ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak köklü Türk kültürü temsilcisi, Anadolu aşığı gönül adamını ölümünün 53. yıldönümünde saygı , sevgi ile anıyoruz.

0 views
Skip to first unread message

Digi Security (İŞNET)

unread,
5:38 AM (7 hours ago) 5:38 AM
to (122) - ATATÜRK MİLLİYETÇİLERİ, (122) - ÖZEL BÜRO (TÜRK BASINI İLETİŞİM LİSTESİ), (122) - TURAN ÇATLI MAIL GRUBU, (122) - TÜRK VE İSLAM ALEMİNİN LİDERİ TÜRKİYE, (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (ÖZEL BÜRO), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK SİYASET VE GÜVENLİK AKADEMİSİ), (122) ÖZEL BÜRO MAIL GRUBU (TÜRK STRATEJİ KURUMU), (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU (122) TÜRKİYE İÇİN EL ELE MAIL GRUBU
1br9qfwlyfz8gzr12f5.jpg    0z8kgltk84juhtu1mtp.jpg

Sabahattin Eyüboğlu 53 yıl önce 13 Ocak 1973 günü gözümüzden gönlümüze akmıştı.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak köklü Türk kültürü temsilcisi, Anadolu aşığı gönül adamını ölümünün 53. yıldönümünde saygı , sevgi  ile anıyoruz. 

13.01.2026 Salı

*** 

SABAHATTIN EYÜBOĞLU NEDEN GÖZÜMÜZDEN GÖNLÜMÜZE AKMIŞTI ???

DENEMELER KİTABI MAVİ VE KARA’DAN

·  Bilmek, okuyucum, bütün iş bilmekte, ama dünyanın ötesinde değil, gözlerimizin önünde olup biteni bilmekte.

·  Kimin gerçekten memleket hayrına çabaladığını kestirmek, memleketin gerçek halini bilmeye bağlı.

·  İşe akıl ve bilim yolu ile daldan ve hurafeden yıkanmış bir masanın başında girişmek gerektiğini biliyordun.

·  Bir de mürekkep balığına dikkat. Mürekkep balıkları, postlarını kurtarmak gerekti mi, arkalarından bir karanlık salıverirlermiş, göz gözü görmez olurmuş.

·  Ama yine de soruyorum size: Neden politikacıların çoğu er ya da geç kendilerini de memleketlerini de barıştan çok savaşa, güvenden çok kuşkuya götürüyorlar?

·  Yunus da der ki, Pir Sultan da der ki, Karacaoğlan da der ki, bu topraklar bizim, Ayasofya da bizim,Troya da bizim, Hattuşaş, Gordiyon, Bergama bizim, Divrik Ulu Camii, Emir Sultan, kayalara oyulmuş kiliseler, Artemis'in göğsünde kabaran memeler, türlü inançların taşlara kazdığı yazılar bizim, Erzurum'da Çifte Minare'nin hayat ağacı, ejderhası, Sivas 'ta Gök Medrese'nin geyiği, ceylanı, tavşanı, Alacahöyük'te yüce tapınağın çifte kartalı, Van Gölü'nde, Ahtamar Adası'nda öpüşen güvercinler, sıkışan eller, Ademler, Havvalar, Yunuslar, İsalar bizim, yüce dağ başlarında beş adam boyu tanrı heykelleri, kilimlerde Doğu'yu, Batı'yı, gavuru, Müslümanı, karayı, akı, maviyi, kırmızıyı uzlaştıran köylü nakışları bizim.

KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE KİTABI’NDAN

·  Hayatın mümkünse pek çok yerinde olmalıdır sanat deyip Köy Enstitüleri'nin kapanmasına ilişkin  "Köy Enstitüleri'ne en çok niçin çamur atıldı, bilir misiniz?

·  Bir bilimadamı Köy Enstitülerinin bir ütopya olduğu fetvasını verdi. Bu fetva hiçbir Köy Enstitüsünün semtine uğramadan, kuruculardan hiçbiriyle görüşmeden yıkıcı politikacıları bilim adına desteklemek için verilmişti.

·  [Oysa] birkaç yıl içinde Türkiye’nin dört bir yanında gelmez denen suları getiren, yetişmez denen bitkileri, insanları umutlar ötesinde yetiştiren, bozkırlar ortasında on binlerce ışıklı pencere açan ve —hepsinden önemlisi— bunca yılgın köy delikanlısına ülkücülük aşılamış, güven vermiş bir kuruma bir bilim adamı ütopya değil, gerçekleşmiş bir ütopya diyebilir olsa olsa.

·  Bu kurumlarda iş ilkesi öne sürüldü, iş eğitimi yapıldı, öğrenciler duvar ördü, ağaç dikti, işçilere benzedi diye.

·  Ne demekmiş okulda işçilik? Ağaç dikme, aşı yapma karatahtada öğretilebilirdi yalnız öğretmen olacak efendiye.

·  Okul efendi yetiştirirmiş, ter kokulu, eli nasırlı işçi değil. İşçiyi köle sayan düşünüşün tepkisiydi bu. Okulun üretici değil tüketici olmasını istiyordu.

·  Hasanoğlan (Köy Enstitüsü) gençlerinin su çıkmaz denen kıraç dağlarda su bulup kendi döktükleri borularla bu suyu köye ve enstitülerine getirmeleri, bu sudan elektrik çıkarmaları sevinç yaratacak yerde kuşku yarattı.

·   Aynı gençlerin kendi elleriyle yaptıkları tohum atan köylü heykeli bir umacıya benzetilip yıktırıldı. Çalışan köylüyle heykel ha? Ne demekmiş bu? Çalışıyor diye elin ayısını, kölemizi baş tacı mı edecektik?

·   Bu düşünüş kolay kolay kafalardan söküleceğe benzemiyor. Sökülmeyince kırk bin köyümüzü nasıl şenletiriz bilmem."    

·  Okulun amacı seçkin bir azınlık değil, içinden seç­kin azınlığın kendiliğinden çıkacağı aydın bir çoğunluk yetiş­tirmek olacaktı."

·  Çorak bir yeri yemyeşil etmek, bir bataklığı kurutmak, susuz yere su getirmek Köy Enstitülerinde ahlâk eğitiminin ta kendisi oluyor; vatan sevgisi, insan sevgisi, bilim sevgisi bu işler içinde kendiliğinden kazanılıyordu. (Köy Enstitüleri Üzerine)

·  (...)Teklerin uzun zamanda, kaygı­lar kuşkular içinde, asık yüz ve aç gözle yapacağını, çokluğun birbirini hızlandırıp coşturan yüzlerce kolu, kafasıyla en kısa zamanda, güvenle türkü söyler gibi yapmak,

·  Köy Enstitüleri­'nin gerçekleştirmek istediği, yer yer, zaman zaman gerçekleştirdiği buydu; başardıklarını bununla başardılar.

·        Bozkırların kaderini değiştirebilecek duruma bununla geldiler; kuruluş yıllarının o görülmedik hızı, dirilten, yeşerten soluğu, dağ de­len Ferhatlığı, yaşama ve çalışma sevinci bundan geliyordu.

·        Ama kuranlar mı gerçekten halktan yanaydılar, yıkanlar mı?

- Bu sorunun karşılığını vermek biz enstitülülere düşmez; ama merak edenlere şöyle bir yol gösterebiliriz: Baksınlar, kuranlar mı, yıkanlar mı daha çok çıkar peşindeydiler, kuranların kişisel kazancı ne oldu, yıkanlarınki ne? 

·      Kız kardeşi Mualla Eyüboğlu  " Köy Enstitüleri yüzünden adımızı komüniste çıkardılar. Mevlevi şeyhleriyle dostluğumuzdan dolayı gericiye. Her boyaya boyandık anlayacağın. Hepsine gülüp geçtik. Sabahattin ağabeyimin dediği  gibi, bizden memleketi sevmek...Gerisi boş.." diyen yüce gönüllü kardeşler ışıklar içinde dinlensinler.

(1) Üstün Dökmenden ödünç alınmıştır..

(BU YAZI DERLEMDİR)
Reply all
Reply to author
Forward
0 new messages