Ebubekir döneminde yaşayanların çoğunun
Peygamber'i görenler olduğunu, Peygamber'in
birçok sözünün en taze dönemi olduğunu düşünürsek,
Hz. Ebubekir'in bu konudaki tavrı daha
da anlamlı olur. Hz. Ömer'in bu konudaki tavrı aynı
Hz. Ebubekir gibidir, hatta diyebiliriz
ki Hz. Ömer bu konuda Hz. Ebubekir'den çok daha
sert de davranmıştır.
C. HZ. ÖMER'İN UYDURUKÇULARA ATTIĞI KÖTEK
Hz.
Ömer diğer şehirlerdeki sahabelere de mektuplar yazarak ellerinde yazılı bulunan
hadis
mecmualarını yok etmelerini istedi. İbni Abdil
Berr, Camiul Beyanil İlm ve Fazluhu 1/64-65
Hadisler Ömer döneminde
çoğalmıştı. Ömer halktan beraberlerinde bulunan hadis sayfalarını
getirmelerini istedi. Sonra bunların yakılmasını
emrederek şunu söyledi: Kitap Ehli'nin
Mişna'sı gibi Müslümanların Mişna'sıdır bunlar.
İbni Sad/Tabakat 5/140
Hz. Ömer çok değerli bir tespitle; Museviler'in
dinlerini dejenere edişlerinde Tevrat
dışında Mişna adlı kitapları dini kaynak
edinişlerini görmüş ve Peygamber'e fatura edilerek
dinin kaynağı kılınmak istenen hadislerin bu
Mişnalar'ın fonksiyonunu kazanacağını
anlamıştır. Buna karşı hem diliyle, hem eliyle
mücadele etmiş ve bu mişnaları yakmıştır.
Hz. Ömer'in yaktırdığı Mişnalar'daki doğru hadis
oranı tahminimizce bugünkü en doğru kabul
edilen Buhari'den de, Müslim'den de çok daha
yüksektir. Çünkü Peygamber'i görenler o
dönemde hayattadır, ayrıca ileride olacak siyasi
ayrılıklar ve kargaşalar henüz olmamıştır.
Geleneksel İslam'ı savunanlara
soralım: Sizce Hz. Ömer Peygamber'i sevmiyor muydu?
Peygamber'e sizin kadar (!) saygı duymuyor muydu?
Günümüzde Kuran'ın yeterliliğini
savunanlara ve hadislere gerek olmadığını
söyleyenlere bu iddialarda bulunuyorsunuz. Peki
aynı tavrı gösteren, hatta hadisleri yakan Hz.
Ömer'e niye aynı eleştiriyi getirmiyorsunuz?
Hiç şüphesiz ki Hz Ömer, Peygamber'i çok seviyordu;
fakat O, Kuran'ın mesajını, Hz.
Peygam¬ber'in vaaz ettiği dinin özünü iyi
kavramıştı. Hadisleri yakışının altındaki neden
de Peygamber'e olan saygısızlığı değil, bilakis
saygısıydı. Çünkü daha evvel Peygamber de
hadis yazımını yasaklamıştı. Çünkü Kuran detaylı ve
yeterli olduğunu, her şeyi açıkladığını
söy¬lüyordu. Hz. Ömer böylece dinimizi Mişnalardan,
Peygamberimiz'i iftiralardan korumaya
çalıştı. Oysa günümüzde Hz. Ömer'e övgüler
düzenler, hadislere uymayı; Peygamber'e saygı,
Peygamber'e uyma, takva olmak zannediyorlar.
Böylece kraldan çok kralcı olup, farkında
olarak veya olmayarak Kuran'dan uzaklaşıyorlar.
Bazı hadis uydurucularını göreceğimiz
bundan bir sonraki bölümde, en çok kendisinden
hadis nakledilen Ebu Hureyre ve Kab gibi
kişilere karşı Hz. Ömer'in hadis nakillerinden
dolayı şiddetli tepki ve tehditlerini, bu
konudaki tavrını ve çabasını açıkça göreceğiz.
Hz. Ömer Irak'a yolculuğa giden arkadaşlarına şöyle demiştir: "Siz öyle bir
ülkeye
gidiyorsunuz ki halkı arı uğultusu gibi Kuran okur.
Hadislerle onları meşgul etmeyiniz ve
yollarını saptırmayınız."
Ahmed İbni Hanbel,
Kitabul Ilel 1/62-63
Hz. Ömer şöyle der: "Ancak sizden önceki kavimleri
hatırladım, onlar da kitaplar yazmışlar
ve Allah'ın Kitabı'nı bırakarak onlara
sarılmışlardı. Allah'ın Kitabı'na hiçbir şeyi
karıştırmam." diğer bir rivayette "Allah'ın
Kitabı'nı asla başka bir şeyle değiştirmem."
başka bir rivayette "Ben yemin ederim ki Allah'ın
Kitabı'nı hiçbir şeyle gölgelemem."
El Hatip, Takyıdul İlm Sayfa 50; İbni
Sad, Tabakat, 3/206
Hz. Ömer'in bu tavrını 3. halife Hz. Osman da çok hadis
nakleden Ebu Hureyre ve Kab'a karşı
koyarak devam ettirmiştir.
D. MEŞHUR
SAHABELER HADİS NAKLİ İLE SAVAŞTI
Hz. Osman çok hadis nakletmelerinden dolayı
Ebu Hureyre'yi Devş dağlarına göndermekle,
Kab'ı Kırede dağlarına sürgün etmekle tehdit
etmiştir.
Tahzırul Havas 10b.
4 Halife'nin dışında Peygamberimiz'i gören
birçok değerli sahabe, gerek 4 Halife döneminde,
gerekse 4 Halifeden sonra arkadaşlarının hadislere
karşı takındıkları tavrı
benimsemişlerdir. Bu konuda İbni Abbas ve Abdullah
bin Mesud adlı meşhur sahabeleri
görelim:
Şeddad, ibni Abbas'a "Hz. Peygamber bir
şey bıraktı mı?" diye sordu. O da "Sadece Kuran'ın
iki kapağı arasında olanları bıraktı." cevabını
verdi.
Buhari K. Fezailul Kuran 16; Müslim K Fezailus Sahabe 30,31 Ebu Davud
K. Fiten 1,
Tırmizi K Fiten 43
ibni Abbas hadis yazmayı yasaklar ve şöyle
derdi: "Sizden önceki ümmetlerin sapmaları bu
şekilde kitaplar vücuda getirmek yüzünden
olmuştur."
İbn AbdülBerr, CamiulBeyanil ilm 1/63-68
Abdullah bin Mesud
elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek yazıları sildi,
sayfanın yakılmasını emretti ve şunu söyledi:
"Allah kime bir hadis sayfasının yerini
bildirirse ve o da beni bundan haberdar ederse
Allah'a yemin ederim ki, Hindistan'da dahi
olsa o hadisi arar bulur ve yok ederdim.
Ebu
Reyye, Muhammedi Sünnetinin Aydınlatılması s. 27
Eğer hadisler dinin kaynağı
olsa yazılması, korunması ve bu faaliyetlerin emredilmesi
gerekirdi. Oysa görüyoruz ki ünlü sahabeler tam
tersine hadis yazımını yasaklamışlar,
yazılı hadisleri yakmışlar ve Kuran'la
yetinilmesini söylemişlerdir. Sahabe sahabe diye
ortalığı inletenlerin sahabenin bu hareketi ile
çelişmeleri, birçok çelişkilerine şahit
olanlar için hiç de sürpriz değildir. Kuran'ın
yeterliliğine dair açık ayetlerle
çelişenler, Peygamber'in hadis yazmama emrine
muhalefet edenler, sahabenin bu tavrıyla
çelişirlerken tevil veya görmemezlikten gelme gibi
bir mekanizma bulmuşlardır. Ama tüm bu
mekanizmalar ve sahabelere atfedilen yalanlar 4
halife döneminden yazılı tek bir hadis
sayfasının bile bize ulaşmadığı gerçeğini yok
edemez. Gerek yukarıdaki halifelerin ve ünlü
sahabelerin sözleri, gerekse bu sözlerle uyumlu
hiçbir hadis kitabı oluşturmadıkları
gerçeği, Kuran dışında uydurulan kaynaklardan bu
sahabelere yapılan atıflarla söylenen
hadislerin, Peygamber'e olduğu gibi, bu kişilere de
iftira olduğunu gösterir.
E. HZ. ALİ DE HADİS SAYFALARINI YOK
ETTİRDİ
Diğer 3 halife gibi 4. halife olan ve Sunnilerin kadar, onlardan daha
da fazla Şiilerin ve
Alevilerin çok saydığı Hz. Ali'nin hadislere karşı
aşağıdaki sözlerde göreceğimiz tavrı;
inşallah Şii, Alevi ve Sunni kesimlerin Kuran'ın
Müslüman'ı olup mezhep manasında Şiilik,
Sünnilik ve Aleviliği bırakmalarına ve sadece
Kuran'dan dini anlamalarına sebep olur.
Hz. Ali minberden şu hutbeyi
veriyordu: "Yanında hadis sayfaları bulunanlar gidip onları
yok etsinler. Zira halkı helak eden olay, alimlerin
naklettikleri hadislere uyarak Kuran'ı
terk etmeleridir."
İbn Abdülberr, Camiul
Beyanilİlm
Bir gün Hz. Ali'ye gelirler ve "Halk hadislere dalmış." derler.
Hz. Ali sorar: "Gerçekten
öyle mi?" "Evet" derler. Peygamber'den işittim ki
gelecekte vuku bulabilecek bir fitneden
söz ediyordu. "O fitneden kurtuluş nedir,
nasıldır?" diye sordum. Resullullah dedi ki:
"Kurtuluş Kuran'dadır. Çünkü
sizden öncekilerin haberleri de, sizden sonrakilerin haberleri
de, aranızdakilerin hükmü de ondadır. O gerçek ile
yalanı birbirinden ayıran kesin bir
hükümdür, şaka ve boş söz değildir. O'nu terk eden
her zorbanın Allah boynunu kırar.
Hidayeti, doğru yolu O'ndan başkasında arayanı
Allah sapkınlığa düşürür.
O, Allah'ın en sağlam urganıdır. O, hikmetle dolu
Kuran'dır. O en doğru yoldur. O, boş
arzuların haktan saptıramayacağı, dillerin,
karıştırıp belirsiz edemeyeceği, ilim
adamlarının doyamayacağı, çok tekrarlanılmasından
bıkılmayan, ilginç özellikleri bitip
tükenmeyen bir kitaptır."
Sünen-i
Tırmizi/Darimi
XII. BÖLÜM: BAZI ÖNEMLİ HADİS
UYDURUCULARI
Peygamberimiz'in hadisleri, eğer Kuran-ı Kerim gibi dinin temel
bir kaynağı ve her
Müslüman'ın bilmesi ve uyması gereken bir esas
olsaydı, Peygamber'imiz kendinden
sonrakilere ulaşması için sahabeden bunların hem
yazılmasını, hem ezberlenmesini isterdi.
Peygamberimiz'in bunu istemek bir yana, hadislerin
yazımını yasakladığını daha önceki
bölümlerde gördük. Eğer Peygamber'imiz bunların
ezberlenmesini isteseydi, sahabenin
Peygamber'e en yakın olanlarının; Ebu Bekir'in,
Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin, Zübeyr'in, Zeyd
bin Sabit'in, Selman el Farisi'nin onbinlerce hadis
nakletmesi beklenirdi. Oysa bu
sahabelerin söylediği iddia edilen sözler çok
azdır. Örneğin birazdan göreceğimiz hadis
uydurucularından Ebu Hureyre'nin söylediği iddia
edilen hadislerin üçte, dörtte biri bile
dört büyük halife ve diğer önemli sahabelerin
hepsinin söylediğinin toplamına birden
atfedilmez. İşte bu Ebu Hureyre'yi ve İsrailiyat
adındaki Musevi hikayelerini ve Mesihhiyat
adındaki Hıristiyan hikayelerini dine sokan birkaç
uydurucuyu bu bölümde inceleyeceğiz.
Bunu yaparken bu hadis uydurucular çok fazla
miktarda hadis naklettikleri için
naklettikleri binlerce hadisin tümünün neden
güvenilir olmadığını anlayacağız. Ayrıca
hadisçilerin hadis toplarken, hadis nakleden
kişileri söyledikleri kadar iyi
incelemediklerini bu bağlamda anlayıp, böylece
hadisçilerin tüm çalışmalarının da
güvenilmez ve şüpheli olduğunu kavrayacağız. 4.
Bölümde hadisleri incelerken Peygamber'i
her görene sahabe denildiğini ve her sahabenin
kesin adil ve doğru sözlü kabul edilip, her
sahabeden her hadisin alındığını gördük. (Sahabe
kelimesinin bu
tanımı benimsenerek yaygınlık kazanmıştır. Sahabe kelimesini,
sadece Peygamberimizin yakın
çevresi için kullananlar da olmuştur.) Oysa Kuran,
Peygamber'in döneminde birçok münafığın
inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini,
birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış
kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen
Peygamber'e zorluklar çıkardıklarını haber
vermektedir. Ne yazık ki yüzlerce Kuran ayetiyle
çelişen, dine binlerce ilave yapan
hadisçiler, bu ayetlerin manasını görmezden gelerek
tüm sahabeyi tartışılmaz ilan etmişler,
hangi sahabeye uyulursa uyulsun kurtuluşun
bulunacağını söylemişlerdir. Oniki İmamın masum
ilan edilmesinde Şiiler'in hatasını çok iyi tespit
eden Sunniler, ne yazık ki bütün bir
nesli, hem de Kuran'ın birçok ayetiyle eleştirdiği
kişilerin ve hatta münafıkların da
içinde bulunduğu belirtilen bir nesli toptan
tartışılmaz ilan ederek, Şiiler'den çok daha
büyük bir hataya düşmüşler ve Şiiler'e getirdikleri
doğru eleştiride bile gülünç
olmuşlardır. Gelin sahabe damgasıyla mühürlendiği
için her sözüne itibar edilmiş olan ve
mevcut binlerce hadisi olan Ebu Hureyre'yi
inceleyelim ve bu zihniyetin bizi nereye, nasıl
götürdüğünü anlayalım.
A. EBU HUREYRE'YE
GÜVENİLMEZSE TÜM HADİS KİTAPLARI GÜVENİLMEZ OLUR
Ebu Hureyre'nin Müslüman
olmadan önceki hayatı hakkında kendi anlattıklarından başka bir
şey bilinmez. Müslüman olduktan sonra fakirliğinden
dolayı Ashabı Suffe'den olduğu bilinir.
Müslim'in Fezailus Sahabe'deki 159. Bölüm'ünde Ebu
Hureyre'nin sırf karın tokluğuna
Peygamber'le beraber olduğu anlatılır. İbn Hazm
sırf Baki bin Mahled'in müsnedinde Ebu
Hureyre'ye ait 5374 hadis olduğunu söyler. Buhari
bunlardan 446'sını kitabına almıştır.
Ebu Hureyre'nin anlattıklarından, en
çok korktuğu kişinin Hz. Ömer olduğunu görüyoruz. Hz.
Ömer'in Ebu Hureyre'yi hadis naklinden dolayı
tehdit ettiği ve tartakladığı hadis
kitaplarında anlatılır. Ebu Hureyre: "Size
naklettiğim şu hadisleri Ömer zamanında
anlatsaydım değneği ile beni döverdi." der (Ez
Zehebi - Tezki-retul-Huffaz). Ebu
Hureyre'nin şöyle dediği geçer: "Ömer ölünceye
kadar Allah'ın Resulü buyurdu diyemezdik."
(Müslim, Sahihi Müslim, 1. cilt, sayfa 34).
Müslim'i eğer görebilseydik kendisine şöyle
sorardık: Ey Müslim, sen Sahihi Müslim diye tüm
hadislerinin doğru olduğunu iddia ettiğin
bir kitap yazdın, cerh ve tadille kitabında hadis
nakledenleri incelediğini söyledin. Ebu
Hureyre'yi kendin de görmemene rağmen, onu gören ve
halife olan Hz. Ömer'in onu
yalancılıkla ithamını, Ebu Hureyre'nin şüpheli bir
şahıs olması için neden yeterli
görmedin? Demek ki senin sahih dediğin hadisler bu
kadar sağlam temellere dayanıyor. Ne
yazık ki Müslim de tüm sahabenin yıldızlar gibi
olup, hangisine olursa olsun uyulabileceği
şeklindeki asılsız inanca kanmış. Veya Ebu Hureyre
ve diğerlerine gerçekte sıkı ölçüler
uygulasa elinde hiçbir hadis kalmayacağını gördüğü
için ve de özellikle Ebu Hureyre'den
hatırı sayılır derecede çok hadis geldiği için, bu
açık gerçekleri görmezlikten gelmiş. Ebu
Hureyre'yi yalancılıkla suçlayan bir tek Hz. Ömer
değildir. Hz. Aişe'nin de onu defalarca
suçladığını Ebu Hureyre'ye sahip çıkan hadis
kitaplarında bile görebiliriz. Hz. Aişe Ebu
Hureyre'ye: "Sen Peygamber'den duymadığım hadisler
rivayet ediyorsun!" dediğinde ona
edepsizce bir cevap verir: "Ayna ve sürme seni
Peygamber'le ilgilenmekten uzak
tuttu."(Zehebi, Siyeru Alemin Nubela 2. cilt, sayfa
435). Hz. Ali şöyle demiştir:
"Yaşayanlar arasında Allah Resulü’ne en fazla yalan
isnad eden Ebu Hureyre'dir."(İbni Ebul
Hadid, Şerhu Nehcul Belağa, 1. cilt, sayfa 360).
Yine Hz.
Ali onun "Sevgili dostum bana haber verdi ki" diye Peygamber'den
bahsettiğini duyunca:
"Peygamber ne zaman senin sevgili dostun oldu?"
demiştir. Ibn Mesud gibi meşhur bir sahabe
ise onun "Ölü yıkayan ve taşıyan kişi abdest
alsın." sözünü kabul etmeyerek hakkında ağır
sözler söylemiş ve sonra şöyle demiştir: "Ey
insanlar, ölülerinizden dolayı necasete
(pisliğe) bulaşmazsınız."
B. ATIN
KANDIRILMASI HZ. ÖMER'İN KÖTEĞİNDEN DAHA MI ÖNEMLİ?
Hadisçilerin hadis
nakledilen kişilerin doğruluğunu tespit etmek hususunda ne kadar titiz
oldukları şu hikayeyle anlatılır: "Meşhur bir
hadisçi, kendisinden hadis naklettiği bir
kişiyi görmek için onun bulunduğu yere seyahat
etmiş. O yere vardığında, bu kişinin atına
yiyecek verecekmiş gibi yapıp atı çağırdığını ve
sonunda ata yiyecek vermediğini görmüş.
Atı kandıran insanları da kandırabilir diye onun
naklettiği hadisi almamış." Bu hikayeyi
dinleyen bizlerin "Aman hadisçiler ne titizmiş!"
deyip, onların yalancı hiç kimseden söz
almadıklarını, böylece naklettikleri hadislerin ne
kadar güvenilir olduğunu görmemizi
umarlar. Buraya kadar birçok yerde hem sebebi, hem
de sonucu ile hadislerin nasıl
uydurmalarla karıştığını gös¬terdik. İleri sürülen
bu mantık hiç şüphesiz geçersizdir.
Yüzbinlerce hadisten hadislerini seçtiğini
söyleyenlerin bu şundan, şu ondan, o öbüründen
şeklinde giden hadislerin nakilcilerinin önemli
kısmı hadis kitapları toplandığında vefat
etmişti. Geri kalanların çoğu ise İslam
coğrafyasının dört bir yanına dağılmıştı. Bunların
hepsini ziyaret etmek ve doğru sözlü olduklarını
tespit etmek özellikle o dönemin ulaşım
şartları düşünülürse mümkün değildir. Ziyaret
mümkün olsaydı bile, bu kısa ziyaretler bir
insanın ne kadar doğru sözlü olduğunu tespit için
elbette ki yetersizdir. Herhalde her
hadisçi atını kandıran bir hadis nakilcisini tespit
edecek kadar şanslı değildi! Bizim
örneğimiz olan Ebu Hureyre'ye gelecek olursak;
atını kandıran hadis nakilcisini kabul
etmemekle hava atan hadisçiler, Hz. Ömer ve Hz. Ali
gibi iki halifenin yalancılıkla itham
ve dayaklarına, Peygamber'in hanımı Hz. Aişe'nin bu
şahsın izahlarını reddine rağmen nasıl
kendisini kabul ediyorlar? Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz.
Aişe'nin bu tavırları atın
kandırılmasından daha mı az önemli?
Hz. Ömer'in
Ebu Hureyre'yi atadığı valilikten hırsızlıkları nedeniyle geri çağırttığı
anlatılır. Hz. Ömer Ebu Hureyre'ye hitaben: "Seni
Bahreyn'e vali yaptığımda ayağında bir
çift ayakkabı yoktu. Sonra duydum ki sen 1000
dinara, 600 dinara atlar satın almışsın. Sen
Bahreyn'in en ücra köşesinden, insanlar
vergilerini, Allah ve Müslümanlar için değil de,
senin için versinler diye mi geldin?" der (Zehebi,
Siyer). Ebu Hureyre'nin bizzat
kendisinin aktardığı bir hadiste ise Hz. Ömer ona
şöyle demiştir: "Ey Allah'ın ve Kitabının
düşmanı! Allah'ın malını çaldın değil mi? Yoksa
senin on bin dinarın nereden olacak?" (İbni
Sa'd, Tabakat, 4. cilt, sayfa 59). Ne yazık ki Ebu
Hureyre Hz. Ömer'in kendisine
çıkışmalarını böyle anlatır, ama hadisçiler Hz.
Ömer'in bu çıkışlarına rağmen Ebu
Hureyre'yi birinci dereceden güvenilir kabul edip,
en çok hadisi ondan naklederler. Bir de
cerh ve tadil ilmiyle güvenilmeyen hiçbir kimseden
hadis nakletmediklerini söylerler. Hz.
Ömer'in "Allah'ın ve Kitabı'nın düşmanı" ilan
ettiği şahsı en güvenilirler arasında kabul
eden hadisçilerin, cerh ve tadil uygulamalarının ne
kadar titizlikle yapıldığı
görülmektedir.
C. EMEVİLER EBU HUREYRE'NİN
ALTIN ÇAĞIYDI
Hz. Ömer'in ve daha sonra Hz. Ali'nin öldürülmelerinden sonra
Emeviler dönemi Ebu
Hureyre'nin altın çağı olmuştur. Emeviler Ebu
Hureyre'ye el Akik'te bir köşk inşa edip
arazi vermişlerdir. Muaviye dönemindeki bu
ikramlara karşılık İbni Kesir'in el Bidaye ve'n
Nihaye eserindeki şu hadisler Ebu Hureyre'nin nasıl
karşılık verdiğini göstermektedir:
Ebu Hureyre rivayet eder ki: "Allah'ın
Resulü Muaviye'ye bir ok verdi ve şöyle dedi: Bu oku
al ve cennette beni onunla karşıla!"
Ebu
Hureyre'den yine şu hadis rivayet edilmiştir: "Allah'ın Resulü şunu derken
duydum:
Allah vahyini üç kişiye emanet etti: Ben, Cebrail
ve Muaviye"
Tüm bu delillere rağmen "Her sahabe doğrudur" yanlış inancının
hadisçileri sürüklediği
nokta ortadadır. Ebu Hureyre kimdir ki,
Peygamber'in en yakınlarının bile nakletmediği en
garip uydurmaları Peygamber'le az görüşmesine
rağmen nakletmiştir. Örneğin şu garip hadis
Ebu Hureyre'den gelen mantıksız hadislerin
yüzlercesinden biridir:
Ebu Hureyre Peygamber'in kendisine şunu dediğini
nakleder: "Ölüm meleği Musa'ya gönderildi.
Musa'nın yanına gelince O ona vurdu. Melek Rabbinin
yanına döndü ve şöyle dedi: Beni ölmek
istemeyen birisine gönderdin. Allah Musa'nın kör
ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle
dedi: "Git ve ona elini bir öküzün üzerine
koymasını söyle. Elinin kapladığı yerdeki kıl
sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!" Melek:
"Evet, Rabbim. Sonra ne olacak?" Allah:
"Sonra, ölüm" dedi."
Ne yazık ki Ebu Hureyre'yi
kurtarma derdinde olanlar bir yandan böyle bir mantıksızlığı
islam'a fatura edip zarar veriyorlar, diğer
taraftan Ebu Hureyre'yi kırmamak için Hz.
Musa'yı Allah'ın takdirinden kaçan, meleğin gözüne
tokat atıp kör eden bir insan olarak
gösteriyorlar. Ebu Hureyre'ye bir çok sahabe
(Peygamber'i gören Müslüman) muhalefet
etmiştir. Örneğin Ebu Hureyre'nin "Av ve çoban
köpekleri dışındaki köpekleri öldürün"
hadisine tarla köpeklerini de eklemesi üzerine ibni
Ömer, Ebu Hureyre'nin tarlaları olduğu
için böyle bir yalanı uydurduğunu söylemiştir
(Cemal Sait Aktaş, Hadis Kritiği Makalesi).
Ebu Hureyre'den nakledilen
hadislerin eleştirisine kitaplar dolusu yazsak başka bir şey yazmaya
yer kalmaz. Ebu Hureyre'nin geleneksel İslam için
önemini, bu yapının en ateşli
savunucularından ve ülkemizde en çok satan
gelenekçi, hadisçi İslam’ın kitaplarından
Saadeti Ebediye- Tam ilmihal kitabının yazarı
Hüseyin Hilmi Işık şöyle anlatmaktadır: "Ebu
Hureyre'yi inkar eden şeriatın yarısını inkar eder,
çünkü hükümlerin çıktığı hadislerin
yarısını Ebu Hureyre nakletmiştir." Bize göre
itiraf, Hüseyin Hilmi Işık Bey'e göre şeriata
sahip çıkma olan bu söz, neden Ebu Hureyre'yi bir
alt başlık yaptığımızın sebebidir.
Allah'a şükür ki dinimiz tek başına yeterli olan
Kuran'dadır ve ne Ebu Hureyre'nin, ne de
başkalarının hadislerine ihtiyacımız
vardır
---------
“Onlara anlat… Hani bir adam vardı:
Ayetlerimizi çok
iyi bildiği halde onları bir kenara atmıştı.
Şeytana uymuş ve sonunda iyice
azmıştı.
Lâyık görseydik onu bildiği ayetler sayesinde yükseltirdik.
Fakat
gözünü güç ve iktidar hırsı bürümüş, heva ve hevesine fena kapılmıştı.
Bu
gibilerin durumu tıpkı köpeğe benzer; üstüne varsan da dilini sarkıtıp hırlar,
kendi haline bıraksan da.
İşte ayetlerimizle dalga geçenlerin durumu
böyledir.
Anlat bu olayı; belki tefekkür ederler.
” (A(raf;
7/175-176)
Görüldüğü gibi ayette isim, yer ve zaman verilmeyip “karakter” (tipleme)
üzerinde duruluyor.