Giriş
Türkiye’de Modernleşme’ye İstanbul’dan Bakmak
“Bu araştırma, en kısa ifadeyle, değişimin değişmesi şeklinde tanımlanan modernleşme sürecinin, en azından gündelik hayat düzeyinde, bunu talep eden bir erk olmadan da gerçekleşebileceği savıyla yola çıkıyor. Bu yolun sonunda özgün bir noktaya ulaşmaksa bugüne kadar Türkiye’de sosyal bilimciler tarafından bir pusula gibi kullanılan v bir pusula gibi değişmez kabul edilen modernleşmeyi ancak başka türlü tanımlamakla olanaklı hale gelebilir. Bir pusula nasıl, nerede olduğundan bağımsız olarak hep aynı noktayı, kuzeyi gösteriyorsa, modernleşmeyi, modern olmayanların modern hale gelmeleri gibi güney-kuzey keskinliğinde bir totolojik tanımla algılayan Türk tarih yazımı da yakın dönem tarihini, yatağına mahkûm nehirler gibi hep aynı yönlerde okumak zorunda bırakır. Yukarıdan aşağıya ya da yukarıdakilerin aşağıdakilere öyledikleri gibi batıdan doğuya.
Bu tür bir yaklaşımın dışında kalma çabası, yukarıdan aşağıya modernleşmenin karşısında aşağıdan yukarıya bir modernleşme olduğunu iddia etmeyi gerektirmiyor. Dahası modernleşmenin aşağıdan gelen bir ivme olduğunu söylemek kişiyi, tanım değişmedikçe, onun yukarıdan aşağıya olduğunu söyleyenlerden pek de farklı kılmaz. Birisi aşağı, diğeri yukarı bakmaktadır. Onları aynı yerde buluşturan şey modernleşmenin ideale doğru bir değişim olduğu düşüncesidir. Ancak söz konusu ideale doğru değişimin kendisi de idealize edilmiştir aslında. Bu idealize edilmiş ideal değişim düşüncesi, modernleşmeye ilişkin nötr bir duruşun bir türlü kurulamamasıyla ilişkilidir. Bu yüzden klişe tanımın dışında bırakılan her türlü değişim, anı yaşayanlarca yozlaşma, bozulma diye yaftalanırken, o ana dışarıdan ve objektif baktığını söyleyenlerce sadece sosyal değişme olarak adlandırılır, bir türlü “modernleşme süreci”nin içine alınmaz.
Modernleşmenin ülkeyi yöneten bürokratik sınıflar eliyle başlatılan, yürütülen, planlanan, programlanan; kısaca varlığı iktidara bağlı bir süreç olduğu konusundaki yaklaşım, süreci anlamak için geçmişe bakanları da sürekli aynı adrese yönlendirir: yukarıya ya da tepeye. Bunun bir sonucu olarak tarihçiler bürokrasiye, bürokratik karar ve tasarruflara ilişkin değişimleri modernleşme olarak adlandırma eğilimindedirler. Belki nasıl, ne yönde, hangi nedenlerle değiştiklerinin kayıtları devletin değişen kanun ve nizamnameleri kadar net ve kolay ulaşılır olmadığından, sokaktaki insanlar ise bir türlü modernleşemezler; ancak “merkez”in baskısıyla değişebilirler.
Bu araştırmanın amacı, bu genel yaklaşımların dışında, bambaşka bir noktadan Türkiye’de modernleşmenin en hızlı evrelerinden biri olarak kabul edilen erken Cumhuriyet devrini İstanbul özelinde ele almaktır. Değişimi mekândan hele de insanlardan bağımsız olarak okumak, sadece idealize edilmiş hayali değişimler üzerinde mümkün çünkü. Ancak İstanbul’da modernleşmeden bahsederken, bu çalışmada, değişimin herhangi bir yerden programlanan bir süreç olmadığı düşüncesinden hareket edildiği bir kere daha belirtilmeli. Bu yüzden İstanbul, cumhuriyet, modernleşme gibi kavramlar bu çalışmanın anahtar kelimeleri olacaksa, ortaya çıkabilecek yanlış anlamaları bertaraf etmek adına, başlarken şu iki cümleyle bu kitapta ne yapmak ya da ne yapmamak istendiğinin altını çizmek gerekiyor. Bu araştırma, cumhuriyet yönetiminin İstanbul’da yaptığı idari değişimlerle yine bunlar sayesinde oluşan fiziki değişimleri modernleşme diye okumaktan imtina eder. Burada yapılmak istenen, Cumhuriyet döneminde yönetimin isteklerine uysun ya da uymasın, ondan bağımsız bir biçimde, modernleşen İstanbulluların yaşadıklarını aktarmaktır.” (Hakan Kaynar, Projesiz Modernleşme: Cumhuriyet İstanbulu’ndan Gündelik Fragmanlar, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Mayıs 2012, İstanbul, ss. 11-12)