VENEZUELA DOSYASI /// İslam Özkan yazdı : Orman kanunlarına dönüş : Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

3 views
Skip to first unread message

Digi Security (İŞNET)

unread,
Jan 14, 2026, 1:10:00 PM (23 hours ago) Jan 14
to (122) - ATATÜRK MİLLİYETÇİLERİ, (122) - ÖZEL BÜRO (TÜRK BASINI İLETİŞİM LİSTESİ), (122) - TURAN ÇATLI MAIL GRUBU, (122) - TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ TÜRKİYE, (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (ÖZEL BÜRO), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU), (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU

İslam Özkan yazdı : Orman kanunlarına dönüş : Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

7 Ocak 2026

***

Uluslararası ilişkiler literatüründe “Rejim Değişikliği İçin Ekonomik Savaş” (Economic Warfare for Regime Change) olarak geçer. Önemli bir stratejik modeldir. Bu modelin temel mantığı; hedef ülkenin ekonomisini felç ederek toplumsal huzursuzluk yaratmak, ardından bu huzursuzluğu hükümetin “yönetememe beceriksizliği” olarak lanse ederek müdahaleye meşruiyet zemini hazırlamaktır.

Doğu Ergil hocanın da belirttiği gibi, Venezuela başarısız bir devlettir ama başarısızlığının nedeni daha çok finansal kuşatma ve ekonomik yaptırımlarda somutlaşan dış müdahaledir. ABD, kendi nüfuz alanı olarak gördüğü Latin Amerika’da defalarca başvurduğu kriz yaratma stratejisi olmasa, Venezuela bu noktaya gelir miydi?



Elbette Maduro’nun yönetme kapasitesinin sınırlı olması ve iç cepheyi tahkim etmek yerine kendisinin daha solundaki partilere bile kayyum ataması, hatta diğer sol, sosyalist ve komünist partileri küstürmesi, böylelikle ulusal birliğe büyük bir darbe vurması onun en büyük zaafı. Sadece bu da değil, başına gelebilecekleri öngörememesi, Trump’la arasındaki sorunu küresel sistemle ilgili bir sorun değil de kişisel bir sorunmuş gibi sunmaya çalışması, onun en çok göze batan hataları/yanlışları. Ama Trump’ın uluslararası hukuku ve tüm ahlaki ilkeleri çiğneyerek gerçekleştirdiği bu haydutluk, Maduro’nun yanlışlarını önemsizleştiriyor. Böylesine büyük bir kural tanımazlık karşısında falancanın taktiksel, filancanın stratejik hatalarının da bir önemi kalmıyor.

Uluslararası hukukun en azından şeklen önemli görüldüğü bir dünyadan orman kanunlarına geçiş üzerinden tarihte eşi benzeri görülmemiş bir cüretle bir devlet başkanının kaçırılması, artık tüm dünyayı meşgul edecek bir sorundur ve asıl baş edilmesi gereken büyük mesele olarak karşımızda durmaktadır. Gerçi, bunları söylerken uluslararası hukuk ABD tarafından ilk kez ayaklar altına alınıyormuş gibi bir izlenim yaratıyor olabilirim, o yüzden kimsenin böyle bir intibaya kapılmasını istemem açıkçası. Zira ABD’nin 1999’daki Kosova müdahalesi, Obama’nın Somali, Yemen, Afganistan ve benzeri ülkelerde düzenlediği SİHA operasyonları, BM raportörlerinin de belirttiği gibi uluslararası hukukun ihlalidir ve bizzat Demokrat bir başkan tarafından hayata geçirilmiştir. Bu da meselenin aslında Trump’ın kişisel bir eylemi olmadığını gösterir. Sorunun, mevcut Amerikan düzenindeki sistematik bir kural tanımazlıktan kaynaklandığı açıktır.

Örneğin hukuka değil orman kanunlarına inanan ve hukukun bitirilmesine katkı sağlayan bir başka Demokrat Başkan Johnson… ABD Vietnam’daki askerî varlığını devasa bir savaşa dönüştürürken benzeri yöntemler izlediğinde yine orman kanunları devredeydi. 1964’te egemen bir devlet olan Vietnam’a karşı uydurma veya abartılmış istihbaratla savaş başlattığı Tonkin Körfezi Olayı, ayrıca Kamboçya ve Laos’un bombalanması, sonra yine bir başka Demokrat Başkan Kennedy döneminde Küba’daki Castro yönetimini devirmek için CIA destekli bir paramiliter istilası başlatması vs. vs… Say say bitmez.

O döneme ait arşivlerini yakın zamanda açan CIA’in Orta Doğu, Afrika ve Latin Amerika’daki bizzat yönettiği askerî darbelere girmiyorum bile. Ancak Trump’ın bu yaptığı bambaşka bir level, o ayrı. Yargı bağımsızlığı ve demokratik geleneklerin oturduğu bir sistem iddiasındaki bir düzenin böyle bir hukuksuzluğu kabul edip Maduro’yu yetkisi olmadığı hâlde yerel bir mahkemede yargılamaya kalkması, hem küresel hukuk düzeninin hem de ABD’nin sahip olduğunu iddia ettiği ahlaki değerlerin bir daha dönmemek üzere, ebediyen çöp konteynerini boylaması anlamına gelir. Bu da çok tehlikeli bir şey elbette.

Peki ne yaptı ABD?

2017’den itibaren Venezuela’nın borç yapılandırmasını engelledi, 2019’da ise devlet petrol şirketi PDVSA’ya tam ambargo uyguladı. Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi (CEPR) tarafından hazırlanan bir rapor, bu yaptırımların doğrudan sonucu olarak 2017-2018 yıllarında yaklaşık 40 bin sivilin ilaç ve gıdaya erişim kısıtlılığı nedeniyle öldüğünü belirtmektedir.

Venezuela’nın İngiltere’deki altın rezervleri ve ABD’deki CITGO rafinerisi başta olmak üzere dış dünyadaki varlıklarına el konulması, hükümetin krizle mücadele kapasitesini teknik olarak elinden almıştır.

İslam Özkan yazdı | Orman kanunlarına dönüş: Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

Yaptırımların yarattığı tahribat

Venezuela ekonomisi %95 oranında petrol gelirlerine bağlıdır. 2017 ve 2019 yıllarında uygulanan yaptırımlar, bu sektörü iki koldan hedef almıştır. 2019’da devlet petrol şirketi PDVSA’ya uygulanan ambargo, Venezuela’nın en büyük müşterisi olan ABD pazarına erişimini engellemiştir. Bu durum günlük nakit girişini sıfırlarken, Venezuela ham petrolünü işlemek için ihtiyaç duyduğu seyrelticileri ithal edemez hâle gelmiş ve kuyuların bakımı için gerekli yedek parçalara erişimi kesilmiştir. Bu, petrol üretiminin günlük 3 milyon varilden 500 bin varilin altına düşmesine neden olmuştur.

Yaptırımların en yıkıcı etkilerinden biri, Venezuela’nın uluslararası bankacılık sisteminden dışlanmasıdır. Venezuela’nın borç yapılandırması yasaklanmış, yaklaşık 1 milyar dolarlık İngiltere Merkez Bankası’ndaki altın rezervleri ve ABD’deki CITGO rafinerisinin varlıkları dondurulmuştur. “Aşırı uyum” nedeniyle, yaptırım kapsamında olmayan gıda ve ilaç ithalatı bile uluslararası bankaların risk almamak için işlemleri reddetmesiyle durma noktasına gelmiştir.

Ekonomik tahribat, doğrudan toplumsal bir krize dönüşmüştür. Center for Economic and Policy Research verilerine göre yaptırımların yarattığı tahribat, gıda ithalatının zorlaşmasıyla halkın ortalama kalori alımının radikal şekilde düşmesine, “Maduro Diyeti” olarak adlandırılan zorunlu kıtlık döneminin başlamasına yol açmıştır.

İslam Özkan yazdı | Orman kanunlarına dönüş: Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

Diyaliz makineleri, kanser ilaçları ve aşıların ithalatı finansal engellere takılmış; 2017-2018 döneminde yaptırımlar nedeniyle yaklaşık 40 bin sivilin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Ekonomik fırsatların yok olması, 7 milyondan fazla Venezuelalının ülkeyi terk etmesine yol açarak ciddi bir “beyin göçü” ve iş gücü kaybı yaratmıştır. Yaptırımlar, devletin gelir elde etme kabiliyetini yok ettiği için hükümet açığı kapatmak adına kontrolsüz para basımına yönelmiştir. 2018-2019 yıllarında %1.000.000’ları (milyon) aşan hiperenflasyon, asgari ücreti bir karton yumurta alınamayacak seviyeye indirmiştir. Yerel para birimi Bolivar’ın işlevini yitirmesiyle ekonomi gayriresmî olarak dolarize olmuş, bu da dövize erişimi olmayan yoksul kesim ile elitler arasındaki uçurumu derinleştirmiştir.

Eski BM Özel Raportörü Alfred de Zayas, Venezuela’ya uygulanan yaptırımların “insanlığa karşı suç” teşkil edebileceğini ve krizin birincil nedeninin rejimden ziyade bu kuşatma olduğunu raporlamıştır.

Benzer kriz üretimi

Kriz üzerinden ülkeleri istikrarsızlaştırma modelinin en çıplak itirafı Şili’de yaşandı. Sosyalist lider Salvador Allende seçildiğinde, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon, CIA Direktörü Richard Helms’e ünlü talimatını verdi: “Make the economy scream” (Ekonomiye çığlık attırın).

CIA, Şili’de bakır fiyatlarını manipüle etmiş, finansal kredileri kesmiş ve kamyon şoförleri grevini finanse ederek ekonomiyi durdurmuştur. Ülke kaosa sürüklendiğinde, ordu (Pinochet liderliğinde) “istikrarı sağlamak” adına darbe yapmış ve bu müdahale “halkın kurtarılması” olarak sunulmuştur.

1960 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Lester Mallory tarafından yazılan gizli memorandum, bu stratejinin “manifestosu” niteliğindedir:

“Küba halkının Castro’ya desteğini azaltmanın tek yolu, ekonomik tatminsizlik ve yoksunluk üzerinden hayal kırıklığı yaratmaktır. Halkı açlığa ve çaresizliğe sürükleyecek her türlü önlem hızla alınmalıdır.”

İslam Özkan yazdı | Orman kanunlarına dönüş: Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

Jeopolitik sonuçlar: “Pandora’nın kutusu”

Uluslararası pek kimsenin umurunda olmasa da ahlaki ilkelerin sürekli vurgulanması ve hatırlatılması önemli. Orman kanunlarının dünyaya egemen olmasının önündeki tek bariyer, pala hukuka ve adalete inanan insanların olması. Bu açıdan bakıldığında Trump’ın orman kanunu modeli üzerinden dünyaya şekil verme ameliyesi, açıkça “ülke egemenliğinin ve BM Şartı’nın açık bir ihlali”dir. Batılı müttefiklerin bu duruma sessiz kalması, onların artık uluslararası hukukun temel kurallarına bağlı kalmak gibi bir dertlerinin olmadığının ve mevcut duruma rıza gösterdiklerinin açık kanıtıdır. Trump “hukuk değil, güç haklıdır” prensibiyle hareket ederken, hakikatin yerine “başkanlık otoritesini” koymaktadır. Gücün zehirleyici etkisi hesap edilemediğinde Pandora’nın kutusu açılabilir. Özellikle de giderek daha fazla şiddet eylemlerine başvurmasının da açıkça kanıtladığı gibi giderek zayıflayan bir ABD’nin, giderek çok kutuplu bir hâle daha yakın bir görüntü vermeye başlayan bir dünyada orman kanunlarında ısrar etmesi, kendisinin de pek hayrına olmayacaktır.

İslam Özkan yazdı | Orman kanunlarına dönüş: Maduro’nun kaçırılması ve hukukun sonu

Sadece petrol odaklı bir yaklaşım, Venezuela’da istikrarı sağlamayacağı gibi bölgesel kaosun daha da patolojik hâle gelmesine ve Latin Amerika’daki istikrarsızlığın ABD içine sıçramasına da neden olur. Sadece bir avuç “rant peşinde koşan” grubu zenginleştirmek de hiçbir ülkeye refah getirmez.

Trump’ın bu hukuk tanımaz tutumu, Rusya’yı kendi komşularının egemenliğini ihlal etme konusunda daha da cesaretlendirebilir. Irak, Suriye ve Libya örneklerini hatırlarsak, Venezuela’da devlet yapısının çökmesi devasa bir göç dalgasını tetikleyebilir ve bunun bedelini başta ABD olmak üzere tüm bölge ödeyecektir. Öte yandan Avrupa’nın bu krizde “stratejik olarak zayıf” kaldığı, sadece Trump’ın kararlarını izlemekle yetindiği izahtan varestedir.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages