
ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : Küresel dönüşüm çağında Türkiye ve Türk Dünyası !!!
29-01-2026
***
Dünya; alışılmış
dengelerin çözüldüğü, güç merkezlerinin yer değiştirdiği
tarihî bir kırılma sürecinden geçiyor. Sovyetler Birliği’nin
dağılmasıyla kurulan ABD merkezli tek kutuplu düzen, fiilen
geçerliliğini yitirdi. Öyle ki Samuel Huntington’ın
“Medeniyetler Çatışması” ve Francis Fukuyama’nın “Tarihin
Sonu” tezleri, bugünün karmaşık gerçekliğini açıklamakta artık
yetersiz kalıyor.
Günümüzde belirsizlik, sert güç mücadeleleri ve kimlik
temelli bloklaşmaların hâkim olduğu yeni bir dönem yaşanıyor.
Artık küresel rekabet yalnızca ekonomik ya da askerî kapasite
üzerinden okunmuyor; mesele aynı zamanda bir medeniyet, kimlik
ve tarih bilinci mücadelesine dönüşmüş durumda.
Neler oluyor hayatta?
Batı dünyası kendi içinde
çözülürken, Atlantik sistemi ciddi bir eksen kaybı yaşıyor.
ABD; artık Avrupa’yı mutlak biçimde yöneten bir merkez
olmaktan ziyade, krizlere müdahale etmeye çalışan ve
ittifakları bir arada tutmakta zorlanan bir güce evrildi. Bu
durum, Avrupa’yı güvenlik ve strateji alanlarında daha
kırılgan bir yapıya sürüklerken; NATO’dan enerji arzına kadar
pek çok alanda yapısal gerilimler üretiyor. Küresel sistemdeki
bu belirsizlik ortamı, bir yandan jeopolitik boşluklar
doğuruyor, diğer yandan bölgesel güçlerin stratejik ağırlığını
artırıyor.
Tam bu noktada Türkiye, sıradan bir bölge aktörü olmadığını
kanıtlayan hamlelerle öne çıkıyor. Peki, Türkiye bu direnci ve
özgüveni nereden alıyor? Türkiye; köklü devlet geleneği,
tarihsel sürekliliği ve güçlü millet bilinciyle kriz
dönemlerinde ayakta kalabilmiş nadir güçlerden biridir.
Üstelik bu yolda yalnız da değildir; arkasında her geçen gün
daha fazla kenetlenen bir Türk Dünyası gerçeği vardır.
Türkiye’nin komşuları ve ateş çemberinde merkez güç olmak!..
Türkiye’nin çevresi bugün
fiilen bir ateş çemberidir. Türkiye ise ateşten gömlek giyen
muharip güçtür. Güneyde Suriye ve Irak, doğuda İran ve
Kafkasya, kuzeyde Karadeniz hattı, batıda Balkanlar… Bu
coğrafya, tarih boyunca güçlü olanın söz sahibi olduğu bir
sahadır.

Suriye meselesi yalnızca bir iç savaş değil; küresel güçlerin
hesaplaştığı, bölgesel dengelerin yeniden kurulduğu ve modern
jeopolitiğin en çetin kırılma noktalarından biridir. Ayrıca
Türkiye’nin sınır güvenliği, demografik yapısı ve terörle
mücadelesiyle doğrudan bağlantılıdır. Irak’ta merkezi
otoritenin zayıflığı, terör örgütlerini besleyen yapısal bir
soruna dönüşmüştür.
İran ise tarihsel rekabetin ve zorunlu dengelerin iç içe
geçtiği, dikkatle yönetilmesi gereken bir komşudur.
Kafkasya’da Azerbaycan’ın Karabağ’da elde ettiği zafer,
yalnızca askerî bir başarı değil; Türk dünyasının özgüven
kazanımıdır. Bu gelişmeyle Türkiye, Kafkasya’da dengeyi
izleyen değil, dengeyi kuran bir aktör hâline gelmiştir.
Balkanlar ise Türkiye için yalnızca jeopolitik değil, aynı
zamanda tarihî ve kültürel bir sorumluluk alanıdır. Bosna’dan
Kosova’ya, Kuzey Makedonya’dan Batı Trakya’ya uzanan bu hat,
Türkiye’nin geri çekileceği değil, akılcı ve kararlı biçimde
varlık göstereceği bir coğrafyadır.
Kardeşlikten stratejik birliğe Türk dünyası…
Türk olmanın bilincine
ermek ve Türk'e özgü cihan hakimiyeti ülküsü bir nostalji
değildir. Türklük mefkuresi, romantik bir söylem değil;
geleceği kurma iddiasıdır. Azerbaycan’dan Kazakistan’a,
Özbekistan’dan Kırgızistan’a, Türkmenistan’dan Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti’ne uzanan hat, yalnızca dost ülkeler zinciri
değil; aynı tarih ve kader havzasının devletleridir. Türk
Devletleri Teşkilatı bu bakımdan önemli bir adımdır; ancak
yeterli değildir.

Altı çizilmesi gereken husus şudur; Türk dünyası, bütüncül bir
iradeyle hareket ederse, Avrasya’nın dengesi köklü biçimde
değişir. Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a ve
Avrupa’daki Türk topluluklarına uzanan Türk kuşağı; Çin’in,
Rusya’nın ve Batı blokunun hesap yapmak zorunda kalacağı
tarihî bir güç hattıdır.
Dolayısıyla artık sembolik buluşmaların ve retoriğin ötesine
geçilmeli; bu tarihî potansiyel, somut bir jeopolitik akla
dönüştürülmelidir. Türk Dünyası; ortak savunma doktrinlerinden
enerji ve lojistik koridorlarına, dil ve alfabe birliğinden
müşterek medya ve kültür stratejilerine kadar her alanda tek
bir stratejik havza gibi hareket etmelidir. Bu, yalnızca bir
iş birliği değil; Türk asrını inşa edecek olan kurumsal ve
sarsılmaz bir iradenin tecellisi olacaktır.
Sessiz bırakılan milletin vicdanı Türk Toplulukları…
Bugün milyonlarca
soydaşımız; Doğu Türkistan’dan Kırım’a, Balkanlar’dan Irak,
İran ve Suriye’ye, hatta Avrupa’nın kalbine kadar uzanan geniş
bir coğrafyada baskı, asimilasyon ve kimlik erozyonuyla karşı
karşıyadır. Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri, Kırım
Tatarları, Musul, Kerkük, Telafer ve Suriye'deki Türkler asla
sahipsiz değildir; bırakılmamalıdır.
Türk dünyasına yönelik vizyonumuz şu temel ilkeye dayanır:
Türk’ün olduğu her yerde, Türkiye’nin gözü, kulağı ve vicdanı
vardır. Bu yaklaşım, başka devletlerin egemenlik haklarına bir
müdahale değil; binlerce yıllık bir millet olmanın getirdiği
tarihsel ve ahlaki sorumluluktur. Soydaşlarımızın haklarını
savunmak, sadece bir vefa borcu değil; aynı zamanda
Türkiye’nin bölgesel ve küresel stratejisinin ayrılmaz bir
parçasıdır.
Türk Yüzyılı’nın eşiğinde sözümüz ne olmalı?
Önümüzdeki yıllar,
zayıfların silindiği; güçlü olanların tarih yazdığı yıllar
olacaktır. Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya başkalarının
yazdığı senaryolarda figüran olmak ya da Türk Yüzyılı’nı inşa
eden merkez güç olmak.
Bu noktada Türklük ülküsü; ayrıştıran değil birleştiren,
geçmişe takılıp kalan değil geleceği kuran bir fikirdir. Bugün
ihtiyaç duyduğumuz şey; tarihini bilen, devletine güvenen ve
Türk dünyasını bir bütün olarak gören bir stratejik akıldır.
Unutmayalım:
Türk milleti ayağa kalktığında, yalnız kendi kaderini,
bölgenin kaderini değil, tüm dünyanın kaderini
değiştirebilecek enerjiye ve kutlu bir düşünceye sahiptir.
Çünkü Türk’ün cihan hakimiyeti mefkuresi bunu gerektirir.
Hindistan’ın ünlü lideri Mahatma Gandi’nin “Mustafa Kemal,
İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz zannederdim” sözü
bu söylediklerimize, tarihten canlı bir misaldir.
Nasıl ki Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’da yaktığı özgürlük
ateşi, birçok ulusun bağımsızlık mücadelesinin kıvılcımı
olmuşsa, bugün de Türklük ülküsü, vahşi kapitalizmin boğmaya
çalıştığı insanlığın kurtuluş umududur.
Merhum şair Arif Nihat Asya der ki;
Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgâr bekliyor!
İşte o rüzgâr sizlersiniz, bizleriz!
Varlığını Türk milletinin bekasına adamış, Türklük ülküsünü
her türlü şahsi ikbalin üzerinde tutarak bu kutlu yola feda
etmiş tüm yiğitlere selam olsun! Onların açtığı yol ve
bıraktığı miras; bugün yeniden şekillenen dünyada, 'Büyük
Türkistan' ufkuna yürüyen irademizin en büyük teminatıdır.
***
Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com
омюр челикдёнмез, Дикгазете