1985'te Amerika Japonya'yı bitirdi. Aynı strateji şimdi Çin'e uygulanıyor olabilir.
Çok soru geliyor.
Çin neden susuyor?
Müttefikleri baskı altında. Enerji hatları kesiliyor. Gümrük vergileri artıyor.
Neden hiçbir şey yapmıyor?
Cevap 1985'te gizli.
Ama önce o dönemde ne olduğunu anlamak lazım.
1980'lerin başında Japonya durdurulamaz görünüyordu.
Toyota Amerikan otomotiv endüstrisini yok ediyordu. Sony, Canon, Panasonic elektronik pazarını ele geçirmişti. Dünyanın en büyük 10 bankasının 7'si Japondu. Amerika'nın ticaret açığı 150 milyar dolara ulaşmıştı.
Kongre öfkeliydi. Senatörler "Japonya'ya %50 gümrük vergisi koyalım" diyorlardı.
Reagan'ın ekibi geçici bir çözüm istemiyordu. Japonya'yı yavaşlatmak değil durdurmak istiyordu. Kalıcı olarak.
Bir plan yaptılar.
22 Eylül 1985 New York'ta 5 ülke masaya oturdu. Amerika, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere.
Japonya'ya tek bir seçenek bırakıldı.
"Ya paranın değerlenmesini kabul et ya da Kongre %50 gümrük vergisi koyar. Seç."
Japonya müttefikti, kabul etti.
24 ay içinde Japon yeni %100 değer kazandı. Japon ürünleri bir anda 2 kat pahalandı.
Toyota, Sony, Honda zarar etmeye başladı. İhracat düştü. İşsizlik arttı.
Japonya Merkez Bankası panik yaptı. İhracat bitmiş, ekonomi daralıyor. Ellerinde iki seçenek vardı. Ya faiz düşüreceklerdi ya da ekonominin çökmesini izleyeceklerdi.
Agresif şekilde faiz düşürdüler.
1985: %5.
1990: %2.5.
1995: %0.5.
2000: %0.1.
2016: -%0.1. Negatif faiz.
Ekonomi büyüdü mü? Hayır.
Düşük faizle birlikte trilyonlarca yen basıldı. Ama basılan para üretime gitmedi. Varlık balonlarına gitti.
Tokyo'daki arazi değeri tüm California'dan pahalı hale geldi. Japon borsası 4 yılda 10.000'den 38.900'e çıktı.
1990'da balon patladı.
Borsa %82 düştü. 38.900'den 7.000'e. 13 yıl süren bir çöküş.
Ama asıl yıkım bundan sonra geldi.
Fiyatlar düşmeye başladı.
1991: %3 enflasyon.
1995: %0.
1999: -%1 deflasyon.
2009: -%2 derin deflasyon.
Deflasyon neden bu kadar yıkıcı?
Şöyle düşünün. Bugün almak istediğiniz bir ürün var. Ama fiyatlar her ay düşüyor. "Bekleyeyim, gelecek ay daha ucuz olur" diyorsunuz.
Gelecek ay düşüyor. "Biraz daha bekleyeyim, daha da ucuzlar" diyorsunuz.
Herkes aynı şeyi yapıyor. Kimse almıyor. Şirketler satış yapamıyor. Kâr edemiyor. İşten çıkarmalar başlıyor. İşsizlik artıyor. İnsanlar daha az harcıyor. Fiyatlar daha da düşüyor.
Kısır döngü. 20 yıl sürdü.
Ve en kötüsü geldi. Carry trade.
Japonya'da faiz %0.1. Amerika'da faiz %5.
Dünya ne yaptı?
Japonya'dan yen borç aldılar. Neredeyse bedava. Dolara çevirdiler. Amerikan tahviline yatırdılar. %5 getiri aldılar. Yıl sonunda borcu ödediler. Aradaki fark kâr.
Dünyanın tüm büyük fonları yaptı.
Japonya'nın parası 30 yıl boyunca dünya tarafından bedava kullanıldı. Sermaye sürekli dışarı aktı.
40 yıl geçti. Japonya hala toparlanamadı.
Şimdi durun ve bugüne bakın.
Çin Amerika'yı geçmek üzere. Enerji üretiminde 3 kat önde. Üretimde 2 kat önde. Analistlerin tahmini, bu şekilde devam ederse Çin 10 yıl içinde dünyanın en büyük ekonomisi olacak.
Amerika durdurmak zorunda. 1985'teki gibi masaya oturtup anlaşma dayatabilir mi?
Hayır. Çünkü Japonya müttefikti. Çin değil.
O zaman ne yapıyor?
Birincisi gümrük vergisi uyguluyor.
İkincisi enerji hatlarını kesiyor.
- Venezuela Çin'e günde 800 bin varil petrol satıyordu. Maduro yakalandı. Hat kesildi.
- İran günde 1.5 milyon varil satıyordu. Savaş başladı. Hürmüz krizi devam ediyor.
- Rusya yaptırımlarla baskı altında.
Çin tükettiği petrolün %73'ünü ithal ediyor. Enerji kaynakları teker teker baskı altına alınıyor. Kuşak Yol Projesi'nin kritik bağlantı noktası İran bombalanıyor. Müttefikleri zayıflatılıyor. Ticaret yolları bozuluyor.
Japonya'ya 1985'te tek hamleyle yapılan şey Çin'e dört koldan uygulanıyor.
Peki tüm bunlar olurken Çin ne yapıyor?
Şöyle düşünün. Bir yatırım yapacaksınız. Önünüzde iki varlık var.
Birincisi fiyatı çok yüksek. Zirveye yakın. Büyüme potansiyeli sınırlı.
İkincisi fiyatı çok düşük. Büyüme potansiyeli devasa.
Ülkeler de böyledir. Her ülkenin bir doyum noktası vardır. Büyüme döneminden sonra yavaşlama gelir.
ABD, Avrupa. Doyum noktasına ulaşmış ekonomiler. Büyüme yavaş. Borçlar yüksek. Nüfus yaşlanıyor.
Peki fiyatı düşük ama potansiyeli devasa olan yer neresi?
Afrika. 2050'de nüfusu 2.5 milyar olacağı tahmin ediliyor. Dünyanın en genç kıtası. Hammadde zengini.
Çin bunu gördü.
ABD Irak ve Afganistan'da 4 trilyon dolar harcarken Çin 49 Afrika ülkesine altyapı yatırımı yaptı. Demiryolu inşa etti. Baraj kurdu. Liman açtı. Telekomünikasyon ağı ördü.
Ama yalnızca Afrika değil.
Yuan yayılıyor. Hürmüz'de İran yuan ile geçiş ücreti alıyor. BRICS genişliyor. Alternatif ödeme sistemleri kuruluyor. Altın alımları devam ediyor.
ABD her savaş açtığında bir müttefik kaybediyor. Her kaybettiği müttefik Çin'in kapısını çalıyor.
1985'te Japonya müttefikti, kabul etti. 40 yıl kaybetti.
2026'da Çin müttefik değil. Sabrediyor.
ABD aynı stratejiyle farklı bir rakibi bitirebilir mi?
Bu sorunun cevabı önümüzdeki dönemi belirleyecek.
Sevgilerimle...
Celâl ÇELİK
Cep telefonumdan gönderdim...