
Muhammet Binici : İran'ın Misillemesi ve Siyonist Rejimin Çöküş Senaryoları
17.03.2026
***
"Netanyahu komada mı,
yoksa bir yapay zeka oyunuyla mı karşı karşıyayız?"
Bu soru, son günlerde Ortadoğu siyasetinin en kritik sorusu
haline geldi. İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü'nün dün yaptığı
açıklamalar, bölgedeki dengeleri kökünden sarsacak nitelikte.
Amerikan üslerinin yüzde 80'inden fazlasının imha edildiği,
stratejik radarların yerle bir olduğu bir tablodan söz
ediyoruz. Üstelik bu, İran'ın resmî açıklaması.
Hatırlarsanız, daha önce Trump'ın sözde "barış planını"
eleştirdiğim yazımda, galebe çalınamamış bir savaşı zafer
ilanına dönüştürme çabalarının akim kalacağını yazmıştım. İşte
o gün bugündür. İran, "sürprizleri, düşmana ezici bir darbe
indirme yöntemidir" diyerek, Amerikan gücünün Ortadoğu'daki
kırılganlığını tüm dünyaya göstermiş oldu.
İran Silahlı Kuvvetleri'nden Tarihi Açıklama
Genelkurmay Başkanlığı Sözcüsü'nün açıklamalarını aynen
aktarıyorum:
"Eğer Amerika, Hark Adası'ndaki tesislere ve adadaki petrol
terminaline yönelik bir saldırıda bulunursa, saldırgan ülkenin
tüm petrol ve doğalgaz tesisleri derhal bir kül yığınına
dönüştürülecektir."
Bu, açık ve net bir tehdittir. Amerika'ya gönderilmiş son
uyarıdır. Üstelik bu tehdit boş bir laf değil, sahada
kanıtlanmış bir kapasitenin ifadesidir.
Açıklamanın devamında şu ifadeler yer alıyor:
"Ülkemiz silahlı kuvvetlerinin ateş üstünlüğü sürecinin
devamında, son günlerde yayınlanan uydu görüntülerine göre,
İslam Cumhuriyeti İran Silahlı Kuvvetleri, Amerikalı
teröristlerin üslerindeki stratejik radarların, kilit, önemli
ve hayati noktalarının yüzde 80'inden fazlasını imha
etmiştir."
Yüzde 80! Bu rakam, sıradan bir askeri başarının çok
ötesindedir. Amerikan istihbaratının gözü, kulağı olan
radarların yok edilmesi, bölgedeki Amerikan varlığını âmâ hale
getirmiştir.
Sözcü devam ediyor:
"Bu üste meydana gelen çok şiddetli patlamalar, üssün
boşaltılması emrine yol açtı ve Amerikalı teröristler, savaş
uçaklarını bu üsten çıkararak daha uzak mesafelerdeki diğer
üslerine nakletmek zorunda kaldı."
Yani Amerikan askerleri kaçıyor! Bunu açıkça yazıyorum: Süper
güç, İran'ın karşısında geri çekilmek zorunda kalıyor.
Bir diğer kritik operasyon ise şöyle duyuruldu:
"Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri, bu sabah erken saatlerde
gerçekleştirdiği hassas ve ezici bir operasyonla, Amerikalı
teröristlere ait 'El-Zafra' Hava Üssü'nün ana mühimmat
deposunu hedef aldı."
Hatam'ül-Enbiya Karargahı: İran'ın Sürprizleri Düşmana
Darbedir
Hatam'ül-Enbiya Merkez Karargahı Sözcüsü'nün sözleri ise
stratejinin özetidir:
"İran'ın sürprizleri, güçlü silahların yanı sıra, düşmana
ezici bir darbe indirme yöntemini de kapsamaktadır."
Bu, İran'ın sadece teknolojik değil, aynı zamanda taktiksel
üstünlüğünün de ilanıdır. Düşman ne zaman, nereden, nasıl bir
darbe yiyeceğini asla kestiremez.
Kalibaf'tan Ateşkes Dersi
İran Meclis Başkanı Kalibaf'ın El-Arabi El-Cedid'e verdiği
demeç, diplomasi tarihine geçecek türden:
"Ateşkes, ancak yeniden savaş çıkmayacaksa mantıklıdır. Yoksa
ateşkesin sadece düşmana, radarlarının imha edilmesi veya
önleyici füze sıkıntısı gibi kendi sorunlarını çözmesi için
fırsat yaratıp ardından bize tekrar saldırması anlamına
gelmemelidir."
Ne kadar yerinde bir tespit! Batı'nın ateşkes anlayışı, tıpkı
Osmanlı'nın son döneminde dayatılan mütarekeler gibi, düşmanın
nefes almasını sağlamaktan ibarettir. Kalibaf bunu görüyor ve
söylüyor:
"Biz ateşi, düşman saldırısından gerçek anlamda pişman olana,
dünyada ve bölgede siyasi ve güvenlik koşullar hazır hale
gelene ve tehdit ile savaş bölgede gerçekten sona erene kadar
sürdüreceğiz."
"Düşman pişman olana ve dünyada ve bölgede uygun siyasi ve
güvenlik koşullar oluşana kadar ateşkesi kabul etmeyeceğiz."
Bu sözlerin altını üç kez çiziyorum: İran, artık kimsenin
oyununa gelmeyecek. Tecrübe konuşuyor, tarih konuşuyor,
direniş konuşuyor.
Kalibaf'ın bir diğer açıklaması da İran'ın savaş hazırlığını
gözler önüne seriyor:
"Kendimizi uzun vadeli bir savaşa hazırladık. Hem yeterli füze
ve İHA stokumuz var hem de bunları üretme kapasitemiz var."
"Sanırım artık Amerikalıların İran'ın saldırı gücünü yok etme
yönündeki laflarına kimse inanmıyor. Hem yeterli füze ve İHA
stokumuz var hem de bu teknoloji yerli olduğu için bunları
üretme kapasitesine sahibiz. Üstelik düşmanın önleyici
füzelerinden çok daha yüksek bir hızla ve çok daha ucuza."
Pezeşkiyan'dan Macron'a Tarihi Ders
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan'ın Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile
görüşmesinde söyledikleri, bir mazlumun zalime karşı duruşunun
en güzel ifadesidir:
"Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığım görüşmede,
İran'ın bu vahşi savaşı başlatmadığını vurguladım. Saldırıya
karşı savunma, iyi bildiğimiz doğal bir haktır."
"Bölgedeki Amerikan üslerinin, komşularımızla ilişkilerimizi
bozma amacıyla İran'a karşı kullanılması durdurulmalıdır."
İncirlik Üssü ve NATO'nun Provokasyonları: Türkiye-İran
Sağduyusu
Bu sözler, doğrudan bizi ilgilendiren hayati bir uyarıdır.
Çünkü bilindiği gibi, İncirlik Üssü başta olmak üzere,
Topraklarımızdaki bazı askeri tesisler, Amerikan gücünün
bölgedeki en önemli dayanak noktalarındandır. Peki, bu üslerde
konuşlu güçlerin yarın bize karşı kullanılmayacağının
garantisini kim verebilir? 15 Temmuz'da bu üslerde neler
yaşandığını, o karanlık gecede kimlerin, kimlere talimat
verdiğini iyi hatırlayınız.
Gaziantep'te Düşen Füze: Bir Provokasyonun Hüsranı
Geçtiğimiz günlerde Gaziantep'e bir füze düştü. İlk anda bazı
çevreler hemen "İran Türkiye'yi hedef aldı" yaygarasını
kopardı. Ama hemen yetkililerimizin soğukkanlı açıklaması
geldi: "İran'ın başka bir noktaya attığı füze, vurulduğu için
rotasından saparak Gaziantep'e düşmüştür."
Bu açıklama son derece manidardır. NATO'nun, iki komşu ülkeyi
birbirine düşürme çabası, Türkiye'nin aklıselim tutumu
sayesinde bertaraf edilmiştir.
NATO'nun İki Yüzlü Yüzü
Gelelim NATO'nun sözde "sivil koruma" görevine... Amerika ve
İsrail'in İran topraklarına attığı, sivilleri hedef alan
füzeleri düşürdüğünü hiç görmedik. Ne zaman ki İran, İsrail'e
misilleme yapar, işte o zaman NATO devreye giriyor. Hava
sahamızdan geçen füze derhal düşürülüyor. Ardından da "İran'ın
hedefi İsrail değil, Türkiye'ydi" diye bir algı operasyonu
başlatılıyor.
Peki, gerçek ne? Gerçek şu ki, hem İran hem de Türkiye, bu tür
provokasyonlara gelmeme konusunda her zamankinden daha
sağduyulu ve aklıselim davranmaktadır. Bu, iki ülke arasındaki
ilişkilerin düşman unsurlar tarafından bozulmasına izin
verilmeyeceğinin en açık göstergesidir.
Tarih Unutmaz: 15 Temmuz ve Üsler
Bir gerçeği tekrar hatırlatmakta fayda var: Topraklarımızda
bulunan bu güçlerin yarın bize karşı kullanılmayacağına kimse
garanti veremez. 15 Temmuz hain darbe girişiminde, İncirlik
Üssü'nün nasıl bir rol oynadığını, o gece üsten kalkan
uçakların nereleri bombaladığını unutmadık. Amerikan
üslerinin, komşularımızla ilişkilerimizi bozma amacıyla
kullanılmasına asla müsaade etmeyeceğimizi, İranlı
yetkililerin de aynı hassasiyeti taşıdığını memnuniyetle
görüyoruz.
İşte bu yüzden, Türkiye ve İran'ın bu tür tuzaklara düşmemesi,
bölgesel istikrar açısından hayati önem taşımaktadır. NATO'nun
iki yüzlü politikaları karşısında gösterilen bu sağduyu,
gelecekte de devam etmelidir. Çünkü bu coğrafyada kardeşi
kardeşe kırdırmak isteyenlerin ve İslam ile İslam’ı
savaştırmak isteyenlerin oyununu bozmanın tek yolu,
aklıselimle hareket etmekten ve sağduyulu olmaktan geçiyor.
Pezeşkiyan devam ediyor:
"Bölgede barış ve istikrar, Siyonist-Amerikan'ın ülkemize
yönelik saldırganlığı görmezden gelinerek sağlanamaz."
"İslam Cumhuriyeti olarak zorbalara boyun eğmeyeceğiz.
Uluslararası toplumdan bu saldırganlığı kınamasını ve
saldırganları uluslararası hukuka saygı göstermeye ikna
etmesini bekliyoruz."
"Yanlış bilgilere dayanarak ve yayılmacılık amacıyla savaş
başlatmak, 21. yüzyılda Ortaçağ'a ait bir uygulamadır.
Topraklarımıza saldırı olmayacağına dair güvence olmadan
saldırganlığın durdurulmasından bahsetmek anlamsızdır."
Netanyahu'nun Sırrı: Komada Bir Lider mi, Yapay Zeka Sanalı
mı?
Gelelim asıl bombaya... İbrani kaynaklar, Netanyahu'nun
İran'ın Bet Şemeş'e düzenlediği füze saldırılarında öldüğünü
veya ağır yaralandığını iddia ediyor. Peki, son üç günde
yayınlanan videolar? İlkinde elindeki parmak sayısı altı!
İkincisinde kahve fincanı havada asılı kalıyor! Üçüncüsünde
yüzük bir görünüp bir kayboluyor!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Açıklamalara geçmeden önce, bu iddiaların kaynağını aktarayım:
"Netanyahu'nun son dönemde yayınladığı iki videonun yapay zeka
ürünü olduğunun ortaya çıkmasının ardından, kendisi hakkındaki
spekülasyonlar azalacağına daha da arttı ve şimdi bazı gayri
resmi İbrani kaynaklar Netanyahu'nun komada olduğunu
söylüyor."
"Netanyahu'nun İran'ın Bet Şemeş'e düzenlediği füze
saldırılarında öldüğü veya yaralandığı yönündeki
spekülasyonların artması üzerine, Netanyahu'nun ofisi bir
konuşma videosu yayınlayarak söylentilere son vermeye çalıştı;
ancak siber uzmanlar hemen bu videonun yapay zekâ ile
oluşturulduğunu kanıtladı ve buna dair açık işaretler olduğunu
belirtti: örneğin, elindeki parmak sayısının 6 olması! Ayrıca
dişlerinin şekli ve sayısı, videonun sahte olduğunu açıkça
gösteriyordu."
"Bu olaydan iki gün sonra, Netanyahu'nun ofisi bazı Siyonist
yetkililerin baskısıyla ilk videodaki olayları düzeltmek için
başka bir video daha yayınladı; ancak yapay zekâ her şeyi
doğal bir şekilde düzenleyemediği için bu video da
spekülasyonları daha da körükledi. Bu ikinci videoda,
Netanyahu'nun elindeki kahve fincanından yola çıkan birçok
kişi, videonun büyük olasılıkla yapay zeka ile üretildiğini
fark etti."
"Şimdi ise bugün, kamuoyunun yoğun baskısı altında,
Netanyahu'nun ofisi sağlıklı olduğu izlenimini vermek için
üçüncü girişimde bulunarak bu kez açık alanda çekilmiş bir
video yayınladı. Ancak bu video da her şeyi yeniden
alevlendirdi. Bu son videoda, kullanıcılar ve siber uzmanlar,
Netanyahu'nun elindeki görünüp kaybolan yüzükten yola çıkarak
videonun sahte olduğuna dair ipuçları elde etti."
"Üç başarısız girişimin ardından, Netanyahu'nun ofisi sağlığı
hakkında güvence vermek yerine spekülasyonları daha da
artırdı. Bazı İbrani kaynaklar, yeni bilgilere göre
Netanyahu'nun komada olduğunu ve bu nedenle ne güvenlik
kabinesine katıldığını ne de ondan gerçek bir video
yayınlandığını söyledi."
"Bu kaynaklar, bu gerçeğin açıklanmasının Siyonist rejimin
savaş alanı üzerinde oluşturacağı ağır etkilerden korkulduğu
için şimdilik bu meselenin gizli tutulduğunu belirtiyor."
"Netanyahu'nun ofisi, onun komada olduğu yönünde yayılan
spekülasyonlar hakkında sessiz kalmıştır."
Netanyahu'nun ofisi üç kez üst üste yapay zekâ ile üretilmiş
videolar yayınlayarak halkı kandırmaya çalışıyor. Ama
teknoloji çağında yalan söylemek, eski çağlardaki kadar kolay
değil artık. Siber uzmanlar, bu videolardaki tutarsızlıkları
tek tek ortaya koydu. Emmanuel Macron'un bile sahte roller
oynadığı videolar üretildiği iddia ediliyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, Netanyahu'nun ofisi üç başarısız
girişimin ardından sessizliğe büründü. Şimdi soruyorum size:
İsrail'in kendi gizli servis kaynakları Netanyahu'nun komada
olduğunu söylerken, ofisi üç sahte videodan sonra çaresizce
sessizliğe gömüldüyse, bu sessizlik, korkunç gerçeğin
itirafından başka nedir?
Ezcümle
Ortadoğu'da ateş çemberi her geçen gün genişliyor.
Netanyahu'nun akıbeti ne olursa olsun, İran'ın bu
açıklamaları, bölgede yeni bir sayfa açıldığını gösteriyor.
Amerikan üslerinin vurulması, stratejik radarların imha
edilmesi, askeri tesislerin boşaltılması... Bunlar, sıradan
askeri operasyonlar değil, bölgesel güç dengelerini değiştiren
hamlelerdir.
Tarih Tekerrür Ediyor: "Önce Bize, Sonra Size"
Celaleddin Harzemşah'ın
Bağdat Halifesi'ne ve Selçuklu Sultanı'na yazdığı mektubu
unutmadık: "Gelin, bize yardım edin, düşmanı birlikte
yenelim." Ama ne oldu? Halife yardıma gitmedi, Selçuklu
gitmedi. "Bize ne Harzemşah'ın başına gelenlerden" dediler.
Sonra Moğol geldi, önce Bağdat'ı tarumar etti, Halife'yi
kılıçtan geçirdi. Ardından Selçuklu'ya sıra geldi, Selçukluyu
da yakıp yıktı Konya sarayının altını üstüne getirdi.
Harzemşah'ın mektubundaki o manidar söz tarihe kazındı: "Bana
yardım etmezseniz, bugün bize yarın size..."
Evet, tarih tekerrür ediyor. İsrail ve Amerika'nın Filistin'de
yaktığı ateş karşısında İslam ülkeleri seyirci kaldı. Adeta
"Bize ne Filistin'den" dediler. Önce Gazze yandı, kadınlar,
çocuklar katledildi. Şimdi İran mücadele ediyor. Peki yarın?
Yarın kime sıra geleceği gayet açık ve net.
Sayısını dahi artık sayamadığımız İslam ülkeleri ve dünya
genelindeki 2 milyar Müslüman, tek tek yok olmadan, toprakları
parçalanmadan birlik olmanın zamanı geldi de geçiyor! Kâfir
işbirlikçileriyle birlikte İslam âlemini yutmak için fırsat
kolluyor. Türkiye olarak, bu yangının kenarında durmak yerine,
ateşi söndürecek bir aktör olma sorumluluğumuz bulunmaktadır.
Çünkü unutmayalım ki, sınırlarımıza dayanan bu ateş, eğer
sessiz kalmaya devam edersek topyekûn er ya da geç hepimizi
yakacaktır.
Tarih Harzemşah'ın feryadını unutmadı. Peki ya biz?
Gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğim. Ama şimdiden
bir şey netleşti: Teknoloji çağında yalan söylemek,
siyasetçiler için artık çok daha riskli. Yaşayan bir liderin
videosunu yapay zekâ ile üretmek zorunda kalıyorsanız, ya
çoktan ölmüşsünüz demektir ya da siyasi olarak çoktan
çürümüş...