
Muhammet Binici : Erbakan’ın İran vizyonu ve Körfez’de kıyamet öncesi sessizlik
04.04.2026
***
Necmettin Erbakan, 28
Haziran 1996 ile 30 Haziran 1997 arasında Türkiye
Cumhuriyeti’nin 54. Hükümeti’ne başbakanlık yaptı. Refah
Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin kurduğu “Refahyol”
hükümetiydi.
Erbakan’ın sembolik tercihleri bugün daha da anlamlı: Başbakan
olduktan sonra ilk yurt dışı ziyaretini İran’a, ilk yurt içi
ziyaretini ise Konya’ya yaptı.
Tahran ziyareti sırasında, Türkiye’nin enerji ihtiyacını
karşılamak amacıyla milyarlarca dolarlık doğal gaz boru hattı
anlaşması imzalandı. Erbakan, “Milli Görüş” vizyonu
çerçevesinde Müslüman ülkelerle ekonomik iş birliğini
artırmayı hedefliyordu. Bu hedefin somut adımlarından biri,
G-7’ye alternatif olarak kurulan Gelişen Sekiz Ülke (D-8)
oldu. Erbakan’ın dış politikada İran ile kurduğu bu yakın
ilişki, enerji iş birliğini bölgesel bir stratejiye dönüştürme
çabasıydı.
Konya ziyareti ise başka bir yönüyle hatırlanır: Erbakan’a
hediye edilen bir tüfekle ilgili basına verdiği cevap hâlâ
dilden dile dolaşır: “Biz kimseyi vurmak için gelmedik, hizmet
için geldik.”
Bugün, İran ve Körfez arasında ateşle oynanan bir oyunun
ortasındayız. Erbakan’ın İran ile kurduğu o enerji köprüsü,
bugün farklı bir gerilim hattına dönüşmüş durumda. Ve “hizmet
için geldik” diyen bir siyaset anlayışının tam karşısında, ABD
ve İsrail’in“vurmak” üzerine inşaa ettiği bir pazarlık
senaryosu var.
Şimdi gelin, Merhum Erbakan Hocamızın tarihsel alıntısından
sonra mesaj kutuma gelen bir makaleye kendi görüş ve
tespitlerimizi de ekleyerek meseleye biraz daha yakından
bakalım.
Evet kıymetli bir albayım mesaj gönderdi. Yıllardır
yazdıklarımız, çizdiklerimiz, programlarımızda bölgeyle ilgili
ekranlara taşıdıklarımız işte burada özetleniyor ama kimin
yazdığı belli değil. Araştırdım, o makale Dr. İlhami Pektaş’ın
kaleminden çıkmış. İşte tam da bu noktada masama düşen o yazı,
bölgede yıllardır üzerinde durduğumuz, defalarca uyardığımız,
anlatmaya çalıştığımız meselelerin bir özeti aslında. Onun
tasvir ettiği çerçeve, bugün yaşananların ne kadar derin ve ne
kadar öngörülebilir olduğunu bir kez daha gözler önüne
seriyor.
Herkes Trump’ın tehdidine bakıyor. Ben İran’ın cevabına
bakıyorum. Çünkü o cevabın içinde kimsenin görmediği bir
felaket var.
Trump’ın İran’a tanıdığı süre, artık bir diplomatik pazarlık
takviminden çok bir geri sayım gibi işliyor. “Hürmüz Boğazı
açılmazsa elektrik santrallerini vuracağız” sözü havada asılı
duruyor. İran ise cevabını çok net, çok soğukkanlı ve çok
tehlikeli bir şekilde verdi:
“Enerji altyapımız vurulursa, bölgedeki tüm enerji tesisleri,
tuzdan arındırma tesisleri ve bilgi teknolojisi altyapısı
hedef alınacaktır.”
Bu üç kelime, “tuzdan arındırma tesisleri”, aslında bütün
senaryonun kilit taşı. Bu cümle, sadece bir misilleme değil;
aynı zamanda “bizim enerjimizi vurursanız, ben sizin
hayatınızı vururum” demektir. Çünkü Körfez’de hayat dediğiniz
şey, elektriğe, elektrik dediğiniz şey ise suya bağlıdır.
Körfez ülkeleri çöl coğrafyasında nehirsiz, gölsüz, yağmuru
neredeyse olmayan bir bölge. Suudi Arabistan, BAE, Katar,
Kuveyt, Bahreyn… İçme suyunun neredeyse tamamı tuzdan
arındırma tesislerinden sağlanıyor. Deniz suyunu arıtıyorsun,
içilebilir hale getiriyorsun. Peki bu tesisler neyle
çalışıyor? Elektrikle.
Elektrik kesilirse su üretimi durur. Su üretimi durursa
milyonlarca insan günler içinde susuz kalır. Çöl sıcağında
susuz kalan bir şehir ise yaşanmaz hale gelir.
Ama bu sadece başlangıç.
Petrol üretimi de elektriğe bağlı. Petrol yerin altından kendi
kendine çıkmıyor. Pompalar, rafineriler, boru hatlarındaki
pompa istasyonları… Her şey elektrikle çalışıyor. Elektrik
kesilirse üretim de durur, işleme de, taşıma da. Yeni bir
santral inşa etmek ise 3-5 yıl, büyük kapasitelilerde 5-10 yıl
sürer. Bu demektir ki Körfez yıllarca üretim yapamaz. Petrol
fiyatları tarihin en yüksek seviyelerine fırlar, dünya
ekonomisi durma noktasına gelir.
Hastaneler de aynı kaderi paylaşır. Elektrik kesildiğinde ilk
ölenler fişe bağlı hastalar olur: yoğun bakımdakiler, solunum
cihazına bağlı olanlar, diyaliz hastaları, kuvözdeki bebekler.
Jeneratörler var ama yakıtları sınırlıdır; saatler içinde
biter. Ardından hastaneler karanlığa gömülür.
Gıda zinciri de çöker. Körfez ülkeleri gıdanın büyük kısmını
ithal eder. İthal edilen ürünler soğuk hava depolarında
saklanır. Elektrik kesilirse, 50 derece sıcaklıkta soğuk
zincir kırılır. Et, süt, ilaçlar, aşılar bozulur. Milyonlarca
ton gıda günler içinde çöpe döner. Yeni gıda getirmek için
lojistik gerekir, lojistik için yakıt gerekir, yakıt için
elektrik… Döngü kırılır, her şey durur.
Finans sistemi ise belki de en kırılgan noktalardan biri.
Dubai, bölgenin finans merkezi. Bankalar, veri merkezleri,
borsa, uluslararası şirketlerin bölge ofisleri… İran’ın “bilgi
teknolojisi altyapısını hedef alacağız” sözü doğrudan buraya
yönelik. Veri merkezleri vurulursa bankacılık durur, borsa
kapanır, dijital varlıklara erişim kesilir, uluslararası
transferler yapılamaz. Dubai’yi Dubai yapan finans ve lojistik
merkezi olmasıdır; ikisi de elektrik ve IT altyapısına bağlı.
Bu güveni yeniden inşa etmek, fiziksel tesisleri inşa etmekten
çok daha uzun sürer.
Şimdi bütün bunları bir araya koyun:
Su yok. Elektrik yok. 50 derece sıcakta klima yok. Hastaneler
karanlıkta. Gıda stoku bozulmuş, soğuk zincir kırılmış. Petrol
üretimi durmuş, gelir yok. Finans sistemi çökmüş, bankalar
çalışmıyor.
Körfez ülkeleri çöl ülkeleridir. Onları yaşanabilir kılan tek
şey, bu altyapıdır. Altyapı yok edildiğinde geriye çöl kalır.
Ve çöl yaşanmaz.
Trump, İran’ın elektriğini vurmakla tehdit ediyor. İran ise
karşılık olarak Körfez’i vurmakla tehdit ediyor. Daha önce
rafineriler vuruldu, LNG tesisleri vuruldu, bunlar tamir
edildi. Ama elektrik santralleri ve tuzdan arındırma tesisleri
vurulursa, bu artık tamir meselesi değil, hayatta kalma
meselesidir.
Su olmadan yaşayamazsınız. Elektrik olmadan su üretemezsiniz.
Yenisini inşa etmek yıllar alır. Yıllar boyunca susuz,
elektriksiz, hastaneleri çalışmayan, gıda zinciri çökmüş
milyonlarca insan…
Bunun adı insani felakettir.
Kimsenin görmediği felaket
Ve kimse bunu konuşmuyor.
Trump’ın İran’a tanıdığı süre, artık bir saat hesabından
çıkmış durumda. Bu bir “saatler diliminden” ibaret değil; bu,
siyasi baskının giderek tırmandığı, her an bir kıvılcımın her
şeyi tetikleyebileceği bir süreç. Süre daralıyor, lakin
felaketin boyutları genişliyor.
Asıl soru şu: Körfez ülkelerinin bu süreyi yönetecek,
altyapılarını koruyacak bir hazırlığı var mı? Yoksa biz,
yıllarca konuşulacak bir insani felaketin eşiğinde mi
duruyoruz?
Erbakan’ın “hizmet için geldik” dediği, enerji iş birliğini
temel alan o vizyon, bugün yerini “vurmak” üzerine kurulu bir
tehdit diline bırakmış durumda. O gün imzalanan doğal gaz
anlaşmaları bugün ABD ve İsrail’in küresel anlamda ürettiği
algılar neticesinde bambaşka bir denklemin parçası. Tıplı IRAK
gibi! Tarih, bazen aynı coğrafyaya ne kadar farklı
pencerelerden bakılabileceğini gösteriyor.
Yıllardır yazdığımız, çizdiğimiz, programlar yaptığımız
uyarılar işte bugün bu noktada somut bir gerçekliğe dönüşüyor.
Bu mesele sadece bir siyasi kriz değil; aynı zamanda bir
altyapı, bir hayatta kalma, bir medeniyet sınavıdır.
Bu satırlar yazılırken saat ilerliyor. Umudum, enerji
altyapılarının zarar görmediği, barışın tesis edildiği bir
tablodur. Ancak görünen o ki önümüzdeki günler çok yoğun
geçecek. Gelişmeleri ve analizleri aktarmaya devam edeceğim.
Ezcümle;
Ahir zamanda eğer Körfez’de böyle bir hesaplaşma başlarsa,
İsrail’in bölgedeki “Arz-ı Mev’ud” ve “Melhame-i Kübra” savaşı
emelleri maalesef gerçekleşmiş olacak. Su savaşları
başlayacak, Hazreti Muhammed’in 14 asır önce haber verdiği
alametler bir bir ortaya çıkacak. Unutmayalım ki Rabbimiz
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Fitne, katilden daha şiddetlidir.” (Bakara, 191)
Ve yine:
“Onların arasında fitne çıkana kadar savaşın.” (Enfal, 39)
Hadis-i şerifte ise Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle
buyurmuştur:
“Melhame-i Kübra (büyük savaş) ve Medain’in (başkentlerin)
fethi olacak, sonra Deccal çıkacak.” (Tirmizî, Fiten)
Bugün geldiğimiz noktada, suyun kesilmesi, elektriksiz kalan
hastaneler, çöken gıda zinciri… Bunların hepsi, büyük savaşın
ayak sesleridir. Görünen o ki, altyapılar vurulduğunda geriye
ne siyasi hesap kalır ne de ekonomik pazarlık. Geriye sadece
insanlık felaketi kalır. Ve bu felaket, Hazreti Muhammed’in
(s.a.v) asırlar önce haber verdiği o büyük imtihanın ta
kendisi olur.
Vesselam….