PENSİLVANYA ÖRGÜT BAŞI KAİNAT İMAMININ "7 SÜLALELİ BELA" BEDDUASI PARALEL ÖRGÜTÜN BİTTİĞİNİN İLANI RESMİDİR
07.08.2014 - Milat
Prof. Dr. Ahmet Keleş
Aylar sonra, mahcubiyeti kameradan gizlenemeyen bir yüz, hatalarını bile sevap gibi göstermeye çalışan mugalatacı bir dil, aba altından sopa göstermekten geri durmayan bir ego, insanlık tarihinin medar-ı iftiharı ne kadar şahsiyet varsa hepsinin istismarını içeren ajitasyon dolu ama bedduası da eksik olmayan bir konuşmayla Pensilvanya Münzevisi tekrar karşımıza çıktı.
Konuşmayı dinleyenler hiç kuşkusuz yoruma ihtiyaç duymayacak kadar açık bir ruh halini ve psikolojiyi gözlemleyeceklerdir. Ancak ben yine de kendi hissiyatımı sizlerle paylaşmak istedim. Aslında bu konuşma bir yönüyle, ülkemizin maruz kaldığı son yüzyılların en büyük iç tehdidinin baş sorumlusunu anlamak ve tanımak açısından da son derece bir önem arz etmektedir. Daha konuşmasının başında “cennete layık olmayanları bile cennete taşımaktan” bahsederek, hâlâ kendisini bir kurtarıcı gibi görme psikozundan kurtulamamış, “ben buradayım” diyen tavrı ile aslında bu ülkenin her vatandaşına çok önemli bir uyarıda bulunmaktadır. Her vatandaşımız bilmelidir ki Pensilvanya Münzevisi dimdik ayakta, müntesiplerini de ayakta dimdik durmaya çağırmaktadır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte verilecek mücadelenin ne denli önemli olduğunu umarım bugüne kadar anlamayanlar da bu vesileyle anlarlar…
Benim gibi bu sesi ve söylem tarzını içeriden bilenler son konuşmadaki derin tükenmişliği, ruhundaki temizlenemez kirlenmişliği, saflığını ve bekâretini en kirli bir şekilde yitirmiş bir azizenin pişmanlık çığlıklarını andıran sönük ama bir o kadar da rahatsız edici beyanlarını çok iyi görür ve fark ederler… Ben onu hiç bu kadar yolun sonunda görmemiştim… Gözlerinde hiç bu kadar sonsuza dek kaybetmiş olmanın sönmeye yüz tutmuş, bir yanıp bir sönen çıra ışığını andıran üfleseniz sönecek körelme haline şahit olmamıştım. Durmadan salladığı elleri düşmüş, kükreyen sesi ürkekleşmiş, celalli bedduası “ya tutarsa” korkusuyla şakacıktan söylenen bir tona bürünmüş, koltukta oturuş biçimi de son oturuş teşehhüdüne benzemiş…
Evet, Sayın Gülen, hani konuşmanda “sabredin… Sabır sırlı bir kurtuluş anahtarıdır” diyorsun ya… Haklısın… Ben sabrettim ve Allah bana senin bu konuşma halini şu fani dünyadan göçmeden gösterdi… Şükürler olsun… Ha bir de şu var: Konuşmanda saydığın o büyük tarihi şahsiyetler, kimi peygamber kimi veli ve alim şahıslar seni temize çıkarmazlar, onları zikrettiğinde seni dinleyenler artık eskisi gibi seni de onların ardına ve yanına eklemeyecekler… Çünkü sen bu hakkı sonsuza dek kaybettin… Bu ülke insanının gözünde gerçekte kim olduğun belli oldu…
Bence sen de kendi konuşmanı kendin bir oturup da sakin kafayla dinlesen çok iyi olur. Belli mi olur belki de artık hiçbir inandırıcılığının kalmadığını sen de anlarsın… Yarım saatlik konuşmanda o kadar tezatların var ki onları yazmak sayfalar alır. Örneğin, “Kimse kimsenin günahından sorumlu olmaz”, “herkes sadece kendi yaptığının karşılığını görür” ayetlerini okuyup da ardında da nasıl; “yedi sülalesinin Allah belasını versin, evlerini ateşe salsın” diyebiliyorsun? Yedi sülalenin günahı ne? Benim günahımın yedi sülalem ile ne gibi bir ilgisi var da tüm sülaleyi katıyorsun? Hangi adalet ve dini ölçü ile bunu söylüyorsun? Kimse fark etmese bile ben seni çok iyi anlıyorum. Çünkü ruh dünyanı o kadar iyi tanıyorum ki, içinde bulunduğun öfkenin hiçbir okyanusta olmayacak kadar büyük dalgalanmalar yarattığını ve fırtınalar kopardığını hissediyorum. Eğer imkan bulsan yaratacağın tsunami gerçekten de yedi sülaleyi kahretmeye yeter… Ama bil ki Allah senin ruhundaki gazap fırtınalarına göre hareket etmiyor… Tersine seni senin gazap ateşinle cezalandırıyor… Çünkü o gerçek adildir…
Ülkemizin başına açtığı belanın devam etmesi için müntesiplerine verdiği mesajlar da ayrıca çok önemlidir. Konuşmasında, “hatalar”, “düşüp-kalkmalar”ın bile ne kadar önemli olduğu mesajı verilmiş ve hatalarına rağmen kendi yollarında dimdik durarak gitmeye devam etmeleri gerektiği vurgulanmıştır… Şu mesaja lütfen dikkat edelim: “daha sonra el uzatacağı ve sahip olacağı şeye erken talip olma hatası… Erken iftar…” 17 Aralık girişimindeki zamanlama hatasını kabul ediyor ancak maruz kaldıkları yenilginin ve şu anda içinde oldukları mağlubiyetin ve hatanın telafi edilebileceğini, sabırla bugünlerin atlatılabileceğini söylüyor…
Daha hâlâ “Pir-i Mugan” diyerek Said Nursi’yi, gönüller sultanı diyerek Hz. Peygamberi istismar ediyorsun… Bu saatten sonra senin “euzü billahimineşşeytani ves-siyaseti” sözüne şu fani dünyada kim inanır?!!! Allah’tan kork! Girmediğin bir siyaset ve politika kaldı mı? Şu gönüller sultanını da rahat bırak… Sen istismar etmezsen tüm dünya onu daha iyi tanıyacak zaten… Çünkü senin dilindeki sultan sizin gönüllerinizi terk edeli yıllar oldu… Keşke gönüllerinize bakabilecek cesaretiniz ve yüzünüz olsaydı…