Hayırlı akşamlar

13 views
Skip to first unread message

Celal Çelik

unread,
Jan 10, 2026, 12:12:07 PM (5 days ago) Jan 10
to turk...@googlegroups.com, turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com, islamipa...@googlegroups.com, yeni...@googlegroups.com
EV İLE YUVA’NIN FARKLARI
Farkında mısınız? artık evlerimiz yuva olmaktan çıkıyor ve sadece "ev" olarak kalıyor. Hatta ev bile olamıyor, daire olarak işlev görüyor.
Peki ev (daire) ile yuva arasındaki fark nedir? Yuva evden olur biliyoruz; ama evlerimiz gerçekten yuva mı, işte o biraz şüpheli!
İkisi arasındaki farkı özetlemeye çalışayım:
Ev bir barınma alanıdır; yuva ise hayat alanı.
Ev bir sığınma alanıdır; yuva ise özgürlük alanı. 
Evi soba, doğalgaz ve diğer elektrikli aletler ısıtır; yuvayı ise şefkat ve merhamet.
Evi ampuller aydınlatır; yuvayı ise sevgi.
Evi beton ve demirin ortaklığı ayakta tutar; yuvayı ise kadın ve erkeğin ortaklığı.
Evi erkek yapar; yuvayı ise kadın.
Evin temeli taştır; yuvanın temeli ise aşk.
Evi herkes satın alabilir; yuva ise asla alınıp satılamaz.
Evin odalarını duvarlar ayırır; yuvanın odalarını ise saygı.
Evi yer çekimi ayakta tutar; yuvayı ise yürek çekimi.
Evin üyeleri tek başlarınadırlar; yuvada ise kimse yalnız değildir.
Evi eşyalar doldurur ve süsler; yuvayı ise şefkat, muhabbet, merhamet ve sevgi.
Evde bireyler yaşar; yuvada ise aile.
Evde herkes kendini düşünür; yuvada ise herkes diğerini.
Ev soğuk bir resmiyet taşır; yuva ise sıcacık doğallık.
Ev yıkılabilir; yuva asla yıkılmaz.
Ev yanabilir; yuva asla yanmaz.
Evin sırları sosyal medyaya beğeni için, etkileşim için, para için taşabilir; yuvanın mahremiyeti ise asla su sızdırmaz!
Eve herkes istediği saatte, istediği zamanda gelir; yuvanın ise kuralları vardır.
Evde herkesin derdi vardır; yuvada ise herkesin derdine ortaklar.
Ev cehennem olabilir; yuva ise her zaman cennettir.
Modern zamanlarda, çoğunlukla sosyal medya aracılığıyla, yuvanın üyelerini birbirinden koparıp yuvalarımızı soğuk dairelere çevirmeye kalkanlara karşı tedbirli olalım. 
Yuvalarımızı koruyalım.


Sevgilerimle...
Celâl ÇELİK

Cep telefonumdan gönderdim...
   

Celal Çelik

unread,
Jan 10, 2026, 12:12:29 PM (5 days ago) Jan 10
to turk...@googlegroups.com, turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com, islamipa...@googlegroups.com, yeni...@googlegroups.com
Allah’ın sana verdiği bir nimeti gördüğünde Allah'a çokça şükret. Bu nimet gerek maddi gerek manevi olabilir. Tevhidin, kıldığın namazın, yaptığın zikrin duan, tuttuğun orucun, verebildiğin sadakan, imanın, İslam'ın birer nimettir hem de nimetlerin en büyüğü en kıymetlisi.

Sağlığın, aklın, hiç durmadan çalışan kalbin, organların, tutan elin, işiten kulağın, gören gözün, yürüyen ayağın, aldığın her bir nefes birer nimettir.

Ailen, eşin dostun arkadaşın, evin, araban, işin, yediğin, içtiğin, giydiğin her şey birer nimettir. Bunları düşün farket şükret. Oysa niceleri bunlardan mahrum. Ne çok şükrü gerektiren nimetler bahşetmiş Kerim Rahim Rabbimiz Allah (azze ve celle) Elhamdülillah 

Nitekim Allah teâlâ Kitabı Keriminde şöyle buyurur:
"Hani Rabbiniz şöyle bildirmişti:

📌"Andolsun, eğer şükrederseniz siz(e olan nimetim)i artırırım. Eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım pek şiddetlidir."
(İbrahim suresi 7. ayet meali)

Rabbim! üzerimizdeki nimetini artır bizleri şükreden kullarından yaz amin.🤲🏻

Celal Çelik

unread,
Jan 13, 2026, 5:42:19 AM (2 days ago) Jan 13
to turk...@googlegroups.com, turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com, islamipa...@googlegroups.com, yeni...@googlegroups.com
*“Gönül sırdır”* dermiş eskiler. 
Olur olmaz herkesle her şeyin paylaşılamayacağına dair bir şifre sanki. 
Çünkü insanoğlu ayıp arar, kusur arar. 
Gönül ancak güzel görene, güzel konuşana, güzel saklayana açılır. 
Onlara da ehl-i muhabbet denir.

Rabbim sizi ehl-i muhabbet olan kişilere denk getirsin.. ✨

Celal Çelik

unread,
Jan 14, 2026, 1:09:45 PM (23 hours ago) Jan 14
to turk...@googlegroups.com, turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com, islamipa...@googlegroups.com, yeni...@googlegroups.com
MÜSLÜMANLIK!!!

El-Cezire televizyonunun meşhur spikeri
Cezayirli ünlü gazeteci Hatice Bin Ganna anlatıyor:

“Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığım bir ziyaret sırasında, büyük bir alışveriş merkezlerinden birine bazı ihtiyaçlarımı almak için gitmiştim. Kasada ödeme sıramı beklerken, içeri tesettürüyle son derece vakur ve iffetli bir Müslüman hanım girdi. Yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Önünde ağır bir kutu sürüklüyordu; kutunun üzerinde ki resimden belli ki bu, çim biçme makinesiydi.
Hanım, kasadaki görevliye yaklaştı ve aralarında şu konuşma geçti:
— Müslüman hanım (son derece nazik bir sesle):
‘Hanımefendi, dün sizden bu makineyi ve başka bazı eşyaları satın aldım. Toplam bedeli 500 dolardı.’
— Kasiyer (meşgul bir hâlde):
‘İade mi etmek istiyorsunuz?’
— Müslüman hanım:
‘Hayır… Bedelini ödemek istiyorum.’
— Kasiyer (şaşkınlıkla):
‘Anlamadım! Dün aldığınızı söylüyorsunuz. Eğer başka bir yerde daha ucuz bulduysanız, fiyat farkını iade edebiliriz; ama bunun için belge gerekir. Yanınızda var mı?’
— Müslüman hanım:
‘Hayır, ne o ne de bu… Dün bu makineyi kredi kartıyla aldım, evime götürdüm. Evim buradan yaklaşık iki saat uzaklıkta. Faturayı kontrol ederken fark ettim ki, bu makinenin ücreti hesaba eklenmemiş. Mağazayı aramak istedim, ama çalışma saatleri bitmişti. Bunun size zarar vermesini istemedim. Bu yüzden bugün işimden izin aldım, makineyi tekrar buraya getirdim ki kayda geçirin ve bedelini ödeyeyim. Çünkü parasını ödemediğim bir şeyi kullanamam.’
Bu sözler üzerine kasiyer birden yerinden doğruldu. Gözleri doldu. Derin bir hayretle bu Müslüman kadına bakakaldı. Sonra onu sarıldı, öptü ve titreyen bir sesle şöyle dedi:
— ‘Bu benim hatamdı! Buna rağmen neden geri döndün? Neden bu kadar ağır bir yükü taşıdın? Neden işinden izin aldın ve geliş dönüş dört saat yol yaptın? Seni buna iten neydi?’
Müslüman hanım, İngilizce ama son derece sade, masum ve doğal bir edayla, sanki yaptığı şey dünyadaki en sıradan davranışmış gibi cevap verdi:
— ‘It is AMANA… Bu, emanettir.’
Sonra oturup ona İslam’da emanetin ne demek olduğunu anlattı…
Kul hakkını…
Helâli…
Haramı...
Allah korkusunu…
Kasiyer, gözyaşları içinde mağaza müdürünün yanına gitti. Camlı ofisten onları görebiliyorduk ama ne konuştuklarını duyamıyorduk. Ancak yüzündeki derin sarsıntı her şeyi anlatıyordu. Birkaç dakika sonra müdür, tüm çalışanları sıraya dizdi ve bu Müslüman kadının yaptığını onlara anlattı.
O sırada hanım, mahcubiyetle başını eğmişti. Sanki büyük bir iş yapmamış da, sadece dininden öğrendiği basit bir vazifeyi yerine getirmişti.
Çalışanlar ve müşteriler merakla etrafını sardı. İslam’ı sordular. Ahlâkını sordular. İnancını sordular. O ise özgüvenle ama kibirsiz, tevazu ile ama sağlam bir duruşla hepsine cevap verdi.
Bunun üzerine mağaza müdürü ısrarla çim biçme makinesini ona hediye etmek istedi. Ancak Müslüman hanım, büyük bir edep ve incelikle bunu reddetti:
— ‘Ben bunu Allah rızası için yaptım. Sevabını istiyorum. Makinenin, bu sevabı gölgelemesini istemem. Çünkü benim için o sevap, her şeyden daha kıymetlidir.’
Bu sözler hayranlığı daha da artırdı.
Kadın sessizce mağazadan ayrıldı. Ardında ise derin bir hayranlık, suskunluk ve hayret bıraktı. O gittikten sonra da hem çalışanlar hem müşteriler uzun süre bu sahneyi konuştu.
Ben ise bir Müslüman olarak içimde tarifsiz bir iftihar  hissediyordum…
Çünkü o gün, İslam’ı anlatan bir vaaz değil; yaşayan bir ahlâk görmüştüm.”

Arapçadan tercüme:
Abdülhamid DOĞAN


Bu metin bizi mutlu etmemeli.
Utanmamıza sebep olmalı.
Çünkü bugün:
Kul hakkını yiyip umreye giden
Faizle zengin olup “nasip” diyen
Yetim hakkını yiyip “ama niyetim iyiydi” diyen
milyonlar var.
Bu kadın istisna gibi anlatılıyor.
Oysa olması gereken standarttır.
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages