Bir berber abiniz olarak yaşadığım bir hatırayı anlatayım…
Dükkânımın kapısının önünde müşteri bekliyordum.
İki alt dükkâna 7-8 yaşlarında bir çocuk girdi. Komşum beni pek sevmez; ucuza traş yapıyorum diye ona müşteri gitmez. O da ister ki herkes pahalı yapsın, çok kazanalım…
Neyse… Çocuk girdiği gibi çıktı. Bana doğru yürüdü. Önümde durdu.
“Amca, traş kaç para?” dedi.
Bir baktım… Ayakkabıları yırtık. Üzerinde mont var ama kışlık değil. Sanki kendinden beş yaş büyük birinden emanet alınmış gibi; kolları elini bile göstermiyor.
Anladım ki parası az. “Yetecek mi?” diye soruyor aslında.
“Sen kaç para verirsen o kadar olsun traş parası.” dedim.
Kapıyı açtım, içeri buyur ettim.
“Otur bakalım koltuğa.”
Aman Ya Rabbim…
Koltuk ıslandı. Meğer çocuk sırılsıklam. Altına havlu serdim. Ayakkabılarından su damlıyor. Çıkardım ayakkabılarını. Çoraplar su gibi… Böyle dursa hasta olacak.
Yan taraf tuhafiye idi.
“Abla, iki çift çorap verir misin?” diye seslendim.
Getirdi. Giydirdim.
Şimdi traşa başlayabilirdim.
Bir yandan makas çalışıyor, bir yandan sohbet ediyoruz.
Babası yıllar önce vefat etmiş.
Annesi evlere temizliğe gidermiş ama şimdi hasta yatıyormuş.
Evde bir kardeşi daha varmış.
Öğretmenleri “Tatilden sonra saçlar traşlı olsun” demiş.
Annesi de ağlayınca eline 7 lira sıkıştırmış:
“Olabilirsen traş ol oğlum…”
İçimden “Bu paraya traş mı olur?” diye geçirdim. Ama sonra düşündüm; kadıncağızın belki de sadece 7 lirası vardı… Neden 10 değil de 7? Demek ki hepsi oydu.
Traş bitti.
Çocuk ıslak ayakkabılarını tekrar giydi.
Bir de o bozuk 7 lirayı bana uzatmaz mı…
Aldım parayı.
Montumu giydim.
Dükkânı kapattım.
Dedim ki kendi kendime:
“Şimdi para kazanma zamanı değil.”
“Ben de geleceğim seninle, düş önüme.” dedim.
Alt caddeye indik.
Bir ayakkabı aldık.
Bir kışlık mont aldık.
Biraz da gıda malzemesi…
İçimden de diyorum ki:
“Ya anlattıkları doğru değilse?”
O zaman aldıklarımı geri getiririm. Ama bir bakmam lazım.
Sonunda gösterdiği eve vardık.
Kapıyı çaldık.
İçeri girdim.
Gerçekten yatakta hasta bir anne…
Yatağın ucunda sanki nöbet tutar gibi bekleyen küçük bir kardeş…
O an dedim ki:
“Allah’ım, Sen ne büyüksün…”
Aldıklarımı bıraktım.
O gün kazandığım parayı da uzattım:
“Abla, bu da yanınızda bulunsun.”
Çıktım evden.
“Akşama yine geleceğim, biraz daha ilaç ve ihtiyaç getireceğim.” dedim.
Koca adamım.
Çok şeye dayandım hayatta.
Ama buna dayanamadım…
Ağladım.
Tam dükkâna varacağım, az kalmıştı.
Telefonum çaldı.
Büyük kızım…
Aylardır iş bekliyordu.
“Baba, iş buldum. 3.200 TL ile başlayacağım.” dedi.
O an çöktüm kaldırıma.
Bir amca gördü beni.
“Hayırdır evlat, hasta mısın?” dedi.
“Yok amca…” dedim, toparlandım.
İçimden sadece şunu söyledim:
“Ey Allah’ım…
Ben farkında olmadan Sana borç vermişim meğer.
Sen daha aynı gün geri ödedin.
Ben bilemedim…
Çok özür dilerim.”
İşte o gün anladım ki;
Kul verir gibi yapar, aslında emanet eder.
Merhametle yapılan hiçbir iyilik kaybolmaz.
Belki aynı gün, belki başka bir gün…
Ama Allah mutlaka karşılığını verir.
Yeter ki niyet temiz, kalp samimi olsun. 🌹🍃🍂🍀❣️
Hazırlayan ve düzenleyen: Ahmet Aydın
#ıslakçocuk #hikaye #fyp #trending #keşfet
Sevgilerimle...
Celâl ÇELİK
Cep telefonumdan gönderdim...