
MUSTAFA DÖNMEZ : TÜRKİYE TEKNOLOJİDE KENDİNİ SAVUNAMAZ DURUMDADIR !!! & Türkiye Kendi Tankını (Altay) Yapamadı
Yazan Mustafa DÖNMEZ
Ülkemizde kurulan savunma sanayii firmalarının ana gayesi
milli ihtiyaçlarımızı karşılamaktır. Bu kapsamda da proje
oluşturulurken güvenlik güçlerinin uzun yıllar alışageldiği
dışarıdan temin ettiği ürünlerin yerlileştirilmesi
hedeflenmektedir. Bu nedenle ithal edilen ürünler incelenerek
ya da bazı anlaşmalarla hakları satın alınarak onlara
benzer/eş değer ürünler ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Bu
yönteme tersine mühendislik adı verilmekte ve bizim gibi bu
piyasada yeni ve gelişmekte olan ülkeler için oldukça yapıcı
bir seçenektir. Fakat unutulmaması gereken mevzu; biz özgün
bir ürün ortaya koymuyoruz ve mevcut kalıbın dışına
çıkamıyoruz. İlk hedefimiz, dışa bağımlığı azaltmak olduğundan
geleceğin teknolojilerine yönelik yatırımlara
girilememektedir. Kısa vadede çok büyük yatırımlar gerektiren
Amerika’daki NASA ve DARPA ya da Almanya’daki Fraunhofer
benzeri bir kuruluş kurmamız bugünkü yönetim önceliğinde
yoktur.
Türkiye’nin gerçeği şudur; Avrupa ve Amerikalılardan
esinlendiğimiz tasarımları, onların bize sattığı yazılım
araçları ile oluşturuyor ve analiz programları ile
doğruluyoruz. Üç boyutlu modelleme için genellikle 2018
verilerine göre yazılımdan 3 milyar Euro’nun üzerinde kazanç
elde ettiğini açıklayan Fransız Dassault Systemes firmasına
ait CATIA ve SolidWorks ile Alman Siemens firmasının NX
programları kullanılmaktadır. Elektronik baskı devre kartı
tasarımı için Amerikalı Cadence şirketinin ürünleri,
Siemens’in Mentor yazılımı, İngiliz Labcenter Electronic
firmasının Proteus ve Avustralyalı yazılım şirketi Altium’un
programı; sayısal hesaplama için ise Amerikan MathWorks
şirketinin MATLAB ürünü sıklıkla tercih edilmektedir. Bu
tasarım programlarının, temel seviye lisans ücretleri 2 ila
100 bin dolar arasında değişmektedir. Oluşturulan katı
modellerin yapısal analizi için Amerikan MSC firmasının
PATRAN-NASTRAN, yine Amerikalı Altair şirketinin HyperWorks ve
Fransız Dassault Systemes’inABAQUS yazılımları
kullanılmaktadır. Amerikalı ANSYS şirketinin ürünlerine ise
hem yapısal hem de akışkan analizleri için başvurulmaktadır.
Türkiye’nin akıllı kart üretim (çip) fabrikası yoktur. Çip
üreticisi TSMC ‘nin 2025 yılı bazında değeri 1,219 trilyon
dolardır. (Türkiye’nin yıllık GSMH’den büyüktür) Daha uçlarda
üzülerek belirtilmesi gereken; oldukça geniş ve
detaylandırılması gereken hammadde konusundan, montaj için
gerekli olan bağlantı elemanları bile dışarıdan gelmesidir.
Havacılık parçaların birleşiminde, yüksek mukavemetli çelik,
alüminyum ya da titanyum bazlı üretilen vida, somun ve
perçinler kullanılmaktadır. Standart bağlantı elemanı üretimde
ise neredeyse Amerika tek üretici konumunda başlıca üretici
şirketler olarak: LISI Aerospace, Jet-Tek ve Elite Fasteners
sayabiliriz. Normal vidalara oranla adet maliyeti, çok yüksek
olan bu ürünlerden yolcu ve savaş uçakları için yüzbinlerce
adet kullanılmaktadır. Üretimini yaptığımız uçak parçalarının
montajında ilgili firma, kullanmamız gereken hammaddeyi
falanca firmadan alacaksın dediği gibi perçin-vidalar için de
aynı yöntemi izlemektedir. Sadece bir yolcu uçağı parçalarını
bütünlemek için tedarik ettiğimiz şirkete 1 milyon dolar,
helikopter için ise 100 bin doların üzerinde ödeme
yapmaktayız. Mevcut iş hacmi düşünüldüğünde yıllık bazda
bağlantı elemanı için ödememiz 10 milyonlarca doları
geçmektedir.
Son 15 yıla kadar bu sayılan maddelere bugünkü kadar ihtiyaç
olmamıştı. Zaten kendi ürünlerimizi seri olarak üretemiyor ya,
F-16 projesinde olduğu gibi ortak projelerin montaj-üretim
safhasında yer alıyor ya da sadece prototip aşamasında
çalışmalar yürütüyorduk. 2020-2025 yılı itibariyle
tasarım-prototipleme safhasından çıkıp ürünlerimizin test,
sertifikasyon ve seri üretim sürecine geçiş yapmaya
çalışmaktayız. Bugüne kadar yapılanları hor görmek eleştirmek
değildir amacım ancak Türkiye’nin siyaset üstü bilim
kurullarına ihtiyacı vardır. Elimizdeki kurumlara siyasi
atamalar yapılması liyakatin ötelenmesi Türkiye’ye kan
kaybettiriyor. Teknolojik olarak geri görülen Rusya bugün ses
hızının 27 katına kadar hızla hareket edebilen Avangard
hipersonik saldırı silahını geliştiriyor.
Türkiye kendi tankını (Altay) yapamadı. Oysa 2005 yılında
normal süreç devam etseydi yüzde yüz yerli tank üretimi
bitecekti. Bugün Türkiye’nin karşısında duran amansız, devasa
düşmanlarına bakarak neden başarılamadığı çok iyi anlaşılıyor.
Üretim yılan hikayesine döndürüldü. Mazeret üzerine mazeret.
Eğer konunun içinde iseniz süreçleri yakından takip etmişseniz
bize yönetenlerin dışa bağlılığını, içine düştükleri
çaresizliklerde görebilirsiniz.
Rus ordusu Mart 2022 sonundan itibaren saldırılarını Donbas ve
güney bölgelere yoğunlaştırınca, nisan ayında düşman
hatlarının gerisinde harekât yapacak dünyanın en iyileri
arasında gösterilen Amerika Abrams tanklarını, İngiltere
Challenger 2’leri ve Almanya Leopard 2’leri gönderdi. Ukrayna
hatları şu ana kadar çökmediyse karşısındaki devasa güce
direniyorsa bu tanklar sayesindedir. Rus tanklarının kaybı
bugün elimizde bulunan tankların yaklaşık iki mislidir. (ABD
2014 yılından beri Ukrayna’ya değeri 2,5 milyar doları bulan,
tank vuran Stinger ve Javelin füzeleri satmıştır.)
İsrail, yukarıda anılan tankların ortak özellikli versiyonu
olan vurucu gücü yüksek Merkava Mark 3'lerin Türkiye'de
üretilmesini, 1998'de, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı
Kıvrıkoğlu’na ülkesine ziyaretinde kabul etmişti. İsrail kendi
ağır savaş tankını başka bir ülkenin satın almasına ya da
üretmesine ilk defa izin vermiş olacaktı ancak yönetimde
bulunan Erbakan- Genelkurmay arasındaki suni anlaşmazlıklar
buna mâni oldu. Yüzde 80’lere varan gelişmiş teknoloji
transferi engellendi. (Bknz.Arieh O'Sullivan imzalı Jerusalem
Post gazetesinin, 12 Ekim 1997 ve 3 Şubat 1998 tarihli
haberleri) Ne ilginçtir ki, o dönemde ABD menşeli Newsweek
dergisinde bu anlaşmanın olmaması için birçok yalan haber
üretilmesi ve ülkemiz içinde yer bulması dikkat çekicidir.
Türkiye zırhlı karasal kuvvetini yerli üretimle
karşılayamazken en yaşamsal hatasını ABD ile iyi ilişkiler
sürdürürse bir şey olmayacağını zannetmesidir. Teknolojik
gelişmeler bağlamında strateji teorisini güncelleyememektedir.
Amerika Türkiye’nin gelişiminin üzerinde duran en büyük
engeldir. Bugüne kadar en büyük teknolojik transferi İsrail
tarafından yapılıyordu. Bugün ürettiğimiz füzelerin neredeyse
tamamı İsrail üzerinden yapılan transferlerdir. Nitekim
stratejik ilişkiler eskiye dayanıyordu. MOSSAD ajanı V.
Ostrovsky, 1974 yılında İsrail'in, Türkiye'ye Kıbrıs
harekâtında yardım ettiğini açıklamıştır. Washington Report
dergisinde verdiği bilgiye göre, Türk Hava Kuvvetleri 1975
yılından beri İsrail’in havadan-havaya atılan Safir füzelerini
kullanmaktadır. Aynı dönemde JINSA'nın belirttiğine göre, Türk
F-16 pilotları ve personeli İsrail'de elektronik savaşı
öğrenirken, İsrail uçakları da Anadolu üzerinde uzun menzilli
uçuşlar ve dağlık alanda uçuşlar yapmayı öğreniyorlardı.
An itibariyle TSK’lerinin en hayati konusu, ‘komuta kontrol’
birlikteliğinin olmamasıdır. Askeri okulları, hastaneler
kapatılmıştır. (Askeri hastanelerde bulunan ekipmanlar heba
edilmiştir)
Türkiye kendisinden teknolojik olarak üstün bir ülke
saldırısına hazır değildir. Şişinmelere kanmayın, Türkiye’nin
savunması zafiyet içindedir. (Örneklerle konuyu bir sonraki
yazıda açacağım) Gerçekler görünenden farklıdır. 2025 yılı
TÜİK verilerine göre yüksek teknoloji ürünlerinin imalat
sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı sadece %4,2'dir.
Geleceğin malzemesi ‘kompozit’ üretimi üzerine yatırım ve
altyapılar inşa edilmektedir. Tüm bu ürünlerin dışında içinde
bulunduğumuz zorlu sürece rağmen sadece ARGE’ye yönelik
yapılan harcamalarımız, Gayri safi yurt içi hasıla
içerisindeki payı son 15 yılda yüzde 100 artarak %1’in üzerine
çıkması ümit vericidir.
Sonuç olarak; Zaman/mekân atlasında bakıldığında her çağın
kendine özgü bir uluslararası iklimi vardır ve bu iklim insanı
coğrafyası ve antropolojisiyle etkiler. Dünyada yeni bir
oluşuma gebe olduğu sancılı dönemlerde değişen mevsime uyum
sağlayamayanların kaderi çoğu kez değişim dinamiklerin
arkasında ya sürüklenir ya tükenir. Türkiye, üzerinde oyun
kurulmaya, yönlendirmeye açık bir devlettir. En güçlü ve
caydırıcı unsuru olan ordusuna yapılan Ergenekon türevi
kumpaslar bu bağlamda tesadüf değildir. TSK’leri içinde
tarikat ve cemaatlere kapı açarak siyasal bir partinin aracı
yapmak, tarihte Balkan felaketi benzerlerine hizmet edecektir.
İçeride, hindi benzeri şişinmeler, vatandaşları partisel,
etnik ve mezhepsel ayrıştırmalar sebepsiz değildir. Ordumuz,
Atatürk’ün defalarca belirttiği gibi siyasallaşırsa savaşamaz.
Türkiye’nin dış düşmanlara ihtiyacı yoktur. İçindekiler
Türkiye’yi parçalamaya, yıkmaya, etkisiz kılmaya yeterlidir.
Yüzyılda bir şansla milletimizin başına gelmiş büyük önder
Atatürk’e yapılan saldırıların arkasındaki düşünce, yerli ve
milli olarak önümüze konuluyorsa ve kabul görüyorsa sonumuz
bellidir. Önümüzde örnek İran’dır. Asker ve istihbaratçıların
rejime yandaş, kişilerden değil liyakat ve sadakat sahibi
kişilerden oluşturmamasının bedelini çok ağır ödedi. İran,
Haziran 2025'te yaşadığı,12 gün savaşı hezimetinden sorumlu,
siyasallaşan asker ve istihbaratçılarını nihayet değiştirdi.
Onlar, üst düzey asker ve istihbaratçıların gafletinde gece
uyurken yataklarında vurulmaları yaşadılar. Şimdi 47 yıldır
Devrim Muhafızlarından seçilen mezhepçi mollalardan değil
liyakatli bir subayı Genelkurmay Başkanı yaptılar. Devrim
Muhafızlarının elinde tuttuğu gizli istihbaratını kapatıp tek
bir istihbarat altında yeniden yapılandırdılar. Bunu yapması
için yıkıcı bir savaş mı yaşaması gerekiyordu? İran’ın
durumuna bakarak olaylardan ders alıp doğru sonuçlar çıkarmak
ve buna göre davranmak önemlidir.
Türkiye’nin teknolojide dünya devi olmaya, insanlarını
adaletli, refah içinde yaşatmaya her türlü kaynak ve imkânı
vardır. Türkiye’nin en büyük eksiği, akçeli işlere bulaşmamış,
hukukun üstünlüğüne inanan, vizyon sahibi, halkını şahsi
çıkarlarının üstünde tutan, çalışkan, liyakatli yöneticilere
olan ihtiyacıdır.