Teheccüd Namazı
M. Sâmî Ramazanoğlu (ks)
0
Sûre-i Müzzemmil evvelinde “gumi’l-leyle illâ galîlâ” âyet-i celîlesiyle ibtidây-ı İslâm’da kıyâm-ı leyl yani gecenin üçte ikisinde uyanık bulunmak ve teheccüd namazı kılmak vâcip olmuştu. Sonra gecenin nısfı veyâhut nısfından ziyâde veya noksan
olmak beyninde muhayyer kılınarak evvelki âyetin hükmü nesh edilmiştir. Şu âyet-i celîlede:
“Yâ Ekreme'r-rusül! Muhakkak senin Rabbin bilir ki sen gecenin iki sülüsünden az bir zamanda ve nısfında ve sülüsünde teheccüd için kalkarsın ve seninle berâber ashâbından bir cemâat da kalkar. Rabbin Tealâ bunların hepsini bilir ilminden hiç
bir şey gaib olmaz. Ve Allah Tealâ gece ve gündüzün miktarlarını takdîr eder.” (Müzemmil, 20.)
Bu âyet-i celîlede, teheccüd kılan âbidleri ibâdete terğîb ve âsîleri de tehdit vardır, buyurulmuştur.
Evvelce ashâb-ı kirâm hazarâtının gecenin üçte ikisini uyanık olarak kıyam ve teheccüd namazıyla ibâdete devamları sebebiyle bazılarının ayakları da şişerek meşakkat ve müşkilât olduğundan lutf-ı ilâhî olarak ikinci âyetle gecenin nısfında (yarısında)
veyâhut ziyâde veya noksan olmak beyninde muhayyer kılınarak yükleri tahfîf buyurulmuştur.
Beş vakit namaz farz olarak emir olunmakla gece teheccüd kılmanın farziyeti nesh olunmuştur.
Neshe de sebep, ashâb-ı Rasûlullâh'ın gündüzleri umûr-ı dünyevî ile meşgûliyetlerinden dolayı ârız olan meşakkati kaldırmaktır. Bu da lutf-ı ilâhîdir.
Teheccüd namazı ümmet-i Muhammed hakkında nâfile olarak kalmıştır. Fakat Rasûlullah (sav) Efendimiz için vâcibdir. Yani farzdır.
“Gecenin bazısında sana ziyâde ve fazîlet olarak Kur'ân'la teheccüd namazını edâ et.” (İsrâ, 79.)
Yani: Yâ Ekreme'r-rusül! Rabbine takarrüb edip sevâbın ziyâdesini ister isen gecenin bazısında uykudan kalk, Kur'ân kırâatiyle teheccüd namazını edâ et." buyurulmuştur.
Sûre-i Zâriyâť'da:
“Muttakîler geceden az bir zamanda uyku uyurlar ve gecenin diğer vakitlerinde ibâdetle meşgûl olurlardı. Onlar seher vakitlerinde istiğfâr ederler.” (Zâriyât, 17-18.) buyurulmuştur.
Cenâb-ı Hak -azze ve celle- Hazretleri seher vaktinde istiğfâr ve ibâdetin diğer vakitlerinden daha efdal olduğunu bu âyet-i celîlede işâret buyurmuştur. Seher vaktinde istiğfar ve duanın kabûlüne dâir Buharî ve Müslim'de ehâdîs-i şerîfe de vardır.
İstiğfârın asıl mânâsı; Allah Tealâ Hazretlerinden kusurlarının affını ve günahlarının setrini istemek olduğu gibi zikrullâh ile mağfiret talep etmeğe, namaz ve sâir mağfirete vesîle olacak ibâdetleri işlemeğe de istiğfâr denilir.
Sûre-i Âl-i İmrân'da buyurulmuştur ki:
“Şol muttakî kimseler ki onlar ey bizim Rabbimiz senin vahdâniyetine ve Rasûllerine ve kitaplarına îmân ettik, Sen bizim günahlarımızı mağfiret et ve cehennem azâbından bizi sakla demekle Rabblerinin dergâhına ilticâ ederler. O muttakîler ki
üzerlerine vâcib olan ibâdeti edâda ve haram olan şeylerden nefislerini muhâfazada gördükleri zahmete sabredici ve sözlerinde hakk ve hayır söylemekle sâdık ve mühim umûrlarından Rabblerine dua edici ve kendilerine taraf-ı ilâhîden ihsân olunan rızıktan hâlis
niyetle muhtaç olanlara infâk edici ve seher vaktinde Rabblerinden mağfiret talep edici kimselerdir.” (Âl-i İmrân, 16-17.)
İşte bu evsâfı hâiz olanlar, muttakîlerdir.
Sabır: İnsana isâbet eden belâya ve mesâibe fezî, feryâd ve şikâyet etmemektir.
Sâdıkîn: Sözünde yalan olmayan ve me'mûr olduğu fiili yerine getiren ve niyetinde azm ü sebât eden kimselerdir.
Kanitîn: İbâdete devâm eden kimselerdir.
Münfikîn: Malını nefsine, ehline ve akrabâsına ve envâ-ı hayrâta sarf eden kimselerdir.
Ve'l-müstağfirîne bi'l-eshâr: Seher vaktinde feyz, bereket, fazîlet pek ziyâde olup envâr-ı ilâhiyyenin mü'minlerin kalblerine feyezânına inşirah ve inkişâfına sâir vakitlerden daha fazla olacağına işâret buyurulmuştur.
Sûre-i Furkan'da:
“Allâh'ın hâlis kulları o kimselerdir ki onlar gece beytûtet ettiklerinde evlerinde bulunduklarında Rablerine secde ederler ve huzûr-ı ilâhîde kıyamla vakit geçirirler.” (Furkan, 64.) buyurulmuştur.
Sallallâhu Tealâ aleyhi ve sellem Efendimiz:
“Salât-ı mefrûza yani beş vakit namazdan sonra namazların efdali geceleri kılınan teheccüd namazıdır.”
Rivâyet edildiğine göre Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:
“Cennette öyle odalar vardır ki içi dışından, dışı içinden görülür. Allah onları, sözü yumuşak söyleyenlere, yemek yediren, oruca devâm eden, insanlar uykuda iken gece namaz kılanlara hazırlamıştır.”
Abdullah bin Abbas -radıyallâhu anhümâ-'dan rivâyet olunduğuna göre şöyle demiştir:
Kıyâmet günü olduğunda bir münâdî şöyle nidâ edecektir:
- Kerem ehillerinin kimler olduğunu bugün bileceksiniz! Her hallerinde Allâh'a hamd edenler kalkıp gelsinler.
Bu nidâ üzerine kalkıp sür’atle cennete giderler.
Sonra bir münâdî daha şöyle nidâ eder:
- Kerem ehillerinin kimler olduğunu bugün bileceksiniz! "Gece yanlarını yataklarından ayıranlar..." (Secde, 16.) gelsinler.
Sonra bir münâdî şöyle nidâ eder:
- Kerem ehillerinin kimler olduğunu bugün bileceksiniz! “Kendilerini ne ticâretin ne de alış-verişin Allâh'ı zikirden, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı ricâli...” (Nûr, 37.) gelsin.
Ve onlar da kalkıp cennete giderler.
Kaynak: Yenidünya Dergisi Şubat 2026, sayı:388, sayfa:42-43
Hasebi