
Muhammet Binici : Kenevirle
Hayata Tutunan Prof. Dr. Dilek İnan, Türkiye’nin
Kaybettiği Yılları Anlattı
19.12.2025
***
VİDEO LİNK :
https://youtu.be/82t-LA8Af_Y
Uludağ Üniversitesi’nin katkılarıyla düzenlenen
2. Uluslararası
Multidisipliner Çevre ve Kenevir Kongresi’nin düzenlendiği
salonda derin bir sessizlik vardı.
Ve sonra bir bilim kadını konuşurken sesi titredi.
Prof. Dr. Dilek İnan, Batı bilimiyle yetişmiş, yıllarını
Almanya’da akademiye ve hastalarına adamış bir profesör…
Ama o an kürsüde duran kişi yalnızca bir bilim kadını değildi.
O, hayata tutunmuş bir insandı.
Ve anlatırken gözyaşlarını tutamadı.
Bu hikâye, Batı üniversitelerinde eğitim almış, Almanya’da
profesörlük unvanına ulaşmış bir hekimin kişisel yaşam öyküsü
olmanın çok ötesindedir.
Bu hikâye, Türkiye’nin yıllardır kullanmadığı bir bilimin,
“KENEVİR”in Batı’da nasıl hayat kurtardığının canlı kanıtıdır.
Avrupa’da, özellikle Almanya’da; bitkisel temelli ve kenevir
kaynaklı tedaviler hekimler tarafından reçete edilir,
eczanelerde hazırlanır ve hastalara ulaştırılır. Orada bilim,
korkularla değil verilerle ilerler. Orada mesele ideoloji
değil, insan hayatıdır.
Prof. Dr. Dilek İnan da bu sistemin içinde yetişti, bu bilimi
uyguladı ve yüzlerce hastanın yaşamına dokundu.
Türkiye ise aynı yıllarda bekledi.
Tartıştı.
Erteledi.
Onlarca bilim adamını mahkum etti.
Ve kaybetti.
Kaybedilen yalnızca zaman değildi.
Kaybedilen; yaşam kalitesiydi, umutlardı, belki de binlerce
hayattı.
Bu hikâyeyi sarsıcı kılan asıl gerçek ise şudur:
Bu bilimin gücünü anlatan kişi, bir onkologdur.
Ve bu yöntemle hayata dönen kişi, yine bir onkologdur.
Prof. Dr. Dilek İnan’a, agresif seyreden ve hızla yayılan
kitleler nedeniyle aylar biçildi. Kemoterapinin işe
yaramayacağını biliyordu. Amputasyon önerildi. “Yapılabilecek
bir şey yok” denildi.
Ama o, kendi yöntemiyle öğrendiği bilime sarıldı.
Düşük maliyetli, bilimsel temelli bir yöntemle…
Ve hayatta kaldı.
Bugün hâlâ düzenli kontrollerini yaptırıyor.
Bugün hâlâ ayakta.
Bugün hâlâ hastalarına umut oluyor.
Ve salonda bu hikâyeyi anlatırken, gözyaşlarına hâkim olamadı.
Çünkü o ağlarken, aslında Türkiye’nin kaçırdığı yıllara
ağlıyordu.
Bir ülkenin, kendi insanının hayatı pahasına ne kadar geç
kaldığına…
Türkiye’nin artık kendisine şu soruları sorması gerekiyor:
Batı’nın yıllardır kullandığı, geliştirdiği ve hayat kurtarmak
için seferber ettiği bir bilimi biz neden hâlâ tartışıyoruz?
Neden Alman hastası reçeteyle erişirken, Türk hastası umutla
bekliyor?
Ve en acısı:
Bu gecikmenin bedelini kaç insan hayatıyla ödedik?
Prof. Dr. Dilek İnan’ın hikâyesi bir mucize değildir.
Bu hikâye, bilimin zamanında kullanıldığında neler
yapabileceğinin kanıtıdır.
Ve aynı zamanda, Türkiye’nin gecikmiş kararlarının, ertelenmiş
cesaretinin ve kaçırılmış fırsatlarının aynasıdır.
Salondaki gözyaşları, bir insanın bir salonun değil;
bir ülkenin geç kalmışlığının gözyaşlarıydı.
Artık mesele “kullanılsın mı?” değildir.
Artık mesele şudur:
Türkiye daha ne kadar bekleyecek?

Video Linki :