Günlerden bir gün, köylerden birinde bir çiftçinin eşeği kör bir kuyuya düşer. Eşek saatlerce acı içinde kıvranır ve bağırır. Sesini duyan sahibi gelip baktığında zavallı eşeği kuyunun dibinde görür.
Çaresiz çiftçi, köylüleri yardıma çağırır. Köylüler, kör kuyudaki eşeği kurtarmak için ne yapacaklarını düşünürler ama sonunda onu kurtarmanın imkânsız olduğuna ve bunun için çalışmaya değmeyeceğine karar verirler.
Tek çare olarak kuyuyu toprakla örtmeye karar verirler. Herkes eline aldığı küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprağı her seferinde silkerek aşağı döker. Bir süre sonra ise ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselir ve sonunda yukarıya kadar çıkar. Köylüler, kuyudan dışarı çıkan eşeğe çok şaşırır.
İşte hayat da bazen üzerimize yüklenir ve sanki üstümüz toz toprakla örtülüyormuş gibi olur. Bunlarla baş etmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil; düşünüp silkinmek, ayağa kalkmak ve aydınlığa doğru adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile…
Ne dersiniz, denemeye değmez mi?
Sevgilerimle...
Celâl ÇELİK
Cep telefonumdan gönderdim...