
Soner Yalçın : Erbakan neyi gördü Erdoğan niye göremiyor : Türkiye'nin kronik hatası
E-POSTA : son...@odatv.com
29 Nisan 2026
***
Cumhurbaşkanı Yardımcısı
Cevdet Yılmaz dedi ki:
-“Bir toplum hem yaşlı hem yoksulsa bu tam bir felaket.
Yaşlanmadan zenginleşmemiz lazım.”
Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten kadroların “zenginleşmek için
genç nüfus” uyarısı, demografiye indirgenmiş hayli yüzeysel
yaklaşımı yansıtıyor…
Asıl belirleyici olan, nüfusun eğitim ve üretkenlik düzeyi ile
hangi üretim modeline yönlendirildiği değil mi?
Düşük katma değerli, emek yoğun ve dışa bağımlı üretim mi?
Yoksa yerli kapasiteyi güçlendiren, teknolojiye, inovasyona ve
verimliliğe dayalı yüksek katma değerli üretim mi?
Yanıtını Necmettin Erbakan üzerinden vereyim:
İTÜ/İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1948’de mezun oldu,
asistan olarak girdiği Motorlar Kürsüsü’nden doktora yapmak
için Almanya'ya gönderildi.
Aachen Teknik Üniversitesi doktorasını yaptı. Başarılı bulunup
Deutz AG motor fabrikasından davet aldı. DVL Araştırma
Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı. Leopard
tankının motor tasarımında görev yaptı. Vs.
1953’te Türkiye’ye döndü. 27 yaşındayken, İTÜ’de doçent oldu…
27 Mayıs 1960 müdahalesi 147 öğretim üyesini görevden aldı.
İTÜ Motorlar Kürsüsü’nden Prof. Selim Palavan üniversiteden
atılınca dersini Doç. Dr. Erbakan vermeye başladı…
Gelelim ana konumuza:
“ERBAKAN SANAYİ BAKANI OLUYOR”
Yıl, 1961.
Devrim, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla, Eskişehir
Demiryolu Fabrikası’nda 129 günde üretilen, Türkiye’de
tasarlanan ve üretilen ilk otomobil oldu…
Ardından İTÜ’de panel düzenlendi: “Türkiye’de otomobil
sanayisi kurulabilir mi?
Cemal Gürsel’in de konuşmaları dinlediği panelde üç isim
konuşacaktı:
-İ.Ü. İktisat Fakültesi’nden Doç. Mükerrem Hiç…
-İTÜ Motor Kürsüsü başkanı Prof. Hikmet Binark…
Ve Doç. Erbakan…
İlk iki konuşmacı, Türkiye’de otomobil üretimin
rantbıl/verimli olmayacağını söyledi.
Cemal Gürsel konuşmaları dinledikçe yüzü asıldı…
Son konuşmacı Erbakan söze şöyle başladı; “Hocalarım kusura
bakmasın onlara katılamayacağım.” Almanya’daki Volkswagen
örneğini anlattı. Hocalarının “ülkemizde yan sanayi” yok gibi
sözlerini çürüttü.
Cemal Gürsel’in gözleri parıldadı. Panelden sonra Erbakan’ı
odasında ziyaret ederek üç saat sohbet etti. Erbakan, beş yıl
önce faaliyete soktukları, iki yüz ortaklı Türkiye’nin ilk
dizel motor üreticisi olan Gümüş Motor pratiğini anlattı...
Günler sonra İTÜ’de rivayet dolaştı; “Erbakan Hoca sanayi
bakanı oluyor.”
Öğrenciler söylentiyi Erbakan’a sordu, güldü yanıt vermedi.
Hemen arkasından, aralarında sanayi bakanının da olduğu sekiz
bakan istifa edince İTÜ’lüler “hocamız bakan oluyor” diye
sevindi…
Bekledikleri olmadı; İş Bankası/Paşabahçe Şişe ve Cam
Fabrikaları genel müdürü Şahap Kocatopçu, Sanayi Bakanı
yapıldı. (Kocatopçu, neoliberalizmin hayata geçirildiği 12
Eylül 1980 askeri darbesinde de aynı bakanlığa getirildi.
Keza: İstanbul Sanayi Odası kuruluşunda yer aldı, yönetim
kurulu başkanı oldu. Aynı başkanlığı işverenler örgütü TÜSİAD
ve TİSK’te de yaptı. Vs.)
Bitmedi.
AKP’NİN KAVRAYAMADIĞI GERÇEK
Erbakan, İTÜ’de 1965’te
profesör oldu. Ancak iki yıl sonra, Gümüş Motor pratiğini
yaygınlaştırmak için Anadolulu iş adamları desteğiyle Türkiye
Odalar ve Borsalar Birliği genel sekreteri oldu. Hedefi milli
sanayi kurulmasına öncülük yapmaktı…
İlk iş olarak; döviz dağıtımına, çalışma ve kullanımın kayıt
altına alındığı kontrol sistemi getirilince, polis zoruyla
birlikten atıldı! Çünkü, başta İstanbul olmak üzere, devlet
eliyle zenginleşen bazı iş çevreleri, keyfi biçimde döviz
almaya alışmıştı…
Erbakan siyaseti dönüştürmeden milli sanayinin
kurulamayacağını kavradı. (Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde iki
kez kısa dönem bakanlık yapan Mustafa Şeref Özkan ile ilgili
dünkü yazımı lütfen bir daha okuyunuz…)
Türkiye’de “devletçilik” kavramının içi daima boşaltıldı:
Kamunun üretici, dengeleyici ve toplum yararını önceleyen rolü
sürekli geri plana itildi. Devlet, geniş toplum kesimlerinin
refahını artıran araç olmaktan çok, belirli çevrelerin
zenginleşmesine hizmet eden mekanizmaya dönüştürüldü!
Böylece devletçilik anlayışından halkçılık unsuru ayıklandı;
kamusal çıkar ile özel çıkar arasındaki denge bozuldu.
Başta akademi ile basın, devletçiliği
“yasakçılık”-“müdahalecilik” olarak sundu.
Böylece, devletin planlayıcı, yönlendirici ve stratejik
sektörlerde öncü olma işlevi görünmez kılındı.
Oysa devletçilik, üretimi geliştiren, toplumsal adaleti
gözeten ve uzun vadeli kalkınmayı hedefleyen yaklaşım…
Ne yazık ki her “iki mahallenin” mensupları, yaşam tarzı ve
kimlik temelli meseleleri ana tartışma başlığı yapmayı bugün
hâlâ sürdürüyor.
Bakınız: Kültürü asıl biçimlendiren, toplumun ekonomik yapısı
ve üretim ilişkileridir. AKP’nin bugün ülkede olup-biteni
kavrayamamasının ana nedeni budur.
Soner Yalçın
Odatv.com