
İslam Özkan yazdı : TOMA’nın üzerindeki adam
26 Mayıs 2026
***
Bilindiği üzere siyaset
özünde tanımlama ve sınıflandırma tekelini ele geçirme
mücadelesidir. Sembollerin çatışması laf olsun diye yapılan
bir yarış değildir; aksine, egemen olanın kendi dünya görüşünü
diğer gruplara tek seçenek olarak kabul ettirmesidir. Buna
sembolik şiddet de denir. Kamusal alanda hangi heykelin
duracağı, hangi kıyafetin makbul sayılacağı veya terör,
özgürlük, beka gibi kavramların nasıl tanımlanacağı üzerine
yürüyen kavga, buna örnek verilebilir.
Kitleler büyük ölçüde nesnel gerçekliklerden ziyade sembolik
kurgulara tepki verir. Siyasette çatışan taraflar, sürekli
olarak imajlar yaratırlar. Tehdit ve kurtarıcılardan oluşan bu
sembollerin çatışması, kitlelerin korkularını ve umutlarını
kendi tarafına çekme yarışıdır. Bir liderin sade bir sofra
fotoğrafı vermesi ile görkemli bir saray dekoru kullanması,
iki farklı politik imgelemin sembolik rekabetidir.

Özellikle Pierre
Bourdieu’nun geliştirdiği bu sembolik sermaye ya da sembolik
şiddet teorisini son olaylara uygulayabiliriz. Buna göre son
CHP’nin 38. Olağan Genel Kurultayı’yla ilgili istinafın
verdiği “mutlak butlan” kararının topluma anlatılması meselesi
tamamen tanımlama tekelini eline alma yarışıdır. Kararın
hukuksuz olmasının bir önemi yoktur, önemli olan bunu
öncelikle kendi tabanının ardından da toplumun kabul
edebileceği bir şekilde anlatılmasıdır. Tabii burada toplum
derken iktidarın aslında toplumun daha çok alt kesimlerini
hedef aldığını söylemek gerekir.
Bütün eleştirilere ve yaşadığı meşruiyet krizine rağmen
AKP’nin, elinde tuttuğu devasa medya gücü sayesinde hâlâ rıza
imalatı ve hikâye üretme gücü vardır. Bu rıza imalatının
başında liderin karizmasını korumak gelmektedir. Bu yüzden de
yargı sopasını kullanan iktidar, dikkat edin sosyal medyada
başka eleştirilere daha toleranslı yaklaşırken, özellikle
Eroğan’a yönelik herhangi bir saldırıya karşı aşırı tepki
vermektedir.
Ancak demokrasilerde alt kesimlerin oy vermesi, onların
gerçekten karar alıcı olduğu anlamına gelmez. Demokrasi,
elitlerin en rahat hareket ettiği alandır. Üst kesim
kitlelerin duygularını, inançlarını ve öfkelerini manipüle
ederek onları kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirir. Alt
kesim kendi iradesiyle karar verdiğini sanırken, aslında
sadece önüne konulan elit ittifaklarından birini seçmektedir.
Burası başka bir konu, biz esas anlatmak istediğimiz olguya
dönelim…

Zira AKP’nin anlatısının
ve sembolik şiddetinin temelinde Erdoğan yatmaktadır, bu
ikonik imgelem korunduğu sürece kalenin düşme ihtimali zayıf,
hatta imkansızdır. Muhalefetin rakibini alt edebilmesi ve
iktidara geçebilmesi için yapması gereken, Erdoğan’ın toplumun
alt kesimlerindeki insanlar tarafından benimsenen bu ikonik
imgelemi aşındırmak hatta mümkünse tahrip etmektir. Erdoğan
anlatısı ve imgelemi yıkılmadan herhangi bir siyasi ya da
toplumsal muhalefetin başarı şansı yoktur. Ancak Metin
Külünk’ün de dediği gibi son yıllarda Erdoğan sosyolojisi de
erimekte ve sembolik sermayesini giderek kaybetmektedir.
AKP kendi kitlesine dahi anlatmakta zorlanacak
Ne kadar daha güçlü ve iktidarda da olsa süreç, AKP’nin aleyhine gelişmektedir. Zira iktidardaki parti, sadece işlediği hukuksuzluklar üzerinden değil; aynı zamanda CHP’nin eline yeni anlatılar ve ikonlar hediye ettiği için de sembolik sermayesini giderek tüketmektedir. CHP’nin Genel Merkezi’ne yönelik polis baskını milyonlarca insan tarafından izlendi. Ne kadar AKP kendi anlatısıyla tezini güçlendirmeye ve sembolik sermayesini konsolide etmeye çalışırsa çalışsın bir parti genel merkezine polis ve zırhlı araçlarla girilmesi demokrasilerde az rastlanan bir durumdur. AKP bunu kendi kitlesine dahi anlatmakta zorlanacaktır.

CHP Genel Merkez müdahale
Öte yandan parti genel
merkezindeki direniş, sadece Türkiye tarihine değil, dünya
tarihine geçecek imgelerle yüklü bir direnişti. Otoriter
düşünme kalıplarıyla hareket eden iktidar akıllı davransa,
muhalefet liderini ve en büyük rakibini tutuklamış bir iktidar
olarak fazlasıyla yıprattığı imajının daha da tahrip
edilmesine izin vermezdi.

Özellikle parti genel
merkezi binasının kapısının kanırtılarak yıkılması, polisin
cam çerçeve indirerek saldırıya geçmesi, içeridekilerin
direnişi, Özgür Özel’in içeriden yayınladığı manifesto
niteliğindeki açıklamalar ve son olarak dışarı çıkıp TOMA’nın
üzerinde verdiği fotoğraf, uzun yıllar konuşulacak
imgelemlerdi.
Özetle bu son olay, AKP iktidarının giderek gaddarlaşan bir
hegemon CHP’nin ise mağdur ve mazlum olduğunu insanların
gözüne gözüne sokan olaylara dönüştü ve ana muhalefetin
kendisini topluma anlatmak için yeni bir hikâyesi daha oldu.
Halkımız, genelde mağdur ve mazlumdan yanaysa bu, CHP’nin
önümüzdeki dönem yükselen güç olacağı anlamına gelir. Bunun
tek şartı, ahlaki üstünlüğünü sürdürüp karşı tarafın muazzam
medya gücüne rağmen anlatıyı tanımlama tekelini rakibine
kaptırmamasıdır. Kucaklayıcı bir siyaset de bunu
pekiştirecektir.