| Grup Yönetici <erzinca...@gmail.com>: Jan 12 02:07PM +0300
---------- Forwarded message --------- Gönderen: İbrahim Ortaş <ior...@cu.edu.tr> Date: 31 Ara 2025 Çar, 21:44 Subject: 2025 Yılının Ağır Toplumsal Sorunlarının Yaşanmayacağı, 2026 Yılı Beklentileri To: <erzinca...@gmail.com> *2025 Yılının Ağır Toplumsal Sorunlarının Yaşanmayacağı, 2026 Yılı Beklentileri* İbrahim Ortaş, ior...@cu.edu.tr *Zor Bir Yıl Oldu 2025* Yaşamım boyunca tanıklık ettiğim yıllar arasında özellikle 2025 yılı dünya yaşayan 8.2 milyar insanın çoğunluğu için ciddi gelir dağılımının iyice bozulduğu sorunu, gıdaya erişi sorunu, sağlık ve adalete sosyal-devlet anlayışının sağlanmadığı bir yıl oldu. 2025, yaşamın her alanında başta bölgemizde yaşanan çatışmalar ve savaşlar olmak üzere, yoğun biçimde yalanın, yanlışın, haksızlığın ve ayrımcılığın dünya çapında hüküm sürdüğü dünyada derin endişe ve tahribat yaratan gelişmelerin adeta bir rüzgâr gibi geçip her şeyi toz dumana kattığı bir dönem olarak hafızalarda yer etmiştir. Bölgesel savaşlar başta Filistin’de on binlerce öldürüldü, milyonlarca insanın evinin başına yıkıldı, çaresiz bırakılmış hali vicdanları yaraladı. 2026 yılına benzer acıların ve adaletsizliklerin yeniden yaşandığı bir yıl olmamasını umut ediyorum. Tüm bu zorluklara rağmen; savaşlara ve ayrımcılığa karşı direnç gösteren insanların tutumu, adalet arayışını sürdürmeleri, haklının yanında durma iradesi, yoksulluğa karşı verdikleri mücadele ve gıda güvencesini savunan kararlı yaklaşımları takdirle selamlıyorum. Geleceğin; şans oyunlarına, piyango biletlerine ya da rastlantılara değil, bilgi, bilin. Farkındalık içinde yeteneklerin ürettiği emeğin ve alın terine dayalı olarak inşa edilmesi gerektiğine inanıyorum. Az çalışıp çok kazananların günümüzde genel çoğunlukta ayrıştığı, benciliğin, kibrin, üstenci bakışın hâkim oluğu tutum insan yakışmayan bir tutum olmadığını düşünüyorum. Yaşamını çalışarak, emek vererek ve üreterek sürdüren insanların varlığı, umut ve örnek vericidir. *İnsanlığı Bitiren Ben Merkezli Yaklaşımlar Her Alanda Zarar Veriyor* Gelinen aç gözlülük, yalan yanlış, bilerek yapılan manipülatif durumlar her tülü değeri yıkmış ve ortada ne saygı, ne sevgi, ne değer, ne güve ne de inanç kalmış. İçeride dışarıda varsa yoksa para ve makam mevki düşkünlüğü. Ülkelerin birbirlerine karşı uyguladıkları baskılar, insanın insan uyguladığı haksız hukuksuz eziyetlerin hepsi çağımız yakışmıyor. Mevlana’nın “Nice insan gördüm üzerinde elbise yok, nice elbise gördüm içinde insan yok” sözü şimdi her alanda yaşanıyor. En çok da alttakilerin değer verdiği siyaseten medyaya, eğitimden inanca, üretimden ticarete hemen her alan örselendi. En son keyiflendikleri sporda yaşanan şike ve bahisler ile hayal kırklığına uğradılar. Gıdada yaşanan taklitçilik, sahtecilik, sağlıksız ve fahiş fiyatlı gıdaların sunumu toplum sağlığını bozmuş ve ciddi güvensizlik yaratmıştır. Sorun çok karmaşıklaştı, bireylerin olup bitenleri bütünlük kavraması zorlaştı ve çok kutlu kamplaşmalar oluşmaya başladı. Maalesef güven azaldığı için insanlarda sorunların çözüleceğine olan inanç ve güven duygusu azalmıştır. Artık her şeyin çıkar için yapıldığı ve hiçbir iş hakkı ile yapılmadığı algısı toplumun geniş bir kesiminde yaygın görüşe dönüşmüştür. Bütün çağın içinde bulunduğu koşuların hızla tükettiği değerler alttaki insanların içten gelen duygularını çok örseledi. Toplum katında saygınlığı olan siyasetin, siyaset yapanın bilgi, beceri, zekâsı ölçüsünde kendini gerçekleştirmiş ekonomik eğitim ve sosyal olarak doygun kişilerin salt hizmet için yapması talebi kamuoyları tarafından daha çok talep edilmektedir. *Kolayı Değil, Zor Olan İnsana Yakışanı Birlikte Başarmak İçin Çalışmak Gerekiyor* Yaşanan çoğu sorunun kolay formülü elbette yoktur. Ancak hiçbir şey imkânsız da değildir. Her sorunun bir nedeni vardır, Sorun varsa çözümü de vardır. Akıl, yetenek bilgi, bilinç araştırma sorgulama ve sistematik yaklaşımlar bunun için önemseniyor. Bunun için nitelikli eğitime, özerk üniversiteye, özgür düşünceye önem veriliyor. Sorunlu alanların çözümü için önce tepeden başlamak gerekir diyeceğim, ancak tepeyi belirleyen de taban oluğu için en alttan başlamak gerekiyor. Önce iyi insan tanımlamamız ve ona uygun tek kalem değil birbirine benzeye değil, her biri değerleri olan ve kendisi olan insanlar yetiştirmeliyiz. Öncelikle küçük çıkarı için her tülü boyaya bürünen, yalan söyleyen, başkasına zarar verecek düzeyde faaliyetlerin içinde bulunan, hırsızlık yapan, kalpazanlık sergileyenler yerine; yeteneği, zekâsı ve bilgisi oranında çalışan, üreten, çevresi ile empati kurabilen doğa ile barışık mütevazi insanları nitelikli bilimsel eksenli eğitim ile çok yönlü eğitmeliyiz. İnsan içindeki aşırı ben merkezliliğini ve/ya aç gözlülüğünü kontrol ettiği, kendini eğiterek kendi kendine yeterli durma geldiğinde ve insanın kendi kurdu olmadığı ortamlarda sanırım daha güvenle ve bir arada yaşamı sağlarız. Adaletin, hakkın ve hukukun herkes için eşit biçimde uygulandığı; hiçbir bireyin gıdaya erişim sorunu yaşamadığı; yolsuzluk, haksızlık ve ayrımcılığın ortadan kaldırıldığı; insanın yalnızca bir araç olarak değil, başlı başına bir değer olarak kabul edildiği, herkesin kendi yetenek, çaba ve zekâlarının katkıları ile hak ettikleri değeri görmesini isterim. Yeni yılın insan ve doğa ile uyumlu bir duygudaşlık anlayışının benimsendiği, erdemin ve vicdanın yeniden hatırlandığı bir yıl olmasını içtenlikle temenni ediyorum. *Geleceğin Başarısı, Dileklerle Değil, Zeka, Yetenek ve Emeğin Liyakatine Dayalı İnsan Kaynakları İle Sağlanır* Ancak temenni ifadesini bir “dilek” olarak sunmak istemiyorum. Zira salt dileklerin istemekten öteye geçmediği ve yeterli olmadığı zaman içinde yaşayarak tecrübe edilmiştir. Geçtiğimiz yıla girerken, iyi niyetle yapılan sayısız dileklere rağmen, belirtiğim gibi arzu etmediğimiz pek çok arzu etmediğimiz ve aklımıza gelmeyen olay(lar) yaşandı. Artık dilek dilemenin ötesine geçmek zorundayız. İnsan olmanın ulvi anlamı ile, birlikte yaşama omuz verip birlikte eskimek ve birlikte yenilenmek yakışır bizlere. Arzu etiğimiz bir dünyada yaşamak için 2026 yılında bireysel ve toplumsal düzeyde sorumluluk almalı; herkesin kendi yeteneğine göre çalışmalı, üretmeli ve ortak bir iradeyle çaba göstermeliyiz. Ülke olarak bunu yapacak birikime sahip oluğumuzu düşünerek, isteklerimizi dileyerek değil, yaparak gerçekleştirelim. 31 Aralık 2025, Adana -- *TÜRK VE iSLAM ALEMiNiN LiDERi - GÜÇLU TÜRKiYE SEVDALILARI HABERLEŞME GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ.* *https://groups.google.com/d/forum/turk-ve-islam-aleminin-lideri-guclu-turkiye-sevdalileri <https://groups.google.com/d/forum/turk-ve-islam-aleminin-lideri-guclu-turkiye-sevdalileri>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com <http://googlegroups.com> * *TÜRKİYE İ**ÇİN EL ELE HABER** GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ* *https://groups.google.com/d/forum/turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/d/forum/turkiye-icin-el-ele>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *turkiye-i...@googlegroups.com <http://googlegroups.com>* *---------------------------------------------------------------------------------------* *ERZİNCAN KEMALiYE EGiN **HABERLEŞME GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ.* *https://groups.google.com/d/forum/erzincan-kemaliye-egin-grubu <https://groups.google.com/d/forum/erzincan-kemaliye-egin-grubu>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *erzincan-kemal...@googlegroups.com <http://googlegroups.com>* *----------------------------------------------------------------------------------------------* Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
| Grup Yönetici <erzinca...@gmail.com>: Jan 12 02:06PM +0300
---------- Forwarded message --------- Gönderen: Hüseyin Bulut <h52...@gmail.com> Date: 8 Oca 2026 Per, 16:35 Subject: CUMA GECMİZ MÜBAREK, DUALARINIZ KABUL, MAKAMINIZ CENNET-İ ÂLİ OLSUN İNŞAALLAH. -- *TÜRK VE iSLAM ALEMiNiN LiDERi - GÜÇLU TÜRKiYE SEVDALILARI HABERLEŞME GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ.* *https://groups.google.com/d/forum/turk-ve-islam-aleminin-lideri-guclu-turkiye-sevdalileri <https://groups.google.com/d/forum/turk-ve-islam-aleminin-lideri-guclu-turkiye-sevdalileri>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *turk-ve-islam-aleminin-lide...@googlegroups.com <http://googlegroups.com> * *TÜRKİYE İ**ÇİN EL ELE HABER** GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ* *https://groups.google.com/d/forum/turkiye-icin-el-ele <https://groups.google.com/d/forum/turkiye-icin-el-ele>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *turkiye-i...@googlegroups.com <http://googlegroups.com>* *---------------------------------------------------------------------------------------* *ERZİNCAN KEMALiYE EGiN **HABERLEŞME GRUBUMUZU ZİYARET EDİNİZ.* *https://groups.google.com/d/forum/erzincan-kemaliye-egin-grubu <https://groups.google.com/d/forum/erzincan-kemaliye-egin-grubu>* *HABER GRUBUMUZA E POSTA GÖNDERME ADRESİ * *erzincan-kemal...@googlegroups.com <http://googlegroups.com>* *----------------------------------------------------------------------------------------------* Grub Admin M.İlaldı 0532 7269362 Tüm dost ve arkadaşlarımı twitter sayfama bekliyorum : https://twitter.com/#!/MiLALDi Facebook Sayfamda Sizleride Bekliyorum.Teşekkür ederim. http://www.facebook.com/profile.php?id=1561718148 |
| Ata Atun <ata...@gmail.com>: Jan 12 10:30AM +0200
Bu haftaki KÖŞE YAZI'mı ekte gönderiyorum. Selam ve Saygılarımla *Prof. Dr. (İn. Müh), Doç. Dr. (UA İlş) Ata ATUN* Akademisyen KKTC Meclisi 1. Dönem Milletvekili |
| Celal Çelik <celal...@gmail.com>: Jan 11 10:30AM +0300
Cenabı Allah razı olsun Sevgili Hacı Efkan Hocam Hayırlı Pazarlar Sevgilerimle... Celâl ÇELİK Cep telefonumdan gönderdim... 10 Oca 2026 Cmt 23:12 tarihinde Efkan Cordanoğlu <corda...@gmail.com> şunu yazdı: |
| Celal Çelik <celal...@gmail.com>: Jan 11 05:49PM +0300
ALTIYÜZ DİRHEMLİK İP Bağdat’ta dul bir kadın vardı. Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar anası. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı. Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafta çıkamıyor, ip eğiriyordu. Bir zaman bakt ıki altıyüz dirhem kadar ip eğirmişti, pazara götürmeye karar verdi. - Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rızkını ver, diyerek sabah erkenden pazarın yolunu tuttu. Yolda giderken Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladı. Şeyh müridleriyle sabah namazından çıkmıştı, yaşlı kadını görünce duraklayarak: - Hoş geldin bacı, nereye gidiyorsun? - Bir miktar ipliğim var, pazara götürüp satacağım. - Ver bakalım. Benden altıyüz dirhem ip isteniyor, bunu ver de ben satayım. - Memnuniyetle, lütuf buyurmuş olursunuz, efendim dedi ve ipi verdi. Abdülkadir Geylani Hazretleri eline aldığı ipi şaka yollu mescidin damına atınca hemen nereden geldiği belli olmayan büyük bir kuş gelip, ipi kapıp gider. Kadın bu ne biçim şaka diye kendi kendine söylenmeye başlayınca, müridler kadına itiraz etmemesi için işaret ettiler, kadında daha fazla bir şey demedi. Hazreti Şeyh kadına dönerek: - Hatun canını sıkma, ipliği satmaya gönderdim, parası gelsin ne kadar ettiyse alırsın. - Pekala, diyerek gider, ertesi gün gelir. - İplik satıldı mı? Abdülkadir Geylani Hazretleri: - İplik satıldı, fakat parası henüz gelmedi. Bir hafta kadar bir zaman içinde gelir. Kadın bir hafta sonra gelir, para henüz gelmemiştir, kadına: - Yarın gel, paranı al. Kadın, pazara niye gitmedim, şimdi param elimde olurdu hayıflana hayıflana evine gitmek üzere iken, Müridler: - Bir gün daha sabret bakalım Mevla ne gösterecek, derken bu işin sade bir şaka olmadığının farkında idiler. Ertesi gün oldu. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna o ana kadar görülmeyen bir heyet geldi. Bin altın takdim ettiler. Müritler heyete bu kadar paranın ne olduğunu, niçin Şeyhe takdim ettiklerini sordular. Gelenler tüccar olduklarını belirterek: - Altınlar Hazreti Şeyhindir. Denizde yolculuk yaparken fırtına sebebiyle geminin yelkeni delindi, yol alamaz olduk, denizin ortasında kalacaktık. Kaptana bir çaresi yok mu diye sorduğumuzda: - Altıyüz dirhem ip olsa geminin yelkenini onarır, yolumuza devam ederdik ama şu anda nerede bulacağız, dedi. Biz ellerimizi kaldırarak Allaha dua ettik ve duamızda: - Ya Sultanul Arifin bize altıyüz dirhem kadar ip gönder, sana bin altın vereceğiz diye yalvardık. Bir de baktık ki, bir kuş gelip altıyüz dirhem ipliği geminin güvertesine bırakıp uçtu gitti. Şimdi o adağımızı yerine getirdik, dediler. Tüccarlar ayrıldıktan bir müddet sonra, ihtiyar kadın gelip sordu. - Para geldi mi efendim? Şeyh bin altını kadına verirken: - Benim satışım seninki kadar kârlı olmuş mu? Kadın bir anda zengin olmuştu. Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne teşekkür ederek huzurdan ayrıldı. KEMAL İLK . Sevgilerimle... Celâl ÇELİK Cep telefonumdan gönderdim... |
|
Bu grubun güncellemelerine abone olduğunuz için bu özeti aldınız. Ayarlarınızı
grup üyelik sayfasından değiştirebilirsiniz. Bu gruba aboneliğinizi iptal etmek ve gruptan artık e-posta almamak için turk-ve-islam-aleminin-lideri-guc...@googlegroups.com adresine e-posta gönderin. |
| Digi Security (İŞNET) <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 12 06:15PM +0300
* * /*İbrahim Ortaş : **Tarımsal Öğretimin 180. Yılında, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar Sürdürülebilir Yaşamı ve Gıda Güvencesini Tehdit Etmektedir*/ *E-POSTA : ior...@cu.edu.tr Türkiye’nin bir bölgesinde yaşanan tarım toprakları ve su kaynaklarının yönetilememesi sorunlarının benzeri hatta daha çoğu Çukurova'da yaşandı yaşanıyor. Osmaniye’den-Mersin Erdemliye kadar Ovanın doğu batı yakasından yaklaşık 200 km’lik yolların sağı solu tamamen tarım toprakları tarımdan koparılarak amacın dışına çıkarılmıştır. Zaman zaman, Adana-Mersin, Adana-Karataş yönünde ilerlediğinizde başta mülk sahibi kişilerin "toprak benim istediğim şekilde kullanırım" algısı ile tarım topraklarının üzerinden yerleşim yerleri, işletmeler ve diğer yapılanmaları görünce üzülüyoruz. Konuyu doğrudan çalışanlar, tarım-toprak alanında eğitim alan ve bu eğitimi veren kişiler için olgunun gelişimi son derece üzücü. Kıt kaynak, toprak, su konusu dikkate alınmadığı gibi, bölgenin ekolojisine uyumu bilinmeden sera koşularında egzotik bitkilerin yetiştirilmesi ilerde su temini yanında pazar sorunu da gündeme getirmektedir. Toprak ve su talebine dayalı ülkenin ihtiyacı olan ürün planlanması gıda güvencesi, iklim değişimlerine uyumlu bitkisel üretim uygulamaları akla bile gelmiyor. Suyun kıtlaştığı günümüzde, çok su tüketen bitkileri değil, ekolojiye uygun su varlığını dikkate alan havza bazlı üretimin dikkate alınması beklenir. * *Son yıllarda Çukurova’yı besleyen üç nehir üzerlerinde barajlar var olmasına rağmen düzensiz göçün yaratığı yoğun nüfus nedeniyle sonbaharda ekilen bitkilere su verilememektedir. Diğer taraftan Adana’nın batı yakasında ağırlıklı olarak bugün Çukurova Belediyesi’nin nüfus ve yapılaşma bakımından genişlediği alan 40 yıl kadar önce bağ-bahçe alanı ve mesire yerleriydi. Öğrencilik yıllarımızda DSI tarafından planlanan yeraltı basınçlı sulama sistemi tamamlanarak hizmete açılmıştı. Hocalarımız bu yatırımı gururla anlatırlardı. Belediyenin kentin geleceğini kuzey batı Adana’ya kaydırması ve aldığı bir karar ile bölge hızla yerleşime açıldı. Tarım toprakları amaç dışına çıkarıldı. Hepimizin ödediği vergilere ile yapılan ileri sulama alt yapısı binaların yükselmesiyle tarımsal alanlar hızla ortadan kalktı. Şimdilerde alanın her tarafı kutu-kutu binalar ile örülmüş. Rant o kadar önemsenmiş ki, birkaç sembolik park dışında yeşil alan bile bırakılmamış. Bazen Tarım Bakanlığı yetkilileri Çukurova Ovasında yaşanan amaç dışı gelişmelerden haberdar mı? sordurtuyor. Binlerce yılık tarım kültürü bugün ne yazık ki üzülerek belirtelim ki “para kazanmanın egemenliğine” yenik düşmüş görülüyor.* *Ancak unutmayalım, tarım-toprak kullanımında ekolojik dayanak bulamayan her girişim ileride daha büyük yanlışa yol açmaktadır. Özellikle toprak gibi uzun zamanda gelişen varlığın yalnız gıda üretimi için değil, iklim değişimine karşı karbonu bünyesinde tutarak dünyanın dengesini sağlayan yegâne depo niteliğindedir. Ne yazık ki ne eğitim sistemimiz nede basın ve kamusal aydınlatma organlarının gündeminde olmadığı için toplumun geniş kesimleri tarafından gelişmelere fark edilmeyebilmektedir. * *Küresel düzeyde yaşanan iklim değişimlerinden en çok etkilenen bölge olarak önümüzdeki dönemde yaşanacak riskleri belirtmek durumundayız. Mevcut durumda yürütücüsü ve aratıcısı olduğum Avrupa Birliği Sharing-MeD ve SUS-SOIL projeleri ile Akdeniz topraklarının bozulan yapılarının yenden sağlığına kavuşması konusunda değişik tarımsal faaliyetleri toplum, çiftçi, kamu ve kullanıcı nezdinde farkındalık yaratma konusunu işlemeye çalışıyoruz. 10 farklı alanda projeler yürütüyoruz. Mevcut tarımsal uygulamaların tarım topraklarını bir tarafta tarım dışına çıkarırken, diğer taraftan yüksek girdiler ile toprak bozulması ve kalite ve sağlığın giderek azaldığı görülüyor. Ekoloji bakışı ile önceliği doğanın sürdürülebilirliğine vererek toprağın ve suyun korunmasını öncelikle gıda güvencesini sağlamak istiyoruz. Ancak ne yazık ki çiftçinin, petrol enerjisi temeli tarımsal üretimde ekonomik beklentinin öne çıkması ile anlatılanlarımızı anlasalar bile mevcut uygulamalardan vazgeçme şansı görülmüyor. Yaratılmış olan durum, çiftçinin önce toprağı düşünmesinden önce yüksek verim ve çok kazanmak gelmektedir. Kurumlar, durumdan vazife çıkarıp sorumluluk alarak çiftçiye destek çıkarak toprağın beslenerek geliştirilmesi sağlanamamaktadır. Sahada gördüklerimiz ve analiz etiğimiz toprakların sonuçları; yazık oluyor doğaya ve tüm canlılığın geleceğine. Olan geleceğimizin gıda güvencesine ve toprağın sağlığına, diğer canlıların sürdürülebilirliğine olmaktadır.* *İnsanlığın gıda geleceğinin tek güvencesi olan toprakların hoyratça kullanılıyor olması hepimizin başta eğitimli ve farkındalığı yüksek olanların konuya dikkat çekmesi gerekiyor. Tarım eğitimcileri olarak sorumluluğumuzu hatırlamakta yarar var.* *Tarımsal öğretimin 180. yıl döneminde yeniden 1970’li yıllarda Ziraat Fakültesinin bölge tarımına sunduğu yeni tarım teknikleri ve yetiştirdiği ziraat mühendisleri ile önemli katkıda bulundu. Ancak son yılarda yaşanan gelişmeler doğal olarak konunun eğitimini yapan Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi mensupları olarak bizlerde kaygılandırıyor.* *Tarım eğitiminin her yıl dönümleri Fakültelerimiz ve Meslek Odalarımız birlikte düzenlenmektedir. Etkinliklerde konuları değişik şekillerde gündem getirmektedirler. Tarım-toprak-su ve iklim eksenli bütünlüklü sorunların yetkililer tarafından dikkate alınması sürülebilir yaşam açısından hayati öneme sahip oluğunu bir kez daha 180’nci yıl dönümünde hatırlatmak gerekir. * *Sonuç olarak: Tarihsel olarak Dünyanın üçüncü ülkemizin en verimli üretim havzalarından biri olan Çukurova’nın tarım topraklarının amaç dışı kullanımıyla hızla nitelik kaybetmektedir. Çukurova topraklarının nitelik kaybı ve arazinin bozulması yalnızca bölgesel kalkınmayı değil, ülkenin gıda güvencesini ve ekosistem sağlığını tehdit eden kritik bir sorun olup, toprağın, suyun ve tarımsal üretimin bilimsel temelli politikalarla korunması artık ertelenemez bir zorunluluk arz etmektedir. Tarımsal eğitim 180 yıl dönümü kutlu olsun.* |
| Digi Security (İŞNET) <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 12 06:21PM +0300
Metin Atamer (58) * * /*Metin Atamer : **ŞAKİ */ *Osmanlı dönemlerinde de İPEK yolu Çin’den başlayarak Anadolu’yu boydan boya geçerek İstanbul’a kadar geldiğini bilmekteyiz. Aslında İPEK yolu, tarihin derinliklerinde antik EFES kentin den de başlayarak ÇİN de Xian kentine kadar uzandığı da bilinir. Hatta bu yolun başlangıcı kimilerine göre EFES harabelerinden başladığını KRAL YOLUolarak görmeniz mümkündür. Aslında bu yolun çeşitli güzergahı bulunmakta. Sadece İPEK yolu demekte doğru olmayabilir. * *İpek ve BAHARAT yolu da diyebiliriz. Çünkü bu yolda kervanlar yürür, katır veya kimi yerde develere yüklenen İPEK ve Baharat batıya taşınır. Yol boyunca şehirlerde durup ticareti yapıldığını dile getirirler. Anadolu da ise bu yolun güzergahı Erzurum, Malatya, Kayseri, Ankara, Konya, Bilecik, Bursa, İzmit ve İstanbul dan geçerek Avrupa ya gittiğini bilmekteyiz. Bu yolun yaklaşık uzunluğu 8000 kilometre olduğu tahmin edilmektedir. * *Hatta 1500 lü senelerde PORTEKİZ’li denizci seyyah FERDİNANT MAGELLAN, İPEK ve Baharat yoluna denizden ulaşmaya yönelik tezinde, daima batıya giderek bulmayı savundu. * *ÇİN den gelen kervanların yükleri belli, İPEK ve Baharat, ancak geri dönüşte bu hayvanlara ne yüklenirdi ? Belli değil. * *8000 kilometre yolu ve bu yolun üzerinde uğradıkları kentlerde, yerel tüccarlarla sadece satış değil aynı zamanda alış da yaptıklarını düşünürüm. Bu kervanlar İRAN dan da geçerken ticaret kentleri olan İsfahan ve Tebriz’den de geçtiği için , bu şehirlerde hem baharat hem de ipek kumaşların ticaretini yaptıkları bir gerçek. Kervanlar, kanımca kalabalık bir topluluk olduğunu tahmin etmekteyim. Çünkü geçtikleri güzergahlar sadece düzlükler değil , yüksek dağların vadilerinden, tehlikeli yollardan geçtikleri de muhakkak. * *Kanımca kervanlar, sadece ticaret yapan ve hayvanlara bakan insanlardan oluşmadığını düşünmekteyim . Bu güzergahın tehlikeli dönemeçlerle dolu olduğu muhakkak. Hayvanların bakıcıları yanında, bu kervanı koruyacak insanlara da ihtiyaç olduğu bir gerçekti. Çocukluğumda radyo haberlerinde doğu bölgelerimizde araçların önlerinin kesildiği, yolcuların bütün varlıklarının eşkıyalar tarafından soyulduğu haberlerini hatırlarım. Hatta bu haberlerin gazetelerin sütunlarında okuduğumu da hatırlarım.* *Bu kervanları soyanlar bazen köyleri de basıp, köyden kendi işlerine yarayan gençleri, insan gücü olarak , dağa kaldırdıkları da bir gerçektir. Çünkü PKK eşkıya çetesinin yaptığı gibi, işe yarayan insan gücü takviyesine de ihtiyaç duyduklarına inanırım. * *EŞKİYA mevzusu, daha sonra, filmlere de konu olmuş, ancak eşkıya konusu tam olarak izah edilememişti. * *Selçuklu’ların parçalanması sürecinde oluşan Dulkadir, Karsı, Azir ve Bakras beylikleri diye bildiğimiz toplulukların, aslında birer kervan soygun çetesi olarak çalıştıkları, bazı tarihçiler tarafından anılır. Bu toplulukların içine Osman bey de katılır mı ? bilmiyorum. Osman bey KAYI aşiretinin başı. İznik yöresinde bulunan Bizans tekfurlarını haraca bağlamaları ve kervanlardan bir tür haraç almaları, EŞKIYALIK olarak nitelenir mi ? Bu konuda tam bir fikrim olmasa da, böyle soygunların tanımlaması kapsamına girmesinin doğal olduğuna inanırım. * *Yakın tarihimiz de de eşkıyalık yaşandığına şahit olmaktayız. * *Mart 1995 de başlayan ve seneler boyunca İstanbul da Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi günleri toplanan bir gurup anneler, kaybolan evlatları için oturma eylemi yapmaya devam etmiştir. Toplum, bu gurubu Cumartesi Anneleri olarak anmaya başladı. Tıpkı Arjantin’de 1999 da, cunta döneminde, kaybolan çocuklarını bulmak adına PLAZA DEL MAYO meydanında toplanan Arjantinli anneler gibi. Ancak bu annelerin bu direnişini Süleyman Soylu 2018 de , bakan olarak yasakladı. * *Bu günlerde bu eşkıyalık boyut değiştirdiğine şahit olmaktayız. Hepimizin bildiği bu küçük dünyamızda, petrol rezervi en büyük olan ülke VENEZUELLA. Başkenti CARAKAS . Bir tarihte Ekvator’un başkenti QUİTO’ya giderken uçak, Carakas’ın uluslararası hava alanı olan SİMON BOLİVAR da yakıt ikmali için durmuştu. Bu ülke ve yine petrol rezervi hatırı sayılı bir ülke olan İRAN’ın , ham petrol satışlarında ÇİN, büyük bir kısmını oluşturmakta. Çin’in başka ülkelerden petrol almasına Amerika’nın engel olduğu bilinmekte. ÇİN in her konuda yaptığı inanılmaz gelişmeyi durdurmak mümkün görünmemekte. * *Teknolojide, hem de solar enerjide yaptıkları büyük gelişmeyi durdurmak imkansız olduğunu idrak eden AMERİKA , bizim bildiğimiz eşkıyalığa soyunduğuna şahit olduk. 3 Ocak 2026 tarihinde , evvelden planlanan , hatta Venezuelabaşkanlık Sarayı’nın bire bir aynı planda bina inşa ederek, orada defalarca tatbikat yapılarak , bir gece baskını ile VENEZUELA Başkanı Nicolas Maduro’yu ve eşini yakalayıp, ülke dışına kaçıran Amerika Başkanı Donald Trump’ın adamları , Maduro ‘yu NEWYORK da bilinmeyen bir yerde tutmakta. * *21 yüzyılda geldiğimiz bu noktada eşkıya artık kervan soymamakta, ülkelerin Siyasi Liderleri, başka ülkelerin Eşkıya Başkanları tarafından kaçırılmakta diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.* *Metin Atamer* |
| Celal Çelik <celal...@gmail.com>: Jan 12 04:27PM +0300
… *“Gönül sırdır”* dermiş eskiler. Olur olmaz herkesle her şeyin paylaşılamayacağına dair bir şifre sanki. Çünkü insanoğlu ayıp arar, kusur arar. Gönül ancak güzel görene, güzel konuşana, güzel saklayana açılır. Onlara da ehl-i muhabbet denir. … Rabbim sizi ehl-i muhabbet olan kişilere denk getirsin.. ✨ |
Sevgilerimle... Celâl ÇELİK Cep telefonumdan gönderdim... |
| Cenabı Allah razı olsun Sevgili Hacı Efkan Hocam |
|
Sevgilerimle... Celâl ÇELİK Cep telefonumdan gönderdim... |
|
12 Oca 2026 Pzt 23:58 tarihinde Efkan Cordanoğlu <corda...@gmail.com> şunu yazdı: |
| Digi Security (İŞNET) <digi.s...@isnet.net.tr>: Jan 12 06:50PM +0300
** */YPG’nin terör kalesi yıkıldı !!!/* *Türkiye Gazetesi* *11 Ocak, 2026* ***** *Terör örgütü YPG/SDG işgali altındaki Şeyh Maksud Mahallesi de kurtarıldı. Operasyonda 200 terörist öldürülürken, 2 binden fazlası kaçtı.* *YILMAZ BİLGEN - Suriye ordusu Halep’i terör unsurlarından temizledi. Terör örgütü PKK’nın Suriye’deki uzantısı YPG/SDG işgali altındaki Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’ne başlatılan operasyon kısa sürede başarıyla tamamlandı. En az 200 teröristin öldürüldüğü operasyonda yaklaşık 2 binden fazlası gece kaçtı. MİT, krizi çözmek için çalıştı! YPG'ye çatışın talimatı Kandil'den geldi* *Suriye güvenlik kaynakları, Eşrefiye Mahallesi’nin kurtarılmasının ardından terör örgütü SDG içinde yer alan Baggara aşiretinin operasyonda kritik rol oynadığını söyledi. Arap aşiretinin Şam ordusuyla işbirliğine gittiğini belirten güvenlik kaynakları “İlk düğümü çözen SDG içindeki Baggara aşireti oldu ve 13 yıldır terör örgütünün işgali altında bulunan Eşrefiye Mahallesi bu işbirliği sayesinde 38 dakikada kurtarıldı” dedi. *Yılmaz Bilgen, işgalden kurtarılan bölgeye girdi *Yılmaz Bilgen, işgalden kurtarılan bölgeye girdi* *Terör örgütünün işgal ettiği Şeyh Maksud Mahallesi’ne başlatılan gece operasyonu da kısa sürede başarılı oldu. Gece boyu Kandil’den gelen teröristlerle diğer teröristler arasında gerilim yaşandı. Kandil kadrosu Ferhat Abdi Şahin’i tanımadıklarını, bölgeden çıkmayacaklarını ve çıkmaya çalışanı vuracaklarını söyleyerek tehditler savurdu. Sözde ‘komutan’ olarak Bahoz’un sahayı dizayn ettiği öğrenilirken, gece çatışmalarda 2000’i aşkın terörist Şeyh Maksud’dan kaçtı. HASTALARI REHİN ALDILAR* *Meşfe Yasin ve Şikeyif’te 60-70 kadar terörist intihar timi olarak bırakıldı. Bir grup terörist, Yasin Hastanesini basarak içeride bulunanları rehin aldı. Suriye ordusu, Şeyh Maksud Mahallesi’ndeki askerî operasyonların saat 15.00’ten itibaren durdurulduğunu bildirdi. Yasin Hastanesinde saklanan terör örgütü unsurlarının silahlarıyla birlikte Tabka şehrine gönderileceğini açıklandı. ÖZEL TAKTİKLER KULLANILDI* *Operasyon hakkında bilgi veren Suriye ordusundan üst düzey komutanlardan Ebu Celal “Çok özel taktikler kullanarak terör yuvalarını içeriden çökerttik. Psikolojik harp uyguladık ve bazı örgüt unsurları Suriye ordusuyla işbirliği yaptı. Bir gecede 200’den fazla terörist öldürüldü, yaklaşık 2 bini kaçtı. Bazı teröristlerin elbise giyerek izlerini kaybettirmeye çalıştı. Ancak güvenlik güçleri teröristlerin peşinde” dedi. HALEP VALİLİĞİNE SALDIRDILAR* *Teröristler, Halep Valiliği binasını kamikaze insansız hava aracı (İHA) ile saldırı gerçekleştirdi. Can kaybı yaşanmadı.* ** */MİT, krizi çözmek için çalıştı !!! YPG'ye çatışın talimatı Kandil'den geldi/* *HABER MERKEZİ* *10 Ocak, 2026* ***** *Halep'te Suriye ordusunun terör örgütü YPG'ye yönelik başlattığı operasyonun perde arkası netleşti. Güvenlik kaynakları, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallerinin temizlendiğini, bölgedeki YPG unsurlarına 'kalın ve çatışın' talimatının Kandil'den geldiğini açıkladı. Kandil'in uzlaşı yerine çatışma talimatı vermesinin altı çizilerek tüm sivil kayıplardan terör örgütü PKK'nın merkezi olan Kandil'in sorumlu olduğu belirtildi. MİT'in krizi masada çözmek için tüm yollara başvurduğunun vurgulandığı açıklamada, baltalanmaya çalışılan terörsüz Türkiye sürecinin kararlılıkla süreceği ifade edildi.* *Güvenlik kaynakları, "Halep'te yaşananlar Arap-Kürt çatışması değil. Çatışmaların sebebi, YPG'nin Suriye'nin geleceğini ve kaynaklarını sömürme kaygısıdır" açıklamasını yaptı. Güvenlik kaynakları, Türkiye'nin Suriye'deki her türlü gelişmenin yakından izlendiğini açıkladı. Halep'teki Suriye ordusu ile terör örgütü YPG arasındaki çatışmalara ilişkin Ankara'dan yapılan açıklamada "YPG'ye çatışın talimatı Kandil'den geldi. Kayıpların sorumluluğu Kandil'indir. MİT, çatışmaların sonlanması için çaba gösterdi. Terörsüz Türkiye'yi akamete uğratamayacaklar" denildi. *MİT, krizi çözmek için çalıştı! YPG'ye çatışın talimatı Kandil'den geldi *Güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamalar şöyle: Suriye hükümeti, 10 Mart Mutabakatı çerçevesinde, YPG'nin Halep'teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini çatışmasız şekilde terk etmesi için karşı tarafla yaklaşık 10 aydan beridir çeşitli seviyelerde siyasi müzakereler yürütmüştür. Örgüt bu süreçte masada zaman kazanmaya çalışmış, sahada ise Halep şehir merkezine yönelik saldırılarıyla bölgeyi istikrarsızlaştırmayı ve sivilleri tehdit etmeyi sürdürmüştür. Halep’teki bu bölünmüşlük sadece bölgenin güvenlik ve istikrarına değil, ekonomik kalkınmasına da ciddi bir tehdit oluşturmuştur. Bölgedeki YPG unsurlarının Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı yol kontrol noktalarına son saldırıları ile 05 Ocak 2026 itibarıyla bölgedeki tansiyon yeniden yükselmiştir. Yaşanan çatışmalar üzerine Suriye Savunma Bakanlığı tarafından YPG'nin Halep'in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çıkarılması amacıyla 05 Ocak 2026 itibarıyla sınırlı bir operasyon planlanmıştır. Operasyonun planlama ve icra aşamalarında bölgedeki Kürtler dahil tüm Suriye vatandaşlarının zarar görmemesi öncelikli tutulmuştur. Sivil kayıpların önüne geçilmesi için azami gayret sarf edilmiştir. Söz konusu çabaların bir ayağı olarak da SDG tarafıyla çeşitli kanallardan irtibat kurulmuştur. SDG Genel Komutanı Mazlum ABDİ, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham AHMED ve bazı isimler uzlaşıya açık bir tavır sergilemiştir.* MİT, krizi çözmek için çalıştı! YPG'ye çatışın talimatı Kandil'den geldi |
| Celal Çelik <celal...@gmail.com>: Jan 13 10:01AM +0300
KUŞAK FARKI… 1945-1965 doğumlu insanların; – Delinen pantolonlarına yama vurmaları, – Yıpranan kıyafetlerini onarmaları, – Sökülen ayakkabılarını dikmeleri, – Patlayan futbol topunu sağlamlamaları, – Bozulan radyoyu tamir ettirmeleri, sırf fakirlikten değildi. Sadece tutumluluktan da değildi. Onlar bunları yapmakla, kendinden sonraki nesle çok önemli bir mesaj veriyorlardı. Onlara; – Eşleriyle araları açıldığında, alternatiflere yönelmeden aralarını düzeltmelerinin mümkün olduğuna, – Çocuklarıyla aralarına kara kediler girdiğinde bu durumun vakit geçirmeden telafi edilmesinin lazım olduğuna, – Arkadaşlarıyla, komşularıyla, dostlarıyla bağları koptuğunda; yenilerini aramakla vakit kaybetmeyip, aralarındaki bağları tekrardan bağlamalarının daha iyi olduğuna… müthiş bir örnek olması için, onların böyle bir yetenek geliştirmeleri için onlara “prototip” olmaya da çalışıyorlardı. Yani bir yandan yeni neslin; – Onarıcı, – Telafi edici, – Tamir edici, – “Arabulucu” özellik kazanmasına önayak oluyorlardı. Onların bu çabalarının “çaresizlikten”, yokluktan, fakirlikten, cimrilikten ileri geldiğini düşünen 1965-2000 kuşağı olan “X” ve “Y” nesli, bu sinyali alamadı. “Z” jenerasyonu da bu atıcı, değiştirici, vazgeçmeye hazır, çabuk sıkılan neslin özeti olarak hayata girdiler. Bu nedenle yeni kuşak nesil; -Aşırı alıngan -Aşırı özgürlükçü - Kendi ne kadar verdiğini değil de, ne kadar aldığını önemseyen – Eşiyle bozuştuğunda, – Arkadaşıyla atıştığında, – Komşusuyla kavga ettiğinde, ortamı yumuşatmayı, aralarını düzeltmeyi, barışabilmeyi düşünemediğinden, beceremediğinden onları “değiştirmeyi” seçmek gibi stratejik bir hatanın içine düşebiliyor. Söz gelimi; – Bana arkadaş mı yok? – Başka komşu mu yok sanki. – Hiç dert değil, elimi sallasam ellisi. – Küserse küssün… gibi “sanal efelik” taslayarak fıtratını bozabilmektedir. Bu nedenle önceki kuşak onlar için “Nereden türedi bu nesil?” diyerek hayretini ifade etmek zorunda kalabiliyor. Yani onların beceriksizliğine vurgu yapıyor. Galiba; “Tamirciliği” unutan yeni kuşağı gelecekte zor günler bekliyor… KEMAL İLK |
Sevgilerimle... Celâl ÇELİK Cep telefonumdan gönderdim... |