Haluk Dural : ABD
saldırganlığının son örneği Venezuela & (Venezuela is the
latest example of US aggression)
DPT eski Uzmanı
Milli Merkez Genel Sekreteri
30.01.2026
***
Giriş
DEİK/Türk-Avrasya İş Konseyleri ve İstanbul Bilgi Üniversitesi
Ekonomi Bölümü iş birliğinde 18 Haziran 2009 günü düzenlenen
konferansa konuşmacı olarak katılan Kırgızistan’ın ilk
Cumhurbaşkanı ve Rusya Bilimler Akademisi üyesi Prof. Dr. Askar
Akayev “Küresel Krizin Çıkış Nedenleri, Gelişimi, Dünyaya ve
Avrasya Bölgesine Yansımaları” başlıklı bir tebliğ sunmuştur.
Akayev tebliğinde, 1938 yılında öldürülen ve Batıda çok tanınmayan
Rus iktisatçı Nikolay D. Kontratiyev’in geliştirdiği, kapitalist
ekonomilerde her yüz yıllık dönemde yaklaşık iki kez ortaya çıkan,
uzun dönemli ekonomik gelişme döngülerinden bahsetmiştir.
Akayev, Kondratiyev Dalgaları denen bu 45-60 yıllık periyotlara
sahip döngülerin beşincisinde, kapitalist ekonomilerde refah
seviyesinin zirvesine 2000’li yıllarda erişildiğini, şu anda
yaşanmakta olan krizin, döngünün çöküş (depresyon) aşamasında
olduğunu ve krizin yaklaşık 2018-2020 yıllarından itibaren
görülecek gelişme, toparlanma ile altıncı büyük döngüye
girileceğini ifade etmiştir.

Dinamik ekonomi teorisinin öncülerinden, 1892-1938 yılları
arasında yaşamış olan Rus ekonomisti Nikolay Dimitriyeviç
Kondratiyev[[1]] 1800’lü yıllardan itibaren ayrıntılı olarak
incelediği batı kapitalist sisteminde yaşanan krizlerin
istatistik analizlerini yaparak oluşturduğu bir matematik
modelle, kapitalizmin 45-60 yılda bir tekrarlanan döngüsel büyük
krizler yaşadığını belirlemiştir (Şekil-1). Bugün “Kondratiyev
Dalgaları” olarak anılan bu yaklaşım, yanılmaz bir araştırma
göstergesidir ama halen pekçok hükümet tarafından görmezden
gelinir. [[2]]
Kapitalist üretimin temel dürtüsü kârdır. Kârı arttırmak için ise
kabaca üç yol üzerinde yürünür: (i) maliyetleri düşürmek, (ii)
üretimi arttırıp, pazarı büyütmek, (iii) rakipleri azaltmak,
tekelleşmek.
Maliyetleri düşürebilmek için;
- işçi ücretleri ve sayısı düşürülür,
ancak alıcı kitlesi de küçülür ve kriz olur.
- yeni teknolojilere yatırım yapılır, üretim kapasitesi
arttırılır (ölçek ekonomisi), pazar payı yeterince artmazsa,
âtıl kapasite doğar, maliyetler düşmez, kriz çıkar.
- ucuz hammadde ve enerji kaynaklarına (petrol, doğalgaz,
uranyum) erişim sağlanır. Genellikle başka ülkelerin
kaynakları sömürülür, bunun için o ülkelerde iktidara etki
yapılır, yapılamazsa iç karışıklık çıkartılır, yetmezse askeri
müdahale veya işgale başlanır, binlerce insan öldürülür
(demokrasi götürülür!).
- rakip ülkelerin üretimiyle baş edebilmek için serbest piyasa
ekonomisi modeli uygulatılır, rakip ülkelere gümrüksüz mal
satılır. (AB’ye üye olamadan Gümrük Birliği anlaşması
imzalayan tek ülke olan Türkiye, iç pazarını gümrüksüz AB
mallarına açarak, eşitsiz bir ticaret yapmakta; “Onlar Ortak
Biz Pazar” olmaktayız.) Ancak rekabet şansı olmazsa serbest
Pazar terk edilip, iç pazarlar gümrük duvarlarıyla korunur.
Bütün bu önlemlere karşın serbest piyasacı
“kapitalist üretim” tarzı krizlerden kurtulamaz. Böylece
kapitalizm, meşruiyetini artık gerçek refah üreterek sağlayamaz
hâle geldiğinde, önce borçlanma ve söylemle halkını aldatarak
zamanı satın alır, bu da yetmeyince sistemi baskı ve istisna
rejimleriyle zor kullanarak ayakta tutmaya çalışır.
Günümüzde içinde ABD, AB, Japonya vb ülkelerin bulunduğu Batı,
artık Kondratiev dalgalarının yükseliş ya da durgunlukta değil,
açık biçimde çöküş evresine girmiştir. Bunun kanıtı tek bir alanda
değildir, aynı anda birçok cephede ortaya çıkan belirtilerdir.
Artan savaşlar ve çatışmalar (Ukrayna, Orta Doğu, Güneydoğu Asya),
çevresel bozulma ve doğal sistemlerin aşırı zorlanması, işsizliğin
ve çalışmaya yabancılaşmanın artması, doğurganlık oranlarının
çöküşü, reel gelirlerin düşmesi, enflasyon ve yaşam
standartlarının gerilemesi, ruhsal sağlık krizi (depresyon,
anksiyete, tükenmişlik), aşırı borçlanma (devlet ve hane halkı
düzeyinde) ve toplumsal güvenin ve dayanışmanın erimesi gibi tüm
bu belirtiler, tarihsel olarak yükselen değil çöken medeniyetlere
özgüdür.
Çin kökenli Kanadalı düşünür ve eğitimci Jiang Xueqin, bu süreci
anlamak için Jiang, medeniyetlerin geçirdiği üç aşamalı bir şema
kullanır.
“Yükseliş döneminde toplumsal rıza yüksektir, eleştiri teşvik
edilir, yenilik ödüllendirilir ve ortak gelecek fikri güçlüdür.
Gerileme döneminde sistem hâlâ işler görünür ancak içeride bozulma
başlamıştır; sorunlar inkâr edilir ya da makyajlanır, eleştiri
tolere edilir ama dikkate alınmaz.
Çöküş döneminde ise rıza, yerini zor ve baskıya bırakır, eleştiri
artık tehdit olarak görülür ve sistem kendini korumak için toplumu
sıkıştırır.”
“İngiliz tarihçi Paul Kennedy, Büyük güçlerin yükselişi ve Çöküşü
adlı eserinde imparatorlukların “aşırı yayılma” nedeniyle
çöktüğünü savunur. Askeri taahhütler ekonomik kapasiteyi aşar,
kaynaklar tükenir, sistem sürdürülemez hale gelir.” [[3]]
ABD ekonomisi
ABD’nin, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturulan IMF, Dünya
Bankası, Birleşmiş Millet, NATO gibi yeni dünya düzeninin lideri
olarak kurduğu “kurallara dayalı düzen” artık ABD’nin
koruyamayacağı ve yükünü taşıyamayacağı bir hâl almıştır.
ABD ekonomisinin resminin çekildiği bir çalışmada[[4]] ABD
yıllık toptan eşya fiyatları, 1967 yılı baz alınarak değişimi
incelendiği zaman, ekonomik krizlerin Kondratiev dalgalarıyla
uyumlu olduğu görülür. Kırılmaların ABD-İngiliz Savaşı, ABD İç
Savaşı, I. Ve II. Dünya savaşlarında olduğu görülür (Şekil-2).
Şekil-2
“Kapitalizmin 1970’lerde içine girmiş olduğu bunalım ve tıkanma
ABD finans dışı sektörlerinde gerçekleşen kâr oranlarındaki
düşüşle sergilemektedir. Şikago Roosevelt Üniversitesi öğretim
üyesi, Dr. Özgür Orhangazi’nin bir çalışmasına göre ABD’de %10’lar
seviyesindeki reel sektör kâr oranları 1960’ların ortalarından
başlayarak çarpıcı gerilemeyle %3’lere kadar düşmüştür. 1980
sonlarından başlayarak ABD’de finans dışı kesimlerin kâr oranları
yeniden yükselişe geçti (Şekil-3).

Şekil-3
Kâr oranlarındaki bu artış, reel sektör şirketlerinin giderek
rantiye gibi davranarak, kârlarının faaliyet dışı finansal
spekülasyon yatırımlarından beslenmesiyle mümkün olabilmişti.
Finansal spekülasyon ve finansal rantlar, sanayi kârlarındaki
gerilemeyi telafi etmekteydi.”[[5]]
Ancak finansal işlemlerden zahmetsiz tatlı kârlar sağlarken,
ABD’nin 1960’ta dünya ticaretinde %17 olan payı, 2024’te %10’a
düşmesine sebep oldu. ABD’nin ticaretteki kaybı diğer gelişen
devletler tarafından dolduruldu. Ayrıca bu gerileme kaçınılmaz
olarak ABD sanayi ve özellikle imalat sanayinde sabit sermaye
yatırımlarının ve üretimin düşmesine yolaçtı. Benzer durum AB
ülkelerinde de yaşanırken, ithalata dayalı refahın
sürdürülebilmesi için kapitalizmin merkez ülkeleri Gayrı Safi
Yurtiçi Hasılalarının çok üzerinde dış borçlanmaya başladılar.
ABD 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi
Geçtiğimiz Aralık ayı başında Beyaz Saray tarafından ABD 2025
Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi yayınlandı. Belgede Amerikanın
yeniden sanayileşmesi gerektiğine defalarca vurgu yapılmıştır.
Amerikan 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesinde özetle öne
çıkan en önemli hususlar şunlardır:
- Çin’in artık Amerikanın en
önemli rakibi olduğu ve buna karşı her türlü önlemin
alınacağı,
- Küresel enerji kaynakları
üzerinde Amerikan hakimiyeti kurulacağı, deniz enerji
rotalarının güvenliğinin korunacağı,
- Monroe Doktrini’ne geri
dönülerek, batı yarımküredeki Bütün kaynaklara el
konulması ve başta Çin ve Rusya olmak üzere bölge dışı
aktörlerin etkisinin durdurulması,
- Avrupa ülkelerinin ekonomik
çöküntü içinde olduğu, ancak güvenliklerinin devamı için
NATO’daki Amerikan yükünü paylaşmaları gerektiği,
çok net ve açık olarak ifade edilmektedir. Bu durumda öncelikle
birinci maddeden başlayarak mevcut durumu incelemeye başlayalım:
ABD ve ÇİN karşılaştırması
ABD’de 1960’ların başlarında %10’lar seviyesindeki reel sektör kâr
oranları yıllar içinde çarpıcı gerilemeyle 20 senede %3’lere kadar
düşmüştür. 1980’lerin ortasından başlayarak ABD’de finans dışı
kesimlerin kâr oranları yeniden yükselişe geçti.
Makro Ekonomik Göstergeler, 2024
Kâr oranlarındaki bu artış, reel sektör şirketlerinin giderek
rantiye gibi davranarak, kârlarının faaliyet dışı finansal
spekülasyon yatırımlarından beslenmesiyle mümkün olabilmişti. Bu
eğilim reel sektör yatırımlarında durgunluğa ve giderek sanayi
üretiminin gerilemesine yol açmıştır.

Amerikanın tam tersine Çin; merkezi planlamalı, kamu öncülüğünde
kamu+özel karma ekonomi programı uygulayarak, özellikle imalat
sanayine yaptığı yatırımlarla sanayi üretiminde inanılmaz bir
büyüme yarattı.
Bu durum, aşağıdaki tablo görüldüğü üzere, iki ülkenin 2024 yıl
sonu itibariyle makro ekonomik göstergelerinin
karşılaştırılmasında açıkça ortaya çıkmaktadır.
Serbest piyasa düzeninin hâkim olduğu Amerika’da kapitalist istem
yöneticileri, finansal işlemlerden elde ettikleri muazzam kârları
yatırıma çevirmek yerine, Amerikan dolarının dünyada rezerv para
olmasından yararlanarak, başka ülkelerde büyük zahmetlerle
üretilen malları, maliyeti birkaç sent olan dolarla ithal ederek,
kendi toplumlarını tam bir tüketici yapmıştır.
İthalata dayalı göreceli refah karşılığında ABD’nin toplam dış
borçları hızla yükselerek Gayrısafi Yurtiçi Hasıla’nın üzerine
çıkmıştır. Amerika bütçe ve dış borçlarını finanse edebilecek;
tarım ve sanayiden gelen yeterli gelir kaynakları yaratamadığı
için artık borç ödemesi imkânsızlaşmaktadır. Bu borçlar, ABD
hazinesinin ihraç ettiği 7,51 trilyon dolar değerindeki orta ve
uzun vadeli tahviller[[8]] karşılığında topladığı dolarlar ile
kapatılamadığı gibi, bu tahvillere ödenmekte olan faizler ile borç
sarmalı sürekli artmaktadır. Amerikan bütçe açıklarının en temel
sebeplerinden birisi ise askeri harcamalardır.
2024 yılında Çin bir milyar (1,005) ton çelik üretirken, ABD ancak
79,5 ton üretebilmiştir. Elbette bu durum Çin’in dünya ticari gemi
üretimindeki payı %70’e çıkarken, ABD’nin %0,1’e düşmesine,
motorlu araç üretiminde ise Çin’in 1/3’nde kalmasına yol açmıştır.
Bugün ABD’de 20 dolayında sivil ve 4 tane askeri tersane varken,
bu rakamlar Çin’de sivil 300’ün ve askeri tersaneler 20’nin
üzerinde olup, Çin sivil tersaneleri gerektiğinde askeri gemi
üretebilecek düzeydedir.[[9]]
Çin’in ABD karşısında sanayi üretimi ve özellikle imalat sanayi
üretiminde sağladığı üstünlük nitelikli eleman yetiştirmekle elde
edilmiştir. 2024 yılında Çin üniversitelerinden “Bilim, Teknoloji,
Mühendislik ve Matematik” (Science, Technogy, Engineering,
Mathematic-STEM) dallarında mezun olan öğrenci sayısı 3,5 milyon
iken bu sayı ABD’de sadece 600 bin dolayındadır. Bu kadar büyük
miktarda nitelikli eleman Çin’de temel bilimler ve ileri teknoloji
alanlarında büyük atılımlar gerçekleştirmektedir. ABD ise
üniversiteleri çoğu finans, bilişim, tıp ve diğer sosyal alanlarda
eğitim vermekte olup, ABD nitelikli teknik eleman açığını
göçmenler ile karşılamakta ama tersanelerde çalışacak kaynakçı
gibi tekniker düzeyinde eleman bulamamaktadır.

Tablo-2
Çin’in zafiyeti
Çin ulaştığı muazzam sanayi üretimi için gerekli hammaddelerin
yaklaşık %50’ni dünyanın bütün ülkelerinden ithal etmektedir.
Bunun yanında en kritik sorunu bu sanayiyi ve 1,4 milyarlık
nüfusun enerji ihtiyacını karşılamakta dışa bağımlı olmasıdır.
Çin’in 2024 yılında petrol tüketimi 800 milyon ton olup, bunun 255
milyon tonunu iç üretimle karşılarken, 545 milyon ton çeşitli
ülkelerden ithalat yapmaktadır (Tablo-2). Rusya, Suudi Arabistan
ve İran ile yaptığı petrol ticaretini ulusal paralar ile
yapılmaktadır.
Rusya-Ukrayna çatışmasından sonra AB-D ülkelerinin Rusya’ya
uyguladıkları ambargo nedeniyle Rusya petrol ihracatının büyük
bölümünü Çin’e kaydırmış bulunmaktadır. Benzer şekilde Almanya ve
Avrupa’ya yapılan doğalgaz ihracatı, Baltık Denizi’ndeki Kuzey
Akım boru hatlarına yapılan sabotaj ve Ukrayna’dan geçen hatların
kesilmesi nedeniyle doğalgaz ihracatı Çin’e kaymıştır. Çin’in
Venezuela’dan yaptığı petrol ithalatı, toplam içinde küçük bir
paya sahiptir. Ancak Venezuela’ya yapılan Amerikan saldırısı,
dünya petrol piyasası üzerinde önemli bir değişikliğe karşılık
gelmektedir.
Dünya petrol rezervleri üzerindeki kontrol

Yandaki Tablo-3’te görülen 2024 itibariyle dünya kanıtlanmış
petrol rezervlerinin en büyüğü Venezuela’da bulunmaktadır.
Amerikanın Venezuela’ya yaptığı askeri saldırı öncesinde,
Amerika’nın kontrol edemediği petrol bulunan ülkelerden;
Venezuela, İran, Kanada ve Rusya’nın toplam rezervi 107,3 milyar
ton olup, dünya rezervinin %50,3 kadarıdır.
Ancak ABD’nin Venezuela saldırısı sonrası, bu ülkenin petrol
rezervinin kontrolu ABD’ye geçtiği için rezervleri ABD kontrolu
dışında kalan üç ülke; İran, Kanada ve Rusya’nın toplam rezervi
66,1 milyar tona ve dünya rezervindeki payı %31’e düşerken,
ABD’nin kontrol ettiği rezervler %69’a yükselmektedir.
Dolayısıyla ABD, Venezuela saldırısı sonrasında dünya petrol
piyasasında çok daha güçlü ve baskın bir rol oynayacaktır.

Petrol deniz taşımacılığının düğüm noktaları
Amerikan Enerji Bilgi Dairesi (U.S. Energy Information
Administration-EIA) tarafından yayınlanan haritada (Şekil-4) 2023
yılında günde ortalama olarak deniz yollarındaki düğüm
noktalarından (chokepoints, Ümit Burnu serbest geçiştir) geçen ham
petrol ve petrol ürünlerinin miktarları (milyon varil olarak)
verilmektedir.[[10]]
Bu veriler milyon ton cinsinden daha uygun olarak Şekil-5’te
görülmektedir.

En büyük petrol sevkiyatı yapılan Malakka ve Hürmüz Boğazları en
stratejik konuma sahiptir.
Basra Körfezinde üretilen ham petrol, petrol ürünleri ve
sıvılaştırılmış doğalgaz Hürmüz Boğazından; büyük kısmı Çin,
Japonya olmak üzere, Hindistan ve Güneydoğu Asya’ya ve dünya
pazarlarına sevk edilir. Malezya ve Singapur ile Endonezya’nın
Sumatra adası arasındaki Malakka Boğazı ise bu rota üzerindeki en
kısa stratejik su geçişidir. Bu boğazın kapatılması durumunda
rotalar daha güneydeki Sunda veya Lombok boğazlarına kaymak
durumunda kalır. Bu kritik deniz geçiş noktaları üzerindeki
kontrol gücünün kimlerde olduğu Tablo-4’de verilmektedir.

ABD’nin deniz ticaret rotalarını kontrolu
Amiral Alfred Thayer Mahan (1841-1914), Amerika’da 1890’da
yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi-Influence of Sea
Power Upon History” adlı eseriyle “Deniz Hakimiyet Teorisi”nin
esaslarını ortaya koymuştur. Mahan, denizlerin ve özellikle
stratejik suyollarının denetimini elinde bulundurmayı büyük
devlet olmanın ön koşulu olarak görmektedir. Mahan'ın “denizlere
hâkim olan dünyaya hâkim olur” tezi fikirleri ABD'li karar
vericileri özellikle de Theodore Roosevelt'i daha güçlü bir
donanmanın ve deniz aşırı üslerin tesis edilmesi için teşvik
etmiştir. Mahan, deniz gücü ile sömürgeler arasındaki bağın
önemini kavramıştı. İkinci Dünya Savaşı'nda uçak gemileri ABD
deniz gücünün en önemli unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu
teori, ABD’nin tüm dünyaya yayılmış güç projeksiyonu kapsamında
bugün de geçerliliğini büyük ölçüde korumaktadır.
Metin Kutusu: Şekil-6
Amerikan Deniz Kuvvetleri 7 filo halinde dünyanın bütün
denizlerine yayılmıştır. 1. Filo CFFC (Command Fleet Forces
Center) bünyesinde olup, 2. Filo ise 7. Filo bünyesine
katılmıştır (Şekil-6). Filoların gemi mevcudu, tehdit algısına
göre zaman içinde değişiklikler göstermektedir. Bu çerçevede ABD
çeşitli ülkelerde donanma ihtiyaçları için üsler kurmuştur:
Bahreyn; Naval Support Activity,
Küba; Naval Station Guantanamo Bay,
Yunanistan; US Naval Support Activity Girit-Suda Körfezi,
İtalya; Naval Air Station Sigonella ve Naval Support Activity
Napoli,
Japonya; Commander Fleet Activities Sasebo, Commander Fleet
Activities Yokosuka ve Naval Air Facility Atsugi,
Güney Kore; Commander Fleet Activities Chinhae,
Singapur; Navy Region Singapore,
İspanya; Naval Station Rota,
İngiltere Diego Garcia Adası; Navy Support Facility
Ayrıca Amerikan ordusu 80 farklı ülkelerde 750 civarında
üs/garnizon kurmuş olup, buralarda 160.000–180.000 aktif görevli
personel istihdam etmektedir ki ABD bütçesinin en büyük kara
deliklerinden birisi bu askerî harcamalardır.
Sonuç olarak
ABD, Çin ile giriştiği ticaret savaşında başarısız olmuştur.
Trump, Çin ekonomisinin beslendiği doğal kaynakları hedef almaya
başladı. Çin’in yıllardır iyi ilişkiler geliştirdiği, doğal
kaynaklarıyla Çin ekonomisinin itici gücü olan kaynak zengini
ülkelerde hükümetleri değiştirerek; inat edenleri ise askerî
operasyonlarla devre dışı bırakarak süreci yürütmeyi
planlamaktadır.
ABD’nin Monroe 2.0 doktrinine dönmesine ve Trump’ın başta Kanada,
Grönland ve Latin Amerika ülkeleri; Meksika, Kolombiya, Küba,
Panama olmak üzere açık tehditler savurmasına karşın Bolivya,
Şili, Arjantin ve diğerleri Çin’den kolay kolay vazgeçemezler.
Çünkü Çin, dünyada neredeyse her madenin yüzde 50’sini satın
almaktadır.
ABD bozulan ekonomik durumunu düzeltmek için:
- Liberal piyasa dayatmasını terk etti.
- İç pazarını güçlendirmek için ithalata gümrük duvarı ördü.
- İlk askeri saldırısını Venezuela’ya yapıp petrole ve petrol
gelirlerine el koydu,
- Kolombiya, Meksika, Küba’yı işgal etmekle, Kanada’yı 51.
Eyalet yapmakla tehdit etti,
- Grönland üzerinde hükümranlık tesisi için ağır tehditlerle
Danimarka ile anlaştı,
- İran’a saldırı açıklaması yaptı (İsrail ile beraber).
Venezuela saldırısının tek sebebi; Amerika’nın 2025 Ulusal
Güvenlik Strateji belgesinde yer aldığı gibi, artık dünya
jandarmalığını, kendi koyduğu “kurallara dayalı düzen”i sürdürecek
ekonomik gücünün kalmadığı itirafıdır.
Sermaye açığını kapatmak için tek çare olarak 18-19. Yüzyılların
vahşi sömürgeciliğine dönüp, emperyalist işgallere başlamıştır.
Bu gerçek Trump’ın 2026’da 901 milyar dolar olan savaş bütçesini
2027 için 1,5 trilyon dolara çıkarmak istemesi, ABD’nin önümüzdeki
yıllarda saldırganlığını arttıracağının, İran ile başlayacak
bölgesel savaşları tahrik edeceğinin en önemli işaretidir.
*.*.*
[[1]] : Nikolai Dmitriyevich Kondratiev (4 Mart 1892 - 17
Eylül 1938) Sovyetler Birliği’ndeki NEP-Yeni Ekonomi
Politikası’nı öneren ekonomistlerdendir.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Nikolay_Kondratyev
[[2]] : Haluk Dural, Kondratiyev Dalgaları ve küresel kriz,
12.07.2009
https://www.academia.edu/38523415/Kondratiyev_Dalgalar%C4%B1_ve_k%C3%BCresel_kriz
[[3]] : Mehmet Ali Gelibolu, Batı Medeniyetinin Çöküş Anatomisi,
23 Ocak 2026, https://substack.com/home/post/p-185539240
[[4]] : A Spectral Analysis of World GDP Dynamics: Kondratieff
Waves, Kuznets Swings,
https://escholarship.org/content/qt9jv108xp/qt9jv108xp_noSplash_d85879798c2b3620f5a92f2415f0a54c.pdf
[[5]] : Dr. Erinç Yeldan, Kapitalizmin Yeniden Finansallaşması ve
2007 Krizi, 02.10.2008,
https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/erinc-yeldan/kapitalizmin-yeniden-finansallasmasi-ve-2007-krizi-13372
[[6]] : Satınalma Gücü Paritesi-SAGP (Purchasing Power
Parity-PPP): Ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını
ortadan kaldırarak farklı para birimlerinin satın alma güçlerini
eşitleyen bir değişim oranını ifade ediyor. OECD'ye göre, PPP'nin
hesaplanması, "yaklaşık 3.000 tüketim malı ve hizmeti, 30 kamu
mesleği, 200 çeşit ekipman malı ve yaklaşık 15 inşaat projesini
kapsayan nihai ürün listesi" içeren bir mal sepeti aracılığıyla
yapılır.
[[7]] : Tablodaki veriler, ChatGPT ve DeepSeek yapay zekâ
yazılımları yardımıyla çok sayıda kaynaktan derlenmiştir.
[[8]] : En çok ABD tahvili tutan ülkeler, 10.02.2025,
https://www.bloomberght.com/en-cok-abd-tahvili-tutan-ulkeler-3741289/20
[[9]] : Ek bilgi; ABD Donanması Gemi İnşa Edemez, 17.05.2024,
https://foreignpolicy.com/2024/05/17/us-navy-ships-shipbuilding-fleet-china-naval-race-pacific/
[[10]] : LİNK : https://www.eia.gov/international/analysis/special-topics/World_Oil_Transit_Chokepoints