|
İşte temel sıkıntıları burada..
Üstüne oturduklarında, altlarına yapışan o kırmızı koltukların dayanılmaz cazibesi..
Kimse kusura bakmasın kullandığım kelimeler ve üslup için..
Artık birilerinin hamaset siyasetini bırakıp realist (gerçekçi) çözümleri ve yapılan bariz hataları konuşup yüzleşmek durumundadır..
Bugüne kadar çoğu partinin milletvekilleri, herhangi bir anlaşmazlık durumunda, vatandaşın hakkını alamadığında, hiç bir zaman sine-i millete dönecek şerefli davranışı gösterememiştir..(Hatırlayamadığım kişi varsa lütfen düzeltin)
Bunun açıklamasını da "Ortamdan kaçıp gitmek çözüm getirmez, bize millet yetki verdi, biz milleti yok sayamayız" demişlerdir..
Oysa mesela MHP'ne oy veren vatandaşların hepsinin , "terörist liderinin asılmaması" durumuna evet diyen veya yeterli iradeyi gösteremeyen MHP'ye çok takdirle baktıklarını sanmıyorum ben..
MHP kendine gelmeli diyenlere ise MHP'den ziyade yönetenlerin kendine gelmesi gerektiğini şiddetle tavsiye ederim..
Bu tür eleştirilere veya ithamlara maruz kalmamak adına..
Yoksa şimdi olduğu gibi, meydanlardan avaz avaz bağırılan sözlerin hepsine karşı taraf gibi bende dahil sadece güler geçeriz..
Egemenliğimizin, bağımsızlığımızın, topraklarımızın , soyu sopu olamayan, ne idüğü belirsiz kişilerin ağzında tartışılıyor olmasının bedelini ödeyecek olan ilk kişiler buna seyirci kalanlar olacaktır..
Bu vatan, bu vatanın şerefli insanları, bu vatana inanan herkes bunların bugün bu hale gelmesinde sebebiyet verenleri, geldikleri yere göndermekle görevlidir..
Bana göre seyirci kalmakla vatana ihanet eşdeğerdir !
Saygılar
Zeynep Oruncak TÜRK
|
Devlet Bahçeli veya MHP'liler bu açıklamalardan rahatsız olacaktır ama işin doğrusu budur..
Aynen isteseydi buna tepki verebilir veya hukuki yollardan gündeme taşıyıp engelleyebilirdi..
Ama istemedi..Sine-i millete de dönemedi..Dönemezdi..
O demokrasiyi seçti..Bugünde mecliste renk cümbüşü yapmayı seçtiği gibi..
Artık kötünün iyileriyle avunma siyasetinden kurtulması lazım bu milletin..
MHP sevdalıları hiç gocunmasınlar..
İş bizim bildiğimiz gibi değilse, onlara göre "küçük aklımız almıyorsa", bilmediğimiz nedir anlatsınlar bilelim..
İktidar ortağı iken "sadece ABD yi ziyaret etmemekle" olmuyor bu işler..
Verdiğim oyun hesabını istemek hakkım..
Saygılar
Zeynep Hoca
Emcet OLCAYTU'nun Devlet BAHçeli'nin Dokuz Sabıkası Kitabından alıntıdır !!!!
APO’YU ASACAĞIM VAADİYLE MİLLİYETÇİ TABANI KANDIRMAK VE OY AVCILIĞI Abdullah Öcalan’ın Pkk’yı siyasallaştırmak üzere Türkiye’ye paketlenerek teslim edildiği ilk günden beri biliniyor. Pkk’nın siyasallaştırılabilmesi için ‘’ Apo’nun idam edilmemesi’’ gerekiyordu. 28 Mayıs’ta cumhurbaşkanı 57. hükümetin atamasını yaptı. ( Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti ). 29 Mayıs’ta da Apo’nun yargılanmasına başlandı. 18 Haziran 1999 da anayasada ve 22 Haziran 1999 da DGM yasası’ da değişiklik yapılarak ‘’ Askeri hakimlerin yerine sivil yargıçlar atanması’’ kabul edilmiştir. Böylece askeri yargıçların Apo’yu asma yönünde vereceği karar engellenmiştir. Yargıtay 25 Kasım 1999 da idam kararını açıkladı. ABD planı ise Apo’nun idam edilmemesi gerektiği şeklinde idi. Devlet Bahçeli; ABD planına uygun olarak MİT müsteşarı Şenkal ATASAĞUN’un hazırladığı rapor doğrultusunda parti tabanını ikna etmek için 27 Kasım 1999 günü Büyük Sürmeli Oteli’nde basından gizli toplantı yaptı. Bahçeli bu toplantıda kitleleri ajite edecek açıklama ve davranışlardan uzak durulması konusunda telkinde bulunmayı da ihmal etmedi. Devlet Bahçeli 11 gün sonra AB aday üyeliği için ‘’ Helsinki Protokolüne’’ imzayı basarak Apo’ya rahat bir nefes aldırdı. İKİZ SÖZLEŞMELERİ İMZALAMAK VE BU SUÇU ÜÇ YIL GİZLEMEK 1966 Yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde hazırlanan ve 37 yıldır imzalamadığı İkiz Sözleşmeleri imzalama şerefi, Tayyib Erdoğan’lardan önce onlara nasip oldu. Bakanlar kurulunun ve Bahçeli’nin bu büyük suçu yine hükümetin kararı ile gizli tutuluyor, Bahçeli suçunu üç yıl gizliyor. a- KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ: Uluslararası ekonomik, sosyal ve kültürel haklar sözleşmesinde, Bahçelinin bugün eleştirdiği ‘’ Yabancılara emlak satışı’’nın yasallaştırılması, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer almaktadır. Özellikle Köy Kanunu’nda yer alan sınırlamalar, bu şekilde kaldırılmış olmaktadır. Devlet Bahçeli; 14 Aralık 1999 günü MHP gurup toplantısında ‘’ Türkiye’nin AB’ye aday olmasının lütuf değil hak olduğunu’’ söylemiştir. Bahçeli’nin mantığına göre ‘’ Türkiye’nin talimat alması’’ da böylece bir hak olmaktadır. b- ULUSAL PROĞRAM: Katılım Ortaklığı Belgesi’nde öngörülen talimatlara uygun olarak, ‘’ Uluslar arası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Tercihli Protokolünün ve Uluslar arası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin’’ imzalanacağı belirtilmiştir. Ne var ki, ‘’ Ulusal Program’’ 2001 Mart ayında açıklanmış olmasına rağmen bu tarihten sözleşmelere hükümetçe imza atıldığı halde bu husus saklanarak ‘’ İkiz İhanet Sözleşmeleri’’nin imzalandığı gizlenmiştir. ‘’Halkların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı ‘’ madde hükümleri tehlikeli iki oyunu içermektedir. 1- Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu haklar vasıtası ile halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler. 2- Bütün halklar uluslar arası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşulu ile doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Petrol Yasası’nda yer alan petrol gelirinin % 50 oranında yerel yönetime devri bu maddeye dayanılarak çıkartılmak istenmektedir. Sömürgeciler ve emperyalistler, bu kavramı çarpıtarak ‘’ kendi kaderini tayin ederek bağımsızlaşmış ya da bağımsızlaşmak yolundaki devletlerin etnik, dinsel ve benzeri farklılıklarını istismar ederek parçalamak için ‘’ kullanmaya çalışmaktadır. ABD başkanı Thomas Wilson 8 Ocak 1918 de 14 maddelik Wilson Prensipleri’ni açıklamıştır. Wilson Anadolu’da bir ‘’ Kürdistan’’ kurulmasını savunuyordu. Wilson’un planlarını Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği bağımsızlık savaşı ile Türkiye bozdu. Bunu örnek alan birçok ülke, sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşlarına girişti ve dünyanın birçok bölgesinde ulus devletler kuruldu. Birleşmiş Milletlerin 1970 yılında kabul ettiği ‘’uluslar arası Hukuk İlkeleri Bildirge ‘sinde ‘’ Halkların Kendi Kaderini Tayin ‘’ ( Self Determinasyon ) hakkının ulus devletlerde kullanılmamasına ilişkin esasları düzenlemiş olduğunu gizlemektedir. Bu bildirgeye göre rejimin demokrasi olmadığı ülkelerde bu hak kullanılabilecektir. AB ülkeleri bu maddeyi devreye alabilmek için, Türkiye’de sık sık demokrasi olmadığını iddia etmektedirler.
1. SABIKA APO’YU ASACAĞIM VAADİYLE MİLLİYETÇİ TABANI KANDIRMAK VE OY AVCILIĞI Abdullah Öcalan’ın Pkk’yı siyasallaştırmak üzere Türkiye’ye paketlenerek teslim edildiği ilk günden beri biliniyor. Pkk’nın siyasallaştırılabilmesi için ‘’ Apo’nun idam edilmemesi’’ gerekiyordu. 28 Mayıs’ta cumhurbaşkanı 57. hükümetin atamasını yaptı. ( Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti ). 29 Mayıs’ta da Apo’nun yargılanmasına başlandı. 18 Haziran 1999 da anayasada ve 22 Haziran 1999 da DGM yasası’ da değişiklik yapılarak ‘’ Askeri hakimlerin yerine sivil yargıçlar atanması’’ kabul edilmiştir. Böylece askeri yargıçların Apo’yu asma yönünde vereceği karar engellenmiştir. Yargıtay 25 Kasım 1999 da idam kararını açıkladı. ABD planı ise Apo’nun idam edilmemesi gerektiği şeklinde idi. Devlet Bahçeli; ABD planına uygun olarak MİT müsteşarı Şenkal ATASAĞUN’un hazırladığı rapor doğrultusunda parti tabanını ikna etmek için 27 Kasım 1999 günü Büyük Sürmeli Oteli’nde basından gizli toplantı yaptı. Bahçeli bu toplantıda kitleleri ajite edecek açıklama ve davranışlardan uzak durulması konusunda telkinde bulunmayı da ihmal etmedi. Devlet Bahçeli 11 gün sonra AB aday üyeliği için ‘’ Helsinki Protokolüne’’ imzayı basarak Apo’ya rahat bir nefes aldırdı. |
Saygılarımla..
ZEYNEP ORUNCAK TÜRK
Nerede bir Türk varsa orayı kalbinden seveceksin..
METEHAN
Kendi kendimizi kandırmayalım.
Mahkeme Apo'yu idama mahkûm ettikten sonra, idam kararı dosyasının doğrudan Meclise sevki ve Mecliste onaylanması gerekiyordu. Fakat dosya bekletildi.
O tarihteki Hükümette M.H.P., DSP ve ANAP vardı.
En milliyetçi Bahçeli neden o dosyayı Meclise sevk ettirmedi. Dosya neden bekletildi. Hükümet ortağı olarak neden seyirci kaldı? Başbakan yardımcısı idi, bastırabilirdi.
Yok, efendim idam cezasının kaldırılmasındaki oylamada MHP "hayır" oyu kullanmışmış... Boş verin böyle boş laflara…