
Gökhan Güler : GKRY ve AB’nin “Bizans” rüyası ve tarihi gerçeklerin inkârı
13 Ocak 2026
***
Tarih yaprakları 1 Ocak 2026’yı
gösterdiğinde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 14 yılın ardından bir
kez daha Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını devraldı. Bu, kâğıt
üzerinde “rutin” bir devir teslim gibi görünse de, 7 Ocak’ta
düzenlenen tören ve sarf edilen sözler, AB’nin Kıbrıs
meselesindeki taraf oluşunun artık kronikleşmiş bir “akıl
tutulmasına” dönüştüğünü kanıtladı.
Törende konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursulavon der Leyen’in ifadeleri, sadece diplomatik bir gaf değil, aynı zamanda bilinçli bir tarih çarpıtmasıydı. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın haklı tepkisiyle dikkat çektiği üzere; von der Leyen, yapay zeka ve gelecek vizyonundan bahsederken bile referansını “Bizans kiliselerinin gölgesi” olarak belirledi. Metninde “Kıbrıslı Türkler”den tek bir satır dahi yoktu.
Sanki bu Ada’nın tarihinde Osmanlı yokmuş, sanki bu topraklarda asırlardır var olan Kıbrıs Türk Halkı hiç yaşamamış gibi davranmak; AB’nin vizyonunun “Bizans hayalleri” ile sınırlı olduğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erhürman’ın dediği gibi; “Görmezden gelinmeyi görmezden gelemeyiz.” Biz buradayız, bu topraklardayız ve yok sayılamayız.
***
Asıl İşgal 1963’tedir
Törende Rum ve Avrupalı yetkililerin
ağzından düşmeyen “işgal”, “istila” ve “bölünme” kelimeleri
ise tam bir ironi şaheseridir. KKTC Başbakanı Ünal Üstel, KKTC
Dışişleri Bakanlığı ve TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü
Keçeli’nin net bir şekilde ifade ettiği gibi; Ada’daki tek ve
gerçek işgal, 1963 yılında başlamıştır.
Ortaklık devletinin anayasasını tek taraflı değiştiren, Kıbrıslı Türkleri devletten silah zoruyla atan ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” tabelasını gasp eden Rum tarafıdır. 1963’ten beri o koltukta oturanlar, meşru bir hükümet değil, devleti “işgal eden” bir yönetimdir. Dolayısıyla bugün AB Dönem Başkanlığı koltuğuna oturan yapı, tüm Ada’yı temsil etme ehliyetine sahip değildir; o koltukta sadece Rum halkını temsil eden bir yönetim oturmaktadır.
Başbakan Üstel’in hatırlattığı 2004 Annan Planı süreci, AB’nin çifte standardının en somut belgesidir. “Evet” diyen Kıbrıslı Türkler cezalandırılmış, “Hayır” diyen Rumlar ise AB üyeliği ile ödüllendirilmiştir. Bugün hala aynı ödüllendirme mekanizmasının çalıştığını görmek, AB’nin “adalet” iddiasının içinin ne kadar boş olduğunu yüzlerine vurmaktadır.
***
Tehlikeli oyun: Silahlanma ve düşmanlık
AB’nin bu şımarık çocuğu ödüllendirme
politikası, sadece diplomatik bir sorun olmaktan çıkıp artık
bir güvenlik tehdidine dönüşmüştür. Rum tarafı, son dönemde
bölgesel ittifakların arkasına sığınarak silahlanma
faaliyetlerini hızlandırmış, Gazimağusa ve Girne’ye yönelik
saldırgan bir dil kullanmaya başlamıştır. Başbakan Üstel’in
işaret ettiği gibi; Güney’de yükselen ırkçı ve Türk düşmanı
atmosfer, AB’nin sessizliğinden cesaret almaktadır. Barış
projesi olduğunu iddia eden bir Birliğin, silahlanmayı ve
düşmanlığı körükleyen bir yönetime “Dönem Başkanı” sıfatıyla
platform sunması, kendi değerleriyle çelişmesidir.
***
Sonuç:
Yok hükmündedir
KKTC Dışişleri Bakanlığımızın da
vurguladığı üzere; Kıbrıs Türk Halkını yok sayan, 1960
ortaklığını silahla yıkan bir zihniyetin AB Dönem
Başkanlığı, bizim nezdimizde yok hükmündedir. Avrupa
Birliği, Kıbrıs meselesinde tarafsız bir aktör olma
şansını yıllar önce kaybetmiştir. Rum tarafının dönem
başkanlığını, kendi maksimalist tezlerini pazarlamak ve
Türkiye ile KKTC’ye saldırmak için bir “propaganda
aparatı” olarak kullanmasına izin vermek, AB’nin bu
çözümsüzlükteki suç ortaklığını tescillemektedir.
Ancak herkes şunu iyi bilmelidir: Bizans rüyaları görenlere inat, biz gerçeklerle yürüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı; müktesep hakkı olan egemen eşitliği, kendi devleti ve Anavatan Türkiye’nin garantörlüğü ile bu topraklarda var olmaya devam edecektir. Ne “yok sayılmaya” boyun eğeriz ne de gasp edilmiş unvanlarla bize tepeden bakanlara karşı sessiz kalırız. Bizim yolumuz Mavi Vatan’da, kendi bayrağımızın gölgesinde, bağımsız ve hür bir geleceğe doğrudur.