
Gürkan Çakıroğlu yazdı : Yeni dünya düzeni
7 Ocak 2026
***
Suriye meselesi ne sadece
Suriye’den ne de sadece Kürt meselesinden ibaret. Bahçeli’nin
son yaptığı açıklamadan dolayı Kürtlerin üzgün ve kırgın
olduğunu görüyorum. Ama her şeyi kendimizden ibaret görmek
bizi yanılgıya ve hataya düşürebilir. Bahçeli’nin, “İsrail
tarafından Mazlum Abdi’nin PKK’nın kurucu önderliği yerine
hazırlanıyor görüntüsü, çözümsüzlüğü ve kaosu
sertleştirecektir” demeci, Abdi’nin değil Likud’un bunu
istediğini, planladığını ifade eden ve bu duruma dair ön alan
bir çıkıştır.
İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesi için Kürtleri ulus devlet
üzerinden teslim alarak, onları kendisine kara ordusu yapma
hayalini Öcalan 90’lardan beri dile getirmiş, buna karşı
durmuş ve bundan dolayı da uluslararası bir komploya maruz
kalarak esir alınmıştır. İlkel milliyetçilik ise sadece biz
Türklere özgü değildir, Kürtler arasında da vardır ve hem
ülkemiz hem de bölgemiz için yapıcı değil yıkıcı etkilere
sahiptir.
Likud Ortadoğu’da Balkanizasyon politikası güdüyor; bu tuzağa
Kürtler kadar Dürziler ve Nusayriler de düşmemeli. Ve elbette
Türkiye olarak Suriye’nin parçalanmaması ile Suriye halkların
ezilmemesi arasındaki dengeyi gözetmeli ve mekik diplomasisi
ile gereğini yapmalıyız. Federal bir Suriye’nin güçlü Suriye
olduğunu kabul etmede bu kadar diretmemizin ya da idrak etmede
bu kadar zorlanmamızın akıl alır hiçbir yanı yoktur.

Kıbrıs özelinde de hukuka
ve demokrasiye dayalı olmak şartıyla birleşik ve tek bir
Kıbrıs’ın lehimize olduğunu görmeliyiz artık. Bakü’nün Aliyev
üzerinden Likud’un önemli bir üssü haline geldiğini
görmememizin ise imkânı yok. Zengezur koridoruna karşı
olmamakla birlikte ona ihtiyaç bırakmayacak politikaları
Tebriz özelinde İran ile beraber oluşturmalıyız. Bizi bölüp
çökerten ezberlerden ve birleşip ayağa kalkmamamız için
dayatılan husumetlerden arınmalıyız artık.
Tüm taşlar yerinden oynadı, cin şişeden çıktı; her şey çok
güzel olacak mı bilinmez, daha mı iyi daha mı kötü olacak
bilinmez. Ama bilinen bir şey varsa eğer o da şu ki, artık
hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Trump’ın Venezuela’ya
yaptığı hamle, diğer Latin Amerika ülkelerine ve Grönland’a
savurduğu tehditler kelebek etkisine sahip. Trump’ın “make
America great again” diye çıktığı yolun “American dream”
metaforunu dahi paramparça etmeye çıkması, hiç de yabana
atılacak bir ihtimal değil.

Putin, Ukrayna’da
çekildiği tuzağı göremedi ama ne olursa olsun başlattığı
savaşın tarihsel, reel ve rasyonel gerekçeleri vardı. Lakin
bu, onun Rusya’yı içine düşürdüğü durumu değiştirmiyor. Trump
ise ondan beter. Putin’in Rusya’ya verdiği zarardan çok daha
fazlasını Amerika’ya veriyor. Çin, Rusya ve Avrupa sessizce
“gel gel” yapıyorlar Trump’a. Aksi hal, yani sessizliğin
Trump’ın tehditlerinden kaynaklı olması gerçekçi değil. Hem
kazın ayağı öyle değil hem de o kadar uzun boylu değil.

Üçüncü dünya savaşı çıkar
mı acaba soruları ortalıkta dolaşıyor. Çoktan çıktığı gerçeği
ile yüzleşmek mi istenmiyor ya da geçmiş çağın savaşları gibi
bir beklenti içerisinde mi insanlık emin değilim. Ama hangisi
olursa olsun netice değişmeyecek. Dünya savaşları, dünya
düzenini değiştirmek için çıkarılır, yapılır. Ve içinden
geçtiğimiz dönemde, 100 yıllık dünya düzeninin çatır çatır
çatırdadığı düşünülürse, üçüncüsü mü bilmem ama büyük bir
savaşın varlığı da kabul edilebilir hale gelecektir.
Herkes sınanıyor…
Çok katmanlı ve birçok
cephede süregelen savaşın başlıca iki tarafı var;
Anglo-Amerikan dünya ve onun karşısındaki Likudnik dünya. Bu
iki tarafın altına yedi kıtadan 77 farklı farklı ülke ve hatta
aynı ülkeden farklı kanatlar yazmak mümkün. Ukrayna, Kıbrıs,
Suriye, Azerbaycan, Irak, İran ve Türkiye bu savaşın en sıcak
cepheleri oldu ve olacak. Türkiye-İran hattı ise zamanımızın
Stalingrad’ı. Türkiye, Bahçeli-Öcalan üzerinden bu savaşta
tarafını seçti ama Türkiye bu iki liderden ibaret değil; iki
taraf arasında beşik gibi sallanarak gidip gelen Erdoğan ile
siyaseten felç geçirmiş, vizyon yoksunu Özel-İmamoğlu ikilisi
de var.
Herkes sınanıyor; Avrupa kazanmak için Hristiyan kimliğini
aşmalı, Rusya kazanmak için Çarlık öncesine bakmalı, Türkiye
kazanmak için Kürtlerin de devleti olmalı ve İran kazanmak
için Türkleşmeli. Bu paradigmaların hepsi gayet rasyonel ve
reel. Gerçekleştirmek ise gayet sade ve basit siyasi
hamlelerle mümkün; yani ne ütopya ne de distopya bunlar.
Rahmetli Yahya Sinvar’ın hamlesi büyük savaşın gidişatı
açısından katalizör işlevi gördü. Hemen sonrasında Esad düştü.
İran-İsrail savaşı başladı. Bahçeli’nin 22 Ekim çıkışı ve
Öcalan’ın 27 Şubat deklarasyonu hızlı reaksiyonlar olarak
savaşın gidişatına Türkiye lehine etki ettiler.
Peki ne olacak? Anglo-Amerikan hattı mı Likundik hat mı
kazanacak? Demokrasi mi otokrasi mi hâkim olacak? Kürtler
üzerinden Türkiye-İran cephesi artı ve eksileriyle kimin
kazanacağı ve hangi hallerin galebe çalacağı hususlarında
önemli oranda belirleyici olacak. Türkiye ve İran; ajitatörler
üzerinden, savaş yoğunluğu düşük ama hasar boyutu yüksek bir
Kürt-Türk/Rejim-Halk çatışmasına sürüklenmek isteniyor. Umarım
tarih “tekerrür” etmez. Aynı tuzağa bir kere daha düşülmez. Bu
anlamda Öcalan’ın 90’lardan bu yana söylediği şeylerin ve
durduğu yerin sabit olması Türkiye için de bölge için de büyük
şans. Türkiye Suriye’deki süreci kazasız belasız, sulh içinde
atlatırsa, bu şüphesiz tüm bölge için önemli bir kazanım
olacaktır. Yani Bahçeli’nin Öcalan’a verdiği önemi iç siyasete
ve seçim hesaplarına indirgemek körlük ve cehalettir.
Yeni dünya düzeni: Türkiye, İran ve bölgesel dengeler

Türkiye’nin İran’a
kayıtsız kalması ise büyük bir hatadır. İran, devlet yapısı
itibari ile Türk’tür. Aramızdaki çekişme ise tarihin tozlu
raflarında bırakılması gereken bir haldir. Türkiye; İran’da
Likud’un emellerine ulaşmaması için Hamaney ve arkadaşlarını
hukuki ve demokratik adımlar atması, hamleler yapması
konusunda teşvik etmeli, destek vermelidir. Tahran düşerse
Ankara düşer mi bilmem; ama şiddetli sarsıntılar geçireceğine
eminim.
Türkiye-Rusya-İran özelinde, hukuk ve demokrasi üzerinde
yükselecek Avrupa Birliği benzeri ama çok daha zinde, çok daha
çevik ve çok daha enerjik bir yapı ortaya çıkabilir bu savaşın
neticesinde. Bu yapı doğu ile batı, Amerika ile Çin, Avrupa
ile Asya arasında denge sağlayacak ve olası çatışmalara son
verecek bir kuvvette olabilir. Bu yapı sayesinde ancak özgür
Filistin mümkün olabilir. Ve bu yapı sayesinde Ortadoğu
halklarının makus talihi değişebilir. Ufkumuzu daraltmayalım;
kendimizi, insanımızı ve tarihimizi hafife almayalım. Bu
savaşı insanlık adına kazanabilir, kazanılmasında rol
oynayabiliriz. İmkânsız mı? Değil. Zor mu? Evet çok zor. Ama
ne zaman kolay oldu ki?