HZ MUHAMMED SON PEYGAMBER DEĞİL
Prof Dr. Yumni
Sezen'in "Dinlerarası Diyalog İhaneti" adlı eserinde belirttiğine göre: LÜTFEN
OKUYALIM
HZ MUHAMMED SON PEYGAMBER DEĞİL
Said Nursi'ye göre Müslümanlar, Hıristiyanlar ve
Yahudiler arasındaki ilişkilerde kimin yönetip, kimin yönetildiğinin önemi
yoktur. Beraber yaşama şekillerinin belirlenmesi gerekir. (Said Nursi, Şualar,
14. Şua.212-213; Münazarat 1945)
Prof. Yumni Sezen'in Dinlerarası Diyalog İhaneti
kitabından dört küçük alıntı daha: Said Nursi diyor ki:
"Müslümanlık-Hıristiyanlık ittifakını bozmaya çalışanlara karşı üç zümre,
Nurcular, Hıristiyan ruhaniler ve misyonerler uyanık olmalıdır." (Emirdağ
Lahikası, I, s.1712; Tarihçe-i Hayat, s.434)
Said Nursi diyorki: "Birinci Dünya Savaşı'nda,
bizimle savaşmış da olsa, bir Hıristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette
mükâfatı vardır." (Kastamonu Lahikası, 45)
M. Fetullah Gülen diyor ki: "En aciz bir şekilde,
hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli diyalog hizmetinizi icra etme yolunda en
mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik." (Papaya Mektup, Zaman
gazetesi, 10.04.1998)
M. Fetullah Gülen diyor ki: "ABD'nin egemenliğinin
zayıflamasından kaygı duyulmalıdır." (Nevval Sevindi ve İsmail Ünal'ın
Amerika'da yaptıkları mülakattan)
"İsrail-Filistin arasındaki ihtilaflara Risale-i
Nur'un getirdiği fikirler çerçevesinde çözüm sağlanabilir… Risaleleri diğer
kitaplardan ayıran kendine has üç özellik, barış, tolerans ve Kudüs ve
çevresinin Yahudilerin peygamberleri tarafından da kutsandığına yönelik
ibarelerin Risaleler'de yer alması." (Prof. Dr. Norton Merzinsky, ABD Central
Connecticut Üniversitesi'nde öğretim üyesi, Yahudi Amerikalı, Ekim 2004'te
İstanbul'da düzenlenen"Çok Kültürlü Bir Dünyada İmanlı, Anlamlı ve Barış İçinde
yaşama Pratiği; Risale-i Nur Yaklaşımı" sempozyumu katılımcılarından, Aksiyon
dergisi, 11 Ekim 2004)
ABD Tunxis Koleji Dekanı Colleen Keyes'in,
"Batı'nın Risale-i Nur'dan Öğrenecekleri" konulu sunumunda "Hem İslam
dünyasındaki, hem de Batı'daki Müslümanlar için uygulanabilir bir model olma
potansiyeline sahip olan İslami hareketlerden biri, Bediüzzaman Said Nursi'nin
Risale-i Nur hareketidir. Nursi hareketi, Müslüman olmayanlar adına da güçlü bir
cevaptır" deniliyor. (Aksiyon dergisi, 11 Ekim 2004)
"Modern medeniyet ile mücadele: Said Nursi'nin
Çözümü" başlıklı bir tebliğ sunan İtalyan Dinlerarası Diyalog Merkezi
üyelerinden Prof. Dr. Thomas Michel, "Bana göre Said Nursi'nin hayatındaki en
büyük başarısı, Risale-i Nur vasıtasıyla çağdaş Müslümanlara günümüz
medeniyetini anlama ve analiz edebilme zihinsel donanımını sağlamasıdır" dedi.
(Aksiyon dergisi, 11 Ekim 2004)
Bir başka ilginç Risale-i Nur bilgisi.
"Ankara'da Kemalettin Ceviz bir kısım risaleleri
İngilizceye tercüme eder ve İzmir'e, Mustafa Birlik'e gönderir: "İzmir'de NATO
var. NATO'daki subaylar vasıtası ile tercümeleri bir tetkik ettiriverin"
diyorlar. İşte Necdet Doğanata, onun ağabeyi üsteğmen ve bir de Esat Kâşif
vardı, astsubay. Onlar NATO'daki subaylara götürdüler bunları. Subaylar diyor
ki, "Bu PAPAZ LİSANI. BİZ BUNU ANLAMAYIZ." Onun üzerine Alsancak'ta bir papaz
vardı.
Ona gittiler. Adam önce tashih etmek istemedi.
Sonra yaptı neyse. O atmosferde bunları nasıl göndereceğiz Amerika'ya?"…"Ferrin
Agan diye Eskişehirli bir astsubay vardı. Bizim dükkânın yanındaki lokantaya
gelir, yemek yerdi. O gitti ABD'ye." Birlik, binbir güçlükle bir yolunu bulup
kitapları Amerika'ya ulaştırır. Ferrin Agan'da baskılarını yaptırır. "Ferrin
bana da on tane göndermiş. Ben bunlardan bir tanesinin Amerika Başkanı
Kennedy'ye gönderdim. Ve Kennedy'den de teşekkür mektubu geldi…" (Portre,
Mustafa Birlik,Aksiyon dergisi, 13 Şubat 2006)
Haber Objektif dergisinin Aralık 2004, 24.
sayısında Ümit Oğuztan tarafından yazılan on sayfalık
"Said Nursi, Said-i Kürdi, 1873-1960) adlı makalede
Said Nursi, Fetullah Gülen ve Harun Yahya ile ilgili çok ciddi iddialar vardır.
Benim takip edebildiğim kadarı ile bu makale ile ilgili bir açıklama veya tekzip
derginin daha sonraki sayılarında yer almamıştır. "1873 yılında Bitlis''in Hizan
ilçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Kürdi'ye "Nursi" sözcüğü
doğduğu yere izafeten verilmiştir. Aslında İran'dan göçen Soft Mirza isimli bir
şahsın oğludur…
Van'da 1899-1901 yılları arasında İran ihtilaline
kadar Babilerle ve İngiliz subaylarla ortak çalışmalar yapan Said, bu dönemde
Şeyh Celaleddin Afgani'nin İran'dan kaçıp İstanbul'a gitmesine ve Abdülhamit'in
himayesine girmesine kuryelik yapmıştır…
18 Mart 1960'da Emirdağ'da ağırlaşan Said-i Nursi
öleceğini anlayınca "Beni Urfa'ya götürün, Hz. İbrahim'in makamına gömün" der.
21 Mart günü Urfa İpek Palas oteline yerleştirilirler… Otelin çevresini binlerce
Nurcu ve Bahaî sarmıştır… Bahaî Said-i Nursi 24 Mart 1960'da vefat etmiş…
Bahailik inancına göre cenaze bir saatlik yoldan uzağa gömülemeyeceğinden Said'i
Nursi orada ölmek için direnmiştir.
Said-i Nursi'nin cesedi ipekten bir kefene
sarılmış, parmağında Muhammed Bab'ın ve Bahaullah'ın adlarının yazdığı bir yüzük
takılı olarak lahitin içine konmuştur.
Bediüzzaman Said-i Nursi, Urfa Halil Ümran Camii'ne
defnedilmiştir… 27 Mayıs askeri ihtilalinin ardından kabri açılmış, naşı alınıp
uçakla bilinmeyen bir yere götürülmüştür.
Günümüzde Said-i Nursi'nin nereye gömüldüğü veya
bırakıldığı bilinmemektedir." (Ümit Oğuztan, Haber Objektif dergisi, Aralık
2004, sayı 24)
Şimdi Said Nursi'nin Kürtçülük yönüne bakalım.
"Said-i Kürdi Hazretleri'nin Sultan II: Abdülhamit'e kızgınlığının sebeplerinden
biri de onun talimatıyla akıl hastanesine kapatılmış olmasıdır…. Kürt Said
Efendi karargâhından saygıda kusur edilmeden saraya getirildi… Abdülhamit Han o
dönemde genç bir adam olan Said-i Kürdi hazretlerine dönerek:
"Evladım bir isteğin mi var?" diye
sordu.
"Evet, Doğu'da Kürtçe tedrisat yapan okullar
istiyorum."
"Duyamadım bir daha sesli şekilde söyler
misin?"
Sultan'ın huyunu bilenler onun kızdığını ve bir
nevi susması için böyle konuştuğunu bilirler. Ancak Said-i Kürdi (sonradan
Nursi) Hazretleri susmaz ve küstah bir edayla yüksek sesle bağırır:
"Doğu'da Kürtçe tedrisat yapan okullar
istiyorum!..."
Sultan Abdülhamit görevlilere döner "Bu genci
Toptaşı akıl hastalıkları tımarhanesine (hastanesine) götürün biraz dinlensin"
der.
Böylece Said'i Nursi (Kürdi) Hazretleri akıl
hastanesine kapatılır. Hem de padişahın emriyle." (Türkeli dergisi, Ocak 2005
s.106)
Said Nursi'nin akıl hastanesinde kalış süresi üç
aydır.
Said Nursi, 31 Mart kanlı vakasının tertipçisi
Derviş (!) Vahdeti'nin Volkan mecmuasında "Kürt eşrafından Said-i Kürdi adıyla
yazılar yazdı.
Derviş (!) Vahdeti, İttihad-ı Muhammed'i
Cemiyeti'ni kurarak "derneğin başkanlığına Peygamber Efendimiz'i getirdiğini"
ilan etti.
Said-i Kürdi, "İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi
ve Divan-ı Harb-i Örfi" isimli risalesinde: (Belgenin asli resmi Türkeli
dergisi'nin Ocak 2005 sayısında yayımlanmıştır.)
"Ey Asurîler ve Kiyanilerin cihangirlik zamanında
pişdar, kahraman askerleri olan aslan KÜRTLER! Beş yüz senedir, yattınız; yeter
artık uyanınız sabahtır…" şeklinde "ebnayı cinsine" çağrıda bulunuyordu.
(Bediüzzaman Said-i Kürdi, "İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi veya Divanı
Harb-i Örfi" Tabi, Kürdizade; Ahmet Ramiz, İkbal Millet Matbaası, Vezirhanı
(1327-1911/1912, İstanbul)
Ayrıca Said Nursi hakkında ABD Chicago Üniversitesi
öğretim üyesi Dr. Hakan Özoğlu'nun "Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçiliği"
kitabına (Kitap Yayınevi) bakabilirsiniz.
"…Fetullah Gülen'i anlayabilmek için öncelikle
"Bahailik" tarikatının incelenmesi gereği vardır. Bahaullah Mirza Hüseyin Ali
tarafından kurulan, bazılarınca bir din olarak da kabul edilen mezhep, Şiraz'lı
Mirza Ali Muhammed'in kurduğu Bahailik"in devamıdır.
Bahailik, tüm dinlerden ayrı ve tümünün evrensel
yanlarını birleştiren yeni bir din olduğunu öne sürmektedir.
Bahaîler, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'ten
alınan prensiplerle kendilerini ayrı bir dine mensup görmek istemektedirler…
Fetullah Gülen, Bahaî prensiplerini uygulayan ve doğrudan CIA ve İngiliz
İstihbarat Örgütü'nün Türkiye üzerinde ortaklaşa yürüttükleri "ılımlı İslam"
operasyonlarında kullanılan bir kişidir.
Bahailik'teki tanımlama ile "Adalet Evi" Türkiye'de
"Işık Evi" olarak adlandırılmıştır… Bahaîler İran'daki Batıni inancına da
kendini kabul ettirmiş olan ve aslı Yahudilerin kitabı olan "Kabala" da olan
"ebcet" hesabı ile gelecekten haber vermeye çalışarak rüyaları Batıni inancına
göre yorumlarlar. (Ümit Oğuztan, Haber Objektif Dergisi, Aralık 2004,
sayı:24)
Bu arada 2004 yılı içinde, İstanbul Üniversitesi
profesörlerinden birinin hocaefendinin yanına, Amerika'ya rica ile götürüldüğü,
benlerini estetik cerrahi yöntemiyle aldırdığı söylenmektedir. "Hocaefendi" ile
ilgili bir başka bilgi:
"1981 yılında Cerrahpaşa Hastanesi'nden şizofren
raporu verilen, Kürtçülükten 1965 yılında soruşturma geçiren, yedi sene boyunca
Allah'ın sıfatlarını önündeki kitaba bakarak dahi okuyamadığı ve yazamadığı için
Diyanet İşleri Başkanlığı'nca vaizlik sınavını dahi geçemeyen, Türk çocuklarına
"Kabalistik, Gnostik, Maniehist ve Hıristiyanlık" karışımı ilkel bir anlayışı
sanki "gerçek İslam anlayışımız bu olmalıymış!"gibi anlatarak onları
uluslararası şirketlerin istediği mankurtlaşmış insanlar haline getirmeye
çalışan, marifetlerini burada sayfalar dolusu yazarak bitiremeyeceğimiz fakir
(!) HOCAEFENDİ ile CIA-PENTAGON işbirliği yine sahnede!..." (Vatansever
Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Derneği Genel Başkanı Taner Ünal- Yeniçağ
gazetesi, Şubat 2006 faaliyet duyuruları)
Said Nursi, Mehmet Güleç'in (Mehmet Fırıncı)
yaptığı açıklamaya göre 1951 yılında Patrikhane'yi, Rum Patrik Athenogras'ı
ziyaret etti. (Aydınlık dergisi, 24 Eylül 2000)
Karısının İngiliz asıllı bir bayan olduğu söylenen
Mehmet Fırıncı'ya göre, 1962 yılından sonra Müslüman-Hıristiyan diyaloğu
noktasına gelindi. Onun iddiasına göre dinlerarası diyaloğun baş mimarı da
Fetullah Gülen değil, Said Nursi.
Ayrıca Said Nursi Vatikan'a, papaya kitaplarını
gönderdi. Papalık da kendisine 22 Şubat 1951'de bir teşekkür mektubu
yazdı.
Peki, Bahailik tarikatının veya senkretik dinin
geleceğe yönelik hedefi nedir?
a) Dinlerin birliği, tek dünya dini.(senkretik
din)
b) İnsanların birliği ve ortak insanlık dili, tek
dünya dili yoluyla dünya barışının gerçekleşmesi.
c) Milletleşme bitmiştir. Ulus devlet dönemi
bitmiştir. Artık milletler birliği insanlığın evriminde yeni bir
hedeftir.
d) Milletler Cemiyeti (Birleşmiş Milletler) ve buna
bağlı milletlerarası güvenlik teşkilatı ile dünya barışının sağlanması. Dünyada
bir tek ordunun olması.
e) Genel mecburi eğitim.
f) Kadın-erkek eşitliği.
g) Cihat yoktur. (Bu konuda İslam'a tenkit
yöneltirler, Yahudi ve Hıristiyanların en çok şikâyet ettiği İslam ideali
budur.)
h) Ayrılık ve kavgalara sebep olan inançlar din
olamaz.
i) Haksızlığa sabır ve dayanırlılıkla karşı
konulmalı.
j Hz. Muhammed son peygamber değildir.
Bahailik konusunda daha geniş bilgi için
tarafımızdan yazılan "Hollywood ve Kabala'nın 13. Havarisi Evanjelizm Dünya
İmparatorluğu ve Türkiye" (Birharf Yayınları) bakabilirsiniz.
Yukarıda sıraladığımız Bahailik hedefleri ile Yeni
Dünya Düzeni'nin efendilerinin istediği "yenidünya dini" hedefleri bire bir
örtüşmektedir. Arkada ezoterik güçler vardır.
Bu dinin adı "senkretik" dindir. Birkaç dinin
birleşmesiyle oluşan inanca senkretik din denir. Temeli Yahudi mistisizmi
Kabala'ya dayanır.
Ilımlı İslam, Dinlerarası Diyalog ve İbrahimi
Dinler" aynı noktaya, yani senkretik dine çıkar.
Senkretizm, Evanjelistlere göre Yecüc Mecüc
savaşlarına ve arkasından Armagedon kıyamet savaşına sebep olacak olan Deccal'ın
dinidir.
Yine Evanjelistlere göre Vatikan da Deccal'ın
temsilcisidir.
13.10 1962 tarih ve 1252 esas, 2435 sayılı Yargıtay
kararı gereğince Bahailik ayrı bir din değildir.
Bahaîliğin dünya idare merkezi olan "Genel Adalet
Evi" İsrail'in Hayfa şehrindedir. İkinci büyük merkez ise Amerika'nın Chicago
şehrinin yakınlarındaki Wilmette'dedir.
Burada sorulması gereken bir soru vardır ve acıdır.
Said Nursi ve Fetullah Gülen'in "ılımlı İslam, dinlerarası diyalog ve İbrahimi
dinler" ile savundukları, Ezoterik kurumlar ve Bahaîlerin geleceğe yönelik
hedefleriyle birebir örtüşmektedir. Niçin?
Türkiye Yahudileri Hahambaşı İshak Haleva diyor ki:
"Yapılan dinlerarası diyalogların yanı sıra somut kararlar alınıp
uygulanmalıdır. Bütün bu etkinliklerin yararı iyi niyet göstergesi ve gayretinin
ötesine gidebilmelidir." (Euro News dergisi, Ocak 2006)
"İslam'ın Protestanlaşması…Dinimizi dinlikten
çıkarmamızı istiyor. Şimdi, her iktidar Özal döneminden başlayarak bunun
antrenmanını yaptılar. Şimdiki AKP iktidarına da bunun antrenmanlarını
yaptırıyorlar.
" Nasıl bir şey yaparız? Diyanet'te şöyle mi
yapsak, başörtüde nasıl bir değişiklik yapsak?..." falan, filan…
Karşımızdaki güç Siyonizm'in ele geçirdiği ABD ve
bizzat İsrail'dir. Bu mekanizma, bu güç karşısında bizim mukavemet edebilmemizin
temel şartı içeride birlik olmaktır." (Mahmut Çetin, Aylık, Aralık 2005) Bu
konuda Prof. Dr. Yumni Sezen'in"Dinlerarası Diyalog İhaneti" mutlaka her
mütedeyyin, vatansever Müslüman Türk'ün okuması gereken bir eser.
Peygamberimiz Hz. Muhammed'e "Şeytan" diyenlerle
hangi diyalog yapılacaktır… Ayrıca kim ve kimler"Muhammed'siz" bir İslam
peşindedirler?
Gelelim peygamberimizi terörist gösteren, 30 Eylül
2005 tarihinde Danimarka gazetesinde yayımlanan karikatüre.
Bir kere bu iş Danimarka'nın işi değil. Danimarka
sadece, Yeni Dünya Düzeni'ne giden yolda ezoterik merkezlerce kullanılan zavallı
bir "mayın eşeği" konumunda.
Ezoterik kurumların arkasında da Evanjelistler ve
Kabalistler var.
Karikatür meselesinden en çok Avrupa zarar görür.
İsrail ve ABD'yi ele geçirmiş olan Evanjelist-Kabalist çeteler kazançlı çıkar.
Karikatürü servise koyanların esas niyeti Müslüman-Katolik çatışması
çıkarmaktır.
ABD'deki Evanjelist-Kabalist çetenin 2005 yılı
içinde dünya medyasından yazar-çizer devşirmek için harcadığı tutar 400 milyon
dolardır.
Bir kısım Müslümanların karikatüre gösterdiği
vandalist tepkiye gelince, tam manasıyla Evanjelist-Kabalist çetenin ekmeğine
yağ süren cinsten.
Türkiye'de RTE'nin başbakan olmasından bu tarafa
"başörtüsü zulmünü" unutan, Beyazıt Camisi'nde her Cuma namazından sonra
çığırtkanlık yapanlar…
Felluce'de, Kerkük'te, Telafer'de oluk oluk
Müslüman kanı akıyor… 9 yaşındaki kız ve erkek çocukların ırzına geçiliyor…
Iraklı Müslüman kadınlar "gavur piçi" doğurmamak için en çok doğum kontrol hapı
isterken… Kıbrıs giderken… Türkmenler Kürt eşkıyalarca katledilirken…
Nerede bu Müslümanlar?
Aynı şey diğer Müslüman ülkeler için de
geçerli.
Gözünün önünde, karısına 40 harami tecavüz ederken
ses çıkarmayan ebleh bir erkeğin, başka bir köşede bir serserinin karısına nanik
yapmasına efelenmesi var ya… İşte Müslümanların çoğunun karikatür tepkisi bu
cinsten.
Küresel finans tetikçilerine yaltaklanan
Müslümanlık anlayışı ancak emperyalizme uşaklık eder. übarek dinimiz
İslam"Holding Müslümanları" nın elinde yetimdir. Türkiye'deki pek çok dini
tarikatın ipleri yabancı servislerin elindedir ya da Judaize olmuştur. En ehven
kabul edilebilecekler bile Kabalist formattan geçirilmiştir.
İslam'ın o muhteşem ilk emri "OKU" emri 200 yıldır
ortadan kaldırılmış, yerini tarikatlar ve cemaatler eliyle "dinle" ve"ezberle"
ama "düşünme" almıştır.
Türk-İslam tarikat ehli Hoca Ahmet Yesevi, Hacı
Bektaş Veli'nin "Alperen" İslam anlayışı bir kenara itilmiş yerine "Hint fakiri"
"miskin" İslam ve "ağlayan", "sızlayan" tipler
ikame edilmiştir. Diğer taraftan, Prof. Çetin Yetkin Hoca'nın "Karşı Devrim
1945-1950"de anlattığı gibi, İnönü Atatürk'ün milli devletini rayından çıkarmış,
sonra gelenler de devlet mekanizmasına yerleşen despot bir laiklik anlayışını
tedavi etmemiş ya da edememişlerdir.
Atilla İlhan'ın da ifade ettiği gibi "ceberut laik"
kafa Türk çocuğuna cumhuriyetin okullarında adam gibi din eğitimi vermemiş,
İslam merdiven altına itilmiştir.
Merdiven altına itilen İslam etnik çentikli
cemaatlerin, Kürtçülerin eline geçmiş, bilahare "diyalog" maskaralığı ile Türk
devletinin milli güvenliğini tehdit eder noktaya getirilmiştir.
Bütün bunlar tek merkezden ince hesaplar yapılarak
adım adım gerçekleştirilmiştir.
Bunun için de önce, milli eğitimin milliliği ve
"hayatta en hakiki mürşit ilimdir" düsturu ortadan kaldırılmıştır.
Türk eğitim sistemi, Türkçe çökertilmiştir.
Devşirilmiş aydınların elinde dilde, dinde gitmiş ve sıra vatanımızın, Türk
devletinin tasfiyesine gelmiştir.
28 Şubat postmodern darbesi ile Anadolu-Türk
sermayesine, "yeşil sermaye-irtica sermayesi" yaygaraları ile büyük darbe
vurulmuş, Türk devletinin ve milletinin başına musallat olan "gayrı milli
burjuvazi"nin elindeki sermayenin önü açılmıştır. Bu grup zaten başlangıçtan
beri Amerika'daki Demokrat Parti çizgisindeki Yahudi sermayesinin kontrolü
altındadır.
28 Şubat'ın bir diğer belirgin neticesi, ülkemizde,
siyasi ümmetçi- Kürtçü siyasi iktidarın önünü açmak olmuştur. Böyle bir iktidar
ise ABD ve İsrail desteklidir.
Bu bağlamda Kemal Derviş'in misyonu daha
bitmemiştir. Türkiye'de yeni bir ekonomik kriz çıkarılacak ve Derviş daha üst
makamlara kurtarıcı olarak oturtulacaktır. Yeni "B" planı ise, Cem
Uzan'dır.
Ülkemizde finas ve medyaya çöreklenmiş kalem
tetikçileri, bunlar beş yıldızlı tetikçilerdir. Manukyan bunların yanında piri
pak kalır.
Unutmayalım ki, Manukyan ülkesini satmadı. Kendi
meşrebine uygun bir şekilde kanuni sınırlar dâhilinde bir işin ticaretini yaptı.
Üstelik vergi rekortmeni de olmuştu. Hem de, birileri darülharp, birileri de
fırsatlar ülkesi saydığı Türkiye'mizi söğüşlerken.
Hâsılı Atatürk'ün ölümünden sonra çoğunluğu yabancı
soylu diye bilinen, siyasi ve iktisadi mekanizmayı kontrol altına alan yüzde
birlik;
Laik-beynelminelci solcu
Siyasal İslamcı
Ve liberal sağ-küreselci elitler
Sağcı veya solcu yüzde doksan dokuzluk reaya
çocukları Türk milletini,
Atatürk'ün Türk milliyetçiliğine ve Kur'an'daki
gerçek İslam'a hasret bıraktılar. Ülkemizde azınlık ırkçılarına ve küresel
sermayeye servet transferi yapılmaktadır.
Danimarka'da Jyllands Posten gazetesi Genel Yayın
Yönetmeni Carsten Juste'nin ve Kültür Editörü Flemming Rose'un yayımladığı,
peygamber efendimizi terörist gösteren karikatürden bin beteri mübarek dinimize,
Türklüğümüze ve vatanımıza her gün ülkemizde yapılmaktadır.
Ne yazık ki, "alperen"liğin "alp"ini atan
"eren"liğini de Hint miskinliğine çeviren dini cemaatler ve "ceberut
laik"bilmişler para saymaktan bu gibi önemsiz (!) konularla
ilgilenmemektedir.(!)
Bir karikatürden bin karikatür çıkacak. Az kaldı
göreceğiz.
Şu anda ismini tam hatırlayamadığım bir şair-yazar,
Osmanlı Türkiyesi'nin son günlerinde şöyle demişti:
"Beni Mehmet Akif Müslüman yaptı. Ama bu dini
cemaatler gavur yapacak."
"Ceberut laik"ler de Yeni Dünya Düzeni'nin
hizmetindedir.
1920'lerde İstanbul'da Şeyhülislam Dürrizade el
Sait emperyalist İngilizlerin yanındaydı. Ama Türk evladı Ankara Müftüsü Rifat
Börekçi işgale karşı, Kuvayı Milliyeciydi. Emperyalizmin yeni versiyonu
küreselciler İslam dünyasında mezhepçilik, tarikatçılık, cemaatçilik ve
etnisiyeciliği teşvik ediyor.
Türkiye'mizde İslam bölük börçük, Müslüman Türk
tarikatlara, cemaatlere dilimlenmiş…
İnanç bölünmesi mi bu? Hayır!...
Ticaret, siyaset, tarikat, cemaat üzerine mübarek
İslam'ı yozlaştıranlar… Müslümanlığı kullanırken gözlerini kırpmıyorlar.
Vicdanları titremiyor. Bunların dinindeki beş şart; para, para, para, para ve
para.
Mübarek İslam'ı Hıristiyanlığın emrine ve onun
küresel emperyalizminin hizmetine vermekten hicap duymuyorlar.
Çin bile temel eğitimin sekizinci ve dokuzuncu
sınıflarında sosyoloji-toplumbilim derslerinde "Atatürk ve Türk Kurtuluş
Savaşı"nı ders konusu olarak işlerken…
Türkiye'de Atatürk ve Türk İstiklal Harbi, laik
ikinci cumhuriyetçiler, siyasi ümmetçiler, Kürtçüler ve diğerleri tarafından
ABD-İsrail ve AB ile koordineli bir tarzda tarihten ve Türk milletinin
hafızasından silinmek isteniyor.
Mustafa Kemal'i tarihe gömmenin tek yolu da
Anadolu'yu Türk ülkesi olmaktan çıkarmaktır.
Bugünün küreselcileri, dünün emperyalistleri
Anadolu'yu Türk yurdu saymıyor.
Churchill, Kurtuluş Savaşı'nı yapan Türkiye'yi
hedef alarak:
"Çok eskiden bu yana orada olsalar bile, yemeyip de
yanında yatanın malının sonsuza kadar onun sahibi olmasını kabul etmiyorum"
demişti. (Arudhati Roy, The Ordinary Person's Guide to Empire)
Anadolu'muzda söylenen ayrılıkçı "düetlerin"
temelinde bu felsefe yatıyor. Siyasal İslamcılar, azınlık ırkçıları, laik ikinci
cumhuriyetçiler hepsi malum merkezlerle sürekli düet yapıyorlar. Türk yurdunda
"Türk olma"nın suç sayılması, elbette bunun bir gün
hesabının sorulmayacağı manasına gelmiyor.
Prof. İbrahim Kafesoğlu Hoca'nın "Her ne olursa
olsun bu vatan coğrafyası korunmalı" sözü Anadolu toprağında doğanın, bu
toprakta beslenip büyüyenin soyunun bu toprakta süreceğinin farkında olmasını ve
bunun tarih şuuruyla desteklenmesi gerektiğini mecbur kılıyor.
Siyasal İslamcılar Müslüman Türk'ün "Türk
bilincini" kırmak istiyor.
Türk milleti yol ayrımında ve Türkiye'nin
etrafındaki ateş çemberi gittikçe daralmaktadır. Ülkemiz nükleer, kimyasal ve
biyolojik bir savaşın ortasında kalabilir.
------
Ey Türkoğlu! Sen pek safsın,
seni
herkes aldattı.
Erdim diyen, döndüm diyen çemberinden atlattı."
Kazim
Karabekir,