
Sabahattin Eyüboğlu 53 yıl
önce 13 Ocak 1973 günü gözümüzden gönlümüze akmıştı.
ÖZEL
BÜRO İSTİHBARAT GRUBU olarak köklü Türk kültürü temsilcisi,
Anadolu aşığı gönül adamını ölümünün 53. yıldönümünde
saygı , sevgi ile anıyoruz.
13.01.2026
Salı
***
SABAHATTIN EYÜBOĞLU NEDEN GÖZÜMÜZDEN GÖNLÜMÜZE AKMIŞTI ???
DENEMELER KİTABI MAVİ VE KARA’DAN
· Bilmek, okuyucum, bütün iş
bilmekte, ama dünyanın ötesinde değil, gözlerimizin önünde
olup biteni bilmekte.
· Kimin gerçekten memleket hayrına çabaladığını
kestirmek, memleketin gerçek halini bilmeye bağlı.
· İşe akıl ve bilim yolu ile daldan ve hurafeden yıkanmış
bir masanın başında girişmek gerektiğini biliyordun.
· Bir de mürekkep balığına dikkat. Mürekkep balıkları,
postlarını kurtarmak gerekti mi, arkalarından bir karanlık
salıverirlermiş, göz gözü görmez olurmuş.
· Ama yine de soruyorum size: Neden politikacıların çoğu
er ya da geç kendilerini de memleketlerini de barıştan çok
savaşa, güvenden çok kuşkuya götürüyorlar?
· Yunus da der ki, Pir Sultan da der ki, Karacaoğlan da
der ki, bu topraklar bizim, Ayasofya da bizim,Troya da
bizim, Hattuşaş, Gordiyon, Bergama bizim, Divrik Ulu
Camii, Emir Sultan, kayalara oyulmuş kiliseler, Artemis'in
göğsünde kabaran memeler, türlü inançların taşlara kazdığı
yazılar bizim, Erzurum'da Çifte Minare'nin hayat ağacı,
ejderhası, Sivas 'ta Gök Medrese'nin geyiği, ceylanı,
tavşanı, Alacahöyük'te yüce tapınağın çifte kartalı, Van
Gölü'nde, Ahtamar Adası'nda öpüşen güvercinler, sıkışan
eller, Ademler, Havvalar, Yunuslar, İsalar bizim, yüce dağ
başlarında beş adam boyu tanrı heykelleri, kilimlerde
Doğu'yu, Batı'yı, gavuru, Müslümanı, karayı, akı, maviyi,
kırmızıyı uzlaştıran köylü nakışları bizim.
KÖY ENSTİTÜLERİ ÜZERİNE KİTABI’NDAN
· Hayatın mümkünse pek çok yerinde
olmalıdır sanat deyip Köy Enstitüleri'nin kapanmasına
ilişkin "Köy Enstitüleri'ne en çok niçin çamur atıldı,
bilir misiniz?
· Bir bilimadamı Köy Enstitülerinin bir ütopya olduğu
fetvasını verdi. Bu fetva hiçbir Köy Enstitüsünün semtine
uğramadan, kuruculardan hiçbiriyle görüşmeden yıkıcı
politikacıları bilim adına desteklemek için verilmişti.
· [Oysa] birkaç yıl içinde Türkiye’nin dört bir yanında
gelmez denen suları getiren, yetişmez denen bitkileri,
insanları umutlar ötesinde yetiştiren, bozkırlar ortasında
on binlerce ışıklı pencere açan ve —hepsinden önemlisi—
bunca yılgın köy delikanlısına ülkücülük aşılamış, güven
vermiş bir kuruma bir bilim adamı ütopya değil,
gerçekleşmiş bir ütopya diyebilir olsa olsa.
· Bu kurumlarda iş ilkesi öne sürüldü, iş eğitimi
yapıldı, öğrenciler duvar ördü, ağaç dikti, işçilere
benzedi diye.
· Ne demekmiş okulda işçilik? Ağaç dikme, aşı yapma
karatahtada öğretilebilirdi yalnız öğretmen olacak
efendiye.
· Okul efendi yetiştirirmiş, ter kokulu, eli nasırlı işçi
değil. İşçiyi köle sayan düşünüşün tepkisiydi bu. Okulun
üretici değil tüketici olmasını istiyordu.
· Hasanoğlan (Köy Enstitüsü) gençlerinin su çıkmaz denen
kıraç dağlarda su bulup kendi döktükleri borularla bu suyu
köye ve enstitülerine getirmeleri, bu sudan elektrik
çıkarmaları sevinç yaratacak yerde kuşku yarattı.
· Aynı gençlerin kendi elleriyle yaptıkları tohum atan
köylü heykeli bir umacıya benzetilip yıktırıldı. Çalışan
köylüyle heykel ha? Ne demekmiş bu? Çalışıyor diye elin
ayısını, kölemizi baş tacı mı edecektik?
· Bu düşünüş kolay kolay kafalardan söküleceğe
benzemiyor. Sökülmeyince kırk bin köyümüzü nasıl
şenletiriz bilmem."
· Okulun amacı seçkin bir azınlık değil, içinden seçkin
azınlığın kendiliğinden çıkacağı aydın bir çoğunluk
yetiştirmek olacaktı."
· Çorak bir yeri yemyeşil etmek, bir bataklığı kurutmak,
susuz yere su getirmek Köy Enstitülerinde ahlâk eğitiminin
ta kendisi oluyor; vatan sevgisi, insan sevgisi, bilim
sevgisi bu işler içinde kendiliğinden kazanılıyordu. (Köy
Enstitüleri Üzerine)
· (...)Teklerin uzun zamanda, kaygılar kuşkular içinde,
asık yüz ve aç gözle yapacağını, çokluğun birbirini
hızlandırıp coşturan yüzlerce kolu, kafasıyla en kısa
zamanda, güvenle türkü söyler gibi yapmak,
· Köy Enstitüleri'nin gerçekleştirmek istediği, yer yer,
zaman zaman gerçekleştirdiği buydu; başardıklarını bununla
başardılar.
· Bozkırların kaderini değiştirebilecek duruma
bununla geldiler; kuruluş yıllarının o görülmedik hızı,
dirilten, yeşerten soluğu, dağ delen Ferhatlığı, yaşama
ve çalışma sevinci bundan geliyordu.
· Ama kuranlar mı gerçekten halktan yanaydılar,
yıkanlar mı?
- Bu sorunun karşılığını vermek biz enstitülülere düşmez;
ama merak edenlere şöyle bir yol gösterebiliriz:
Baksınlar, kuranlar mı, yıkanlar mı daha çok çıkar
peşindeydiler, kuranların kişisel kazancı ne oldu,
yıkanlarınki ne?
· Kız kardeşi Mualla Eyüboğlu " Köy Enstitüleri
yüzünden adımızı komüniste çıkardılar. Mevlevi şeyhleriyle
dostluğumuzdan dolayı gericiye. Her boyaya boyandık
anlayacağın. Hepsine gülüp geçtik. Sabahattin ağabeyimin
dediği gibi, bizden memleketi sevmek...Gerisi boş.."
diyen yüce gönüllü kardeşler ışıklar içinde dinlensinler.
(1) Üstün Dökmenden ödünç alınmıştır..
(BU YAZI DERLEMDİR)