GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ DOSYASI /// Gökhan Güler : GKRY ve AB’nin “Bizans” rüyası ve tarihi gerçeklerin inkârı

2 views
Skip to first unread message

Digi Security (İŞNET)

unread,
Jan 14, 2026, 1:09:47 PM (23 hours ago) Jan 14
to (122) - ATATÜRK MİLLİYETÇİLERİ, (122) - ÖZEL BÜRO (TÜRK BASINI İLETİŞİM LİSTESİ), (122) - TURAN ÇATLI MAIL GRUBU, (122) - TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ TÜRKİYE, (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (ÖZEL BÜRO), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU), (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU

Gökhan Güler : GKRY ve AB’nin “Bizans” rüyası ve tarihi gerçeklerin inkârı

13 Ocak 2026

***

Tarih yaprakları 1 Ocak 2026’yı gösterdiğinde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 14 yılın ardından bir kez daha Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını devraldı. Bu, kâğıt üzerinde “rutin” bir devir teslim gibi görünse de, 7 Ocak’ta düzenlenen tören ve sarf edilen sözler, AB’nin Kıbrıs meselesindeki taraf oluşunun artık kronikleşmiş bir “akıl tutulmasına” dönüştüğünü kanıtladı.

Törende konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursulavon der Leyen’in ifadeleri, sadece diplomatik bir gaf değil, aynı zamanda bilinçli bir tarih çarpıtmasıydı. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın haklı tepkisiyle dikkat çektiği üzere; von der Leyen, yapay zeka ve gelecek vizyonundan bahsederken bile referansını “Bizans kiliselerinin gölgesi” olarak belirledi. Metninde “Kıbrıslı Türkler”den tek bir satır dahi yoktu.

Sanki bu Ada’nın tarihinde Osmanlı yokmuş, sanki bu topraklarda asırlardır var olan Kıbrıs Türk Halkı hiç yaşamamış gibi davranmak; AB’nin vizyonunun “Bizans hayalleri” ile sınırlı olduğunu göstermektedir. Cumhurbaşkanı Erhürman’ın dediği gibi; “Görmezden gelinmeyi görmezden gelemeyiz.” Biz buradayız, bu topraklardayız ve yok sayılamayız.

***

Asıl İşgal 1963’tedir

Törende Rum ve Avrupalı yetkililerin ağzından düşmeyen “işgal”, “istila” ve “bölünme” kelimeleri ise tam bir ironi şaheseridir. KKTC Başbakanı Ünal Üstel, KKTC Dışişleri Bakanlığı ve TC Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli’nin net bir şekilde ifade ettiği gibi; Ada’daki tek ve gerçek işgal, 1963 yılında başlamıştır.

Ortaklık devletinin anayasasını tek taraflı değiştiren, Kıbrıslı Türkleri devletten silah zoruyla atan ve “Kıbrıs Cumhuriyeti” tabelasını gasp eden Rum tarafıdır. 1963’ten beri o koltukta oturanlar, meşru bir hükümet değil, devleti “işgal eden” bir yönetimdir. Dolayısıyla bugün AB Dönem Başkanlığı koltuğuna oturan yapı, tüm Ada’yı temsil etme ehliyetine sahip değildir; o koltukta sadece Rum halkını temsil eden bir yönetim oturmaktadır.

Başbakan Üstel’in hatırlattığı 2004 Annan Planı süreci, AB’nin çifte standardının en somut belgesidir. “Evet” diyen Kıbrıslı Türkler cezalandırılmış, “Hayır” diyen Rumlar ise AB üyeliği ile ödüllendirilmiştir. Bugün hala aynı ödüllendirme mekanizmasının çalıştığını görmek, AB’nin “adalet” iddiasının içinin ne kadar boş olduğunu yüzlerine vurmaktadır.

***

Tehlikeli oyun: Silahlanma ve düşmanlık

AB’nin bu şımarık çocuğu ödüllendirme politikası, sadece diplomatik bir sorun olmaktan çıkıp artık bir güvenlik tehdidine dönüşmüştür. Rum tarafı, son dönemde bölgesel ittifakların arkasına sığınarak silahlanma faaliyetlerini hızlandırmış, Gazimağusa ve Girne’ye yönelik saldırgan bir dil kullanmaya başlamıştır. Başbakan Üstel’in işaret ettiği gibi; Güney’de yükselen ırkçı ve Türk düşmanı atmosfer, AB’nin sessizliğinden cesaret almaktadır. Barış projesi olduğunu iddia eden bir Birliğin, silahlanmayı ve düşmanlığı körükleyen bir yönetime “Dönem Başkanı” sıfatıyla platform sunması, kendi değerleriyle çelişmesidir.

***

Sonuç: Yok hükmündedir

KKTC Dışişleri Bakanlığımızın da vurguladığı üzere; Kıbrıs Türk Halkını yok sayan, 1960 ortaklığını silahla yıkan bir zihniyetin AB Dönem Başkanlığı, bizim nezdimizde yok hükmündedir. Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinde tarafsız bir aktör olma şansını yıllar önce kaybetmiştir. Rum tarafının dönem başkanlığını, kendi maksimalist tezlerini pazarlamak ve Türkiye ile KKTC’ye saldırmak için bir “propaganda aparatı” olarak kullanmasına izin vermek, AB’nin bu çözümsüzlükteki suç ortaklığını tescillemektedir.

Ancak herkes şunu iyi bilmelidir: Bizans rüyaları görenlere inat, biz gerçeklerle yürüyoruz. Kıbrıs Türk Halkı; müktesep hakkı olan egemen eşitliği, kendi devleti ve Anavatan Türkiye’nin garantörlüğü ile bu topraklarda var olmaya devam edecektir. Ne “yok sayılmaya” boyun eğeriz ne de gasp edilmiş unvanlarla bize tepeden bakanlara karşı sessiz kalırız. Bizim yolumuz Mavi Vatan’da, kendi bayrağımızın gölgesinde, bağımsız ve hür bir geleceğe doğrudur.

Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages