Prof. Dr. İlber Ortaylı 22 Mart 2012 tarihinde Milliyet gazetesinde çıkan yazısında Nevruzun Farsların olduğunu Türklere ait olmadığını ileri sürüyor. Bilindiği gibi Fars etkisi bizde İslamiyetten sonradır. İslamdan önce Fars etkisi var mıydı? Veya İslamdan önce Türkler de Nevruz yoktu da, İslamiyeti kabul ettikten sonra Farslardan mı aldılar?
Yazı da bu konuda bilgi yok. Fakat biz bugüne kadar Hunların ve Göktürklerin Nevruz'u kutladığına dair bilgiler okuyoruz. O zaman bize İslam öncesi tarihiyle uğraşanlar yanlış mı bilgi veriyordu?
Prof. Dr. İlber Ortaylı sıradan bir tarihçi değil. Türkiye'nin en ünlü ve bir çok araştırmaya imza atmış ciddi tarihçilerimizdendir. Osmanlı dönemi gibi İslam öncesi döneme de hakim olup Türklerin o dönemde Nevruzu kutlamadığını belge ve bilgileriyle tespit etmişse, bunları açıklamalı ve tüm Türkiye'yi yanlıştan kurtarmalıdır. O zaman kendisine minnettar kalırız. Aksi halde en eski Türk geleneğini
Farslara mal etmek gibi affedilmesi güç büyük bir hataya düşmüş olacaktır.
Ortaylı'nın yazısını aşağıda okuyabilirsiniz:
"Eski
Nevruzlarda lastik yakmak yoktu
İran medeniyetine özgü olan
Nevruz gibi gelenekleri benimsemek hoştur ama bizimmiş gibi sahip çıkmanın
anlamı yok.
Bu sene
çok uzun ve yorucu bir kış geçirdik, dolayısıyla baharı büyük hasretle
karşılayacağımız malum. Tam da 21 Mart’ta bahar kendini aniden gösterdi.
Geleneksel toplumlarda da yıldönümünün manası budur; gündüz ve gece eşitleniyor
ve tabiat canlanıyor. Nevruz bizim ülkede ise siyasi gösteri ve lastik yakma
törenine dönüştü, tabii ki eski Nevruzlarda lastik yoktu.
Nevruzun hem isim hem de muhteva
olarak geleneklerle, toplum ve devlet hayatıyla bağdaşması İran medeniyetine
özgüdür. Bütün civar halklar yani Kafkasya ve Orta Asya da Nevruz’u
İranlılardan öğrenmiştir.
Bazı çokbilmişler Mısır’da ‘balık bayramı’ da denen şu günlerdeki bahar
bayramını İran tesirine bağlıyorlar ama İran’ın firavunlar Mısır’ını fethinden
ve yönetiminden çok önceleri eski Mısırlılar bu bayramı kutlardı. Geçen
binlerce seneye rağmen Mısırlılar oturur, aile fertleriyle bir arada balık yer,
sonra aile mezarlarını ziyaret ederek bu bayramı kutlar; tıpkı firavunlar
devrinde olduğu gibi. Bu eski medeniyetin bahar bayramının İran Nevruz’u ile
gerçi paralelliği vardır ama aynı şey değildir.
İranlı
olmayan halklar bir demirci efsanesi ekledi
Nevruz
menkıbe olarak Dahhak denen kan içici canavar bir devin kendisine kurban diye
verilen gençleri yemesi ve ona karşı İran’ın kahraman hükümdarının
direnmesidir. Nevruz, Cemşid’in güneş gibi parlayan yüzüyle de aynileştirilir.
Gerçekten de eski İran’da Nevruz kutlamalarının zirvesi şehinşahın tahtına
geçmesi ve temyiz görevini yerine getirmesi, birtakım davaları çözmesiyle
ilgilidir. Ahamenişler hanedanından beri bu böyle bilinir.
Nevruz’da
tabiat canlanır ve yıl başlar. Yani İran’ın yılbaşısıdır. Bugünün takvime ve
hayata geçecek kadar değişiklik getirmesi Asya’nın ve hele Anadolu’nun Türk
halkı arasında söz konusu değildir. Ama Nevruz ve benzeri bayramlar Türkler
arasında da kutlanır. Şu sıra İran’da her evde ‘heftsin’ (yedi s) diye ifade
edilen, ‘s’ harfi ile başlayan yiyecek ve eşyalar bir masaya dizilir (mesela
elma / sib). Bunların arasında ‘sebz’ yani yeşillik için çimlendirilen
bakliyat, buğday da ayrıca bir tepsi ile sofraya konur. Bir sikke (altın veya
gümüş) vardır ve eski adetlere binaen bir ayna ve İslami devirde de Zerdüştlük
kutsal metinlerinin yerini alan Kur’an da aynı şekilde... Aile 13 gün boyu
muhafaza edilen bu kutsal sofranın etrafında toplanır. Sülalenin ölmüşlerinin
ruhlarının da eve geldiğine inanılır ve çerağ (ışık) yakılır. Mezarlıkla
başlayan ziyaretler yaşayanlar arasında devam eder. Ferverdin ayında Tanrı’nın
36 günde dünyayı yaratıp işi tamamladığına inanıldığından o gün dinlendiğine
inanılır. Tabii insanlar da dinlenir. Modern İran 20 gün boyu oradan oraya
gezer, geziler yurtdışına da taşar, çarşı pazar canlanır. Evler tıpkı
Yahudilerin Pesah’ta (Fısıh bayramı) yaptığı gibi baştan ayağa temizlenir.
Orta
Asya’daki Türk haklarının da Nevruz’u benzer adetlerle ama daha mütevazı kutladığı
görülür. İranlı olmayan halklar Nevruz geleneğinin ve menkıbelerinin içine bir
demirci efsanesi karıştırırlar, mesela Ergenekon’da demir dağın eritilmesi ya
da Kürtlerin demirci Kawa gibi...
Her
halukarda bugünkü İran’da Nevruz çok kendine özgü, kutlanışı bir sanat eseri
olan ve İran’ın bütün halklarını birleştiren bayramlardan biridir. Bu gibi
ananeleri benimsemek hoştur ama bizim diye sahip çıkmanın anlamı yoktur.
İranlılar Kurban ve Ramazan bayramlarını uzun boylu kutlamazlar, onlar için
bayram Nevruz’dur. Şimdi bazıları bizde de Nevruz’un tatil olmasını istiyor;
daha neler? Acaba biraz da çalışmayı denesek nasıl olur?"